zaman zaman biyoteoloji olarak da anılan, ruhsallığın nöral (sinirsel) temelde incelenmesini içerir. nöroteoloji geleneksel anlamda ruhani olarak kategorize edilen, tanımlanan subjektif deneyimlerin nörolojik ve evrimsel temellerini araştırır, inceler.
1940lı yıllardan itibaren abd sağlık çevrelerinde gelişmeye başlamış bir psiko-terapi yöntemi. ilk olarak psikiyatr alan blumenthal tarafından, romancı ayn randın kitaplarından alınan ilhamla ortaya atılmıştır. yöntem temelde, kişinin kendisine üstün yetenekler ve zeka atfetmesine ve böylece mevcut eksikliklerinden doğan olumsuzlukların ortaya koyduğu ruhsal gerginlikten kurtulmasına dayanır. kişi bu yöntem doğrultusunda, hayatındaki olumsuzlukları, sürekli kişisel telkinlerle başka insanların zeka ve yetenek kusurlarına yükler, ve bu yolla güdülediği özgüvenini sürekli taze tutar. yöntem günümüzde eskisi kadar rağbet görmese de kullanılmaya devam etmektedir.
had, aşırı ve normalin dışına taşmış korku hali. aniden başlayan otonom (sempatik-parasempatik) sinir sistemi aktivitesiyle birlikte baş dönmesi, çarpıntı, titreme, sararma, terleme, kusma, idrar yapma ve dışkılama arzusu söz konusudur. ani başlayan nöbetin süresi genellikle sınırlı olmakla birlikte, birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilir. bu süre içinde kontrollü zihni faaliyet imkansızdır ve panik olan gayesizce dolaşır durur. şahsiyetini kaybetmiş gibidir ve gerçekleri değerlendirme kabiliyeti kalmamıştır. nöbet, panik olanı takatsiz bırakır.
tedavide, çabuk etkili bir müsekkini damardan vererek, nöbet kolaylıkla sonlandırılabilir. başka tedavilerin başlatılmasından önce durumun sebebi araştırılmalı ve tedaviye ona göre yön verilmelidir.
tedavide, çabuk etkili bir müsekkini damardan vererek, nöbet kolaylıkla sonlandırılabilir. başka tedavilerin başlatılmasından önce durumun sebebi araştırılmalı ve tedaviye ona göre yön verilmelidir.
bireyin herhangi bir alandaki gözlemlenebilen davranışıdır. eğitim bağlamında edim, öğrencinin derslerde yaptıklarıdır. öğrencinin herhangi bir soruya verdiği yanıt, ürettiği herhangi bir şey, arkadaşlarıyla ya da öğretmenle olan etkileşimi onun edimidir.
psikoterapist francine shapiro, abd de 1987 yılında yaratılan trauma arkası tedavi yöntemi dir. psikotraumatoloji dalına bağlı bir ruhsal tedavi yöntemi olmaktadır.
latinceden de- "uzak,ari" + mens (masdar mentis) "mantık") demek olup düşşünce bozukluğna verilen addır.
demans beyinde hasardan kaynaklanan ilerleyen bir bozukluk olup kişide yaşından beklenen beyhin performansını gösterememesidir. özellikle etkilenen bölgeler hafıza,dikkat ,dil ve problem savuşturmadır. maamafih özelde durumun ileri aşamalarında kişinin zaman oryantasyonunu kaybetmesi (yani hangi gün hangi ay hangi hafta hatta hangi yıl olduğunu bilemememesi)yer oryantasyonunu kaybetmesi(yani nerede olduğunu bilmemesi) ve kişi oryantasyonunu kaybetmesi (onların kimler olduğunu bilememe).
demans beyinde hasardan kaynaklanan ilerleyen bir bozukluk olup kişide yaşından beklenen beyhin performansını gösterememesidir. özellikle etkilenen bölgeler hafıza,dikkat ,dil ve problem savuşturmadır. maamafih özelde durumun ileri aşamalarında kişinin zaman oryantasyonunu kaybetmesi (yani hangi gün hangi ay hangi hafta hatta hangi yıl olduğunu bilemememesi)yer oryantasyonunu kaybetmesi(yani nerede olduğunu bilmemesi) ve kişi oryantasyonunu kaybetmesi (onların kimler olduğunu bilememe).
birinci dünya savaşı sıralarında bir grup amerikan psikoloğun, yapısalcılığa ve işlevselciliğe karşı çıkmaları ve bilincin iç gözlem yöntemi ile incelenmesine kuşku ile bakmaları sonucu ortaya çıkan, bilinç hallerinin değil, davranışların, gözlenebilir durumların incelenmesi gerekliliğini savunan psikoloji kuramı akımıdır.
psikolojinin bilim haline gelebilmesi için gözlenebilir, ölçülebilir fenomenlerin doğa bilimlerinde kullanılan objektif ve bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerekir. gerek yapısalcıların, gerekse işlevselcilerin kullandıkları iç gözlem yönteminin kullanılması bilime aykırıdır.
davranışçıların önde gelen temsilcileri watson, pavlov ve dashildir. bunlar bilinç kavramını bir yana bırakıp davranışları incelemişlerdir. davranışçılara uyaran (stimulus)-tepki (response) psikologları da denir. davranışçılara göre objektif tekniklerle gözlenebilen sadece çevresel uyarıcılara, insanların bu uyaranlara karşılık gösterdikleri tepkilerdir. davranışçılar, gözlem ve deney yöntemini kullanırlar. davranışçılar, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğu kanısındadırlar. bu nedenle hayvanlar üzerinde psikolojik araştırmalar yapmışlardır. örneğin pavlov koşullu öğrenme deneylerini köpekler üzerinde yapmıştır.
psikolojinin bilim haline gelebilmesi için gözlenebilir, ölçülebilir fenomenlerin doğa bilimlerinde kullanılan objektif ve bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerekir. gerek yapısalcıların, gerekse işlevselcilerin kullandıkları iç gözlem yönteminin kullanılması bilime aykırıdır.
davranışçıların önde gelen temsilcileri watson, pavlov ve dashildir. bunlar bilinç kavramını bir yana bırakıp davranışları incelemişlerdir. davranışçılara uyaran (stimulus)-tepki (response) psikologları da denir. davranışçılara göre objektif tekniklerle gözlenebilen sadece çevresel uyarıcılara, insanların bu uyaranlara karşılık gösterdikleri tepkilerdir. davranışçılar, gözlem ve deney yöntemini kullanırlar. davranışçılar, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğu kanısındadırlar. bu nedenle hayvanlar üzerinde psikolojik araştırmalar yapmışlardır. örneğin pavlov koşullu öğrenme deneylerini köpekler üzerinde yapmıştır.
insanın kendini benliğinden sıyrılmış olarak görmesi, duyması.
çeşitli şekilleri vardır: kendini yabancı sayma duygusu, bedensel veya ruhsal kişiliğin yitimi ve gitgide tüm şahsiyetin değişmesi. bu hastalık bir şizofreni belirtisidir. bazı hallerde bunu psikasteni hastalarının kendini noksan görme duygusundan ayırd etmek güçtür.
çeşitli şekilleri vardır: kendini yabancı sayma duygusu, bedensel veya ruhsal kişiliğin yitimi ve gitgide tüm şahsiyetin değişmesi. bu hastalık bir şizofreni belirtisidir. bazı hallerde bunu psikasteni hastalarının kendini noksan görme duygusundan ayırd etmek güçtür.
verilen bir konunun ne ölçüde hatırlandığını anlamak için yapılan yoklama sonunda hafızanın güçlenmesidir.
bu güçlenme günlerce sürer ve özellikle yazı parçalarıyla ilintilidir (şiirler, anlamlı nesir parçaları). olay, ballard’ın yaptığı bir deneyle 1913 yılında ortaya kondu.
üzerinde deney yapılan kimse, şiir ve nesir parçaları, anlamsız heceler gibi sözle ilintili çeşitli malzemeyi ezberlemek zorundaydı; ama öğrenme süresi, öğrenilecek malzemeyi tam olarak benimsemesine yetmeyecek kadar kısaydı. öğrenme döneminden hemen sonra, denekler hatırlama yöntemine göre bir ezber yoklamasından geçiriliyordu; denekten neyi hatırlıyorsa onu söylemesi isteniyordu. 24 saat ile 7 gün arasında değişen bir süre içinde ikinci bir yoklama daha yapılıyordu. ballard, öğrenme döneminin hemen sonunda değil de 2 veya 3 gün sonra yoklama yapılırsa, hatırlama yüzdesinin daha yüksek olduğunu gördü. öğrenme döneminin hemen sonunda hatırlanan bir şiirin unsurları %100 sayılacak olursa; iki gün sonra yapılan yoklamada bu miktar %117’ye; altı gün sonra ise %100’ün üstünde çıkıyordu.
ballard olayı, genel olarak brown’un varsayımına dayanır (1923). bu varsayıma göre, her hafıza yoklanması (hatırlatma), verilen cevapları pekiştirdiği için, daha sonraki bir hatırlamada bu cevapların verilmesi ihtimalini arttırır; hatta, aynı konuyla ilintili yeni cevapların verilmesine de yol açar.
1954’te ammon ve irion, ballard’ın deneyini yeniden ele aldılar ve öğrenme döneminden hemen sonraki hatırlatma ortadan kaldırılacak olursa, ballard olayının da ortadan kalkacağını gösterecek bu varsayımı doğruladılar.
bu güçlenme günlerce sürer ve özellikle yazı parçalarıyla ilintilidir (şiirler, anlamlı nesir parçaları). olay, ballard’ın yaptığı bir deneyle 1913 yılında ortaya kondu.
üzerinde deney yapılan kimse, şiir ve nesir parçaları, anlamsız heceler gibi sözle ilintili çeşitli malzemeyi ezberlemek zorundaydı; ama öğrenme süresi, öğrenilecek malzemeyi tam olarak benimsemesine yetmeyecek kadar kısaydı. öğrenme döneminden hemen sonra, denekler hatırlama yöntemine göre bir ezber yoklamasından geçiriliyordu; denekten neyi hatırlıyorsa onu söylemesi isteniyordu. 24 saat ile 7 gün arasında değişen bir süre içinde ikinci bir yoklama daha yapılıyordu. ballard, öğrenme döneminin hemen sonunda değil de 2 veya 3 gün sonra yoklama yapılırsa, hatırlama yüzdesinin daha yüksek olduğunu gördü. öğrenme döneminin hemen sonunda hatırlanan bir şiirin unsurları %100 sayılacak olursa; iki gün sonra yapılan yoklamada bu miktar %117’ye; altı gün sonra ise %100’ün üstünde çıkıyordu.
ballard olayı, genel olarak brown’un varsayımına dayanır (1923). bu varsayıma göre, her hafıza yoklanması (hatırlatma), verilen cevapları pekiştirdiği için, daha sonraki bir hatırlamada bu cevapların verilmesi ihtimalini arttırır; hatta, aynı konuyla ilintili yeni cevapların verilmesine de yol açar.
1954’te ammon ve irion, ballard’ın deneyini yeniden ele aldılar ve öğrenme döneminden hemen sonraki hatırlatma ortadan kaldırılacak olursa, ballard olayının da ortadan kalkacağını gösterecek bu varsayımı doğruladılar.
kronik veya geçici rahatsızlıktan dolayı oluşan ağrının zaman içerisinde hasta tarafından daha az algılanması veya ağrı duygusunun geçici bir süre algılanmamasıdır. bir başka şekilde aynı derece rahatsızlığı olan hastalarda ağrı duygusunun farklı şiddetlerde algılanması olarakta tanımlandırılır. örneğin bir hasta ağrıdan bayılabilirken diğeri aynı tepkileri göstermeyebilir.
zihnin çalışma ilkelerinin bütünsellik, paralellik ve kendi kendi kendisini düzenleme olduğunu öne süren psikoloji teorisi. 20.yyın ilk yarısında, almanyada ortaya çıkmıştır.
gestalt yaklaşımı için verilen klasik örnek, bir sabun köpüğünün kendiliğinden, yüzeyindeki tüm noktaların basınç gücüyle paralel hareketinden ortaya çıkıvermesidir. bu kendiliğindenliğin karşıtı, bir bilgisayarda aynı sabun köpüğünü oluşturmak için gerekecek çözümleme, matematik formülü, yüzeydeki her zerrenin tek tek hesaplanması ve çizilmesini gerektiren atomist yaklaşımdır.
duyularımızın, özellikle görme duyumuzun şekillendirme eğilimine, parçaları bütünleştirerek algılamasına gestalt etkisi denir.
gestalt yaklaşımı için verilen klasik örnek, bir sabun köpüğünün kendiliğinden, yüzeyindeki tüm noktaların basınç gücüyle paralel hareketinden ortaya çıkıvermesidir. bu kendiliğindenliğin karşıtı, bir bilgisayarda aynı sabun köpüğünü oluşturmak için gerekecek çözümleme, matematik formülü, yüzeydeki her zerrenin tek tek hesaplanması ve çizilmesini gerektiren atomist yaklaşımdır.
duyularımızın, özellikle görme duyumuzun şekillendirme eğilimine, parçaları bütünleştirerek algılamasına gestalt etkisi denir.
elyazısını inceleyen bir bilim dalı. psikologların ortaya attığı bu teoriye göre, diğer davranış şekilleri gibi, elyazısı da insanın şahsiyeti hakkında bilgi vermektedir. bu teori her şahsın belirli bir şahsiyet ve davranışlarında devamlılık göstereceğini kabul etmektedir.
elyazısının zaman ile değiştiği doğrudur. hastalık, ruhî gerginlik gibi hallerde de elyazısı değişmektedir. fakat şahsiyet üzerine ilmî bir çalışmanın yalnız bu teori üzerine kurulması mümkün değildir. ama örneğin yıllar içinde saklanan defterler sayesinde el yazınızdaki ciddi değişikliklerin bir arada incelenebilmesi olanağı sayesinde neredeyse karakterden sağlık durumunuza kadar herşeyi öğrenebilirsiniz. en bir yıllık yazılarınızın birlikte incelenmesi ile birlikte el yazınıza bakılarak check-up yapılmasıda mümkün olan incelemeler arasında yer alır. bunların dışında henüz yazı yazmayı bilmeyecek kadar küçük yaşta olan çocukların yaptığı resimler ya da sadece çizgiler onun gelecekte nasıl yetenekleri olacağına dair de bilgiler vererek onların hayat içinde daha iyi yönlendirilmesine yardımcı olur.
psikoloji ilmi içinde elyazısı ile karekterleri belirleme ve ölçme metodları henüz geliştirilmemiştir. yine de elyazısı stiliyle şahsiyet arasındaki alakayı gösteren tecrübi sonuçlar mevcuttur. bu bakımdan grafoloji, davranış ilminde son zamanlarda önemli bir yer tutmaya başlamıştır. yalnız yukarıda anlatılanlar adli (in. en:forensic) grafoloji için geçerli değildir. adli grafoloji, bir imzanın asıl mı, kopya mı olduğunu veya iki ayrı belgenin aynı şahıs tarafından yazılıp yazılmadığı gibi konuları inceler. bulduğu neticeler adli delil kabul edilir.
türkiye, grafolojide türkiyede pek fazla araştırma yapılmamıştır. grafoloji konusunda doktora tezi yapan ve grafolojiyi psikolojiyle birleştirerek incelemelerine devam eden psk. dr. nursu marmara bu konudaki ilk bilimsel çalışmaları yapmıştır.
elyazısının zaman ile değiştiği doğrudur. hastalık, ruhî gerginlik gibi hallerde de elyazısı değişmektedir. fakat şahsiyet üzerine ilmî bir çalışmanın yalnız bu teori üzerine kurulması mümkün değildir. ama örneğin yıllar içinde saklanan defterler sayesinde el yazınızdaki ciddi değişikliklerin bir arada incelenebilmesi olanağı sayesinde neredeyse karakterden sağlık durumunuza kadar herşeyi öğrenebilirsiniz. en bir yıllık yazılarınızın birlikte incelenmesi ile birlikte el yazınıza bakılarak check-up yapılmasıda mümkün olan incelemeler arasında yer alır. bunların dışında henüz yazı yazmayı bilmeyecek kadar küçük yaşta olan çocukların yaptığı resimler ya da sadece çizgiler onun gelecekte nasıl yetenekleri olacağına dair de bilgiler vererek onların hayat içinde daha iyi yönlendirilmesine yardımcı olur.
psikoloji ilmi içinde elyazısı ile karekterleri belirleme ve ölçme metodları henüz geliştirilmemiştir. yine de elyazısı stiliyle şahsiyet arasındaki alakayı gösteren tecrübi sonuçlar mevcuttur. bu bakımdan grafoloji, davranış ilminde son zamanlarda önemli bir yer tutmaya başlamıştır. yalnız yukarıda anlatılanlar adli (in. en:forensic) grafoloji için geçerli değildir. adli grafoloji, bir imzanın asıl mı, kopya mı olduğunu veya iki ayrı belgenin aynı şahıs tarafından yazılıp yazılmadığı gibi konuları inceler. bulduğu neticeler adli delil kabul edilir.
türkiye, grafolojide türkiyede pek fazla araştırma yapılmamıştır. grafoloji konusunda doktora tezi yapan ve grafolojiyi psikolojiyle birleştirerek incelemelerine devam eden psk. dr. nursu marmara bu konudaki ilk bilimsel çalışmaları yapmıştır.
hastalığın başlangıç yaşı değişkenlik göstermektedir. çoçuklarda çok nadir ortaya çıkan hastalığın ilk ortaya çıkış yılları 18-25 yaş arasıdır. hastalık 30-40’lı yaşlarda yüzünü ciddi biçimde göstermektedir.
panik atağın genetik olup olmadığı konusunda herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.
panik atak krizi geldiğinde 5-45 dakika sürmekte ve şiddeti hastadan hastaya değişmektedir.
panik atak hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır. krizler ve ölüm korkusu gibi nedenlerle hasta evde tek başına kalamamak, tek başına dışarı çıkamamak gibi olumsuzluklarla karşılaşmaktadır. sürekli başına kötü bir şey geleceği ve yabancıların ona yardım etmeyeceğinden korkan bazı hastalar mesleklerini sosyal hayatlarını bırakmak zorunda kalabilmektedirler. korkuların ve yaşananların ciddiye alınmaması ise ailevi ilişkilerin zedelenmesine dahi yol açabilmektedir. izole bir hayat yaşayan hastaların durumu ise ağırlaşmaktadır.
panik atağın genetik olup olmadığı konusunda herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.
panik atak krizi geldiğinde 5-45 dakika sürmekte ve şiddeti hastadan hastaya değişmektedir.
panik atak hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır. krizler ve ölüm korkusu gibi nedenlerle hasta evde tek başına kalamamak, tek başına dışarı çıkamamak gibi olumsuzluklarla karşılaşmaktadır. sürekli başına kötü bir şey geleceği ve yabancıların ona yardım etmeyeceğinden korkan bazı hastalar mesleklerini sosyal hayatlarını bırakmak zorunda kalabilmektedirler. korkuların ve yaşananların ciddiye alınmaması ise ailevi ilişkilerin zedelenmesine dahi yol açabilmektedir. izole bir hayat yaşayan hastaların durumu ise ağırlaşmaktadır.
birçok psikiyatrik bozuklukta ve bazı fiziksel hastalıklarda görülen yoğun korku, kaygı, yoğun endişe karışımı bir nöbettir.
günümüzün değişken, oynak yaşam ortamlarında, yaşam kaygılarının artması, maddi ve manevi kaos ile belirsizlik durumunun yarattığı “hiçlik duygusu”nun çoğalmasıyla paralellik gösteren panik atak, tüm dünyada toplum sağlığını tehdit eder boyuta gelmiş durumdadır.
uzmanlar tarafından “psikolojik bir sendrom” olarak tarif edilmesine karşın, hasta, çoğunlukla yaşadıklarının gerçekten fiziksel kaynaklı sorunlar olduğunu ama kimsenin hastalığının gerçek sebebini bulamadığını düşünmektedir. doktorların hastanın durumuna “psikolojik” tanısı koymasının ardından, bu kere bilinçsiz hasta yakınlarının tavrı hastaya zarar vermektedir. panik atağın önemsiz bir sorun olduğunun düşünülmesi ve kişiye “hastalık hastası” yakıştırmasının yapılması panik ataklı hastanın durumunu zorlaştırmaktadır. kendisini yalnız ve çaresiz hisseden hasta ise kısır döngü içüne girmektedir.
günümüzün değişken, oynak yaşam ortamlarında, yaşam kaygılarının artması, maddi ve manevi kaos ile belirsizlik durumunun yarattığı “hiçlik duygusu”nun çoğalmasıyla paralellik gösteren panik atak, tüm dünyada toplum sağlığını tehdit eder boyuta gelmiş durumdadır.
uzmanlar tarafından “psikolojik bir sendrom” olarak tarif edilmesine karşın, hasta, çoğunlukla yaşadıklarının gerçekten fiziksel kaynaklı sorunlar olduğunu ama kimsenin hastalığının gerçek sebebini bulamadığını düşünmektedir. doktorların hastanın durumuna “psikolojik” tanısı koymasının ardından, bu kere bilinçsiz hasta yakınlarının tavrı hastaya zarar vermektedir. panik atağın önemsiz bir sorun olduğunun düşünülmesi ve kişiye “hastalık hastası” yakıştırmasının yapılması panik ataklı hastanın durumunu zorlaştırmaktadır. kendisini yalnız ve çaresiz hisseden hasta ise kısır döngü içüne girmektedir.
teknolojinin ve bilimin hızla geliştiği günümüzde, hala dünyada pek çok okulda geleneksel eğitim ve öğretim yolları kullanılmaya devam ediliyor. okullarda yıllardır uygulanan, kuralları olan ve bol miktarda veriyi ezberlemeye dayalı eğitim sistemine teknoloji toplumunda daha az ihtiyaç duyulacaktır. teknoloji ve bilim toplumunda “ problem çözme yeteneği, derinlemesine düşünme ve yaşam boyu aktif öğrenme” giderek daha önemli hale gelecektir. yıllarca insanların doğuştan geldiğine inanılan belli bir zekaya sahip olduğu, yaşamını onunla sürdürdüğü görüşü hakimken artık günümüzde insan zekasının sınırları, araştırmalarla birlikte yeniden çizilmeye başlandı. günümüzde iq nun hayattaki başarı konusunda zayıf bir gösterge olduğuna dair pek çok bulgu ortaya çıkarılmıştır. iq nun doğru kabullenilip yıllarca hakimiyetini sürdürmesi sonucu, toplumlar zekanın sınırlı olarak ele alınması ile belirlenen kalıba uymayan pek çok yaratıcı akıldan mahrum kalmıştır. geçen uzun yıllar sonunda ortaya çıkan ürünler hem eğitimciler hem de aileler açısından hiç umut verici değildi. çünkü okul hayatı boyunca başarılı sayılan öğrenciler, mezuniyet sonrası büyük sıkıntılarla iş hayatına girebiliyor ve gerçek hayata uyumda pek çok sıkıntı yaşıyorlardı. bunun gibi “zeki” diye adlandırılan pek çok öğrenci inanılmaz davranışlarla toplumu şaşırtıyor ve antisosyal tavırlarla anne babaları endişelendiriyordu. 1980’li yılların başlarından itibaren dünyanın gelişmiş denilen ülkelerinin pek çoğunda ahlaki anlamda bir çöküşle birlikte bilim adamları, eğitimciler ve aileler, gençler adına binlerce hayal kırıklığı yaşamaya başladılar. bir öğrenme psikoloğu olan howard gardner zeka kavramına farklı bir boyut getirdi. gardner, 1983’te yazdığı “ aklın çerçeveleri” adlı kitabında kültürlerin ve bilim adamlarının zekayı çok kısıtlı olarak tanımlayarak ele aldıklarını, zekanın bir veya birkaç faktörden çok daha fazlasını içerdiğini ve her insanda 7 farklı zekanın bulunduğu tezini ortaya attı. harward üniversitesi eğitim profesörlerinden olan haward gardner çoklu zeka teorisini ortaya atmadan önce pek çok bilimsel araştırma sonucundan faydalandı. bu çalışmalar sonucu insan beyninin farklı bölümlerden oluştuğu ve her bir bölümün özel işlevlere sahip olduğu gerçeği ortaya çıktı. prof. gardner, çalışmaları sonucu zekayı yeniden tanımladı. zeka, değişen dünyada yaşamak ve değişimlere uyum sağlamak amacıyla her insanda kendine özgü bulunan yetenekler ve beceriler bütünüdür. insan zekası yaşamın her anında, bir makineyi icat ederken, bir hedefi gerçekleştirirken, insanları ikna ederken, bir söküğü dikerken veya bir resim çizerken, bir rolü canlandırırken çok farklı zaman ve durumlarda harekete geçer ve kullanılır.
gardner, zeka diyerek adlandırdığı 7 farklı beceriyi öğrenme, problem çözme ve insan olma için etkili birer araç olarak tanımladı. her insan sahip olduğu zekalarla birlikte farklı bir öğrenme, problem çözme ve iletişim kurma yöntemine sahiptir. dünya tarihine şöyle bir bakıldığında, gardner’ın teorisini destekleyen pek çok önemli ayrıntıya, olaya rastlanabilir. dünyanın en ünlü atletleri , en büyük müzisyenleri girdikleri iq sınavlarından çok düşük puanlar almışlardır. böylesine düşük iq puanlarına göre bu insanlara zeki diyemiyorsak, onları kendi alanlarında bu denli başarılı kılan ne olabilir? bu başarılı insanların zihinsel yeterliliği farklı ilgi ve beceri alanları ile yeniden tanımlanabilir. çünkü her insanın kendini ifade ederken kullandığı dil farklıdır. bir müzisyen kendini yaptığı bestelerle, bir tiyatrocu kendini canlandırdığı rollerle ya da bir ressam çizgileri ile kendini ifade eder. her insan farklıdır. tektir ve özeldir. her insanın da insanlık kültürüne katkısı farklı yönlerdedir. prof. gardner yıllar boyu hakimiyetini sürdüren insanların tek bir zekaya sahip oldukları iq denen zeka anlayışını kırdı. gardner’a göre insanların sahip oldukları çoklu zekaların her biri yaşamak, öğrenmek, problem çözmek ve insan olmak için kullanılan etkili birer araçtırlar.
gardner, zeka diyerek adlandırdığı 7 farklı beceriyi öğrenme, problem çözme ve insan olma için etkili birer araç olarak tanımladı. her insan sahip olduğu zekalarla birlikte farklı bir öğrenme, problem çözme ve iletişim kurma yöntemine sahiptir. dünya tarihine şöyle bir bakıldığında, gardner’ın teorisini destekleyen pek çok önemli ayrıntıya, olaya rastlanabilir. dünyanın en ünlü atletleri , en büyük müzisyenleri girdikleri iq sınavlarından çok düşük puanlar almışlardır. böylesine düşük iq puanlarına göre bu insanlara zeki diyemiyorsak, onları kendi alanlarında bu denli başarılı kılan ne olabilir? bu başarılı insanların zihinsel yeterliliği farklı ilgi ve beceri alanları ile yeniden tanımlanabilir. çünkü her insanın kendini ifade ederken kullandığı dil farklıdır. bir müzisyen kendini yaptığı bestelerle, bir tiyatrocu kendini canlandırdığı rollerle ya da bir ressam çizgileri ile kendini ifade eder. her insan farklıdır. tektir ve özeldir. her insanın da insanlık kültürüne katkısı farklı yönlerdedir. prof. gardner yıllar boyu hakimiyetini sürdüren insanların tek bir zekaya sahip oldukları iq denen zeka anlayışını kırdı. gardner’a göre insanların sahip oldukları çoklu zekaların her biri yaşamak, öğrenmek, problem çözmek ve insan olmak için kullanılan etkili birer araçtırlar.
yalnız acı verici duyuma karşı değil, aynı zamanda acı verici duyum meydana getirebilecek her şeye karşı duyulan aşırı bir korku. normal bir insanda görülenden çok daha anormal ve sabit haldedir. kişiye büyük zararlar veren ve sık tekrarlanan bu fobi, kişinin psikolojik acı çekmesine yol açarak, bir kısır döngü halinde, tekrar fobiyi uyandırır ve acı yaratır. bu döngü kişi için oldukça yıpratıcıdır. oldukça abartılı olan bu acı korkusu, anksiyeteye yol açabilir.
fobiler arasında sık görülen, eskiden yalnız meydanlardan, açık yerlerden korku olarak bilinen bir anksiyete bozukluğudur. şimdi ise agorafobi çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten, örneğin sinema, tiyatro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, uçak gibi yerlerde duyulan korkular artık agorafobi sayılmaktadır. panik bozukluğuna bağlı olmayan fobinin nadir olduğu anlaşılmaktadır. çoğu agorafobinin temelinde panik nöbetleri bulunmaktadır. yani hasta panik nöbetleri geçireceği korkusu yüzünden yalnız başına sokağa çıkamamakta, kalabalığa girememektedir. bu nedenle dsm iii-r‘ye göre agorafobi belli bir durumdan ağır kaçınma davranışı gösteren panik bozukluğudur. icd-10’da ise asıl tanı agorafobidir ve bunda panik bozukluğu olabilir veya olmayabilir. agorafobi bireyin herhangi bir yerde panik nöbeti geçirme ve ordan çıkamama, tıkanıp kalma, hiçbir seçeneği olmama korkusudur. ağır agorafobikler yaşamın birçok etkinliğinden uzaklaşır. bir süre sonra yaşamları o kadar kısıtlanabilir ki zamanla ciddi çöküntü durumlarına da girebilirler.
bilgi sahibi olamadığımız şeylerle ilgililenir, açıklanamayan olayları açıklamaya çalışır.
bir şahsın, çevresindekiler hakkında aşırı şüpheciliğini tanımlamak için kullanılır. böyle bir kişiye yapılan tavsiyeler, iyi niyetli bile olsa, o kişi tarafından kötü niyetle yapılmış olarak algılanır. başkalarının kendisi hakkında komplo yaptığı kuruntusuna kapılabilir, kendilerine veya mülklerine karşı bir tehdit olduğu endişesi içine düşer. bu düşünceler, o şahısa büyük rahatsızlık verir. çevresindekiler de, bu durumdan rahatsız olur.
psikiyatrist, emil kraepelin, en önemli veya yegâne belirtinin kuruntulu inançlar olduğu ruhsal hastalıkları tanımlamak için, paranoya terimini, kullanmıştır. terimin kati kullanımı zaman içinde değişmiştir. kraepelin’in tanımlaması, günümüzde genel olarak terkedilmiştir. psikiyatristler tarafından, günümüzdeki kullanımıyla, paranoya, kişinin kendisine yönelik (ben merkezli) herhangi bir kuruntuyu işaret etmek için kullanılır. daha belirli olarak, eziyet korkusuna yol açan bir kuruntuya işaret etmek için kullanılır. bundan dolayı, psikiyatrik kullanım değişebilir.
psikiyatrist, emil kraepelin, en önemli veya yegâne belirtinin kuruntulu inançlar olduğu ruhsal hastalıkları tanımlamak için, paranoya terimini, kullanmıştır. terimin kati kullanımı zaman içinde değişmiştir. kraepelin’in tanımlaması, günümüzde genel olarak terkedilmiştir. psikiyatristler tarafından, günümüzdeki kullanımıyla, paranoya, kişinin kendisine yönelik (ben merkezli) herhangi bir kuruntuyu işaret etmek için kullanılır. daha belirli olarak, eziyet korkusuna yol açan bir kuruntuya işaret etmek için kullanılır. bundan dolayı, psikiyatrik kullanım değişebilir.
sigmund freudun çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir. bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır. analistin amacı hastanın transferansın sorgulanmamış ya da bilinçdışı engellerinden, yani artık işe yaramayan ve özgürlüğü kısıtlayan eski ilişki kalıplarından, serbest kalmasına yardım etmektir.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?