confessions

angelus

- Yazar -

  1. toplam entry 19883
  2. takipçi 1
  3. puan 442109

meditasyon

angelus
meditasyon günümüzde aşağı yukarı her ülkede uygulanmaktaysa da kökeni ve en yaygın uygulandığı yer doğu’dur. doğu’da özellikle mistisizm bünyesinde yer alan meditasyona bazıları mistik meditasyon adını verir. doğu’daki mistik meditasyon genellikle inzivaya çekilmenin, çileciliğin, sıkı perhiz gibi sert disiplin uygulamalarının bulunduğu ortamlarda söz konusu olmakta ve uzun süren periyotlar halinde yapılmaktayken, batı’da meditasyon genellikle günlük yaşamın bir parçası olarak ele alınmakta ve günde bir ya da iki kez, yaklaşık yarımşar saatlik süreyle yapılmaktadır. batılılar, meditasyonu genellikle şifa, streslerden kurtulma, rahatlama, yaratıcılık, başarı, psişik güçlerini geliştirme, ilişki, kendine güven duyma gibi amaçlarla yaparlar. meditasyonun batı’daki yaygın biçimi hinduizm ve budizm kökenli tekniklerden türetilmiş olup batı’da 1960’lardan itibaren popülerlik kazanmıştır.

meditasyon

angelus
başlıca iki çeşit meditasyon yöntemi vardır:

1- konsantrasyon yöntemi: dikkatin tek bir noktada toplanmasına dayanır. zihnin konsantre olduğu bu nokta, soyut bir düşünce, bir mandala, bir yantra (bir geometrik biçim), bir koan (bilmecemsi zen soruları), bir mantra (bir ses, sözcük, cümle veya şarkı), bir mum alevi, solunum kontrolü veya bir başka şey olabilir. konsantre olunan şey hangi düşünce ya da hangi konuysa, dış uyaranlardan etkilenmemeyi becererek ve zihne girmeye çalışan konu-dışı fikirleri geri göndererek o konu üzerinde derin ve ayrıntılı bir biçimde ve zorlanmadan düşünmek söz konusudur. bununla birlikte konuyla ilgili bilinmesi gerekli noktalar varsa, bunların zihinde biçimlenmesine izin verilir. bu şekilde, tek konudan ilham alınarak yeni şeyler öğrenilebilir. düşünce kendi konusunun dışına kaçmak eğilimini gösterir göstermez, derhal müdahale edilerek, sükunetle, ilk konuya yeniden dönülür. esas olan, konuyla ilgili yeni sezgileri alabilmektir, henüz bilinmeyen hakikat ve kavramların zihin alanında yer bulabilmelerini sağlamaktır.

meditasyon sırasında gözlerin kapalı bulunmasının daha iyi sonuç verdiği bilinmektedir. bir ses, bir sözcük, bir cümle veya bir şarkı biçimindeki mantraların tekrarının, özellikle meditasyonun sürekliliğini sağlayan monoton bir uyaran olması bakımından yararı bulunmaktadır. ayrıca, kimilerine göre, bazı mantralar ses titreşimleri yoluyla yaratılan birtakım tesirlerle de meditasyoncuya yararlı olmaktadırlar. mantralar dinlere göre ve bir üstadın öğrencisi hakkındaki kişisel belirlemelerine göre değişirler. meditasyoncu, düşünürken aklına başka şeyler gelirse, sükunetle mantrasını tekrar eder ve ana konuya geri döner. kısaca, meditasyonda mantra bir anahtar gibi kullanılır.

2- "bilinç ayrışması" olarak adlandırılan ikinci yöntem ise, ne olup bittiğini tarafsız bir gözlemle izleme yöntemi olarak açıklanabilir. bu yöntemin en tanınmış şekli zen’deki zazen uygulamasıdır. bu ikinci yöntemin uzakdoğu’da kullanılan bir başka biçimi de şöyle açıklanır: önceden kararlaştırılmış, konsantre olunacak herhangi bir konu yoktur, zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir. meditasyon ilerledikçe zihni boş tutabilme süresi de uzar. bu boşluk sırasında zihne ilham gelmesi söz konusu olur. zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir. zihnin sükunetle boş bırakılmasının amacı içte sezgisel olarak belirebilecek bu tesirlere yer ayırmaktır. bu tür sezgiler insana diğer zamanlarda da gelmekle birlikte, meditasyon halinde daha kolay, daha açık, daha güçlü ve daha özgün halde gelirler. fakat zihni boş tutmaya dayalı yöntemin yeterince bilgi ve görgüye sahip olmadan yapılması obsesyon denilen büyük bir tehlikeyi davet edebilir.

meditasyon

angelus
latince meditatio kelimesinden türetilmiş, sözcük anlamıyla birçok batı dilinde "derin düşünme" anlamına gelmekte bir terim olup, mistik anlamıyla, sözlüklerde, "kişinin iç huzuru, sükunet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimlerine verilen ad" olarak tanımlanır. meditasyon tekniklerine, ait oldukları, budizm (hindistan), taoizm (çin), bön (tibet) ve zen (japonya) gibi inanç sistemlerine göre ve izledikleri yöntemlere göre değişik adlar verilmiştir. ayrıca günümüzde mevcut farklı inanç sistemleri, mezhepler ve ekoller meditasyonu farklı olarak yorumlamakta ve farklı şekillerde uygulamaktadırlar. bu bakımdan standart ya da tekbiçimli bir meditasyondan söz etmek olanaksızdır.

modus operandi

angelus
seri katillerin ceset uzerine veya olay mahaline yaptığı kişisel değişiklikleridir. (örnek olarak: parmak alınması, duvara kanla yazı yazmak.) modus operandi’siyle ünlü olan karındeşen jack gibi katiller şu an bile anlaşılamamıştır. ayrıca modus operandi yapan katilin psikolojisi ile ilgili çok ayrıntılı ipuçları içerir. bir modus operandi ayrıca geçmişteki cinayetleri çözmede de yardımcı olur.

terör yönetimi kurami

angelus
1980’lerde sheldon solomon ve arkadaşları tarafından geliştirilen psikoloji kuramı. solomon, bu kuramı geliştirirken ernest becker’in the denial of death (ölümün inkarı, 1973) adlı eserinden ve freud’un ölümü hatırlatan her şeyin insanlarda çeşitli mistik inançları canlandırdığı düşüncesinden esinlenmiştir.

terör yönetimi kuramı’na göre, insanın ölümlü olduğu düşüncesi her bir bireye varoluşsal bir kaygı vermektedir. kültür, insanların yaşamına anlam, düzen ve süreklilik sağlayarak bu varoluşsal kaygıyı azaltmaktadır. kişi, kültürel değerlere bağlandıkça ve yaşamını bu değerlere bağlı olarak ortaya çıkan normlara göre düzenledikçe kendini güvende hisseder. bağlı olduğu kültürel değerlerin ve normların doğruluğuna ve haklılığına inanan bireyler, yaşamlarını anlamlı bulmaya başlarlar. çevrelerindeki diğer insanların da aynı değerleri ve normları benimsemesi, bireylerin kendine güvenini ve yaşamlarının anlamlılığına olan inançlarını arttırır. çevrelerindeki diğer insanların kendilerininkinden farklı inançlara sahip olması ise yaşamın anlamlı olduğu düşüncesini tehdit ederek bireylerin kendilerine güvenlerini düşürür. bireyler, bu olumsuz duygudan kurtulmak için farklı yollar izlerler: diğerlerinin inançlarını ve düşüncelerini reddedebilirler; bu inançları ve inançların sahiplerini küçümseyebilirler; ya da bu farklı inanç sahiplerini kendi inançlarına çekmeye çalışabilirler.

araştırmalar, kendilerine ölümlü oldukları hatırlatılan bireylerin kültürel dünya görüşlerine daha sıkı bağlandıklarını göstermiştir. büyük travmalar (9 eylül olayı gibi) yaşayan bireylerin ve toplulukların gelenekleri, kurulu düzeni, otoriter dünya görüşünü savunan liderlerden etkilenmeye daha eğilimli oldukları; dış tehdit potansiyeline karşı aşırı duyarlı oldukları ve kendilerini tehdit ettiğini düşündükleri unsurlara karşı verdikleri tepkilerin aşırı düşmanca olduğu ortaya konmuştur.

9 eylül olayları ve ardından abd’de george bush’un, ingiltere’de tony blair’in ve avusturya’da john howard’ın yeniden başkan seçilmesi, terör yönetimi kuramı’nın medyanın dikkatini çekmesine yol açmıştır.

bu teoriye getirilen başlıca eleştiri, üniversite öğrencilerinden veri toplanarak yapılan yaklaşık yüz elli küçük ölçekli çalışmanın sonuçlarına bağlı olarak geliştirilmiş olmasıdır. bu çalışmalarda katılımcılar kendilerinin ölümlü oldukları üzerinde düşünmeye yönlendirilmiş, daha sonra dünya görüşlerini ve kendilerine güvenlerini korumalarını sağladığı varsayılan çeşitli inanç ve davranışlarındaki değişim gözlenerek ölçülmüştür. sonuçlar, bir gün ölecekleri kendilerine hatırlatılan bireylerde özgüven kaybı ve kendi dünya görüşlerine bağlılıkta artış olduğunu göstermiştir. ancak, bu değişimin öne sürüldüğü gibi bilinçaltı ölüm korkusunun dışavurumu olduğu henüz gösterilebilmiş değildir.

kültürel psikoloji

angelus
psikolojinin alt dallarından biridir. kültür ve zihin kavramlarının ayrılamaz olduğu, bu yüzden de zihnin nasıl çalıştığına yönelik evrensel kanunların olmadığı ve bir kültürde geliştirilen psikolojik kuramların geçerliliğinin yalnızca o kültürle sınırlı olduğu varsayımlarına dayanır. sosyal psikoloji, gelişim psikolojisi, bilişsel psikoloji gibi psikoloji dalları kültürel psikolojiyi besler ve kültürel psikoloji ile zenginleşir. kültürel psikoloji içersinde günümüzde en çok rağbet gören konular, kuzey amerika ve uzak doğu kültürlerinin dikkat, algı, biliş ve benlik açılarından farklılıklarıdır.

baskınlik

angelus
başkalarıyla yüzyüze ilişkilerde baskın olma veya liderlik rolünü alma eğilimi.

kavramların baskınlık sırası, tecrübi psikolojide kullanılan bazı kavramların, diğer bazı kavramlara oranla, deneklerin ortalaması tarafından daha çabuk tanınabilmesi. genel psikolojide baskınlık kişinin teslim olması veya başkalarının hakimiyetine boyun eğmesi şeklinde tanımlanan altkınlık (submission) ile birlikte, toplum hayatına uymanın iki esas tarzı olarak kabul edilir. diğer kişilik nitelikleri gibi baskınlık ve altkınlık da her fert için her durumda her zaman sabit ve yerleşik değildir. fakat baskın ve altkın davranış keyfi olarak değişmez veya kesin bir uyarım ortamına bağlı kalmaz. bu niteliklerin ölçümlerine tam güvenilebilir ve genel davranışın önceden tahmini başarılıdır. kurala aykırı durumlar bulunsa da her ferdin kendine baskın-altkın yönde bir rahatlama düzeyi bulması ve bu düzeyi değişik ortamlarda devam ettirmesi bir kuraldır. amarikalı psikolog g. allport, baskınlık ve altkınlık tek bir bölünmezlik içinde sınıflandırılmaya müsait ise de aynı nitelik olduğunu ve baskınlığın sadece altkınlığın yokluğu olmayıp, kendi başına bir yaşama tarzı olduğunu söyler. mc. dougall da altkınlığının pozitif karekteri üzerinde durarak bunu asli bir içgüdü olarak tanımlanır.

kavramların baskınlık sırası, psikolog e. heidbreder tarafından 1946 ve 1947’de ortaya kondu. heidbreder bu gerçeği “kavram oluşması” denen deneylere ve çok yönlü sınıflama denemelerine dayanarak gözönüne serdi. bu deneylerde kavram, bir şekiller grubunun ortak unsurudur. denek, bu unsuru başka unsurlarla karışmış olduğu vakit bulup çıkarmakla görevlidir. bu sınıflama deneylerinde, deneğin ilk önce aklına gelen konu sınıflama ilkesidir; şekli, rengi ve sayıyı daha sonra düşünür. ister yazı ile ilgili tasarımlar, isterse bunlara tekabül eden kelimeler kullanılsın, baskınlık sırası değişmez. bu durum şunu gösterir: kelimeler algı ile ilgili değerleriyle değil de, ancak anlamları yoluyla etkili olurlar. oysa anlamlar, en eski oldukları ve en kullanışlı olan düzenlere yöneldikleri için nesnelerle ilgilidirler (nesne, insanın ilkin, dokunduğu, ele alıp kullandığı şeydir). işte, nesne kavramının baskınlığını açıklanması bu gerçeğe dayanmaktadır.

kollektif hipnoz

angelus
hipnotizör’ün birden fazla sujeyi uygun şartlarda ayni anda hipnotik uykuya sokmasıdır. genel kanının aksine; kendilerinin istemeleri halinde, zeki, genç ve dikkatini bir noktada toplama özelliğine sahip kişilerin hipnotize edilmeleri daha kolaydır.

kişisel gelişim

angelus
"kişisel gelişim" veya "bireysel gelişim" 2. ifade daha sosyal bir imaj çiziyor

kişisel gelişim süreci genelde gençlik çağlarının sonuyla beraber kişinin karakter oluşumunun büyük bir kısmı sabitleşir. kişilik veya karakter yetiştirilme, eğitim ve çevresel beklentiler üzerine kişi mevcut yaşamsal iletişim ortamındaki yaşlı önceki kuşak insanların düşüncesel etki ve baskıları neticesinden birey kendi benliğinin varlığına tam ulaşamayabilir. bucu olarak tek tip insan modelli anlayışı tabir edilebilen belli bir bakış açısına sahip insan modelleri ortaya çıkar. daha sonraları bazıları bu kalıpları kırmak gerçekten düşündükleri gibi bir çevre içerisinde yaşamak isteselerde bunun için kişiliği oluşturan o tür sosyal altyapı eksikliği yüzünden bu konuda pek başarılı olmazlar genellikle bu konuda çuvallarlar.

kişisel gelişim bir öğretidir. amaçı dünya vatandaşı olmak isteyen tüm insanlara sanatı kültürü hayatı daha bilinçli bir şekilde yaşamak isteyen tüm insanlar için bir öğretidir.

"insanın muhatabının insan olduğu gerçeği" üzerine düşünür.

birinci kuralı iletişimdir. bir çoğumuz kulaktan dolma kendi dilimizi öğreniriz misal vermek gerekirse hiç birimiz zorunda hissetmedikçe sözlüke bile bakmayız

birçok gerçekçi kişisel gelişim eğitimi verilen yerde ilk kural tdk sözlüğünü bir göz geçirin sonra gelin eğitiminize başlayalım denilmesidir.

tabiki sektörde birçok fırsatçı kuruluş bu işin sadeje imaj maker lık olarak baktığında niteliksiz kişisel gelişim eğitimi vermektedirler olay onlar için sadece paradır

kişisel gelişimde para 2. plandadır. çünkü bir dünya insan para için yapmayacağı iş yok gibidir.

kişisel gelişim nitelikli insan güçü arayan yüksek gelirli iş ve meslek gruplarında gerekli bir eğitimdir . örneğin yurt dışından gelen 1000$ a yakın rezarvasyonlu ticari başarı sırları sattığını idia eden . aslında asıl başarısı burada sizden bu kadar para alabiliyorsam sizde benim gibi diğerlerinde de para alabilirsiniz düşüncesi ile sözde eğitim veren piramit kazanç sistemleri satışı yapan iyi diksiyon ve vucut dili kullanan aktörlerin bu işi başarması kişisel gelişimi zedelemektedir.

uzun lafın kısası kişisel gelişim temel eğitim sonrası sadece kişisel bilgi ve kültürün artmasını ve toplum içerisinde gerçekten yararlı ve başarılı insanlar oluşturan bir eğitimdir.

kişisel gelişim

angelus
benliğin gelişmesi ve insani potansiyelin açığa çıkarılmasına yardımcı olan ilkeler ve tekniklerin bütününe işaret eden bir kavramdır.

terim ayrıca;

kişisel dönüşüm danışmanlığı ve koçluğu
sosyal ve psikolojik sorunları çözmek için "içsel yolları" içeren new age hareketi ve spiritüel inançlar ve kavramları
iş dünyasında profesyonel kariyer geliştirme eğitimlerini içermektedir.
kişisel gelişim kişilerin evleri, iş yerleri veya yakın arkadaş çevresi gibi farklı ortamlarda sadece o ortamdaki geçici kişiliğini değil daha derin ve bütünsel bir dönüşüm geçirmesi anlamına da gelmektedir.

bilissel bilim

angelus
zihin ve zekânın işleyişini ele alan, zeki sistemlerin dinamiklerini ve yapılarını araştıran disiplinlerarası bir bilim dalıdır. çok geniş bir alanı kapsamasından ötürü bilişsel bilim alanında çalışan araştırmacıların bilişsel psikoloji, dilbilim, nöroloji, yapay zekâ ve felsefe gibi alanlarda temel bilgilere sahip olunması beklenir.

kişisel kimlik

angelus
herhangi bir bireyin hangi koşullar ve durumlar dahilinde bir ‘kişi’ sayılabileceğini, ’kişi kimliğine’ sahip olabileceğini konu alan felsefî meseledir. kökeni çok eskiye dayanan bu ontolojik mesele, biyoloji ve psikoloji gibi çeşitli bilimlerde kaydedilen önemli gelişmelerle çok farklı açılar edinmiştir. ’kişi olmanın’ aslında ’ne olduğunun’ ve ’neyin (veya kimin)’ ’kişi sayılabileceği’ farklı felsefî ve dinî öğretilerde farklı şekillerde ele alınmıştır. kişi kavramı, kimlik, özellikle çağdaş etik sorunlarında çok önemli bir yere sahiptir. kürtaj, ötenazi gibi uygulamaların ahlâkî yönünü tartışan kuram ve çalışmalarda kişi kavramı temellerden birini oluşturmaktadır. bu sebeple, kişisel kimlik son zamanlarda özellikle filozoflar, ahlâkbilimciler ve hekimler tarafından daha çok tıbbî etik meseleleriyle ilişkili olarak araştırılmış ve işlenmiştir.

asosyal

angelus
sosyal olmayan insan davranışları sergileyen bireye verilen ad.

psikolojik hastalık olarak değerlendirilebilir. ayrıca insanların yaptığı çoğu şeyi onaylamayan ve kalabalık ortamlarda bulunmayı sevmeyen ve diğer insanlar gibi maymunluk yapmayı beceremeyen kişidir.

asertif terapi

angelus
yeterince asertif bir davranışın gösterilmediği durumlarda daha asertif davranışlarda bulunmaya hastanın alıştırılması. örneğin haksız yere eleştirildiğinde aşırı anksiete ve gerginliğe yatkın bir hastaya, benzer sitüasyonlar yaratılarak kendini savunması öğretilebilir. tıpkı kas gevşekliği gibi, asertif tepkilerin de anksietenin antagonisti olmaları mümkündür.

egitsel psikoloji

angelus
eğitim süreci içinde insanların nasıl öğrendiği, eğitsel müdahalelerin etkinliği, öğretimin psikolojisi ve sosyal psikolojisi ile ilgilenen psikoloji içindeki bir alandır. eğitsel psikoloji ve okul psikolojisi çoğunlukla birbirleri yerine kullanılan terimler olmakla birlikte araştırmacı ve teorisyenler daha çok eğitsel psikolog olarak tanımlanmakta, okullardaki uygulayıcılar veya okulla ilişkili alanlardaki kişiler okul psikologlagları olarak tanımlanmaktadırlar.

hipnotizor

angelus
hazırlanmış bir ortam (mekân sıcaklığı, sessizlik ve belirli zaman dilimleri) içerisinde, hipnoz metodlarını kullanarak telkin yolu ile sujeyi transa sokan kişidir. hipnotizör, ilk seansta sujeye verdiği şifreyi diğer seans başlarında tekrarladığı zaman suje daha kısa zamanda hipnotik uykuya girer. bazı hipnotizörler, uygun ortamlarda birden fazla kişiye "kollektif hipnoz" uygulayabilirler. araştırmalar, gerekli çalışma yaptıkları takdirde insanların % 15 kadarının hipnotizör olabileceklerini göstermiştir.

kazanılmış basarısızlik sendromu

angelus
bireyin kendini topluma kanıtlama çabasında asıl önemli olan unsurun bireyin kendine kendini kanıtlaması olduğu gerçeğinin unutularak kişinin kendi doğal becerilerinin tanımlanmaksızın belkide hayatı boyunca başarılı olamayacağı bir işe çevre tarafından çocukluktan başlayarak yönlendirilmesi veya yönetilmesi sonuçu bireyin özgüven yeteneğini kaybetmesi sonucu yapmak istediğini sandığı bir işte yeterince iyi sonuçlar alamamasına ve bunun sonucu yaşadığı ruh haline verilen ad. a "kazanılmış başarısızlık sendromu" denir.

yani kısaca bireyin uzun emekler sonucu yapamayacağı bir işte varolmaya çalışması halk arasındaki tabiriyle bu "iş benim kaderim" dedirten bir nevi psikolojik rahatsızlık.

kriminoloji

angelus
suçun açıklamasını yapan, suçlu davranışın nedenlerini inceleyen, suçun önlenmesi ve suçlulukla mücadele ile ilgilenen bir bilimsel öğretidir.

kriminoloji sözcüğünün mucidinin kim olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte isim babalığı çoğunlukla bir fransız doktoru olan 1851-1911 yılları arasında yaşayan p.topinard’ın bulduğu yönünde yakıştırmalar yapılmaktadır. ancak italyan yargıç garofalo 1855 yılında la criminologie (kriminoloji) adlı kitabını yayınlayarak büyük oranda bu bilimin tanınmasını sağlamıştır. 1855 tarihinden 1913’e kadar suç ve onun bastırılması amacıyla uluslararası düzeyde birçok kongre "kriminal antropoloji" adı altında düzenlenmiştir.

augusto comte’nin etkisinden kalan les horizons du droit penal (ceza yasasının yeni ufukları) adlı eserini yayınlayan dr. cesare lombroso’nun, 1876 yılında iki cilt halinde yayınlanan homo criminalis (suçlu insan’ıyla) belli yakınlıkları olmakta ve kendisini suç karşısında savunmanın toplumun ödevi olduğu yönünde fikirlerini beyan etti. öylece öncülüğü toplumun korunmasına veren ama artık bunun gerçekleştirmek için yollar öngörene toplumsal savunma kavramının ortaya çıkmasına neden oldu.

kriminoloji çoğunlukla bir gözlem bilimi olarak kabul edilmesine rağmen uyumlu bir strateji belirlenmesi ile toplumun suç karşısındaki tepkisinin derinlemesine değişmesine öncelik ederek toplumu daha huzurlu bir zemine oturtmasında ana damar olma vasfını gösterebilir. kriminoloji yalnızca ceza hukukunun yetersizliklerinden doğmakla kalmamış, onun yenilenmesinin koşullarını da belirlemede aktif rol almıştır.

suç nedenleri bilimi olarak da tanımlanan kriminoloji, o kadar geniş bir bilim alanıdır ki, sosyoloji, psikoloji, tıp, psikiyatri gibi daha birçok sosyal bilim dalları ile insan üzerinde etkili olan fen bilimlerinden de faydalanmaktadır. bu bilimlerdeki gelişmelere paralel olarak kriminoloji kendisini geliştirecek ve toplumun sağlığa kavuşmasında bir toplum doktorluğu görevini üstlenecektir.

suça karşı açılmış savaşın yetersizliklerinden doğmuş olan kriminoloji günümüzde hala daha tam olarak yerine oturamamıştır. bunda bilim dalının yeterince bilinemeyişi ve siyasetçiler tarafından gevşek politikaların uygulanmasına dayanmaktadır. suçla mücadele edebilmek için suçu tanımanın önemli olduğunda yola çıkacak olursak özgürlükçü anlayışa dayalı bir bilim ile huzur topluma ulaşmak zor olmasa gerekir. kriminoloji biriminde araştırmalar yapan roger hood ve richard sparks’ın gözlemleri sonucunda kriminolojinin bir sosyal hizmet türünden ziyade toplumdaki suç olgusuna akılcı bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

ingiliz yazar thomas more (1478-1535), sınırsız suçun daha az ahlaki ve hukuki ama "sosyolojik" açıklamasının arayışının yerindeliğinin farkına vararak kriminolojinin doğuşunu sağlamıştır. ancak o devirlerde anlaşılamayan bu görüş geçerliliği görmesi için 18. hatta 19. yüzyılı bekleme zorunda kalacaktır.

mobbing

angelus
psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek anlamına gelen latince kökenli sözcük. özellikle hiyerarşik yapılanmış gruplarda ve kontrolün zayıf olduğu örgütlerde, gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine psikolojik yollardan, uzun süreli sistematik baskı uygulamasıdır. son dönemde sosyoloji ve hukuk başta olmak üzere çeşitli alanlarda disiplinlerararası çalışılan bir konu haline gelmiştir.

mobbing sözcüğü önceleri çocukların birbiriyle olan zorbalık ilişkilerini tanımlamakta kullanılmıştır. işyerlerinde de 1950-1960’lı yıllarda yapılan araştırmalar, mobbingin sadece çocuklar arasında yaşanmadığını ortaya koymuştur.

mobbing duygusal bir saldırıdır. yaş, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeden, taciz, rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişiye yönelen saldırganlıktır. kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır. kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlar. işveren ima ve alayla, karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeye yönelik saldırgan bir ortam yaratarak kişiyi işten ayrılmaya zorlar.

bir araştırmaya göre mobbing, kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda, okullarda ve sağlık sektöründe daha yaygındır. yüksek işsizlik oranları ve dolayısıyla çalışanın değersiz görülmesi mobbingin artmasına neden olmaktadır. sonuç olarak her işyerinde ve her türlü kuruluşta rastlanabilir. organizasyon bozukluğunun daha fazla olduğu işyerlerinde, disiplin getirmek, verimliliği artırmak, refleksleri koşullandırma (askeri disiplin) öne sürülerek yapılmakta ve meşrulaştırılmaktadır.

psikolog michael h. harrison, ph.d., yakın zamanda abd’de 9.000 kamu çalışanı üzerinde yapılan araştırmada, kadın çalışanların % 42’sinin, erkek çalışanların ise % 15’inin son iki yılda zorbalığa uğradığını, bunun kayıp zaman ve verimlilik açısından 180 milyon dolara mal olduğunun hesaplandığını belirtiyor. leymann isveç’te intiharların % 15’inin mobbing kaynaklı olduğunu söylüyor.

noroetholoji

angelus
özellikle sinirsel uyartıların, mekanizmaların canlı üzerindeki etkilerini, davranışlarını araştıran bilim dalı. nöropsikoloji ve etholojinin kombinasyonu bir kavramdır.
583 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol