confessions

pipisik

- Yazar -

  1. toplam entry 23841
  2. takipçi 1
  3. puan 617533

amasya mülakatı

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, hatırınızdadır ki, bahriye nâzırı salih paşa ile, amasya’da bir görüşme kararlaştırılmıştı. nazır paşa ile, hükûmetin dış politikası, iç idaresi ve ordunun geleceği ile ilgili konular üzerinde görüşülme ihtimali vardı. bu nedenle, kolordu komutanlarının düşünce ve görüşlerini önceden bilmek, bence pek yararlı idi.

14 ekim 1919 tarihli şifremde, kolordu komutanlarının bu üç nokta üzerindeki görüşlerini rica ettim. komutanların raporlarını belgeler arasında okursunuz (belge: 156).

salih paşa, 15 ekimde istanbul’dan hareket etti. biz de, 16 ekimde sivas’tan hareket ettik. 18 ekimde amasya’da bulunduk.

salih paşa’ya, uğrayacağı iskelelerde, millî teşkilât tarafından parlak karşılama törenleri yapılması ve tarafımızdan hoşgeldiniz denilmesi için talimat verilmişti (belge: 157).

biz de kendisini, amasya’da büyük bir törenle karşıladık.

salih paşa ile, amasya’da, 20 ekimde başlayan görüşmelerimiz, 22 ekimde son buldu. üç gün süren görüşmelerin sonunda, ikişer nüsha olmak üzere beş ayrı protokol düzenlendi. bu beş ayrı protokoldan üçü -salih paşa’da kalanlar bizim tarafımızdan, bizde kalanlar sa1ih paşa tarafından- imza edildi. iki protokol gizli sayılarak imza edilmedi.

amasya mülâkatı sonunda alınan kararlar, kolordulara da bildirildi (belge: 158).

efendiler, bu münasebetle, bir noktayı belirtmek isterim. bizce temel alınan husus, millî teşkilâtın ve hey’et-i temsiliye’nin istanbul hükûmeti tarafından resmen tanınmış bir siyasî varlık olduğunun, görüşmelerimizin resmî bir nitelik taşıdığının ve sonuçlarına mutlaka uyulması gerektiğinin taraflarca resmen taahhüt edilmiş bulunduğunu tasdik ettirmekti."

bundan dolayı, görüşmelerin sonuçlarını içine alan zabıtların protokol olduğunu kabul ettirmek ve istanbul hükûmeti’nin temsilcisi olan bahriye nâzırına imza ettirmek önemliydi.

21 ekim 1919 tarihli protokol metni, denebilir ki, hemen bütünüyle salih paşa’nın teklifleri olup, kabulünde sakınca görülmeyen birtakım maddelerden ibarettir (belge: 159).

22 ekim 1919 tarihli ikinci protokol, uzun süren tartışmalı bir görüşmenin zabıt şeklindeki özetidir.

bu görüşmede, her iki tarafın, hilâfet ve saltanat konusundaki karşılıklı güvenceleri ile ilgili geniş açıklamaları içine alan bir girişten sonra, sivas kongresi’nin 11 eylül 1919 tarihli bildirisindeki maddelerin görüşülmesine başlandı:

1 — bildirinin birinci maddesinde, tasarlanan ve kabul edilen sınırların en düşük düzeyde bir istek olmak üzere elde edilmesinin sağlanması gereği ortaklaşa kabul edildi.

görünüşte, kürtlere bağımsızlık kazandırmak gayesiyle yapılmakta olan bozguncu propagandaların önüne geçme hususu uygun bulundu.

bugün için düşman işgali altında bulunan bölgelerden çukurova (kilikya)’yı, arabistan ile türkiye arasında bir tampon devlet yapmak üzere anavatandan ayırma isteğinde bulunulduğundan söz edildi.

anadolu’nun, en koyu türk çevresi, en bereketli ve zengin bir bölgesi olan bu parçasının hiçbir şekilde ayrılmasına razı olunmayacağı; aydın ilinin de aynı kesinlikle (ve öncelikle) vatan topraklarından kopmasının mümkün olmadığı ilkesi genellikle kabul edildi.

trakya konusuna gelince: burada da, görünüşte bağımsız bir hükûmet, gerçekte bir sömürge devlet kurulması, böyle olduğu takdirde de doğu trakya’dan midye - enez çizgisine kadar olan bölgeyi bizden ayırma isteğinin söz konusu olabileceği ihtimali göz önünde bulunduruldu.

ancak, edirne’nin ve meriç sınırının bağımsız bir islâm hükûmetine katılmak için bile olsa, hiçbir şekilde bırakılmasına rıza gösterilmemesi ilkesi ortaklaşa kabul edildi. bununla birlikte, bütün bu maddede söz konusu edilen hususlar hakkında meclis’in vereceği en son karara elbette uyulacaktır, dendi.

2— bildirinin dördüncü maddesindeki, azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak nitelikte imtiyazlar verilmesinin kabul edilmeyeceği konusundaki fıkra üzerinde önemle duruldu. bu kaydın, bağımsızlığımızı fiilen sağlamak için, elde edilmesi zarurî bir istek olarak düşünülmesi ve bundan yapılacak en küçük bir fedakârlığın bağımsızlığımızı derinden zedeleyeceği öne sürüldü. bu maddede söz konusu olan ve azınlıklara fazla imtiyazlar verilmemesine yönelmiş olan gaye, ulaşılması gerekli bir hedef olarak kabul edilmiştir.

bununla birlikte, gerek bu konuda, gerek yaşama hakkımızın savunulması konusundaki öteki isteklerimizle ilgili hususlarda - birinci maddenin sonunda olduğu gibi burada da – millî meclis’in oy ve kararlarının geçerli olacağı kaydı konuldu.

3— bildirinin yedinci maddesi gereğince, bağımsızlığımız tam olarak korunmak şartıyla, teknik, sanayi ve ekonomi alanlarındaki ihtiyaçlarımızın nasıl giderilebileceği konusu tartışıldı. memleketimize pek çok sermaye dökecek olan bir devlet olursa, bunun malî işlerimiz üzerinde gerektirebileceği bir kontrol hakkının genişlik derecesi kestirilemeyeceğinden, bu hususun bağımsızlığımıza ve gerçek millî çıkarlarımıza zarar vermeyecek biçimde, uzmanlarca esaslı bir şekilde düşünülerek sınırlandırıldıktan sonra millî meclis’çe uygun bulunacak şeklin kabulü görüşüldü

4— 11 eylül 1919 tarihli sivas kongresi kararlarının öteki maddeleri de meclis-i meb’usan’ın kabulüne sunulmak şartıyla uygun görüldü.

5 — bundan sonra, sivas kongresi’nin 4 eylül 1919 tarihli kararlarının teşkilât bölümü ile ilgili 11’inci maddesinde yer alan anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti’nin durumu, bundan sonraki çalışma şekli ve alanı üzerinde duruldu.
bu maddede, millî iradeyi hâkim kılacak olan meclis-i millî’nin yasama ve denetleme haklarına güvenlik ve serbestlikle sahip olduktan, bu güvenlik meclis-i millî’ce de doğrulandıktan sonra, cemiyetin şeklinin kongre kararı ile belirleneceği açıklanmıştır. burada söz konusu olan kongrenin, şimdiye kadar yapılan erzurum ve sivas kongreleri gibi istanbul dışında ayrı bir kongre halinde olması şart değildir, dendi.

cemiyetin programını kabul eden milletvekilleri, cemiyetin tüzüğünde gösterilen temsilciler gibi kabul edilerek, bunların yapacakları özel toplantı, kongre yerine geçebilir.

bundan sonra, meclis-i millî’nin istanbul’da tam bir güvenlik içinde, serbest olarak görev yapabilmesi şarttır, dendi. bunun bugünkü şartlara göre ne dereceye kadar sağlanabileceği etraflı şekilde düşünüldü.

istanbul’un düşman işgâli altında bulunması dolayısıyla, milletvekillerinin yasama görevlerini hakkıyla yerine getirmelerine pek elverişli olamayacağı düşüncesi ortaya atıldı. 1870-1871 savaşında fransızların bordeaux (bordo)’da ve daha sonra almanların weimar (vaymar)’da yaptıkları gibi, barış anlaşması yapılıncaya kadar, geçici olarak, meclis-i millî’nin anadolu’da, saltanat hükûmetinin kabul edeceği güvenilir başka bir yerde toplanması uygun görüldü.

meclis-i millî’nin toplanmasından sonra, çalışma şartları bakımından ne dereceye kadar güvenlik ve gizlilik içinde bulunacağı belli olacağından, tam bir güvenlik görüldüğü takdirde, cemiyet, hey’et-i temsiliye’nin faaliyetine son vererek teşkilâtının çalışma hedefinin, yukarıda bildirdiğim üzere, kongre yerini tutacak olan özel bir toplantıda kararlaştırılacağı belirtildi.
milletvekilleri seçiminde tam bir serbestlik bulunması gerektiği hükûmetçe emredilmiş olduğundan, seçimler yapılırken cemiyet hey’et-i temsiliyesi’nce müdahale edilmekte olduğu belirtildi.

milletvekilleri arasında, ittihat ve terakki üyesi ve orduda lekeli şahıslar bulunduğu takdirde, bunların milletvekili seçilmesine meydan verilmemek için, hey’et-i temsiliye’ce yol gösterme maksadıyla ve uygun şekilde bazı telkinler yapılmasının yerinde olacağı hesaba katıldı. hey’et-i temsiliye’nin bu konudaki yardım şekli de, ayrıca bir formül halinde üçüncü protokol olarak tespit edildi (belge: 160).

gizli sayıldığı için imza altına alınmayan dördüncü protokol şuydu

1 — bazı komutanların ordudan atılması ve bir kısım subayların divan-ı harb’e verilmeleri ile ilgili olarak çıkarılan padişah iradeleri ile diğer emirlerin düzeltilmesi.

2 — malta’ya sürülmüş olanların, ilgili bulundukları kendi mahkemelerimizde kovuşturma yapılmak üzere istanbul’a getirtilmeleri çarelerinin araştırılması.

3 — ermeni zulmü ile ilgili görülenlerin de mahkemeye verilmesi (millî meclis’e bırakılacaktır).
4 — izmir’in boşaltılmasının istanbul hükûmeti tarafından yeniden protesto edilmesi ve gerekirse gizli talimatla halka gösteri toplantıları yaptırılması.

5 — jandarma genel komutanı, merkez komutanı, polis müdürü ve içişleri müsteşarı’nın değiştirilmeleri (harbiye ve dahiliye nezaretlerince).

6 — ingiliz muhipler cemiyeti’nin (kapı kapı dolaşıp) halka kâğıt mühürletmelerine engel olunması.

7 — yabancı parasıyla satın alınmış derneklerin faaliyetlerine ve bu gibi gazetelerin zararlı yayınlarına son verilmesi (özellikle subay ve memurların bu gibi derneklere girmelerinin kesinlikle yasaklanması).

8 — aydın kuva-yı milliye’sinin güçlendirilmesi ve beslenmelerinin kolaylıkla sağlanması (bu husus harbiye nezareti’nce düzenlenir. donanma cemiyeti’nin 400.000 lirasından gerektiği kadarı, hükûmet tarafından bu maksat için ayrılabilir).

9 — millî mücadele’ye katılmış memurların genel bir yatışma ve güvenlik sağlanıncaya kadar yerlerinden alınmamaları ve millî dâvâya aykırı hareketlerinden dolayı millet tarafından işten el çektirilmiş memurların yeni görevlere tayinlerinden önce durumun özel olarak görüşülmesi.

10 — batı trakya göçmenlerinin taşınmalarının sağlanması.

11 — âcimî sadun paşa ve adamlarının uygun şekilde desteklenmesi.

imzasız beşinci protokol da, barış konferansı’na gidebilecek kimselerin adlarını içine alıyordu. bununla birlikte, hükûmet bu konuda, ana ilkelere uymak şartıyla serbest bulunacaktı.

delegeler:
tevfik paşa hazretleri başkan
ahmet izzet paşa hazretleri askerî temsilci
hariciye nâzırı siyasî temsilci
reşat hikmet bey siyasî temsilci
uzmanlar hey’eti:
h â m i t b e y maliye
albay ismet bey askerlik
reşit bey siyasî işler
mühendis muhtar bey bayındırlık işleri
albay ali rıza bey deniz albayı
refet bey istatistik
emirî efendi tarih
m ü n i r b e y hukuk müşaviri
uzman bir şahıs ticaret işleri
uzman bir şahıs çeşitli mezheplerin
imtiyazlarını bilen
yazı hey’eti:
reşit saffet bey maliye bakanlığı eski
özel kalem müdürü
şevki bey
salih bey
orhan bey
hüseyin bey robert kolej türkçe
öğretmeni
efendiler, bu görüşmelerimizde tespit edilen esaslar arasında, en önemli noktanın meclis-i millî’nin toplanma yeri ile ilgili olduğunun yüksek dikkatlerinizi çekmiş olacağını sanırım.

meclis’in, istanbul’da toplanmasının doğru olmadığı konusundaki eski görüş ve kanaatimizi salih paşa’ya kabul ve tasdik ettirdik, ancak, paşa, kendisi bu görüşe katılmakla birlikte, bu katılışın şahsına ait olup kabine adına şimdiden söz veremeyeceği kaydını da eklemişti kendisi, kabine üyelerini bu görüşe inandırmak ve katılmalarını sağlamak için elinden geleni yapacağına söz vermiş, başaramadığı takdirde, kabineden çekilmekten başka yapacak bir şey olmadığını söylemiştir.
salih paşa, bu konuda başarı sağlayamamıştır.

meclis-i meb’usan’ın toplanma yeri konusuna tekrar dönmek üzere amasya mülâkatı ile ilgili açıklamalarıma son veriyorum.

devamı için:

(bkz: sivas ta bana karşı yapılan bir teşebbüs)

meclis i meb usan ın toplanacağı yer

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, bir yandan milletvekillerinin seçilmesine çalışırken, bir yandan da meclis-i meb’usan’ın nerede toplanabileceği düşüncesi kafamızı kurcalıyordu.

hatırlayacaksınız ki, erzurum’dan refet paşa’nın bu konu ile ilgili bir telgrafına cevap verirken «meclis toplanmalı, fakat istanbul’da değil, anadolu’da» demiştim. çünkü ben, meclis’in istanbul’da toplanması kadar mantıksız ve maksatsız bir davranış tasavvur edemiyordum.

ancak, bu hususta yetkili olanları ve kamuoyunu bu gerçeğe inandırmadıkça, düşüncemizin gerçekleşmesi mümkün değildi. istanbul’da toplanmanın sakıncalarını olduğu gibi gözler önüne sermek gerekiyordu.

bu maksatla ve millî dâvâyı rumlara ve yabancılara, hristiyanlara karşıymış gibi göstermek için, ali kemal ve mehmet ali bey’lerin gayretleriyle ermeni patrikhânesinde yapılan toplantılar ve hürriyet ve itilâf partisi’nin teşebbüsleri üzerine, harbiye nâzırı vasıtasıyla, istanbul hükûmeti’nin dikkatini çektik.

13 ekim 1919 tarihinde, meclis-i meb’usan’ın açılışından sonra müdafaa-i hukuk cemiyeti’nin nasıl bir siyasî durum alması gerektiği görüşünde bulunduğunu, cemal paşa vasıtasıyla hükûmetten öğrenmeye çalışırken, meclis-i meb’usan’ın istanbul’da toplanmasında ne gibi siyasî bir güvence elde edileceğinin düşünüldüğünü de sorduk.

aynı tarihte, meclis-i meb’usan’ın istanbul’da korkusuzca toplanmasını sağlamak için hangi güvenlik ve korunma tedbirlerinin alınması düşünüldüğünü ve ne yapılmak gerektiğini, istanbul’da teşkilâtımızın merkez hey’etinde bulunan ve çanakkale müstahkem mevki komutanı olan albay şevket bey’den sorduk.

devamı için:

(bkz: amasya mülakatı)

milli teşkilat genişliyor ve güçleniyor

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, ferit paşa hükûmeti’nin düşmesi, memlekette kararsızlık içinde bulunan bazı yerlerin de duyguları ve maneviyatları üzerinde olumlu etki yaptı.
her tarafta sivil ve askerî âmirler başta olmak üzere, teşkilâta hız verildi.

ali fuat paşa, batıdaki illerin hemen hepsi ile ilgilendi. eskişehir, bilecik ve arkasından bursa bölgelerinde bizzat dolaşmak ve gereken kimselerle haberleşmek suretiyle çalışıyordu.

balıkesir’de bulunan albay kâzım bey (meclis başkanı kâzım paşa), o bölgenin millî teşkilât ve askerî hazırlıklarıyla ilgileniyor ve uğraşıyordu.

bursa’da bulunan albay bekir sami bey, 8 ekimde, ferit paşa’nın adamı olan valiyi istanbul’a göndererek, kongre’nin kararlarını uygulatmaya başlatmış ve bir merkez hey’eti oluşturmuştu.

millî teşkilât ile uğraşıldığı kadar, milletvekili seçimi ile de büyük bir ilgiyle uğraşılıyordu.

memleketteki bütün millî kuruluşların aynı ad altında, hey’et-i temsiliye’ye bağlı olması ilkesi izleniyordu. eskişehir, kütahya, afyonkarahisar bölgelerinde teşkilâtın kuvvetlendirilmesi için, aydın, konya, bursa, balıkesir bölgelerinde bağlantı kolaylığı sağlayıcı tedbirler alınıyordu.

batı cepheleri üzerinde harbiye nezareti’ne bilgi veriliyor, hükûmetçe ne gibi işler ve tedbirler düşünüldüğü de sorularak hükûmetin ilgisi çekilmeye çalışılıyordu.

efeler tarafından idare edilen aydın cephesindeki kuvvetlere bir komutan gönderme konusu düşünülmeye başlandı. işgal altındaki yerlerde gizli millî teşkilât kurulması için 14 ekimde ali fuat paşa’ya ve afyonkarahisar’daki 23’üncü tümen komutanı ömer lütfü bey’e yazıldı.

bununla birlikte, bu tarihlerde, daha bazı yerlerden amacın iyice anlaşılamadığı görülüyordu. örnek olarak, redd-i ilhak cemiyetleri’nin kendi adlarına tebliğler yayınladıkları oluyordu.

10 ekim 1919 tarihinde redd-i ilhak cemiyeti başkanı’nın imzası ile gönderilen bir yazıda, 20 ekimde büyük bir kongrenin toplanacağı, bu kongreye iki temsilci gönderilmesi illerden isteniyor ve birtakım tedbirler alınması bildiriliyordu.

öbür taraftan, karakol cemiyeti’nin de istanbul’dan başka bursa yöresinde de faaliyette bulunduğu anlaşıldı.

bu dağınıklığın önüne geçmek için gereken tedbirler alındı.

özellikle, ali fuat paşa’ya, balıkesir’de kâzım paşa’ya, bursa’da bekir sami bey’e, bursa merkez hey’eti’ne gerektiği şekilde yazıldı (belge: 155).

itilâf ve hürriyet cemiyeti de düşmanlarla birlikte anadolu’da millî dâvâya karşı örgütlenmek üzere yetmiş beş kişi kadar göndermiş. bu haber alındı. kolorduların dikkati çekildi.

istanbul’da gizli çalışmaya karar verildi. teşkilâtın genişletilmesi için trakya’ya cafer tayyar bey vasıtasıyla talimat verildi.

devamı için:

(bkz: meclis i meb usan ın toplanacağı yer)

süngülerini milletin kalbine saplayan yabancılar

pipisik
-süngülerini milletin kalbine saplayan yabancıları misafir sayan bir harbiye nâzırı-

nutuk’tan...

efendiler, rıza paşa kabinesi ve o kabinede harbiye nâzırı olan zat, aziz vatanımızı işgal eden, süngülerini milletin canevine saplayan düşmanları misafir kabul ediyor ve onlara karşı konukseverce ve yumuşakça harekette bir zaruret görüyor. bu ne görüştür, bu ne kafadır? millî dâvâ bu muydu?

harbiye nâzırı, «özellikle millî teşebbüslerinin yanlış yorumlanması yolunda girişilen faaliyetlerin daha güçten düşmediği şu sıralarda, işaret ettiğim ihtiyatlı davranışların yersiz olmadığı kabul buyurulur» inancında olduğunu söyleyerek, millî teşebbüslerden zarar görülmüş olduğunu anlatmaya, bu yüzden meydana gelen kötülüğü tamir için tedbirlerinin yersiz olmadığını bize de kabul ettirmek ustalığını göstermeye çalışıyor.

harbiye nâzırı, telgrafını şu cümle ile bitiriyor: «olgunluğunu eserleri ile ispatlamış olan yüce milletin güvenini kazanmış bulunan bugünkü hükûmetin, işlerinde serbest kaldıkça, dışarıya karşı sözünü daha çok dinleteceği açık bir gerçek olduğuna göre, saygıdeğer hey’et-i temsiliye’den hükûmetin yaptığı işleri daha çok desteklemelerini rica ederim.»

efendiler, cemal paşa, gerçekten önemli noktalara dokunuyor: önce, milletin olgunluğunu ispat ettiğini söyleyerek, bizim millet adına öne düşüp yol göstermemize ihtiyaç olmadığını dolaylı bir şekilde hissettirerek, bizi millet nazarında gereksiz birtakım müdahaleciler sayıyor. ikinci olarak, bizim, hükûmeti serbest bırakmadığımızı ve bu yüzden dışarıya karşı sözünü dinletmeye engel olduğumuzu söylüyor.

efendiler, yüce milletimizin olgunluğunu ispat eden eserler, erzurum, sivas kongreleri ile bu kongrelerde aldığı kararlar, bu kararların uygulanmasına çalışmak suretiyle birlik ve dayanışma yaratılmaya başlanması ve sivas kongresi’ni yapanları yok etmeye kalkışan damat ferit paşa kabinesi’ni düşürmek gibi işler, davranışlar ve uyanıklıktı.

bu kadarla yetinmek, bütün bu hareket ve faaliyetlerde olduğu gibi bundan sonra da millete önderlik etmek gibi vicdanî bir görevden vazgeçerek hükûmeti serbest bırakabilmek, ancak bir şartla mümkün olabilirdi.

o da, serbest kalmaya lâyık olduğu anlaşılacak, millet meclisi’ne dayalı millî bir kabinenin memleket ve millet mukadderatını gerektiği şekilde üstlendiğine inanmaktı. milletin, «kahrolsun işgal!» şeklindeki protestosunu boğmaya çalışan duygu ve kavrayıştan yoksun hayvanca insanlardan kurulu ve içinde hain bulunan bir hey’etin, ahmakça, bilgisizce ve miskince hareketlerinin seyirci kalmak, akıl ve anlayış sahibi vatansever kimselerden beklenebilir miydi?!.

bir de efendiler, cemal paşa: «milletin güvenini kazanmış bulunan bugünkü hükûmet» sözüyle pek büyük ve apaçık bir yalana başvuruyordu. milletin hükûmete güven duyup duymadığı daha belli değildi. bu söz ancak ve hiç olmazsa, kabine millet meclisi huzurunda güvenoyu aldıktan sonra söylenebilirdi. oysa, daha millet meclisi’nin üyeleri bile seçilmiş değildi.

harbiye nâzırı bu sözü söylediği dakikada, yalnız bir tek kişinin güvenini kazanmış bulunuyordu. o da devlet başkanlığı makamını kirletmekte olan hain vahdettin idi.

hey’et-i temsiliye’nin kendileri ile uyuşmaya ihtiyaç duymuş olmasını, millet adına güvene sahip olmakmış gibi kabul etmek istiyordu. eğer maksatları bu idiyse, milletin kendilerine güven vasıtası olan bu hey’eti aradan çıkarma gereği nereden doğuyordu?

devamı için:

(bkz: milli teşkilat genişliyor ve güçleniyor)

işgali suçlamayan bir siyaset

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, hatırlayacaksınız, ingilizler merzifon’u ve arkasından da samsun’u boşaltmışlardı.

bu münasebetle ve ferit paşa kabinesi’nin düşmesi üzerine, sivas halkı fener alayı düzenledi ve gösterilerde bulundu. birtakım nutuklar verildi. bu sırada halk da «kahrolsun işgal» diye bağırdı.

sivas’ta yayınlanan irade-i milliye gazetesi, bu olayı olduğu gibi yazdı. dahiliye nâzırı damat şerif paşa, bu gazetenin haberlerine dayanarak sivas iline yaptığı bir tebliğde «kahrolsun işgal» şeklindeki yazılar, hükûmetin bugünkü siyasetine uygun değildir, diyordu.

bu ne demektir, efendiler? hükûmet, işgali suç saymayan bir politika mı güdüyordu? yoksa, «kahrolsun işgal» dedikçe, memleketi daha çok işgale mi yol açılacaktı? işgal ve saldırı karşısında, milletin sessizlik ve sükûnet içinde kalması, işgalden tepkilenmiş görünmemesi mi akla ve politikaya uygundu?

böyle sakat ve hayvanca bir düşünce, çöküş ve yokoluş uçurumuna kadar tekmelenmiş bir devleti kurtarabilecek siyasete temel olabilir miydi?

işte bu münasebetle, 12 ekim 1919 tarihinde, harbiye nâzırı cemal paşa’ya yazdığım bir telgrafta: «vatanın bir kısmının boşaltıldığını gören milletin, bu şekilde, hattâ daha da belirgin bir şekilde, duygularını açığa vurmuş olmasını pek uygun ve yerinde gördüğümüzü» ve «milletin gerçek duygularına dayanarak hükûmetin bu haksız işgalleri siyasî bir dille ve resmen reddetmesini, bu güne kadar ateşkes anlaşması’na aykırı olarak yapılmış müdahaleleri protesto ederek, yapılanların düzeltilmesini isteyeceğini beklemekteyiz» dedikten sonra, «bu vesileyle, hükûmetin gütmekte olduğu politikada hey’et-i temsiliye’ce henüz bilinmeyen noktalar varsa, aydınlatılmasını» rica ettim (belge: 153).

temsilcimiz ve harbiye nâzırı cemal paşa’nın cevabı pek ilgi çekicidir (belge: 154). 18 ekim 1919 tarihli olan bu cevapta şu cümlelerin taşıdığı anlam dikkate değer: «millî dâva çerçevesi içinde işleri yürütme sorumluluğunu yüklenmiş olan istanbul hükûmeti, tutumunda ve işlerinde siyasî mecburiyetleri kollamak, yabancılara karşı daha konukseverce ve yumuşakça hareket etmek zorunda» dır.

devamı için:

(bkz: süngülerini milletin kalbine saplayan yabancılar)

askeri nigehban cemiyeti

pipisik
nigehban > nigâhban: gözleyen, bekçi.

nutuk’tan...

bir de, efendiler, bilirsiniz ki, istanbul’da askerî nigehban cemiyeti diye bir bozguncu grubu türemişti.

o zamanki bilgilere göre, bu grubun başında bulunanlar, kiraz hamdi paşa, hırsızlıktan dolayı ordudan kovulmuş kurmay albay refik bey, eski halaskar grubu’ndan binbaşı kemal bey, eski bandırma sevkıyat başkanı topçu binbaşılarından hakkı efendi ve daha bu dernekle ilişkisini kesip kesmediği bilinmeyen ve ordudan atılmış bulunan kurmay binbaşı nevres bey gibi çeşitli yolsuzlukları yüzünden ordudan atılmış yahut da emekli edilmiş bulunan kimselerle, ahlâksızlıkları ile tanınmış az sayıdaki kimselerden ibaretti.

işte bu dernek, ikdam gazetesinin 23 eylül 1919 tarih ve 8123 sayılı nüshasında bir bildiri yayınlamıştı. dernek, bu bildirisiyle, kendilerine vatan ve milletin bekçisi süsünü vermek istiyordu. cevat paşa’nın harbiye nâzırlığı zamanında, bu dernek hakkında kovuşturmaya başlanmıştı. değişikliklerden dolayı arkası kesildi.

böyle bir derneğin varlığı ve faaliyeti ordu mensuplarının sinirlerini geriyordu. hey’et-i temsiliye’ye müracaatlar başlamıştı.

12 ekim 1919 tarihinde, harbiye nâzırı cemal paşa’dan, kendi başarısı bakımından, bu fesat yuvasının kökünden sökülüp atılmasını ve mensuplarının şiddetle cezalandırılmalarını ve bu yoldaki işlemlerin orduya bildirilmesini rica ettim (belge: 150).

cemal paşa ’dan 14 ekimde aldığım «bu kesin olarak kararlaştırılmıştır» (belge: 151) şeklindeki kısa ve kesin dilli telgrafı 15 ekimde bütün orduya özel olarak duyurdum (belge: 152).
fakat, cemal paşa’nın bu kesin kararının hiçbir zaman uygulandığını hatırlayamıyorum.

devamı için:

(bkz: işgali suçlamayan bir siyaset)

salih paşa geliyor

pipisik
-salih paşa hey’et-i temsiliye ile görüşmek için geliyor-

nutuk’tan...

efendiler, cemal paşa, 9 ekim 1919 tarihli bir şifre ile, hey’et-i temsiliye ile yakından görüşmek üzere bahriye nâzırı salih paşa’nın yola çıkmasının uygun görülmekte olduğunu bildirdi.

fakat, salih paşa biraz rahatsız olduğu için, görüşme yerinin mümkün olduğu kadar yakın olması ve istanbul’dan deniz yoluyla hareketinin yerinde olacağının düşünüldüğü belirtildikten sonra, hey’et-i temsiliye’den kimlerle ve nerede görüşüleceğinin tasarlandığını sordu.

10 ekimde verdiğimiz cevapta, görüşme yeri olarak amasya’yı tespit ettik. görüşmek üzere, hey’et-i temsiliye’den benimle birlikte rauf ve bekir sami bey’ler gidecekti. bunu da bildirdik.

salih paşa’nın istanbul’dan hangi gün hareket edeceğinin ve amasya’ya ne zaman gelebileceğinin gün ve saatinin de bildirilmesini rica ettik.

efendiler, memleketin her tarafında millî teşkilâtın genişletilmesi ve köklendirilmesi çalışmalarına devam ediyorduk. aynı zamanda milletvekili seçimlerinin yapılmasını sağlamaya ve çabuklaştırmaya çalışıyorduk. bu konudaki görüşlerimizi gerekenlere de bildirerek, bazı kimseleri tavsiye bile ediyorduk.

ancak, cemiyet adına aday göstermemeyi prensip olarak kabul etmemekle birlikte, milletvekili olmak için başvuranların anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti’nin ilkelerini ve kararlarını benimsemiş kimselerden olmasını yürekten istiyor ve bu gibi kimselerin, cemiyet adına kendiliklerinden adaylıklarını koymaları gereğini de ilân ediyorduk.

11 ekim 1919 tarihinde, bu arz ettiğim hususlarla ilgili olarak yeniden bazı emirler verdik (belge: 147, 148, 149).

millî dâvâya hizmet eden memurların birer sebep uydurularak nakledilmesi ve yerlerinin değiştirilmesi, millî dâvâya karşı oldukları için millet tarafından kovulan memurların da memurluk sıfatlarının korunmaya devam edilmesi yüzünden, bazı yerlerden, yeni kabine ile uyuşmanın ne demek olduğunun anlaşılamadığı yolunda sitem ve şikâyetler gelmeye başladı.

bu hususu 11 ekimde cemal paşa’ya yazarak, kabinenin dikkatini çekmek istedik.

devamı için:

(bkz: askeri nigehban cemiyeti)

ali rıza paşa cumhuriyet kurulacağını keşfediyor

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, ahmet izzet paşa’nın yazdığı nasihatnamenin ve buna verdiğimiz cevabın gözden geçirilmesi bir hatıramı canlandırdı. milletçe bilinmesi ve tarihe geçmesi için onu da söylemiş olayım:

ali rıza paşa, bir gün ahmet izzet paşa’yı ziyaret eder. sohbet sırasında, aleyhimde olur olmaz bazı şeyler söyler ve bu dedikodulara önemli bir keşfini de ekler: «cumhuriyet kuracaklar, cumhuriyet!» diye bağırır.

doğrusunu isterseniz efendiler, makedonya’da, osmanlı imparatorluğu’nun batı orduları başkomutanı ali rıza paşa’nın arslanlardan oluşmuş bulunan koskoca türk ordularını bozguna uğratıp yok ettirdikten ve verimli makedonya topraklarını düşmana terkedip bağışladıktan sonra; devletin en kritik anında, vahdettin’in emellerine hizmet için gereken vasıfları kazanmış olduğuna ve bu ünlü ordular başkomutanının bu defa da kendine en becerikli yardımcı olarak, eski genelkurmay

başkanı’nı harbiye nezareti’ne getirmeyi düşüneceğine olağan gözüyle bakılabilirdi. fakat millî mücadele’nin cumhuriyeti hedef aldığını bu kadar çabuk ve kolaylıkla sezip kavrayabileceğine hayran olmamak mümkün değildir.

efendiler, bana bu bilgiyi veren, hikâyeyi bizzat izzet paşa’nın ağzından işiten ve şimdi içinizde bulunan çok değerli bir arkadaştır.

devamı için:

(bkz: salih paşa geliyor)

ahmet izzet paşa nın öğütleri

pipisik
nutuk’tan...

gerçekten de, ahmet izzet paşa’nın şifre içinde kalan imzasıyla, cemal paşa ’dan 7/8 ekim 1919 tarihli şöyle bir telgraf almıştık:
harbiye, 7/8.10.1919
mustafa kemal paşa hazretleri’ne

yeni kabinede, çoğunlukta olan eski ve yakın arkadaşlarımı ziyaret ederek durumun ne merkezde olduğu konusunda bir sohbet görüşmesi yapmış idim. öğrendiğim bazı durumlar üzerine, millet ve memleketin hayatî çıkarlarını düşünerek ve aramızda öteden beri süregelen dostça ilişkilere askerlikten gelen kardeşçe duygulara güvenerek, aşağıdaki düşünceleri hemen belirtmek istiyorum:

birkaç aydan beri, memleketin uğradığı istilâ ve yok olma tehlikesinin önüne geçilebilmek için şimdiye kadar, kuva-yı milliye’nin ve millî mücadele’nin yaptığı yararlı etkiler herkesçe kabul edilmiştir.

yalnız, bu hizmetin sonuçlarını alabilmenin, bundan sonra bilgi ve görüş sahibi kanunî bir yönetimin kurulmasına bağlı olduğu da, gerçeği görenlerce kabul edilmektedir. artık hükûmet ve milletin ikilikten ayrılarak bir birlik manzarası göstermesine, âciz görüşüme göre tezelden zaruret vardır.

kabineyi oluşturan şahısların iyi niyetli ve tutarlı düşüncelerine herkesin güveni olduğu inancındayım. hiçbir kabinenin görevini sürekli olarak yapmasına imkân bırakmayacak iç meselelerin, dış siyaset üzerindeki korkunç etkileri bir açıklamayı gerektirmeyecek kadar belirgindir.

milletvekillerinin bir an önce seçilmesi ve meclis’in toplanması için osmanlı hükûmeti’nce âcil tedbirler alınmaktadır. vatanın kurtarılması uğrunda gösterdikleri kahramanca azim ve niyetlerinin, hükûmet üyelerince nasıl karşılandığı, bugünkü bildirilen anlaşılacağından, samimiyetle bir görüş birliğine varılacağına güvenim tamdır.


ancak, bu sabah bendenizin yanına gelen, duruma vakıf ve güvenilir bir zat, kütahya ve bilecik taraflarında istenmeyen bazı nahoş olayların çıktığını söylemiştir. bizi, anlaşmazlık ve çözülmeye sürüklemek için dışarıdan ve içeriden birçok teşvik ve kışkırtmalar olacağını tahmin ve kabul etmek tabiîdir.

öte yandan, dün nâzırlardan birinin gösterdiği, kastamonu vali vekilinden gelmiş bir telgrafla da, bazı memurların tayini ve cezalandırılması gibi işlerde istanbul hükûmeti’ne sanki emredilmek isteniyordu.

bu gibi durumlar, devleti bu kerteye indirmiş olan ve sizce de ne derecede kötülendiği bildiri ve yetki tanıma belgelerinde memnuniyetle görülen kötü idareyi aynen taklit etmek olacağından, böyle kimselere bu türlü davranma fırsatının verilmemesini, herkesçe bilinen zekâ ve anlayışınızdan beklerim.

özet olarak, artık memlekette birliğin sağlanmasını ve temel kanunlar çerçevesinde hükûmetle bağlantı kurulmasını içtenlikle tavsiye ve rica ederim (ahmet izzet).
harbiye nâzırı
cemal
bu telgrafa, elden geldiği kadar hiçbir şahsî duygu ve düşüncemizi belli etmemeye çalışarak yumuşak ve hattâ inandırıcı bir karşılık vermek uygun görüldü. cevap şudur:
şifre: sivas, 7/8.10.1919

ilgi: 7/8.10.1919
harbiye nâzırı cemal paşa hazretleri’ne

«ahmet izzet paşa hazretleri’ne»

yüksek düşünceleriniz değerine yaraşır önemle dikkate alındı. millî mücadele’nin etkileri ile ilgili olumlu kanaata teşekkür edilir.
bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, yapılan millî hizmetlerin tutarlı ölçülerle devam ettirileceğine, kanunî bir yönetimin tam olarak kurulmasına bütün varlığımızla çalışılacağına güven buyurulmasını rica ederim. çünkü mücadelemiz kanunî bir devrenin açılmasını hedef almaktadır.

tanrı’ya şükürler olsun, hükûmet ile millet, tam bir görüş birliğine varmış olduklarından, bundan sonra da devam edeceğinden emin bulunduğumuz karşılıklı samimiyet ve olgunluk derecesine ulaşmış olan birlik, kendini, millet ve memleket çıkarlarını garanti edecek şekilde ortaya koyacaktır.

kötü icraat ve siyaseti herkesçe bilinen ferit paşa kabinesi’ne milletin uymaması, gaye ve hareketlerine katılmamış olması, dış politikamız üzerinde hiçbir tehlikeli etki uyandırmamış; aksine, ferit paşa kabinesi’nin sebep olduğu bütün kötü etkileri ortadan kaldırarak şükranla karşıladığımız bugünkü elverişli siyasî durumumuzu sağlamıştır.

milletin güvenini kazanmış olan bugünkü kabineyle anlaşmış bulunmanın, içteki durumumuzu dış siyaset üzerinde pek yararlı ve etkili kılacağına şüphe yoktur. olağanüstü durumlarda, bazı yerlerde istenmeyen bazı olayların çıkmış olması, kaçınılması imkânsız zarurî ve olağan şeylerdir.

özellikle kütahya, bilecik ve eskişehir gibi yerlerdeki suçsuz, haksızlığa uğramış halkın karşılaştığı baskı ve kötülükler lûtfen ve biraz da insaflıca düşünülürse, şikâyet konusu olarak görülen olayların ne kadar haklı olduğu bir an üzerinde durmakla anlaşılır.
buralardaki acıklı ve iç sızlatıcı duruma da, eski hükûmetin miskince davranışının sebep olduğu düşünülünce, bu olaylardan millî mücadele’yi sorumlu tutmaya kalkışmak haksızlık olur inancındayım. kastamonu vali vekilinin, zâtıdevletlerince sözü edilen telgrafından dolayı kendisini de mazur görmenizi rica edeceğim.

çünkü, bu biçim müracaat yalnız kastamonu’dan değil, daha başka yerlerden de yapılmıştı. yeni kabinenin kararsız gibi görünen başlangıçtaki tutumu bir iki gün daha devam etseydi, bu türlü başvurular memleketin her köşesinden yağacaktı.

bundan böyle, bu gibi hareketlere asla meydan verilmemesi için gereken her türlü tedbir alınacak, gerekli etkiler yapılacak ve zâtıdevletlerinin tavsiyelerine uyularak tam anlaşmanın gerçekleşmesi ve temel kanunlar çerçevesinde hükûmetle yakın işbirliği sağlanması için samimî olarak çaba harcanacaktır. saygı ve ta’zim ile ellerinizden öperim efendim.

mustafa kemal

devamı için:

(bkz: ali rıza paşa cumhuriyet kurulacağını keşfediyor)

tek kuşurumuz

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, hükûmetin bildirisinin, anlamsızlığına ve taşıdığı düşüncelerin sakatlığına rağmen, biz heyet-i temsiliye adına aynı tarihte, 7 ekim günü, yeni kabineyi destekleme kararı veriyoruz.

yeni hükûmet ile millî dâvâ arasında tam bir uzlaşma meydana geldiğini millete müjdeliyoruz. her yerde hükûmet işlerine asla karışılmamasını sağlayarak, hükûmetin kuvvetini artıracak ve işlerini kolaylaştıracak tedbirler alıyoruz. içeride ve dışarıda tam bir birlik olduğunu fiilen ispat edecek bir durum alıyoruz.

özet olarak; memleketin kurtuluşunu sağlayabilmek için, dürüstlük ve içtenlikle düşünenlerin, akıl ve vicdan bakımından yapmaya mecbur oldukları -akla gelebilecek- her şeyi yapmaya çalışıyoruz. milletvekillerinin bir an önce seçilmesini sağlamak için teşvik ve tavsiyelerde bulunuyoruz.

yalnız bir şey yapmıyoruz. millî teşkilâtı dağıtmıyoruz. tek kabahatimiz budur.

damat ferit paşa’dan sonra, diğer bir damat paşanın etrafında, sadrazam diye, nâzır diye toplanmış birtakım kuşbeyinlileri, alçak bir padişahın alçakça düşüncelerini kolaylıkla uygulayabilsin diye serbest bırakmayacağımızı hissettiriyoruz.

temsilcimiz cemal paşa, kabine hakkında bizim olumlu kanaatimizi alabilmek ve güvenimizi kazanabilmek için her çareye başvurmaktan geri durmuyor. ahmet izzet paşa’ya da kabineyi övdürerek varlığımızın silinmesi gereğine dair öğütler verdiriyordu.

devamı için:

(bkz: ahmet izzet paşa nın öğütleri)

damat şerif paşa milleti zehirliyor

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, yeni kabine içinde yer alan ve hey’et-i temsiliye’mizin elçisi durumunda olan cemal paşa ile yapılan ve yapılmakta olan haberleşmelerimiz, yüce topluluğunuza dahiliye nezareti makamını tutan damat mehmet şerif paşa’dan söz etmemi geciktirdi.

biz, yeni kabine ile uzlaşma yolu ararken, şerif paşa, çoktan milleti zehirlemeye başlamış bulunuyordu.

nezarete geçtiğini bildiren 2 ekim tarihli genelgesinin metni hatırlanırsa, orada şu cümlelere rastlanır :

«vatandaşların tam bir uyum ve birlik içinde bulunmaları, devletin gerçek çıkarlarının bir gereği olduğu halde, bir süredir memlekette bozgunculuk ve bölücülük belirtilerinin görülmesi, güçlüklerin bir kat daha artmasına yol açacağından, pek çok üzüntü vericidir.

«……başarı.... hükûmet’in gösterdiği yolda gitmekle ve memleket çıkarlarını ilgilendiren konularda zararlı davranışlardan kaçınmakla elde edileceğinden, hemen merkezlere ve merkeze bağlı olan yerlere bu yolda tavsiyelerde bulununuz (belge: 145).

efendiler, damat ferit paşa’dan daha akıllı olduğu söylenen damat şerif paşa, pek acemice işe başlamış oluyor. o tarihlerde istanbul’da, bizi «âsî, anarşist», «simple soldat -basit asker-» sayan bazı romancılar gibi, damat paşa da bizi; ancak ahmakları aldatabilecek kendi kısa aklınca, gafil ve anlayışsız sanıyordu galiba!..

oysa, biz, nâzır paşa’nın alçakça niyetini hemen anlamış ve daha uyanık bir durum almış bulunuyorduk. şerif paşa, bizim tutum ve gidişimizi, ferit paşa kabinesi’ni düşürmek için milletçe yapılan teşebbüsleri, memlekette bozgunculuk ve bölücülük belirtileri olarak gösteriyor ve pek çok esef ediyor.

bir de, efendiler, hükûmet’in, dahiliye nâzırı mehmet şerif imzasıyla yayınlanan duyurusunun birkaç noktasına hep birlikte göz gezdirelim (belge: 146).
«bugünkü kabine tam bir uyum içindedir.» çok doğrudur. bu durum bütün çıplaklığı ile kendini gösterecektir.

«temel konularda görüş birliği içindedir. hiçbir partiye bağlı değildir. çeşitli siyasî grupların hiçbirine de eğilimi yoktur. hepsinden manevî destek bekliyor.»
bu cümlelerden çıkan anlam açıktır. hükûmet, millî teşkilât ve onu idare eden hey’et-i temsiliye ile beraber değildir. hattâ, ona karşı bir eğilimi bile yoktur. itilâf ve hürriyet partisi’nden, muhipler cemiyeti’nden, kızıl hançerliler’den, nigehbancılar’dan ve mevcut öteki derneklerden ne kadar destek bekliyorsa, bizden de ancak o kadar... cemal paşa vasıtasıyla bizi oyalama ve aldatma gayesiyle çekilen telgraflarda yazılanlar hep yalandır.

sonra efendiler, şu cümleyi okuyalım: «memleket kaderinin milletin vekilleri aracılığı ile belirlenmesi başlıca emelimizdir.»

bundan çıkan anlam da şudur: sivas’ta birkaç kişi toplanmış, millet adına söz söylüyor. milletin kaderi ile ilgileniyor. hey’et-i temsiliye diye bir de ünvan takınarak, üstlerine vazife olmadığı halde, millet ve memleketin işlerine karışıyorlar. bunların sözünü dinlemeyiniz. çünkü bunlar milletin vekilleri değildir!

hükûmet, bu bildiride barış konusundaki görüşünü de şöyle açıklıyor: «wi1son prensiplerinden hakkıyla yararlanılarak, osmanlı devleti’nin bir bütün halinde ve padişah’ının etrafında toplanmış müstakil bir devlet olarak yaşamasını sağlayıcı hiçbir teşebbüsten geri durulmayacaktır.»

yeni kabine, bu görüşlerinde başarıya ulaşacaklarını belirtmek üzere şu delili ileri sürüyor: «zaten büyük devletlerin adalet duyguları ile, gerçekten gittikçe açıklık kazanmakta olan avrupa ve amerikan kamuoyunun ölçülü davranma isteği de bu konuda güven verici olmaktadır.»

efendiler, bütün bu düşünceler, ferit paşa kabinesi’nin padişah ağzından yayınladığı bildiride yazılanların harfi harfine aynı değil midir?
bu türlü bildiriler yayınlamaktan maksat milleti aldatmak ve miskinliğe sürüklemek değil midir?

hangi adaletten söz ediliyor? hangi ölçülü davranma isteğinden dem vuruluyor? bunların asılları var mıydı? memleketin hükûmet merkezinden başlayarak yabancılar tarafından her yerde yapılagelenler gerçekten bunun aksini ispat edecek fiilî ve apaçık deliller değil miydi?
gerçekte, wilson, prensipleriyle birlikte sahneden çekilmiş ve osmanlı ülkesine ait toprakların suriye’de, filistin’de, irak’ta, izmir’de, adana’da ve her yerde işgaline seyirci bulunmuyor muydu?

bu kadar kesin yıkılış belirtileri karşısında aklı, kavrayışı, vicdanı olan adamların kendi kendilerini aldatmalarına ihtimal verilir mi? bu gibi adamlar, aslında kendilerini aldatacak kadar budala olurlarsa, onların memleket kaderini elde tutmalarına, aklı eren ve korkunç gerçeği görenler katlanabilirler mi? eğer bu adamlar, gerçeği biliyorlar ve kendilerini aldatmıyorlarsa, milleti kandırarak bir koyun sürüsü halinde düşmanın pençesine teslim etmek için canla başla çalışmalarına ne anlam verilebilir?
bütün bu noktalar gözönünde bulundurularak verilecek hükmü kamuoyuna bırakırım.

devamı için:

(bkz: tek kusurumuz)

padişah köleliğiyle elde edilen iktidar makamı

pipisik
-padişah köleliğiyle elde edilen iktidar makamı, iktidarsızlık örneğidir-

nutuk’tan...

efendiler, ali rıza paşa kabinesi’yle başladığımız temas noktasına gelelim:

arz etmiştim ki, hükûmet, bize bildirisini yayınlanmadan önce vermediği için, biz de millete yapacağımız bildiriyi, hükûmetin görüşünü almaya gerek duymadan yayınlamıştık.

bunun üzerine, hükûmet, cemal paşa vasıtasıyla, daha dört maddenin çeşitli yollarla yayınlanmasını gerekli bulmakta olduğunu, 9 ekimde bildirdi. bu maddeler şunlardı:

1 — ittihatçılarla bir ilişkinin bulunmadığı,

2 — osmanlı devleti’nin birinci dünya savaşı’na karışmasının doğru olmadığı, buna sebep olanlar aleyhinde adları da açıklanarak bazı yayınlar yapılması ve haklarında kanunî kovuşturma açılarak cezalandırılmaları,

3 — bütün savaş suçlularının kanunî cezadan kurtulamayacakları,

4 — seçimlerin serbestçe yapılacağı.
cemal paşa, bu maddeleri saydıktan sonra, bunların açık bir şekilde belirtilerek yayınlanmasının, içeride ve dışarıda birtakım yanlış anlamaların önüne geçeceğini ileri sürerek ve memleketin yüksek çıkarlarının bir gereği olarak, özellikle olumlu karşılanmasını rica ediyordu (belge: 141).

efendiler, ali rıza paşa kabinesi’nin ne kadar cılız düştüğünü ve gerçeği kavramaktaki görüş kıtlığını anlamak için bu maddeler sanki birer ölçüdür. devletin, içine düştüğü felâket uçurumunun derinlik ve dehşetini görmekten âciz olan zavallılar, elbette ciddî ve gerçek çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. çünkü, o ciddî ve gerçek çare kendilerini daha çok dehşete düşürür.

akıl ve kavrayışlarındaki kısırlık, tabiat ve ahlâklarındaki zayıflık ve soysuzlaşma gereği böyledirler.

çoktandır, köle olduğuna şüphe kalmamış olması gereken padişah ve halife’nin köleliği ile elde edilebilecek iktidar makamının, iktidarsızlığa örnek olması tabiî değil miydi?

ferit paşa’nın yerine gelen ali rıza paşa ile bir kısmı bundan önceki kabinede de görev almış bulunan yeni çalışma arkadaşları, ferit paşa’nın bırakmış olduğu noktadan başlayarak, onun sonuçlandıramadığı düşman emellerini takip ve sonuçlandırmaya çalışmaktan başka zaten ne yapabilecekti?

bu, bizce, açık olarak biliniyordu. fakat, tahmin ve takdir buyurulacak birçok düşünce ve sebeplerle, hazımlı ve sabırlı davranmaktan başka çıkar yol yoktu.

efendiler, uzlaşmış görünmeyi uygun bulduğumuz bu yeni kabine ile bizim görüşlerimiz arasındaki ayrılığın beliren ilk safhalarını görmek için, bu dört madde ile ilgili görüşlerimizi içine alan cevabımızı, büyük millet meclisi zabıtlarının ilk günlerine ait sayfalarında, lûtfen bir daha gözden geçirirsiniz (belge: 142).

efendiler, bugünlerde istanbul’daki basın mensupları bir dernek kurmuşlar. 9 ekimde, tasvir-i efkâr, vakit, akşam, türk dünyası ve istiklâl gazeteleri adına bazı sorular soruyorlar ve yayına esas olacak görüşlerimizi almak istiyorlardı. bunlara, gereken açıklamalar yapıldı ve bilgiler verildi (belge: 143).

bu basın hey’etinin başkanı velit bey’in de kendi gazetesi adına ilgi çekici soruları içine alan bir telgrafı vardı. ona da yaverim vasıtasıyla karşılık verdirdim (belge: 144). bunları belgeler arasında okuyacaksınız.

devamı için:

(bkz: damat şerif paşa milleti zehirliyor)

kazım karabekir paşa hükümete karışmak istiyor

pipisik
-kâzım karabekir paşa’nın kendisi de hükûmet işlerine karışmak istiyor-

nutuk’tan...

zaten herkesçe bilinen ve o yolda hareket edilmekte olan bir gerçeği, burada açıklamaktan maksadım, vatanseverlik, ahlâk üstünlüğü, olgunluk ve buna benzer birtakım seçkin vasıflar gereği imiş gibi gösterilmek istenen safsatalara karşı, milletin ve gelecek nesillerin dikkatli ve uyanık bulunmalarını sağlamaktır.

bu düşüncelerine vesile teşkil etmiş olan kâzım karabekir paşa’nın da bu noktada, genellikle benimle aynı düşünce ve görüşte bulunduğuna asla şüphem yoktur. çünkü kâzım karabekir paşa’nın maksadı, elbette, yalnız benim veya hey’et-i temsiliye’de bulunan bazı arkadaşların hükûmet kurmamasını veyahut hükûmete girmemesini hedef almak değildi.

kâzım karabekir paşa, bu konuyla ilgili telgrafında, rauf bey’in ve benim adımı söylerken «bu gibi ön plândaki şahsiyetler» demiş olduğuna ve kendisini aynı safta gördüğü tabiî bulunduğuna göre, elbette kendilerinin de prensiplerinin dışında kalamayacağı belli idi. oysa, kâzım karabekir paşa, hâtıramda yanılmıyorsam, milletvekili olarak, meclis’te çalıştığı sırada, bir durumun gereği olarak yeni bir kabine kurulması söz konusu oldu.

ben bu hususta görüşmek üzere fethi bey, fevzi paşa, fuat paşa, kâzım paşa, ali bey, celâl bey, ihsan bey ve hükûmet’teki arkadaşlarla daha başka on onbeş arkadaşı ve bu arada kâzım karabekir paşa’yı çankaya’ya davet etmiştim.

kâzım karabekir paşa, bana gelmeden önce, meclis’te, o tarihte parti genel sekreteri olan recep bey’in yanına giderek, kendisini davet ettiğimi ve büyük bir ihtimalle hükûmet başkanlığını teklif edeceğimi söyledikten sonra, şimdiden, kendisinin durum hakkında aydınlanmasına yardım edecek bilgileri varsa bildirilmesini söylemiştir.

kâzım paşa’nın çankaya’da, toplantı ve görüşme sırasındaki tutumu da, orada hazır bulunanlar tarafından anlamlı görülmüştü. kâzım karabekir paşa, görüşme sırasında, «bu şekilde de millete hizmetten çekinmediğini» pek haklı ve yerinde olarak ifade etmişti. görüşmeler bir noktaya saplandı.

hükûmet başkanı fethi bey mi, karabekir paşa mı olsun? bu nokta üzerinde tartışılırken kâzım karabekir paşa, bana 8 ekim 1919 tarihinde tavsiye ettiği gibi, «kabinenin şekli ve kuruluş tarzı, üyelerinin değer ve kişilikleri ne olursa olsun, millî meclis içinde daima söz sahibi ve denetleyici olarak kalmayı, uygulanması zarurî bir karar saydığını» söylemedi.

aksine, durumu, hükûmet kurmaya yetkili kılınmasını bekler nitelikte görülüyordu. oysa, daha vatan ve milletin tam olarak kurtuluşunun söz konusu olduğu devrin korkunç ve karanlık bir safhasını daha yaşıyorduk.

görüşmeyi sonuca bağlamadım. ara verdiğim bir sırada, fevzi paşa hazretleri’ni bahçeye götürdüm. kendisinin, fethi bey ve kâzım karabekir paşa’lardan birini hükûmet başkanlığına seçmekte hakem olmasını rica ettim.

fakat ikisini de aynı zamanda çağırıp «konunun şahsî ve basit bir konu olmadığını, sorumluluğun vatanla ilgili ve büyük olduğunu belirttikten sonra, açıktan açığa kendilerine, bu görevi hangisinin daha iyi yapabileceklerini, vicdanlarına başvurarak bizzat söylemeleri isteğinde bulunacaktı».

yeniden toplandık. «hükûmeti ya fethi bey yahut da karabekir paşa kuracaktır. görüşmelerin sonucundan bunu anlıyorum. konunun çözüme bağlanmasında, fevzi paşa hazretleri’ni hakem yapalım» dedim.

kabul edildi. mareşal, fethi bey’i ve karabekir paşa’yı aldı. bahçeye çıktılar. belirttiğim şekilde hareket edilmiş. fethi bey, «ben daha iyi yaparım» demiş. mareşal da bu kanıda bulunmuş ve fethi bey seçilmiştir. böylece, karabekir paşa’nın hükûmeti kurmakla görevlendirilmesine yardımcı olma fırsatı ortadan kalkmış bulundu.

devamı için:

(bkz: padişah köleliğiyle elde edilen iktidar makamı)

kazım karabekir paşa nın düşüncesi

pipisik
-kâzım karabekir paşa’nın benim hükûmetin işlerine karışmam konusundaki düşüncesi-

nutuk’tan...

efendiler, içinde bulunduğumuz günlere ait olaylara ve konulara dokunmuşken, burada küçük bir noktayı daha açıklamama müsaadenizi rica edeceğim. kâzım karabekir paşa’dan gelen 8 ekim 1919 tarihli bir telgrafta, şöyle bir görüş ileri sürülüyordu:

«hey’et-i temsiliye’den yüksek şahsiyetleri ile, rauf beyefendi’nin ve bu gibi önemli şahsiyetlerin, milletvekili olduktan sonra da hiçbir şekilde hükûmete karışmayarak meclisteki grubun başında daima söz sahibi olarak bulunulmasını, kabinenin şekli ve kuruluş tarzı, üyelerinin değer ve kişiliği ne olursa olsun meclis-i millî içinde hep denetleyici bir mevkide kalınmasını başarının önemli şartı ve uygulanması zarurî bir karar sayarım.»

«bir dâvânın ve bir grubun en yüksek ve güçlü tanınmış olan şahsiyetleri, kendi yetki çerçevelerini aşıp da hükûmet işine karışınca, meclis-i millî daima zayıf kalmış ve akımlar karşısında ya sürüklenmiş yahut da parçalanmıştır.»

«vatan ve milletin bir bütün olarak kurtuluşunun şiddetle söz konusu olduğu bu devrede, arz ettiğim bu hususlar üzerinde kesin bir karara varmanızı derin saygılarımla istirham ederim.»

efendiler, gerçekten de erzurum’da bulunduğum zamanlarda, kâzım karabekir paşa, karşılıklı olarak yaptığımız konuşmalarda da buna benzer görüşler ileri sürmüştür. benim ileri sürdüğüm görüşler de aşağı yukarı şöyleydi: «her şeyden önce, memlekette, milletin varlık ve iradesini ortaya koymak ve bunu sarsılmaz bir şekilde millî meclis’te temsil etmek gerekir. bu da, memlekette millî bir ülkü etrafında kuvvetli bir teşkilât kurmak ve mecliste bu teşkilâta dayalı bir grup bulundurmakla mümkündür. en güçlü şahsiyetlerin gayesi bu olmalıdır.

oysa, şimdiye kadar görüldüğü üzere, asıl olan bu noktaya önem verilmeksizin, kendilerinde azçok liyakat görenler, hemen hükûmete geçmek heves ve hırsına kapılıyorlar. bu gibi insanlar, mecliste kendilerine dayanak olarak millî teşkilâta bağlı güçlü bir grup oluşturamayınca, geride yalnız saltanat ve hilâfet makamı kalıyor. bu yüzden millî meclisler, millî şeref ve kudreti temsil edemiyor. millî istekler ortaya konamıyor ve gerekleri yerine getirilemiyor.

bu bakımdan bizim için başta gelen en önemli ilke önce memlekette millî teşkilâtı kurmak, sonra da bu teşkilâttan kuvvet alan bir grubun başında, mecliste çalışmak olmalıdır. hükûmet kurmaya veya kurulacak herhangi bir hükûmete girmeye kalkışmakta yarar yoktur.

çünkü, bu nitelikte bir hükûmet, vatana ve millete hiçbir esaslı hizmet veremeden hemen düşmeye yahut da padişaha dayanarak meclise karşı ve dolayısıyla da millete karşı düşen bir durum almaya mecbur olacaktır. böyle olunca da, birincisinde istikrarsızlık gibi büyük bir sakınca sürüp gidecek; ikincisinde de millî hâkimiyetin yavaş yavaş yok derecesine getirilmesine hizmet edilmiş olacaktır.» nitekim sizlerce bilindiği ve fiilî olarak da görüldüğü üzere biz memlekette önce millî teşkilât kurduk. sonra meclisi topladık. önce meclis hükûmeti kurduk. ondan sonra da cumhuriyet hükûmeti’ni teşkil ettik.

bundan başka, fırsat düştükçe kabineye girilmeyeceği, yüksek makam ve memuriyetler kabul edilmeyeceği ve aslında büyük ve millî gayeden başka hiçbir maksadın peşinde olmadığımız ve faaliyetimizin en büyük kısmının şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da kuva-yı miliiye’nin bir denge unsuru olarak kalmasına çalışmaktan ibaret bulunduğu noktalarında millete karşı demeç ve bildirilerimiz vardı. kâzım karabekir paşa, telgrafında, erzurum’daki görüşlerimi ve bu görüşe bağlı olarak yayınlanan bildirilerimizi hatırlatarak takdirlerini ifade ettikten sonra; «ancak, bu güzel azim ve kararın, şimdiye kadar bizde yapılmış denemeleri ve bunların verdiği sonuçları göz önünde bulundurarak daha geniş çaplı olmasını düşündüğümü de özellikle arz ederim» diyorlardı (belge: 140).

efendiler, kâzım karabekir paşa’nın bu görüş ve teklifi, telgraflarının sonunda söyledikleri gibi, vatan ve milletin kurtuluşunun söz konusu olduğu bir devirde ve benim de açıkladığım üzere, daha memlekette hiçbir teşkilât ve meclis yokken ve meclis toplandığı zaman da mecliste böyle bir teşkilâta ve millî kudrete güvenir ülkü sahibi bir grup varlığını ispat edememişken, her ne şekilde olursa olsun hükûmet kurmaya veya kurulacak hükûmete girmeye heves etmek, elbette doğru olmazdı. böyle bir davranışı memleket ve millet yararına hizmet gayesinden çok, şahsî hırs ve menfaate yahut da hiç olmazsa bilgisizliğe vermekte, kanaatimce asla isabetsizlik yoktur.

ancak, efendiler, karabekir paşa’nın dediği gibi kabinenin ne şekilde ve nasıl kurulacağı, üyelerinin değer ve kişiliği ne olursa olsun, mecliste şekil bulmuş siyasî bir grubun ön plânda gelen şahsiyetlerinin meclis içinde sürekli olarak söz sahibi ve denetleyici bir mevkide kalması, en önemli başarı şartı ve uygulanması zarurî bir karar sayılamaz.
gerçekten de millî hakimiyet ilkesine bağlı olarak idare edilen medenî devletlerde, kabul edilmiş olan ve fiilen yürürlükte olan kural, milletin genel eğilimlerini en yüksek düzeyde temsil eden ve bu eğilimlerin bağlı bulunduğu yararları en yüksek kudret ve yetki ile gerçekleştirebilecek siyasî grubun, devlet işlerini üzerine alması ve bunun sorumluluğunu en yüksek liderinin omuzlarına yüklemesi ilkesinden ibarettir.

zaten bu şartları taşımayan bir hükûmet görev yapamaz. hükûmetin, kuvvetli grup üyeleri arasından ve fakat birinci derecede olmayanlarından zayıf bir hükûmet kurmak, onu partinin birinci derecedeki liderlerinin direktif ve tavsiyeleriyle yürütmeye kalkışmak düşüncesi, elbette doğru değildir. bunun feci sonuçları özellikle osmanlı devleti’nin son günlerinde görülmüştür.

ittihat ve terakkî liderlerinin elinde oyuncak olan sadrazamlardan ve onların hükûmetlerinden millete gelen zararlar sayılamayacak kadar çok değil midir?

mecliste, hâkim olan partinin, hükûmetin kurulmasını, muhalif ve azınlıkta bulunan bir partiye bırakması ise asla söz konusu olamaz.

kural ve yöntemlere göre, milletin çoğunluğunu temsil eden, programı belli olan parti, hükûmeti kurma sorumluluğunu üzerine alır, memlekette kendi gaye ve ilkelerini uygular.

devamı için:

(bkz: kazım karabekir paşa hükümete karışmak istiyor)

cemal paşa söz veriyor

pipisik
-cemal paşa, kabine adına millî iradeye aykırı hareketlerden kaçınılacağına söz veriyor-

nutuk’tan...

şimdiye kadar yapılan haberleşmelerin özeti :

1 — kabine sizinle aynı düşüncededir, millî iradenin hâkimiyetini kabul eder. ancak, bir öç alma kabinesi olmaktan çekinir. suçluların cezalandırılmasını kanunî yollarla yerine getirmeyi de uygun buluyor.

2 — zarara uğramış valilerin uğradıkları haksızlıklara son verip durumlarını düzeltmeyi, yeterli olanlarını seçip özellikle atamayı, ordunun şeref ve disiplinini de iade etmeyi tamamen üstlenir.

3— devlet, dışarıya karşı şeref ve haysiyetini yeniden kazanabilmek için millî iradeye ve hey’et-i temsiliye’ye dayanacaktır.

4— hey’et-i temsiliye’nin bir temsilcisi olarak, bütün içtenliğimle ve saygılı
bir duygu ile arz ediyorum ki, kabine, hey’et-i temsiliye’nin hem dışa hem de içe
karşı, hâkim oluyor anlamını vermeksizin kendisine yardımcı durumda kalmasını
ister ve bu büyük gücün yararını takdir eder. herşeyden önce, telgrafların karşılıklı olarak ve serbestçe çekilmesini, yerinde bırakılacak veya yeniden tayin edilecek vali ve komutanların hemen hareket edebilmesini, özellikle, kabul edilen yeni milletvekilleri seçimi kanunu’nun her yere dağıtılarak duyurulabilmesini pek yararlı görür.

5— millî iradeye aykırı davranışlardan kaçınılacağına söz verirsem, geriye yalnız, ayrıntılarının şekil ve zamanı kalır ki, bunun da pek kolay olabileceğine inancım vardır. vatanın kurtarılmasını hedef alan gayenin gerçekleşmesine, hemen elbirliği ile çalışabilmek için, ayrıntılar üzerinde ısrar edilmemesini, zâtıdevletlerinin yardımlarını bekler (amhsny) , pek rica eder, saygıdeğer arkadaşların hepsine de saygılarımı sunarım.
harbiye nâzırı

cemal
bu telgrafa hemen olumlu ve samimî olan şu cevabımızı verdik:
şifre sivas, 7.10.1919

harbiye nâzırı cemal paşa hazretleri’ne

ilgi : zâtıdevletlerinin telgrafta belirttikleri hususlara, madde madde, sırayla aşağıdaki cevap arz olunur:

1 — kabinenin bizimle tam bir birlik ve beraberlik içinde, millî iradenin hakimiyeti ilkesini kabul buyurmasına, millet adına teşekkürlerimizi arz ederiz.

kabinenin, hey’et-i temsiliye’nin ve bütün millî teşkilâtımızın öç alıcılıkla lekelenmesi, bizce de son derecede sakınılacak ve çekinilecek bir husustur. bu noktada ve suçluların kanunî yollarla cezalandırılmaları gereğinde de kabine ile bir
görüş birliği içindeyiz.

2 — ikinci maddede yazılanlar için de özellikle teşekkür ederiz. bundan önce arz edilmiş olan hususlarda, bu noktanın üzerinde durulmasının sebebi şuydu :

milli dâvâya ve milli mücadele’ye karşı tutumlarından dolayı, millet tarafından reddedilen bazı vali ve komutanlar, şekle uyma düşüncesi ile, geçici bir süre için de olsa, görevlerine iade edildikleri takdirde, gittikleri yerlerde kabullerine imkân görülmediğinden, hükûmet otoritesine karşı saygısızlık doğabilir endişesi idi.
3 — üçüncü madde, özellikle şükranla karşılanmaya değer. inşallah birlik ve beraberlik içinde, vatan ve milletimizin kurtuluş ve mutluluğunu sağlamamız kısmet olur.

4 — tam bir içtenlikle ve büyük bir güvence ile arz ederiz ki, kabinenin gösterdiği ciddiyet ve samimiyete karşılık, hey’et-i temsiliye ne içeriye ne de dışarıya karşı hiçbir vakit bir hâkim olma durumu almayacak, aksine tam bir görüş birliği ile kabul buyurulan esaslar çerçevesinde, hükûmetin güç ve otoritesini artırıp sağlamlaştırmayı vatan ve milletin selâmeti için görev sayacaktır. bu konuda asla şüphe ve tereddüt buyurulmamasını arz ve rica ederiz. özellikle zâtıdevletlerinin, tüzüğümüzün sekizinci maddesi gereğince, doğrudan doğruya hey’et-i temsiliye’miz üyesi sıfatıyla kabinede temsilci olarak bulunmaları her iki tarafın da işlerinde ve kararlarında anlaşmaya varmaları bakımından bir güvence sağlayacağı için sevindiricidir.

artık kabine ile millî teşkilâtımız arasında, her noktada görüş birliği ve uzlaşmaya varıldığı anlaşıldığına göre, elbette, haberleşme konusundaki kayıtlar da kaldırılacaktır.

ancak, hey’et-i temsiliye, bütün anadolu ve rumeli’deki teşkilât merkezleri ile bağlantısını devam ettirmek zorunda olduğundan, özel telgraflar şeklinde yapılmakta olan telgraf haberleşmelerimizin eskiden olduğu gibi devamına müsaade buyurulmasını özellikle istirham ederiz.

burada şunu da arz edelim ki, hükûmet, emirlerini tebliğe başladığı dakikada, hiçbir tarafta herhangi bir engelle karşılaşmamak ve en küçük bir otorite sarsılmasına uğramamak gerektiğinden, bu hususun sağlanması ve hey’et-i temsiliye tarafından gerekenlere gerekli tebligatın yapılabilmesi için, kırk sekiz saat kadar zaman bırakılmasını rica ederiz.

hey’et-i temsiliye tarafından yapılacak tebligata esas olmak ve millete güven vermek üzere yayınlanmasını rica ettiğimiz kabine bildirisinin gizli olarak yayınlanmadan önce, bu suretinin hey’etimize lütuf buyurulmasını özellikle istirham ederiz.


çünkü bu bildiride, bir kelimenin bile milletçe yanlış anlamaların devamına yol açabileceğini ve hey’et-i temsiliye’yi de millete karşı pek güç bir durumda bırakabileceğini bütün samimiyetimizle arz ederiz.


hey’et-i temsiliye tarafından zâtışâhâne’ye takdim edilecek bir teşekkür yazısı ile millete yapılacak tebliğ suretini gerekli yerlere göndermeden önce, zâtıdevletlerine şimdi arz edeceğiz ve bunların metinine dair kabinece ileri sürülecek düşünceler saygıyla dikkate alınacaktır.

yeni milletvekilleri seçimi kanunu üzerindeki görüşümüzü daha sonra arz etmek üzere, söz konusu kanunun hangi görüşle hazırlanmış olduğunu lûtfen bildirmenizi rica ederiz.

5 — temel noktalarda tam bir uzlaşma doğduktan sonra, zâtıdevletleriyle saygıdeğer arkadaşlarınızın samimiyetlerinden şüphe edilemeyeceğinden, konunun ayrıntıları üzerinde kendiliğinden görüş birliğine varılabileceği tabiîdir.

bendenizin ve bütün çalışma arkadaşlarımın, en büyük saygı ve samimiyetlerimizle, zâtıdevletinizin ve içinde bulunduğunuz kabinenin başarıya ulaşmasına ve bu sayede vatanın kurtarılmasını hedef alan gayenin bir an önce gerçekleşmesine bütün varlığımızla çalışacağımıza emniyet buyurmanızı arz ve burada hazır olan bütün arkadaşlarımın selâm ve saygılarını sunarım.

mustafa kemal

cemal paşa, bu telgrafımıza o gece cevap verdi. bunda «bildirinin hemen yayınlanmasının zarurî olduğunu, ancak, gerekli noktalara dikkat edildiğini» bildiriyordu (belge: 135). biz de aynı gece, nezaket gereği olmak üzere cevap verdik (belge: 136).
fakat efendiler, hükûmetin, bildirisini yayınlamadan önce bize göstermek istemediği anlaşılınca, biz de millete olan bildirimizi hükûmete danışmadan yayınladık; padişah’a olan telgrafı da aynı şekilde çektik.


efendiler, 7 ekim 1919 tarihini taşıyan bildirimiz; milleti, tutulan yolun isabetli ve başarılı olduğu, bu yolda millî birliği koruyarak bugüne kadar olduğu gibi devam edilmesi konusunda, dolayısıyla aydınlatmaya, uyarmaya ve milletin manevî gücünü kuvvetlendirmeye yardımcı olmak maksatlarını dile getirmekte idi (belge: 137).


padişah’a yazılan telgraf da millet adına teşekkürü içine alıyordu (belge: 139).
efendiler, bu arada küçük bir bilgi arz edeceğim.

hey’etimiz, bütün memlekete milletin ortak isteğinin gereğini yerine getirtmeye çalıştığı sırada, işgal altında bulunan izmir’e de doğrudan doğruya tebligatta bulunuyordu. ali rıza paşa kabinesi’yle anlaşmakta olduğumuz 7 ekim 1919 tarihinde, izmir’e de şu telgrafı çekiyorduk :

ivedi sivas, 7.10.1919
izmir valiliği
yüksek katına
şimdiye kadar gönderilen tebligat ve yazılarımız size ulaştıysa, gereklerinin yapılmakta olup olmadığının, ulaşmamış ise, engelleyici sebeplerinin acele bildirilmesi rica olunur.
anadolu ve rumeli
müdafaa-i hukuk cemiyeti
hey’et-i temsiliyesi adına
mustafa kemal
izmir’in ve izmir valisinin ne durum ve şartlar içinde bulunduğunu şüphesiz biliyorduk. tebliğlerimizi alıp alamayacağı şüpheli olmakla birlikte, uygulayamayacağı tabiî idi. fakat, biz, bütün memleketin kaderiyle meşgul ve işgal tanımayan bir kuvvet merkezinin bulunduğunu düşmanlarımıza da bildirmekte yarar görüyorduk.

devamı için:

(bkz: kazım karabekir paşa nın düşüncesi)

yunus nadi bey e arabuluculuk yaptırılıyor

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, ali rıza paşa kabinesi’nin iktidar mevkiine geçtiğinin beşinci gününe geldik. hâlâ anlaşamıyoruz. memleketin istanbul ile olan resmî haberleşme ve ilişkileri hâlâ kesilmiş olarak sürüp gidiyor. sadrazam paşa hazretleri, tekliflerimize cevap vermiyor ve hiçbir vakit vermemiş olduğunu göreceksiniz. kabineden hiç kimse bizimle görüşmek istemiyor.

bu gün, yani 6 ekim 1919 günü, yunus nadi bey arkadaşımız, harbiye nâzırı olan cemal paşa’yı, daveti üzerine makamında ziyarete gitmiş. cemal paşa, yunus nadi bey’e durumdan özellikle hükûmetle hey’et-i temsiliye arasında daha bir anlaşma olmadığından söz etmiş ve anlaşıldığına göre, bizi haksız göstermiş; kendilerinin her şeyi kabul ve uygulamaya hazır bulunduklarını anlatmış. her halde anlaşmazlık çıkaran ve bunda direnen tarafın hey’et-i temsiliye olduğunu söylemiş. öyle anlaşılıyor ki, yunus nadi bey’in bizimle olan şahsî dostluğuna dayanarak, tarafları uzlaştırmak için arabuluculuk yapmasını teklif etmiş olacak.

yunus nadi bey, bu aracılık teklifini sevinerek kabul etmiş. yalnız, yunus nadi bey’in, cemal paşa’nın verdiği bilgileri sağlam ve gerçek olarak kabullendiği ve durumu ona göre değerlendirdiği, şimdi sözünü edeceğim telgrafının ifadesinden anlaşılmaktaydı.

yunus nadi bey’le telgraf başında yapılmış olan bu görüşmemiz, yeni kabine ile bizi, görünüşte de olsa, uzlaşmaya yöneltme bakımından önemlidir. bu sebeple, müsaade buyurursanız biraz açıklayacağım.

harbiye nâzırı paşa’nın beni telgraf başına davet ettiğini haber verdiler. zaten dairemizde bulunan makine başına gittim.

istanbul- «harbiye telgrafhanesi, yunus nadi bey zâtıdevletinizle görüşmek istiyor efendim», denildikten sonra; «harbiye telgrafhanesinde makine başında hazırım» dendi.

«hazır olan kimdir?» dedim.

telgrafçı-»yunus nadi bey ve yanında nâzır paşa’nın yaveri cevat rifat bey vardır efendim. nâzır paşa’yı istediler mi, yoksa...» açıklamasında bulundu.

«— kendileriyle şimdi görüşürüz. yalnız, beni telgrafa davet ettikleri zaman nâzır paşa istiyor» demişlerdi.» davet eden nâzır paşa mıdır, yoksa zâtıâlîleri mi?»

yunus nadi bey- «nâzır paşa’nın müsaadesiyle ve yaveri vasıtasıyla, harbiye merkezinden zâtıdevletlerini aradık. bu yüzden yanlış anlaşıldı efendim,» dedi.

ben - «teşekkür ederim. buyurun», dedim.

bunun üzerine yunus nadi bey’in sözleri alınmaya başlandı. yunus nadi bey, düşüncelerine şöyle bir giriş yaptı: «millî iradenin, millet hâkimiyetini etkili kılmasının olumlu bir sonucu olarak meydana gelen değişiklik üzerine, burada kurulan hükûmetle, millî teşkilât arasında uyumlu bir birliğin sağlanmasının gecikmeyeceğine hükmetmiştim. yaptığım soruşturmadan sonra, daha bir iki noktada anlaşmazlık bulunduğunu anladım. bu uyumun kurulmasındaki gecikme içte ve dışta iyi olmayacağı için, bazı hususları arz etmeyi bir görev saydım.»

ondan sonra, şimdi özetleyeceğim noktalarla ilgili bilgi ve düşüncelerini, ilk konu olarak belirttiler.

1 — ferit paşa kabinesi’nde bulunmuş olan bazı şahısların, bu kabinede yer aldıkları için kötü gözle görülmelerinin doğru olmadığını, abuk paşa (ahmet abuk paşa)’nın ferit paşa kabinesi’nin düşmesinde rol oynadığını;
2 — rıza paşa hükûmeti’nin bir geçiş devresi hükûmeti olduğunu, süresinin meclis-i meb’usan seçiminin sonuna kadar devam edebileceğini;
3 — bugünkü hükûmetin, millî gaye ve isteklerinin hepsini yerinde bulma ve olumlu bir sonuca ulaşmasına da çalışma konusunda en ufak şüpheye yer vermemekte olduğunu, belirttiler ve;
4 — özellikle, cemal ve abuk paşa gibi kimselerin, hükûmette millî dâvanın birer temsilcisi ve kefili gibi kabul edilmelerinde kararsızlığa yer yoktur, hükmünü verdiler.
ikinci konu olarak da yunus nadi bey, şahıslarla ilgili noktaya dokundular. bunda bizimle tamamen aynı duyguda olmakla birlikte, «biraz ılımlı olma tavsiyesine cesaret edeceğim» dedi ve görüşünü, millî başarının uyandırdığı iyi etkilerin, bazılarında intikamcılıkla yorumlanarak lekelenmekten korunmanın önemli olduğu şeklinde belirtti.
yunus nadi bey, «bugünkü hükûmet üyeleri ile yaptığım temaslardan, hükûmetin, millî teşkilâtın isteklerinin yerine getirilmesinde kararlı olduğu anlaşılıyor» dedikten sonra şu bilgiyi verdi:

«harbiye nâzırı cemal paşa, bu gün yayınlanacak bildiride bu noktanın aslında yeterince açıklanmış olduğunu; ancak, bildiri, hükûmetin ağzından, resmî bir dille yazılmış olduğuna göre, her yön dikkate alınarak araya sıkıştırılmış göstermelik birkaç kelimeye önem verilmemesi gerektiğini söyledi.»
yunus nadi bey, yeni sadrazam ile hükûmetinin -her türlü yanlış anlaşılmayı gidermek için- millî teşkilâtın ileri gelenlerinin göstereceği bir hey’etle doğrudan doğruya temas kurma konusundaki samimî isteğini bildirdikten sonra, bütün düşüncelerini şu cümle ile özetledi : «bugün bendenizin en gerekli saydığım husus, bunalımın sona ermesi ve karmakarışık bir durumda sürüp gitmemesinden ibarettir» (belge: 133).
yunus nadi bey, bu konudaki düşüncelerimi beklediği için, ben de şu cevabı verdim :
sivas, 6.10.1919

yunus nadi beyefendi’ye
hey’et-i temsiliye’ce sadrazam paşa hazretleri’ne yapılan birinci ve ikinci derecedeki tekliflerle, kendisinin hey’etimize vermiş olduğu cevap ve özellikle bu cevabın son bölümleri bilmem tarafınızdan görülmüş müdür? söylediklerinizden ve yüksek düşüncelerinizden, bu yazıları görmemiş olduğunuza ve tekliflerimizin zâtıâlinize bunların nitelik ve samimiyetini tam olarak anlamamış olanlar tarafından anlatılmış bulunduğuna hükmediyoruz. bu nedenle, burada konunun esası üzerinde bir tartışmaya girmeyi müşkül görüyoruz. yalnız, şahsî olan yüksek düşüncelerinizdeki bazı noktaları aydınlatmak maksadıyla, aşağıda, sırayla açıklamalar yapılmıştır.

yeni kabine ile millî teşkilâtımız arasında uyumlu bir birlik kurulmasının gecikmeyeceği yargısına biz de varmıştık. bu gecikmenin sebebini bizde değil, yeni kabinenin dört gündür göstermekte olduğu kararsız tavırda aramak gerekir. yeni kabine, bize aramızda bir anlaşmazlık olduğunu da bildirmemiştir. yeni kabinede, yerlerinde bırakılan eski nazırların namuslarından şüphe etmemekle birlikte, eski kabinenin ağır suç sayılacak işlerine bilerek veya bilmeyerek katılmış olmaları göz önünde tutulacak önemli bir noktadır. abuk paşa’nın kabinenin düşmesinde oynamış olduğu rol bizce bilinmemektedir. biz, sonucu sağlayan gücü pek iyi biliriz. bizim maksadımız, bu hükûmeti, sanıldığı gibi bir geçiş devresi hükûmeti olarak kabul etmek değildir. aksine, milletin kaderi üzerinde karar verecek ve barışı yapacak en önemli bir hey’et olabilmesini dileriz. milletimizin ana çıkarları açısından, yabancıların bizce hiç önemi yoktur. biz, davranışlarımızı yabancıların dedikodusuna uydurma güçsüzlüğünü reddetmiş olanlardanız. iç ve dış durumu bütün açıklığı ile biliyoruz. attığımız adım tesadüflere bağlı değildir, derin düşüncelere, sağlam temellere, bütün milletin düzenli bir teşkilâta bağlı gerçek kuvvetine ve irade gücüne dayanmaktadır.

millet, egemenliğini bütün anlamıyla bütün dünyaya tanıttırmaya kesin olarak karar vermiştir. bunun için de her yerde, her türlü tedbir alınmıştır. bugünkü hükûmetin millî dâvâ ve istekleri olumlu karşılamasını ve olumlu bir sonuca bağlamaya çalışmasını bekleriz. çünkü, başka türlü iktidarda kalamaz. abuk paşa’yı bilmiyoruz. ancak, cemal paşa’dan millî teşkilâtımızın temsilcisi olmaktan başka bir şey beklemeyiz.

(efendiler, şunu belirtmeliyim ki, cemal paşa bizim temsilcimiz değildi. kendisine böyle bir mevki ve görevin verilmiş olması, sizce bilinen tutumundan dolayı doğru da değildi. ancak, yunus nadi bey’in telgrafında, cemal paşa’nın temsilci gibi kabul edilmesinde şüpheye gerek yoktur denilmiş olmasından, cemal paşa’nın bunu istediği kanısına varılmış ve bu görev kendisine bir oldubitti halinde verilmiştir.)

cemal paşa nâzır olur olmaz, kendilerinin herkesten önce bizimle ilişki kurup gerçek durumu anlayacağını ve ona göre hükûmetle millî teşkilâtın görüşlerini birleştirmeye çalışacağını umuyorduk. oysa, daha böyle bir temastan kaçındığı görülüyor.

bizim yeni kabineye karşı ileri sürdüğümüz teklif ve istekler, şahsî ve keyfî olmayıp, bütün iller ve bağımsız sancaklarla bunlara bağlı yerlerin, beş kolordu komutanının ve millî teşkilâta bağlılık gösteren yüksek dereceli memurların hey’et-i temsiliyemize bildirmiş oldukları tekliflerin, hey’et-i temsiliye’mizce, hükûmeti mümkün olduğu kadar güç bir duruma sokmama düşüncesi ile yapılmış özetinin özeti durumundaki bir sonucundan ibarettir.

bu teklif ve isteklerde sandığınız ve belirttiğiniz sakıncalar da yoktur. hükûmet, hey’et-i temsiliye’mizle samimî ve ciddî ilişki ve görüşmelerde bulunduğu takdirde, ileri sürülmüş olan istek ve tekliflerin hükûmetçe uygulanabilecek şekil ve zamanını kararlaştırmaya hiçbir engel bulunmamaktadır.

yalnız, sadrazam paşa’nın, hey’et-i temsiliye’mize 4 ekimde cevap olarak gönderdiği telgrafındaki son paragraflar dikkati çeker niteliktedir. eğer meşru olan millî teşkilâtımız ile bunun yönetimini elinde bulunduranları, gayrimeşru ve kanun dışı tanıma zihniyeti devam ettirilecekse, hiçbir uyuşma imkânı bulunamayacağına şüphe yoktur.

bugün yayınlanacağını bildirdiğiniz bildiride, her ne sebeple olursa olsun, millî teşkilât ve mücadelemiz hakkında eleştirici bir dil kullanıldığı takdirde, hattâ bu tutum önemsiz birkaç kelimeden ibaret kalsa bile, tarafımızdan her türlü anlaşma imkânı ortadan kaldırılmış sayılacaktır. zaten istanbul hükûmeti, hey’et-i temsiliye ile iyiden iyiye anlaşmadıkça, bildirisi hiçbir yerden alınmayacaktır. belki, yalnızca istanbul bunun dışında kalabilir.

hey’et-i temsiliye’miz bütün iller ile bağımsız sancaklar adına kendi bölgelerinde milletin genel oyları ile seçilmiş temsilcilerinin oluşturduğu erzurum ve sivas’ta toplanan genel kongreler tarafından kararlaştırılmış ve seçilmiş bulunan meşru bir millî teşekküldür.

temsil yeteneği ve kudreti de fiilî çalışmaları ile ortadadır. meclis-i meb’usan’ın toplanıp da fiilen denetleme görevine başlayacağı güne kadar, hey’et-i temsiliye’nin millet ve memleketin kaderi ile ilgilenmesi zarurîdir. hükûmetin, hey’etimizle samîmî temas ve ilişkisi, elbette kendi mevki ve kuvvetini güçlendirecektir. ayrı ayrı yönlerde yüründüğü takdirde, bunun memleket ve millet çıkarları için sakıncalar doğuracağı tabiîdir.

biz, bugünkü kabinede, varlıkları memleket ve millet için özellikle yararlı olacağına inandığımız bazı kimselerin, daha önce olduğu gibi, birer birer kabineden çıkarılması şeklindeki son moda kabine taktiklerine uğradıklarını görmek istemeyiz (efendiler bu dediğimizin çıktığını göreceksiniz). sivas’ta toplanmış bulunan hey’et-i temsiliye, bizzat ve doğrudan doğruya hükûmetle en samimî temas ve ilişkide bulunmaya hazır ve isteklidir.

bu görevi başkalarına vermek yetkisine sahip değildir. hükûmetle tam bir anlaşma gerçekleştiği takdirde, temasın kolay ve güvenilir olabilmesi için daha başka çareler de düşünülebilir.

özet olarak, karışık duruma bir an önce son verilmesi, öncelikle, hükûmetin kendisine arz ve teklif ettiğimiz şekildeki bir bildirisinin, göstermelik kelimelerle değil, samimî bir dil ile yayınlanması ve öteki tekliflerin olumlu karşılanıp yerine getirileceği konusunda, sadrazamlığın, arz ettiğimiz hususlara doğrudan doğruya cevap vermesiyle mümkün olacaktır.

yoksa, refik halit bey tarafından hâlâ telgraflarımız ve bildirilerimiz kontrol edilir, çalınır ve alıkonulurken, hükûmetin samimiyetinden söz edilmesi, bize pek garip geliyor.

hükûmet, bu kararsız durumunda birkaç gün daha devam edecek olursa, millet gözünde daha pek kazanamadığı güven ve itimadın büsbütün kaybolmasına yol açacaktır. her yerden aldığımız telgraflarda, yeni hükûmetin güvenilir olup olmadığına dair sorular sorulmaktadır. saygılarımı arz ederim kardeşim.

mustafa kemal

efendiler, yunus nadi bey, verdiğim bilgiler ve yaptığım açıklamalardan gerçek durumu anladı. bizimle haberleşmenin devamına gerek görmedi.
aksine, yeni hükûmeti ve özellikle cemal paşa’yı uyarmaya çalışmış... gerçekten, açıklayacağım üzere, görünüşte de olsa, bir anlaşma durumu ve manzarası ortaya çıktı.

efendiler, 6 ekim 1919 günü de geçti. biz eldeki tedbirlerin önemle ve dikkatle yürütülmesi gereğini bir genelge ile emrettik (belge: 134).

efendiler, yunus nadi bey’le haberleşmemizin ertesi günü, nihayet, sadrazamdan cevap değil, fakat cemal paşa’dan şu telgrafı aldık:
harbiye 7.10.1019
saat 12.07
mustafa kemal paşa hazretleri’ne

devamı için:

(bkz: cemal paşa söz veriyor)

ali rıza kabinesi milli teşkilat ve gayeleri

pipisik
-ali rıza kabinesi milli teşkilât ve gayeleri soruyor-

nutuk’tan...

erzurum ve sivas kongreleri’nde, tayin ve tespit edildiği, telgraflarında bildirilen teşkilât ve gayelerin neden ibaret olduğu vekiller hey’eti’nce bilinmediğinden, durumun gereği incelenmek üzere her şeyden önce söz konusu kongrelerin kararlarının acele olarak bildirilmesi istenmektedir, efendim.

sadrazam
ali rıza
sadaret, 4.10.1919

sadrazam paşa ve saygıdeğer arkadaşlarının-içlerinde biraz sonra görüleceği üzere, kuva-yı milliye’nin temsilcisi olarak kabineye girdiğini söyleyen cemal paşa’nın da bulunmuş olmasına rağmen - hükûmeti kurmuş oldukları güne kadar, millî gayelerin neden ibaret olduğunu bilmediklerini söylemeleri, şaşılacak bir şey değil midir?

bundan daha da çok dikkati çeken nokta, millî gayelere uyup uymamak konusunda karar verebilmek için, öncelikle kongrelerin kararlarını istemiş olmalarıdır. oysa, bu kadar dağdağaya ve uygulanması selefi ferit paşa’nın düşmesine yol açan kongrelerin kararlarını bilmemeleri düşünülebilir miydi?

maksatlarının zaman kazanmak ve bize karşı hiçbir taahhüde girmeksizin, yeni ve şeytanca tedbirlerle milleti aldatarak, kendini göstermiş olan dayanışma ve bağlılığı gevşetmek olduğuna asla şüphe etmedim. ancak, eğer aradaki bağlar koparılacaksa ben de her şeyden önce onların bütün içyüzlerini milletin gözü önüne serecek bir davranışı tercih ettim. bu yüzden, sadrazam’ın ve saygıdeğer arkadaşlarının isteğini yerine getirdim. 4 ekim 1919 tarihli telgrafla, kongrenin bildirisini olduğu gibi, tüzüğünde yalnız teşkilâtla ilgili ana noktalarını özet olarak bildirdim (belge: 130). hiçbir yerden hükûmetle resmî yazışmalara girişilmemesi için yeniden genel tebliğler yapıldı (belge: 131).

efendiler, aynı günde şöyle bir telgraf aldım:
c:

başkanlığım altında kurulmuş olan yüce kabine, milletin isteğine uygun olarak, vatanın saadet ve selâmetini sağlamak için sarsılmaz bir kararlılıkla çalışma konusunda tam bir görüş birliğine varmış bulunmaktadır. osmanlı topluluğunda birliğin sağlanması, milli bağımsızlığın korunması, yüce hilâfet ve saltanat makamının dokunulmazlığı, anayasa hükümleri gereğince, hiç şüphe yok ki, bütün bir milletin iradesine dayanılarak gerçekleştirilebilecektir.

ateşkes anlaşması’nın yapıldığı tarihteki sınırlar içinde kalan bütün osmanlı topraklarının ve şehirlerinin, bu anlaşmanın kendisine temel dayanak yaptığı wi1son prensipleri gereğince doğrudan doğruya osmanlı saltanatının idaresi altında bırakılması ve bu sınırlar içinde kalıp da nüfusunun büyük çoğunluğu müslüman olan vatan birliğinin parçalanmasını önleyerek, bu topraklar üzerindeki tarihî, dinî ve coğrafi haklarımıza ve adalet anlayışına uygun bir karar alınmasının sağlanması da bugünkü hükûmetin vazgeçilmez bir gayesidir.

meclis-i millî toplanıncaya kadar milletin kaderi üzerinde hiçbir kesin ve resmî taahhüde girilmemesi, barış konferansı’na gönderilecek delegelerin millî dâvâyı kavramış, güvenilir, ileriyi gören ve yetenekli kimselerden seçilmesi tabiîdir.

memleketimizdeki meşrutiyet idaresi gereğince millî hâkimiyet geçerli olduğundan, görevini hakkıyla kavramış olan bugünkü hükûmet, milletin kararını almadan memleketin alınyazısı hakkında karar veremeyeceği için, seçimlerin bir an önce yapılması konusunda her türlü teşebbüsleri yapmakta, meclis-i meb’usan’ın toplanmasını çabuklaştırma bakımından gereken kolaylıkları göstermeye çalışmaktadır.

ancak, hükûmetin politikasında hâkim olan ilke, kanun hükümlerine bütünüyle uyarak aksi durumları anlamak ve ortadan kaldırmaktan ibarettir. olağan dışı ve kanunsuz durumların süregelmesi, osmanlı devleti’nin hükûmet merkezi ile anadolu’yu biribirinden ayırarak birçok kötü sonuçlar doğuracağından, allah korusun, devlet merkezinin varlığını tehlikeye düşürecek ve memleketin öteki bölgelerinin de işgal altına alınması sonucunu vererek vatanın birliğini bozacaktır.

bu bakımdan bugünkü hükûmet, tarafınızdan işgal olunan resmî dairelerin boşaltılması, hükûmet işlerinin aksatılmasına son verilmesi, en küçük bir eksikliğe bile uğratılmaması şart olan hükûmet otoritesine saygı gösterilmesi, yabancılarla siyasî ilişkilere girişilmemesi ve milletvekili seçimlerinde halkın hürriyetine asla karışılmaması hususlarına tarafınızdan söz verilmesini istiyor.

saygıdeğer efendiler, dikkat buyurulursa, bu telgrafta ne adres vardır ne de imza... gerçi, sadrazamlık makamından yazıldığı anlaşılıyordu. fakat, başka bir şey daha anlaşılıyordu ki, bu satırları yazan şahıs veya şahıslar, bir defa hey’et-i temsiliye’yi tanımak ve onunda imzalı resmî yazışma ve görüşmelerde bulunmak istemiyorlardı.
bir de, bizim kongrelerde tespit ettiğimiz kararları ve kendilerine teklif ettiğimiz üç noktanın göz önünde bulundurulmasını, yeni kabinenin sadrazamı ve vekilleri tabiî buluyorlar. bu kararların ve ilkelerin gerçekleştirilmesine zaten gayret etmekte olduklarını söylüyorlar.

ancak, sadrazam, «hükûmetin politikasındaki ana ilke, kanun hükümleridir. görevi, aksi durumların önlenmesinden ve ortadan kaldırılmasından ibarettir» şeklindeki bir girişten sonra bizim tavır ve hareketlerimizin olağandışı ve kanunsuz olduğunu dolaylı yoldan belirtmeye çalışarak bunun devamı halinde, merkez ile anadolu’nun biribirinden kopmakla sonuçlanacağını ve bunun doğuracağı tehlikeleri sayarak, sonunda baklayı ağzından çıkarıyor: «tarafınızdan işgal edilen resmî dairelerin boşaltılması, hükûmet işlerinin aksatılmasına son verilmesi, hükûmet otoritesine saygı gösterilmesi, yabancılarla siyasî ilişkilere girişilmemesi, milletvekillerinin seçiminde halkın hürriyetine asla müdahale edilmemesi hususlarına tarafımızdan söz verilmesini istemek» suretiyle, bizim varlığımıza ve faaliyetimize son vermek maksadında olduğunu belirtiyor.


efendiler, belki unuturum, ayrıntılı açıklamalara girişmeden önce söylemeliyim ki, tarafımızdan işgal edilmiş resmî daireler yoktur.

yalnız sivas ili, okulların tatilde bulunması dolayısıyla, hey’et-i temsiliye’yi lisede misafir etmişti. söz konusu edilmek istenen resmî daire bu olacaktı. yeni kabine, her türlü faaliyetine başlangıç olmak üzere hey’et-i temsiliye’yi buradan kovarak, halkın gözünde onun nüfuz ve haysiyetini kırmak istiyordu.
efendiler, kimden kime yazıldığı belirtilmemiş olan bu telgraf üzerine, sivas telgraf merkezi ile istanbul telgraf merkezi arasında aynen şu haberleşme yapıldı:


olağanüstü
istanbul merkez müdürlüğü’ne
sadaret merkezinden yazılan telgraf, başlık ve imzası bulunmadığı için anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti hey’eti temsiliyesi tarafından kabul edilmedi. telgraf sureti merkezimizde alıkonmuştur. gerekenlere bilgi verilmesi rica olunur.
imza
kongre merkezi
«— bize, üzerinde sadrazam paşa hazretleri’nin cevabıdır, başlığıyla âmetçi bey (79) verdi; kopyası telgrafhanededir. siz paşa hazretleri’ne böyle veriniz.»
«— hey’et-i temsiliye’ye denilmemekte ve kimden geldiği bilinmemektedir. bu yüzden, başlık ve imza olmadığı için kabul etmiyorlar.»
«— o halde, şimdi dağıldı. kabinede bu konuda bir şey yazarlarsa durum elbette aydınlanır efendim.»
«bu cevabı verdikten sonra dağıldılar. artık bize bir şey gelmez. fakat, sadrazam paşa belki evinden yazar. bizim bu merkezin işi kabine toplantısı bitince son bulur, kapanır azizim.»
«— siz, dediğimizi âmetçi bey’e söyleyin.»
«— âmetçi bey de gitti. yalnızım.»
«— telefonla söyleyiniz.»
«— bizde şehir telefonu yok. bununla birlikte siz telgrafı öylece saklayınız da sabahleyin resmen bir şey yazdıralım efendim.»
«— sadrazam paşa’ya telefon edin.»
«— kardeşim, sadrazam paşa’ya anlatamayız ki...»
olağanüstü bâbıâli, 4.10.1919
sivas kongre merkezi müdürlüğü’ne
erenköyü’nde oturan sadrazam paşa hazretleri telefonla arandığı ve saat yirmi biri yirmi beş geçtiği halde bulunamadı. bu haberleşme çaresiz olarak yarın arz edilecektir, efendim.
bâbıâli müdürü
hüseyin hüsnü
olağanüstü istanbul, 4.10.1919
kongre merkezi’ne
c: bâbıâli müdürlüğü’nden de bildirildiği gibi, şimdi yirmi biri yirmi beş geçeye kadar telefondan arandıkları halde, sadrazam paşa hazretleri’nin konaklarından cevap alınamadı. biraz sonra yine arayacağım. cevap alırsam derhal bildiririm. alamazsam sabahı beklemek zarurî olacaktır, efendim.
istanbul telgraf müdürü
tevfik
efendiler, ertesi günü, yani 5 ekim 1919 tarihinde, hey’eti temsiliye’ye çekilen imzasız telgrafın, cevap olarak sadrazam tarafından yazıldığı söylendi. bunu doğrulayan resmî ve imzalı bir yazı olmamakla birlikte, biz böyle küçük bir nokta üzerinde daha fazla durmayı yararlı ve gerekli görmedik. sadrazam paşa’ya cevap yazmayı uygun bulduk. 5 ekimde yazdığımız uzun karşılığın ana noktalarını özetleyeyim :
«tekliflerimizin hepsinin benimsenip kabul edilmiş olduğu anlaşıldı» dedikten sonra, tarafımızdan söz verilmesi istenen noktalar üzerinde açıklamalar yaptık ve şunları söyledik: «olağandışı ve kanunsuz durumları yaratan ferit paşa kabinesi idi. ferit paşa kabinesi tarafından girişilmiş olan gayrimeşru iş ve hareketleri doğuran sebeplerin ortadan kaldırılması için tarafınızdan kesin tedbirler alındığı takdirde, kendiliğinden yok olur.»
«cemiyetimizin, bugünkü kabineye söz verip yardımlarda bulunabilmesi için önce, hükûmetin millî teşkilâtımızı olumlu karşıladığını açık ve kesin bir dille ifade etmesi gerekir. aksi takdirde, karşılıklı güven ve samimiyetin varlığı şüpheli kalacak ve biribiri ile zıtlaşan davranış ve teşebbüslerin ortaya çıkması ihtimali bulunacaktır.»
ali rıza paşa’nın imzasız telgrafında: «memleketimizdeki meşrutiyet idaresi gereğince, millî hâkimiyetin geçerli olduğu» noktasına da: «gerçekten öyle ise de, dağıtılmasından başlayarak meclis-i mebusan’ın dört ay içinde toplanması anayasa’mızın açık hükümlerinden iken, bugüne kadar seçmen kütükleri bile düzenlenmemiştir. bu davranış, ferit paşa kabinesi’nin açıktan açığa meşrutiyete bir darbesi ve anayasa’ya kesin bir tecavüzü demektir; ceza kanununun ilgili maddesine göre bir cinayet sayılarak işleyenler hakkında kanun hükümlerinin tam olarak uygulanması, millî hâkimiyeti kabul edecek ve kanun hükümlerinin yerine getirilmesini kendisi için kanunî bir görev sayacak her meşru hükûmetin ilk kutsal görevidir» karşılığında bulunduk. ondan sonra şu teklifleri ileri sürdük:

1 — memlekette sükûn ve güven olduğunu ve millî dâvânın tamamiyle haklı ve meşru bulunduğunu resmî bir bildiri ile ilân ederek, milletin tümünün birliğine hükûmetin de katıldığını gösteriniz.
2 — düşmüş olan hükûmetin haince hareketlerine âlet olmuş bulunan birtakım yüksek dereceli memurlar vardır. onları ilgili bulundukları mahkemeye veriniz. millî mücadele’ye karşı çıkan bazı valiler hakkında devlet hizmetinde kullanılmamaları için gereken işlemi yapınız. millî mücadele’ye hizmet ettikleri için görevden alınmış olanları görevlerine iade ediniz.
3 — rütbelerinin iadesi meclis-i millî’nin onayından geçmemiş bulunan ve tek çalıştırılma nedeni, birtakım siyasî düşüncelerden ibaret bulunan emeklileri, derhal eski durumlarına döndürünüz. önemli askeri mevkileri ehliyetli ellere teslim ediniz.
4 — eski nâzırlardan ali kemal ve âdil beyler ile süleyman şefik paşa’nın meclis-i millî’nin açılışında yüce divan’a verilmek üzere, hiçbir yere kaçmalarına meydan verilmemesini, posta ve
telgraf genel müdürü refik halit bey’in derhal tutuklanarak ilgili bulunduğu mahkemeye teslimini, kanunun dokunulmazlığı ve milli hakların kutsallığı adına isteriz.
5 — millî mücadele’ye katılmış veya millî mücadele’yi desteklemiş olanlar aleyhine başlanmış olan kovuşturma ve baskılara son veriniz.
6 — basını yabancı sansüründen kurtarınız.
işte efendiler, özet olarak saydığım bu noktalarla ilgili görüş ve tekliflerden sonra, telgrafımızı şöyle bitirdik: «arz edilen noktalara ve ileri sürülen tekliflere millet için yeterli, açık ve uygun bir cevap verileceği zamana kadar, millî gayelerin gerçekleşmesi için milletçe alınmış olan fiilî tedbirlere, eskisi gibi devam zorunda kalınacağını, bütün illerden, bağımsız sancaklardan ve onlara bağlı yerlerden aldığımız kararlar üzerine tam bir kesinlikle arz ederiz.
imza: anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti hey’et-i temsiliyesi adına, mustafa kemal» (belge: 132).
efendiler, istanbul ile haberleşme biter bitmez, derhal şu genelge ile durumu memlekete bildirdim:
5.10.1919

genelge
istanbul belediyesi’ne, basına
sadrazam paşa hazretleri, erzurum ve sivas kongrelerindeki temel kararları ve millî teşkilâtın gayelerini tabiî bulmakla birlikte, düşüncelerinde açıklanması gereken bazı noktalar görüldüğünden, hükûmetle milletin gerçek anlamda uzlaşmalarını sağlamak amacıyla ve bütün merkezlerin görüşlerinin özüne dayanılarak verilen cevap ve ileri sürülen teklifler aynen aşağıdaki genelge ile duyurulur. gelecek cevap ve ona göre alınacak kararlar derhal duyurulacaktır.

anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti
hey’et-i temsiliye’si adına
mustafa kemal

devamı için:

(bkz: yunus nadi bey e arabuluculuk yaptırılıyor)

atmik falı

pipisik
mastder’in ocak 99 sayılı bildirgesinden:

"geleneksel kahve falımız ile geleneksel dergi arasına attırma alışkanlığımızın birleşimidir. bir akşam yemeği sonrası çektiğimiz keyif otuzbirinde aşağıdaki linkte, şekil 1, 2 ve 3’te görülen yolları izleyerek atmık desenli bir sahife elde ederiz. sonra iş bu desenleri yorumlamaya kallmış..."

http://i694.photobucket.com/albums/vv308/onkaimeon/biriki.jpg

ahmet in yarrağıni kim tutuyor

pipisik
mastder’in eylül 98 sayısından bilimsel bir soru. matematiksel deha ve öngörü sahibi olanlar ancak çözebilirler.

dikkat, soru geliyor:

sekiz arkadaş bir kafeye gidiyorlar. çayları neskafeleri beklerken masa altı fantezisi yapıp elleşmeye başlıyorlar. masa camdan.

işte gözönüne alınacak kriterler:

- necati, sarı uzun saçlının kaseyi sıvazlıyor.

- kırmızı gömlekli, kıvırcık saçlının bızırını parmaklıyor.

- kıvırcık saçlı, kimsenin yarrağını tutmuyor ama bir ayağıyla nuri’nin, diğer ayağıyla hikmet’in daşşakları ovalıyor.

- hikmet sarı kazaklı değil.

- sarı kazaklı koca götlünün memelere değdiriyor.

- nuriye’nin götü küçük, amında hüseyin’in parmağı var.

- hüseyin’in yarrağını koca kötlü avuçlamış.

- muazzez, mor donlunun sikini donun üstünden kavramış.

- ahmet yeşil donlu.

ve soru:

- ahmet in yarrağını kim tutuyor?..

cevap:

.udroyikeç ribzuto ayısayod ,royutut isidnek ik ibat ınığarray ni’temha nerög ıyaraznam ub ,e .royülürög uğudlo nadmac nınasam asrılıkab eltakkid emser


ay da yarrak var mı

pipisik
mastder’in, haziran 98’de yaptığı bilimsel araştırmalar sonucu, yeryüzü alemine sorduğu soru.

metni aktarıyorum, sıkı durun:

"ay’da su var, ay’da kıl var, yün var, yok efendim şu bu var haberlerine bir dur demek isteyen japon ay araştırmacısı shu-syky-tuth düzenlediği basın toplantısında "ay’da yarrak var!.." açıklaması yaptı. bu demeçten sonra nasa ay’da gerçekten ne sikim olduğunu araştırmak üzere yeni bayan astronot kadroları oluşturduğunu açıkladı."

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol