confessions

pipisik

- Yazar -

  1. toplam entry 23841
  2. takipçi 1
  3. puan 617533

sait molla nasıl çalışıyordu

pipisik
nutuk’tan...

millî mücadele sırasında uğradığımız açık ve gizli güçlükler üzerinde köklü bir fikir verebilecek ve gelecek kuşaklara ibret ve ders olacak nitelikteki sözkonusu belgeleri, olduğu gibi bilgilerinize sunmayı uygun buluyorum. bu belgeler, ingiliz muhipler cemiyeti’nin sözde başkanı olarak tanınmış bulunan sait molla’nın mister frew adındaki rahibe gönderdiği mektupların kopyalarıdır.

efendiler, bu mektupların suretlerinin alındığını hisseden sait molla’nın, türkçe istanbul gazetesinin 8 kasım 1919 tarihli nüshasında bu mektuplardan söz ederek uzun ve sert bir dille kaleme alınmış bir tekzip yayınlamış olmasına rağmen, gerçekler inkâr edilemez. bu mektupların suretleri, sait molla’nın evinden ve mektupların müsveddelerinin yazılı bulunduğu bir defterden aynen alınmıştır. bu durum bir yana, mektupların içindekiler, memlekette kendini gösteren durumlar ve olaylarla ve ayrıca, ne oldukları ortaya çıkan bazı şahıslarla tam bir uygunluk göstermektedir. şimdi müsaade buyurursanız bu mektupları tarih sırasıyla arz edeyim:

birinci mektup

aziz dostum,
verilen iki bin lirayı adapazarı’nda hikmet bey’e gönderdim. oradaki işlerimiz pek yolunda gidiyor. birkaç gün sonra verimli sonuçlarını elde edeceğiz. şimdi aldığım şu bilgileri, şu pusulamla acele olarak size müjdelemek istedim. yarın sabah kendim gelip etraflı bilgi vereceğim.

kuva-yı milliye taraftarlarının fransa’ya büyük bir eğilim gösterdiklerini ve general franchet d’esperey’nin sivas’a gönderdiği subayların, mustafa kemal paşa ile görüşerek ingiliz hükûmeti aleyhinde bazı kararlar aldıklarını ankara’daki «n.b.d. 285/3» adamımız bize özel olarak bir kurye ile gönderdiği mektupta bildiriyor. «d.b.k. 91/3» her ne kadar derneğimiz üyesi ise de, bende, bu zatın fransızlara casusluk ettiği ve sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi etrafa yaymış olduğu kanaati uyanmıştır. bu konu üzerinde de zatıâlilerinin görüşlerine ve yüksek güvenlerine aykırı olarak söyleyeceklerimle, şimdiye kadar o zata güvenmekle yapmış olduğunuz hatâyı ortaya koymuş olacağım. dün sabah adil bey’le birlikte damat ferit paşa hazretleri’ni ziyaret ettim. biraz daha sabretmeleri ve beklemeleri gereğini tarafınızdan kendilerine bildirdim. paşa hazretleri, cevap olarak size teşekkür etmekle birlikte, kuva-yı milliye’nin anadolu’da tamamen kök saldığını, buna karşı bir hareketle başındaki mel’unlar tepelendirilmedikçe, kendilerinin iktidar mevkiine gelemeyeceklerini, zâtışâhâne’nin de tasvibine sunulan anlaşma hükümlerinin konferansta savunulmasına imkân olmadığını, kuva-yı milliye’nin dağıtılması için şanlı ingiliz hükûmeti nezdinde hemen teşebbüse geçilerek, babıâli’ye, milletvekili seçiminden önce ortak bir notanın verilmesini, adapazarı, karacabey ve şile’de rumlara karşı girişecekleri saldırıları esas alarak ve kuva-yı milli’yenin güvenliği bozduğunu ileri sürerek, işin çabuklaştırılmasına çalışmamızı ve ingiliz basınının kuva-yı milliye aleyhinde yayın yapmasının sağlanmasını torpido ile özel olarak gönderilen «e.b.k, 19/2»’ye telsiz telgrafla dün görüştüğümüz konular üzerinde talimat verilmesini rica ediyor. bu gece 23.00’te âdil bey sizi (k) da görecek ve ferit paşa’nın özel bazı ricalarını daha bildirecektir. ondan sonra da zâtışâhâne ile mister «t. r.» görüşebilecektir refik bey’e artık güvenmeyiniz. sadık bey de bizimle çalışabilecektir. saygılarımı sunarım.
11.10.1919 sait
not :
karacabey ve bozkır’dan henüz bir haber alamadık.

ikinci mektup
12 tarihiyle ankara’daki «n.b.d. 285/3» tarafından gönderilen mektupta, sivas hey’et-i temsiliyesi’nden ve em. kur. alb. vasıf bey’in, d’esperey ile temas etmek üzere gönderileceği ve birkaç güne kadar yola çıkacağı bildiriliyor. hikmet bey paraları almış. biraz daha para istiyor. önceki gün sizi ziyarete geldiğimde takip edildiğimi söylememiştim. dönüşümde biri sarı bıyıklı, diğeri kumral ve köse iki şahsın sokak başında beni beklediklerini gördüm. gece olduğu için epeyce korktum. yalnız biribirlerine yavaşça «bu sait molla imiş, artık gidelim» dediklerini işittim. bu fazla temas benim için hayırlı olmayacak. fuat paşa türbesi yakınlarındaki görüştüğümüz evi tutabilirseniz buluşabiliriz. nâzım paşa cemiyetimizden haberdar olmuş. bana çok gücendi. müsaadenizle «n.b.s. 495/1» düzenine kendilerini kattım. ev işi yoluna konuncaya kadar teması bu zat yapacaktır. karacabey’de «n.b.d. 289/3»’e gönderilen bin iki yüz lira alınmıştır. yola çıkacaklardır. ferit paşa, babıâli’ye verilecek notayı her dakika beklemektedir. zâtışâhâne bu durumdan pek üzgündür. teselli ettirmeniz ve daima kendisine ümit verici demeçler verdirmeniz çıkarlarımız gereğidir. bizim padişahların her şeye karşı zayıf olduklarını unutmayınız. seyit abdülkadir efendi, o konu üzerinde pek tuhaf sözler söyledi. sözde arkadaşları «vatanseverliğe sığmaz» diyorlarmış. artık siz gereğini yapınız. polis müdürü nurettin bey’in değiştirileceği söyleniyor. hepimizin koruyucusu olan bu zat hakkında gereken kimselerin dikkatini çektiriniz. saygılarımı sunarım.
not :
ali kemal bey o zatla görüşmüş. konuşmayı idare edemediğinden karşısındaki maksadını anlamış ve hattâ kendisine esaslı bir hakaretle «biz sizin ingilizler hesabına çalıştığınızı anladık» demiş.

üçüncü mektup
yapılan propagandaları göz doktoru esat paşa kolu ve özellikle çürüksulu mahmut paşa, resmî bilgilere dayanarak durmadan tekzip ettiriyor ve halkın heyecanını yatıştırmaya çalışıyorlar. bu adamlara başvurulduğunda hiç cevap verilmemesini, dün kararlaştırılan zâta, zâtışâhâne vasıtasıyla emir vermenizi rica eder saygılarımı sunarım.
19.10.1919
sait

dördüncü mektup
aziz üstâd.
muhipler (ingiliz muhipler cemiyeti üyeleri) arasında franmason örgütü itirazlara sebep oluyor. ittihatçıların tuttuğu yoldan gidilmesinden çekiniliyor. bu programı, örgütün idaresine tam bir imanla yetiştirilmiş gençlerin alınmasıyla uygulayabileceğiz. benim kıyafetimin engel olması yüzünden, eski dostunuz «k.b.v. 4/35» kararlaştırılmış olan esaslar çerçevesinde işe başlayacaktır. ankara ve kayseri’den yine haber yok. saygılarımı sunarım üstâdım.
19.10.1919
s.

beşinci mektup
üstâd,
kasideci-zâde ziya molla dün adam block’a haber göndermiş, eski dostu olduğuna güvenerek benim başında bulunduğum muhipler cemiyeti’nin gördüğü himayenin, ingilizlerin karakter yapısı ile bağdaştırılamadığını ve bunun kamuoyunda kötü etkiler yaptığını, bu bakımdan cemiyeti namuslu kimselerin temsil etmesi gerekeceğini dolaylı olarak bildirmiş ve benim aleyhimde pek çirkin şeyler ilâve etmiş. bu zatın bana karşı şahsî düşmanlığı olduğunu hatırlatmak isterim. ziya molla’nın damadının kardeşi eskiden benim karımdı. kendisini boşadığım için bana böyle bir düşmanlık yöneltildi. durumun adam block hazretleri ’ne bildirilmesini ve ziya molla’nın şimdi ingiliz yanlısı olmayıp, millî mücadele’yi benimseyenlerin bir propaganda aracı ve mustafa kemal paşa ile aralarında ilişki bulunduğunu ve beni suçlamakla kendi içyüzünü göstermekte olduğunu yüksek dikkatlerinize sunmak isterim.
21.10.1919 s.
not :
bir sakınca yoksa adam block hazretleri’ne size olan hizmetimi bildiriniz.

altıncı mektup
sayın üstâd,
ankara’dan «n.b.d. 295/3» ten kurye ile gelen 20 ekim 1919 tarihli mektupta, «k.d.s. 93/1», talimatımız gereğince orada bırakılarak kendisi kayseri’ye hareket etmiştir. talimatın onaylı bir suretini de galip bey’e gönderdiğini bildiriyor. önceki ödenek sarf edildiği için yeniden ödenek istiyor. gizli örgütün yayıldığını, başındaki bozgunculardan yakasını kurtaran muhiplerimizin, şimdilik köylerde kalmak şartıyla, el altından işe başladıklarını müjdeliyor ve zâtıâlîlerinin son plânlarının iyi sonuç vereceğini bildiriyor. «m.k.b.» düzgün türkçesi sayesinde önemli roller çeviriyormuş. hele hocalığına diyecek yok diyor. talimatın «xvv.» plânı tamamen hazırlanmış. aramıza yeni yabancılar girmemiş ise, durum sezilmeden, maksat fiilen elde edilmiş olacaktır. yeni ödeneğin gönderilmesini beklemek üzere kurye «4r» burada alıkonulmuştur.
s.
23/24.10.1919
not :
ahmet rıza bey’in italyan mandası ile ilgili demecini mektubun sonuna ekledim. kendisinin fransa’ya geçmesi bizce tehlikeli olur. bunu engelleyiniz.

yedinci mektup
üstâdım,
ali kemal bey dün o zatla görüşmüş. basın konusunda biraz ağır olmak gerektiğini söylemiş. bir kere bir görüşe inandırılmış olan düşünce ve kalem erbabını, o görüşe zıt bir gayeye yöneltmek, bizde kolaylıkla mümkün olmaz. bütün resmî memurlar, millî mücadele’yi şimdilik iyi görüyor demiş. ali kemal bey, talimatınıza harfi harfine uyacak. zeynel abidin partisi’yle de işbirliği yapmaya çalışıyor.

sözün kısası, işler bulandırılacak. bugünlerde fransız ve amerikan çevrelerinde benim adım çok geçiyormuş. bunun hikmetini hâlâ anlayamadım. millî mücadele taraftarlarının, bu hükûmetin siyasî memurları üzerinde yaptıkları etkinin sonucu olarak, hayatımın korunması size emanet edilmiştir. ben kendi kendime bu ümitle cesaret veriyorum. hikmet ile bizzat görüştüm. bu sefer kendisini kaypakça gördüm. bununla birlikte kesin olarak söz verdi. «ben merdim. sözümden dönmem» dedi. sivas olayını nasıl buldunuz? biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek. kadıköylü de işi üzerine alıyor. fakat o yere batası ittihatçı basın, bazan bizim işlere engel oluyor. bunların yazılarına dikkat etmek gerekir. paşamız hâlâ sinirli. «ne vakit olacak?» diyor. ev sorununun hâlâ çözülmemiş bulunması, temas ve ilişkilerimizi güçleştiriyor. «n.b.s. 495/1 «konya’ya önem verilmesini tavsiye ediyor. size kendisinin ağızdan anlattığı konu üzerinde dikkatini çekmemi rica ediyor. ali kemal bey’in son felâketi üzerine üzüntülerinizi bildirdiğinizi söyledim. bu zatı elde bulundurmak gerekir. bu fırsatı kaçırmayalım. bir hediye sunmak için en uygun zamandır. 19 ekim tarihli mektubumu almadığınıza üzgünüm. aracı olan şahsı biraz sıkıştırınız. tehlikeden sakınmak benim için pek önemlidir. yeni bir parola gönderiniz. hikmet’e ve kadıköylü’ye numaralarını vereceğim. saygılarımı sunarım üstâdım.
24.10.1919
s.
not :
birkaç defadır söylemek istediğim halde unutuyorum. mustafa kemal paşa’ya ve taraftarlarına biraz müsait görünmeli ki, kendisi tam bir güvenle buraya gelebilsin. bu işe çok önem veriniz. kendi gazetelerimizle taraftarlık edemeyiz.

sekizinci mektup
aziz üstâd,
seçimleri geciktirmek ve geri bıraktırmak için gerek mustafa sabri ve gerek hamdi ve vasfi efendi’lerle talimatımız çerçevesinde uzun uzadıya görüştüm. rızalarını aldım. seçim bölgelerinde propagandalar başladı. gereken şahısları elde edecekler. bol para dağıtmak suretiyle oyları dağılmaya uğratacaklardır. zâtışâhânenin bu hususta aydınlatılması çok gereklidir. maksada sizin yüksek görüş ve tedbirlerinizle ulaşacağımızı temin ederim, üstâd.
26.10.1919
dokuzuncu mektup
«9.r» kurye geldi. keskin’deki teşkilât bitmiştir. arkadaşlara propaganda için talimat verdim. başarılarımızın ilk meyvelerini yakında toplayacağımızdan eminim üstâdım.
27/28.10.1919

onuncu mektup
aziz üstâd,

sarayda, yeni kabine kurulması ile ilgili hazırlık ve plânların yer aldığı haberi etrafa yayılmıştır. bu işin hızlandırılması kaçınılmazdır. anadolu’daki örgütümüzün bazı plânları kuva-yı milliye’ce anlaşılmış. özellikle ankara ve kayseri’de aleyhimizde çalışmalar başlamıştır. kürt cemiyeti söz verdiği halde bir varlık gösteremedi. çetelerimizden bir kısmı yok ediliyor.

ne olursa olsun tasarlanan kabine mutlaka iktidara getirilmelidir. ali rıza paşa’nın, plânlarımızı önleyici tedbirler alacağını da tahmin ediyorum bozkır’a gidecek adamlarımız tanınmış kimseler oldukları için fazlasıyla korkuyorlar. konya’da «k.b. 81/l»e, sizin aracılığınızla, olayın kızıştırılması için tebligat yapılarak propaganda hey’etlerinin bu konuda faaliyete davet edilmesi gerek ve zaruretini arz eder, saygılarımı sunarım.
29/30.10.1919

not :
benim bir mektubumdan hikmet’e bahsedilmiş. bu mektupta yazılanları nereden öğrenmişler? hikmet’le kendim görüştüm. bunun doğru olduğunu hikmet’ten şaşkınlık içinde dinledim. casus benim çevremde midir; yoksa sizin çevrenizde mi?
on birinci mektup

aziz üstâdım,

kürt tealî cemiyeti’ndeki yakın dostlarımızla görüştüm. yeni geldiklerinden, birkaç gün sonra verilen talimat çerçevesinde
hazırlık yapacaklarını, yalnız kürt aşiretlerinin bulunduğu doğu illerine gönderilecek arkadaşlar için büyük bir ödeneğe ihtiyaç olduğunu söylediler. «d.b.r. 3/141» den gelen mektupta gösterdiler. urfa, antep, maraş’ta fransızlar aleyhine gereğinden fazla kışkırtmalar yaptıkları ve kolordu komutanının takip ettiği yumuşak politikaya rağmen, halkı kandırdıkları yazılıdır.

kabinenin başkanlığına zeki paşa’nın getirilmemesi ile ilgili görüş doğru değildir. bu zat kürtler üzerinde hâkimdir. eski ermeni meselesi unutulmuştur. sizin ileri sürdüğünüz görüş, herhalde bugün için mevsimsizdir. bunu, gereğinde başka türlü göstermek mümkündür.

üstâtça yardımlarını her dakika beklemekteyiz. karşıdaki olayı diğerlerine de yaymaya çalışıyoruz. bendeniz, saygılarımı sunarım.
4.11.1919 s.

on ikinci mektup

aziz üstâdım,
ahmet rıza’nın tan (le temps) muhabirine verdiği demeç her halde dikkatinizi çekmiştir. emir faysal’a fransızlarla anlaşma imzalamayı tavsiye etmesindeki anlamın taşıdığı siyasî incelik, efendimizin gözünden kaçmamalıdır.

kuva-yı milliye liderleri, sonradan sonraya fransa’ya dikkate değer şekilde bir yaklaşma eğilimi gösterdikleri gibi, ırak’ta çıkardıkları karışıklık bir yana, öte yandan suriye’deki hâkimiyetinize de darbe vurmak istiyorlar.

bu kuvvetin devamında gösterilecek ilgisizlik ve kusur, islâm dünyasının ingiltere aleyhindeki olağanüstü galeyanına yol açacaktır. üzerinde özenle durulmuş olan bu noktayı büyük bir değer vererek görmek ve yüksek seviyedeki siyasî şahsiyetlerinize göstermek zarurîdir.

ileri sürdüğüm bu görüşle, ilmî değerinize karşı bir saygısızlıkta bulunduğum yargısına varmayınız. çünkü, türkiye üzerinde, sizden başka bir kuvvetin nüfuz ve egemenliğini devam ettirmesi, siyasî gayemize aykırıdır.

fransa, italya ve özellikle amerika’nın, gerek devlet adamları ve gerek basınıyla bu kuvvete karşı gösterdikleri çeşitli eğilimler, siyasi ve askerî üstünlüğünüzle rekabete girişildiğinin açık bir delilidir.

ahmet rıza gibi clemenceau (klemauso)’nun, pichon (pişon)’un ve çeşitli politikacıların eskiden beri süregelen yakın dostluklarını kazanmış olan şahsiyetlerin fransa’da önemli bir rol oynayacağından ve kamuoyunu tam anlamıyla istedikleri yöne çekebileceklerinden emin olunuz.

bu zatın isviçre’ye geçeceğine dair bilgi alındığına göre, oradan bir fırsatını bulup fransa’ya geçmek emelinde olduğuna inanabilirsiniz. balıkesir yakınlarındaki kuvvetlerimiz bozularak kaçmış ve «a.r.» de gizlenmiştir. yeni kuvvetler hazırlanıyor. beş bin liradan aşağı olmamak üzere ödenek istiyor.
karaman’dan «d.b.s. 40/5» ten gelen mektupta, şimdilik beklemek zorunda olduklarını ve kayseri’den «k.b.r. 87/4»ten gelen mektupta da, yakında harekete geçeceklerini bildiriyor. ziya efendi de «h.k.», «c.h.» bölgesinde örgütlenme tamamlanmış olduğundan yalnız ödenekle oraya hareket etmek mecburiyetinde olduğunu söylüyor.

isterseniz durum hakkında bizzat geniş bilgi verecektir. sıkı bir şekilde takip edildiğimizi, plân ve hazırlıklarımızdan sivas’ın düzenli olarak haber aldığını arz edebilirim. mehmet ali’ye güvenmeyiniz. ağzı sıkı değildir. her halde boşboğazlık ediyor. dış plânlama ve teşkilâtta bendenizden başkasını kullanmasanız daha isabetli hareket edersiniz.

ali kemal bey’in listeye alınması zarurîdir. bu kadar sırrımızı taşıyan bu zatı gücendirirsek, plânlarımız olduğu gibi düşmanların eline geçer. bu zatı sıkça kollayınız. saygılarımı sunarım üstâdım.
5.11.6919 s.
not :
kemal yakalanmış, ona bağlı olması dolayısıyla «k.b.r. 15/1»)in örgütle ilişki derecesi ortaya çıkmış demektir. bu zatı korumak zarurîdir.

devamı için:

(bkz: mister frew a yazdığım mektup)

dahiliye nazırı damat ferit paşa meşgul

pipisik
-dahiliye nâzırı damat perit paşa sürekli olarak millî birliği bozmakla, temsilcimiz olan harbiye nâzırı cemal paşa da hükûmetin yaptıklarını savunmakla meşgul-

nutuk’tan...

efendiler, cemal paşa’nın özel olarak sivas’a gönderildiği 10 kasım 1919 tarihli ve kendi el yazısıyla olan bir mektubunu da 18 gün sonra -yani 28 kasım 1919 tarihinde- almıştım. cemal paşa bu mektubunda, yapılan yazışmalarda söz konusu olan sorunları madde madde özetliyor ve her biri hakkında açıklamalar yapıyordu.

hele, meclis-i meb’usan’ın istanbul’dan başka bir yerde toplanmasından söz ederken «bu konuda padişah’ın rıza göstermeyeceği iyice anlaşılmıştır.

işgal kuvvetlerinin meclis-i meb’usan’a saldırmalarının, belki osmanlı devleti için iyi sonuçlar verebileceğini, amerikalılar hissettirdiler ve hattâ açıkça da belirttiler» diyordu.


cemal paşa, «kuva-yı milliye ruhu taşımayan memurların kodamanları, işgal ordularına âdeta sırtlarını dayamış durumdadırlar» şeklinde, sanki bilinmeyen bir bilgi verdikten ve bu bilgiyi, «eski kabine üyelerinin çoğu sırtını dayamıştır» bilgisi ile tamamladıktan sonra, «söz gelişi, polis müdürü’nün değiştirilmesinde bu durum bütün açıklığı ile ortaya çıktı» diye bir de örnek veriyor.

cemal paşa, kabine birçok işler yapmayı düşünmüş ise de «köklü bir teşebbüs için dayandığı kuvvetin ciddiyetine hâlâ inanamadı» cümlesi ile bizi suçladıktan sonra, kanaatını şöyle dile getiriyordu: «dahiliye nâzırı bu kuvvete -yani kuva-yı milliye’ye- ihtiyaç gösterenlerin başındadır, desem abartılmış olmaz.»

cemal paşa’nın, mektubuna imza koyduktan sonra, yine kendi imzası ile eklediği bir özette şu cümle yer alıyordu: «muhalifler ve yabancılar meclis’in açılmasına engel olmaya karar vermişlerdir. hey’et-i temsiliye de bu engellemeye toplanma yeri çekişmesiyle devam ederse işimiz allah’a kalıyor demektir» (belge: 193).

efendiler, bu mektupta yazılanlarda ve bundan önce gelen yazılarla bundan sonra devam edecek olan düşüncelerde hâkim olan mantık, yorumlama ve görüş sağlamlığı hakkında söz söylemeyeceğim. yalnız, bu mektuba 28 kasım 1919 tarihinde verdiğimiz etraflı cevabın bir tek cümlesini olduğu gibi aktarmakla yetineceğim. o cümle şudur: «saltanat hükûmeti’nin köklü bir teşebbüs için dayandığı kuvvetin ciddiyetine güvenemediğini gösteren maddeleri gerçekçi bulmuyoruz.»

efendiler, dahiliye nâzırı damat ferit paşa, durup düşünmeden sürekli olarak millî birliği bozacak, milleti her gün biribiri ardınca yayılmakta olan saldırılar karşısında sessiz ve hareketsiz tutacak tedbirler almaktan geri kalmıyordu. diğer nezaretleri de aynı prensip doğrultusunda harekete teşvik ettiği görülüyordu.

söz gelişi, eskişehir’de hamdi efendi adında bir kadı vardı. kuva-yı milliye’nin aleyhinde olduğu için orada duramamış, bir daha dönmemek üzere istanbul’a gitmiş ve bu kadı efendi yeni kabine tarafından tekrar eskişehir’e gönderilmiş.

durum açıklanarak adı geçen kadının değiştirilmesi gereği, mutasarrıf tarafından adliye nezareti’ne yazılmış, cevap verilmemiş. mutasarrıf ve eskişehir bölge komutanı, bu durumu hey’et-i temsiliye’ye bildirmekle birlikte, «eğer nezaret bu yazıyı dikkate almayacak olursa, bu kadı’nın kovulması zaruridir.

zâtıdevletlerinin görüş ve emirleri istirham olunur» deniliyordu. biz de görüşümüzü bekleyenlere şu karşılığı vermek zorunda kaldık: «millî dâvaya bağlı olacağına söz veren ve bu ilke çerçevesinde millî teşkilât’ın her türlü yardımını sağlamış olan saltanat hükûmeti’ne, adı geçen kadının değiştirilmesi kabul ettirilemezse, sonunda kovulmasının bir zaruret haline geleceği âşikârdır.» şüphesiz, bu durumda bulunan istanbul memurları az değildi.

harbiye nâzırı cemal paşa’nın, buna benzer birtakım işlerden sözeden ve kabinenin görüşünü bildiren 24 kasım 1919 tarihli bîr şifresinin ilk cümlesi şuydu:

«devletin iç işleri ve siyasî politikası kesinlikle ortaklık kabul etmez» (belge: 194). bu telgrafa 27 kasım 1919 tarihinde
verdiğimiz ayrıntılı cevapta, biz de şöyle dedik: «devletin iç işleri ve siyasî politikasının kesinlikle ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, benzeri görülmemiş olan bugünkü durum karşısında, vatan ve milletin geleceğini güvence altına alacak olan millî teşkilâtı, bilerek veya bilmeyerek zayıflatacak ve millî birliği bozacak hiçbir muameleye milletin razı olamayacağı da pek meşru ve tabiîdir.» bu telgrafın son cümlesi şöyleydi: «hey’etimiz, imzasını taşıyan taahhütlerine tamamıyla bağlıdır... şu kadar ki, taahhütler karşılıklı olmak gerekir.

oysa, hükûmet, salih paşa’nın imzasını taşıyan taahhütlerin ve notların daha hiçbirini yerine getirmemiş ve eğer varsa, engelleyici sebepler bile bildirilmemiştir (belge: 195).

efendiler, şimdi vereceğim kısa bilgiler ve bu bilgileri doğrulamak üzere göstereceğim belgeler, ali rıza paşa kabinesi’nin bizi suçlamakta ne kadar haksız ve hükûmet işlerinde, en hafif anlamıyla ne kadar kayıtsız olduğunu yüksek hey’etinizin gözleri önüne serecektir zannederim.


efendiler, istanbul’daki gizli dernekler ve bu derneklere öncülük eden ve harbiye nâzırı cemal paşa’nın mektubunda da itiraf edildiği üzere, sırtlarını yabancılara dayamış olan birtakım şahıslar, bol para ve ali rıza paşa kabinesi’nin gösterdiği alabildiğine hoşgörme ve uyuşukluk sayesinde, memleketi baştan başa ateşe vermek için olanca güç ve gayretleriyle çalışıyorlardı.

bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgeler de, hükûmetin vukuf ve bilgileri dışında bırakılmış değildi. istanbul’daki teşkilâtımız ve aldığımız tedbirler sayesinde elde edilmiş birkısım belgeler, olduğu gibi cemal paşa’nın ve sadrazam paşa’nın ellerine teslim edilmişti.

bu belgeler, o tarihte yabancı temsilcilere de verilmiş ve bu yolla itilâf devletleri hükûmetlerinin çoğunca öğrenilmiş ve o tarihlerde özetleri bütün komutanlara ve öteki ilgililere duyurulmuş olduğuna göre, artık olayın tarihe karışmış olduğu bugünde, yüce hey’etinizce ve milletçe bilinmesinde bir sakınca görmüyorum.

devamı için:

(bkz: sait molla nasıl çalışıyordu)

ali rıza paşa kabinesi bizi de bir tutuyor

pipisik
-ali rıza paşa kabinesi milli teşkilâtı düşman teşkilâtla, bizi de ali kemal ve sait molla ile bir tutuyor-

nutuk’tan...

efendiler, harbiye nâzırı’nın 9 kasım 1919 tarihli bir telgrafı vardı.

o telgrafın içindekiler de ilgi çekicidir. cemal paşa bu telgrafında, kabinenin düşüncesini şu noktalar üzerinde yoğunlaştırıyordu:

«1 — seçimlerin güvenlikle yapılabilmesi,

2 — meclis-i meb’usan’ın istanbul’da toplanması,

3 — millî teşkilât adına hükûmet işlerine müdahale edilmemesi için hükûmetin tarafınıza başlangıçtan beri yaptığı tebliğler kesindir.

4 — birçok telgrafınızda ileri sürülen isteklerin de aynı nitelikte -yani müdahale niteliğinde-olduğu aşikârdır.

5 — hükûmet, kendi bildirisinde tespit ve ilân ettiği tarafsızlıktan ayrılmayacaktır. bu bakımdan millî teşkilât aleyhinde bulunanları baskı altında tutma ve cezalandırma yoluna gidemez.» telgrafın sonunda da şu tehdit vardı: «şimdiki durum bir sürecik daha devam edecek olursa kabine kesinlikle çekilecektir (belge: 191).

saygıdeğer efendiler, bu maddelerin ifade ettikleri anlamlar, aslında bütün gerçekleri ortaya koymuş bulunuyordu. kabine, millî teşkilât aleyhinde bulunanların memleket ve millete düşman olduklarını kabul etmiyordu. millî teşkilât ile düşmanın ihanet teşkilâtını; ali kemal ile ve sait molla ile bizi bir tutuyordu. adapazarı, karacabey, bozkır, anzavur olaylarını suç olarak saymıyordu.

cemal paşa’ya verdiğimiz karşılıkta, bu noktaları açıkladıktan sonra, hükûmetin duygu ve eğilimini açık olarak söyletmek maksadıyla şu cümleyi de ekledik: «bildirdiklerinizden anladığımıza göre, istanbul hükûmeti, millî teşkilâtın varlığını belki de gereksiz görüyor.

gerçekten durum bu merkezde ve millî teşkilâta ihtiyaç olmaksızın memleketi kurtaracak bir güce sahip bulunuluyor ise, ona göre gerekenlerin yapılmak üzere açıkça bildirilmesini, aradaki her türlü yanlış anlamanın giderilmesi için arz ve istirham ederiz (belge: 192).

devamı için:

(bkz: dahiliye nazırı damat ferit paşa meşgul)

dahiliye nazırı nın şüphe uyandıran davranışları

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, bu garip hikâyeden sonra, olayları yeniden bıraktığımız noktadan izlemeye başlayalım: cemal paşa, bizim 5 kasım 1919 tarihli şifremizin bir noktasını anlayamamış.

bâbıâlî merkezinden çektiği kısa bir şifre ile, şu şekilde bir açıklama istiyordu: «dahiliye nâzırı’nın şüphe çekebilecek şekildeki muamelelerine dikkatinizi çekmeyi gerekli görürüz» cümlesinden maksadın ne olduğu anlaşılamadı. bu noktanın acele olarak ve açıklanarak bildirilmesi» (belge: 190).

bu kısa şifreye verdiğimiz cevap biraz uzundur. sıkılmazsanız, olduğu gibi bilginize sunayım:
şifre sivas, 12.11.1919
harbiye nâzırı cemal paşa hazretleri’ne
ilgi: 8.11.1919 tarih ve 8084 sayı:

dahiliye nâzırı paşa hazretleri’nin şüphe uyandıran iş ve davranışlarından akla gelenler aşağıda bilginize sunulur :
1 — ankara gibi bazı illerde, sivil idare âmirlerini telgraf başına çağırarak, milli mücadele sırasında ferit paşa kabinesi aleyhinde faaliyete girişenlerin durumlarını, hükûmeti neden suçladıklarını, bütün bunların kanuna ne dereceye kadar uygun olduğunu tehdit edercesine soruşturma;

2 — uzun süredir hasta iken tifodan ölen tokat mutasarrıfı’nın ölümü sebebinin, esrarlı bir vak’a sayılarak, sivas ilinden şifre ile sorulması...

3 — adliye nâzırı ile birlikte, balıkesir cephesinden gelen millî hey’et ile yapılan gizli görüşme sırasında, adliye nâzırı’nın millî mücadele liderleri aleyhinde harekete geçilip geçilemeyeceğini, kendisinin yanında söz konusu edebilmesi;

4 — nezaret’e geçildiği zaman, ilk vatanperverce iş olmak üzere, vatan hainliği maddî delilleriyle ortaya çıkmış bulunan eski dahiliye nâzırı âdil bey’in düşünce ve hareketlerinde kendisine sır ortaklığı eden dahiliye müsteşarı keşfi bey’in, görevinden atılması gerekirken, hâlâ yerinde bırakılması ve onun vasıtasıyla sivil memurlar arasında değişiklikler yapılması.

tabiîdir ki, bu müsteşarın tayin ettireceği memurlar pek haklı olarak milletin güvenini kazanamaz. söz gelişi, millî
mücadele’nin başlangıcından sonuna kadar muhalif bir tutum takınmış ve sonunda halk tarafından işten el çektirilmiş ve hastalığı dolayısıyla da o zaman tutuklanması ve uzaklaştırılması yoluna gidilmemiş olan eski kayseri mutasarrıfı ali ulvi bey, yöneticilik vasıflarından büsbütün yoksun ve güçsüz takımından olmasına rağmen burdura tayin buyurulmuştur.

yine yetersizliğinden ve canik sancağı için uygun görülmediğinden, kendi isteği ile vaktiyle istanbul’a gönderilen ethem bey de menteşe’ye atanmıştır.

aydın mutasarrıflığına da eskiden niğde mutasarrıfı iken sivas’a getirilen cavit bey atanmıştır.
bütün bunlara rağmen, eski konya valisi vatan haini cemal bey’in adamı olan antalya mutasarrıfı, arka arkaya yaptığımız müracaatlara ve halkın feryatlarına karşılık, hâlâ yerinde oturuyor.

5 — özlük işleri müdürlüğü gibi en önemli görev bir ermeni elinde bulunduruluyor.

6 — basın-yayın müdürlüğü’nde ve ajans’ın durumunda bir değişiklik görülmemektedir.

7 — memleketin geleceğini garantiye alacak tek kuvvetin millî birlik olduğu ve bunu da ancak millî teşkilâtın devam ettirebileceği bilinmektedir. bu birlik ve teşkilâtın, vatanı parçalanmaktan kurtarmak, devlet ve milletin bağımsızlığını korumaktan ibaret olan kutsal gayesini bozmaya çalışanlar da istanbul’daki bozgunculardır. bunların zararlarının önlenmesi, ancak kuvvetli ve ciddî bir disipline bağlıdır.

bunun da başlıca çaresi, polis müdürünü namuslu, milliyetçi, yetenekli,
teşebbüs gücü taşıyan kimselerden seçmek ve atamaktır.

oysa, zâtıâlîlerince de bilinmektedir ki, bugünkü emniyet genel müdürü, düşürülmüş olan vatan haini eski kabinenin ve ona bağlı olanların biricik koruyucusudur. sait molla’nın mister frew’a yazmış olduğu mektuplardan anlaşıldığına göre de bu zat, muhaliflere yani millet düşmanı olanlara bugün kucak açmakta, sığınaklık etmektedir.

amasya’da salih paşa hazretleri de bunu doğrulamışlardır. halbuki, dahiliye nâzırı, memleket ve milletin mukadderatını böyle bir şahsın elinde bırakmakta bir sakınca tasavvur etmiyor, belki yarar görüyor demektir.

jandarma komutanı kemal paşa’nın ise, gerek millî dâvâ ve gerek sizler için zararlı bir şahıs olduğu bir gerçek iken, hâlâ makamında kalması da dahiliye nezareti’nin iyi niyetine mi verilmelidir?

hey’et-i temsiliye adına

mustafa kemal

devamı için:

(bkz: ali rıza paşa kabinesi bizi de bir tutuyor)

refet paşa demirci efe nin emrine giriyor

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, nazilli’ye giden refet paşa, demirci mehmet efe’den komutayı almaya gerek ve bunda bir yarar görmemiş; kimbilir ve belki de komuta kendisine teslim edilmemiş. demirci efe’nin emrinde kurmay gibi görev yapmayı daha yararlı ve uygun bulmuş...
refet paşa bunu bize bildirdi. bölge şartlarını yakından görmüş bir zatın kararını değiştirmek çok defa güçtür.

çünkü, gerçekten refet paşa’nın gördüğü ve tercih ettiği gibi, efe’nin komutasını devam ettirmekte ve ona yardımcı olmakta yarar vardı yahut da refet paşa o cephenin komutasını herhangi bir sebeple ele alamıyordu.

her iki ihtimale göre de, mutlaka komutayı al, diye emir vermek, anlamsız olurdu.

asıl gariplik bundan sonra görüldü. bir süre sonra, refet paşa, nazilli’de gözden kayboldu. birkaç gün sonra, balıkesir’de olduğunu, birtakım yabancı subaylarla ilişkiye girip girmemesini bizden sorması dolayısıyla anladık.

22 aralık 1919 tarihinde verdiğimiz cevapta: «millî teşkilâta bağlı bulunanların, özellikle hey’et-i temsiliye üyesi olarak tanınmış olmaları dolayısıyla, kendisinin yabancılarla hiçbir şekilde ilişki kurmasını istemediğimizi bildirdik. «refet paşa, yine ortadan kayboldu. nihayet bir gün, bursa’dan refet imzalı kısa bir telgraf aldık: «istanbul üzerinden, bursa’ya geldim.»

bu telgrafın ne demek olduğunu bir türlü anlamıyordum. refet paşa’nın istanbul ile ne ilişkisi vardı? bir de «nazilli -
balıkesir - bursa» yolu istanbul’dan mı geçer? bu bilmeceyi bir türlü çözemedim. sonunda mesele anlaşıldı.

refet paşa, nazilli’den ayrıldıktan ve balıkesir’de kâzım paşa’ya uğradıktan sonra, bandırma’ya inmiş; oradan da bir fransız torpidosuyla istanbul’a gitmiş; orada bazı arkadaşlarıyla görüşmüş; daha sonra da bursa’ya dönmüş...

efendiler, bu bilmeceyi hâlâ çözemiyorum. beni bunda mazur göreceğinizi umarım.

refet bey’in yerine bir ingiliz gemisi ile samsun’a gelen salâhattin bey’in gönderildiğini, aynı gemi ile refet bey’in
istanbul’a dönmesinin istendiğini ve bunun üzerine gitmeyip istifa ettiğini, istanbul hükûmeti’nin benimle birlikte kendisinin de yakalanarak istanbul’a gönderilmemiz için her tarafa emir verdiğini biliyorsunuz.

bu kadar çok bilinmeyeni çözememek, cebir bilenlerce pek bağışlanmazsa da, benim bu noktada acze düştüğümü itiraf ederim. gerçi, ferit paşa kabinesi yerine ali rıza paşa kabinesi geçmişti. fakat, yeni kabinenin haber alma ve yürütme vasıtalarının öncekinin aynı olduğunu biliyoruz.

efendiler, refet paşa’nın bu hafif hareketi, aydın ve salihli cephelerinde, düzenli bir ordunun teşkiline kadar, ciddî bir sevk ve idare kurulamamasına sebep oldu.

devamı için:

(bkz: dahiliye nazırı nın şüphe uyandıran davranışları)

refet paşa komutan olarak gönderiliyor

pipisik
nutuk’tan...

kâzım paşa, balıkesir bölgesinde cephe kurmaya ve duruma hâkim olmaya çalışıyordu. salihli ve aydın cepheleri’ndeki sevk ve idarenin askerî bir düzene sokulması gerekiyordu.

buraya, azçok tanınmış bir askerin gitmesi lâzımdı. elimizde yararlanabileceğimiz komutan olarak konya’da bulunan refet paşa vardı. konya’daki kolordunun başına fahrettin bey (müfettiş fahrettin paşa hazretleri) geçmiş bulunuyordu. bundan dolayı, aydın kuva-yı milliye komutanlığı’nı yürütmek üzere cepheye hareketini refet paşa’ya, ankara’ya dönmesini de ali fuat paşa’nın kendisine yazmıştık.

refet paşa’nın nazilli’ye vardığı anlaşıldıktan sonra da genel kurmay başkanlığı’na gelmiş olan cevat paşa’dan, geçen savaşta tecrübe görmüş genç kurmaylardan seçilecek dört beş subayın, nazilli’ye refet paşa’nın yanına gönderilmesini rica ettim. bu durumu refet paşa’ya da bildirdim.

devamı için:

(bkz: refet paşa demirci efe nin emrine giriyor)

dahiliye nazırı nın gönderdiği öğütçüler

pipisik
nutuk’tan...

dahiliye nâzırı, memlekete birtakım hey’etler göndermeye kalkıştı. bunlardan biri de harbiye nezareti eski müsteşarı ahmet fevzi paşa adında bir zatın başkanlığında, temyiz mahkemesi üyelerinden ilhami ve fetva emini hasan efendi’lerden kurulmuştu.

hey’et-i temsiliye’mizin temsilcisi olan cemal paşa, bize bunu bildirmemişti. 5 kasım 1919 tarihli bir şifre ile kendisinden bu hey’etin niçin gönderildiğini sorduk ve «özellikle fetva emini ile kâmil paşa kabinesi zamanında polis müdürü olan kimselerin böyle bir hey’ette neden bulunduklarının» anlaşılamadığını belirttik (belge: 189).

efendiler, fuat paşa’nın, ankara’da kolordusunun başında bulunmasını gerektiren sebepler ortaya çıkmaya başladı. bu sebeplerin önemlisi, memleket içinde halkın zehirlenmeye başlanmasıydı.

iç ve dış düşmanlarla işbirliği yapanlar, ali rıza paşa kabinesi zamanında, ferit paşa zamanındakinden çok daha fazla başarılı olmaya başlamışlardı.

devamı için:

(bkz: refet paşa komutan olarak gönderiliyor)

ali rıza paşa kabinesi görüşünde direniyor

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, 2 kasımda, harbiye nâzırı cemal paşa’dan aldığım bir şifreli telgrafta: «zaten az olmayan dedikodulara biri daha eklendi. ziya paşa’nın ankara’ya kadar gitmemesi, destek lûtfedilen hükûmetin otoritesini kırmaktan başka bir anlama gelemez.

bu konuda hükûmet, görüşünde ısrarlıdır» denilmekte ve bunun cevabının acele beklenmekte olduğu bildirilmekteydi. ziya paşa’nın gönderilmemesi ile ilgi ricamıza hükûmet iltifat etmemişti. ziya paşa’yı görevlendirmiş ve göndermişti. ziya paşa eskişehir’e kadar gelmiş ve oradan izin alarak geri dönmüştü.

cemal paşa, aynı telgrafında «bozkır olayından dolayı basına verilen bildirinin tarzını, hükûmet, aramızdaki uzlaşmaya aykırı görmektedir» diyordu. oysa, böyle bir bildirimiz yoktu.

cemal paşa’nın bu telgrafına şu karşılığı verdik:

şifre sivas, 3.11.1919
ivedi
harbiye nâzırı cemal paşa hazretleri’ne
ilgi: 2.11.1919 tarih ve 501 sayılı şifre:

1 — hükûmetle millî teşkilât arasında samimî bir uzlaşmaya ve gerçek bir görüş birliğine vardık. zâtıdevletleri vasıtasıyla pek önemli bir istirhamımız vardı. o da meşru bir gayeye yönelen millî teşkilâtın zarar görmemesi için, bütün yüksek dereceli memurların bu görüşe göre seçilmesi, karşı olanların değiştirilmesiydi.

bunlarla ilgili olarak birbiri ardınca yaptığımız istirhamlara cevap alamadık. trabzon ve diyarbakır valileri ile antalya mutasarrıfı hakkında ne yapıldığını daha bilmiyoruz. yalnız, durumu yerinde incelemeksizin, dahiliye nezareti, konya’ya muhipler cemiyeti üyelerinden, pek yetersiz ve güçsüz olan suphi bey’i vali olarak gönderdi.

dahiliye nâzırı’nın bu gibi konularda bizimle hiçbir temas ve ilişki kabul etmediği; sanki millî teşkilâta karşı imiş gibi davrandığı kanaati uyanıyor. bu düşüncemizde yanılıyorsak, durumun açıklanmasını ve aydınlatılmamızı rica ederiz. ankara valisi ziya paşa’nın kendi isteği ile izin aldığını arz etmiştim. tabiî yine kendi kendisi, resmî olarak ankara valisi sayılmaktadır.

ancak, arz ettiğim noktadaki şüphe ve zan ortadan kalkıncaya kadar, adı geçen valinin izinli oluştan yararlanmaya devam etmesi en iyi şekil olarak kabul edilmelidir. polis müdürlüğü’nün hâlâ nurettin bey gibi bir kimsenin elinde bulunuşu, zâtidevletinizin de bu pek önemli noktaya karşı kayıtsız davranmakta olduğunuz kanaatını vermektedir. halbuki, bu hoşgörürlüğün sonucu hem hükûmete hem de millî teşkilâta zararlı olacaktır. hey’et-i temsiliye’nin millî teşkilâtı ve millî birliği bozacak en ufak bir durum karşısında görmezlikten gelemeyeceğini elbette hoş görürsünüz.

2 — bozkır olayı hakkında, hey’et-i temsiliye’ce basına bir bildiri verilmemiştir. bunda bir yanlışlık olacaktır. belki de, bu haberler, irade-i milliye gazetesinin aldığı bilgilere dayanmaktadır. hey’et-i temsiliye’nin bir gazeteye sansür koyma yetkisinin bulunmadığı yüksek malûmunuzdur. bununla birlikte gazetenin dikkati çekilmek üzere, bu haberde, hükûmet ile aramızdaki uzlaşmaya aykırı görülen noktaların açıklanmasını istirham ederiz.

hey’et-î temsiliye adına mustafa kemal
hey’et-i temsiliye’nin temsilcisi ve millî mücadele’den yana olduğunu iddia eden cemal paşa’nın telgrafımıza cevabı şudur:
harbiye, 4/5.11.1919

sivas’ta 3’üncü kolordu komutanlığı’na

mustafa kemal paşa hazretleri’ne: resmî bildiride yazıldığı gibi, bugünkü hükûmet, böyle bir zamanda, sırf vatan ve memlekete hizmet emeliyle büyük bir sorumluluğu üzerine almış ve bu görevini yerine getirmek için tam bir tarafsızlık ve samimiyetle hareket etmekte bulunmuş olduğundan, aşağıdaki noktaların acele olarak açıklanmasına gerek duyuldu:

birincisi; milletvekili seçimlerine azınlıklar katılmadığı gibi, bugün çeşitli partiler de çekingen durumdadır. çeşitli partiler, memlekette iki hükûmetin bulunduğunu, seçimlerin tarafsız yapılmadığını buna sebep olarak göstermekte ve azınlıkların da, sonradan, bu sebebe dayanarak seçime katılmadıklarını ileri sürmeleri büyük bir ihtimal dahilinde görülmektedir... seçimlerin tarafsızlık içinde yapılmadığı konusundaki şikâyet ve söylentiler artarak, yabancı basın ve çevrelere kadar uzanmıştır.

meclis-i meb’usan, milletin bütün unsurlarını temsil etmediği ve özellikle kuva-yı milliye’nin etkileri ile kurulduğu takdirde, bunun dünya kamuoyunda nasıl karşılanacağı açıklanmaya muhtaç değildir. bu bakımdan, milletvekili seçimlerinde baskı yapılmasına meydan verilmemesi zarurîdir.

ikincisi; tekrarı gereksiz sebeplerden dolayı, meclis-i meb’usan’ın hükûmet merkezinin dışında bir yerde toplanması, içte ve dışta çeşitli sakınca ve zararlar doğuracağından, meclis’in mutlaka istanbul’da toplanması memleketin hayatî çıkarlarının gereğidir.

üçüncüsü; taşralarda, bazı kimseler tarafından, millî teşkilât adına hükûmet işlerine karışılmakta olduğu biribirini kovalayan bilgi ve haberlerden anlaşıldığından, bu karışmaların bir an önce ve sür’atle önlenmesi zarurîdir.

bugünkü hükûmet, bu üç isteğinde ısrar etmektedir. bunun dışında bir formülle hükûmet işlerini yürütme imkânı yoktur.
harbiye nâzırı cemal

cemal paşa’nın bu telgrafına - başyaver salih bey tarafından açılacaktır kaydıyla - verdiğimiz karşılığı olduğu gibi bilginize sunmak isterim:
şifre sivas, 5.11.1919
harbiye nâzırı cemal paşa hazretleri’ne
ilgi : 4/5.11.1919

1 — azınlıklar ile, bu vatan ve bu millet için azınlıklardan daha da zararlı olan bazı siyasî partilerin seçimlere katılmayışlarını, onların kasıtlı ortaya attıkları sebeplere dayandırmak elbette doğru olamaz. hristiyan azınlıkların, daha millî teşkilâtın adı bile yokken, seçimlere katılmayacaklarını ilân ettikleri bilinmemekte midir? yaygara koparan siyasî partilere gelince, bunlar yalan söylüyorlar.

çünkü, her yerde seçimlere katılmışlardır. ancak, beşer onar kişiden ibaret
olan bu partilerin millet gözünde bir değerleri olmadığından ve millet, temsilcilerini, bu defa istanbul’daki politikacılardan değil, kendi bağrındaki öz vatandaşları arasından seçmekte olduğundan, bunlar kendilerinin başarı elde edemeyeceklerini anlayarak telâş ediyorlar.
buna karşı bizim elimizden ne gelebilir? bu noktadaki gerçek karşısında, kabinenin kararsızlık içinde oluşu çok şaşırtıcıdır.
sözü edilen baskı nerede, kimin tarafından ve nasıl yapılmıştır? lûtfen açıklanmalıdır ki, hey’et-i temsiliye görevini yerine getirebilsin. asıl iddialara önem vererek telâşa düşmek doğru değildir.

2 — meclis’in nerede toplanacağı konusundaki görüşte, hükûmetin direnmesinin yerinde olup olmadığını zaman ve olaylar ispat edecektir. bu konudaki son düşüncelerimizin merkezlerden alınacak cevaplar üzerine arz edileceğini bildirmiştik.

3 — millî teşkilât adına, hükûmet işlerine nerede ve kimin tarafından karışılmışsa, derhal bildirilmelidir ki, gereken işlemler yapılabilsin. ancak, dahiliye nâzırı paşa hazretleri’nin şüphe uyandırabilecek tarzdaki davranışlarına yüksek dikkatlerinizi çekmeyi gerekli görürüz, efendim.

hey’et-i temsiliye adına

mustafa kemal

devamı için:

(bkz: dahiliye nazırı nın gönderdiği öğütçüler)

ekim 1919 da önemli iç olaylar

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, 1919 yılı ekimine ait olup da dokunmak istediğim bazı olayları da birkaç kelime ile özetlememe müsaadenizi rica ederim.
işgal altında bulunan izmir ilindeki müslüman halk, zulüm görüyor ve öldürülüyordu.

bunun için, hükûmetten, itilâf devletleri’nin temsilcileri katında etkileyici teşebbüslerde bulunmasını rica ettik.

yunanlıların zulüm ve zorbalıkları devam ederse, aynı şekilde karşı koymak mecburiyetinde kalınacağını da bildirdik.

izmir’deki fecî olaylar üzerine istanbul’da bir gösteri toplantısı yapılmak istenmişti. bunun engellendiği haber alınınca cemal paşa’nın dikkatini çektik.

anzavur, bandırma çevrelerinde haince ve canavarca hareketlere başlamıştı (belge: 187). verdiği zararları önlemek için ve karabiga, bandırma taraflarına çıkan nigehban cemiyeti’ne bağlı subaylar hakkında, balıkesir’de, kâzım paşa’ya ve diğer ilgililere yazdık.

otuz kadar nigehbancı subayın da bir yabancı işgaline zemin hazırlamak için, hristiyanlara karşı hareket etmek üzere, trabzon ve samsun’a çıkacaklarını haber aldık. derhal 15’inci kolordu’nun ve canik mutasarrıfı’nın dikkatlerini çektik.

yüksek hey’etinizce bilinmektedir ki, başlangıçta maraş, urfa ve ayıntap’ta ingiliz birlikleri vardı. bu birlikler fransız askerleri ile değiştirildi. bu yüzden işgali yeniden önlemeye çalıştık. işgalden sonra da önce siyasî, daha sonra fiilî teşebbüslere geçtik.

bozkır’da, yeniden önemli sayılabilecek bir ayaklanma oldu. onun bastırılması için çeşitli tedbirlere başvurduk.
maraş ve antep’te kılıç ali bey’i, çukurova bölgesine de topçu binbaşısı kemal ve yüzbaşı osman tufan bey’leri göndererek ciddî teşkilatlanmaya ve teşebbüslere geçtik.

efendiler, bu arada hatırıma gelen bir noktayı da arzetmiş bulunayım: sivas kongresi’nden sonra, hey’et-i temsiliye, sorumluluğu kendi üzerine alarak, kongrelerin tüzük ve bildirileri dışında ve sivas kongresi tüzüğüne ek olmak üzere,
«müdafaa-i hukuk cemiyeti kuruluş tüzüğüne ektir(l)» başlıklı, «yalnız üyeleri için ve gizlidir» kayıtlı, silâhlı millî teşkilâtlar için gizli bir yönerge düzenlendi. düşmanla çatışılan yerlerde bu yönergeye göre, silâhlı müfrezeler ve birlikler kuruldu (belge: 188).

devamı için:

(bkz: ali rıza paşa kabinesi görüşünde direniyor)

milletvekillerine verilen direktif

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, bu kararlar gereğince, milletvekillerini aydınlatmak için verdiğimiz bilgi ve direktifleri olduğu gibi bilginize sunacağım:

seçilen milletvekillerine verilen bilgi ve direktifler şunlardır:

madde 1 — istanbul’un, itilâf devletleri’nin ve özellikle ingiliz kara kuvvetlerinin işgali altında ve deniz kuvvetlerince kuşatılmış olduğu, güvenlik kuvvetlerinin de yabancılar elinde ve karmakarışık durumda bulunduğu bilinmektedir. bundan başka, rumların kendi aralarından istanbul milletvekili adıyla kırk kişi seçtikleri ve atina’dan gelmiş yunan lider ve komutanlarının yönetimi altında olmak üzere, gizli polis ve ihtilâlci örgütler kurarak, devletimize zamanı gelince isyan edecekleri anlaşılmıştır.

maalesef, hükûmetin istanbul’da serbest olmadığını itiraf etmek mecburiyeti vardır. işte bu sebeplerle, millî meclis’in toplanma yerini tartışmak gibi bir konu ortaya çıkmış bulunuyor.

millî meclis istanbul’da toplandığı takdirde, milletvekillerinin yapacakları vatan görevi dikkate alınırsa, tehlikeye uğramalarından cidden korkulur. gerçekten de itilâf devletleri’nin ateşkes anlaşması hükümlerini bozarak barış anlaşmasını beklemeye gerek duymadan, vatanımızın önemli bölgelerini işgal etmek ve hristiyan azınlıklara haklarımızı çiğneme fırsatını vermek suretiyle yapılan haksız muamelelerini eleştirip reddedecek, toprak bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızın dokunulmazlığını yılmadan isteyecek ve savunacak olan meclis-i meb’usan’ın dağıtılması ve üyelerinin tutuklanması veya sürgün edilmesi, uzak bir ihtimal değildir.

tıpkı kars’ta toplanan millî islâm şûrası’na ingilizlerin yaptıkları gibi. seçimlere katılmamış olan hristiyan azınlıkların, onlara uyan ingiliz muhipleri ve nigehban cemiyetleri’nin, bu konuda düşmanların gayelerine hizmet ederek her türlü kötülüğü yapabilecekleri de akla gelebilir.

bu bakımdan, millî meclis’in istanbul’da toplanması, meclis’ten beklenen ciddî ve tarihî görevin yerine getirilmesini imkânsız kılacağından ve millî meclis de devlet ve milletin bağımsızlığının temsilcisi olduğundan, ona vurulacak darbe ile bağımsızlığımızın da zedeleneceğini belirtmeye gerek yoktur.

kabine adına, amasya’da heyet-i temsiliye ile görüşmelerde bulunan bahriye nâzırı salih paşa hazretleri bile bu gerçekleri göz önünde tutarak millî meclis’in istanbul’un dışında güvenli bir yerde toplanması gereğine vicdanı ile de düşüncesi ile de kanaat getirmiş ve bu hususu uygun bulduğunu imzası ile doğrulamıştır.

millî meclis’in düşman baskısından uzakta ve tam bir güvenlik içinde bulunan bir yerde toplanması halinde, istanbul’da toplandığı takdirde akla gelebilecek bütün sakıncalar ortadan kalkmış olacağı gibi, hilâfet ve saltanatın tehlikede olduğunu dünya kamuoyuna ve özellikle islâm âlemine fiilen duyurmuş olacak, millî varlık ve bağımsızlığımızın aleyhinde alınması muhtemel bir karar karşısında vatana ve millete karşı olan görevlerini yerine getirebilecek ve itilâf devletleri karşısında,
meclis’in milletin kaderine tamamen hâkim bulunduğu daha açık bir şekilde ortaya konabilecektir. meclis’in istanbul dışında toplanması halinde akla gelebilecek olan sakıncalar aşağıdadır:

millet düşmanları, istanbul’un gözden çıkarıldığı yolunda zararlı bir propagandaya fırsat bulacaktır. hükûmet, istanbul’da olduğu gibi, meclis ile kolayca temas ve bağlantı kuramayacaktır.

meclis’in açılış töreni, zâtışâhâne’yi yolculuk külfeti ile karşı karşıya bırakmamak için, vekil tayin buyuracakları bir zat vasıtasıyla yapılabilecektir. işte bu sakıncalar dolayısıyla şimdiki hükûmet, millî meclis’in istanbul dışında açılmasını kabul etmemiştir. hükûmetin bu olumsuz kararı yüzünden söz konusu sakıncalara aşağıdaki sakıncalar da eklenmektedir:

millî meclis’in kanuna uygun olarak toplanması, meclis-i meb’usan ile âyân meclisi’nin aynı yerde ve aynı zamanda bulunmasına bağlı olduğundan, hükûmetin istanbul dışında, uygun göreceği bir yerde toplanmaya razı olması yüzünden, âyân
meclisi ve hükûmet, istanbul dışındaki toplantıya katılmayacak ve zâtışâhâne’ye usulüne uygun olarak meclisi açtırmayacaktır.
bu durum karşısında millî meclis’in istanbul dışında toplanmasına kanun bakımından imkân kalmadığı için, yukarıda arz edilen sıkıntılara rağmen, istanbul’da toplanması bir zaruret hükmüne girmiş bulunuyor.

sayın milletvekilleri istanbul’a gitmekten çekinerek, istanbul dışında kendiliklerinden toplandıkları takdirde, böyle bir toplanma elbette millî meclis’in herkesçe bilinen yasama gücünü temsil edemez. belki, milletin varlığını, gayelerini, bağımsızlığını temsil edecek, onun hakkında verilecek hükümleri eleştirecek ve yine millete dayanarak reddedebilecek bir millî kongre şeklinde olabilir.

bu takdirde, millî meclis de elbette istanbul’da toplanmamaya mahkûm olur. böyle bir davranışın, hükûmetin karşı çıkmasına, zorlayıcı tedbirler almasına ve sonunda millet ile istanbul hükûmeti arasındaki her türlü ilişkinin kesilmesine yol açacağı da düşünülebilir.

anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti, yukarıda dile getirilen bütün hususları gözden geçirip tartıştıktan sonra, millî meclis’in istanbul’da toplanma zaruretine karşı, durumu bütün milletvekillerine bildirerek, her birinin düşünce ve görüşlerini almayı görev saymıştır. bundan başka, sayın milletvekillerinin istanbul’da millî meclis’e girmeden önce, kolayca bir araya gelebilecekleri bazı yerlerde toplanıp aşağıdaki hususları görüşmeleri ve görüşme sonuçlarının birleştirilebilmesi için bunları hey’et-i temsiliye’ye bildirmeleri gerekli görülmüştür.

görüşülecek hususlar şunlardır :

a) meclis’in istanbul’da toplanması zaruretine karşı, istanbul ve istanbul dışında olmak üzere bütün yurtta alınması gerekli tedbirler, yapılması gerekli hazırlıklar;

b) meclis-i meb’usan’da vatanın bütünlüğünü, devlet ve milletin bağımsızlığını kurtarmaktan ibaret olan gayeyi korumak ve savunmak için birleşmiş azimli bir kadro kurma çarelerinin düşünülmesi;
milletvekillerinin yukarıdaki hususları görüşmek için toplanmaları uygun görülen yerler şunlardır:
trabzon, samsun, inebolu, eskişehir, bursa, bandırma, edirne.

madde 2 — birinci maddeyi, olduğu gibi bölgelerinizde bulunan milletvekillerine bildirerek, önce, en kısa zamanda onların şahsî görüşlerini almak ve bunları vakit kaybetmeden bir yandan hey’et-i temsiliye’ye bildirmek, bir yandan da bölgelerinizdeki merkez hey’etlerine ulaştırarak bu konuda faaliyet göstermelerini sağlamak.

ikinci olarak, bölgelerinizdeki milletvekillerinin birinci maddede gösterilen yerlerde huzur ve güven içinde toplanmalarını sağlayarak, görüşme sonuçlarının hey’et-i temsiliye’ye bildirilmesi için gereken tedbirlerin alınması istirham olunur.
sizlerin seçim bölgelerinden milletvekili olup da şimdi istanbul’da bulunanların, kendi seçim bölgelerindeki teşkilâtı tarafından, istanbul’a yakın toplanma yerlerinden birine davet ettirilmesi gerekir.

devamı için:

(bkz: ekim 1919 da önemli iç olaylar)

dört aykırı görüş ve aldığımız karar

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, bu tarihe kadar cemiyetimizin merkez hey’etlerinden istediğimiz bilgilere gelen cevaplar dört görüş etrafında toplanıyordu:

1— birinci görüşe göre, meclis-i meb’usan’ın istanbul dışında toplanması uygun görülüyordu.

2— başında erzurum, trabzon, balıkesir ve bütün karesi, saruhan hey’etlerinin bulunduğu ikinci görüşe göre istanbul’da... istanbul’daki devlet adamları ile ileri gelenlerden hemen hepsinin bu görüşte olduğunu biliyoruz. padişah’ın isteği, hükûmetin ısrarı da buydu.

3— trakya - paşaeli’nden gelen üçüncü görüşe göre, istanbul yakınlarında...

4— bir kısım merkez hey’etleri de salih paşa’nın şahsî görüşüne dayanarak, hükûmetin «olur» demesi halinde, istanbul dışında toplanmakta bir sakınca görmüyorlardı.

efendiler, istanbul hükûmeti ile yardakçılarının kamuoyunu ne kadar bulandırıp karıştırmış olduğunu, milletin ortaya koyduğu bu farklı görüşlerden kolaylıkla anlamak mümkündür.

artık bunun üzerine direnmenin kötü sonuçlar vereceği yargısına varmak da güç değildir.

şimdi, 16 kasım 1919’dan 29 kasım 1919 tarihine kadar, günlerce süren görüşme ve tartışmalardan çıkan sonuçları ve alınan kararları olduğu gibi yüksek bilgilerinize sunuyorum:

1
— millî meclis’in istanbul’da toplanmasının sakınca ve tehlikelerine rağmen, saltanat hükûmeti istanbul dışında toplanmayı kabul etmediği ve memleketi bir bunalıma sürüklemekten sakınıldığı için, meclis’in istanbul’da toplanması zarureti kabul edildi. ancak, aşağıdaki tedbirlerin alınması gereği de karara bağlandı :

a) bütün milletvekillerinin durum hakkında aydınlatılarak teker teker görüşlerinin alınması,

b) millî meclis istanbul’da toplanacağına göre, milletvekillerinin istanbul’a gitmeden önce, trabzon, samsun, inebolu, eskişehir ve edirne gibi yerlerde kısım kısım toplanarak, gerek istanbul’da gerek istanbul dışında alınması gereken güvenlik tedbirlerini ve programımızın esaslarını savunacak kuvvetli bir grup oluşturma yolları üzerinde görüşmeleri,

c) cemiyetin teşkilâtını sür’atle genişletmek ve güçlendirmek için, kolordu komutanlarının, bölge komutanları ve askere alma teşkilâtı başkanları vasıtasıyla vakit kaybetmeden fiilî yardımda bulunmaları,
d) bütün sivil idare âmirlerinden, her ihtimale karşı, millî teşkilâta bağlı kalacaklarına dair söz alınması ve kendilerinin eldeki imkânlarıyla cemiyetin teşkilâtını kurmaya sür’atle girişmelerinin istenmesi,

2 — millî meclis istanbul’da toplandıktan sonra, milletvekillerinin, tam bir güvenlik ve serbestlik içinde yasama görevlerini yapmakta olduklarını açıklayacakları güne kadar, hey’et-i temsiliye, şimdiye kadar olduğu gibi yine istanbul dışında kalarak millî görevine devam edecektir.

ancak, bütün sancaklardan ve milletvekili olan kimseler arasından seçilmek üzere birer, illerden ve müstakil sancaklardan ikişer zatın, tüzüğün sekizinci maddesi gereğince hey’et-i temsiliye üyesi
olarak eskişehir yakınında toplantıya çağırılıp, durumun açıklanması ve meclis-i meb’usan’daki tutumun kararlaştırılması üzerinde görüşülecektir. bu sebeple hey’et-i temsiliye de oraya gidecektir.

bu toplantıdan sonra, hey’et-i temsiliye de uygun şekilde yeni üyelerle desteklendikten sonra, öteki milletvekilleri de istanbul’a millî meclis’e gideceklerdir. hey’et-i
temsiliye göreve devam ettiği sürece, millî teşkilâtın şekli ve çalışma yöntemi tüzükte yazıldığı şekilde olacaktır.

meclis-i meb’usan, tam bir güvenlik içinde bulunduğunu açıkladığı zaman, hey’et-i temsiliye tüzükteki yetkisine dayanarak, genel kongreyi toplantıya çağırıp on birinci madde uyarınca da cemiyetin ileride alacağı şeklin belirlenmesini, kongrenin kararına bırakacaktır. kongrenin nerede ve nasıl toplanacağı o zamanki durum ve şartlara göre ayarlanacaktır.

kongrenin toplantıya çağırıldığı zaman ile toplanması arasında geçecek süre içinde, hey’et-i temsiliye, istanbul hükûmeti ve meclis-i
meb’usan başkanlığı ile kesin bir zaruret görmedikçe resmî ilişkilerde bulunmaz.

3 — paris barış konferansı, bizim için olumsuz bir karar verdiği ve bu karar hükûmet ve millî meclis’çe kabul edilip onaylandığı takdirde, elverişli en kestirme yoldan millî iradeye başvurularak, tüzükte açıklanmış olan esasların gerçekleştirilmesine çalışılacaktır.

mustafa kemal
rüstem mazhar müfit ali fuat
hüsrev hüseyin rauf kâzım karabekir hakkı behiç
hüseyin selâhattin ibrahim süreyya bekir sami ömer mümtaz
vâsıf
12’nci kolordu kurmay başkanı şemsettin

devamı için:

(bkz: milletvekillerine verilen direktif)

ali rıza paşa kabinesi

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, ferit paşa kabinesi’nin düştüğünü ve ali rıza paşa’nın kabine kurmak üzere görevlendirildiğini 2/3 ekim 1919 tarihinde yazdığım bir genelge ile bütün millete bildirdim. bu genelgenin bir suretini de bilgi için yeni sadrazama verdim (belge: 127).

2 ekim günü, yeni kabine başkanıyla bağlantı kurmaya çalıştık. ertesi günü meclis-i vükelâ’nın (76) oturumunda hey’et-i temsiliye ile görüşeceklerine söz verilmişti.

arz ettiğim bu genelgedeki belli başlı noktalar şunlardı:

1) yeni kabine, erzurum ve sivas kongreleri’nde belirlenen ve tespit edilen millî teşkilât ve gayelere saygılı olduğu takdirde, kuva-yı milliye ona yardımcı olacaktır.

2) yeni kabine, meclis-i millî’nin (77) toplanmasıyla fiilî denetleme görevine

başlanıncaya kadar, milletin kaderi ile ilgili herhangi bir taahhüde girmeyecektir.

3) barış konferansı’na tayin edilecek temsilciler, millî dâvâyı gerçekten kavramış ve milletin güvenini kazanmış bilgili ve yetenekli kimselerden seçilecektir.

bildiride, bu saydığım ilkelerin, yeni kabine tarafından kabul edilmesinin teklif edileceği açıklandıktan sonra, «bu konuda başkaca görüşleri varsa, yarın öğleye kadar hemen bildirilmesi» isteğinde bulunuldu.

3 ekim 1919 günü, sadrazam ali rıza paşa’ya yazdığım telgrafta «millet, şimdiye kadar işbaşına geçenlerin anayasa’ya ve millî gayeye aykırı hareketlerinden üzüntü duydu. bundan dolayı meşru olan haklarını tanıtmak ve mukadderatını ehliyetli ve güvenilir ellerde görmek hususunda kesin kararını verdi. gereken sağlam teşebbüsleri yaptı.
düzenli bir teşkilâtı bulunan kuva-yı milliye, milletin kesin iradesini tam olarak gösterme ve ispat etme kudretini elde etti.

millet, padişahın güven ve itimadını kazanmış olan yüksek şahsiyetiniz ile saygıdeğer arkadaşlarınızı müşkül durumda bırakmak istemez. aksine, yardımcı olmaya bütün içtenliği ile hazırdır.

ancak, hükûmet içinde, ferit paşa ile birlikte çalışmış nâzırların bulunması, yüksek hey’etinizin görüşleriyle millî gayenin biribiri ile ne dereceye kadar bağdaştığını, büyük bir açık kalplilikle anlamak mecburiyetini doğurmuştur.

millete tam bir güven gelmedikçe, atılmış olan kurtuluş adımının durdurulması ve yarım tedbirlerle yetinilmesi uygun görülmemektedir.

bu bakımdan, şu hususların sizce kabul edilip edilmeyeceğini kesin ve açık olarak anlamak isteriz» dedik ve genelge dolayısıyla belirttiğim üç esası saydık. daha sonra, «bu temel noktalarda uyuşma bulunduğu anlaşıldıktan sonra, olağan dışı durumun giderilmesi için ikinci derecede bazı hususları da» arz edeceğimizi bildirdik (belge: 128).

ali rıza paşa, bu gün, saray’a ant içmek üzere gideceklerinden, telgrafımıza yarın cevap verileceği bildirildi.

devamı için:

(bkz: ali rıza paşa kabinesinde sezilen kararsızlık)

ali rıza paşa kabinesinde sezilen kararsızlık

pipisik
nutuk’tan...

biz, bazı tavırlardan, ali rıza paşa kabinesi’nde bir çekingenlik, bu kabineyi oluşturan şahısların da kafalarında bir bulanıklık sezer gibi olduk. onun için bazı tedbirler almayı uygun gördük.

aynı günde bir genelge yazdık. bunda, «hükûmet ile millet arasında görüş ve gaye birliğinin sağlandığı bir tebliğ ile bildirilinceye kadar eskiden olduğu gibi resmî haberleşmenin kesilmiş bir durumda bulundurulması» gereğini bildirdik (belge: 129).

bundan başka, her taraftan gelen teklif ve görüşleri birleştirerek, bütün kolordu komutanlarına ve millî mücadele’ye yardımcı olan valilere de 3 ekim günü, bazı gizli tebliğlerde bulunduk. yeni kabine ile ilk temasımıza ait olan bu belgeleri, olduğu gibi yüksek hey’etinizin gözleri önüne sermeyi, bundan sonraki haberleşme ve ilişkilerin kolaylıkla anlaşılabilmesi bakımından uygun görüyorum. müsaade buyurur musunuz?

şifre sivas, 3.10.1919

bütün kolordu komutanlarına ve millî mücadele’ye yardımcı olan vali ve vali vekillerine

aşağıdaki telgrafın harbiye ve dahili nâzırlarına çekilerek sonucun bildirilmesi rica olunur :

dahiliye nâzırı’nın haince hareketlerine âlet olarak halkı fiilî olarak silâhlandırmaya ve biribirini öldürtmeye kalkışan konya valisi cemal, elâzığ valisi ali galip ve malatya mutasarrıfı halil bey’lerin tutuklanarak harp divanına verilmeleri, trabzon valisi galip, eski kastamonu valileri ibrahim ve ali rıza bey’ler ile ankara valisi muhittin paşa’nın herhangi bir göreve getirilmemeleri; milletin kanuni haklarını çiğnemediklerinden, millî dâvâ ve mücadeleye yardımlarından dolayı azledilen sivas valisi reşit paşa’nın eski görevine getirilmesi, eski bitlis valisi mazhar müfit ve eski van valisi haydar bey’lerin derhal boş illere tayin edilerek görevlendirilmeleri istenmektedir.
anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti hey’et-i temsiliyesi adına
mustafa kemal
şifre sivas, 3.10.1919

bütün vali ve kolordu komutanları ile bağımsız mutasarrıflıklara

aşağıdaki örneğe uygun olarak sadrazam’a müracaat buyurulması ve sonucun bildirilmesi rica olunur:

müslüman halkı silâhlandırmaya ve biribirini öldürtmeye kalkışan ve orduyu içten yıkarak sonunda vatanı savunmasız bırakmak için emir veren, ordunun sırlarını, şifreleri çalmak için fiilî tertiplere girişmek suretiyle açığa vuran ve anayasa hükümleri gereğince dokunulmazlığı bulunan milletin özel haberleşmelerine engel olan eski nâzırlardan ali kemal bey, süleyman şefik paşa, dahiliye nâzırı adil bey’in, millet meclisi açılınca, yüce divan’a verilmek üzere hiçbir yere kaçmalarına meydan verilmemesini ve telgraf genel müdürü refik halit bey’in aynı sebeplerle derhal tutuklanarak ilgili mahkemeye verilmesini kanunun dokunulmazlığı ve kutsallığı adına istemekteyiz.

anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti hey’et-i temsiliyesi adına
mustafa kemal

harbiye nezareti’ne geçen cemal paşa, elbette orduya resmî bir tebliğ yapacaktı. işte ona ilk cevap olmak üzere kolordulara şu telgrafın verilmesini tavsiye ettik:

şifre
3’ üncü, 20’nci, 12’nci, 15’inci, 13’ üncü kolordu

komutanlıklarına
20’nci kolordu komutanı fuat paşa’ya (ayrıca)
konya’da refet bey’e (ayrıca)
harbiye nâzırı cemal paşa’nın ilk tebliğine karşılık olmak üzere aşağıdaki telgrafın gizli olarak kendisine çekilmesi ve sonucun bildirilmesi rica olunur.
«zâtıdevletlerinin, meşru millî mücadele’nin başlangıcından beri büyük bir kanaat ve inançla başında bulunduğunuzu bilmekteyiz. harbiye nezareti’ne getirilmeniz sevinçle karşılanmıştır. zâtıdevletlerinin başarıya ulaşması için bütün ordu ve bütün kuva-yı milliye yardımcı olacaktır. başarınızı tam olarak sağlayabilme bakımından aşağıdaki hususların mümkün olan en kısa zamanda yerine getirilmesini rica ederiz:

a) cevat paşa yahut eski 1’inci ordu müfettişi fevzi paşa genelkurmay başkanlığı’na atanmalıdır.

b) galatalı albay şevket bey yahut yusuf izzet paşa istanbul’daki kolordu komutanlığı ve istanbul merkez komutanlığına atanmalıdır. yusuf izzet paşa, istanbul merkez komutanı ve galatalı şevket bey 25’inci kolordu komutanı şeklinde de olabilir.

c) albay ismet bey’in harbiye nezareti müsteşarlığı’na,

d) tümen komutanı yarbay kemal bey’in emniyet genel müdürlüğü’ne atanmasına aracı olunmalıdır.

e) ordu üzerinde kötü etki yapmış olan, harbiye nezareti’ni işgörmez ve değersiz bir duruma düşüren ve meclis-i millî’den geçmeden eski rütbeleri ile göreve alınıp kendilerine sırf siyasî düşünceleri dolayısıyla iş verilmiş bulunan emeklilerin derhal görevlerine son verilerek, önemli ve hassas makamların güvenilir ellere teslimi gerekir.

f) 3’üncü kolordu eski komutanı albay refet bey sebepsiz olarak istifaya mecbur edildiğinden, bu işlemin düzeltilerek kendisinin, bugün bulunduğu konya’da 12’nci kolordu komutanlığı’na atanması, fuat paşa ile ilgili işlemin de düzeltilerek kendisinin 20’nci kolordu komutanlığı’nda bırakılması.

g) fuat paşa’nın yerine atanan hamdi paşa ve 12’nci kolordu’ya atanan sait paşa derhal asıl görevlerine döndürülmelidirler.

h) ilk fırsatta müfettişliklerin yeniden kurularak, doğu anadolu’daki kolorduların 13’üncü kolordu da dahil olduğu halde kâzım karabekir paşa’ ya, batı anadolu’daki kolorduların istanbul ve edirne de dahil olduğu halde ali fuat paşa’ya verilmesi ve şimdilik iki müfettişlik ile yetinilmesi uygun görülmüştür.

hey’et-i temsiliye adına
mustafa kemal

efendiler, yeni sadrazamdan beklediğimiz cevap nihayet geldi, şudur:
çok ivedi sadaret, 4.10.1919

sivas’ta müdafaa-i hukuk cemiyeti delegelerine
ilgi: 2 ve 3 ekim 1919

devamı için

(bkz: ali rıza kabinesi milli teşkilat ve gayeleri)

sivas valışi nin endişeleri

pipisik
nutuk’tan...

sivas’ın heyecanı şöyle öğrenildi. 20 ağustos günü öğleyin, sivas valisi reşit paşa tarafından telgraf başına davet olunduğum zaman, paşa’nın uzun bir telgrafı veriliyordu. o telgraf şudur:

erzurum’da mustafa kemal paşa hazretleri’ne

önce, rahatsız ettiğim için beni bağışlamanızı diler ve zâtıdevletlerinin sağlığını sorarım. neden rahatsız ettiğimi aşağıda arz ediyor ve açıklıyorum efendim. görünüşte, fransızlara ait kuruluşları teslim almak, gerçekte buraların durumu konusunda incelemelerde bulunmak üzere, cizvit papazlarıyla birlikte istanbul’dan önceki gün sivas’a gelerek valilik makamını ziyaret eden fransız subaylarının ziyaretlerini iade için dün sabah yanlarına gitmiştim. ziyaret ve görüşmenin sonunda orada hazır bulunan fransız binbaşılarından jandarma müfettişi mösyö brunot (brüno) biraz özel görüşmek isteğinde bulunarak bendenizi başka bir odaya aldı. söylediği sözleri olduğu gibi aktarıyorum:
«mustafa kemal paşa ile kongre hey’etinin sivas’a gelerek burada da bir kongre yapacaklarını işittim. bunu istanbul’dan gelen fransız subayları söylediler. sizinle bu kadar samimi görüşüp şahsınıza karşı pek çok saygı duyarken bu konuyu benden saklamanıza çok üzüldüm», dedi. bendeniz de gereken cevabı vererek kendisini inandırmaya çalıştımsa da son söz olarak: «eğer mustafa kemal paşa sivas’a gelir ve burada kongre yapmaya kalkışırlarsa, beş on gün içinde buraları, işgal etme kararının verildiğini kesin olarak biliyorum. inanmazsanız, gerçekleştiğinde görürsünüz. o zaman vatanınızın felâketini hazırlayanlar arasına siz de girmiş olursunuz sözlerini söyledi. dahiliye nezareti’nden aldığım şifreli telgraf da başka şekilde yazılmış olmakla birlikte aynı kanaati verecek nitelikte idi. yeni gelen fransız subaylarından biri de dün kolordu komutanı ile uzun uzadıya görüşerek, kongre hakkında komutan beyefendi’nin düşüncesini anlamaya çalıştığı gibi, bu sabah da mösyö brunot bendenize gelerek saat 15.00’te öteki fransız subaylarıyla birlikte kongre hakkında görüşüleceğini, ancak kendisinin aradaki samimiyet dolayısiyle daha önce ayrıca görüşmek istediğini bildirdi. bir süre konuşulduktan sonra sonuç olarak şunu da ekledi: «ben dünden beri bu mesele üzerinde çok düşündüm. sonunda şuna karar verdim ki, eğer mustafa kemal paşa ile kongre hey’eti, sivas kongresi’nde itilâf devletleri aleyhine kışkırtmalarda bulunmazlar ve onlar hakkında saldırgan bir dil kullanmazlarsa, kongrenin toplanmasında hiçbir sakınca yoktur. bizzat ben general franchet d’ esperey (franşe despere)’ye yazar, mustafa kemal paşa hakkındaki tutuklama emrini geri aldırır ve kongrenin toplanmasına engel olunmaması için dahiliye nezareti’nden size emir verdiririm. ancak, şu şartla ki, siz de benden hiçbir şeyi saklamayacaksınız ve samimî dostluğumuzdan dolayı birbirimize karşı daima açık bir dil kullanacağız. yalnız, kongrenin toplanma tarihini öğrenmek gerekir» dedi. bendeniz de kendisine bu konuda bir şey bilmediğimi, öğrendiğimde kendisine bildireceğimi ve aradaki dostluğa dayanarak hiçbir şeyi saklamayacağımı söyledim.

binbaşının işgal konusunda dünkü kesin ifadesine rağmen bugünkü yumuşaklığının sebebini, bütün incelikleri gören yüksek dikkatinize arz etmeyi görev bilir ve bu hususta sözü uzatmayı gereksiz sayarım. öyle anlaşılıyor ki, bunların düşüncesi, kongreyi sivas’ta toplatmaya razı görünerek sayın kongre üyeleri ile sizi burada toplamak ve el altından hazırlıklarda bulunarak bütün arkadaşları ele geçirmekten ve işgal mes’elesini de bir oldu bitti haline getirmekten ibarettir. dün akşam dahiliye nezareti’nden aldığım şifreli telgraf da, başka şekilde yazılmış olmakla birlikte, nitelik bakımından hemen hemen aynı idi. işte bendeniz her gerçeği gizli tutulmak istirhamı ile efendimize arz ediyorum. bundan sonra tutulacak yolun tayini size düşer. entrikalı bir tehlikenin bu kadar yakın ve âdeta elle tutulacak derecede görünürde olduğunu bilip dururken, durumdan zâtıâlîlerini haberdar etmemeyi ve dolayısıyla sivas’ta kongre toplanmasından vazgeçilmesini arz etmemeyi vicdanıma sığdıramadım. işte bunun için zâtıdevletlerinden ve orada bulunan diğer sayın arkadaşlardan pek çok rica ederim ki, ikinci bir kongrenin toplanmasına mutlak bir ihtiyaç yoksa, vazgeçilsin. varsa, dört yandan işgali pek kolay olan sivas’ın toplantı merkezi olmasından vazgeçilerek, işgal ihtimali pek uzak olan erzurum’da veyahut uygun görülürse, erzincan’da toplanması çarelerinin araştırılmasını, memleketin selâmeti adına istirham ederim. kolordu komutanı salâhattin beyefendi de bu husustaki düşüncelerini ayrıca kâzım paşa hazretleri vasıtasıyla size yazacaklardır. şimdi yanımda bulunan eski sivas milletvekili rasim bey de, eski erzurum milletvekili hoca raif efendi hazretleri’ne bu husustaki bilgi ve görüşlerini bildiren bir telgraf çekecektir. elbette, okuduktan sonra, hoca raif efendi hazretleri’nin ilıca’dan dönüşünde kendilerine yollamak lûtfunda bulunursunuz. işte efendim durum bu merkezdedir. herkesçe bilinen vatanseverliğinize karşı fazla rahatsızlık vermekten çekinir, cevabınızda vereceğiniz emrinizi beklerim efendim. işte rasim bey’in telgrafı.

reşit
bu telgrafa orada verdiğim cevabı olduğu gibi arz edeceğim. ertesi gün heyet-i temsiliye adına da aynı nitelikte uzun bir telgrafla vali yatıştırılmaya ve inandırılmaya çalışıldı (belge: 43). ayrıca kadı hasbi efendi’ye de dolaylı olarak bir telgraf çekildi (belge: 44). kolordu komutanı’na da gerektiği gibi yazıldı (belge: 45). rasim bey’e de endişeye kapılmaması için kendim yazdım (belge: 46).

sivas valisi reşit paşa hazretleri’ne
20/8/1919
saat : 13.00

verdiğiniz bilgilere ve yüksek düşüncelerinize özellikle teşekkürümü arz ederim. mösyö brunot ve arkadaşlarının bir gözdağı vermek için söyledikleri sözleri tamamiyle blöf olarak saydım. sivas kongresi’nin toplanması yeni bir mesele değildir; aylarca öncesinden dünyaca bilinen bir teşebbüstür. gariptir ki, istanbul’da bulunan yetkili fransız siyaset adamlarının da bana gönderdikleri haberler, anadolu’da millet tarafından girişilmekte olan teşebbüslerin pek haklı ve meşru olduğu, milletimizin istekleri kendilerine ve açıkça bildirildiği takdirde, bunları memnunlukla kabul ile gereğini yerine getireceklerine dair şimdiden yazılı güvence vermeye hazır oldukları şeklindedir. mösyö brunot’nun ikinci görüşmede ağız değiştirmesi ve yumuşaması, beni kazanma maksadına dayanabilir. binbaşı brunot’nun dediği gibi sivas’ın fransız’lar tarafından beş gün içinde işgali o kadar kolay bir şey değildir. zâtıdevletinizin hatırında olsa gerekir ki, ingilizler bu konudaki tehditlerinde daha ileri giderek batum’daki askerlerinin samsun’a çıkarılmasına karar verdiler. hattâ, sözde beni yıldırmak için, bir tabur bile çıkardılar. fakat, bu teşebbüse karşı, milletin sarsılmaz bir azim, iman ve ateşle karşı koyacağı gerçeği kendilerince anlaşıldıktan sonra, hem kararlarından vazgeçmeye hem de samsun’a çıkarmış oldukları askerleriyle birlikte orada bulunan taburu da alıp götürmeye mecbur olmuşlardır. sivas kongresi’nde ele alınacak hususlar da, erzurum kongresi bildirisi’ndeki maddelerden kolaylıkla anlaşılacağına göre, itilaf devletleri aleyhine kışkırtmalarda bulunmak gibi maksatlar asla söz konusu değildir. burada şunu da arz edeyim ki, bendeniz ne fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin yardımına tenezzül eden şahsiyetlerden değilim. benim için en büyük korunma yeri ve yardım kaynağı milletimin bağrıdır. kongrenin gereği, zaman ve toplanma yeri hakkında söz sahibi olmak, bendenizin şahsî hükmünün pek üstünde bir söz sahibi olan millet kararına bağlı bir durumdur. yalnız, tahmin buyurulduğu gibi, fransızların, kongre üyelerinin sivas’ta toplanmasına taraftar görünerek, sonradan onları ele geçirme imkânını bulabilmesi bizce pek uzak kuruntulardandır. bütün bu arz ettiklerimi mösyö brunot’ya aynen söylemenizde hiçbir sakınca görmüyorum. bu münasebetle mösyö brunot ve arkadaşlarına, milletimizi savunmak için, erzurum kongresi bildirisi ile, bütün dünyaya olduğu gibi kendilerinin istanbul’daki siyasî temsilcilerine de duyurmuş olduğu temel kararları uygulamakta hiçbir şekilde kararsızlığa düşmesine imkân bulunmadığı bildirilmiş olur. mösyö brunot bilmelidir ki, fransızların sivas’ı işgale karar vermeleri, kendilerine pek pahalıya mal olabilecek yeni kuvvetlerle ve çok paralarla yeni bir harbe karar vermelerine bağlıdır. böyle bir kararın jandarma binbaşısı mösyö brunot ve arkadaşları arasında söz konusu edilse bile, fransız milletince kabul edilebileceğine ihtimal verilemez.
milletvekili rasim bey’in, raif efendi hazretleri’ne olan telgrafını okudum. korkmanın yeri olmadığının kendisine bildirilmesini rica ederim.

gerek bendenize vermiş bulunduğunuz bilgi ve düşünceleri gerek rasim bey’in telgrafını hey’et-i temsiliye’ye olduğu gibi takdim edeceğim yalnız, sivas kongresi hakkındaki kesin karar ancak hey’et-i temsiliye’nin görüşmeleri sonunda belli olacaktır. alınacak karar, yüksek şahsiyetinize elbette arz olunacaktır. yalnız, bugün için istirhamım, brunot’nun tehditlerinin halk arasında yayılıp maneviyatın bozulmasına engel olunmasıdır. samimî saygılarımın kabulünü ve sâlahattin ve refet beyefendilere selâmımın bildirilmesini istirham ederim. muhterem paşa hazretleri.

mustafa kemal

(verilen cevap üzerine reşit paşa’dan alınan ikinci telgraftır)

bendeniz anlayabildiğim kadarını efendimize arz etmekle vicdani görevimi yerine getirmiş oluyorum. istanbul’daki fransız ordu ve siyaset adamlarının görüşlerini ve zâtıdevletlerine karşı vermiş oldukları sözlerin ne dereceye kadar güvenilebilir olduğunu kestirememekte haklıyım. şüphe götürmez olan vatanseverliğiniz açısından vatanın kurtuluşu söz konusu olduğuna göre, iyice düşünerek tutulması gerekli yolun belirlenmesi efendimize ve yüksek kongre hey’etinin orada bulunan sayın üyelerine düşer. emirlerinizi yerine getireceğimizi arz ile derin saygılarımı sunarım, efendim.

reşit

efendiler, diyarbakır ve bitlis dolaylarındaki halkı aydınlatmak maksadıyla, oralarda ordu komutanı olarak bulunduğum sıralarda, bir kısmını şahsen tanıdığım birtakım ileri gelenlere özel mektuplar yazdım. van, bayezıt ve yakınlarında bulunan bazı aşiret beyleri ile de ilişki ve bağlantılar kurdum. (belge: 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53).

devamı için:

(bkz: erzurum dan ayrılma gereği)

komutanların görüşlerini almak

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, çok önemli olan bu meclis’in toplanacağı yer konusunda kendi başına karar verip, bu kararı da millete ve seçilen milletvekillerine uygulatmak, pek tehlikeli olurdu.

bu sebeple, büyük bir dikkat ve incelikle bütün şahsî veya genel duygu ve düşünceleri gözden geçirmek, gerçek eğilimi anlayarak uygulanabilecek kararı bulmak zarureti ile karşı karşıya idim.

gördüğünüz gibi, bir yandan istanbul’un ileri gelenleriyle haberleşirken, bir yandan da çeşitli yollarla kamuoyunu yokluyordum.
vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için ordunun görüşünü almak da pek önemliydi. bu yüzden daha ekimin 29’unda, 15’inci, 20’inci, 12’nci ve 3’üncü kolordu komutanları’nı sivas’ta bir toplantıya davet ettim.

diyarbakır’daki kolordu komutanı’na, edirne’deki kolordu komutanı cafer tayyar bey’e, bursa’da yusuf izet paşa’ya balıkesir’de kâzım paşa’ya, bursa’da bekir sami bey’e de «kendilerini, aradaki yolun uzaklığı ve özel durumları dolayısıyla davet etmediğimi, alınan kararları bildireceğimi» yazdım (belge: 185, 186).

efendiler, davet edilen komutanlardan salâhattin bey zaten sivas’ta idi. kâzım karabekir paşa erzurum’dan, ali fuat paşa ankara’dan ve konya’daki kolordu komutanı’nın cephe ile ilgili önemli işleri bizzat düzene sokması gerektiğinden, kendisine vekil olarak konya’dan da kurmay başkanı şemsettin bey gelerek sivas’ta toplandılar.

hey’et-i temsiliye’den olan veya bu hey’etten olmayıp da toplantıda bulunmaları yararlı görülen şahısların ve komutanların katılmasıyla, 16 kasım 1919 günü görüşmelere başladık. toplantı gündemimiz şu üç noktadan ibaret olacaktı:

1 — meclis-i meb’usan’ın toplanma yeri,

2 — meclis’in toplanmasından sonra hey’et-i temsiliye’nin ve millî teşkilâtın alacağı şekil ve çalışma yöntemi,

3 — paris barış konferansı’nın bizim için olumlu veya olumsuz bir karar vermesi halinde tutulacak yol.

devamı için:

(bkz: dört aykırı görüş ve aldığımız karar)

barış anlaşması na kadar

pipisik
-barış anlaşması’na kadar istanbul’a ayak basmamamız ve milletvekili olmamamız tavsiyesi-

nutuk’tan...

istanbul teşkilâtımızdan, 13 ekim 1919 tarihinde açıklanma istenmek üzere çekilen telgrafımıza verdikleri 20 ekim 1919 tarihli cevapta, «milletvekillerinin istanbul’da toplanmasında bir sakınca ve tehlike bulunmadığı, itilâf devletleri’nin herhangi bir davranışının medeniyet dünyasına karşı kötü etki yapacağının imkân dahilinde görüldüğü» sözlerine; yalnız «yasama gücü, şimdiki yetkisinin genişletilmesine teşebbüs ederse, zâtışâhâne’nin meclis’i kapatmaya kalkışması ve muhaliflerin tehlikeli durum almaları, itilâf devletleri’nin de bundan yararlanarak zâtıdevletleri gibi yüksek şahsiyetlere saldırma cesaretini göstermeleri muhtemeldir» sözleri ekleniyordu. bu telgrafın sonunda da «bizim barış anlaşması yapılıncaya kadar, istanbul’a ayak basmamaklığımız ve milletvekili olmamaklığımız» tavsiye olunuyordu (belge: 178, 179).

istanbul’daki teşkilât merkezimizden kara vasıf bey’in gizli, şevket bey’in açık imzasıyla aldığımız 30 ekim 1919 tarihli şifrede, teşkilâtımızda bulunanların görüşleri, daha birçok kimsenin görüşleri ile destekleniyordu. bu şifrenin birinci maddesi şöyle başlıyordu: «ahmet izzet paşa, sadrazam, harbiye nâzırı, genelkurmay başkanı, nafıa nâzırı ve programlara gerçekten bağlı olan ve hizmet eden, bağlılığı ile birlikte önemli bir kuvveti de bulunan göz doktoru esat paşa ile, ayrıca rauf ahmet bey ve diğer zatlarla gerek kendi istekleri üzerine gerek ilişkimiz dolayısıyla görüştüm. bütün düşüncelerin birleştiği noktalar aşağıdadır:»
bundan sonra bütün düşüncelerin birleştiği noktalar özetleniyordu:

1 — meclis-i meb’usan’ın istanbul’da toplanması zarurîdir. yalnız, biz istanbul’a gitmemeliyiz. sadrazam paşa, meclisin istanbul’da vicdan huzuru içinde kararlar alabileceğini yabancılardan söz alarak vâdetti. fakat, yalnız bizim için güvence sağlamak mümkün olamayacağından, «milletvekili olurlarsa izinli olarak veyahut milletvekili olmadan daha yüksekte ve milletin sevgilisi olarak kalmaları uygun olur» deniliyordu.

birinci maddenin (b) fıkrasında: «zaten hükûmet, yapılacak anlaşmada nisbî temsili, azınlıkların hakları bakımından kabule mecburdur. şu halde, millî meclis’in, azınlıkların da yeniden seçime katılmaları için dağılıp yeniden seçileceği bazı çevrelerce kesin olarak ümit edilmektedir» şeklinde yeni bir bilgi veriliyordu.

birinci maddenin (c) fıkrasında da: «hükûmet gerçekte iyi niyetlidir. ancak isteksizlik içindedir» güvencesi okunuyordu.
ikinci maddede de: «elden geldiği kadar sosyalist, birkaç temiz hürriyet ve itilâfçı v.b. çıkarmak» gibi bizim anlayamayacağımız çapraşık ve karışık bir anlayışın belirtisine rastlıyorduk. ondan sonra:
3’üncü maddeyi: «hükûmeti güç durumlara düşürmemek.»

4’üncü maddeyi de: «bize zararı dokunacakları, her şekilde inandırarak elde etmek istiyorum. herkes de bana bunu tavsiye ediyor. örnek olarak, refi cevat, sosyalistler gibi» görüşleri içine alıyordu (belge: 180).

1 ve 4 ekim 1919 tarihlerinde, istanbul’daki teşkilâtımıza uzun düşünce ve yorumların yer aldığı cevaplar verdik. bu cevaplarımızda, özet olarak: «milletvekillerinin istanbul’da toplanması her bakımdan tehlikeli ve sakıncalıdır» dedik ve açıklamasını yaptık.

cemal paşa vasıtasıyla hükûmete bildirdiğimiz görüşleri özetledik. «bizim için var olan tehlikenin bütün milletvekilleri için söz konusu olduğunu» ispata çalıştık. «bizim seyirci durumunda kalmamız mutlaka arzu buyuruluyorsa, gerekçeleriyle birlikte» bildirilmesini istedik (belge: 181).

yalnız, kara vasıf bey’e çekilen telgrafta:

«ahmet izzet paşa hazretleri, aslında millî mücadele’nin istanbul’da katliama yol açabileceği zannında idi. sözlerinin ciddiye alınması öncelikle bu kanaatlarının değişip değişmediğini bilmekle mümkündür.

harbiye nâzırı cemal paşa hazretleri’ne gelince: onun da kararsız olduğunu bilmez değilsiniz.

abuk paşa da aynı zihniyet ve ruh hali içindedir. göz doktoru esat paşa hakkında kesin bir düşüncem yoktur.

yalnız, bazıları bu zatı son derece dar görüşlü, pek fazla şan ve şöhret düşkünü olarak gösteriyorlar. sözün kısası, irade ve düşüncelerinde kararlılık ve isabet olmayan ve istanbul’da düşman baskısı altında düşünen resmî ve özel şahısların tavsiyeleri incelenmeye değer» dedikten ve söz konusu olan toplantı yeri hakkında, yeniden, gelebilecek tehlike ve sakıncaları saydıktan sonra «asıl garip karşılanacak olan nokta, bizi, yani adları bilinen iki üç kişiyi korumakta güçsüzlüğe düşen hükûmetin, öteki milletvekillerini nasıl koruyacağı meselesidir.

bizde yavaş yavaş yer etmeye başlayan görüş ve kanaat, ne yazık ki yabancılar değil, aksine belki onlardan çok, şimdiki hükûmet üyeleri ile diğer şahıslardan bazılarının bizi tehlikeli saymakta olmalarıdır» dedik.

bundan sonra yer alan fıkralardan birinde: «nisbî temsili kabul etme zarureti karşısında meclis’in dağıtılmasını şimdiden düşünen bir çevrede, meclis-i meb’usan’ın toplanmaması gereği tabiî görülmelidir» kanaatini belirttik.

bir fıkrada da : «hükûmetin istekli olmadığı sözünden bir şey anlayamadığımıza işaret ederek, «maksadı bizi güç zamanlarda yalnız bırakmak mıdır?» sorusundan sonra, onların bir düşüncelerine karşılık olarak da «muhaliflerin iktidara geçmesinden korkmak yarar sağlamaz.

bundan dolayı politika ve tutum değiştirilemez» dedik (belge: 182).
efendiler, bu yazışmalardan ve bu yazışmalarda ileri sürülen düşüncelerden kolaylıkla anlaşılmaktaydı ki, bizim istanbul’daki teşkilâtımızın ileri gelenleri, hükûmet adamlarının, şunun bunun görüşlerine tutsak olmuşlar ve artık onlara sözcülük etmekten öteye bir görev yapmıyorlardı.

işte, diğer bir şifre telgraf ki, 6 kasım 1919 tarihinde yazılıyor, ancak şifrenin metninde kara vasıf bey’in görüş ve üslûbu hâkim oluyor ve harbiye nâzırı cemal paşa imzasıyla geliyordu.

bu şifrede yine toplanma yerinden söz edilerek, özellikle: «önce siyasî sakıncalar var, sonra idarî sakıncalar var, daha sonra toplanma imkânı yoktur... zaruret duyguya hâkim olmalıdır... uygun karşılığınızı acele olarak kabineye bildiriniz» sözleriyle baskı yapılıyor ve «japon rıza bey’le birlikte pek yakında iyi haberlerle sizin yanınızda olacağım» müjdesi veriliyordu. «sulh ve selâmet’i iyice kazandık demektir. millî türk de bizim. milî ahrâr’ı yıkıyoruz.

millî kongre yola gelecek» cümleleriyle de iyi haberlerin nelere, ne gibi boş şeylere ait olduğunu belirtmekte acele ediliyordu (belge: 183).
kara vasıf bey’e 7 kasım 1919’da hemen sivas’a gelmesini yazdım.
kara vasıf bey’in yine aynı konu ile ilgili olarak gönderdiği, 19 kasım 1919 tarihli şifresinde uzun düşüncelere dayandırdığı muhakeme ve mantığını şu cümlede özetliyordu:
«kuva-yı milliye ile aynı görüşte olan meclis, padişah’a karşı düşmanlık ilân ederse, anadolu kimin arkasından gider?!... kuva-yı milliye’ye mi tâbi olsun?!...
meclisi anadolu’da toplamak düşüncesinden vazgeçmek, bir vatan borcudur...» (belge: 184)

devamı için:

(bkz: komutanların görüşlerini almak)

ali rıza paşa kabinesi ni iktidarda tutma kararı

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, ali rıza paşa kabinesi’nin sizlerce de bilinen kuruluş tarzına rağmen, yerinde kalmasının ve elden geldiği kadar desteklenmesinin neden gerekli görüldüğünü birazcık belirtmiştim.

amasya’dan sivas’a döndükten sonra, hey’et-i temsiliye ve orada bulunan öteki arkadaşlarla yaptığımız toplantıda, amasya mülâkatı ve diğer konular üzerinde arkadaşlara uzun uzadıya bilgi verdim. bu toplantıda, hey’et-i temsiliye’ce alınan kararlara ait zabıtların 29 ekim 1919 günü yapılan görüşmeyle ilgili sayfasında aynen kayda geçmiş olan şu kararı tespit ettik:

başta sadrazam ali rıza paşa olmak üzere hepsinin âciz, padişah gözünde bir mevki tutmak isteyen kimseler oldukları, bir kısmının millî mücadele’nin yanında bir kısmının da karşısında bulundukları, bununla birlikte, zâtışâhane, ilk fırsatta bunları düşürerek yerine istibdadı sürdürecek bir hey’et getirmek isteyeceğinden, millî meclis kurulup da yasama görevine başlayıncaya kadar, hey’et-i temsiliye’nin bu kabineyi desteklemesinin vatan ve millet için hayırlı bir iş olduğu kabul edildi.

gerçekten de bu kararımızı uyguladık. bunu doğrulayan bir durumu yeri gelmişken bilginize sunayım: istanbul’daki teşkilâtımız, güvenilir kaynaklara dayandığını bildirdiği bazı bilgileri, 31 ekim 1919 tarihinde bize gönderdi. o bilgiler şöyleydi:

«iki günden beri kiraz hamdi paşa, mabeyn’e gidiyor, iki üç saat huzurda (padişah’ın yanında) kalıyor ve şu karar alınıyor: mareşal zeki paşa başkanlığında bir kabine kurulacak, hamdi paşa harbiye nâzırı, prens sabahattin bey hariciye nâzırı olacak; tevfik hamdi bey dahiliye, eşref, mahir sait ve daha başkaları öteki nezaretleri alacaklardır.

bunlardan sabahattin ve mahir sait’e daha teklif yapılmamıştır. zâtışâhâne, ali rıza paşa’ya, uygun bir zamanda, belki bu günlerde istifa teklif edecektir.
bu konuda daha önce faaliyetinden söz edilen bir blok, bir gizli dernek vardır.» bu bilgiler üzerine, cemal paşa’ya 2 kasım 1919’da, sadrazam’a hiçbir sebep ve bahane ile mevkiini bırakmamasına kesin olarak ihtiyaç duyulduğunun bildirilmesi, istifa gerçekleştiği takdirde, bütün memleketin istanbul ile kesinlikle ilgisini keseceği bildirildi (belge: 176). rumeli ve
anadolu’da bulunan bütün komutanlara da, bu durumla ve cemal paşa’ya yazılan telgrafla ilgili bilgi verildi. ayrıca, ilişkide bulunulan müdafaa-i hukuk merkez hey’etlerinin de durumdan haberdar edilmesi gereği bildirildi (belge: 177).

efendiler, salih paşa’nın istanbul’a dönmesi üzerine, 21 ekim tarihli protokolda belirtilmiş bulunan ve önemli olduğuna yaptığım sunuşlar sırasında işaret ettiğim nokta üzerinde, yani meclis-i meb’usan’ın toplanacağı yer hakkında, hükûmetle aramızda tartışma başladı.

hükûmetin cemal paşa vasıtasıyla yazdıkları ile bizim ileri sürdüğümüz görüşler bir defa daha incelenmeye değer inancındayım. bu haberleşmemizin aslını büyük millet meclisi’nin ilk toplantısına ait zabıtlarda görebileceğiniz için, burada ondan tekrar söz etmeyeceğim.

ancak efendiler, bu konudaki haberleşme ve tartışmalar yalnız istanbul hükûmeti ve cemal paşa ile yapılmakla kalmıyor. bütün memleketin ve özellikle istanbul’daki teşkilâtımızın da bu konu ile ilgili görüşünü almak gerekiyordu. burada, bu noktalar üzerinde bazı bilgiler sunacağım.

devamı için:

(bkz: barış anlaşması na kadar)

istanbul da kuva yı milliye ye karşı kışkırtmalar

pipisik
nutuk’tan...

bu konuda, ilk defa, duyarlık gösteren ve harekete geçme önceliği taşıyan ankara oldu. ankara vali vekili yahya galip bey’in sivas’a çektiği 15 ekim 1919 tarihli bir şifresini, rahmetli hayati bey’in imzasıyla diğer bir şifre içinde 22 ekimde amasya’da aldım. o şifre aynen şöyledir:

mustafa kemal paşa hazretlerine

paşa hazretleri; biz kendi kaderimizi ne böyle milletin kaderinden habersiz hükûmete ne de rastgele gönderilecek valilere bırakamayız. birçok defa zâtıâlîlerine arz ettiğimiz düşünceler dikkate alınmadığından, istanbul hükûmeti, ferit paşa kabinesi’nin atayıp da gönderemediği eski bitlis valisi ziya paşa’yı buraya ve bütün görevlerinde hayatı boyunca hiçbir varlık gösterememiş olan suphi bey’i de konya’ya vali atamak suretiyle ilk adımını atmaya başladı. işte bu gibi durumlar dolayısıyla, meclis-i meb’usan kurulmadan önce, hiçbir göreve dışarıdan kimsenin getirilmemesini geçenlerde arz etmiştik. madem ki şimdiki hükûmet, buraya yeniden vali göndermeye kalkışmıştır, şu halde, buradaki millî mücadele’nin söndürülmesi isteniyor demektir. nasıl ki, zâtıâlîleri askerlikten ayrılarak milletin bir ferdi olarak çalışmaya karar verdiniz, bendeniz de buradan çekilerek aynı şekilde milletimin bana vermiş olduğu görevi yapmaya karar verdim. vali gelinceye kadar vekâleti kime bırakacağımı lütfen bildiriniz efendim.

15 ekim 1919 ankara vali vekili
yahya galip
bir gün sonra da, 23 ekimde cemal paşa’nın, 21 ekim 1919 tarihli şu telgrafını aldım :
sayı kadıköy, 21.10.1919
419
amasya’da mustafa kemal paşa hazretleri’ne

ankara’dan belediye başkanı ve müftü efendi; dışarıdan gelecek valiyi kabul etmeyeceklerini; ankara’ya, ankara’dan vali atanması gereğini kendi yetkilerine dayanarak ileri sürüyorlar. böylece, her taraftan ayrı ayrı isteklerin ileri sürülmesi, hükûmeti güç duruma sokmaktadır. kötü niyetliler ve azınlıklar bu gibi durumları türlü türlü yorumluyor. (...) hükûmetin destekleneceğine söz verilmesi üzerine, bu gibi hususların önlenmesi gereğini rica ederim. atanması, padişah’ın onayından geçen valinin yola çıkması gerektiğini elbette kabul buyurursunuz.

harbiye nâzırı cemal
gerçekten de, başta müftü efendi olduğu halde (bugün diyanet işleri başkanı bulunan sayın rifat efendi hazretleri idi), ankaralılar, bu atamayı protesto etmek üzere, istanbul’a başvurmuşlardı.

ankara’yı yatıştırarak, hükûmet otoritesini kırmamak için telgraf başında birçok nasihatlarda bulundum. ancak, ankara’nın haklı olduğunu teslim etmemek mümkün değildi. sonunda, cemal paşa vasıtasıyla hükûmete yazdığım telgraftan söz ederek, alınacak cevaba kadar durumun iyi idare edilmesini ankara’daki kolordu komutan vekili mahmut bey’e yazdım.

bu noktada, sırası gelmişken bir gerçeği bilginize sunmak uygun olur. hey’et-i temsiliye olan bizler, hükûmetin durumunu ve nasıl bir hükûmet olduğunu pekâlâ anlamıştık.

hükûmet üyelerinden bazılarının hükûmette bulunmaktan pişmanlık duyduklarını ve çekilmek için bahane aradıklarını da anlıyorduk. bundan başka dış ve iç düşmanların ve padişah’ın el birliği ile, ali rıza paşa kabinesi yerine, kendi görüşlerini açıktan açığa ve sür’atle uygulayacak diğer bir kabineyi iktidara getirmeye kararlı olduklarından da habersiz değildik. bunun içindir ki, ali rıza paşa kabinesi’ni, en az zararlısı sayıyorduk.

bir de ferit paşa’nın düşmesinden sonra, yeni kabine ile anlaşmak için geçen dört beş gün içinde, bazı taraflardan elden geldiği kadar çabuk anlaşma hususunda alınmış olan tavsiyeler de, bizce göz önünde tutulması gereken anlam ve nitelikte idi. bu bakımdan, gayeye güvenli bir şekilde ulaşıncaya kadar, gerekirse, biraz da fedakârlık yapmak zaruretini duyuyorduk.

mahmut bey’e yazdığım şifrede kapalı bir şekilde bu noktalar da belirtilmişti (belge: 173).
cemal paşa’ya verdiğim cevabı olduğu gibi bilginize sunacağım :
şifre amasya, 24.10.1919
özel, ivedi
harbiye nâzırı cemal paşa hazretleri’ne
ilgi: 21.10.1919 tarih ve 419 sayılı şifre:

ankara’dan vali hakkında yapılmış olan müracaat ve istirhamın aşağıdaki sebeplerden ileri geldiği anlaşılmıştır :

şöyle ki: istanbul’dan alınan güvenilir haberlerde ingilizler ile ingiliz muhipler cemiyeti’nin, itilâf ve hürriyet ve nigehbancıların, hristiyan azınlıklar ile işbirliği yaptıkları, anadolu’ya birçok bozguncular göndererek millî teşkilâtı sakatlama ve istanbul hükûmeti’ni dağıtma teşebbüslerinde bulundukları, bu bozguncuların adapazarı ve bursa’dan yola çıktıkları bildirildiği gibi, son günlerde adapazarı’nda da bazı olayların görülmesi endişe yaratmıştır. konya’ya gönderilen vali suphi bey’in, ingiliz muhipler cemiyeti’nin istanbul yönetim kurulu üyelerinden olduğunu konya’da refet bey’e söylemiş olduğu haberinin yayılmış olması, uyanan şüpheyi daha da artırmıştır.

ankara valiliğine atanan ziya paşa’nın tutumu ve namusu hakkında bir şey denemezse de, kendisinin ehliyet ve iktidarı da şüpheli görüldüğünden, ankara ili gibi millî teşkilât ve mücadelemizin en önemli merkezlerinden olan bir bölgede, daha durumlar açıklık kazanıp da tam bir sükûnet ve güvenlik sağlanamadan, buradaki önemli işlerin başına, hiçbir tecrübesi bulunmayan âciz bir valinin getirilmesi tereddüt uyandırmıştır.

ankara’da bulunan vali vekili ve komutan ile hey’et-i temsiliye arasında yapılan haberleşmeler üzerine, şimdiki hükûmetin, her ne şekilde olursa olsun emirlerine ve yaptıklarına uymak tabiî görülmüş ve o yolda hareket edilmiş ise de, doğrudan doğruya halkın kendisi, tasavvur ettikleri tehlikeye karşı verilen güvenceyi yeterli görmeyerek, tam bir güvenlik ortamı doğuncaya kadar, kendilerince millî dâvâya bağlılığı denenmiş bulunan vali vekilinin göreve devamını elzem sayarak doğrudan doğruya hükûmete başvurmuşlardır.

zâtıdevletlerinin son yazıları üzerine ankara’da gereken kimselerle yeniden görüşülmüş, hattâ sakıncaları bulunsa bile, sırf hükûmet otoritesini sarsmamak için ziya paşa’nın iyi karşılanmasının sağlanmasına çalışılmıştır. ancak, karşılaştığı tehlikelerden ve fesatlıkların ağır bastığı gidişattan son derece ürkmüş olan halkı, bunu kabule inandırmak mümkün olamamıştır.

dahiliye nâzırı paşa hazretleri’nin, içinde bulunduğumuz durumun önem ve ciddiyetini, düşmanlarımızın durmadan ne kadar iblisçe çalışmakta olduklarını takdir buyurdukları şüphesiz bulunduğuna göre, nezaret makamına yeni geçmiş olmaları yüzünden, çalıştırılmaya lâyık olan memurları tanımakta mazur oldukları gibi, âdil bey’in bile müsteşarlığını yapmış olan keşif bey’in, hâlâ müsteşarlık yapmakta olduğu gözönünde bulundurulunca, özellikle yüksek dereceli memurların atanmasında ne dereceye kadar uzak görüşlü davranılmasının gerekeceği kendiliğinden anlaşılır.

bu bakımdan ziya paşa’nın şimdilik gönderilmemesinin sağlanmasına yüksek yardımları ve sonucun bir emirle bildirilmesi arz ve istirham olunur.

mustafa kemal
efendiler, ali fuat paşa, 28 ekim 1919 tarihli bir şifresiyle, istanbul’daki teşkilâtımızın, adıma gönderdikleri bir telgrafı bildirdi. bu telgrafta verilen bilgiler önemliydi.
çerkez bekir’in yarattığı, o bilinen olay, adapazarı ve çevresinde kuva-yı milliye’ye karşı isyan başlangıcı sayılmış. bundan nasıl yararlanılacağı konusunda «padişah, ferit paşa, âdil bey ve sait molla ile ali kemal bey ’den kurulu» bir hey’et, birtakım tasarlamalar da bulunmuşlar.

bu telgrafta, yukarıda adı geçen hikmet hakkında da bilgi veriliyordu. bu hikmet, iki ay önce amasya’dan adapazarı’na gelmiş. o çevrede öteden beri kendisine ve ailesine karşı olanların millî teşkilâta girdiğini anlamış.

hikmet bey, amasya’dan geldiğini, beni tanıdığını ve millî teşkilâtı kurmaya yalnız kendisinin yetkili olduğunu ileri sürerek, sivas’la haberleşmeye kalkışmak ister. karşı taraf engel olur. hikmet, karşı teşkilât kurar. bunu sezen sait molla, hikmet’i elde edecek çareyi bulur. kendisini hristiyanlara karşı bir isyan için ayartır.

efendiler, hikmet ile ve düşmanlarımızın hristiyanlar aleyhindeki tertipleri ile ilgili olan bilgiler, daha sonra dokunacağımız bazı durumların kolaylıkla anlaşılmasına yarayacağı için, bunların gereksiz sayılmamasını rica ederim (belge: 174, 175).

efendiler, bu bilgiler üzerine cemal paşa’ya yazdığım telgrafa yüce meclisinizin de dikkatini çekmek isterim:
şifre sivas, 31.10.1919

harbiye nâzırı cemal paşa hazretleri’ne
adapazarı dolaylarında, hükûmet ve millî teşkilât aleyhinde geçen olay yüksek şahıslarınca bilinmektedir. bu olay, millî birlikteki kararlı tutum, istanbul hükûmeti’nin yerinde ve kesin tedbirleri sayesinde bastırılmış ise de, daha oralarda bozgunculuk tohumu tükenmiş değildir.

milletin birliği karşısında bunların tamamen ezilip yok olacağına şüphe yoktur. ancak, bu bozgunculuk hareketlerinde damat; ferit paşa’nın, eski dahiliye nâzırı âdil ve ondan önceki ali kemal bey’lerle sait molla’nın teşvikçi ve tertipçi oldukları anlaşılmıştır.

adları bildirilen bu zatlar, kendi vatan hainliklerinin yanında, çok büyük ve tehlikeli bir hatâ daha işlemişlerdir. o da, mel’unca işlerinden sanki kutsal padişah hazretleri’nin de bilgisi bulunduğunu çevreye yaymak gibi büyük bir alçaklıktır. kabinenin saygıdeğer hey’etinden büyük bir samimiyetle rica ederiz; şimdi vakit geçirmeden durumu uygun bir şekilde padişah hazretleri’nin tertemiz huzuruna arz etsinler.

milletin ve teşkilâtın bu gibi uydurmalara elbette değer vermeyeceği açık bir gerçektir. bozguncuların, yalanlarla millî birliği lekelemek istediklerini ileri sürerek, saltanat hükûmeti’nce, olayın geçtiği bölgede resmen yalanlanmak suretiyle, herhangi bir yanlış anlaşılmaya meydan verilmemesi ve bu zararlı şahıslar hakkında gerekli incelemelerin yapılarak kovuşturmaya geçilmesi hayatî bir konu sayılmaktadır, efendim.

hey’et-i temsiliye adına

mustafa kemal

devamı için:

(bkz: ali rıza paşa kabinesi ni iktidarda tutma kararı)

adapazarı dolaylarında kışkırtmalar

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, daha amasya’da iken karşılaştığımız durum, yalnız, şeyh recep olayı ile kalmadı. adapazarı dolaylarında da buna benzer bir olay görüldü. müsaade ederseniz onu da kısaca bilginize sunayım:

adapazarı ilçesinin akyazı taraflarında türeyen talustan bey, istanbul’dan para ve direktifle gelerek, süvari olacaklara 30, piyade yazılacaklara 15 lira vaadeden bekir bey ve sapanca’nın avşar köyünden beslân adında bir tahsildar birleşiyorlar. bu adamlar başlarına topladıkları atlı, yaya birtakım kimselerle adapazarı kasabasını basmaya karar veriyorlar. tahir bey adındaki adapazarı kaymakamı bunu haber alıyor.

tahir bey, izmit’ten gönderilen bir binbaşı ile kendi topladığı yirmi beş kadar atlıyı alarak, kasabayı basmaya gelenlere karşı hareket ediyor.
lâtife denilen bir köyde karşılaşıyorlar. bu başıbozuk gruba hareketlerinin sebebi sorulmuş... verdikleri cevap şuymuş: «padişah hazretleri’nin hayatta ve yüce hilâfet makamlarında olup olmadığını öğrenmek için adapazarı’na makine başına gelmek istiyoruz. mustafa kemal paşa’yı, padişah yerine koyamayız...»

tahir bey’in makina başında, izmit mutasarrıfı’na verdiği bilgide, «adı geçenlerin istanbul’da önemli kimselerle ilişkide olduğunu ve hattâ padişah’ın da bu hareketlerinden haberli bulunduğunu söyledikleri» kaydediliyordu.

resmî olarak verilen bilgide: «bekir’in, orada toplanan kimselere, bu iş için istanbul’da bir hafta süre koydular, beş gün geçti. iki günümüz kaldı. işi çabucak bitirelim» dediği de bildiriliyordu (belge: 162).
izmit’teki tümen komutanı, adapazarı üzerine bir müfreze gönderecekti. ali fuat paşa da, düzce üzerine bir miktar kuvvet sevk edecekti.

23 ekim tarihinde, izmit’teki tümen komutanı’na, bekir’in itilâf ve hürriyet’çilerle yabancı düşmanlar tarafından gönderildiği ve bozguncu hareketlerinin önlenmesi gerektiği bildirildi.

adapazarı kaymakamı tahir bey’e de, 23 ekimde doğrudan doğruya, «bekir ve arkadaşları için uygulanacak sert ve sür’atli tedbirlerde asla gevşek davranılmamasını, zararlarının önlenmesini ve sonucun bildirilmesini» emrettim (belge: 163).

efendiler, 23 ekim tarihli bir şifre ile, bekir ve yardakçılarının, yaptıkları işler ve kimlikleri hakkında elde ettiğimiz bilgileri, harbiye nâzırı cemal paşa’ya bildirdik ve «saltanat hükûmeti’nce bu gibi bozguncu eylem ve hareketlere karşı, zamanında etkin tedbirler alındığı ve konu millî teşkilâta dokunduğu takdirde, en şiddetli tedbirlere başvurmak zorunda kalacağımızı arz ederiz» dedik (belge: 164).

izmit’ten giden ve olay yerinde takviye edilen millî ve askerî bir müfreze, «pek çok sayıda toplanmış ve toplanmakta olan fesatçıları dağıtmış, tahsildar beslân ve kardeşi hasan çavuş’u ele geçirmiş, asıl özel direktif ve para ile bir hafta önce istanbul’dan gelmiş olan bekir, kaçmış.» bu bekir, subaylıktan kovulma ve manyaslıdır (belge: 165, 166).

bundan sonra vermeye mecbur olduğumuz emirlerle, izmit’te kışkırtıcı ve tertipçi olanlardan, ingiliz ibrahim diye tanınan biri ve diğer birtakımları hakkında kovuşturma başladı (belge: 167, 168).

«bekir’in, olay yerinde alınan tedbirler sonunda teşebbüsünün boşa çıktığını ve kaçtığını, ancak, istanbul’a dönerek, orada yeniden mel’unca teşebbüslerde bulunmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, hakkında özel kovuşturma yapılmasını» amasya’dan 26 ekim 1919 tarihinde harbiye nâzırı cemal paşa’ya yazdım (belge: 169).

27 ekim 1919 tarihinde bolu mutasarrıfı haydar bey’den gelen telgrafta: «bekir’in emrinde iki subay, kırk silâhlı adam olduğu halde abaza köylerinde halkı, bugünkü hükûmet adına, millî mücadele aleyhine kışkırtarak birçok para sarfettiği ve nezaret’e yazdığı yazılarının kabul edilmediği» bildiriliyordu (belge: 170).

efendiler, bu gibi konularda, hükûmeti uyarma ve görevini yapmaya davetten ibaret olan müracaatlarımız, elbette, hükûmetin işine karışma gibi sayılmaz, inancındayım.

istanbul’da hükûmetin gözü önünde tertiplenen, içteki ve dıştaki düşmanların padişah’ın bilgi ve rızası ile olduğuna şüphe etmediğimiz teşebbüslerinin, fiilen başarıya ulaşacağı dakikaya kadar beklemek ve «elbette hükûmet tedbir alır, engel olur» diyerek safça bir boyun eğmeye kapılmak yerinde olamazdı.

efendiler, amasya’da görüşmelere başladığımız 20 ekim günü, alınan bilgilerin özeti şuydu: istanbul’da, hürriyet ve itilâf partisi, askerî nigehban cemiyeti ve muhipler cemiyeti bir blok kurdular. bu blokla, ali kemal ve sait molla gibi kimseler, azınlıkları sürekli olarak kuva-yı milliye aleyhine kışkırtmaya başladılar.

rum ve ermeni patrikleri, kuva-yı milliye aleyhine itilâf devletleri temsilcilerine başvurdular. ermeni patriği zaven efendi, neologos gazetesinde yayınladığı bir mektupla, son millî mücadele hareketinden dolayı ermenilerin göç etmekte olduklarını ilân etti.

idam edilmiş bulunan kâzım’ın kardeşi hikmet adında biri, istanbul’dan aldığı direktifle adapazarı çevresinde başına birtakım silâhlı adamlar toplamaya başladı. bu hikmet’in adına önemli bir belgede de rastlayacağız. adapazarı yakınlarında, değirmendere’de de para ile adam toplanmaya başlandı.

çete halinde toplananların, geyve hükûmet binasını basmaya karar verdikleri haber alındı karacabey’de de buna benzer ufak tefek hareketler görüldü. bursa’da, gümülcüneli ismail’in topladığı çetelerin, kuva-yı milliye aleyhindeki hareketleri duyulmaya başladı, nigehbancılardan tutuklu bulunanların hepsi bir günde hapisten çıkarıldı.

düşmanlar tarafından kuva-yı milliye aleyhine kurulan çetelerin çatışmaya geçmeleri, karşı blokun açıktan açığa hareketi, istanbul polis müdürünün aleyhte faaliyeti, ali rıza paşa kabinesi’nde bizim aleyhimizde nazırların bulunması, bazı teşkilât merkezlerimizi, özellikle istanbul merkezimizi ümitsizliğe düşürmeye başlamıştı (belge: 171, 172).

hükûmetin, bir maksat ve karar sahibi olduğunu gösterecek hiçbir harekette bulunamaması ve yalnız dahiliye nâzırı şerif paşa’nın olumsuz ve aralıksız faaliyetini doğru bulan davranışı, gerçekten düşünülecek ve endişe edilecek bir durumu sergiliyordu.

devamı için:

(bkz: istanbul da kuva yı milliye ye karşı kışkırtmalar)

sivas ta bana karşı yapılan bir teşebbüs

pipisik
nutuk’tan...

yalnız, efendiler, biz amasya’ya gelmek üzere sivas’tan ayrılır ayrılmaz, sivas’ta pek de hoşa gitmeyen bir olay geçmiştir.

bu olay hakkında kısaca bilgi sunayım:

amasya’ya vardıktan sonra, itilâf ve hürriyet’çilerin yabancılarla birleşerek birtakım haince işlere giriştikleri yolunda bilgiler almıştık. bunu derhal bir genelge ile her yere bildirmiştim. sivas’ta da, padişah’a, aleyhimde telgraf çekilme gibi bir teşebbüs bulunduğunu haber aldım, fakat inanmadım.

elbette, hey’et-i temsiliye’deki arkadaşlarımızın, karargâhımıza bağlı şahısların, valinin ve daha başkalarının dikkat ve uyanıklığı buna engeldir dedim.


oysa, şeyh recep ve arkadaşlarından ahmet kemal ile celâl adlarında üç kişi, bir gece telgrafhanede, kendilerine bağlı bir

telgrafçı vasıtasıyla istedikleri telgrafları çekmişler...

gerçekten, amasya telgrafhanesinden salih paşa’ya ait şu telgrafı getirdiler:
18613 k.
82 sivas, 18.10.1919
bahriye nâzırı devletli salih paşa hazretleri’ne

padişah hazretleri’nin yaveri saadetli naci bey
hazretleri’ne

aylardan beri memleketimizde olup bitenleri anlamak ve bunların içyüzünü öğrenmek üzere, il merkezine kadar zahmet buyurup gelmenizi memleket ve millet menfaatları adına diler, yine memleket ve millet adına makine başına teşriflerini bütün bağlılığımızla istirham ederiz.

şeyh şemseddîn-i sıvasî ulemâ eşraf
torunlarından recep kâmil, tüccar ve esnaftan
zaralı-zâde celâl yüz altmış kişinin mührü vardır.

ilyas-zâde ahmet kemal
bana da 19 ekim 1919 tarihli olan şu telgraf geldi:

amasya’da mustafa kemal paşa’ya
halkımız, padişah’ın ve hükûmet in görüşlerini salih paşa’nın kendisinden yahut da güvenilir bir ağızdan işitmedikçe, aradaki anlaşmazlığa çözülmüş gözüyle bakamayacaktır. bu bakımdan iki yoldan birini seçmek zorunda olduğunuzu arz ederiz.

ilyas-zâde zaralı-zâde şeyh şemseddin-i sıvasî

ahmet kemal celâl torunlarından recep kâmil
efendiler, biz bütün memleket için doğru yolu göstermek ve halkı aydınlatmakla uğraşıyoruz. fakat düşmanlarımız da bize karşı, her yerde ve hattâ içinde bulunduğumuz sivas şehrinde bile, alçakça niyetlerini gerçekleştirebilecek aşağılık vasıtalar bulmakta başarılı olabiliyorlar.

bütün uyarılarımıza rağmen, ben oradan ayrılır ayrılmaz, sivas’taki şahısların dalgınlığı, her yerde ne kadar çok ilgi gevşekliklerinin ve göz yummaların doğmuş olduğuna güzel bir örnek oluşturuyor.

19 ekim günü, sivas’taki arkadaşlar, hey’et-i temsiliye imzasıyla şu telgrafı veriyorlardı:

amasya’da mustafa kemal paşa hazretleri’ne
şeyh recep ve arkadaşlarının zâtıdevletlerine çekilmek üzere telgrafhaneye şimdi verdikleri telgraf sureti, aşağıda aynen arz olunur:

bu konuda topçu binbaşısı kemal bey, ayrıca soruşturma yapmaktadır.

bu telgrafa, aldığımı arz ettiğim telgrafın suretini de ekliyorlar. sivas telgraf müdürü de aynı gün şu bilgiyi veriyor:
mustafa kemal paşa hazretleri’ne

şeyh şemseddîn-i sıvasî torunlarından recep, ilyas - zâde ahmet kemal ve zaralı - zâde celâl imzalarıyla yazılan telgrafları takdim ederim. bu telgraflar gece getirilmiş ve memurlarımız tehdit edilerek yazdırılmıştır. herkesin, kendi şartları içinde elbette telgraf yazma hakkı vardır.

ancak, makine odasına önüne gelenin girmesi yasak olmak şöyle dursun, memurlara gözdağı verilerek korkutulmaları gibi hükûmetin otorite ve haysiyetini zedeleyecek davranışlarda bulunmak, doğrusu isyan niteliğindedir. durumu valilik yüksek katına arz ettim.

memlekette sağlıklı bir düzenin kurulması için çalışmakta olan zâtıdevletlerine de arz ederim. derin saygılarımın kabul buyurulması istirham olunur.

19 ekim 1919 başmüdür
lütfü

istanbul merkez şefi bey’e:

halkın ağzından arz olunan, memleket ve milletin selâmeti için takdimi istirham edilen telgraflarımızın yerine ulaştırılmasına engel olan din ve devlet hainidir. sonunda kan dökülmesine sebep olacaktır, padişah’a duyurmak için kararlılığımız kesindir. cevap bekliyoruz.

mabeyn-i hümâyûn başkitabeti yüksek katına
yüksek aracılığınızla padişah efendimiz’e biz kullarınca takdim kılınan dilekçenin cevabını, vatan ve millet adına makine başında bekliyoruz,

mabeyn-i hümâyûn aracılığı ile halife hazretleri’nin yüce katına
ilimiz sivas’ta, anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti adıyla kurulan kongre hey’eti’nin başkanı mustafa kemal paşa, etrafa, siz padişah efendi’mizin güven belgelerini taşıdığı haberini yayarak, memleketimizde kötülüklerini örtbas etmek isteyen küçük bir grupla birlikte, kendilerini millî iradenin temsilcisi gibi gösteriyorlar. oysa, şanlı halifemiz ve sevgili padişahımız’a bu yönden bağlı olmamız ve mutlak olarak bağlanmamız dinimizin gereği olduğundan, bahriye nâzırı salih paşa ile efendimiz hazretleri’nin başyaveri naci beyefendi’nin amasya’ya gönderildiklerini haber aldık.

halk arasında kendini gösteren heyecanı yatıştırmak için, bilginlerden, şehrin ileri gelenlerinden ve tüccardan iki yüzü aşkın imzayı taşıyan davetiye telgrafımıza cevap alamadık.

kamuoyunun ne durumda olduğunun bizzat yerinde görülmek üzere, kendilerinin sivas’a kadar gönderilmesini bütün bağlılığımızla eşiğinize yüz sürerek yalvarır ve niyaz ederiz. bu konuda ve her halde emir ve ferman padişahımız efendimiz hazretleri’nindir.

efendiler, düşmanlar, şeyh recep’e gerçekten önemli bir rol oynatmış bulunuyorlardı. sırası gelince arz edeceğim belgelerden, sait molla’nın rahip frew’a yazdığı 24 ekim tarihli bir mektubunda, molla, papaza «sivas olayını nasıl buldunuz? biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek» diyordu.

bütün milletin birlik ve dayanışmasından ve millî teşkilâtın memleketin her köşesine yayıldığından bahseden, milletin ortak isteğine uyarak, askerî ve millî teşkilâta dayanarak kabineyi düşüren, yeni kabine ile karşı karşıya geçen bir hey’etin başkanı aleyhinde tam yeni kabine temsilcisiyle görüşmelere girişeceği bir sırada ve bu maksatla sivas’tan ayrıldığının hemen ertesi günü- bütün sivas halkı adına ayaklanma çıktığını gösterir bir telgrafın, telgrafhane tehdit edilerek çektirilebilmesi elbette anlamlı idi.

bizzat içinde bulunduğu sivas halkı, böyle bir hey’etin aleyhinde olunca, bütün milletin, aynı duygu ve düşüncede olmayacağını ispat etmek gerçekten güçtür. o halde, temsil yeteneği böyle olan bir hey’etle başkanının dayandığı gücün de çürük olacağı yargısına varmak neden doğru olmasın!

sivas’tan yükseltilen bu sesin düşmanlar için ne kadar kuvvetli ve önemli olduğu takdir buyurulur.
efendiler, salih paşa’ya ait telgrafı, amasya’ya geldiğinde kendisine verdirdim. ancak, şeyh recep ve arkadaşlarının hükûmetçe cezalandırılmalarını istedim.

sivas’taki hey’et-i temsiliye üyelerine de telgraf başında 19 ekimde şunları sordum:
1 — şeyh recep, ahmet kemal ve celâl imzalarıyla saray genel sekreterliği’ne çekilen telgrafı gördünüz mü?
2 — telgrafhânede nöbetçi subayı yok mu?

3 — hepiniz orada olduğunuz halde böyle bir küstahlık nasıl yapılabilir? kaldı ki, bu çılgınların teşebbüsleri hepinizce biliniyor. salih paşa’ya ve naci bey’e yazılmış üç imzalı telgraf hazırladıklarını biz buradan işitmiştik. sizin bundan haberiniz yok muydu?

4 — yabancılarla birlikte itilâf ve hürriyet’çilerin birtakım haince hareketlere giriştikleri konusunda dün bir genelgeyle yapılan tebligat alınmadı mı?

5 — baskı yapılan ve kendilerine gözdağı verilen telgraf memurlarının, hemen gereken kimseleri, vali paşa’yı ve diğer ilgilileri haberdar etmemelerinin ve nöbetçi subayının bunda gaflet göstermesinin sebebi nedir?

6 — başmüdür bey’in bilgi vermesi üzerine alınmış olan tedbirler nelerdir?
mustafa kemal
valiliğin, konuyu askerî makamlara bıraktığının anlaşılması üzerine kolordu kurmay başkanı zeki bey’e de şunu yazdım :
söz konusu olan olaya karışmış olanların tutuklanıp cezalandırılmaları için valilikçe elde bulunan imkânlar kullanılmış yahut yetersiz görülmüş de mi, iş kolorduya atılıyor? yoksa, bu küstahça hareketlere karşı da valilikçe tedbir alınmasında kararsızlık mı gösteriliyor? bu durum anlaşıldıktan sonra, konunun çözümü daha kolay ve esaslı olur.
mustafa kemal

daha sonra sivas’ta bulunanlara şu emri verdim:

1 — telgrafhâne tamamen kontrol altına alınacaktır. bir subay komutasında bir manga asker yerleştirilecektir. bundan önce olduğu gibi, telgrafhaneyi işgal ve memurlara baskı yaparak milletin meşru birliği aleyhinde zihinleri bulandırıcı ve güvenlik bozucu teşebbüslerde bulunacak hainler kesinlikle engellenecektir. bu gibi güvenlik bozucu hareketlerde kanunî sınırları aşan ve askere saldıranlara karşı, duraklamadan her nerede olursa olsun silâh kullanılacaktır.

2 — küstahça hareketlere yeltenenleri yola getirme açısından, kurmay başkanı’nın ileri sürdüğü sebeplere dayanılarak, kaçmalarına fırsat verilmeksizin derhal gereği yapılacak ve sonucu bir iki saate kadar bildirilecektir. ancak, bu konuda karar vermek için orada bulunan kimselerden hiçbirisinin teşebbüse geçmeyip de ne yapılacağının bizden sorulmaya kalkışılması, gerçekten esef edilecek bir durumdur.

bu karar, bir taburu sivas’ta bulunan 5’inci tümen komutanı
cemil cahit bey tarafından tabur komutanına emredilmiştir. oraca bu kararın sür’atle uygulanmasına hiç olmazsa yardım buyurulması istirham olunur.

3 — sivas’ta disiplinin sağlanabilmesi için, uyanıklıkla, bütün ilgililerle kesin ve şiddetli tedbirler alınması gereğini rica ederim.

mustafa kemal
özel olarak osman tufan ve recep zühtü beyler’e, şu direktifi verdim:

milli mücadele aleyhinde küstahlık edenler için yapılacak işlemler ilgililere bildirilmiştir. durumu takip ederek gereğinin tam olarak yapılıp yapılmadığını ve gözyumulduğu takdirde bizzat müdahale ederek bilinen şahısların tutuklanması ve yardakçılarının zararsız duruma getirilmesi istenmektedir. bu konuda, lüzum görülürse, her kime karşı olursa olsun gereğini yapmakta çekingenliğe düşülmemelidir.

mustafa kemal
20 ekimde vali reşit paşa, konuyu uzun uzadıya anlattıktan sonra, «olayın genişlemesi ihtimali varken önüne geçilmiş ve gösterilen sür’atli ve şiddetli müdahaleden dolayı, bundan sonra benzer durumların ortaya çıkmayacağının anlaşılmış» olduğunu yazıyordu (belge: 161).
efendiler, istanbul hükûmeti’nin şeyh recep’i ve arkadaşlarını cezalandırmış olduğuna elbette ihtimal vermediniz. «sivaslı şeyh şemseddîn’in torunlarından» diye imza atan bu miskin ve âdî şeyhin, bundan sonra da düşmanların elinde âlet olarak girişeceği alçaklıklara tesadüf edeceğiz.

devamı için:

(bkz: adapazarı dolaylarında kışkırtmalar)

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol