confessions

pipisik

- Yazar -

  1. toplam entry 23841
  2. takipçi 1
  3. puan 617533

genel durum sorumluluğunu üzerine alanlar

pipisik
-genel durumu yönetme sorumluluğunu üzerine alanlar, en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye elden geldiği kadar yakın bulunmalıdırlar-

nutuk’tan...

bu bakımdan, uyulacak yol ve yöntem şudur ki, genel durumu yönetip yürütme sorumluluğunu üzerine alanlar, en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye elden geldiği kadar yakın yerde bulunmalıdırlar.

yeter ki, bu yakınlık genel durumu gözden kaybettirecek derecede olmasın! ankara bu şartları kendinde toplayan bir noktaydı. her halde cephelerle ilgileneceğiz diye balıkesir’e, nazilli’ye veyahut afyonkarahisar’a gitmiyorduk.

fakat, cephelere ve istanbul’a demiryolu ile bağlı bulunan ve genel durumu yönetme bakımından sivas’tan hiçbir farkı olmayan ankara’ya gelecektik.

meclis-i meb’usan’ın istanbul’da toplanması zarurî görüldükten sonra ise, ankara’ya gelmenin ne kadar yerinde ve yararlı sayılmak lâzım geldiğini açıklamayı gereksiz bulurum.

efendiler, hey’et-i temsiliye’nin ankara’ya taşınmaması için sebepler ileri sürülürken, bu arada, hele öteden beri her zaman her teşebbüsümüzü kötü görmek ve göstermek isteyen düşmanlardan» söz edilmiş olmasına hiçbir anlam veremedim.

gerçekten, kendisinin dediği gibi, düşmanlar bizim hangi davranışımızı, hangi teşebbüsümüzü iyi görmüşlerdir veya görebilirler ki, ona göre hareket edelim!

eğer bu düşünce ve görüşe yol açan: «istanbul’da, millî dâvâya inanan bir ali rıza paşa hükûmeti vardır. meclis-i meb’usan da orada toplanarak millet ve memleketin mukadderatını denetlemeye başladıktan sonra, hey’et-i temsiliye’nin batı cepheleriyle,
meclis-i meb’usan ile ilgi ve ilişkisine ne lüzum kalır? bu takdirde, hey’et-i temsiliye’nin yalnız doğu illerinin teşkilâtı ile ilgilenmesi ve yetinmesi daha yerinde ve daha yararlı olmaz mı?» şeklindeki bir düşünce ve görüş idiyse, bir dereceye kadar üzerinde durulabilir.

fakat, böyle olunca da, genel durumu, olayların iç yüzünü ve gerçek şartları görüş ve anlayış bakımından, hey’et-i temsiliye ile kâzım karabekir paşa arasında doldurulması imkânsız bir hendek olduğunu kabul etmek gerekir.

hey’et-i temsiliye’nin ankara’ya gelmesini düşmanlar kötü görecektir, noktasında daha çok durularak, belki ileri sürülmüş olan düşünce ve görüşün çıkış kaynağı daha iyi kavranabilirse de, bizim şimdilik buna ayıracak fazla zamanımız yoktur.

devamı için:

(bkz: milletvekilleri ile ankara da görüşme teşebbüsü)

kazım karabekir paşa taraftar değildi

pipisik
-kâzım karabekir paşa hey’et-i temsiliye’nin ankara’ya gitmesine taraftar değildi-

nutuk’tan...

efendiler, hey’et-i temsiliye’nin merkezinin ankara’ya nakli düşüncesi oldukça eskiydi. bu düşünce ilk defa söz konusu olduğu sıralarda, kâzım karabekir paşa’dan gelmiş olan bir telgrafı burada olduğu gibi aktaracağım:

şifre erzurum, 3.10.1919
3’üncü kolordu komutanlığı’na

hey’et-i temsiliye’ye: kuva-yı milliye’yi temsil eden yüksek hey’etin, değil ankara’ya, hatta sivas’ın batısına bile geçmemesi görüşündeyim. çünkü, doğu illerinin kuva-yı milliyesi demek olan bu hey’etin bütün bütün uzaklaşması, dolayısıyla bu illerin teşkilâtsız kalmasına yol açacaktır.
şimdiye kadar pek meşru ve mantıklı olarak yönetilmekte olan millî mücadele’nin, öteden beri her zaman her teşebbüsümüzü kötü görmek ve göstermek isteyen düşmanlarımıza karşı da eskiden olduğu gibi bir yerden yönetilmesi için, hey’et-i temsiliye’nin sivas’tan batıya geçmemesi görüşünde bulunduğumu arz ederim.

15’ inci kolordu komutanı
kâzım karabekir

böyle bir telgrafın asılsız olduğu yargısına varmak istedim. fakat, ne çare ki, şifre telgraf erzurum’dan sivas’taki 3’üncü kolordu’ya çekilmiştir. çözülen şifrenin altında «açıldı. fethi 4/5 ekim» ilgiliye yazı ve imzası olduğu halde 3’üncü kolordu’dan bize gönderilmiştir.

efendiler, kâzım karabekir paşa, davetimiz üzerine sivas’a geldikten ve bizimle görüşmelerde bulunduktan sonra, şüphesiz bu telgrafla daha önce bildirdiği düşünce ve görüşünün yerinde olmadığını anlamış olacaktır.

ancak, bu düşünce ve görüşündeki isabetsizliği anlamak için, mutlaka yüz yüze gelip görüşmeye hiç de ihtiyaç olmayacağı açıkça bellidir. bu düşünce ve görüşün dayandırılmış olduğu sebeplere şöylece bir göz atmak bile, onların yanlışlığını anlamaya yeter sanırım.

bir defa, hey’et-i temsiliye’nin yalnız doğu illerinin millî gücünü oluşturmadığı veya temsil etmediği ve belki bütün memleketin -anadolu ve rumeli’nin- millî güçlerini temsil ettiği çoktan bilinmiş olmak gerekirdi. kaldı ki, bu nokta üzerinde, günlerce süren telgraf başı tartışmaları olmuştu.

bir de, hey’et-i temsiliye’nin sivas’tan ankara’ya taşınması, doğu illerinde teşkilâtsızlık doğuracak bir sebep olamazdı. hey’et-i temsiliye’nin doğu illerine sivas’tan telgrafla verdiği emirleri ve talimatı, aynı şekilde ankara’dan verebileceğine de şüphe yoktu.

buna karşılık, hey’et-i temsiliye’nin doğu illerinden çok batı illerine ve istanbul’a yakın bulunmasını gerektiren ve haklı gösteren mantıklı sebepler elbette çoktu.
önce, batı ve güney-batı illerimizden doğrudan doğruya düşman eline geçmiş olanlar vardı. bu illerimizi işgal eden düşman karşısında sağlam savunma cepheleri kurmak ve onların kuvvetlendirilmesini sağlamak gerekirdi.

oysa, doğu illerimizde böyle acıklı bir durum yoktu. kesin olarak yakın bir fiilî tehlike de doğabileceğe benzemiyordu.

uzak bir ihtimale göre, diyelim ki, doğudan ermenilerin doğrudan doğruya bir saldırıya geçecekleri kabul olunsaydı bile, onun karşısında kuva-yı milliye ile desteklenmesi kararlaştırılmış olan 15’inci kolordu, kendilerinin komutası altında hazır bulunuyordu.
ne var ki, izmir cephelerinde çeşitli komuta yöntemleri, değişik nitelikte kuvvetler ve türlü türlü olumsuz kaynaklardan gelen değişik yapıda türlü zararlı etkiler vardı. adana’nın işgaline karşı daha cephe kurulamamıştı.

devamı için:

(bkz: genel durum sorumluluğunu üzerine alanlar)

ankara ya geliş

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, meclis-i meb’usan’ın istanbul’da toplanmasına engel olamamak zarureti üzerine, istanbul’da toplanacak meclis’te, «vatanın bütünlüğünü, devlet ve milletin bağımsızlığını elde etmekten ibaret olan gayeyi korumak ve savunmak için anlaşmış, kesin kararlı bir grup oluşturmayı» tek çare olarak düşündük.

bunun sağlanması için, bildiğiniz gibi, 18 kasım 1919 tarihli talimat ve genelgede, milletvekillerinin belirli yerlerde grup grup toplanarak üzerinde görüşecekleri önemli noktalardan biri olmak üzere bu konuya yer vermiştik.

aynı tarihte, düşündük ki, bu grubu oluşturabilmek için her sancaktan birer milletvekilini eskişehir’e davet edelim. eskişehir üzerinden trenle istanbul’a gidecek milletvekillerini de, davet edeceğimiz milletvekilleri ile birleştirelim ve kendimiz de eskişehir’e giderek, yapılacak genel bir toplantıda enine boyuna görüşmelerde bulunalım.

bu arada, milletvekillerinin istanbul’daki güvenlikleri ile ilgili tedbirleri de söz konusu etmek istiyorduk. ancak, bundan sonra vereceğim bilgilerden anlaşılacağı üzere, bu toplantıyı ankara’da kalarak yapmayı tercih ettik. sivas’ta bir ay kadar daha kaldıktan sonra, ankara’ya hareket ettik.

ankara’ya gelişimizi, 27 aralık 1919 tarihli şu açık tebliğ ile her yere duyurduk:

sivas’tan kayseri yoluyla ankara’ya hareket eden hey’et-i temsiliye, bütün yol boyunca ve ankara’da, büyük milletimizin çok sıcak ve içten gelen vatanseverlik gösterileri arasında, bugün şehre geldi. milletimizin gösterdiği bu birlik ve kararlılık örneği, memleketimizin geleceğine güven konusundaki inançları sarsılmaz bir şekilde güçlendirici niteliktedir.

şimdilik, hey’et-i temsiliye’nin merkezi ankara’dadır. saygılarımızı sunarız, efendim.
hey’et-i temsiliye adına

mustafa kemal

2 ocak 1920 tarihinde, cemiyet merkez hey’etlerine, hacıbektaş’ta çelebi cemalettin efendi’ye mutki’de hacı musa bey’e ayrıca bir tebliğde bulunduk.

bu tebliğimizin metni ve yazılış biçimi şöyleydi:

... yolculuğumuz sırasındaki gözlem ve incelemelerimiz, bizlere, gerçek koruyucu olan ulu tanrı’nın ilâhî lûtfuyla tecellî eden millî birliğimizin dayanmış olduğu millî teşkilâtın, kökleşmiş, millet ve memleketin geleceğini kurtarmak için gerçekten güvenilir bir kuvvet ve kudret haline gelmiş olduğunu, şükürler olsun gösterdi.

dış durum, bu millî birlik ve kararlılık sayesinde ve erzurum - sivas kongreleri esasları çerçevesinde, vatanın ve milletin çıkarlarına elverişli bir şekle girmiştir.

kutsal birliğimize, kararlılık ve imanımıza dayanarak, meşru isteklerimizin elde edileceği güne kadar, büyük bir dirençle çalışılması ve bu bildirimizin genelge halinde köylülere varıncaya kadar bütün millete duyurulması rica olunur.

anadolu ve rumeli müdafaa-i

hukuk cemiyeti hey’et-i
temsiliye’si adına

mustafa kemal

devamı için:

(bkz: kazım karabekir paşa taraftar değildi)

1919 sonbaharı nda karşılaştığımız bazı olaylar

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, yahya kaptan meselesine 20 kasım 1919 tarihindeki olaylar dolayısıyla dokunduk. zaman ve mesafe bakımından birçok atlamalar yaparak bu olayı çeşitli yönleri ile açıklamak ve tamamlamak zorunda kaldık.

şimdi müsaade buyurursanız, tekrar bıraktığımız tarihe dönerek, olayları izleyelim:

ankara - eskişehir demiryolunun işletilmesine itilâf devletleri’nce engel olunmuştu. bu yolun işletilmesi için, itilâf devletleri temsilcilerinin, şiddetle protesto edilmesi, 21 ekim 1919’da ankara merkez hey’eti’-ne bildirildi.

adana teşkilâtı kurucularının, niğde’ye veya kayseri’ye gelerek ve bizimle temas kurarak çalışmalarına devam etmeleri sağlandı.

aydın cephesinde durum günden güne tehlikeli ve ciddî bir hal almakta olduğundan, salih paşa ile amasya’da kararlaştırdığımız üzere, donanma cemiyeti’nin dört yüz bin lirasının bu cephenin ihtiyaçlarına ayrılmasını harbiye nâzırı’na yazdık. bu cephedeki mücahitlere silâh, cephane verilmesini ve cephenin makineli tüfek ve topçu birlikleriyle desteklenmesini, konya’daki 12’inci kolordu komutanı’ndan rica ettik.

efendiler, fransızlar, bandırma - soma demiryolunu denetlemek bahanesiyle, bandırma’ya bir müfreze çıkarmışlardı. bunların, güvenlik durumu mükemmel olan bandırma’ya asker gönderme haklarının olmadığı açıktı. bu noktaya, 24 kasım 1919’da 14’üncü kolordu ve 56’ncı tümen komutanları’nın dikkatlerini çektik.

yabancı subaylar, aydın cephesinde dolaşarak propaganda yapıyorlar ve durumu anlıyorlardı. bu gibi subayların cephede birliklerle temas etmelerine kesinlikle izin verilmemesi, resmî müracaatlarını hükûmete, yapmaları, eğer kuva-yı milliye’ye bir söyleyecekleri olursa, merkez hey’etimiz vasıtasıyla bize başvurmaları gerektiğinin kendilerine duyurulması, propaganda yapanları olursa, korumalı olarak bölgeden çıkarılmaları ve kesin bir mecburiyet doğarsa, cephede görülecek itilâf askerlerine karşı da silâh kullanılması cepheye bildirildi.

efendiler, biz izmir halkının da doğrudan doğruya seçimlere katılmasını sağlamak istiyorduk. bunun için, maksadımızı çeşitli yollarla duyuruyorduk. ne var ki, yunanlılar tabiatiyle engelliyorlardı.

29 kasım 1919 tarihinde, bu durumu itilâf devletleri temsilcileri ve tarafsız elçilikler katında protesto ettik ve bunu, izmir telgraf ve posta başmüdürü bulunan ethem bey’e yazarak, izmir halkına da duyurmak istedik.

efendiler, belki de birçoklarınızın hatırındadır. işgal yıllarında, adana’da, ferda adında, kuva-yı milliye aleyhinde yabancı bir gazete yayınlanıyordu. bu gazete, sırf anadolu’daki kamuoyunu yanıltmak ve bulandırmak maksadıyla yazılmış sütunlar ve bizim aleyhimizde uydurulmuş saçmalıklarla doluydu. şüphesiz bu gazetenin anadolu içine sokulmasına engel olduk.

fakat, bu gazetenin memlekette okunmasını elbette yararlı bulan, ali rıza paşa kabinesi’nin dahiliye nâzırı ve cemal paşa’nın, defalarca temize çıkardığı damat şerif paşa, ferda gazetesi denilen bu zehirli paçavranın serbestçe dağıtılmasına engel olunmaması için emirler vermişti. bu sebeple, şerif paşa’nın arkadaşı cemal paşa’nın, 3 aralık 1919’da dikkatini çekmeyi gerekli bulduk.

devamı için:

(bkz: ankara ya geliş)

macta rakıbine parmak atan futbolcu

pipisik
ceza sahasına yakın serbest vuruşlarda, baraj yapan defans oyuncularının önünde duran futbolcuya parmak atan, gene baraj içerisinden bir futbolcudur. yadırgamaya gerek yok, sürekli olur bu böyle.

ayrıca:

merkez defans kesicisi (stopper) de merkez ofans oyuncusunu her daim parmaklar. böyledir, evet.

entelektuel futbolcu

pipisik
eskiden çok olmakla birlikte, yakın geçmiş zamanda ve şimdilerde de ülkemizde var olan, kültürlülüğünü futbol ile birlikte yok etmemiş sporcu/futbolcu. örnek verecek olursak: can bartu, cüneyt tanman, tolunay kafkas aklıma gelenler...

plaj futbolu

pipisik
dünyanın en zor ve kuvvet gerektiren sporlarından. kimi tropik ülkelerde profesyonel ligleri dahi vardır bu oyunun. küçük alanlarda kıvrak zekaya ve yeteneğe sahip oyuncuların kıvırabileceği bir oyun elbet. kazmalar yer bulamaz.

salak sevgili

pipisik
insanın sevdiği insana ancak espri ile söyleyebileceği sözdür. gıyabında söylendiğinde, başkalarına rezil olmaktan öteye gitmez: o salaksa ve ilişki devam ediyorsa sen de salaksındır.

vicdani görevlerimden biri

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, yahya kaptan’ın öldürüldüğüne şüphe kalmamıştı. bu gerçek bilindikten sonra, onu öldürmüş olan hükûmetin, kanunî kovuşturmaya başlamış olması, cinayeti işleyenlerin meydana çıkamayacağına delil değil miydi? fakat efendiler; zaman, her şeyin, her gerçeğin, tarih önünde samimî olarak incelenmesine imkân hazırlar.

saygıdeğer efendiler, hükûmeti ve istanbul’daki teşkilâtımızın başkanlarını böyle çirkin bir cinayetin işlenmesinde vasıta olmaya yönelten sebep ve etkenlerin incelenmesinin, gerçekten ibret verici sonuçlar getireceğine inandığım içindir ki, ilk bakışta önemsiz gibi görülebilecek bir olayı delillere ve belgelere dayandırarak açıkladım.

bu açıklamamla, milletin gözünde, gerçeği açıkça ortaya koyabilecek bir ortamın doğmasına yardım edebildiysem, vicdanî görevlerimden birini yapmış olduğuma inanacak ve gönül huzuru duyacağım.

efendiler, bu olayı incelerken iki noktayı gözönünde bulundurmak yararlı olur. o noktalarda:

birincisi: sait molla’nın üyesi bulunduğu gizli örgüt ve gebze, kartal bölgelerinde bu örgüte bağlı şahsî çetelerin oynadığı rol ile, bu rolü bizim adamlarımıza yüklemekte ve vatansever geçinen kimseleri aldatıp kandırmada gösterilen ustalık ve başarı.

ikincisi: istanbul teşkilâtımızın başkanlarıdır ki, bunlar, bizim yani hey’et-i temsiliye’nin emrinde ve onun verdiği direktif ve bilgilere göre hareketle yükümlü bulunuyorlardı.

bunların, bu yükümlülüğü ancak samimî olarak yerine getirdikleri takdirde, asıl hedefe doğru yanılmadan yürümenin mümkün olabileceğini de kabul etmeleri gerekirdi.

oysa, bu kimseler, kendi akıl ve tedbirlerini, hey’et-i temsiliye’nin uyarılarına rağmen yüksek görmekten geri durmamışlar ve hareket serbestliklerine engel olunmasını bir haysiyet meselesi yaparak sinirlenmişler ve bu sakat duygunun etkisiyle, aldatılmaya kadar varmışlardır (belge: 212).

şimdi efendiler, vicdan ve şefkat sahibi olanların yüreklerini gerçekten kan ağlatan bir telgrafı daha merhametli gözlerinizin önüne sererek bu konu ile ilgili açıklamalarıma son vereceğim:
4960 istanbul, 14.1.1920

ankara’da kuva-yı milliye başkanı
mustafa kemal paşa hazretleri’ne,

eşim yahya kaptan, sırf yüksek şahsiyetinizle olan ilgisi dolayısıyla ve kanun karşısında suçlu olmaksızın teslim olduğu halde, gebze jandarma yüzbaşısı nail ve üsteğmen abdurrahman efendiler tarafından alçakçasına şehit edildi.

bütün tavşancıl halkı olayın tanığıdır. hakkın yerini bulması için adliye ve dahiliye nezaretlerine başvuruldu. iki tane yetimle perişan bir durumdayız.

bu konuda yüksek teşebbüs ve yardımlarınızı bekliyoruz, emir sizindir.
karagümrük’te keçeciler’de

karabaş mahallesinde 19 numarada yahya kaptan
eşi şevket hanım

devamı için:

(bkz: 1919 sonbaharı nda karşılaştığımız bazı olaylar)

yahya kaptan konuşu

pipisik
nutuk’tan...

işte bu maksatla oluşturabildiğimiz millî müfrezelerin en önemlisi ve kuvvetlisi, yahya kaptan diye tanınmış olan fedakâr bir vatanseverin müfrezesi idi. merhum yahya ile ilk ilişkimiz şöyle oldu:

bir gün telgrafçılar, sivas telgraf merkezi’ne şu bilgiyi veriyorlardı: «çok acele bir telgrafı durdurdular, yani istanbul’da durdurulmuştur. telgraf metni aşağı yukarı şöyledir :

sivas’ta mustafa kemal paşa hazretleri’ne

dün izmit’ten tavsiye edilen yahya benim. yarın akşam kuşçalı telgrafhanesinde emrinizi bekliyorum.

kuşçalı, üsküdar ile gebze arasında bir köydür. gerçekten de yahya kaptan, bana izmit’te teşkilâtımız tarafından tavsiye edilmişti.

4 ekim 1919 tarihinde kuşçalı merkezinden şu telgrafı aldım :

sivas’ta mustafa kemal paşa hazretleri’ne

önemli ve çok ivedi

bendeniz, size iki gün önce izmit’ten tavsiye edilen yahya’yım. emriniz üzere, telgraf başında emirlerinizi almaya geldim. en geç yarın akşama kadar kuşçalı telgrafhanesindeyim.

yahya

anlaşıldığına göre, yahya kaptan, istanbul’dan telgrafının çekilmediğini anlayınca, kendisi daha kuşçalı’ya gelmeden, bu telgrafı kuşçalı merkezine göndererek çektirmiş (belge: 199).

ben de şu emri verdim (belge: 200).

4.10.1919

izmit merkezi vasıtasıyla kuşçalı telgrafhanesi’nde yahya efendi’ye

bulunduğunuz bölgede güçlü bir teşkilât kurunuz. adapazarı kaymakamı tahir bey vasıtasıyla, bizimle bağlantı sağlayınız. şimdilik hazır bulununuz.

anadolu ve rumeli
müdafaa-i hukuk
cemiyeti reisi

mustafa kemal

efendiler, yahya kaptan, aldığı bu emir üzerine, teşkilât kurdu ve aylarca istanbul ile ilişkisi bulunan çevrelerde hain çetelerin faaliyetlerine engel oldu.
sonunda, istanbul hükûmeti tarafından öldürtüldü. gerçi, yahya kaptan’ın faaliyeti ve feci bir şekilde şehit edilmesi, bundan sonraki ayları ilgilendirir bir olay ise de, burada, olaydan söz edilmişken, konuya bir daha dönmemek için şimdi açıklanması yerinde olur sanırım.
24 kasım 1919 tarihinde kartal merkezi’nden şu telgrafı aldım:
köy içinde suçsuz adam öldürme, nahiye müdürünü herkesin önünde dövme ve köylerdeki yağma olaylarından dolayı yahya kaptan’ı hükûmete teslim mecburiyeti doğmuştur. dahiliye nezareti bu konuyu titizlikle takip ediyor. hükûmetin güç durumda kalmaması, yahya kaptan’ın teslimini gerektiriyor. zâtıdevletlerinin emirlerini makine başında bekliyorum, efendim. (belge 201).

imza

kartal anadolu ve rumeli
müdafaa-i hukuk hey’et-i
temsiliye başkanı binbaşı

ahmet necati

askerlerin ve devlet memurlarının, açıktan açığa bizim millî teşkilât şubelerimizin başkanlıklarını almaları usulden değildi. bir de bizim teşkilât tüzüğümüzü bilmesi gereken şube başkanlarının, hey’et-i temsiliye’nin yalnız bir tek hey’et olduğunu, her yerde birer hey’et-i temsiliye bulunamayacağını bilmesi gerekirdi. bu telgraf üzerine, izmit’teki tümen komutanı’na şu telgrafı yazdım.

şifre sivas, 25.11.1919

ivedi

izmit’te 1’ inci tümen komutanı rüştü beyefendi’ye

kartal müdafaa-i hukuk cemiyeti başkanı ünvanı ile ahmet necati bey tarafından gönderilen bir telgrafta: öldürme, bucak müdürünü dövme ve köylerdeki yağma olayından dolayı yahya kaptan’ın hükûmete teslimi mecburiyetinin doğduğu ve dahiliye nâzırı’nın da bu konuyu titizlikle takip ettiği bildirilmektedir.

başından beri millî mücadele’de büyük yararlıklar göstermiş olan bu zatın, memleketimizin bu bunalımlı günlerinde hükûmete teslimi asla uygun görülmemekte olduğundan, işin, hükûmetin otoritesini de dikkate almak suretiyle, yahya kaptan’ın şu aralık kanunî kovuşturmadan kurtarılması şeklinde çözüme bağlanması, kartal’da necati bey’e gereken direktifin verilmesi ve sonucun bildirilmesi önemle rica olunur.

hey’et-i temsiliye adına

mustafa kemal

26 kasım 1919 tarihinde hereke merkezinde de şu telgrafı aldım:

millet adına istirham ediyorum; bugünlerde binbaşı necati bey’in yolsuzlukları, kuva-yı milliye’yi lekelemektedir. hemen soruşturma açılmasına emir buyurulmasını rica ederim.

gebze ilçesi milis komutanı
yahya

izmit’teki tümen komutanı’ndan aldığım cevap aynen şudur:

izmit, 29.11.1919

sivas’ta 3’üncü kolordu komutanlığı’na

ilgi: 25.11.1919

hey’et-i temsiliye başkanlığı’na: şimdiye kadar yaptığım soruşturmaya göre yahya kaptan’ın adam öldürme, bucak müdürünü dövme gibi suçlar işlemediği, yalnız binbaşı necati denilen zatın kendi şahsî çıkarlarını yürütebilmek için yahya kaptan’ın vücudunu ortadan kaldırma gayesini güttüğü ve bu konuda zâtıâlînize telgrafla müracaatta bulundukları zaman yahya’yı da aldatarak yanlarına getirip öldürme plânı kurdukları ve yahya’nın durumu sezerek kendisini kurtarmış olduğu anlaşılmıştır. soruşturmayı gerektiği şekilde derinleştiriyorum. sonucu arz ederim.

1’inci tümen komutanı rüştü

tümen komutanı rüştü bey’in birkaç gün sonra verdiği tamamlayıcı bilgi şuydu :

izmit, 5.12.1919

sivas’ta 3’üncü kolordu komutanlığı’na

hey’et-i temsiliye’ye:

binbaşı necati bey’in, maltepe atış okulu’nda görevli memur olmasına rağmen, müdafaa-i hukuk cemiyeti başkanı sıfatını takınarak, kuva-yı milliye adına başına topladığı arnavut küçük aslan çetesiyle ortalığı soydurmakta olduğu ve gebze jandarma yüzbaşısı nail efendi’nin de bununla işbirliği yaptığı hususunda, bende şüphe kalmamıştır.

son zamanlarda, hükûmetin başına dert açan darıca rum bekçilerinin öldürülmesi ve stelianos adında bir zenginin dağa kaldırılarak para istenmesi gibi eylemlerin adı geçen çete vasıtasıyla yaptırılması ve bütün bu yapılanların, böyle bayağılıklara yanaşmayan yahya kaptan’a yükletilerek, kendisi hakkında gerek oraya gerek hükûmete asılsız ihbarlarda bulunulması, her halde bunların millî teşkilât perdesi altında halkın ve hükûmetin başına dert açarak kendi keselerini doldurmaktan başka bir maksat beslemedikleri ve belki de daha başka siyasi bir maksatlarının bulunduğu yargısını doğuruyor.

şimdiye kadar pek namuslu hareket etmiş ve etmekte olan yahya kaptan’ın bu gibi eylemlere katılmaması ve yukarıda adı geçen çetenin kendi koruma bölgesinde hiçbir rezaletine meydan vermemesi dolayısıyla, onun vücudunu resmî veya gayri resmî olarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

dün yahya kaptan yanıma gelerek hayatının tehlikede olduğunu, bu yüzden adamlarının silâh ve cephanelerini getirip teslim ederek kendisinin de buradan uzaklaşacağını bana resmen söyledi.

kendisine gereken öğütleri vererek ve daha hizmet edecek önemli zamanlar bulunduğunu anlatarak, tekrar yerine gönderdim. her şeyi iyi bilmesi gereken gebze ilçesi kaymakamından durumu resmen sorunca, aldığım cevap da tamamen yukarıda arz ettiğim şekilde, yani necati ve nail efendi’lerin aleyhinde, yahya kaptan’ın lehindedir. necati efendi’nin istanbul’da nere ile haberleştiğini bilemiyor isem de, bir yerden arasıra para aldığı söyleniyor.

bunların varlığı ve cana kastetmiş olmaları dolayısıyla, yahya kaptan bu bölgede durmak istemiyor. bu bakımdan zaten muvazzaf bir subay olan necati efendi’nin başka bir yere, nail efendi’nin de daha başka bir yere gönderilmesinin zarurî olduğuna hükmediyorum. oraları istanbul ile haberleşmekte olduklarından, tabiî bendenizce bir şey yapılamamaktadır. gereğinin oraca yerine getirilmesi arz olunur.

1’inci tümen komutanı rüştü

rüştü bey’in verdiği bilgilerden uzun uzadıya bahsederek, durumu 8 aralık 1919 tarihinde, harbiye nâzırı cemal paşa’ya yazdım (belge: 202).
aynı tarihte, durum ve cemal paşa’ya yapılan müracaat açıklanarak, işin takibi, istanbul’daki teşkilâtımızın başkanlarına da bildirildi (belge: 203).

on dokuz gün sonra, yani 27 aralık 1919 tarihli ve şifreli, şifrenin altında vasıf, dışında albay şevket bey’in imzalarını taşıyan uzun bir telgrafla, şu bilgi veriliyordu:

«... güvensizlik ve huzur yokluğunun başlıca sorumluları yahya kaptan ile arkadaşı kara aslan ve alemdağı’nda dolaşan sadık çeteleridir.»

yahya kaptan’ın birtakım şımarıklıklarından bahsettikten sonra, «... bizi, artık bu haydutu zarar veremeyecek bir duruma getirmeye teşebbüs ettirmişti.»

«öteden beri araları iyi olmayan küçük aslan çetesinin itibarda olması (?!) kendisini çeşitli yollarla suçlarını örtbas etmeye yöneltmiştir.»

«yüzbaşı nail, yahya’nın aleyhindedir. necati bey’e gelince, düşmüş olan eski hükûmet zamanında (!) kartal ilçesince başkan seçilerek, kuva-yı milliye adına merkezle ilgisini kesmiş (?..), millî teşkilâtı kuvvetlendirmiş... yeniköy rumlarının etraftaki sarkıntılıkları üzerine, küçük aslan çetesini dolaştırmaya başlamış... tarafınızdan para da verilmiştir (?!).»
«yahya kaptan her şeyi sonuçsuz bırakmak manevrasına başvurmaktadır (?!)».

«binbaşı necati, biraz idaresiz ise de cezayı hak etmiş değildir.»

«gebze kaymakamının... bir an önce başka bir yere alınarak rum ve ermeni entrikalarına son verdirilmesi...» (belge: 204).
efendiler, bu bilgiler arasında, benim bilmediğim noktalar da vardı.

söz gelişi, ben küçük aslan çetesinden ve onun itibarlı olduğundan habersizdim. bu çeteye necati bey vasıtasıyla para verdiğimi kesinlikle hatırlayamıyordum.

yahya kaptan’ın, verdiğimiz direktif gereğince, düşman çetelerini yok etmeye ve hiç olmazsa, onların, hristiyan halka saldırarak düşmanın maksadını gerçekleştirmeye yönelmiş olan bütün teşebbüslerini başarısız kılmaya çalıştığını pekâlâ biliyorduk.

gebze kaymakamının içyüzü, şimdi ekleyeceğim belgelerle anlaşılabilecektir, sanırım.

4 ocak 1920 tarihinde, tümen komutanı rüştü bey’e, vasıf bey’in verdiği bilgiyi olduğu gibi özetleyerek, bu bilgilerin kendisince verilen bilgilerle çeliştiğini bildirdim.

bu bakımdan durumun güvenilir ve inanılır kimseler vasıtasıyla bir kere daha soruşturulup incelettirilmesini ve kendi düşüncesiyle birlikte açık olarak bildirilmesini rica ettim (belge: 205),

efendiler, bu konuda, gerçeğin ortaya çıkmasına yarayan belgeler üzerinde bilgi sahibi olmanızı istediğim için, rüştü bey’in cevabını olduğu gibi bilginize sunmama müsaade buyurunuz:
düzce, 7/8.1.1920

20’nci kolordu komutanlığı’na

ilgi: 4.1.1920 tarihli şifre:

hey’et-i temsiliye başkanlığına,

yahya kaptan’la ilgili türlü suçlamalar üzerine, birkaç defa, yüzbaşı ali aguş efendi vasıtasıyla yaptırdığım soruşturma, onun lehinde çıktı. bununla birlikte kendisi cahil olduğundan, hizmet ediyorum zannı ile bazı şeyler yapmış olabilir. büyük ve küçük aslan’lar zaten eşkıyadır.

ancak, millî teşkilâtın aleyhinde bir görüşe sahip olduğu şüphesiz olan ve yahya hakkında herkesten çok şikâyetçi olması gereken gebze kaymakamına bu konuda yazdığım yazılara almış olduğum 1.12.1919 tarih ve 17 sayılı cevabın sureti aşağıda olduğu gibi verilmiştir.

bendeniz, bu telgraftaki bilgilere kısmen olsun inanmak zorunda kaldım ve aynı inançla bu yazıları istanbul’a, bizzat şevket bey’e de gösterdim. bendenizin bilemediği bazı sebeplerle, istanbul’ca hakkında bir muamele yapılmasına gerek duyulduğu takdirde, elbette bir şey denemeyeceği arz olunur.

suret

ilgi: 30.11.1919 tarih ve 53 sayılı yüksek emirleri.

kartal müdafaa-i hukuk cemiyeti başkanı binbaşı necati bey’in, adam öldürme ve bucak müdürünü dövme ile ilgili ihbarları, şahıs ve zaman belirtilmediği için gerçek olarak kabul edilemez.

çünkü, dövüldüğü bildirilen bucak müdürü burhaneddin bey, yahya kaptan tarafından dövülmediğini ve tecavüze uğramadığını yazılı olarak bildirdiği gibi, bu konuda bendenizin makamına herhangi bir şikâyette de bulunmamıştır.

adam öldürme konusuna gelince, yahya kaptan hakkında hükûmete ve adliyeye hiçbir yerden böyle bir cinayetle ilgili müracaat ve şikâyet olmadığı gibi, aleyhinde, yakalanması için bir tebligat bile yoktur.

eğer bununla, darıca rumlarından iki rum’un öldürülmesi ve kartal’ın paşa köyünden stelianos çorbacı’nın dağa kaldırılarak fidye istenmesi kastediliyorsa, bu cinayetlerin küçük aslan çetesi tarafından işlendiği kanaati yaygın ve doğrudur.

bu çete yahya kaptan’a öteden beri düşman olduğundan ve esasen yüzbaşı nail efendi tarafından kanat gerilip korunurken, sayısı on sekiz kişiye ulaşan bu çetenin, şimdi binbaşı necati bey’in emrine verildiği ve hattâ kendilerine ellişer lira maaş bağlanmakta olduğu haber alınmıştır. bu çetenin köyleri soymaktan geri durmadığı bilinmektedir.

binbaşı necati bey’in, yüzbaşı nail bey’in eski okul arkadaşı olduğu, kendisiyle bir buçuk ay önce aydınlı köyünde, küçük aslan çetesi üyelerinden ali kaptan’ın dağa kaldırdığı çorbacı’dan alınan parayla yaptığı meşhur düğününde görüştüğü bilinmektedir.

daha sonra binbaşı necati bey, birçok defa yüzbaşı nail bey’in evine gelerek misafir olmuştur. her ikisi de aynı düşüncede oldukları için, yüzbaşı nail bey öteden beri yahya kaptan’ın aleyhindedir.

yahya kaptan teşkilâtı kurduğu sırada, yüzbaşı nail bey, ona bulunduğum kazanın sınırları dışına çıkarmaya ve uzaklaştırmaya çalıştığı gibi, küçük aslan çetesi tarafından işlendiği söylenen ve doğruluğuna şüphe olmayan yukarıdaki iki cinayet olayının, kuva-yı milliye’yi kirletmek ve yahya bey’i lekelemek düşünce ve maksadını taşıdığı hissedilmiştir.

oysa, bu cinayetler, aslan çetesinin faaliyet ve hareket alanı içinde işlenmiştir. hattâ, yüzbaşı nail bey’in, kovuşturma yapmak üzere gönderilecek olan istanbul muhafız alayı’na mensup suvari müfrezesi komutanı hakkı bey’i, artık gelmesine lüzum kalmadığı gerekçesi ile, haberleşme sırasında istanbul’a naklettirip işi takipsiz bıraktırmış olduğu da bir gerçektir. eğer sözü edilen adam öldürme olayı bundan başka bir olay ise, durumun açıklığa kavuşması için, şahıs ve zaman belirtilerek bildirilmesi gerekir.
darıca rum bekçilerinin öldürüldüğü gün, cinayetin, çarşıda serbest gezen küçük aslan çetesi tarafından, işlendiği haberinin yayılması üzerine, yüzbaşı nail bey, korkusundan başka bir yere naklini istemiş ve kesinlikle burada oturmayacağını söylemiştir.
ancak, alay ve tabur komutanları ile binbaşı necati bey buraya gelerek ve yahya kaptan hakkında bir işlem yapılması için temsilci sırrı bey’e yazı yazdıracaklarına söz ve güvence vererek, nail bey’in burada kalmasını istemişlerdir.

bunun üzerine yüzbaşı, 25 kasım 1919 salı günü, gidip gelen necati bey’i aldatarak ona gerçeğe aykırı suçlamalar yaptırdığı gibi, bir yandan telefonla yahya kaptan’ı merkeze davet ettirirken bir yandan da küçük aslan çetesini kendi evinde hazır bulundurarak yakalamayı tasarlamıştır.
ancak, her nedense, bu işi gerçekleştirmeye cesaret edemeyerek teşebbüsünden vazgeçtiği için, necati bey de kartal’a dönmek zorunda kalmıştır. işte bundan dolayıdır ki, yüzbaşı nail bey, gerek necati bey ve gerek kendine âlet ettiği küçük aslan çetesi vasıtasıyla, yahya kaptan aleyhinde suçlama ve tertiplere başvurmaktan bir an geri kalmamaktadır.

yahya kaptan, kendisine karşı çıkan ve düşman olan küçük aslan çetesi gibi köyleri yağmalamaya ve hristiyanları öldürüp yok etmeye izin vermemiştir.

kendi emrinde bulunan büyük aslan bey çetesi tarafından bazı uygunsuzluklar yapıldığında, derhal bunları önleme ve cezalandırma yoluna giderek, millî bir gaye olan vatanın istiklâli ve kurtuluşu için disiplin ve güvenliğin korunmasına hizmet etmektedir.

daha önce de büyük aslan bey çetesinin aman dilemesine ve sığınmasına yardımda bulunarak, hükûmetçe affedilmesini sağlamak suretiyle yaptığı hizmetler takdire değer.

aleyhindeki suçlamaların, yüzbaşının şahsî emellerine boyun eğmemiş olmasından, küçük aslan çetesi tarafından işlenip yahya kaptan’ın üstüne yıkılmak istenen cinayet olaylarının eksik olmamasından ve bunlara cür’et edenlerin korunması dolayısıyla teessüf ederek yüzbaşıya şiddetli uyanlarda bulunmasından ileri geldiği arz olunur.

(gebze kaymakamı nurettin)

1’inci tümen ve bolu bölgesi
komutanı

rüştü

efendiler, bu bilgilerin alınmasından önce şöyle bir haber verdiler: «tavşancıl’da yahya kaptan’ın etrafı sarıldı. bunu yapan istanbul’dan gelen bir askerî birliktir.»

bu haber üzerine, izmit’teki tümen komutanlığı’ndan, 7 aralık 1920 tarihli şifre ile, makine başında durumu sorduk. eğer bu haber doğru ise, «istanbul’dan geldiği bildirilen birlik komutanına, yahya kaptan’ın bizim adamımız olduğunu, eğer bir kusur ve kabahati varsa, tarafımızdan gereğinin yapılmasının tabiî bulunduğunu, yahya kaptan’ın sarılmasına ve tutuklanmasına hiçbir şekilde razı olmadığımızı bildiriniz» dedik (belge: 206).

efendiler, 7 ocak 1920’de yazılıp, 8 ocak’ta aldığımız iki telgraf vardır. bunlardan biri izmit’ten, «1’inci tümen komutanı vekili» imzasıyla fevzi bey’dendir. şunlar yazılıdır: «bu gece iki bin kişilik bir kuvvet tavşancıl’a çıkarak kuva-yı milliye
komutanı yahya bey’i çevirmişlerdir. yapılacak işlemin bildirilmesi arz olunur.»

diğer telgraf, düzce’de bulunan asıl tümen komutanı’ndan geliyordu. rüştü bey, merkezde bulunan vekilinden aldığı aynı bilgileri veriyordu (belge: 207).

tümen komutan vekili fevzi bey’in, 7 ocak 1920 tarihli açıklama bekleyen telgrafımıza verdiği 7/8 ocak 1920 tarihli cevabında, yahya kaptan’ın daha ele geçmediği, kuva-yı milliye ile gelen müfreze arasında bir çatışma ihtimalinin bulunduğu ve gelen müfreze komutanına emrimizi bildireceği haber veriliyordu (belge: 208).

efendiler, o tarihte milletvekili olarak istanbul’da bulunan yaverim cevat bey’den, 10 ocak 1920 tarihinde şöyle bir telgraf geldi:

harbiye, 10.1.1920

20’nci kolordu komutanlığı’na

mustafa kemal paşa hazretleri’ne:

6.1.1920 gecesi sabaha karşı genel jandarma komutan yardımcısı hilmi bey ve üsküdar jandarma komutanı nazmi bey komutasında dört subay, elli jandarma ve yüzbaşı nahit efendi komutasında, istanbul muhafız alayı’ndan doksan er, bandırma vapurunun ışıkları söndürülerek hereke’ye götürülmüş ve sabahleyin erkenden hereke’ye çıkan müfreze derhal tavşancıl’ı kuşatmış ve birçok ev basılmıştır.

gelen hey’et, köy ihtiyar hey’etini toplayarak, vatan haini olan yahya’yı teslim etmez veya nerede olduğunu söylemezlerse, tavşancıl’ı insanlarıyla birlikte yakacaklarını bildirirler. ihtiyar hey’eti, yahya kaptan’ın iki günden beri köylerinde olmadığını ve nerede bulunduğunu bilmediklerini ısrarla söyledi.

yahya, sağ olarak ele geçemeyecektir. fakat yahya’nın yok edilmesinden sonra marmara bölgesine sahip ve hâkim olan ve her gün ingilizler ve fransızlar tarafından silâhlandırılan rumların ve istanbul’daki rezillerin pek büyük bir başarıya ulaşacakları bellidir.
kuva-yı milliye adını taşımakta olan yahya’nın ortadan kaldırılması, izmit, adapazarı ve istanbul dolaylarında, düşmanlarımız hesabına birçok fesat çetelerinin de doğmasına yol açacaktır. bundan dolayı, cemal paşa hazretleri’nin işe el koymasıyla, yahya’nın da ad değiştirerek daha önce arz ettiğim şekilde serbest bırakılmasının sağlanması için gerekenlere emir buyurulması istirham olunur (cevat).

harbiye nâzırı cemal

bu telgrafın, harbiye şifresiyle ve cemal paşa imzasıyla kapatılmış olmasına rağmen, içinde «cemal paşa’nın işe el koymasıyla yahya’nın kurtarılması» çaresinin bulunması cümlesi dikkat çekicidir.

demek ki, cemal paşa, cevat bey’in telgrafını, okumaya gerek duymadan, kendi şifresi ve imzası ile çekilmesine müsaade etmiştir. çünkü, bir defa yahya’yı takip ettiren cemal paşa’dır. bundan başka serbest bırakılması için kendi yardımlarının kendisi tarafından emrolunmasını, kendi bilgisi dahilinde elbette yazdırmazlardı.

izmit’ten tümen komutanı vekili’nden gelen 9 ve 10 aralık 1920 tarihli iki telgrafla, «duyulduğuna göre iki çarpışmadan sonra, yahya kaptan’ın ölü olarak ele geçirildiği» bildirildi (belge: 209).

11 ocak 1920’de, tümen komutan vekili’nden, istanbul’dan gelen müfreze komutanına, benim adıma tebligatta bulunup bulunmadığını sordum (belge: 210). üç gün sonra 14 ocak 1920 tarihli raporunda tümen komutanı vekili şu bilgiyi verdi: «bizzat yaptığım soruşturmadan... çarpışma olmadığı ve yalnız, yahya kaptan’ın teslim olduktan sonra, köy dışında kesici bir âletle öldürüldüğü anlaşılmıştır. kafatasının olmaması bunu doğrulamaktadır» (belge: 211).

efendiler, bu uğursuz haber üzerine, istanbul’daki teşkilâtımıza, 20 ocak 1920 tarihinde, albay şevket bey vasıtasıyla şu telgrafı yazdık:

yahya kaptan’ın öldürülmesinin sebepleri ile, teslim olduktan sonra kasten şehit edildiği anlaşıldığından, öldürülmesinde kimlerin elinin ve etkisinin bulunduğunun, istanbul’dan müracaat eden pek çok fedakâr arkadaşa açıklama yapılmak üzere acele bildirilmesi rica olunur, efendim.

hey’et-i temsiliye adına

mustafa kemal

eski bir yazımıza karşılık olmak üzere, istanbul’dan, 20 ocak 1920’de yazılıp bir gün sonra elimize geçen telgraf da şuydu:

beşiktaş, 20.1.1920

ankara’da 20’nci kolordu komutanlığı’na

mustafa kemal paşa hazretlerine özel:

ilgi: 17.1.1920.

1 — olay yerinde bulunan güvenilir bir zatın ifadesine göre, yahya kaptan yakalanıp köy dışında bulunan karakola götürülürken, çevreden on kadar eşkıyanın karakol üzerine ateş etmesi üzerine, kaçmaya çalışmış ve bu sırada öldürülmüştür. bununla birlikte, iyi bir soruşturma yapılması için hükûmete başvuruldu.

2 — yahya kaptan’ın kuva-yı milliye adına pek çok kötülükler yaptığı söylentisi ağızdan ağıza yayıldığı gibi, özel ve resmî yoldan yapılan soruşturma da bunu doğruladığı için, hükûmet kovuşturmaya karar vermişti.

ancak, hey’etimizce kendisinin geçici bir süre için gizlenerek kuva-yı milliye işlerine karışmaması ve kötülüğe cür’et etmemesi, yanında bulunan kaçak er ve jandarmaları geri göndermesi şartıyla kovuşturma yapılmaması istenmiş ve ilgililer katında teşebbüslerde bulunulduğu gibi, gebze’ye özel olarak bir memur da gönderilmişti. bu sırada hükûmet, birdenbire gizlice asker göndermiş; yalnız yahya kaptan’ı ele geçirmek istediğini ilân etmiş ve arz edilen durum meydana gelmiştir, efendim (vasıf).

çanakkale müstahkem
mevki komutanı

şevket

efendiler, «köy dışındaki karakola götürülürken çevreden ateş edilmiş (?). kaçmaya çalışmış, bu sırada öldürülmüş (?!).» bu sözlerin, bu gibi suikastlerde bir formül gibi kullanıldığını anlamamak için, çok safdil olmak lâzımdır.

yahya kaptan’ı ortadan kaldırmak için, birlikte çalıştıkları ve karar verdikleri hükûmetin, gizlice, birdenbire bir oldubittiye getirivermiş olduğu yolundaki sözler de dikkate değer. istanbul’da, jandarmadan, istanbul muhafız alayı’ndan subay ve asker görevlendiriliyor... istanbul’da duruma hâkim olduklarını iddia eden teşkilât başkanlarımız bunu öğrenemiyorlar.

kara vasıf bey’in bu telgrafına verdiğimiz cevapta şu hususu sorduk:

şifre ankara, 22.1.1920

istanbul’da çanakkale müstahkem mevkii komutanı şevket beye,

yahya kaptan’ın öldürülmesi olayını ciddî olarak takip eden ve özellikle istanbul’da hesabını isteyen pek çok kimse vardır. gerçeğin anlaşılabilmesi için, yaygın söylenti derecesine vardığı bildirilen kötülüklerin nelerden ibaret olduğunun bildirilmesi rica olunur.

heyeti temsiliye adına

mustafa kemal

efendiler, bu açıklama isteğimize gelen cevabı da, sabrınıza sığınarak olduğu gibi, bilginize sunacağım:

beşiktaş, 24.1.1920

ankara’da 20’nci kolordu komutanlığı’na

mustafa kemal paşa hazretleri’ne özel:

ilgi: 20.1.1920
1 — yahya kaptan’ın teslim olduktan sonra öldürüldüğünü işittik. soruşturma yapıyoruz. sonucu arz edeceğiz.

2 — öldürülmesinin sebebi hiç kimseyi dinlememesi, kuva-yı milliye adına açıktan açığa zulüm ve eşkıyalık yapması, eşkiyayı öteden beri gizlemesi veya gösterilen yere gitmesi için verilen emirleri dinlememesi üzerine hükûmetin, kendisine köylerden ve çevreden müracaat edenlerin ısrarına dayanamayarak, kendiliğinden ve hattâ hey’etimizin haberi olmadan teşebbüse geçmesidir, efendim (vasıf).

çanakkale müstahkem
mevki komutanı

albay şevket

saygıdeğer efendiler, telgrafın ikinci maddesindeki, yahya kaptan’ın hiç kimseyi dinlememesinin, öldürülmesine sebep olarak gösterilmesi asla doğru olamaz. merhum şehit, beni dinliyordu, benden emir alıyordu.

verdiğim emre göre hareket ediyordu. başka bir makama veya şahıslara bağlı olduğunu, onlardan emir alması gerektiğini kendisine emretmemiştim. bu sebeple, istanbul’dan her önüne gelenden, dahiliye nâzırı’ndan, jandarma komutanı hâin kemal paşa’dan verilen emirleri dinlememesi zaten bizim istediğimiz şeydi.

kuva-yı milliye adına eşkıyalık ve zulüm yapanın da kendisi olmayıp, küçük aslan çetesi gibi, haince bir maksatla kuruldukları belgelere dayanılarak anlaşılmış bulunan çeteler idi. yahya’nın bunların eşkıyalıklarını önlemeye çalıştığı da, sözlerine güvenilmesi gereken kimselerin soruşturmalarıyla kesinleşmiş bir durumdur.


gebze müdafaa-i hukuk hey’eti başkanı ile gebze kaymakamı fevzi bey’in ortak imzalarıyla, bu üzücü olayın meydana gelişinden önce, makine başında yapılmış bir müracaatı da belirtmeden geçemeyeceğim:

gebze kuva-yı milliye komutanı yahya bey hakkında bazı kimselerin yaptıkları iftiralar üzerine, en sonunda salı gecesi istanbul’dan komutanlar ve yüksek rütbeli subaylar komutasında gelen iki bin kişilik kadar bir kuvvetle, kendisinin tavşancıl’da kuşatıldığı ve kuşatmanın hâlâ devam etmekte olduğu şimdi halktan aldığım bilgilerden anlaşılmıştır.

böyle vatanı için çalışan bir kimseye karşı yapılan bu işlemin pek haksız olduğu yüksek komutanlığınızca bilinmektedir. yahya bey’in kurtarılması için ne gibi bir muamele yapılacağının emir buyurulmasını makine başında bekliyoruz.

kaymakam müdafaa-i hukuk hey’eti başkanı

fevzi hacı ali

efendiler, o tarihlerde, izmit bölgesinde kuva-yı milliye teşkilâtı ile uğraşan milletvekili sırrı bey’in de bu konuda verdiği bilgileri olduğu gibi sunmama müsaadenizi rica ederim:

izmit, 11.1.1920

20’ nci kolordu komutanlığı’na

1 — mustafa kemal paşa hazretleri’ne özel: haberleşmesi dört gün önce yapılmış olan yahya kaptan konusu, nihayet, haber almış olacağınız üzere, kendisinin şehit edilmesiyle sonuçlandı.

2 — yahya kaptan’ın, istanbul girişinde teşkilâtlanmış bir durumda bulunması, herhalde kuva-yı milliye’ye karşı cephe almış bulunan kimseleri yıldırdığından, kendisinin ortadan kaldırılmasının planlandığına şüphe yoktur.
3 — yahya kaptan’ın bu maksatla öldürülmüş olması, olayı sınırlı kalma niteliğinden çıarmakta ve hey’et-i temsiliye’ce üzerinde düşünülmesini gerekli kılmaktadır.

4 — izmit sancağı, eşkıya yüzünden tedirgin iken, yerinden kımıldamayan ve
komutası altındaki hiçbir birliğe emir vermeyen, yanındaki hapishaneden on beş
yirmi kişinin birden kaçmasını basit günlük olaylardan sayan alay komutanı hikmet bey, yahya’nın öldürülmesini önemli bir mesele saymıştır.

yanına aldığı jandarma kuvvetleri ile bizzat yola çıkmış ve sonunda kuva-yı milliye’ye ağır bir darbe vurmak suretiyle maksadına erişmiş bulunuyor. devamı var (milletvekili sırrı).
1’ inci tümen komutanı vekili fevzi
20’nci kolordu komutanlığı’na

5 — gebze’de kurulmuş bulunan kuva-yı milliye’nin başsız kalması, bundan sonra oraları korku içinde bırakacaktır.

6 — buralarca bütün kuva-yı milliye’nin dayanağı olarak bilinen yahya’nın bu şekilde ortadan kaldırılmış olması, kamuoyunu haklı olarak karıştırmıştır.

7 — yahya’nın öldürülmesi, hükûmetin kuva-yı milliye’ye karşı bundan sonra takınacağı saldırgan tavra delil sayılmaktadır.

8 — bu hareket üzerine, hiç şüphe yok ki, yabancılar tarafından da, kuva-yı milliye’nin hükûmetin gözünde değersiz ve yok edilebilir nitelikte görüldüğü yargısına varılacaktır. bu bakımdan gerekli tedbirler alınmalıdır. devamı var (milletvekili sırrı).

1’inci tümen komutanı vekili

fevzi

20’nci kolordu komutanlığı’na

68 sayılı şifreye ektir. öncekilerin devamıdır:

1 — durum karışıklıktan kurtarılmadığı ve gebze kuvvetlerinin hemen güvenilir bir kimseye verilmesi tedbiri alınmadığı takdirde, üsküdar sancağı da dahil olmak üzere, bütün izmit sancağında, bir tek kişinin bile kuva-yı milliye’yi tutmasına imkân bulunamayacağı kesinlikle bilinmelidir.

2 — jandarma alay komutanı hikmet bey’in vakit kaybetmeden yerinden alınması şarttır.

3 — izmit sancağında kuva-yı milliye’nin varlık gösterebilmesi, ordu hizmetinde bulunan kaymakam fevzi bey’in, jandarma komutanı olmasına bağlıdır. başka çare yoktur. bunu önemle bilginize sunuyorum (milletvekili sırrı).

1’ inci tümen komutanı vekili

fevzi

20’nci kolordu komutanlığı’na

79 sayılı şifreye ektir:

1 — kuva-yı milliye’ye anadolu taraflarında değer verilmediği ve horlandığı yolundaki söylentiler, üzücü olay üzerine muhaliflere daha çok kuvvet kazandırmış olduğundan, kuvvet ve kudretin kayba uğramadığını gösterecek fiilî bir tedbir alınması şarttır.

2 — ali fuat paşa hazretleri’nin buraya kadar teşriflerini gerekli görmekteyim.

3 — izmit sancağına önem verilmesini ve önem verildiğini gösterecek fiilî tedbirlerin alınması gereğini tekrara mecbur oluyorum (milletvekili sırrı).
1’ inci tümen komutanı vekili

fevzi

o tarihte istanbul’da bulunan rauf bey de şu mektubu gönderdi :

istanbul, 19.2.1920

mustafa kemal paşa hazretleri’ne

yahya kaptan’ın teslim olduktan sonra öldürüldüğü buraca da anlaşılmıştır. muhafızlığa müracaat edilmiş, otopsi de yapılmıştır. hükûmet kanunî kovuşturmaya başlamıştır, efendim. saygılarımızı arz ederiz.

hüseyin rauf

devamı için:

(bkz: vicdani görevlerimden biri)

milli teşkilatın yeniden düzenlenmesi

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, millî teşkilâtın bir düzene sokulması önemliydi. bunun için özel tedbirler alındı. seçimler dolayısıyla ortaya çıkan bazı görüş ayrılıklarının giderilmesi için çareler arandı.

maraş’taki bazı çerkez vatandaşlar sözde maraş’ın bütün çerkezleri adına cebel-i bereket guvernörünün maraş’a gönderilmesini, antep’teki fransız askerî komutanından telgrafla istemişlerdi. buna izin veren maraş mutasarrıfına teessüflerimiz duyuruldu. adı geçen guvernör geldiği takdirde, maraş eşraf ve ileri gelenlerinin karşılamamaları bildirildi.
istanbul hükûmeti’nin de dikkati çekildi.

bolu bölgesinde güvensizlik gittikçe artıyordu. izmit’te asım bey’den sonra, 1’inci tümen komutanı olan rüştü bey’e bu konuda direktif verildi.

efendiler, 20 kasım 1919 tarihinde, istanbul’daki teşkilâtımızdan, kara vasıf ve albay şevket bey imzalarıyla gelen bir şifrede: «gebze kaymakamının millî mücadele’ye karşı olduğu, bu kaymakamın, birçok korkunç olaylara cür’et eden yahya
kaptan’ın kötülüklerini örtbas etmeye ve daha başka şeylere başlayarak kuva-yı milliye’ye leke sürmeye çalıştığı» bildiriliyor ve kaymakamın yerinin değiştirilmesi söz konusu ediliyordu (belge: 197).
biz de bu görüşe samimiyetle katılarak cevabımızda, konunun cemal bey vasıtasıyla çözüme götürülmesini bildirdik (belge: 198).

efendiler, bu yahya kaptan konusu, inkılâp tarihimizin önemli safhalarından birinde yer aldığı ve pek anlamlı olduğu için biraz genişçe bilgi vermeyi uygun görüyorum.

şimdiye kadar verilen bilgilerden anlaşılmış olacağına hiç şüphe yoktur ki, bir araya gelerek anlaşmış bulunan ortak iç ve dış düşmanların uygulamaya çalıştıkları plânın önemli bir noktası da, memleket içinde güvensizlik olduğunu ve hristiyan azınlıklara saldırılarda bulunulduğunu, elle tutulur, gözle görülür delil ve olaylarla dünya kamuoyuna ispat etmek, bu olayların kuva-yı milliye tarafından yapıldığına inandırmaktı.

bu gizli ve iğrenç maksadın gerçekleşmesi için de, bildiğiniz gibi, birtakım çeteler kurarak, bunları özellikle hristiyan halk üzerine saldırtmak ve bu çetelerin işleyecekleri cinayetleri, millî teşkilâta yüklemek yolunu tutuyorlardı.

bu teşebbüsler azçok memleketin her tarafında filiz vermeye başlamakla birlikte, en önemli gelişme ve faaliyet, istanbul’a yakınlığı dolayısıyla biga, balıkesir ve özellikle izmit, adapazarı ve bolu bölgelerinde görülür ve dikkat çekici bir durum gösteriyordu.

biz, bu haince fakat -itiraf olunmalıdır ki- çok ustaca teşebbüse karşı olağanüstü tedbir almak ve teşebbüse geçmek zorunda kaldık.

çünkü, istanbul hükûmeti, düşmanın bütün bu oyunlarını gerçekten kuva-yı milliye’nin üzerine yüklüyor ve yok edilmeleri için sert tedbirler alacak yerde, durmadan hey’et-i temsiliye’yi suçlayarak ve baskı yaparak, bu faciaları yaratan düşman çetelerinin faaliyetine son vermeyi bizden istiyordu. ne yazık ki, hükûmet, bu düşünce ve kanısını, istanbul’daki teşkilâtımızın başında bulunanlara da iyiden iyiye aşılamayı ve telkini başarabilmişti.

efendiler, bizim özellikle istanbul’a yakın olan izmit bölgesinde uygulamayı düşündüğümüz tedbir, orada silâhlı millî müfrezeler kurmak ve o bölgede, kendilerine güvenilir komutan ve subaylarımızın, bu millî müfrezelere yapacakları yardım ve desteklerle, hain çetelerin peşine düşerek kötülüklerine ve varlıklarına son vermekti.

devamı için:

(bkz: yahya kaptan konusu)

çürüksulu mahmut paşa nın demeci

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, istanbul’da, vatanın kurtarılması ile ilgili en önemli işlerle uğraşan, saygıdeğer ve aklı başında olarak tanınmış kimselerin, o devirde, istanbul’un zehirli havasını teneffüs yüzünden, zihniyet ve düşüncelerinde ne kadar olumsuz sapmalar meydana gelmiş olduğuna örnek olmak üzere, daha sivas’ta iken karşılaştığım küçük bir olayı müsaadenizle bilginize sunmak isterim.

belki de sayın üyeler arasında hatırlayanlar vardır. âyân üyelerinden çürüksulu mahmut paşa, «bosphore» gazetesi yazarlarından birine, siyasî durumumuzla ilgili bir demeç vermişti. mahmut paşa’nın o tarihlerde, barış hazırlıkları komisyonu üyesi olduğunu da hatırlarsınız.

paşa’nın 31 ekim 1919 tarihli tasvir-i efkâr gazetesinde yayınlanan demecini, 17 gün sonra sivas’ta okudum. «ermenilerin aşırı isteklerine hak vermemekle birlikte, sınırlarda bazı düzeltmelerin yapılmasına razı oluruz» ifadesi dikkatimi çekti.

doğu anadolu’da ermenistan lehine toprak tavizlerinde bulunulacağına söz verme anlamı taşıyan bu cümlenin, barış komisyonu üyesi olan bir devlet adamı tarafından söylenmiş olması, gerçekten üzerinde düşünülmeye ve hayretle karşılanmaya değerdi.

bu sebeple 17 kasım 1919 tarihinde, çürüksulu mahmut paşa hazretleri’ne yazmayı yararlı saydığım bir telgrafta, demecindeki işaret ettiğim cümleden dolayı, «doğu anadolu halkının pek haklı olarak, son derece üzgün ve kırgın olduğunu belirttikten sonra, erzurum ve sivas kongreleri’nin kararları gereğince, milletin ermenistan’a bir karış toprak terketmeyeceğini ve hattâ, eğer hükûmet, böyle acı bir mecburiyete boyun eğerse, milletin kendi haklarını bizzat savunmaya kararlı olduğunu ve bunun bütün dünyaya ilân edilmiş bulunduğunu» yazdım ve bu millî azim ve kararın herkesten önce, barış hazırlıkları komisyonu’nun sayın üyelerince bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi gereğini arz ettim (belge: 196).

efendiler, sivas’ta bulunduğumuz sırada birçok mesele ve olaylarla karşılaşılmış ve ister istemez millî, idarî, askerî ve siyasî teşebbüs ve faaliyetlerde bulunulmuştur. bunların hepsini ayrıntılarıyla anlatmak uzun sürer. yalnız, izlediğimiz olaylar zincirinin biribirine bağlanmasını sağlayacak bazı noktalara işaret ederek geçeceğim.

devamı için:

(bkz: milli teşkilatın yeniden düzenlenmesi)

ali rıza paşa kabinesi safsatalara inanıyor

pipisik
-ali rıza paşa kabinesi düşman iftira ve safsatalarına gerçekler diye inanıyor-

nutuk’tan...

efendiler, istanbul’da hükûmetin gözü önünde ve bilgisi altında yapılmış ve yapılmakta olan alçakça teşebbüslerin bütün memleketteki uğursuz sonuçlarını açıkça ortaya koyan olayların asıl kaynak ve sebeplerini istanbul hükûmeti’nin hey’et-i temsiliye’den daha iyi bildiğinden hâlâ şüphe edilebilir mi?

efendiler, olaylar hakkında derinlemesine bilgiye sahip olan hükûmet üyelerinin, düşmanların sırf aldatmak ve bozgunculuk maksadıyla ortaya attıkları iftira ve söylentilere gerçek gözü ile bakıp, yine onların tavsiyelerini çare ve tedbir olarak uygulamaya kalkışacaklarına ihtimal verilebilir mi?

bu sorulara cevap vermek için, yüce topluluğunuzun zihinlerini yormaktan çekinerek, sözü, ali rıza paşa kabinesi’nin düşüncesine tercüman olan harbiye nâzırı cemal paşa’ya bırakmayı tercih ederim.

efendiler, itiraf ederim ki, ben, cemal paşa’nın bu konuda verdiği şifreli telgrafın anlamını kavramakta güçlük çektim ve hayrete düştüm. kendilerinden telgraflarının tekrarını istedim. nâzır paşa, 9 aralık 1919 günü arka arkaya, olduğu gibi bilginize sunacağım şu telgrafları çektiler:

9.12.1919
sivas’ta 3’ üncü kolordu komutanlığı’na mustafa kemal paşa hazretleri’ne :

tekrarı istenen telgraf aşağıda sunulmuştur:

hükûmetin barış konferansı’na davet edilme konusunda isteklerde bulunduğu bilinmektedir. barış anlaşması’ndan iyi sonuç alınabilmesi, ancak gidecek delegelerimizin hem milletimizin güvenini kazanmış kimseler olması hem de memleket içinde otoriteye sahip bir hükûmeti temsil edebilmesine bağlıdır.

yabancı temsilciler tarafından memleket içinde güvenlik ve huzurun kurulması ve yerleşmesi ısrarla tavsiye olunuyor.

anadolu’da bir katliama uğrayacakları endişesiyle korku ve dehşet içinde olan hristiyan halkın, bölük bölük işgal altında bulunan yerlere sığınmakta oldukları etkili ve dikkati çeken bir dille söyleniyor.

gerçi, işgal altındaki yerlere ve özellikle adana bölgesine gidenler, o bölgedeki ermeni nüfusunu artırmak maksadıyla gitmekte iseler de, anadolu’da güvenlik ve huzurun bozulmuş olduğu ileri sürülerek, hükûmet tarafından yapılan red ve yalanlamanın etkisini azaltıyor.
çünkü, hey’et-i temsiliye tarafından verilen teminata rağmen, illerde bazı kimselerin kendilerine hoş görünmeyen görevlileri kendiliklerinden azletmek, değiştirmek, hükûmet işlerini sekteye uğratmak, zorla yardım ve vergi toplamak gibi hareket ve müdahalelerinin tamamiyle önü alınamadığından, daha yabancı çevrelerde de endişe devam etmektedir.

devletimizin, kara ve denizdeki bugünkü durumunda, geleceğimiz hakkında kararlar alacak olan devletlere karşı, tehdit edici bir tutuma girmesi her halde zararlıdır. bundan başka, temsilcilere, hey’et-i temsiliye adına telgraflar çekilmesinin memlekette iki hükûmetin varlığını gösterdiği, fransa temsilcisi tarafından açıkça söylenmiştir.

hele bunlardan herhangi birine karşı aşağılayıcı sözler sarfedilmesi, yaratılıştan sahip olduğumuz ahlâk temizliği, sağduyu ve uzak görüşlülükle bağdaştırılamaz.

tehlike ve felâket anlarında ağırbaşlılık ve sükûneti korumanın millî niteliklerimizden olduğu unutulmamalı, umutsuzluk ve bezginliğin akla getireceği aşırı ve tehlikeli emel ve tasavvurlara, vatanın yüksek çıkarları feda olunmamalıdır. haklarımızı, bugünkü durumumuzda ancak siyaset, uyanıklık ve zamanın gereklerine göre akıllıca hareketle savunabiliriz.

bu düşünceler zâtıâlilerine karşı bilineni tekrarlamak oluyorsa da, arkadaşlara ve şubelere de vatanseverce tavsiyelerde bulunmak mutlak bir gerekliliktir. toplanması yaklaşmış olan meclis-i mebusan’ımızın, aziz vatanımızın kurtuluş ve selâmeti için alınacak isabetli tedbirleri bularak bu yüce gayenin gerçekleşmesine bütün gücü ile çalışacağı beklenmektedir. kabinenin düşüncesini arz ederim.

efendiler, dinlediğiniz bu telgrafta yazılanların açıklamasını yaparak yüce topluluğunuzu yormayı gereksiz sayarım. yalnız, müsaade buyurursanız, buna verdiğim cevabı olduğu gibi sunmakla yetineceğim.

şifre sivas, 11.12.1919
harbiye nâzırı cemal paşa hazretleri’ne

kabinenin düşüncesi olmak üzere gönderilen 9 aralık 1919 tarihli telgraf hey’etimizce incelendi.

yaptığımız bunca açıklamalara ve sunduğumuz bilgilere rağmen, bu telgraf metni de daha önce bildirilen görüşlerin tekrarı niteliğinde görülmüştür. hey’et-i temsiliye’mizin amacının hükûmet otoritesinin sarsılmasına meydan vermemek, milletin hükûmete karşı güvenini artırmak olduğu defalarca belirtilmiştir. maalesef, bizde, sunulan hususlar üzerinde gerektiği ölçüde durulmadığı inancı doğmaktadır.

1 — anadolu’da güvenlik ve huzurun bozulmuş olduğu doğru değildir. belki, düşmüş olan damat ferit paşa kabinesi zamanında yaratılmış olan bu düşünce anarşisi ve güvensizlik, sonradan millî birlik sayesinde ortadan kalkmıştır.

2 — şahıslar tarafından durup dururken memurları görevden alma ve yer değiştirme yapılmış değildir. yalnız, dahiliye nezareti, millî mücadele aleyhinde oldukları için, düşmüş olan kabine zamanında, millet tarafından kovulan ve her tarafça adları bilinen memurları yeniden tayinde gösterdiği direnme ile pek anlamlı bir yol tutturuyor. dahiliye nezareti’nin millî dâvâya tamamen aykırı olan ve kamuoyunda, eski nâzır âdil bey zihniyetinin hâlâ süregeldiği duygusunu
yaratan işleri, elbette pek haklı ve meşru olarak halkça iyi karşılanmamaktadır.

aynı müsteşarın, aynı içişleri genel müdürü’nün ve aynı özlük işleri müdürü’nün görevlerinde devam etmeleri, gerçekten hem yüksek hükûmetimizi hem de millete karşı taahhüt altında bulunan hey’et-i temsiliye’mizi pek güç bir duruma sokmaktadır. …...tarihli telgrafla arz ettiğimiz dersim mutasarrıfı konusu dikkate değer.

artık bu konuda hey’et-i temsiliye’ce yapılacak bir şey kalmamıştır. bundan sonra da, dahiliye nezareti’nin bu gibi işlemleri yüzünden ortaya çıkacak durumların düzeltilmesi için, nezaret’çe iyi karşılanmadığı ve güven duyulmadığı için istirhamlarda da bulunulmayacaktır.


son olarak şunu arz edelim ki, yüksek hükûmetleri, milletin güven ve desteğini hakkıyla kazanmak, bu vatan ve millete yararlı olmak istiyorsa, -ki buna hey’etimizin hiç şüphesi yoktur- kendine, milletin ruhuna ve durumun nezaket derecesine göre bir gidiş yolu seçmeli ve asıl derdi kendi içinde tedavi etmelidir. yoksa, iktidar makamına gelindiğinden beri, tutulan yol bakımından, hey’eti temsiliye’yi hedef alarak ve sürekli olarak aynı nitelikte yazılar yazarak gayeye ulaşılamaz.

3 — düşmüş olan hükûmetin, millete düşman, düşmanlara dost olarak takip etmiş oldukları haince politikanın mirası olan aydın cephesinde, para toplama işinde belki bazı uygunsuzluklar olmuş olabilir. şu kadar ki, sivas genel kongresi ile oluşan millî birlik ve harbiye nezareti’nin vatanseverce yardım ve himmetleri sayesinde, bu gibi durumların önü alınmış demektir.


4 — millet, ateşkes anlaşması’nda bulunduğu düşman devletlerinden hiçbirine karşı tehdit edici bir durum almış değildir. yalnız kutsal ve meşru haklarına karşı yapılan müdahaleleri, kesin bir lüzum görülürse silâhla bile önlemeye kararlıdır.

5 — hey’et-i temsiliye’nin, barış konferansına katılacak delegelere telgraf çekmesi konusuna gelince, bu ancak yüksek hükûmetlerinin onayından da geçmiş protestolardan ibarettir. kaldı ki, millî birliğin temsilcisi olmak sıfatıyla, hey’et-i temsiliye’nin millet adına bu gibi müracaatlarda bulunması meşru bir hakkıdır.

eğer hükûmet de aynı duyarlığı gösterir ve böyle fırsatlarda, milletle aynı düşüncede olduğunu açıkça ortaya koymaktan çekinmezse, politikaya zarar vermek şöyle dursun, aksine, çok büyük yararlar sağlanacağı aşikârdır.
oysa, yüksek hükûmetlerinin adana’nın işgali gibi apaçık bir haksızlığı bile, protesto etmediğini fransızlar söylüyor. bu bakımdan fransız temsilcisinin açıkça konuşmasının hikmetini bu noktada aramalıdır.

özet olarak, şunu arz edelim ki, hey’et-i temsiliye ne umutsuzluk ve bezginliğe ne de kutsal görevlerinde millet ve vatanın selâmeti için yapılması gerekenleri kavrayamayacak bir bilinçsizliğe düşmüştür. milletin selâmeti adına aldığı tedbirler ve giriştiği bütün işlerde ağırbaşlı ve haysiyetli davranışı uyuşukluğa ve alçalmaya tercihi bir ilke olarak benimsemiştir. politika, uyanıklığın ve zamanın gereklerine göre hareketin ancak bu yolla olduğuna inanmıştır.

bu bakımdan acı gerçekler karşısında dikkatli ve uyanık olan millî ruhtan aldığı bu ilkelerin aksini millete tavsiye edemez ve yakında toplanmasını zarurî bulduğu meclis-i meb’usan’ın da aynı ruh ve duygu ile donanmış olacağı umudunu kuvvetle besler.

6 — hey’et-i temsiliye’mizin görüşü, yukarıda arz edildi. temsilcimiz olmak dolayısıyla, bu durumlarda, zâtıdevletleri’nin kabineyi aydınlatmanız ve asılsız noktaları kendilerine açıklamanız gerektiğini, memleketin selâmeti adına derin saygılarımızla arz ederiz,

hey’et-i temsiliye adına

mustafa kemal

devamı için:

(bkz: çürüksulu mahmut paşa nın demeci)

mister frew a yazdığım mektup

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, bu geniş örgütlenmeye engel olmak ve yaratılan tehlikeli durumlara son vermek için elimizden gelen her çareye başvurduk. şimdiye kadar dile getirdiğim ve bundan sonra sırası geldikçe de hatırlatmaya çalışacağım, bildiğiniz isyanları, ihtilâlleri, resmî düşman kuvvetlerinin tecavüzlerini bastırmak ve yok etmek için çok uğraştık.

ali rıza paşa kabinesi, gözüne batan kuva-yı milliye’yi batırmaya ve bunun için bizimle didişmeye çalışmaktan başka bir yardımda bulunmadığı gibi, ondan sonra iktidar mevkiine gelen sayın arkadaşları da onun yolunda gitmekten ve sonunda felâketten felâkete ve rezaletten rezalete sürüklenmekten başka bir hizmet görmediler.

efendiler, bütün bu gizli tertip kaynaklarının, rahip frew’un kafasında toplandığı ve oradan din kardeşlerimiz olacak hainlerin kafalarına akıtılarak eylem haline dönüştüğü tahmin edildiğinden, rahip frew’un, bir süre için olsun, bu işlerden uzak kalmasını sağlar düşüncesiyle, bizzat kendisine bir mektup yazdım. mektubun iyi anlaşılabilmesi için şu bilgiyi de ilâve edeyim ki, ben, mister frew ile istanbul’da bir iki defa görüşmüş ve tartışmıştım. frew’a fransızca olarak gönderdiğim mektubun türkçesi şudur:

mister frew’a

sizinle, mösyö marten’in aracılığıyla yaptığımız görüşmelerin hâtırasını memnuniyetle saklamaktayım. yıllarca memleketimizde ve milletimiz arasında yaşamış olan sizin, hakkımızda en doğru düşünce ve kanaatları taşıyacağınızı beklerdim.

oysa, ne yazık ki, istanbul çevresinde sizinle bağlantı kuran bazı gafil ve menfaat düşkünü kimselerin, sizi yanlış yönlere sürüklediklerini pek büyük bir esefle anlıyorum. bunlar arasında sait molla ile hazırlanıp uygulamasına başladığınız, güvenilir kaynaklardan haber alınan plânın, ingiliz milletinin gerçekten suçlanmasını gerektirecek bir nitelikte olduğunu bildirmeme müsaadenizi rica ederim.

milletimiz, sait molla’nın değil, fakat gerçek vatanseverlerimizin gözüyle görüldüğü takdirde, böyle plânların artık memleketimizde ve milletimiz üzerinde uygulama alanı kalmadığı yargısına kolaylıkla varılabilir.

nitekim, daha bugünün olaylarının arasında yer alan adapazarı ve karacabey hâdiselerinin başarısızlığa uğramış olması, sözümüzü doğrulamaya yeterlidir.
ancak, buna ne gerek vardı? ingiliz subayı nowill’in. diyarbakır bölgesinde, müslüman kürt halkını kışkırtmak için pek çok çalıştıktan sonra, malatya’da eski elâzığ valisi galip ve malatya mutasarrıfı halil bey’lerle sivas aleyhine yaratmaya çalıştığı olay, sonuç olarak bütün medeniyet dünyasına karşı utanç verici değil miydi?

size bütün ciddiyet ve samimiyetimle arz ederim ki, ingiliz milleti, milletimizin kendisine karşı gösterdiği dostluk ve güvene değer vermiyorsa, bundaki yanılgı pek derindir.

aksi takdirde ise, kullandığınız yöntemler pek sakat olup sonuca ve başarıya ulaştıracak nitelikte değildir. sait molla vasıtasıyla adapazarı’na gönderilen iki bin liranın, yakında olumlu sonuç getireceği şeklinde verilen sözün asılsızlığını, olaylar size ispat etmiş olacağından fazla söze gerek görmem.

özellikle sizinle bağlantı kuran sahtekârlar tarafından, ortak çalışmalarınızda ve meselelerinizde osmanlı padişahı’nın da rolü varmış gibi gösterilmesi pek tehlikelidir. siz pekâlâ takdir edersiniz ki, zâtışâhâne sorumsuz ve tarafsız olup, millî irade ve hâkimiyetimizi ilgilendiren gerçekleri değiştirmez ve bozmazlar.

memleketimizde bulunan ingiliz siyasî memurlarının, şüphesiz ingiliz milletinin eğilim ve çıkarlarına aykırı olarak, vatan ve milletimiz aleyhinde, insanlık ve medeniyet dışı ölçülerle yapılagelmekte olan teşebbüslerini, elimizdeki belgelerle ingiliz milletinin gözleri önüne serersek, sonuç, dünyaca takdire değer görülmez sanırım.

ancak, bu konuda garipliği dolayısıyla şunu da arz etmek mecburiyetindeyim ki, siz bir din adamı olarak, siyaset oyunlarında ve hele kanlı çarpışmalarla sonuçlanacak işlerde rol oynamak sevdasına kapılmamalıydınız. sizinle yaptığım görüşmelerde sizi bu türlü bir politika adamı olarak değil, insanlığa hizmet eden, adaleti seven, faziletli bir insan gibi görmüştüm.

bunda ne kadar aldandığımı, son aldığım güvenilir bilgilerin doğrulamakta olduğunu bildirmekle şeref duyarım.

mustafa kemal

devamı için:

(bkz: ali rıza paşa kabinesi safsatalara inanıyor)

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol