istanbul beşiktaşın merkezi yerleşimlerinden biri. beşiktaşın en eski mahalleleri arasında yerini alır.
istanbulun beşiktaş ilçesinde semt.
idari olarak akatlar mahallesinin içinde kalan semt yaklaşık 3 binin üzerinde bir nüfusa sahiptir.
idari olarak akatlar mahallesinin içinde kalan semt yaklaşık 3 binin üzerinde bir nüfusa sahiptir.
istanbulun beşiktaş ilçesinde bir semttir.
barbaros bulvarı üzerinde beşiktaş-yıldız arasındaki yolun her iki kesimini de kapsar. genellikle evler işyerlerine çevrilmiştir. "conrad hilton oteli" bu semttedir.
barbaros bulvarı üzerinde beşiktaş-yıldız arasındaki yolun her iki kesimini de kapsar. genellikle evler işyerlerine çevrilmiştir. "conrad hilton oteli" bu semttedir.
istanbul bahçelievlerde bir semt. "siyavuşpaşa kasrı" da bu semttedir.
#906227
gidici.
dikkat edin bu arkadaşımıza...
aman.
gidici.
dikkat edin bu arkadaşımıza...
aman.
nutuktan...
efendiler, ben, asım beye bu son cümleleri yazdırırken (2 ekim 1919, saat 15.40ta) araya imzasız şöyle bir telgraf girdi: «paşa hazretleri, istanbuldaki yakın arkadaşlar söylediler. bütün akşam gazeteleri yazıyormuş. ferit paşa sağlık durumu dolayısıyla istifa etmiş.
kabineyi kurmak üzere tevfik paşa görevlendirilmiş. daha sabahtan söyleniyordu, fakat doğrulanmamıştı, şimdi doğrulandı efendim.»
bu telgrafı kim veriyor? anlayınız, dedim. sormaya zaman kalmadan telgraf şu şekilde devam etti.
«biz, ankara telgrafçıları, paşa hazretlerinin huzurunda derin saygı ile eğiliriz ve vatanımızın başına bir belâ kâbusu olan bu kabinenin devrilmesi için milletin başına geçerek kazandığı başarıyı kutlarız. lûtfen söyleyiniz.»
telgraf haberleşmesi kesildi. gerçekten de 2 ekimde ferit paşa kabinesi düşmüş bulunuyordu. ancak, yeni kabineyi kuran tevfik paşa değil âyandan birinci ferik ali rıza paşa idi.
efendiler, sırası gelmişken arz edeyim. bütün telgrafçılarımızın, teşebbüslerimiz ve millî mücadelemiz için yaptıkları fedakârca hizmetlerinin millî tarihimizde önemli bir yeri vardır. kendilerine bugün açıkça teşekkür etmeyi bir borç sayarım.
devamı için:
(bkz: ali rıza paşa kabinesi)
efendiler, ben, asım beye bu son cümleleri yazdırırken (2 ekim 1919, saat 15.40ta) araya imzasız şöyle bir telgraf girdi: «paşa hazretleri, istanbuldaki yakın arkadaşlar söylediler. bütün akşam gazeteleri yazıyormuş. ferit paşa sağlık durumu dolayısıyla istifa etmiş.
kabineyi kurmak üzere tevfik paşa görevlendirilmiş. daha sabahtan söyleniyordu, fakat doğrulanmamıştı, şimdi doğrulandı efendim.»
bu telgrafı kim veriyor? anlayınız, dedim. sormaya zaman kalmadan telgraf şu şekilde devam etti.
«biz, ankara telgrafçıları, paşa hazretlerinin huzurunda derin saygı ile eğiliriz ve vatanımızın başına bir belâ kâbusu olan bu kabinenin devrilmesi için milletin başına geçerek kazandığı başarıyı kutlarız. lûtfen söyleyiniz.»
telgraf haberleşmesi kesildi. gerçekten de 2 ekimde ferit paşa kabinesi düşmüş bulunuyordu. ancak, yeni kabineyi kuran tevfik paşa değil âyandan birinci ferik ali rıza paşa idi.
efendiler, sırası gelmişken arz edeyim. bütün telgrafçılarımızın, teşebbüslerimiz ve millî mücadelemiz için yaptıkları fedakârca hizmetlerinin millî tarihimizde önemli bir yeri vardır. kendilerine bugün açıkça teşekkür etmeyi bir borç sayarım.
devamı için:
(bkz: ali rıza paşa kabinesi)
-ilk bozkır olayı ve izmit mutasarrıfının karşı koyması-
nutuktan...
efendiler, istanbul hükûmeti tarafından kolordu komutanı olarak konyaya gönderilen sait paşayı 30 eylülde istanbula geri gönderdik. konya valisi kaçak cemal beyin kaçışından önce tertiplediği ilk bozkır olayının önüne geçmek için, 20nci kolordu ve niğdede 11inci tümen vasıtasıyla ve bunların yardımlarıyla gerekli tedbirler alınarak, istanbulun, çıkmasını beklediği olayları önledik. ereğli, bolu, adapazarı, izmit dolaylarında kurulmasına çalışılan kuva-yı milliye teşkilâtı, eylül ayının son günlerinde büyük bir hassasiyet göstermeye başladı. o çevrelerdeki kuva-yı milliye liderleri, kabinenin direnmesi halinde istanbula harekete hazır bulunduklarını bildiriyorlardı. bu hususu, 28 eylülde, bütün memlekete ve tabiî olarak istanbula da bir genelgeyle bildirdik. ancak, izmit şehrinde, 2 ekim günü olumsuz denebilecek yeni bir durum karşısında kaldık. o tarihte, izmit mutasarrıfı, suat bey adında bir zattı. kendisini telgraf başına çağırdık. son günlerde yapılan tebliğlerin hepsinin alınıp, gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini sordum. mutasarrıf bey, yaptığı açıklamada diyordu ki: «yapılan tebliğleri aldım. anlaşmazlık ve karışıklık olmaması için halkı serbest bırakarak dinlemeyi en doğru hareket saydım. olumsuz söylentiler vardır. heyet-i temsiliyeden açıklama istemek ve özellikle maksadın ittihat hükûmetini önceki şekliyle yeniden diriltmek olup olmadığını kesin olarak anlamak kararındadırlar. bendeniz en tarafsız bir kimse olarak huzur ve güvenliği koruma görevini yüklenmiş bulunuyorum. her kim ve her ne için olursa olsun, sonucu bilinmeyen bir maceraya başkalarını sürüklemeyi doğru bulmam. tedbirli ve ihtiyatlı hareket etme yanlısı olduğumu bütün tecrübelerime dayanarak arz ederim» (belge: 120).
verdiğim cevap aynen şu idi:
sivas, 2.10.1919
suat beye
c — izmitte en küçük bir anlaşmazlık ve karışıklığa meydan vermemek asıl görevimiz olduğu gibi, tarafımızdan da özellikle rica edilmiş bir husustur. millî teşkilât ve mücadelemizin meşru maksadını ve niteliğini gerek zâtıâlînize gerek izmitteki birçok kimseye ve bütün dünyaya karşı yazmış ve yazmakta bulunduğumuz bildiri ve açıklamalarla, en kinci düşmanlarımıza bile anlatmış olduğumuza şüphemiz kalmamıştır. artık, ayak takımının dedikodusundan öteye bir değeri olmayan söylentilerin, karar verme konusunda etkili olabileceğine imkân vermiyoruz. bundan başka, eğer halkın açıklanmasını istediği noktalar var idiyse, bunlar neden derhal bize sorulup, çözüme kavuşturulmamış bulunuyor. siz, tarafsız olarak kalmayı tercih buyuruyorsunuz. oysa, tuttuğunuz yol kesinlikle tarafsızlık yolu olamaz. çünkü, siz milletin meşru mücadelesine karşı tarafsızlık iddiasında bulunduğunuz halde, haince davranışları ile kanun dışı ve aslında yok hükmünde olan ferit paşa kabinesinin memurluğunu yapmakla meşgulsünüz. ittihatçılığın diriltilmesi ile uğraşacak kısır görüşlülerden olmadığımı siz pek güzel anlayabilirsiniz. size en temiz duygularla ve fakat bütün kesinliği ile şunu arz ederim ki, siz artık ferit paşa kabinesine güven duymuyor iseniz, bunu dahiliye nezaretine resmen bildirmelisiniz. eğer milletin hüküm ve isteklerine aykırı olarak ferit paşa kabinesine güveniniz varsa, izmitin sayın halkını meşru olan milli mücadelesinde serbest bırakmak üzere derhal yerinizi terk ile istanbula hareket ediniz. bu iki noktadan herhangi birine uymamanız halinde, yüksek şahsınızın karşılaşabileceği durumun sebep ve sorumlusunun yine siz olmuş bulunacağını pek samimî olarak bildirmeyi vicdanî bir görev sayarım.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
mutasarrıf beyin, «kulunuzu sükûnetle dinleyiniz efendim, bendeniz iyi ifade edemedim. maksadınızın yüceliğinden ve meşruluğundan zaten söz edilemez» cümleleriyle başlayan cevabında yazılan satırlar, «bizi yarınki cuma namazına kadar kendi halimize bırakınız. ferit paşaya kimbilir kaç defa kalemle hücum eden bendenizi ne kadar kötü gözle görüyorsunuz efendim» cümleleriyle son buluyordu (belge: 121).
bunun üzerine, ertesi günkü cuma namazına kadar bekleyeceğimizi bildirmek üzere yazdırdığım telgrafa şu iki cümleyi ekledim: «sizi kötü gözle gördüğüm şeklindeki zan doğru değildir. çünkü, vicdanımız sızlamadan verebileceğimiz hükümler, ancak fiilî sonuçlara bağlıdır, efendim» (belge: 122).
o tarihte, izmitte, albay asım bey adında bir zat tümen komutanı olarak bulunuyordu. asım beye de, bir iki günden beri, telgraf başında tebligatta bulunulmuştu. ancak, hiçbir cevap alınamıyordu. onu da 2 ekim günü makine başına çağırdım ve konuştum. kendisine: «kabinenin düşeceği ve belki de düşmüş olması kesindir. bu bakımdan milletin azim ve iradesi her türlü kararsızlığın üstünde bir güce sahiptir» dedikten sonra, kesin düşünce kararını beklemekte olduğumu söyledim (belge: 123). tümen komutanı asım beyin uzun özür dilemeler ve görüş bildirmelerle dolu cevabından çıkan elle tutulur anlam, şimdiye kadar cevap vermeyişinin sebebinin istanbuldaki kolordu komutanından sorduğu sorulara cevap alamamış olmasından ileri geldiği (belge: 124) ve yarınki cuma namazında karar alınacağı cümleleri ile özetlenebilir (belge: 125) bazı nasihat ve teşvikleri içine alan cevabımızda başlıca şunları söyledim: «ferit paşanın yarına kadar çekilmesi pek muhtemeldir. bu takdirde, yarınki toplantınız sonunda zâtışâhâneye ve kesinleştiği takdirde yeni hükûmet başkanına, kabinenin millî gayeyi tam olarak benimsemiş tarafsız kimselerden kurulmasının istirham edilmesini ve bunun beklendiğinin arzedilmesini sağlayınız. bir de, vatanımızı ve millî bağımsızlığımızı kurtarmak için, kurulacak yeni kabine ile işbirliği hâlinde daha pek çok çalışmaya ihtiyacımız olduğundan, tam bir sükûnet içinde, heyet-i temsiliye kararıyla arzettiğim hususları göz önünde bulundurarak teşkilâtlanmaya devam buyurulmasını rica ederim» (belge: 126).
devamı için:
(bkz: ferit paşa nın istifası)
nutuktan...
efendiler, istanbul hükûmeti tarafından kolordu komutanı olarak konyaya gönderilen sait paşayı 30 eylülde istanbula geri gönderdik. konya valisi kaçak cemal beyin kaçışından önce tertiplediği ilk bozkır olayının önüne geçmek için, 20nci kolordu ve niğdede 11inci tümen vasıtasıyla ve bunların yardımlarıyla gerekli tedbirler alınarak, istanbulun, çıkmasını beklediği olayları önledik. ereğli, bolu, adapazarı, izmit dolaylarında kurulmasına çalışılan kuva-yı milliye teşkilâtı, eylül ayının son günlerinde büyük bir hassasiyet göstermeye başladı. o çevrelerdeki kuva-yı milliye liderleri, kabinenin direnmesi halinde istanbula harekete hazır bulunduklarını bildiriyorlardı. bu hususu, 28 eylülde, bütün memlekete ve tabiî olarak istanbula da bir genelgeyle bildirdik. ancak, izmit şehrinde, 2 ekim günü olumsuz denebilecek yeni bir durum karşısında kaldık. o tarihte, izmit mutasarrıfı, suat bey adında bir zattı. kendisini telgraf başına çağırdık. son günlerde yapılan tebliğlerin hepsinin alınıp, gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini sordum. mutasarrıf bey, yaptığı açıklamada diyordu ki: «yapılan tebliğleri aldım. anlaşmazlık ve karışıklık olmaması için halkı serbest bırakarak dinlemeyi en doğru hareket saydım. olumsuz söylentiler vardır. heyet-i temsiliyeden açıklama istemek ve özellikle maksadın ittihat hükûmetini önceki şekliyle yeniden diriltmek olup olmadığını kesin olarak anlamak kararındadırlar. bendeniz en tarafsız bir kimse olarak huzur ve güvenliği koruma görevini yüklenmiş bulunuyorum. her kim ve her ne için olursa olsun, sonucu bilinmeyen bir maceraya başkalarını sürüklemeyi doğru bulmam. tedbirli ve ihtiyatlı hareket etme yanlısı olduğumu bütün tecrübelerime dayanarak arz ederim» (belge: 120).
verdiğim cevap aynen şu idi:
sivas, 2.10.1919
suat beye
c — izmitte en küçük bir anlaşmazlık ve karışıklığa meydan vermemek asıl görevimiz olduğu gibi, tarafımızdan da özellikle rica edilmiş bir husustur. millî teşkilât ve mücadelemizin meşru maksadını ve niteliğini gerek zâtıâlînize gerek izmitteki birçok kimseye ve bütün dünyaya karşı yazmış ve yazmakta bulunduğumuz bildiri ve açıklamalarla, en kinci düşmanlarımıza bile anlatmış olduğumuza şüphemiz kalmamıştır. artık, ayak takımının dedikodusundan öteye bir değeri olmayan söylentilerin, karar verme konusunda etkili olabileceğine imkân vermiyoruz. bundan başka, eğer halkın açıklanmasını istediği noktalar var idiyse, bunlar neden derhal bize sorulup, çözüme kavuşturulmamış bulunuyor. siz, tarafsız olarak kalmayı tercih buyuruyorsunuz. oysa, tuttuğunuz yol kesinlikle tarafsızlık yolu olamaz. çünkü, siz milletin meşru mücadelesine karşı tarafsızlık iddiasında bulunduğunuz halde, haince davranışları ile kanun dışı ve aslında yok hükmünde olan ferit paşa kabinesinin memurluğunu yapmakla meşgulsünüz. ittihatçılığın diriltilmesi ile uğraşacak kısır görüşlülerden olmadığımı siz pek güzel anlayabilirsiniz. size en temiz duygularla ve fakat bütün kesinliği ile şunu arz ederim ki, siz artık ferit paşa kabinesine güven duymuyor iseniz, bunu dahiliye nezaretine resmen bildirmelisiniz. eğer milletin hüküm ve isteklerine aykırı olarak ferit paşa kabinesine güveniniz varsa, izmitin sayın halkını meşru olan milli mücadelesinde serbest bırakmak üzere derhal yerinizi terk ile istanbula hareket ediniz. bu iki noktadan herhangi birine uymamanız halinde, yüksek şahsınızın karşılaşabileceği durumun sebep ve sorumlusunun yine siz olmuş bulunacağını pek samimî olarak bildirmeyi vicdanî bir görev sayarım.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
mutasarrıf beyin, «kulunuzu sükûnetle dinleyiniz efendim, bendeniz iyi ifade edemedim. maksadınızın yüceliğinden ve meşruluğundan zaten söz edilemez» cümleleriyle başlayan cevabında yazılan satırlar, «bizi yarınki cuma namazına kadar kendi halimize bırakınız. ferit paşaya kimbilir kaç defa kalemle hücum eden bendenizi ne kadar kötü gözle görüyorsunuz efendim» cümleleriyle son buluyordu (belge: 121).
bunun üzerine, ertesi günkü cuma namazına kadar bekleyeceğimizi bildirmek üzere yazdırdığım telgrafa şu iki cümleyi ekledim: «sizi kötü gözle gördüğüm şeklindeki zan doğru değildir. çünkü, vicdanımız sızlamadan verebileceğimiz hükümler, ancak fiilî sonuçlara bağlıdır, efendim» (belge: 122).
o tarihte, izmitte, albay asım bey adında bir zat tümen komutanı olarak bulunuyordu. asım beye de, bir iki günden beri, telgraf başında tebligatta bulunulmuştu. ancak, hiçbir cevap alınamıyordu. onu da 2 ekim günü makine başına çağırdım ve konuştum. kendisine: «kabinenin düşeceği ve belki de düşmüş olması kesindir. bu bakımdan milletin azim ve iradesi her türlü kararsızlığın üstünde bir güce sahiptir» dedikten sonra, kesin düşünce kararını beklemekte olduğumu söyledim (belge: 123). tümen komutanı asım beyin uzun özür dilemeler ve görüş bildirmelerle dolu cevabından çıkan elle tutulur anlam, şimdiye kadar cevap vermeyişinin sebebinin istanbuldaki kolordu komutanından sorduğu sorulara cevap alamamış olmasından ileri geldiği (belge: 124) ve yarınki cuma namazında karar alınacağı cümleleri ile özetlenebilir (belge: 125) bazı nasihat ve teşvikleri içine alan cevabımızda başlıca şunları söyledim: «ferit paşanın yarına kadar çekilmesi pek muhtemeldir. bu takdirde, yarınki toplantınız sonunda zâtışâhâneye ve kesinleştiği takdirde yeni hükûmet başkanına, kabinenin millî gayeyi tam olarak benimsemiş tarafsız kimselerden kurulmasının istirham edilmesini ve bunun beklendiğinin arzedilmesini sağlayınız. bir de, vatanımızı ve millî bağımsızlığımızı kurtarmak için, kurulacak yeni kabine ile işbirliği hâlinde daha pek çok çalışmaya ihtiyacımız olduğundan, tam bir sükûnet içinde, heyet-i temsiliye kararıyla arzettiğim hususları göz önünde bulundurarak teşkilâtlanmaya devam buyurulmasını rica ederim» (belge: 126).
devamı için:
(bkz: ferit paşa nın istifası)
nutuktan...
rahmetli kerim paşanın fuat paşaya yazdığı ilk telgrafında, istanbuldaki yüksek mevkili şahısların mücadele liderleriyle belli bir yerde buluşup konuşmalarından söz edildiğini görmüştük.
bunun benzeri, fakat aksine yani anadoludan istanbula gitme yolunda bir teklif de, bundan daha önce trabzondan çıkmıştı.
müsaade buyurursanız bunu biraz açıklayayım: trabzon valisi galip bey, 18/19 eylül tarihlerinde teftiş göreviyle ardasa(73)da bulunuyordu.
kâzım karabekir paşanın ardasaya gidip vali ile görüşmesi söz konusu idi. bu konu üzerinde 19 eylülde telgraf başında kâzım karabekir paşa ile görüştük. sebebi trabzondan aldığım 18 eylül tarihli bir telgraftı.
kendisine olduğu gibi verdiğim bu telgrafta: «millî çıkarları bozan altı maddeyi kabul etmiyoruz (bu altı madde istanbul ile ilişki kesme konusundaki emirdir). arzedeceklerimizin zâtışâhâneye ulaştırılması da oraya gönderilecek bir heyetle sağlanabilir kanısındayız» denilmekte idi (belge: 114).
kâzım karabekir paşa, makine başında trabzon valisi ile görüşmüş, özetini bildirdi. vali soru tarzında birtakım görüşler ileri sürmüş. karabekir paşa uygun karşılıklar vermiş.
vali, en sonunda: «istanbula bir heyet gönderilerek durumun
padişaha arzını ve bu heyetle birlikte kendisinin gitmesini teklif etmiş ise de, artık bizim çeşitli yollarla konuyu arza bir çare düşünmüş olmamız dolayısıyla, bu düşüncesinden vazgeçmiştir.
böyle bir heyetin gitmesi ve buna sarayın durumunu iyi bilen gümüşhane temsilcisi zeki beyin de katılması teklif edilmektedir» denilmekte idi (belge: 115).
gariptir ki, iki gün sonra, yani 21 eylül 1919da, toruldaki yarbay ha1it beyin gönderdiği bir şifrede de bu heyet meselesinden söz ediliyordu.
fazlasıyla kuşkuya düşen padişahı yabancıların ve ferit paşanın kucağına atmamak için, istanbula gizlice bir heyet gönderilmesinin uygun olacağı, eğer bu heyete servet ve zeki beyler de temsilci olarak alınırsa kendilerinin sevinerek kabul edecekleri, zeki beyin ağzından bildiriliyordu (belge: 116).
ha1it beye 22 eylülde verdiğim cevapta zeki ve servet beylerin de içinde bulunacağı bir heyetin istanbula gönderilmesinin uygun olmadığını bildirdim. 24/25 eylül tarihinde hâlit beyden aldığım bir telgrafta, «trabzondaki muhalefetin başı durumunda olan trabzon valisi galip beyi, kolordunun ve erzurum valisinin davetini kabul edip erzuruma gitmediğinden, mecburiyet karşısında ve silâhlı koruma ile bu gece (24/25 eylül) erzuruma gönderdim» deniliyordu (belge: 117).
efendiler, garip bir tesadüf değil midir ki, rahmetli kerim paşanın ilk aracılık telgrafı, trabzon valisinin tutuklandığı gecenin ertesi günü, trabzonda, vali, zeki ve servet beylerle, bunların aldatması üzerine bazı kimselerin istanbul ile ilişki kesme konusundaki teşebbüslerinin ve istanbula bir gizli heyet olarak gitme plânlarının başarısızlığa uğratılmasının gerçekleştiği bir günde, yani 25 eylül günü çekiliyor ve bizi ancak 27/28 eylül gecesi aramak gereği duyuluyor.
yazışmaların şeklinden anlaşıldığına göre, erzuruma giden vali galip bey, kâzım karabekir paşaya, yeniden istanbula bir heyet aracılığı ile başvurmaktan söz etmiştir. bununla ilgili olarak, paşanın 27 eylül tarihli bir «olur» isteme telgrafını alıyoruz.
buna 28 eylülde karşılık olarak çekilen telgrafta, kerim paşa ile yapılan görüşmemin özeti verildikten sonra, «söz konusu müracaatın gerekli görülüp görülmediğinin bildirilmesini rica ederiz. gerekli görüldüğü takdirde, trabzon valisinin, millî mücadelemize karşı gelme konusunda dahiliye nâzırı âdil beyden hiçbir farkı olmadığından, kendisinin asil millî mücadelemize hiçbir şekilde karışmasına müsaade buyurulmaması» karşılığı veriliyor (belge: 118). kâzım karabekir paşanın 30
eylülde verdiği karşılıkta: «trabzon valisinin bu gibi işlere karıştırılmaması konusundaki» düşüncemizin yerinde olduğu kabul edildikten sonra, «trabzonun durumunda çoktandır beklenen düzelme gerçekleşti» deniliyordu (belge: 119).
efendiler, son olarak sunduğum bilgilerle bir gerçek üzerinde daha düşünceleri aydınlatmak isterim. trabzon valisi galip bey ile zeki bey, saray ve ferit paşa ile ilişki içinde idiler. bir heyet halinde istanbula gitmekten maksatları, millî gayeye hizmet değil, orada gerekenleri aydınlatarak ve bazı tedbirler tavsiye ederek, yeni talimat almak gibi bir maksada dayandığına bence şüphe yoktur. nitekim, zeki bey daha sonra istanbula gidince, arkasından gerektiği kadar para ve cephane göndermeye söz verilerek ve özel bir talimat ile trabzon ve gümüşhane dolaylarında örgütler kurmak üzere gönderilmiştir. kendisini ineboluda tutuklatıp ankaraya getirtmiştim.
bana, bu söylediklerinin hepsini itiraf etti. yalnız, sözde istanbulu aldattığını, alacağı para ve silâhları bize teslim etmek niyetinde bulunduğunu söyledi. buna o gün ve hattâ bugün bile inanacak saf kimseler bulunabilir mi? bununla birlikte, ben bu zâtı, erzurum kongresindeki ilişkinin hatırasına saygı duyarak, yalnız gerekli uyarı ve nasihatlarda bulunmakla yetinmiş ve serbest bırakmıştım.
devamı için:
(bkz: ilk bozkır olayı ve izmit mutasarrıfı)
rahmetli kerim paşanın fuat paşaya yazdığı ilk telgrafında, istanbuldaki yüksek mevkili şahısların mücadele liderleriyle belli bir yerde buluşup konuşmalarından söz edildiğini görmüştük.
bunun benzeri, fakat aksine yani anadoludan istanbula gitme yolunda bir teklif de, bundan daha önce trabzondan çıkmıştı.
müsaade buyurursanız bunu biraz açıklayayım: trabzon valisi galip bey, 18/19 eylül tarihlerinde teftiş göreviyle ardasa(73)da bulunuyordu.
kâzım karabekir paşanın ardasaya gidip vali ile görüşmesi söz konusu idi. bu konu üzerinde 19 eylülde telgraf başında kâzım karabekir paşa ile görüştük. sebebi trabzondan aldığım 18 eylül tarihli bir telgraftı.
kendisine olduğu gibi verdiğim bu telgrafta: «millî çıkarları bozan altı maddeyi kabul etmiyoruz (bu altı madde istanbul ile ilişki kesme konusundaki emirdir). arzedeceklerimizin zâtışâhâneye ulaştırılması da oraya gönderilecek bir heyetle sağlanabilir kanısındayız» denilmekte idi (belge: 114).
kâzım karabekir paşa, makine başında trabzon valisi ile görüşmüş, özetini bildirdi. vali soru tarzında birtakım görüşler ileri sürmüş. karabekir paşa uygun karşılıklar vermiş.
vali, en sonunda: «istanbula bir heyet gönderilerek durumun
padişaha arzını ve bu heyetle birlikte kendisinin gitmesini teklif etmiş ise de, artık bizim çeşitli yollarla konuyu arza bir çare düşünmüş olmamız dolayısıyla, bu düşüncesinden vazgeçmiştir.
böyle bir heyetin gitmesi ve buna sarayın durumunu iyi bilen gümüşhane temsilcisi zeki beyin de katılması teklif edilmektedir» denilmekte idi (belge: 115).
gariptir ki, iki gün sonra, yani 21 eylül 1919da, toruldaki yarbay ha1it beyin gönderdiği bir şifrede de bu heyet meselesinden söz ediliyordu.
fazlasıyla kuşkuya düşen padişahı yabancıların ve ferit paşanın kucağına atmamak için, istanbula gizlice bir heyet gönderilmesinin uygun olacağı, eğer bu heyete servet ve zeki beyler de temsilci olarak alınırsa kendilerinin sevinerek kabul edecekleri, zeki beyin ağzından bildiriliyordu (belge: 116).
ha1it beye 22 eylülde verdiğim cevapta zeki ve servet beylerin de içinde bulunacağı bir heyetin istanbula gönderilmesinin uygun olmadığını bildirdim. 24/25 eylül tarihinde hâlit beyden aldığım bir telgrafta, «trabzondaki muhalefetin başı durumunda olan trabzon valisi galip beyi, kolordunun ve erzurum valisinin davetini kabul edip erzuruma gitmediğinden, mecburiyet karşısında ve silâhlı koruma ile bu gece (24/25 eylül) erzuruma gönderdim» deniliyordu (belge: 117).
efendiler, garip bir tesadüf değil midir ki, rahmetli kerim paşanın ilk aracılık telgrafı, trabzon valisinin tutuklandığı gecenin ertesi günü, trabzonda, vali, zeki ve servet beylerle, bunların aldatması üzerine bazı kimselerin istanbul ile ilişki kesme konusundaki teşebbüslerinin ve istanbula bir gizli heyet olarak gitme plânlarının başarısızlığa uğratılmasının gerçekleştiği bir günde, yani 25 eylül günü çekiliyor ve bizi ancak 27/28 eylül gecesi aramak gereği duyuluyor.
yazışmaların şeklinden anlaşıldığına göre, erzuruma giden vali galip bey, kâzım karabekir paşaya, yeniden istanbula bir heyet aracılığı ile başvurmaktan söz etmiştir. bununla ilgili olarak, paşanın 27 eylül tarihli bir «olur» isteme telgrafını alıyoruz.
buna 28 eylülde karşılık olarak çekilen telgrafta, kerim paşa ile yapılan görüşmemin özeti verildikten sonra, «söz konusu müracaatın gerekli görülüp görülmediğinin bildirilmesini rica ederiz. gerekli görüldüğü takdirde, trabzon valisinin, millî mücadelemize karşı gelme konusunda dahiliye nâzırı âdil beyden hiçbir farkı olmadığından, kendisinin asil millî mücadelemize hiçbir şekilde karışmasına müsaade buyurulmaması» karşılığı veriliyor (belge: 118). kâzım karabekir paşanın 30
eylülde verdiği karşılıkta: «trabzon valisinin bu gibi işlere karıştırılmaması konusundaki» düşüncemizin yerinde olduğu kabul edildikten sonra, «trabzonun durumunda çoktandır beklenen düzelme gerçekleşti» deniliyordu (belge: 119).
efendiler, son olarak sunduğum bilgilerle bir gerçek üzerinde daha düşünceleri aydınlatmak isterim. trabzon valisi galip bey ile zeki bey, saray ve ferit paşa ile ilişki içinde idiler. bir heyet halinde istanbula gitmekten maksatları, millî gayeye hizmet değil, orada gerekenleri aydınlatarak ve bazı tedbirler tavsiye ederek, yeni talimat almak gibi bir maksada dayandığına bence şüphe yoktur. nitekim, zeki bey daha sonra istanbula gidince, arkasından gerektiği kadar para ve cephane göndermeye söz verilerek ve özel bir talimat ile trabzon ve gümüşhane dolaylarında örgütler kurmak üzere gönderilmiştir. kendisini ineboluda tutuklatıp ankaraya getirtmiştim.
bana, bu söylediklerinin hepsini itiraf etti. yalnız, sözde istanbulu aldattığını, alacağı para ve silâhları bize teslim etmek niyetinde bulunduğunu söyledi. buna o gün ve hattâ bugün bile inanacak saf kimseler bulunabilir mi? bununla birlikte, ben bu zâtı, erzurum kongresindeki ilişkinin hatırasına saygı duyarak, yalnız gerekli uyarı ve nasihatlarda bulunmakla yetinmiş ve serbest bırakmıştım.
devamı için:
(bkz: ilk bozkır olayı ve izmit mutasarrıfı)
nutuktan...
söze ben devam ettim ve: «kerim paşa hazretleri, meşru çalışmalarımızın ve millî tepkilerimizin artık daha fazla kötüye yorulmasına ve düzeltilmeye muhtaç görülmesine; hele bu düzeltme ve değiştirmeler içinde, suçluluğu ve hainliği ortaya çıkmış bir kabine üyelerinin meşru olmayan savunmalarının esas alındığını görmeye tahammülümüz yoktur. biz, son durumu açıklayarak milletin kesin isteğini arz ettik. bilmem tekrarı gerekli midir? zâtıâlîleri sonuçlandırılması gerekli bu millî isteğe karşı, ferit paşa kabinesinin, devletin en yüksek sadrazamlık mevkiini hâlâ kirletmesine aracılık etmek istiyorsanız, bu gayretiniz hiçbir yararlı sonuç veremeyeceği gibi siz kardeşimiz hakkındaki eski kardeşlik duygularımızın da sarsılmasına yol açacağından endişe ederim.
şimdi, ferit paşa, bir an bile kaybetmeden mevkiini bir namuslu kimseye bırakacaksa ve buna siz de inanıyorsanız, çözüm bekleyen hiçbir güçlük kalmamış demektir. aksi takdirde, aracılığınız, kalbinizin kırılmasından ve boşuboşuna yorgunluktan başka bir sonuç vermeyecektir.
ferit paşa, mevkiini korumaya devam ederse, kendisinin çok acı bir sonla karşılaşmasına yol açacaktır. en son ve en kesin söz şudur: maksadımız bu sarsılmaz gerçeği padişahın bilgisine sunmaktır. siz, ancak bu asil görevi yerine getirerek bugün vatan ve milletin yüksek kişiliğinizden beklediği dinî ve millî görevi yapmış olursunuz. »
kerim paşa, «sözü uzatmamak elbette asıl maksattır» diye başlayarak, sözü gereğinden fazla uzattı. bu uzun sözler şu cümle ile son buldu: «burada vatan için yaptığım şu teşebbüs elbette allah ve millet katında bütün asaletiyle bezenmiş olarak kalır ve işin gerçek sahibi olan her şeye kadir ulu tanrı, millet ve vatanın kurtuluşunu sağlayacak esasları orada bulunanlara böylece bağlayarak tamamlar. ulu tanrı güçlükleri çözücüdür. değerli gözlerinizden öperim.»
yeniden cevap verme sırası bana gece yarısından sonra saat 4.30da geldi. kerim paşanın dokunduğu noktaları karşılıksız bırakamazdım. ben de uzun düşünceler ileri sürdüm ve sonunda: «o halde, dedim, bizim ve sizin gibi onur sahibi ve vatansever kimselerin yapacakları teşebbüsün gayesi ne olmak gerekir? yönetiminin her dakikasından millet için, gelecekteki kaderimiz için yeni bir yıkım yolu hazırlamaktan başka bir sonuç beklenmeyen ferit paşa ile milletin arasını bulmak imkânsızlığı ile uğraşmak mı, yoksa bir an önce bu meşru olmayan kabinenin yerine millet ve memleketin ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte yeni bir heyetin devlet işlerini üzerine alması gereğini padişaha bildirmek üzere yol aramak mıdır? lûtfedip bu iki noktadan biri için evet veya hayır şeklinde cevap verirseniz, tanrı ve millet katında bütün asaletiyle değerli kalacağına şüphe olmayan bu asil teşebbüsünüzün bizlerle ilgili yönünü tamamlamış olursunuz.»
kerim paşa, istediğimiz kısa cevaba yine uzun bir cevap verdi. fakat bu uzun sözler arasında, bazı cümlelerle, bize padişahın aldatılmış olmayıp her şeyi bildiğini anlatıyordu.
kerim paşanın bazı cümlelerinde şu sözler vardı: «yüce padişahlık katı kesin karar ve çözüm makamı olup meşru bir devlette bu yüksek makam, bütün millet fertlerinin yöneleceği mihraptır. anadolunun bütün dileklerinin halife hazretlerine duyurulduğu hakkında bendenize bilgi vermişlerdir. o halde, millet işlerinin yöneleceği ve dileklerinin kabul edileceği yüksek bir makam olan padişahımız efendimiz her şeyi bilmektedir.»
kerim paşa, kendisine has cümlelerle devam ettiği görüşlerine şöylece son verdi:
«ulu tanrı, nice yüksek sebepler yaratarak ve telkin ederek bu çözülmesi güç düğümü bütünüyle çözecektir. elbette ki, tanrının buyruğu güzeldir ve yakındır. tanrının eli bütün ellerden üstündür. geleceğimiz, tanrının lûtfu ile milletçe lâyık olduğumuz yücelikte uğurlu ve hayırlı olacaktır. işte kerimin inancı budur aziz ruhum.»
bu defa efendiler, gece yansından sonra saat 6.10a gelmiş olmasına rağmen, üçüncü safhanın açılmasına ben sebep oldum.
merhum kerim paşanın pek hoşlandığını bildiğim bir ifadeyle «büyük hazret» diye söze başladım:
«ümmetin ve milletin yüce mihrâbı olduğu içindir ki, milletin dileklerini bildirme yolunu bulma teşebbüsünden geri durmadık.
yalnız, zâtıâlînizi büyük bir yanlışlıktan kurtarmak maksadıyla arz edelim ki, anadolunun bütün dileklerinin halifeye duyurulduğu hususundaki sözlere, milletin daha, kesin bir güveni yoktur. çünkü, millet bilmektedir ki, padişah, hainlikleri ortaya çıkmış birkaç kişiyi millete tercih buyurmazlar.»
kerim paşanın dokunmuş olduğu noktalara cevap verirken şunları da söyledim: «pek güzel ve yakın olan tanrı emrinin yerine gelmesi ile, bahtsız ve zulme uğramış asil milletimizin kurtuluşa ve huzura kavuşmasını yüce tanrının denizler kadar engin olan koruyuculuğundan ümitle diler ve ufukları hep inatçı bir dumanla sarılı olan istanbuldaki bazı kimselerin gerçeği görmemek için aşağılıkça direnen duygularının eriyip kaybolmasını bekleriz. milletin asil ruhu da işte böylesine duygularla doludur.
yalnız tekrarlamama müsaadenizi rica ederim ki, evet veya hayır şeklinde karşılık verilmesini istirham ettiğimiz sorular maalesef karşılıksız bırakılmıştır. azizim, allahın eli bütün ellerden üstündür. ancak bununla birlikte güçlükleri yenmeye ve problemleri çözmeye girişenlerin kesinleşmiş bir hedefi olmak gerekti…….» millet, tanrının buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi milletçe elde edeceklerimiz hayırlı ve uğurlu olacaktır. lûtufkâr dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. gayret bizden, yardım ve kolaylık ölümsüz tanrıdandır.»
mustafa kemal
artık kerim paşanın yorulduğu anlaşılıyordu. «son iki sözüm ruhum» diyerek «millî dâvânın ilkelerini üstün tutmak ve korumak şartıyla, içten gelen dileklerin sayılıp döküldüğünü ve tanrının eli... yüce âyetinin, tanrı tarafından hayırla kabul buyurulması için kullanılmış olduğunu söyledikten sonra «allaha ısmarladık yine görüşeceğiz...» diyerek çekilmek istedi.
bırakmadık!
son sözü biz söylemek istedik ve dedik ki: «kardeşimizin hatırında kalsın diye son bir cümle arz ediyorum:
— millet güçlü, her şeyi kavramış ve tuttuğu yolda kesin kararlıdır. millî mücadele hızlı bir gelişme seyrindedir. yüce ve şevketli padişahımız efendimizin lûtuflarının ve sevgilerinin bir belirtisi olmak üzere karar vermelerinin ve soruna çözüm getirmelerinin zamanıdır» (belge: 112).
efendiler, bundan sonra ferit paşa kabinesi ancak üç gün dayanabilmiştir.
kendisi ile görüşemediğim dostum rahmetli kerim paşanın bazı kimselere söylediğine göre, bu görüşmemizi olduğu gibi padişaha göstermeyi başarmış ve bunun üzerine direnme gücü kırılmış.
kerim paşanın kara vasıf beye yazmış olduğu 8 kasım 1919 tarihli mektubunda da buna işaret edilmiştir.
rahmetlinin bu mektubunda şu satırlar vardır: «eski sadrazam, en son yapılan görüşme, bunun yol açtığı sürekli etki ve ciddî tartışmalar sonunda, çekilmek gerektiğine inanarak ve bütün direnme gücü kaybolarak istifasını sundu... işte sessiz sedasız, vatan için çalışan ve tek başına bendenizin tertemiz gayreti ile başarılan büyük olay budur...
dikkate almak gerekir ki, bu yazıları ben yazmıştım. eski sadrazam ile padişahımız efendimiz hazretleri, bütün bu görüşmelerin sonuçlarını öğrendikten sonra, dayandıkları sağlam temeller karşısında kararlarını vermişlerdir... yapılan teşebbüsün ve yazılan yazıların ne dereceye kadar önemli noktaları içine aldığı ve nasıl bir dürüst vicdan ve keskin görüşle, yaşanan gerçeklerin kâğıda geçirildiği, elbette tanrı katında ve milletin tarihî değerlendirmesinde asaletle bezenmiş bir değer olarak kalacaktır...
beni, bütün bunları sayıp dökmeye yönelten gerekçeler, geride kalmış olayları gerçek yüzleri ile ortaya koymaktır....» rahmetli kerim paşa mektubunun sonunda, «bu kâğıdımın bir kopyasını heyet-i temsiliyeye göndermek lûtfunu esirgemezseniz, büyük gerçeklerin tam olarak ve birlikte yayınlanmasına yardım etmiş olursunuz» demiş. oysa, bana mektubun kopyası değil aslı gönderilmişti. bu mektubu da yayınlanacak belgeler arasına koyacağım (belge: 113).
efendiler, bu görüşmenin yapıldığı gecenin ertesinde, yani 28 eylül günü, görüşme özeti bütün kolordulara şifre ile bildirildi.
devamı için:
(bkz: trabzon dan gelen teklif)
söze ben devam ettim ve: «kerim paşa hazretleri, meşru çalışmalarımızın ve millî tepkilerimizin artık daha fazla kötüye yorulmasına ve düzeltilmeye muhtaç görülmesine; hele bu düzeltme ve değiştirmeler içinde, suçluluğu ve hainliği ortaya çıkmış bir kabine üyelerinin meşru olmayan savunmalarının esas alındığını görmeye tahammülümüz yoktur. biz, son durumu açıklayarak milletin kesin isteğini arz ettik. bilmem tekrarı gerekli midir? zâtıâlîleri sonuçlandırılması gerekli bu millî isteğe karşı, ferit paşa kabinesinin, devletin en yüksek sadrazamlık mevkiini hâlâ kirletmesine aracılık etmek istiyorsanız, bu gayretiniz hiçbir yararlı sonuç veremeyeceği gibi siz kardeşimiz hakkındaki eski kardeşlik duygularımızın da sarsılmasına yol açacağından endişe ederim.
şimdi, ferit paşa, bir an bile kaybetmeden mevkiini bir namuslu kimseye bırakacaksa ve buna siz de inanıyorsanız, çözüm bekleyen hiçbir güçlük kalmamış demektir. aksi takdirde, aracılığınız, kalbinizin kırılmasından ve boşuboşuna yorgunluktan başka bir sonuç vermeyecektir.
ferit paşa, mevkiini korumaya devam ederse, kendisinin çok acı bir sonla karşılaşmasına yol açacaktır. en son ve en kesin söz şudur: maksadımız bu sarsılmaz gerçeği padişahın bilgisine sunmaktır. siz, ancak bu asil görevi yerine getirerek bugün vatan ve milletin yüksek kişiliğinizden beklediği dinî ve millî görevi yapmış olursunuz. »
kerim paşa, «sözü uzatmamak elbette asıl maksattır» diye başlayarak, sözü gereğinden fazla uzattı. bu uzun sözler şu cümle ile son buldu: «burada vatan için yaptığım şu teşebbüs elbette allah ve millet katında bütün asaletiyle bezenmiş olarak kalır ve işin gerçek sahibi olan her şeye kadir ulu tanrı, millet ve vatanın kurtuluşunu sağlayacak esasları orada bulunanlara böylece bağlayarak tamamlar. ulu tanrı güçlükleri çözücüdür. değerli gözlerinizden öperim.»
yeniden cevap verme sırası bana gece yarısından sonra saat 4.30da geldi. kerim paşanın dokunduğu noktaları karşılıksız bırakamazdım. ben de uzun düşünceler ileri sürdüm ve sonunda: «o halde, dedim, bizim ve sizin gibi onur sahibi ve vatansever kimselerin yapacakları teşebbüsün gayesi ne olmak gerekir? yönetiminin her dakikasından millet için, gelecekteki kaderimiz için yeni bir yıkım yolu hazırlamaktan başka bir sonuç beklenmeyen ferit paşa ile milletin arasını bulmak imkânsızlığı ile uğraşmak mı, yoksa bir an önce bu meşru olmayan kabinenin yerine millet ve memleketin ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte yeni bir heyetin devlet işlerini üzerine alması gereğini padişaha bildirmek üzere yol aramak mıdır? lûtfedip bu iki noktadan biri için evet veya hayır şeklinde cevap verirseniz, tanrı ve millet katında bütün asaletiyle değerli kalacağına şüphe olmayan bu asil teşebbüsünüzün bizlerle ilgili yönünü tamamlamış olursunuz.»
kerim paşa, istediğimiz kısa cevaba yine uzun bir cevap verdi. fakat bu uzun sözler arasında, bazı cümlelerle, bize padişahın aldatılmış olmayıp her şeyi bildiğini anlatıyordu.
kerim paşanın bazı cümlelerinde şu sözler vardı: «yüce padişahlık katı kesin karar ve çözüm makamı olup meşru bir devlette bu yüksek makam, bütün millet fertlerinin yöneleceği mihraptır. anadolunun bütün dileklerinin halife hazretlerine duyurulduğu hakkında bendenize bilgi vermişlerdir. o halde, millet işlerinin yöneleceği ve dileklerinin kabul edileceği yüksek bir makam olan padişahımız efendimiz her şeyi bilmektedir.»
kerim paşa, kendisine has cümlelerle devam ettiği görüşlerine şöylece son verdi:
«ulu tanrı, nice yüksek sebepler yaratarak ve telkin ederek bu çözülmesi güç düğümü bütünüyle çözecektir. elbette ki, tanrının buyruğu güzeldir ve yakındır. tanrının eli bütün ellerden üstündür. geleceğimiz, tanrının lûtfu ile milletçe lâyık olduğumuz yücelikte uğurlu ve hayırlı olacaktır. işte kerimin inancı budur aziz ruhum.»
bu defa efendiler, gece yansından sonra saat 6.10a gelmiş olmasına rağmen, üçüncü safhanın açılmasına ben sebep oldum.
merhum kerim paşanın pek hoşlandığını bildiğim bir ifadeyle «büyük hazret» diye söze başladım:
«ümmetin ve milletin yüce mihrâbı olduğu içindir ki, milletin dileklerini bildirme yolunu bulma teşebbüsünden geri durmadık.
yalnız, zâtıâlînizi büyük bir yanlışlıktan kurtarmak maksadıyla arz edelim ki, anadolunun bütün dileklerinin halifeye duyurulduğu hususundaki sözlere, milletin daha, kesin bir güveni yoktur. çünkü, millet bilmektedir ki, padişah, hainlikleri ortaya çıkmış birkaç kişiyi millete tercih buyurmazlar.»
kerim paşanın dokunmuş olduğu noktalara cevap verirken şunları da söyledim: «pek güzel ve yakın olan tanrı emrinin yerine gelmesi ile, bahtsız ve zulme uğramış asil milletimizin kurtuluşa ve huzura kavuşmasını yüce tanrının denizler kadar engin olan koruyuculuğundan ümitle diler ve ufukları hep inatçı bir dumanla sarılı olan istanbuldaki bazı kimselerin gerçeği görmemek için aşağılıkça direnen duygularının eriyip kaybolmasını bekleriz. milletin asil ruhu da işte böylesine duygularla doludur.
yalnız tekrarlamama müsaadenizi rica ederim ki, evet veya hayır şeklinde karşılık verilmesini istirham ettiğimiz sorular maalesef karşılıksız bırakılmıştır. azizim, allahın eli bütün ellerden üstündür. ancak bununla birlikte güçlükleri yenmeye ve problemleri çözmeye girişenlerin kesinleşmiş bir hedefi olmak gerekti…….» millet, tanrının buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi milletçe elde edeceklerimiz hayırlı ve uğurlu olacaktır. lûtufkâr dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. gayret bizden, yardım ve kolaylık ölümsüz tanrıdandır.»
mustafa kemal
artık kerim paşanın yorulduğu anlaşılıyordu. «son iki sözüm ruhum» diyerek «millî dâvânın ilkelerini üstün tutmak ve korumak şartıyla, içten gelen dileklerin sayılıp döküldüğünü ve tanrının eli... yüce âyetinin, tanrı tarafından hayırla kabul buyurulması için kullanılmış olduğunu söyledikten sonra «allaha ısmarladık yine görüşeceğiz...» diyerek çekilmek istedi.
bırakmadık!
son sözü biz söylemek istedik ve dedik ki: «kardeşimizin hatırında kalsın diye son bir cümle arz ediyorum:
— millet güçlü, her şeyi kavramış ve tuttuğu yolda kesin kararlıdır. millî mücadele hızlı bir gelişme seyrindedir. yüce ve şevketli padişahımız efendimizin lûtuflarının ve sevgilerinin bir belirtisi olmak üzere karar vermelerinin ve soruna çözüm getirmelerinin zamanıdır» (belge: 112).
efendiler, bundan sonra ferit paşa kabinesi ancak üç gün dayanabilmiştir.
kendisi ile görüşemediğim dostum rahmetli kerim paşanın bazı kimselere söylediğine göre, bu görüşmemizi olduğu gibi padişaha göstermeyi başarmış ve bunun üzerine direnme gücü kırılmış.
kerim paşanın kara vasıf beye yazmış olduğu 8 kasım 1919 tarihli mektubunda da buna işaret edilmiştir.
rahmetlinin bu mektubunda şu satırlar vardır: «eski sadrazam, en son yapılan görüşme, bunun yol açtığı sürekli etki ve ciddî tartışmalar sonunda, çekilmek gerektiğine inanarak ve bütün direnme gücü kaybolarak istifasını sundu... işte sessiz sedasız, vatan için çalışan ve tek başına bendenizin tertemiz gayreti ile başarılan büyük olay budur...
dikkate almak gerekir ki, bu yazıları ben yazmıştım. eski sadrazam ile padişahımız efendimiz hazretleri, bütün bu görüşmelerin sonuçlarını öğrendikten sonra, dayandıkları sağlam temeller karşısında kararlarını vermişlerdir... yapılan teşebbüsün ve yazılan yazıların ne dereceye kadar önemli noktaları içine aldığı ve nasıl bir dürüst vicdan ve keskin görüşle, yaşanan gerçeklerin kâğıda geçirildiği, elbette tanrı katında ve milletin tarihî değerlendirmesinde asaletle bezenmiş bir değer olarak kalacaktır...
beni, bütün bunları sayıp dökmeye yönelten gerekçeler, geride kalmış olayları gerçek yüzleri ile ortaya koymaktır....» rahmetli kerim paşa mektubunun sonunda, «bu kâğıdımın bir kopyasını heyet-i temsiliyeye göndermek lûtfunu esirgemezseniz, büyük gerçeklerin tam olarak ve birlikte yayınlanmasına yardım etmiş olursunuz» demiş. oysa, bana mektubun kopyası değil aslı gönderilmişti. bu mektubu da yayınlanacak belgeler arasına koyacağım (belge: 113).
efendiler, bu görüşmenin yapıldığı gecenin ertesinde, yani 28 eylül günü, görüşme özeti bütün kolordulara şifre ile bildirildi.
devamı için:
(bkz: trabzon dan gelen teklif)
nutuktan...
efendiler, eylülün 25inci günü akşamı, ankarada bulunan kolordu komutan vekili mahmut beyden aldığım bir şifreli telgrafta şunlar bildiriliyordu: «bu gece istanbul telgrafhanesinden fuat paşayı telgraf başına istediler. dahiliye nezaretinin vilâyet şifresi ile bir şifre yazdırdılar. bunun özeti: vatanın kurtulması yalnız padişahın bildirisindeki en doğru yol göstermelere uygun hareket etmekle kolaylaşacaktır.
millî mücadele, medeniyet dünyasına iğrenç gayeler gibi aksettirildi. hükûmet ile millet arasındaki ayrılık yabancıların işe karışmasına yol açacaktır. konferans, bizim hakkımızda karar verirken, bu anlaşmazlık iyilik ve kurtuluş belirtisi olmayacaktır.
sonuç olarak, hareketin liderleri ile görüşmek üzere, yüksek şahsiyetlerle, bildirilecek yerde buluşma bir oldubitti şekline sokularak, vaktin darlığı dolayısıyla hemen cevap beklenmektedir. görüş ayrılıklarına saygılı davranılacağını, şahsa ve şerefe dokunulmayacağını abartmalı bir şekilde ekliyor. telgrafı yazan zat, genelkurmay tuğgenerallerinden abdülkerim paşadır.
bu telgrafa ticaret ve ziraat nâzırı hâdi paşa vasıtasıyla ve aynı şifre ile cevap beklemektedir. adı geçenin, böyle bir hileye başvurarak, müracaatın bizden geldiğini ilân etme ve yayma gayesi güttüğü anlaşılıyor. telgraf başında beklediklerinden, bir an önce, kabul edilip edilmeyeceği ile ne cevap verileceğinin bildirilmesi istenmektedir. ali fuat paşa hazretlerine de yazılmıştır» (belge: 109).
mahmut beye aynı gün saat 19.00dan sonra makine başında verdiğim telgrafta şunları bildirdim: «kerim ve hâdi paşa’lara, fuat paşanın ankarada olmadığını ve meşgul bulunduğunu, ancak, görüşmek istedikleri takdirde, sivasta bulunan heyet-i temsiliye ve bu heyet içinde bulunan mustafa kemal paşa ile istedikleri şekilde görüşmenin mümkün olduğunu bildirirsiniz (onlar görüşme isteğinde iseler), diye kaydettirirken dikkatli bulunmak gerekir» (belge: 110).
mahmut bey, kerim paşanın ankaraya çektiği telgrafı aynen bize de yazdı. içindekiler aşağı yukarı mahmut beyin özetledikleriydi (belge: 111).
efendiler, istanbul hükûmeti ile haberleşmeyi kesişimizin on beşinci günündeyiz. millî karara karşı muhalefet durumuna geçen bazı yerler, ister istemez millî akıma uymaya mecbur edildi. istanbula, her gün bütün memleketten, hükûmetin düşürülmesi isteği ile ilgili telgraflar yağdırılmaya başladı. itilâf devletlerinin, anadoluda dolaşan subay ve memurları, her yerde açıktan açığa, millî mücadeleye karşı tarafsız olduklarını ve memleketin iç durumuna karışmadıklarını söylemeye başladılar. bu durum karşısında, padişah ve ferit paşanın, artık millî mücadele liderleri ile uzlaşmaktan başka çıkar yol kalmadığını hesaba katarak, fakat, herhalde mevkilerini de korumak şartıyla, bir uzlaşma yolu olabilecek imkânlar araştırmaya başladıkları kanısına varmak yanlış olmaz inancındayım.
efendiler, adı geçen rahmetli abdülkerim paşa, benim çok eski bir arkadaşımdı. pek namuslu, gayretli, temiz kalpli bir vatanseverdi. selânikte, ben kolağası o binbaşı olarak aynı büroda çalışmış, yıllarca özel arkadaşlık etmiştik. rahmetlinin tavır ve durumundan bir tarikata bağlı olduğu anlaşılıyordu. bazı tekkelere devam ettiği de görülmüştür. ancak, herhangi bir şeyhe bağlılığını bilen yoktur.
çünkü, kendisini inançları ve vicdanî değerlendirmelerinde taşıdığı manevî derece bakımından «hazret-i evvel, büyük hazret» olarak kabul eder, kendi dostluk çevresi içinde yer alanlara, kendisince, karşısındakinde gördüğü yeteneğe uygun «hazret, kutup gibi makamlar verirdi. bana «kutbul-akdâb» derdi. şimdi açıklayacağım görüşmemizde de bu noktalara tesadüf edeceğiz. kerim paşanın, kendine has bir konuşma ve yazış tarzı vardı. kerim paşa, çok samimî ve zamanında kendisine büyük şöhret kazandıran yüksek bir söz söyleme gücü ile konuşur ve öyle yazardı.
kendisinde, inandırma güç ve kudreti olduğu da sanılır ve öyle kabul edilirdi. bizim, selânikte bulunduğumuz sıralarda, orada ordu komutanlığı ve ordu müfettişliği ile bulunmuş olan hâdi paşa, kerim paşayı açıkladığım vasıflar ile, dostlar arasında sayılır ve sevilir bir kimse olarak tanımıştı.
işte ferit paşanın kabine arkadaşı hâdi paşa, sıkışmış olan padişahın ve ferit paşanın pek elverişli bir yolla imdadına yetişmek istiyordu. kerim paşa, ali fuat paşayı da selânikten tanıyordu.
efendiler, 27/28 eylül 1919 gecesi, gece yansına bir saat kala telgraf başında, kerim paşa ile karşı karşıya geldik, iki taraf biribiri-ni şu sözlerle tanıdı:
sivas — mustafa kemal paşa telgraf başındadır. kerim paşaya söyleyiniz, buyursunlar diyorlar.
istanbul — yüksek şahsiyetleri, mustafa kemal paşa hazret1eri misiniz, ruhum?
ben — evet, sayın kerim paşa hazretleri, dedikten sonra:
kerim paşa — «sivasta mustafa kemal paşa hazretlerine» adresini yazdırdı ve «paşaya söyleyiniz anlar; hazret-i evvel karşınızdadır» sözlerini bir çeşit parola gibi ilâve etti. kerim paşa: «zâtıâlîlerinin afiyetleri iyidir inşallah kardeşim» diye başladı.
kerim paşanın istanbul hükûmeti tarafından kalbinin temizliğinden ve ahlâkının güzelliğinden yararlanılarak nasıl aldatıldığını anlamak için, sözlerinin başlangıcını kendisine olduğu gibi tekrarlatacağım. rahmetli kerim paşa şöyle devam etti:
«vatanın iyiliği için büyük vatansever kardeşimle ve sayın temsilci kardeşlerimle görüşmek isterim. ayağınız toprağına ulaştırılmak üzere ali fuat paşa vasıtasıyla bir telgraf göndermiştim. işte, zâtıâlînizin eline ulaşan o telgraftaki esaslar üzerinde inşallah sevindirici bir çözüm buluruz, memleketin geçirmekte olduğu nazik ve pek önemli karışık devreyi allahın lûtfu ile kolayca aydınlığa çıkartırız. bunun için de allahın keremi ve nurdan yaratılmış kurtarıcı emellerinizin gönül mürşidi ile, bu konuda önemli şeyler konuşarak, vatan için olan dileklerimizi birleştirelim değil mi? pek anlayışlı ve tedbirli kardeşim! ne buyurursunuz, ruhum? yere batasıca kötü niyetlilerin bu güzel memleketimiz üzerindeki iftiralarına ve açıktan açığa kötülük yapmalarına engel olalım, onları ümitlerinin pusularında kötürüm ve cansız olarak bırakalım. yalnız hükûmet ile milletin sırf vatanın kurtuluşu ile ilgili hizmetlerini ve işlerini birleştirelim.
çünkü ortak ve yüce gaye aslında hep birdir. vatan düşüncesiyle gösterilen bunca asil tepkilerin, medeniyet dünyası karşında aziz topraklarımızın korunması ile ilgili en büyük vatanseverlik olduğunu bir kere daha belirtmek üzere içinde bulunduğumuz durumun güçlüklerini yok edelim ve buna bir çare bulmak için de bu aziz kardeşiniz ile görüşmeye başlayalım, bekliyorum kardeşim. bu teşebbüsüm hakkında, hükûmetin geniş ölçüde iyiniyet gösterdiğini ilâve ederim, ruhum!»
efendiler, kerim paşa ile 27/28 eylül, gece yarısından önce saat 23.00te başlayan bu görüşmemiz, sabah saat 07.30a kadar tam sekiz buçuk saat sürdü. üç ana noktaya ayrılabilen bu görüşmemiz, yazıda esercedit denilen büyük tabaka kâğıtlardan yirmi beş sayfayı doldurdu.
bunların hepsini burada okuyarak sabrınızı kötüye kullanmaktan korkarım. rahmetli kerim paşanın, sağlam görüşlere ve -kendi inancına ters düşmesine rağmen- maalesef güçlü bir mantığa da dayanmayan bu tatlı sözlerinin ve tantanalı cümlelerinin okunup dinlenebilmesi için, yayınlayacağım belgeler arasında bu konuşmaya da olduğu gibi yer vereceğim.
yalnız, bu görüşmede her iki tarafın güttükleri hedef ve dayandıkları temel noktalar hakkında, özellikle sonucu bakımından kısa bir fikir verebilmek için müsaade buyurursanız bu noktaların her birine bir parça dokunacağım.
kerim paşanın bilginize sunduğum ilk telgrafına karşılık verirken biraz da onun tarz ve üslûbuna uymuş olduğum görülecektir.
cevabımda, ben de böyle başladım:
«kerim paşa hazretlerine «kutbül-akdâb» deyiniz, anlar» diye başladıktan sonra «şimdi cevap veriyorum» dedim,
«pek sayın ve temiz kalpli kardeşim abdülkerim paşa hazretlerine. tanrıya şükürler olsun, sağlığım yerindedir. büyük ve asil milletimizin meşru haklarının bilincine varmış, onu korumaya ve savunmaya bütün varlığı ile girişmiş olduğunu görmekle pek mutluyum... karşılıklı görüş belirtmek hususunda gösterilen isteğe içten gelerek teşekkür ederiz
fuat paşa aracılığı ile çekilmiş olan telgrafın içindekileri öğrenmiş bulunuyoruz
dayanak noktası olarak kabul buyurulan bildiride ileri sürülen hususların, ferit paşa ve arkadaşlarına karşı yöneltilmiş bir haykırış ve çıkışma olduğu azıcık bir düşünme ve inceleme ile anlaşılacak açıklıktadır. padişahın kalbini derîn üzüntülere boğan durum ve davranışlar, milletimiz tarafından değil, ferit paşa, dahiliye nâzırı adil bey, harbiye nâzırı süleyman şefik paşa ve bunların çalışma arkadaşları olan harput valisi ali galip bey, ankara valisi muhittin paşa, trabzon valisi galip bey, kastamonu valisi ali rıza bey ve konya valisi cemal bey tarafından işlenen kötülüklerle ortaya konmuştur.
malatyadaki ihanet teşebbüsü, çorumdaki haince tertip, konyadaki kanlı teşebbüs eğer içyüzleri ile bilginize ulaşmış değilse, zâtıâlîlerinizi bir çözüm başlangıcı olarak düşündüğünüz noktadaki isabetsizlikten dolayı mazur görürüz
yabancıların görüşlerinin lehimize döndüğü tamamiyle doğrudur. ancak, bu dönüş, hiçbir vakit ferit paşa hükûmetinin güttüğü siyasetin sonucu değildir. bu sonuç, milletimizin varlığını göstermek ve ispat etmek için kendi kendine girişmiş olduğu kararlı teşebbüsünün eseridir. işte bu konuda zâtışâhâneyi aldatıyorlar.
kurtuluş çaresi ve yaşama ilkesi ancak ve ancak kuva-yı milliyenin önderliğinin benimsenmesinde ve millî iradenin hâkim olmasındadır. bu sağlam ve meşru temelden en küçük bir sapma, allah korusun, devlet, millet ve vatanımız için pek acı bir yıkım getirir.
milletimizin asil mücadelesini kötüye yormaktan ve etrafa öyle tanıtmaktan geri durmayan kötü niyetli aşağılık kimselerin çok olduğu bir gerçektir. ancak, asıl derin bir esefle karşılanacak olan husus, bu kötülükten başka bir şey düşünmeyenlerin başında, sonsuzluğa kadar yaşayacak olan devletimizin sadrazamı ferit paşa ile nâzırlık mevkilerini tutan âdil bey, süleyman şefik paşa gibi devlet adamlarının yer almış bulunmasıdır.
memleketimize takım takım bolşeviklerin girdiğini ve millî mücadelenin bir bolşevik mücadelesi olduğunu resmî olarak ilân eden ve yayan bu bahtsızlardır.
asil ve temiz millî mücadelemizin, ittihatçıların son çırpınışları ve kanlı hareketleri olduğunu ve onların parasıyla yürütüldüğünü resmen ve açıktan açığa bütün dünyaya ve yabancı gazetecilere söyleyen bu gafillerdir.
anadoluda karışıklık olduğunu basın yoluyla resmen ilân eden ve ateşkes anlaşmasının özel maddesine göre aziz vatanımızı düşman işgaline uğratmak isteyen bu cahillerdir.
malatyanın müslüman halkı ile sivasın müslüman halkını biribirleri ile boğazlaşmaya sürüklemek isteyenler bu zavallılardır. millî mücadelenin önüne geçeceğim diye sivasın ve millî duyarlığın görüldüğü her yerin yabancılar tarafından işgalini isteyen bu hainlerdir. bununla birlikte, bizim en yüce gayemiz, tıpkı siz kardeşimin düşündükleri gibi, kötü niyetlilerin bu güzel memlekete yönelttikleri iftiraları ve açıktan açığa yürüttükleri melunlukları kırmak ve onları kendi ümitlerinin pusularında körkötürüm ve cansız düşürmek, devlet ile milletin faaliyetini sırf vatanın kurtuluşu ile ilgili noktada birleştirmektir. yüce tanrıya şükürler olsun, bu gayenin gerçekleştirilmesinde, artık milletimiz her türlü kötü niyet belirtilerini kırmış, bütün kahramanlığı ile dönüşü olmayan kesin adımlarını atmıştır. yabancılar bile, milletin yaygın gücünü ve kesin kararını, buna karşılık istanbul hükûmetinin ne kadar soysuz ve milletle ilgisi bulunmayan âciz bir heyet olduğunu iyice anlamıştır. merzifonu boşalttılar. samsunu da boşaltmaya başladılar. iç işlerimize ve millî mücadelemize karşı tarafsız kalacaklarını söylüyorlar. işte millî teşebbüslerimizin, istiklâlimizi güvence altına alma yolunda elde etmeyi başardığı ilk sonuç budur.
millî akım, istanbulda kanun-ı esasî hükümlerine uyulmasını sağlamakla sonuca ulaşacaktır.
şimdiki hükûmetin, geniş ölçüde bir iyiniyete sahip olduğunu sanmanın doğru olmadığını arz etmeme müsaade buyurmanızı rica ederim.
ben, daha erzurumda iken ferit paşaya gerçeği ve durumu açıklayarak, milletin kuvvet ve iradesine karşı çıkacak hiçbir kuvvet kalmadığını yazmış; kendisini, karşı koyma ve engelleme yolunda devam etmemesi gereği ile uyarmıştım. bu gafil zat, buna cevap vermediği gibi, millî akımın birkaç kişinin körüklemesinin eseri olduğunu da ilân etti. çıkar hırsı ile, bilgisizlik gaflet ve körlüğü ile iki tarafı da idare ederek mevkilerini koruyabilecekleri şeklinde boş bir zan içinde bulunan birkaç valinin aldatıcı raporlarını benim tertemiz ve vatanseverce uyarılarımdan daha üstün tuttu. bugün, her türlü kötülük, hainlik, beceriksizlik ve zavallılık durumunda kaldıktan ve millet de bütün olup bitenlerin içyüzünü tam bir açıklıkla kavradıktan sonra, bize düşen görev, hemen millî dâvâyı benimseyecek yeni bir kabinenin iş başına gelmesini sağlamaktır.
eğer şimdiki kabinenin şahısları ve hayatları bakımından herhangi bir çekinceleri varsa, bugün için bu gibi şeylerle uğraşma tenezzülünden pek yüksek olan milletimiz adına kendilerine istedikleri söz ve güvenceyi vermeyi de milletimizin çıkarı açısından gerekli sayarız. ancak, tuttukları yanlış yolda inatla direnmeye devam edecek olurlarsa, bundan doğacak sonuçların sorumluluğu kendilerine ait olacaktır.
işte yapılan bu iyi niyetli teşebbüs dolayısıyla, durumu bir defa daha ve son olarak, asil yüksek şahsiyetleri gibi kalbi gerçekten de vatan ve millet sevgisi, padişaha muhabbet ve bağlılıkla dolu olan ve kardeşlik hatıralarını daima saygı ile taşımakta olduğum siz kardeşim abdülkerim paşa hazretleri ile de bildirmiş olmak, bizim için her türlü vicdan huzurunun daha da sağlamlaşmasına vesile olmuştur.»
efendiler, buraya kadar söylediklerim bir tek maddenin özetidir.
bundan sonra gelen maddede:
«millî mücadele bütün genişliği ile istanbula doğru ilerlemektedir. ferit paşa ve arkadaşları bunu bilmektedir. zâtıâlîleri de bu bilgileri isleyip aydınlanınız» dedikten sonra, o günlerde yapılmış olan başarılı hareketlerin raporlarını özetleyerek açıkladım ve: «artık bütün bu hareketleri durdurmak yalnız ve ancak bir tek şeye bağlıdır. o da kabine başkanlığının millî dâvâyı bütün anlamıyla benimseyecek bir zata verilmesi ve o zatın da bu millî dâvâyı kavrayarak ona göre tedbir almaya girişmesidir» dedim.
«bütün bu söylenenler karşısında siz kardeşimin de bir düşünceleri varsa lûtfen bildirmenizi rica ederim» cümlesinden sonra, «anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti heyet-i temsiliyesi adına mustafa kemal» diye imzamı koydum.
bundan sonra kerim paşa: «önce, zâtıâlîleriyle birlikte olan sayın zevatın hepsine selâm ve saygılarımızı arz etmek ve duyurmak lûtfunda bulunmanızı rica ederim» girişi ile görüşmemizin ikinci noktasına geçtiler. kerim paşa devam etti:
«başladığım kısa konuşmanın bütün safhalarını zâtıâlîniz anlattınız. işin çözüme götürülmesi bakımından iki yerde isabet gösterilmediğini söyleyerek mazur görüleceğimi belirttiniz. gerçi, bütün durumlar ve çeşitli bölgelerdeki olaylar bilinmedikçe, bir konuda hakemlik etmek güç ise de, memleketle ilgili bir işin çözüme bağlanmasında bize ışık tutan, tertemiz vatan endişesi olduğundan, dayanağımız sağlam ve açıktır. vatanın alın yazısına karar verileceği şu sıralarda, tek vücut olarak birleşmiş bir millet ve hükûmetin göreceği işi göz önünde bulundurarak, bunun kolaylıkla bir çözüme ulaşması dileğimi arz etmek isterdim.
padişahın hareket noktası olarak aldığıma işaret buyurduğunuz bildirisini anlamakta bendenizin yanılmış olması mümkündür. yalnız, müsaade ediniz de, asıl, işlerin çözümünde en büyük dayanak sayılan bu yüksek bildirideki toplayıcı yönleri açıklayarak, padişahın sözlerinin neleri içine almış olduğunu belirteyim. ben zannediyorum ki, padişahımız...»
ben, derhal kerim paşanın devam etmesine fırsat vermeden şunu yazdırdım :
— kerim paşa hazretleri, gereğinden fazla açıklama yapmak, her ikimizi de asıl gayeden uzaklaştırabilir. bir de padişahın bildirisinin yorumları ile fazla uğraşmanın yararı yoktur. rica ederim asıl konu üzerinde görüşelim.
kerim paşa cevap verdi:
— asıl konu üzerinde görüşeceğiz. müsaade buyurursanız devam edelim efendim.
ben — rica ederim en son söz ve teklif üzerinde anlaşalım, dedim.
kerim paşa — evet, oraya geleceğiz efendim.
devamı için:
(bkz: ferit paşa kabinesi çekilmelidir)
efendiler, eylülün 25inci günü akşamı, ankarada bulunan kolordu komutan vekili mahmut beyden aldığım bir şifreli telgrafta şunlar bildiriliyordu: «bu gece istanbul telgrafhanesinden fuat paşayı telgraf başına istediler. dahiliye nezaretinin vilâyet şifresi ile bir şifre yazdırdılar. bunun özeti: vatanın kurtulması yalnız padişahın bildirisindeki en doğru yol göstermelere uygun hareket etmekle kolaylaşacaktır.
millî mücadele, medeniyet dünyasına iğrenç gayeler gibi aksettirildi. hükûmet ile millet arasındaki ayrılık yabancıların işe karışmasına yol açacaktır. konferans, bizim hakkımızda karar verirken, bu anlaşmazlık iyilik ve kurtuluş belirtisi olmayacaktır.
sonuç olarak, hareketin liderleri ile görüşmek üzere, yüksek şahsiyetlerle, bildirilecek yerde buluşma bir oldubitti şekline sokularak, vaktin darlığı dolayısıyla hemen cevap beklenmektedir. görüş ayrılıklarına saygılı davranılacağını, şahsa ve şerefe dokunulmayacağını abartmalı bir şekilde ekliyor. telgrafı yazan zat, genelkurmay tuğgenerallerinden abdülkerim paşadır.
bu telgrafa ticaret ve ziraat nâzırı hâdi paşa vasıtasıyla ve aynı şifre ile cevap beklemektedir. adı geçenin, böyle bir hileye başvurarak, müracaatın bizden geldiğini ilân etme ve yayma gayesi güttüğü anlaşılıyor. telgraf başında beklediklerinden, bir an önce, kabul edilip edilmeyeceği ile ne cevap verileceğinin bildirilmesi istenmektedir. ali fuat paşa hazretlerine de yazılmıştır» (belge: 109).
mahmut beye aynı gün saat 19.00dan sonra makine başında verdiğim telgrafta şunları bildirdim: «kerim ve hâdi paşa’lara, fuat paşanın ankarada olmadığını ve meşgul bulunduğunu, ancak, görüşmek istedikleri takdirde, sivasta bulunan heyet-i temsiliye ve bu heyet içinde bulunan mustafa kemal paşa ile istedikleri şekilde görüşmenin mümkün olduğunu bildirirsiniz (onlar görüşme isteğinde iseler), diye kaydettirirken dikkatli bulunmak gerekir» (belge: 110).
mahmut bey, kerim paşanın ankaraya çektiği telgrafı aynen bize de yazdı. içindekiler aşağı yukarı mahmut beyin özetledikleriydi (belge: 111).
efendiler, istanbul hükûmeti ile haberleşmeyi kesişimizin on beşinci günündeyiz. millî karara karşı muhalefet durumuna geçen bazı yerler, ister istemez millî akıma uymaya mecbur edildi. istanbula, her gün bütün memleketten, hükûmetin düşürülmesi isteği ile ilgili telgraflar yağdırılmaya başladı. itilâf devletlerinin, anadoluda dolaşan subay ve memurları, her yerde açıktan açığa, millî mücadeleye karşı tarafsız olduklarını ve memleketin iç durumuna karışmadıklarını söylemeye başladılar. bu durum karşısında, padişah ve ferit paşanın, artık millî mücadele liderleri ile uzlaşmaktan başka çıkar yol kalmadığını hesaba katarak, fakat, herhalde mevkilerini de korumak şartıyla, bir uzlaşma yolu olabilecek imkânlar araştırmaya başladıkları kanısına varmak yanlış olmaz inancındayım.
efendiler, adı geçen rahmetli abdülkerim paşa, benim çok eski bir arkadaşımdı. pek namuslu, gayretli, temiz kalpli bir vatanseverdi. selânikte, ben kolağası o binbaşı olarak aynı büroda çalışmış, yıllarca özel arkadaşlık etmiştik. rahmetlinin tavır ve durumundan bir tarikata bağlı olduğu anlaşılıyordu. bazı tekkelere devam ettiği de görülmüştür. ancak, herhangi bir şeyhe bağlılığını bilen yoktur.
çünkü, kendisini inançları ve vicdanî değerlendirmelerinde taşıdığı manevî derece bakımından «hazret-i evvel, büyük hazret» olarak kabul eder, kendi dostluk çevresi içinde yer alanlara, kendisince, karşısındakinde gördüğü yeteneğe uygun «hazret, kutup gibi makamlar verirdi. bana «kutbul-akdâb» derdi. şimdi açıklayacağım görüşmemizde de bu noktalara tesadüf edeceğiz. kerim paşanın, kendine has bir konuşma ve yazış tarzı vardı. kerim paşa, çok samimî ve zamanında kendisine büyük şöhret kazandıran yüksek bir söz söyleme gücü ile konuşur ve öyle yazardı.
kendisinde, inandırma güç ve kudreti olduğu da sanılır ve öyle kabul edilirdi. bizim, selânikte bulunduğumuz sıralarda, orada ordu komutanlığı ve ordu müfettişliği ile bulunmuş olan hâdi paşa, kerim paşayı açıkladığım vasıflar ile, dostlar arasında sayılır ve sevilir bir kimse olarak tanımıştı.
işte ferit paşanın kabine arkadaşı hâdi paşa, sıkışmış olan padişahın ve ferit paşanın pek elverişli bir yolla imdadına yetişmek istiyordu. kerim paşa, ali fuat paşayı da selânikten tanıyordu.
efendiler, 27/28 eylül 1919 gecesi, gece yansına bir saat kala telgraf başında, kerim paşa ile karşı karşıya geldik, iki taraf biribiri-ni şu sözlerle tanıdı:
sivas — mustafa kemal paşa telgraf başındadır. kerim paşaya söyleyiniz, buyursunlar diyorlar.
istanbul — yüksek şahsiyetleri, mustafa kemal paşa hazret1eri misiniz, ruhum?
ben — evet, sayın kerim paşa hazretleri, dedikten sonra:
kerim paşa — «sivasta mustafa kemal paşa hazretlerine» adresini yazdırdı ve «paşaya söyleyiniz anlar; hazret-i evvel karşınızdadır» sözlerini bir çeşit parola gibi ilâve etti. kerim paşa: «zâtıâlîlerinin afiyetleri iyidir inşallah kardeşim» diye başladı.
kerim paşanın istanbul hükûmeti tarafından kalbinin temizliğinden ve ahlâkının güzelliğinden yararlanılarak nasıl aldatıldığını anlamak için, sözlerinin başlangıcını kendisine olduğu gibi tekrarlatacağım. rahmetli kerim paşa şöyle devam etti:
«vatanın iyiliği için büyük vatansever kardeşimle ve sayın temsilci kardeşlerimle görüşmek isterim. ayağınız toprağına ulaştırılmak üzere ali fuat paşa vasıtasıyla bir telgraf göndermiştim. işte, zâtıâlînizin eline ulaşan o telgraftaki esaslar üzerinde inşallah sevindirici bir çözüm buluruz, memleketin geçirmekte olduğu nazik ve pek önemli karışık devreyi allahın lûtfu ile kolayca aydınlığa çıkartırız. bunun için de allahın keremi ve nurdan yaratılmış kurtarıcı emellerinizin gönül mürşidi ile, bu konuda önemli şeyler konuşarak, vatan için olan dileklerimizi birleştirelim değil mi? pek anlayışlı ve tedbirli kardeşim! ne buyurursunuz, ruhum? yere batasıca kötü niyetlilerin bu güzel memleketimiz üzerindeki iftiralarına ve açıktan açığa kötülük yapmalarına engel olalım, onları ümitlerinin pusularında kötürüm ve cansız olarak bırakalım. yalnız hükûmet ile milletin sırf vatanın kurtuluşu ile ilgili hizmetlerini ve işlerini birleştirelim.
çünkü ortak ve yüce gaye aslında hep birdir. vatan düşüncesiyle gösterilen bunca asil tepkilerin, medeniyet dünyası karşında aziz topraklarımızın korunması ile ilgili en büyük vatanseverlik olduğunu bir kere daha belirtmek üzere içinde bulunduğumuz durumun güçlüklerini yok edelim ve buna bir çare bulmak için de bu aziz kardeşiniz ile görüşmeye başlayalım, bekliyorum kardeşim. bu teşebbüsüm hakkında, hükûmetin geniş ölçüde iyiniyet gösterdiğini ilâve ederim, ruhum!»
efendiler, kerim paşa ile 27/28 eylül, gece yarısından önce saat 23.00te başlayan bu görüşmemiz, sabah saat 07.30a kadar tam sekiz buçuk saat sürdü. üç ana noktaya ayrılabilen bu görüşmemiz, yazıda esercedit denilen büyük tabaka kâğıtlardan yirmi beş sayfayı doldurdu.
bunların hepsini burada okuyarak sabrınızı kötüye kullanmaktan korkarım. rahmetli kerim paşanın, sağlam görüşlere ve -kendi inancına ters düşmesine rağmen- maalesef güçlü bir mantığa da dayanmayan bu tatlı sözlerinin ve tantanalı cümlelerinin okunup dinlenebilmesi için, yayınlayacağım belgeler arasında bu konuşmaya da olduğu gibi yer vereceğim.
yalnız, bu görüşmede her iki tarafın güttükleri hedef ve dayandıkları temel noktalar hakkında, özellikle sonucu bakımından kısa bir fikir verebilmek için müsaade buyurursanız bu noktaların her birine bir parça dokunacağım.
kerim paşanın bilginize sunduğum ilk telgrafına karşılık verirken biraz da onun tarz ve üslûbuna uymuş olduğum görülecektir.
cevabımda, ben de böyle başladım:
«kerim paşa hazretlerine «kutbül-akdâb» deyiniz, anlar» diye başladıktan sonra «şimdi cevap veriyorum» dedim,
«pek sayın ve temiz kalpli kardeşim abdülkerim paşa hazretlerine. tanrıya şükürler olsun, sağlığım yerindedir. büyük ve asil milletimizin meşru haklarının bilincine varmış, onu korumaya ve savunmaya bütün varlığı ile girişmiş olduğunu görmekle pek mutluyum... karşılıklı görüş belirtmek hususunda gösterilen isteğe içten gelerek teşekkür ederiz
fuat paşa aracılığı ile çekilmiş olan telgrafın içindekileri öğrenmiş bulunuyoruz
dayanak noktası olarak kabul buyurulan bildiride ileri sürülen hususların, ferit paşa ve arkadaşlarına karşı yöneltilmiş bir haykırış ve çıkışma olduğu azıcık bir düşünme ve inceleme ile anlaşılacak açıklıktadır. padişahın kalbini derîn üzüntülere boğan durum ve davranışlar, milletimiz tarafından değil, ferit paşa, dahiliye nâzırı adil bey, harbiye nâzırı süleyman şefik paşa ve bunların çalışma arkadaşları olan harput valisi ali galip bey, ankara valisi muhittin paşa, trabzon valisi galip bey, kastamonu valisi ali rıza bey ve konya valisi cemal bey tarafından işlenen kötülüklerle ortaya konmuştur.
malatyadaki ihanet teşebbüsü, çorumdaki haince tertip, konyadaki kanlı teşebbüs eğer içyüzleri ile bilginize ulaşmış değilse, zâtıâlîlerinizi bir çözüm başlangıcı olarak düşündüğünüz noktadaki isabetsizlikten dolayı mazur görürüz
yabancıların görüşlerinin lehimize döndüğü tamamiyle doğrudur. ancak, bu dönüş, hiçbir vakit ferit paşa hükûmetinin güttüğü siyasetin sonucu değildir. bu sonuç, milletimizin varlığını göstermek ve ispat etmek için kendi kendine girişmiş olduğu kararlı teşebbüsünün eseridir. işte bu konuda zâtışâhâneyi aldatıyorlar.
kurtuluş çaresi ve yaşama ilkesi ancak ve ancak kuva-yı milliyenin önderliğinin benimsenmesinde ve millî iradenin hâkim olmasındadır. bu sağlam ve meşru temelden en küçük bir sapma, allah korusun, devlet, millet ve vatanımız için pek acı bir yıkım getirir.
milletimizin asil mücadelesini kötüye yormaktan ve etrafa öyle tanıtmaktan geri durmayan kötü niyetli aşağılık kimselerin çok olduğu bir gerçektir. ancak, asıl derin bir esefle karşılanacak olan husus, bu kötülükten başka bir şey düşünmeyenlerin başında, sonsuzluğa kadar yaşayacak olan devletimizin sadrazamı ferit paşa ile nâzırlık mevkilerini tutan âdil bey, süleyman şefik paşa gibi devlet adamlarının yer almış bulunmasıdır.
memleketimize takım takım bolşeviklerin girdiğini ve millî mücadelenin bir bolşevik mücadelesi olduğunu resmî olarak ilân eden ve yayan bu bahtsızlardır.
asil ve temiz millî mücadelemizin, ittihatçıların son çırpınışları ve kanlı hareketleri olduğunu ve onların parasıyla yürütüldüğünü resmen ve açıktan açığa bütün dünyaya ve yabancı gazetecilere söyleyen bu gafillerdir.
anadoluda karışıklık olduğunu basın yoluyla resmen ilân eden ve ateşkes anlaşmasının özel maddesine göre aziz vatanımızı düşman işgaline uğratmak isteyen bu cahillerdir.
malatyanın müslüman halkı ile sivasın müslüman halkını biribirleri ile boğazlaşmaya sürüklemek isteyenler bu zavallılardır. millî mücadelenin önüne geçeceğim diye sivasın ve millî duyarlığın görüldüğü her yerin yabancılar tarafından işgalini isteyen bu hainlerdir. bununla birlikte, bizim en yüce gayemiz, tıpkı siz kardeşimin düşündükleri gibi, kötü niyetlilerin bu güzel memlekete yönelttikleri iftiraları ve açıktan açığa yürüttükleri melunlukları kırmak ve onları kendi ümitlerinin pusularında körkötürüm ve cansız düşürmek, devlet ile milletin faaliyetini sırf vatanın kurtuluşu ile ilgili noktada birleştirmektir. yüce tanrıya şükürler olsun, bu gayenin gerçekleştirilmesinde, artık milletimiz her türlü kötü niyet belirtilerini kırmış, bütün kahramanlığı ile dönüşü olmayan kesin adımlarını atmıştır. yabancılar bile, milletin yaygın gücünü ve kesin kararını, buna karşılık istanbul hükûmetinin ne kadar soysuz ve milletle ilgisi bulunmayan âciz bir heyet olduğunu iyice anlamıştır. merzifonu boşalttılar. samsunu da boşaltmaya başladılar. iç işlerimize ve millî mücadelemize karşı tarafsız kalacaklarını söylüyorlar. işte millî teşebbüslerimizin, istiklâlimizi güvence altına alma yolunda elde etmeyi başardığı ilk sonuç budur.
millî akım, istanbulda kanun-ı esasî hükümlerine uyulmasını sağlamakla sonuca ulaşacaktır.
şimdiki hükûmetin, geniş ölçüde bir iyiniyete sahip olduğunu sanmanın doğru olmadığını arz etmeme müsaade buyurmanızı rica ederim.
ben, daha erzurumda iken ferit paşaya gerçeği ve durumu açıklayarak, milletin kuvvet ve iradesine karşı çıkacak hiçbir kuvvet kalmadığını yazmış; kendisini, karşı koyma ve engelleme yolunda devam etmemesi gereği ile uyarmıştım. bu gafil zat, buna cevap vermediği gibi, millî akımın birkaç kişinin körüklemesinin eseri olduğunu da ilân etti. çıkar hırsı ile, bilgisizlik gaflet ve körlüğü ile iki tarafı da idare ederek mevkilerini koruyabilecekleri şeklinde boş bir zan içinde bulunan birkaç valinin aldatıcı raporlarını benim tertemiz ve vatanseverce uyarılarımdan daha üstün tuttu. bugün, her türlü kötülük, hainlik, beceriksizlik ve zavallılık durumunda kaldıktan ve millet de bütün olup bitenlerin içyüzünü tam bir açıklıkla kavradıktan sonra, bize düşen görev, hemen millî dâvâyı benimseyecek yeni bir kabinenin iş başına gelmesini sağlamaktır.
eğer şimdiki kabinenin şahısları ve hayatları bakımından herhangi bir çekinceleri varsa, bugün için bu gibi şeylerle uğraşma tenezzülünden pek yüksek olan milletimiz adına kendilerine istedikleri söz ve güvenceyi vermeyi de milletimizin çıkarı açısından gerekli sayarız. ancak, tuttukları yanlış yolda inatla direnmeye devam edecek olurlarsa, bundan doğacak sonuçların sorumluluğu kendilerine ait olacaktır.
işte yapılan bu iyi niyetli teşebbüs dolayısıyla, durumu bir defa daha ve son olarak, asil yüksek şahsiyetleri gibi kalbi gerçekten de vatan ve millet sevgisi, padişaha muhabbet ve bağlılıkla dolu olan ve kardeşlik hatıralarını daima saygı ile taşımakta olduğum siz kardeşim abdülkerim paşa hazretleri ile de bildirmiş olmak, bizim için her türlü vicdan huzurunun daha da sağlamlaşmasına vesile olmuştur.»
efendiler, buraya kadar söylediklerim bir tek maddenin özetidir.
bundan sonra gelen maddede:
«millî mücadele bütün genişliği ile istanbula doğru ilerlemektedir. ferit paşa ve arkadaşları bunu bilmektedir. zâtıâlîleri de bu bilgileri isleyip aydınlanınız» dedikten sonra, o günlerde yapılmış olan başarılı hareketlerin raporlarını özetleyerek açıkladım ve: «artık bütün bu hareketleri durdurmak yalnız ve ancak bir tek şeye bağlıdır. o da kabine başkanlığının millî dâvâyı bütün anlamıyla benimseyecek bir zata verilmesi ve o zatın da bu millî dâvâyı kavrayarak ona göre tedbir almaya girişmesidir» dedim.
«bütün bu söylenenler karşısında siz kardeşimin de bir düşünceleri varsa lûtfen bildirmenizi rica ederim» cümlesinden sonra, «anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti heyet-i temsiliyesi adına mustafa kemal» diye imzamı koydum.
bundan sonra kerim paşa: «önce, zâtıâlîleriyle birlikte olan sayın zevatın hepsine selâm ve saygılarımızı arz etmek ve duyurmak lûtfunda bulunmanızı rica ederim» girişi ile görüşmemizin ikinci noktasına geçtiler. kerim paşa devam etti:
«başladığım kısa konuşmanın bütün safhalarını zâtıâlîniz anlattınız. işin çözüme götürülmesi bakımından iki yerde isabet gösterilmediğini söyleyerek mazur görüleceğimi belirttiniz. gerçi, bütün durumlar ve çeşitli bölgelerdeki olaylar bilinmedikçe, bir konuda hakemlik etmek güç ise de, memleketle ilgili bir işin çözüme bağlanmasında bize ışık tutan, tertemiz vatan endişesi olduğundan, dayanağımız sağlam ve açıktır. vatanın alın yazısına karar verileceği şu sıralarda, tek vücut olarak birleşmiş bir millet ve hükûmetin göreceği işi göz önünde bulundurarak, bunun kolaylıkla bir çözüme ulaşması dileğimi arz etmek isterdim.
padişahın hareket noktası olarak aldığıma işaret buyurduğunuz bildirisini anlamakta bendenizin yanılmış olması mümkündür. yalnız, müsaade ediniz de, asıl, işlerin çözümünde en büyük dayanak sayılan bu yüksek bildirideki toplayıcı yönleri açıklayarak, padişahın sözlerinin neleri içine almış olduğunu belirteyim. ben zannediyorum ki, padişahımız...»
ben, derhal kerim paşanın devam etmesine fırsat vermeden şunu yazdırdım :
— kerim paşa hazretleri, gereğinden fazla açıklama yapmak, her ikimizi de asıl gayeden uzaklaştırabilir. bir de padişahın bildirisinin yorumları ile fazla uğraşmanın yararı yoktur. rica ederim asıl konu üzerinde görüşelim.
kerim paşa cevap verdi:
— asıl konu üzerinde görüşeceğiz. müsaade buyurursanız devam edelim efendim.
ben — rica ederim en son söz ve teklif üzerinde anlaşalım, dedim.
kerim paşa — evet, oraya geleceğiz efendim.
devamı için:
(bkz: ferit paşa kabinesi çekilmelidir)
nutuktan...
efendiler, hatırlarınızda olsa gerektir ki, memleketimizde ve kafkasyada incelemeler yapmak üzere amerikan hükûmeti general harbordun başkanlığında bir heyet göndermişti.
bu heyet sivasa geldi. 22 eylül 1919 günü general harbord ile uzun uzadıya görüştük. generale, millî mücadelenin maksat ve gayesi, millî teşkilât ve birliğin ortaya çıkış sebebi, müslüman olmayan azınlıklara karşı gösterilen duygular, yabancıların memleketimizdeki yıkıcı propaganda ve eylemleri üzerinde ayrıntılı ve belgelere dayanan açıklamalarda bulundum.
generalin bazı garip soruları ile de karşılaştım. söz gelişi: «millet, tasarlanıp yapılabilecek her türlü teşebbüs ve fedakârlığa başvurduktan sonra da başarı sağlanamazsa ne yapacaksın?» gibi.
yanlış hatırlamıyorsam, verdiğim cevapta demiştim ki: bir millet varlığını ve istiklâlini kurtarabilmek için düşünülebilen her türlü teşebbüs ve fedakârlığı yaptıktan sonra başarıya ulaşır.
ya başaramazsa demek, o milletin ölmüş olduğu hükmüne varmak demektir. öyle ise, millet yaşadıkça ve fedakârca teşebbüslerine devam ettikçe başarısızlık da söz konusu olamaz.
generalin bu sorusunun altında yatan asıl maksadın ne olabileceğini araştırmak istemedim. ancak, verdiğim cevabın kendisince takdirle karşılandığını bugün yeri gelmişken belirtmek isterim.
devamı için:
(bkz: abdülkerim paşa nın aracılıkları)
efendiler, hatırlarınızda olsa gerektir ki, memleketimizde ve kafkasyada incelemeler yapmak üzere amerikan hükûmeti general harbordun başkanlığında bir heyet göndermişti.
bu heyet sivasa geldi. 22 eylül 1919 günü general harbord ile uzun uzadıya görüştük. generale, millî mücadelenin maksat ve gayesi, millî teşkilât ve birliğin ortaya çıkış sebebi, müslüman olmayan azınlıklara karşı gösterilen duygular, yabancıların memleketimizdeki yıkıcı propaganda ve eylemleri üzerinde ayrıntılı ve belgelere dayanan açıklamalarda bulundum.
generalin bazı garip soruları ile de karşılaştım. söz gelişi: «millet, tasarlanıp yapılabilecek her türlü teşebbüs ve fedakârlığa başvurduktan sonra da başarı sağlanamazsa ne yapacaksın?» gibi.
yanlış hatırlamıyorsam, verdiğim cevapta demiştim ki: bir millet varlığını ve istiklâlini kurtarabilmek için düşünülebilen her türlü teşebbüs ve fedakârlığı yaptıktan sonra başarıya ulaşır.
ya başaramazsa demek, o milletin ölmüş olduğu hükmüne varmak demektir. öyle ise, millet yaşadıkça ve fedakârca teşebbüslerine devam ettikçe başarısızlık da söz konusu olamaz.
generalin bu sorusunun altında yatan asıl maksadın ne olabileceğini araştırmak istemedim. ancak, verdiğim cevabın kendisince takdirle karşılandığını bugün yeri gelmişken belirtmek isterim.
devamı için:
(bkz: abdülkerim paşa nın aracılıkları)
nutuktan...
efendiler, dikkate değer bir noktadır. şu anda hatırıma geldi.
yüksek heyetinize arz etmeden geçemeyeceğim. sivas-konya yolu üzerindeki bir telgraf merkezinden refet beyin özel bir telgrafını aldım refet bey, bu telgrafında konya ve dolaylarında başarı sağlanabilmesi için, kendisine ikinci ordu müfettişliği ünvan ve yetkisinin verilmesi gereğini bildiriyordu, refet bey birçok zaman sonra ankarada bulunduğum sırada,
bolu ve dolaylarındaki âsîlerin tepelenmesi ile görevlendirildiği zaman bile, orada bir şifre ile ve halk üzerinde önemli etkisi bulunacağı gerekçesi ile, benden, kendisine paşa ünvanının verilmesini istemişti.
o zamanlar refet beyin gerek birinci gerek ikinci isteklerini yerine getirecek resmî bir mevki ve yetkide bulunmadığımı açıklamaya gerek yoktu.
özellikle refet beyin bunu çok iyi bilmiş olmasından şüphe edilebilir mi? refet bey, bu isteklerini yerine getirtmek için, dolaylı yoldan benim istanbul hükûmetine aracılık etmemi istiyordu da denemezdi.
çünkü dünyaca bilinmekte idi ki, ben ordu müfettişliğinden ve askerlikten istifa etmiş olma bir yana, padişah ve istanbul hükûmeti tarafından da kovulmuş ve idama mahkûm edilmiş bulunuyordum.
çalışmalarım bir kongrenin seçmiş olduğu bir heyet içinde, yani bir heyet-i temsiliye içinde ve onun adına idi. milli amaca hizmet için çalışmak ve özellikle bu konuda başarıya ulaşmak için, resmi bir ünvan ve yetki şartı var idiyse, o şart zaten benim kendimde yoktu.
içinde bulunduğum durum ve şartların nelerden ibaret olduğu anlaşıldıktan sonra, başarıya ulaşabilmek için, benden resmî formalitelere bağlı ünvan ve yetki beklenemeyeceği tabiî idi.
esasen, biz refet beyi konyaya gönderirken, kendisine, amaca uygun bütün iş ve faaliyetler için tam ve geniş bir yetki vermiştik. bunun kullanılması ve yerini bulabilmesi, onun göstereceği şahsî güç ve kudrete bağlı idi.
efendiler, her tarafı faaliyet göstermeye ve millî teşkilâtlar kurmak için yöneltmeye çalışırken, istanbul hükûmetinin emeline hizmet eden bazı sivil idare âmirlerinden, sözde manevî birer gözdağı olabilecek telgraflar da alıyorduk.
söz gelişi, urfa mutasarrıfı âli rıza adında biri tarafından, yaptıklarımızın itilâf devletlerine karşı bir saldırı gibi sayıldığı, bu yüzden bütün osmanlı ülkesinin itilâf devletlerince askerî işgal altına alınarak türk hükûmetine son verileceği, temas sonucu elde ettiği bilgilere dayanılarak belirtiliyor ve kabine ile uzlaşma önerisinde bulunuluyordu.
bu telgrafın mutasarrıfa yabancılar tarafından dikte ettirildiğine şüphe yoktu. buna elbette gerektiği şekilde karşılık verildi (belge: 108).
devamı için:
(bkz: general harbord heyeti ve generale verdiğim cevap)
efendiler, dikkate değer bir noktadır. şu anda hatırıma geldi.
yüksek heyetinize arz etmeden geçemeyeceğim. sivas-konya yolu üzerindeki bir telgraf merkezinden refet beyin özel bir telgrafını aldım refet bey, bu telgrafında konya ve dolaylarında başarı sağlanabilmesi için, kendisine ikinci ordu müfettişliği ünvan ve yetkisinin verilmesi gereğini bildiriyordu, refet bey birçok zaman sonra ankarada bulunduğum sırada,
bolu ve dolaylarındaki âsîlerin tepelenmesi ile görevlendirildiği zaman bile, orada bir şifre ile ve halk üzerinde önemli etkisi bulunacağı gerekçesi ile, benden, kendisine paşa ünvanının verilmesini istemişti.
o zamanlar refet beyin gerek birinci gerek ikinci isteklerini yerine getirecek resmî bir mevki ve yetkide bulunmadığımı açıklamaya gerek yoktu.
özellikle refet beyin bunu çok iyi bilmiş olmasından şüphe edilebilir mi? refet bey, bu isteklerini yerine getirtmek için, dolaylı yoldan benim istanbul hükûmetine aracılık etmemi istiyordu da denemezdi.
çünkü dünyaca bilinmekte idi ki, ben ordu müfettişliğinden ve askerlikten istifa etmiş olma bir yana, padişah ve istanbul hükûmeti tarafından da kovulmuş ve idama mahkûm edilmiş bulunuyordum.
çalışmalarım bir kongrenin seçmiş olduğu bir heyet içinde, yani bir heyet-i temsiliye içinde ve onun adına idi. milli amaca hizmet için çalışmak ve özellikle bu konuda başarıya ulaşmak için, resmi bir ünvan ve yetki şartı var idiyse, o şart zaten benim kendimde yoktu.
içinde bulunduğum durum ve şartların nelerden ibaret olduğu anlaşıldıktan sonra, başarıya ulaşabilmek için, benden resmî formalitelere bağlı ünvan ve yetki beklenemeyeceği tabiî idi.
esasen, biz refet beyi konyaya gönderirken, kendisine, amaca uygun bütün iş ve faaliyetler için tam ve geniş bir yetki vermiştik. bunun kullanılması ve yerini bulabilmesi, onun göstereceği şahsî güç ve kudrete bağlı idi.
efendiler, her tarafı faaliyet göstermeye ve millî teşkilâtlar kurmak için yöneltmeye çalışırken, istanbul hükûmetinin emeline hizmet eden bazı sivil idare âmirlerinden, sözde manevî birer gözdağı olabilecek telgraflar da alıyorduk.
söz gelişi, urfa mutasarrıfı âli rıza adında biri tarafından, yaptıklarımızın itilâf devletlerine karşı bir saldırı gibi sayıldığı, bu yüzden bütün osmanlı ülkesinin itilâf devletlerince askerî işgal altına alınarak türk hükûmetine son verileceği, temas sonucu elde ettiği bilgilere dayanılarak belirtiliyor ve kabine ile uzlaşma önerisinde bulunuluyordu.
bu telgrafın mutasarrıfa yabancılar tarafından dikte ettirildiğine şüphe yoktu. buna elbette gerektiği şekilde karşılık verildi (belge: 108).
devamı için:
(bkz: general harbord heyeti ve generale verdiğim cevap)
-konya valisi cemal bey istanbula kaçıyor ve konya halkı da istanbulu tanımıyor-
nutuktan...
efendiler, konyada vali bulunan cemal bey, ferit paşa kabinesinin anadoluda önemli bir dayanak noktası durumuna geldi.
ordu müfettişi olan cemal paşanın istanbula gidip dönmemesi, orada bulunan kolordu komutanı selâhattin beyin kararsızlık içindeki tutum ve davranışları ve sonunda da haber vermeden istanbula çekip gitmesi, konya ve dolaylarını vali cemal beyin hükmü altında bırakmıştı.
oraya, maksadı iyice kavramış bir kimsenin gönderilmesi gerekiyordu. sivasta iken yanımızda bulunan refet beyin gönderilmesi uygun bulundu. refet bey hareket etti.
konyada, heyet-i temsiliye tarafından gönderilen bir komutanın gelmekte olduğu haber alınınca, vatan sevgisi ile dolu kimseler canlanmıştı. ancak, öte yandan da vali cemal bey, hapishanede ne kadar kanlı katil ve tutuklu varsa hepsini çıkarıp silâhlandırarak kendisine bir kuvvet yapmak istemişti.
konyanın sayın halkı, bu alçakça harekete karşı ayaklanarak vatanseverliğin gerektirdiği şeyin yapılmasına karar vermiş; bunun farkına varan cemal bey de 26 eylülde istanbula kaçmıştır (belge: 107). halk, belediyede toplanarak hoca vehbi efendiyi vali vekilliğine getirmişti.
devamı için:
(bkz: refet bey in yerinde olmayan bazı teklifleri)
nutuktan...
efendiler, konyada vali bulunan cemal bey, ferit paşa kabinesinin anadoluda önemli bir dayanak noktası durumuna geldi.
ordu müfettişi olan cemal paşanın istanbula gidip dönmemesi, orada bulunan kolordu komutanı selâhattin beyin kararsızlık içindeki tutum ve davranışları ve sonunda da haber vermeden istanbula çekip gitmesi, konya ve dolaylarını vali cemal beyin hükmü altında bırakmıştı.
oraya, maksadı iyice kavramış bir kimsenin gönderilmesi gerekiyordu. sivasta iken yanımızda bulunan refet beyin gönderilmesi uygun bulundu. refet bey hareket etti.
konyada, heyet-i temsiliye tarafından gönderilen bir komutanın gelmekte olduğu haber alınınca, vatan sevgisi ile dolu kimseler canlanmıştı. ancak, öte yandan da vali cemal bey, hapishanede ne kadar kanlı katil ve tutuklu varsa hepsini çıkarıp silâhlandırarak kendisine bir kuvvet yapmak istemişti.
konyanın sayın halkı, bu alçakça harekete karşı ayaklanarak vatanseverliğin gerektirdiği şeyin yapılmasına karar vermiş; bunun farkına varan cemal bey de 26 eylülde istanbula kaçmıştır (belge: 107). halk, belediyede toplanarak hoca vehbi efendiyi vali vekilliğine getirmişti.
devamı için:
(bkz: refet bey in yerinde olmayan bazı teklifleri)
-ali fuat paşa batı anadolu kuva-yı milliye komutanı-
nutuktan...
bir münasebetle arz etmiştim ki, 20nci kolordu komutanı ali fuat paşa, kongre adına bazı kararlar alıp, hazırlıklar yapmıştı.
ali fuat paşaya kongrece «batı anadolu kuva-yı milliye komutanı» ünvanı verildi. paşa, eskişehir ve dolaylarını millî bir bölge olarak kabul edip komutanlığına süvari yarbayı atıf beyi;
afyonkarahisar dolaylarını da millî bir bölge olarak kabul edip komutanlığına 23üncü tümen komutanı ömer lütfi beyi tayin etmişti.
bu tümen ile, anadoluya geldiğimizin daha ilk günlerinde temas kurup ilgilenildiğini o günlere ait açıklamalarım arasında belirtmiştim. istanbul hükûmeti, fuat paşanın yerine hamdi paşayı tayin etmiş ve göndermişti. hamdi paşa, eskişehire kadar geldi. orada kendisine, 16 eylülde istanbula dönmesi gerektiği bildirildi.
ingilizler, eskişehir bölgesi kuva-yı millîye komutanı atıf beyi tutuklayıp istanbula gönderdiler. kuva-yı milliye komutanı olan bir şahsın, kendisini kolaylıkla düşman eline düşürmeyecek tedbirleri almış olması gerekirdi.
bu konudaki gaflet ve tedbirsizlik kendisini kurtarmak için uzun zaman biribiri ardınca teşebbüslerde bulunmamızı gerektirdi. bildiğiniz üzere, o tarihlerde eskişehirde ingiliz birlikleri vardı.
fuat paşa, toplayabildiği millî kuvvetlerle birlikte eskişehire yakın cemşite gitmişti. eskişehiri uzaktan çevirtti.
eskişehirde bulunan itilâf kuvvetleri komutanı general solly flood (soli flud)un fuat paşaya gönderdiği bir mektupta kullanılan ifadeler ve kuva-yı milliyenin tanıtma şekli, millî komutanlarımızın ve kuva-yı milliyemizin yüksek şeref ve haysiyetlerine karşı bir saldırı sayıldığından ve adı geçen generalin hak ve yetkisi dışında görüldüğünden, bu konuda istanbulda bulunan itilâf devletleri siyasî temsilcilerinin bir muhtıra ile dikkatleri çekilmişti.
25 eylül 1919 tarihinde general solly floodun fuat paşaya gönderdiği, bir kurmay binbaşı ile eskişehir ingiliz kontrol subayından oluşan bir heyet, ingilizlerin, iç işlerimize ve millî mücadelemize asla karışmayacakları konusunda söz verdiler. bu sıralarda, ingilizler, merzifonda bulunan kuvvetlerinin geri çekilmesine memnun olup olmayacağımızı öğrenmek istemişlerdi. elbette pek memnun olacağımızı bildirmiştik.
gerçekten de oradaki kuvvetlerini bütün ağırlıkları ile birlikte önce samsuna çektiler, daha sonra oradan da istanbula götürdüler. eskişehire hâkim olduktan sonra, fuat paşayı bilecik ve bursa yörelerine göndermeyi düşünüyorduk.
devamı için:
(bkz: konya valisi cemal bey istanbul a kaçıyor)
nutuktan...
bir münasebetle arz etmiştim ki, 20nci kolordu komutanı ali fuat paşa, kongre adına bazı kararlar alıp, hazırlıklar yapmıştı.
ali fuat paşaya kongrece «batı anadolu kuva-yı milliye komutanı» ünvanı verildi. paşa, eskişehir ve dolaylarını millî bir bölge olarak kabul edip komutanlığına süvari yarbayı atıf beyi;
afyonkarahisar dolaylarını da millî bir bölge olarak kabul edip komutanlığına 23üncü tümen komutanı ömer lütfi beyi tayin etmişti.
bu tümen ile, anadoluya geldiğimizin daha ilk günlerinde temas kurup ilgilenildiğini o günlere ait açıklamalarım arasında belirtmiştim. istanbul hükûmeti, fuat paşanın yerine hamdi paşayı tayin etmiş ve göndermişti. hamdi paşa, eskişehire kadar geldi. orada kendisine, 16 eylülde istanbula dönmesi gerektiği bildirildi.
ingilizler, eskişehir bölgesi kuva-yı millîye komutanı atıf beyi tutuklayıp istanbula gönderdiler. kuva-yı milliye komutanı olan bir şahsın, kendisini kolaylıkla düşman eline düşürmeyecek tedbirleri almış olması gerekirdi.
bu konudaki gaflet ve tedbirsizlik kendisini kurtarmak için uzun zaman biribiri ardınca teşebbüslerde bulunmamızı gerektirdi. bildiğiniz üzere, o tarihlerde eskişehirde ingiliz birlikleri vardı.
fuat paşa, toplayabildiği millî kuvvetlerle birlikte eskişehire yakın cemşite gitmişti. eskişehiri uzaktan çevirtti.
eskişehirde bulunan itilâf kuvvetleri komutanı general solly flood (soli flud)un fuat paşaya gönderdiği bir mektupta kullanılan ifadeler ve kuva-yı milliyenin tanıtma şekli, millî komutanlarımızın ve kuva-yı milliyemizin yüksek şeref ve haysiyetlerine karşı bir saldırı sayıldığından ve adı geçen generalin hak ve yetkisi dışında görüldüğünden, bu konuda istanbulda bulunan itilâf devletleri siyasî temsilcilerinin bir muhtıra ile dikkatleri çekilmişti.
25 eylül 1919 tarihinde general solly floodun fuat paşaya gönderdiği, bir kurmay binbaşı ile eskişehir ingiliz kontrol subayından oluşan bir heyet, ingilizlerin, iç işlerimize ve millî mücadelemize asla karışmayacakları konusunda söz verdiler. bu sıralarda, ingilizler, merzifonda bulunan kuvvetlerinin geri çekilmesine memnun olup olmayacağımızı öğrenmek istemişlerdi. elbette pek memnun olacağımızı bildirmiştik.
gerçekten de oradaki kuvvetlerini bütün ağırlıkları ile birlikte önce samsuna çektiler, daha sonra oradan da istanbula götürdüler. eskişehire hâkim olduktan sonra, fuat paşayı bilecik ve bursa yörelerine göndermeyi düşünüyorduk.
devamı için:
(bkz: konya valisi cemal bey istanbul a kaçıyor)
nutuktan...
ferit bey vali vekili; albay osman bey, kastamonu ve dolayları komutanı olarak faaliyete geçtikten bir iki gün sonra, kendilerini tekrar telgraf başına çağırarak bilgi istemiştim.
istanbulda gereken makamlara, istenildiği şekilde ve halkın imzası ile telgraflar çekildiği, bütün illere ve sancaklara da bu telgrafların duyurulduğu bildirilmekle birlikte, birtakım sorular da soruluyordu. söz gelişi «halk diyormuş ki:
1 — öteki illerin kamuoyu bizimle birlikte değiller midir?
2 — bu olağan dışı durum ne zamana kadar sürecektir?
3 — kabinenin direnmesine karşı ne gibi tedbir buyuruldu? lûtfen bizi aydınlatınız paşam!»
halk adına yöneltilen bu soruların vali vekili ve komutan beylerin de zihinlerini işgal etmekte olduğunu hesaba katarak ona göre cevap vermek, yorgunluğuna değerdi. bunun için sivas-kastamonu telini saatlerce işgal eden uzun bilgi verildi ve açıklamalar yapıldı. bu açıklamaları şöylece özetleyebilirim:
1 — millî kaynaşma, vatanın her köşesinde kuvvetli ve ateşli bir şekilde vardır. bütün illerin en ufak köylerine varıncaya kadar halk, en ufak birliğine kadar da bütün ordularımız tam bir duyarlık içinde ve tam bir, birlik halinde, bildirilen kararları uygulamakta ve yürütmektedirler. halkın ikinci ve üçüncü sorusuna cevap olmak üzere de:
2 — ne zaman kastamonu halkı bu durumu olağan dışı bulup endişeye düşmek zayıflığından kurtularak, amacımıza ulaşıncaya kadar dayanmakta kararsızlık göstermezse, işte o zaman bu olağandışı durum kendiliğinden ortadan kalkacaktır. kabinenin direnmesi tabiidir. buna karşı başka bir tedbire girişmeden önce, ilk tedbirimizi hakkıyla ve her yerde kesinlikle uygulama çarelerini düşünelim. söz gelişi, bolunun durumu hakkında ne yapılmıştır? bolu kesimine kadar olan bütün yerlerin istanbul ile resmî haberleşmelerinin kesildiğinden emin miyiz? bununla ilgili olarak, beklemekte olduğumuz bilgiler daha gelmemiştir.
işte, bu dediğim tedbir istanbula kadar yaygınlaştırıldığı takdirde, kabinenin direnmeye gücü kalmayacağını sanırım. bununla birlikte, bundan sonra da pek cahilce ve pek ahmakça bir inadı devam ettirmek isterlerse, herhalde daha etkin tedbirler uygulanmasına imkân vardır.
bundan sonra vali ve komutanın verdiği bilgilerden şunlar anlaşıldı: ineboludan istanbula geri gönderilen yeni vali, zonguldakta, dahiliye nâzırından şöyle bir emir almış:
«bolu ve çevresi serbesttir. zonguldaka çıkınız. ilin gereken yerleri ile haberleşiniz ve son gelecek emre kadar orada bekleyiniz.» gerçekten yeni vali zonguldakta kalmış ve etrafa gözdağı vermeye başlamış.
ferit ve osman beyler, zonguldak mutasarrıfına yeni valinin tutuklanıp karadan kastamonuya gönderilmesini emretmişler. mutasarrıf bunu yapmamış. bununla birlikte, durumu öğrenen yeni vali orada barınamayarak, istanbula dönmüş (belge: 106).
devamı için:
(bkz: ali fuat paşa batı kuva yı milliye komutanı)
ferit bey vali vekili; albay osman bey, kastamonu ve dolayları komutanı olarak faaliyete geçtikten bir iki gün sonra, kendilerini tekrar telgraf başına çağırarak bilgi istemiştim.
istanbulda gereken makamlara, istenildiği şekilde ve halkın imzası ile telgraflar çekildiği, bütün illere ve sancaklara da bu telgrafların duyurulduğu bildirilmekle birlikte, birtakım sorular da soruluyordu. söz gelişi «halk diyormuş ki:
1 — öteki illerin kamuoyu bizimle birlikte değiller midir?
2 — bu olağan dışı durum ne zamana kadar sürecektir?
3 — kabinenin direnmesine karşı ne gibi tedbir buyuruldu? lûtfen bizi aydınlatınız paşam!»
halk adına yöneltilen bu soruların vali vekili ve komutan beylerin de zihinlerini işgal etmekte olduğunu hesaba katarak ona göre cevap vermek, yorgunluğuna değerdi. bunun için sivas-kastamonu telini saatlerce işgal eden uzun bilgi verildi ve açıklamalar yapıldı. bu açıklamaları şöylece özetleyebilirim:
1 — millî kaynaşma, vatanın her köşesinde kuvvetli ve ateşli bir şekilde vardır. bütün illerin en ufak köylerine varıncaya kadar halk, en ufak birliğine kadar da bütün ordularımız tam bir duyarlık içinde ve tam bir, birlik halinde, bildirilen kararları uygulamakta ve yürütmektedirler. halkın ikinci ve üçüncü sorusuna cevap olmak üzere de:
2 — ne zaman kastamonu halkı bu durumu olağan dışı bulup endişeye düşmek zayıflığından kurtularak, amacımıza ulaşıncaya kadar dayanmakta kararsızlık göstermezse, işte o zaman bu olağandışı durum kendiliğinden ortadan kalkacaktır. kabinenin direnmesi tabiidir. buna karşı başka bir tedbire girişmeden önce, ilk tedbirimizi hakkıyla ve her yerde kesinlikle uygulama çarelerini düşünelim. söz gelişi, bolunun durumu hakkında ne yapılmıştır? bolu kesimine kadar olan bütün yerlerin istanbul ile resmî haberleşmelerinin kesildiğinden emin miyiz? bununla ilgili olarak, beklemekte olduğumuz bilgiler daha gelmemiştir.
işte, bu dediğim tedbir istanbula kadar yaygınlaştırıldığı takdirde, kabinenin direnmeye gücü kalmayacağını sanırım. bununla birlikte, bundan sonra da pek cahilce ve pek ahmakça bir inadı devam ettirmek isterlerse, herhalde daha etkin tedbirler uygulanmasına imkân vardır.
bundan sonra vali ve komutanın verdiği bilgilerden şunlar anlaşıldı: ineboludan istanbula geri gönderilen yeni vali, zonguldakta, dahiliye nâzırından şöyle bir emir almış:
«bolu ve çevresi serbesttir. zonguldaka çıkınız. ilin gereken yerleri ile haberleşiniz ve son gelecek emre kadar orada bekleyiniz.» gerçekten yeni vali zonguldakta kalmış ve etrafa gözdağı vermeye başlamış.
ferit ve osman beyler, zonguldak mutasarrıfına yeni valinin tutuklanıp karadan kastamonuya gönderilmesini emretmişler. mutasarrıf bunu yapmamış. bununla birlikte, durumu öğrenen yeni vali orada barınamayarak, istanbula dönmüş (belge: 106).
devamı için:
(bkz: ali fuat paşa batı kuva yı milliye komutanı)
-kastamonu valisinin istanbul hükûmeti’nce değiştirilmesi ve bundan çıkan olay-
nutuk’tan...
efendiler, kastamonu’da vali bulunan ibrahim bey, ben ordu müfettişi iken, kurmay başkanım olan albay kâzım bey’in şahsen tanıdığı bir kimseydi. bu sebeple kendisine her türlü sırlar bildirilmişti. aramızda şifreli haberleşmeler yapılıyordu. kendisi istanbul hükûmeti tarafından -istanbul’a davet edildi. bu daveti, yerine getirmemesi gerekirken, anlaşılmaz gerekçe ve düşüncelerle istanbul’da tutuklanmak için- kastamonu’dan ayrılmıştı. istanbul, ibrahim bey’in yerine bir başkasını kastamonu’ya vali olarak atamıştı. bu zat, eylülde inebolu’ya varmış bulunuyordu. kendisinin tutuklanmasını oradaki ilgililere emrettik. bu konuda ilgi çekici küçük bir şey geçti. müsaadenizle biraz etraflıca anlatayım: kastamonu bölgesinde ve kastamonu il merkezinde gevşeklik ve zayıflık belirtileri görülmeye başlayınca, kastamonu’ya güvenilir ve güç sahibi bir subayın gönderilmesini ankara’da bulunan ali fuat paşa’dan rica etmiştim. fuat paşa, kastamonu bölge komutanı sıfatıyla oraya albay osman bey’i göndermişti. osman bey, tam 16 eylül günü kastamonu’ya varmıştı. biz de kendisinden yeni gelen vali için verdiğimiz emrin uygulanmasını bekliyorduk. arzettiğim emri verdikten sonra, uygulama ve yürütme hakkında telgraf başında bilgi bekliyordu. gece olmuştu. kastamonu’dan benimle konuşarak istediğim bilgiyi verecek bir kimseyi bulamıyordum. nihayet, 16/17 eylül gecesi, kastamonu ve dolayları komutanı albay osman bey, kastamonu telgrafhanesine geldi ve aynen şu telgrafı verdi:
bugün kastamonu’ya geldim. istanbul hükûmeti’nin adamları, vali vekili ve jandarma komutanı’nın oyunu ile evimde tutuklandım. vatanseverlik örneği subaylarımızın yardımlarıyla şimdi kurtuldum. ben de vali vekilini ve jandarma alay komutanı’nı birlikte tutuklattım. telgrafhaneyi işgal ettim. buradaki durum önemlidir. kongreden istirham ediyorum, buraya, aldığı bütün kararları ile ilgili bilgi vererek sayın kastamonu halkını aydınlatsın. yeni valinin inebolu’ya indiği haber alındı. hakkında nasıl bir işlem yapılacaktır? burada, vali vekili ve başkalarının tayini konusunda millî kongrenin bana yetki vermesini ve bu istirhamımla ilgili cevabı şu anda makine başında beklemekte olduğumu arz ederim.
osman bey ile makine başındaki görüşmemiz şu şekilde devam etti. kendisinden sordum:
«şimdi orada duruma hâkim misiniz? ne kadar kuvvetiniz vardır? orada il ileri gelenlerinden güvenilir kim vardır? yeni tayin edilip inebolu’ya geldiği haber alınan valinin adı nedir?».
osman bey’in cevabı şuydu: «hâlen ile hâkim durumdayım. her halde, kongrenin bana yardımcı olması ve beni aydınlatması gerekir. atanan valinin konya valiliğinden emekli, çok eski bir zat olduğu söyleniyor. adı ali rıza’dır. kuvvetim iki yüz elli kişilik bir tabur ve dört tüfekli, bir ağır makineli bölüğünden ibarettir. daha halk ile görüşülememiştir. il ileri gelenlerinden defterdar ferit bey vardır.»
osman bey’e şu emri verdim: «şimdi siz vali vekilliğini kendi üzerinize alınız. bütün askeri ve sivil kuvvetleri elinizde tutmaya tam olarak yetkilisiniz: gelmekte olan valiyi hemen tutuklatacak çabuklukta tedbirler alınız. yaptıklarımıza açıktan açığa karşı koyanlara karşı kararsızlığa düşmeden silâh kullandırınız. il defterdarı, benim diyarbakır’dan tanıdığım ferit bey ise, size yardım etmesi gerekir. bolu mutasarrıfına, aldığınız durumu ve yetkiyi hemen şimdi bildirerek onun da istanbul’a karşı aynı şekilde hareket etmesini tarafımızdan söyleyiniz. sinop mutasarrıfı mazhar tevfik bey’e de benim tarafımdan aynı talimatı veriniz. yanınızda hangi şifre anahtarı vardır?»
osman bey’in cevabı: «vali vekilliğini defterdar ferit bey’e vereceğim, kendi üzerime alamayacağım. bildiğiniz ferit bey’dir. sinop mutasarrıfı bildiğinizdir; kendisi görevden alınmıştır. vekilliği jandarma tabur komutanı remzi bey’dedir. mazhar tevfik bey’in sinop’ta olduğu bildiriliyor. şifre anahtarı tutuklu alay komutanındadır; istendi, alacağım cevaba göre arz ederim, efendim.»
«yanınızda başka şifre anahtarı var mıdır? ferit bey şimdi nerededir? durum hakkında bilgisi var mıdır? diye sordum.
«durumdan bilgisi yoktur, şimdi çağrıldı, gelecektir. ben hiç şifre anahtarı almadım; çünkü tutuklanacağımı bilmiyordum, makam şifresi ile yazarım ümidinde idim» cevabını verdi.
«oradaki jandarma tabur komutanı kimdir; ne kadar jandarma kuvveti vardır; emriniz altına girdi mi?» sorusunu yazdırdım. buna da verdiği cevapta: «jandarma komutanı
emin bey, yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. merkezde jandarma sayısı otuz beş kadardır. polis müdürü halil bey de yanımda ve benimle işbirliği etmiştir. polis sayısı kırktır. piyade tabur komutam şerif bey biraz budala olduğundan şimdilik tutuklanmıştır. jandarma tabur komutanı emin bey, yüzbaşıdır. defterdar ferit bey geldi, yanımdadır.»
«emin bey’i biraz anlatır mısınız» sorusuna 1902 (318) çıkışlı, üsküp’lü emin, tanırsınız. ayrıca ellerinizden öpüyorlar.»
bunun üzerine şu satırları yazdırdım: «emin efendi’yi tanırım, teşekkür ederim. ferit bey’e durumu anlattınız mı? önemli hususlar makam şifresiyle bildirilebilir. sinop mutasarrıf vekili olan jandarma komutanı güvenilir bulunmadığı takdirde, yerine sizce uygun görülecek birinin vekilliğe getirilmesi için gerekli olan tedbirler düşünülmelidir. yardıma ihtiyaç duyuyor musunuz?» «osman bey:» kuvvete ihtiyaç duyup duymadığımı daha sonra arz edeceğim; jandarma tabur komutanı yeni geldiği için durumu anlaşılamamıştır, efendim» cevabını verdi. osman bey’e başka bir söyleyeceği olup olmadığını ve ferit bey’le durum değerlendirmesi yapıp yapmadıklarını sorup anladıktan sonra, şu telgrafı yazdırdım:
osman bey’e ve ferit beyefendi’ye
alınacak tedbirler ve yapılacak işlerinizde başarılar dilerim. bize durumunuzdan ve gelmekte olan valinin tutuklandığından haber vermenizi bekleriz.
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: kastamonu da istanbul a karşı harekete geçiyor)
nutuk’tan...
efendiler, kastamonu’da vali bulunan ibrahim bey, ben ordu müfettişi iken, kurmay başkanım olan albay kâzım bey’in şahsen tanıdığı bir kimseydi. bu sebeple kendisine her türlü sırlar bildirilmişti. aramızda şifreli haberleşmeler yapılıyordu. kendisi istanbul hükûmeti tarafından -istanbul’a davet edildi. bu daveti, yerine getirmemesi gerekirken, anlaşılmaz gerekçe ve düşüncelerle istanbul’da tutuklanmak için- kastamonu’dan ayrılmıştı. istanbul, ibrahim bey’in yerine bir başkasını kastamonu’ya vali olarak atamıştı. bu zat, eylülde inebolu’ya varmış bulunuyordu. kendisinin tutuklanmasını oradaki ilgililere emrettik. bu konuda ilgi çekici küçük bir şey geçti. müsaadenizle biraz etraflıca anlatayım: kastamonu bölgesinde ve kastamonu il merkezinde gevşeklik ve zayıflık belirtileri görülmeye başlayınca, kastamonu’ya güvenilir ve güç sahibi bir subayın gönderilmesini ankara’da bulunan ali fuat paşa’dan rica etmiştim. fuat paşa, kastamonu bölge komutanı sıfatıyla oraya albay osman bey’i göndermişti. osman bey, tam 16 eylül günü kastamonu’ya varmıştı. biz de kendisinden yeni gelen vali için verdiğimiz emrin uygulanmasını bekliyorduk. arzettiğim emri verdikten sonra, uygulama ve yürütme hakkında telgraf başında bilgi bekliyordu. gece olmuştu. kastamonu’dan benimle konuşarak istediğim bilgiyi verecek bir kimseyi bulamıyordum. nihayet, 16/17 eylül gecesi, kastamonu ve dolayları komutanı albay osman bey, kastamonu telgrafhanesine geldi ve aynen şu telgrafı verdi:
bugün kastamonu’ya geldim. istanbul hükûmeti’nin adamları, vali vekili ve jandarma komutanı’nın oyunu ile evimde tutuklandım. vatanseverlik örneği subaylarımızın yardımlarıyla şimdi kurtuldum. ben de vali vekilini ve jandarma alay komutanı’nı birlikte tutuklattım. telgrafhaneyi işgal ettim. buradaki durum önemlidir. kongreden istirham ediyorum, buraya, aldığı bütün kararları ile ilgili bilgi vererek sayın kastamonu halkını aydınlatsın. yeni valinin inebolu’ya indiği haber alındı. hakkında nasıl bir işlem yapılacaktır? burada, vali vekili ve başkalarının tayini konusunda millî kongrenin bana yetki vermesini ve bu istirhamımla ilgili cevabı şu anda makine başında beklemekte olduğumu arz ederim.
osman bey ile makine başındaki görüşmemiz şu şekilde devam etti. kendisinden sordum:
«şimdi orada duruma hâkim misiniz? ne kadar kuvvetiniz vardır? orada il ileri gelenlerinden güvenilir kim vardır? yeni tayin edilip inebolu’ya geldiği haber alınan valinin adı nedir?».
osman bey’in cevabı şuydu: «hâlen ile hâkim durumdayım. her halde, kongrenin bana yardımcı olması ve beni aydınlatması gerekir. atanan valinin konya valiliğinden emekli, çok eski bir zat olduğu söyleniyor. adı ali rıza’dır. kuvvetim iki yüz elli kişilik bir tabur ve dört tüfekli, bir ağır makineli bölüğünden ibarettir. daha halk ile görüşülememiştir. il ileri gelenlerinden defterdar ferit bey vardır.»
osman bey’e şu emri verdim: «şimdi siz vali vekilliğini kendi üzerinize alınız. bütün askeri ve sivil kuvvetleri elinizde tutmaya tam olarak yetkilisiniz: gelmekte olan valiyi hemen tutuklatacak çabuklukta tedbirler alınız. yaptıklarımıza açıktan açığa karşı koyanlara karşı kararsızlığa düşmeden silâh kullandırınız. il defterdarı, benim diyarbakır’dan tanıdığım ferit bey ise, size yardım etmesi gerekir. bolu mutasarrıfına, aldığınız durumu ve yetkiyi hemen şimdi bildirerek onun da istanbul’a karşı aynı şekilde hareket etmesini tarafımızdan söyleyiniz. sinop mutasarrıfı mazhar tevfik bey’e de benim tarafımdan aynı talimatı veriniz. yanınızda hangi şifre anahtarı vardır?»
osman bey’in cevabı: «vali vekilliğini defterdar ferit bey’e vereceğim, kendi üzerime alamayacağım. bildiğiniz ferit bey’dir. sinop mutasarrıfı bildiğinizdir; kendisi görevden alınmıştır. vekilliği jandarma tabur komutanı remzi bey’dedir. mazhar tevfik bey’in sinop’ta olduğu bildiriliyor. şifre anahtarı tutuklu alay komutanındadır; istendi, alacağım cevaba göre arz ederim, efendim.»
«yanınızda başka şifre anahtarı var mıdır? ferit bey şimdi nerededir? durum hakkında bilgisi var mıdır? diye sordum.
«durumdan bilgisi yoktur, şimdi çağrıldı, gelecektir. ben hiç şifre anahtarı almadım; çünkü tutuklanacağımı bilmiyordum, makam şifresi ile yazarım ümidinde idim» cevabını verdi.
«oradaki jandarma tabur komutanı kimdir; ne kadar jandarma kuvveti vardır; emriniz altına girdi mi?» sorusunu yazdırdım. buna da verdiği cevapta: «jandarma komutanı
emin bey, yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. merkezde jandarma sayısı otuz beş kadardır. polis müdürü halil bey de yanımda ve benimle işbirliği etmiştir. polis sayısı kırktır. piyade tabur komutam şerif bey biraz budala olduğundan şimdilik tutuklanmıştır. jandarma tabur komutanı emin bey, yüzbaşıdır. defterdar ferit bey geldi, yanımdadır.»
«emin bey’i biraz anlatır mısınız» sorusuna 1902 (318) çıkışlı, üsküp’lü emin, tanırsınız. ayrıca ellerinizden öpüyorlar.»
bunun üzerine şu satırları yazdırdım: «emin efendi’yi tanırım, teşekkür ederim. ferit bey’e durumu anlattınız mı? önemli hususlar makam şifresiyle bildirilebilir. sinop mutasarrıf vekili olan jandarma komutanı güvenilir bulunmadığı takdirde, yerine sizce uygun görülecek birinin vekilliğe getirilmesi için gerekli olan tedbirler düşünülmelidir. yardıma ihtiyaç duyuyor musunuz?» «osman bey:» kuvvete ihtiyaç duyup duymadığımı daha sonra arz edeceğim; jandarma tabur komutanı yeni geldiği için durumu anlaşılamamıştır, efendim» cevabını verdi. osman bey’e başka bir söyleyeceği olup olmadığını ve ferit bey’le durum değerlendirmesi yapıp yapmadıklarını sorup anladıktan sonra, şu telgrafı yazdırdım:
osman bey’e ve ferit beyefendi’ye
alınacak tedbirler ve yapılacak işlerinizde başarılar dilerim. bize durumunuzdan ve gelmekte olan valinin tutuklandığından haber vermenizi bekleriz.
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: kastamonu da istanbul a karşı harekete geçiyor)
-halit beyin trabzon ve çevresinde milli teşkilât kurmak üzere görevlendirilmesi-
nutuktan...
efendiler, trabzonda bir iki kişinin, pek vatansever ve saygıdeğer trabzon halkının hiçbir bilgisi bulunmadığı halde, onlar adına, oradaki millî varlığı kendi şahıslarında temsile kalkıştıkları ve bu yüzden millî teşebbüs ve kararların gerektiği şekilde uygulanıp yerine getirilemediği kanaatına vardım. trabzonda vali bulunan galip bey adında bir zatın da olumsuz akım yaratmakta rol oynadığını anladım. bunun üzerine, trabzon yakınında torulda bulunan ve daha tümenine komutaya başlamamış olan hâlit beyin trabzon çevresinde millî teşkilât kurmak üzere görevlendirilmesi uygun bulundu ve bu düşünce kolordu komutanına bildirildi. 20 eylül 1919 tarihinde alınan cevapta: «ingilizlere karşı gizlenmekte olan hâlit beyin, yaradılışı dolayısıyla ortaya çıkarabileceği durumların, bu nazik zamanda belki düzeltilmesi mümkün olamaz» yolunda bazı düşüncelerden sonra «hâlit bey haberim olmadan maruzatta bulunsa bile yerine getirilmemesi» bildiriliyordu (belge: 100).
kâzım karabekir paşanın bu telgrafına verdiğimiz karşılıkta: «ingiliz engelinin bizlerce söz konusu olamayacağını, şiddetli ve kesin hareket sakıncalı görüldüğüne göre, trabzonda durumun düzeltilmesi neye ve ne gibi bir tedbire bağlı ise, onun doğrudan doğruya kendisi tarafından alınmasını, 22 eylül 1919 tarihli bir şifreli telgrafla rica ettik (belge: 101).
bizim, 15inci kolordu komutanı ile bu haberleşmeleri yaptığımız tarihlerde, toruldan yarbay hâlit bey de doğrudan doğruya bizimle haberleşmeye başladı. kendisini cevapsız bırakmamak ve durumu aydınlatmak üzere karşılık verdik.
15inci kolordu komutanının bir bakıma bizim 22 eylül 1919 tarihli telgrafımıza cevap oluşturan, 27 eylül 1919 tarihli bir şifreli telgrafını aldık. bunda, halkı, önce aydınlatma ve doğru yola çekme görevini yaptıktan; karşı gelenler görülürse, onları da müstahak oldukları muameleye uğratmaktan ibaret olan ve pek büyük tecrübelerle elde edilen prensibini aynen trabzon çevresinde uyguladığını belirttikten, 9uncu tümen komutanı rüştü beyi kurmay heyeti ile birlikte, 3üncü tümen komutanlığı vekilliği ile trabzona gönderdiğini, hâlit beyi trabzon için uygun bulmadığını bildirdikten sonra, «ingilizlerle ilgili görüşe gelince, bana kalırsa, elden geldiği sürece açıktan ve belirli bir düşmanlıktan kaçınmayı tercih ederim» kanaati ileri sürülüyordu (belge: 102). buna verdiğim 29 eylül 1919 tarihli özel cevabımda şunları yazdım: «trabzon ilinde halkın ne düşündüğü konusunda buraca da aydınlanılmıştır. trabzon merkezi dışında, bütün ilçe ve sancakları ile haberleşilmektedir. merkezdeki gergin durum da valinin tutuklanıp uzaklaştırılmasından sonra ortadan kalkmıştır (emrim üzerine valiyi tutuklayarak göz altında erzuruma gönderen hâlit beydir). rüştü beyin 3üncü tümen komutanlığı vekilliği ile trabzona gönderilişinde hatırıma gelen noktaları arz edeceğim.
önce, valiyi tutuklayan halit beydir. birkaç gün sonra rüştü beyin bu şekilde gönderilmesi, hâ1it beyin hareketini oradaki kötü niyetlilere karşı eleştirmek gibi olabilir.
ikincisi, halit bey, nazik durumlarda tümeninin başına geçmeyi beklerken, bugün geçirmekte olduğumuz ciddî ve tarihî anlarda, başka bir şahsın yerine geldiğini görmekten üzüntü duyabilir. bu tutumdan vazgeçilmesini rica ederim. bununla birlikte kolordunuzun askeri işlerine karışmak istemem (belge : 103).
kâzım karabekir paşanın verdiği 2 ekim 1919 tarihli uzun cevapta, bu işlemin hâlit beyin müracaatı üzerine yapıldığını ve kendisine durumu iyice anlatmak için erzuruma davet edildiğini bildirdi (belge: 104). halbuki, 1 ekim 1919 tarihinde 3üncü tümen emir subayı üsteğmen tarık imzasıyla, başyaverim cevat abbas beye gelen özel bir şifrenin son cümleleri şöyleydi:
«son günlerde komutan bey, 3üncü tümenin bugünkü komuta durumunun değiştirilmesini kolordudan istedi. eğer kolordu bu teklifi kabul etmez ve yerine getirmezse, emir almadan komutayı ele alacağım ve daha önce alınan karar uyarınca kolordudan ayrılarak doğrudan doğruya kongrenin emrinde olacağını arz ederim. paşa hazretlerini gerektiği şekilde aydınlatınız efendim» (belge: 105).
bu tarihten on beş gün sonraydı. kâzım karabekir paşadan 17 ekim 1919 tarihli şu telgrafı aldım:
«kendi bölgemde millî isteğin gerçekleştirilmesi ve yerine getirilebilmesi için son noktaya kadar askerlikten ve komuta zincirinin gereklerine uymaktan ayrılmamayı, geleceğin disiplini bakımından da son derece gerekli görüyorum. cüretkârlıkla ileri görüşlülüğün bağdaştırılamadığı yerlerde ve işlerde, sonuç pek parlak da olsa, bunun tezelden tersine döndüğü ve yararsız kaldığı örnekleriyle görülmüştür. özellikle, ingiliz, fransız temsilcilerinin bulunduğu trabzon çevresinde, komuta zincirine değer verilmesine, pek uyanık ve ileri görüşlü davranılmasına büyük bir ihtiyaç duyulmaktadır.
maalesef, verdiğim açık talimata rağmen, hâlit beyin kendi kendine ve askeri kıyafetiyle valiyi tutuklayarak gösterdiği tuhaflık dillere destan olmuştur (hâlit beyi bu, işe yöneltenin kim olduğunu arz etmiştim). seçimler konusunda da bu şekilde faaliyet gösterirse kendisi için ingilizlerce bir çıkış daha yapılması ve güç bir duruma düşülmesi kaçınılmaz olur (seçimler konusunun çabuklaştırılması ve millî isteğe uygun bir sonuca bağlanabilmesi için hâlit beye ve gereken daha birçok kişiye yardım ve gayrette bulunmaları özellikle rica edilmişti.
bir de ingilizler tarafından yapılacak çıkışın kaçınılmaz ne gibi bir durum yaratabileceğini, kendi durumumu göz önüne getirerek bir türlü anlayamamış olduğumu itiraf edeyim. bunun için adı geçen kimse ile haberleşme yapılmayarak, yüksek arzularınızın yerine getirilmesinde bendenizin aracılığını istirham ederim. adı geçenin kişiliği her türlü iddianın ötesinde ise, herhangi bir bölgeden milletvekili seçilmesi hakkındaki yüksek düşüncelerinizin bildirilmesi arz olunur.»
bu telgrafa 19 ekim 1919 tarihinde sadece şu cevabı verdim:
«hâlit beyin milletvekili olmak veya olmamak konusundaki eğilimlerini bilemediğimden bu hususta görüş bildiremeyeceğim efendim.»
efendiler, ferit paşa kabinesinin düşmesine kadar geçen günler içinde karşılaştığımız sorunlar çeşitlidir. engeller ve güçlükler az değildi. bunların hepsini saymak ve açıklamaya kalkışmak yüksek heyetinizi çok yorabilir. bu sebeple bu safhayı tamamlayacağını sandığım bazı noktalara yalnız dokunmakla yetineceğim.
ali galipin tavsiyesi üzerine, istanbul hükûmetince dersim mutasarrıflığına tayin edildiği anlaşılan ve sivasa gelen osman nuri bey 8 eylülde sivasta alıkonuldu.
millî akıma karşı haince hareketlerde bulunduğu ortaya çıkan ankara valisi muhittin paşa, belli bir maksatla geziye çıkmıştı. 13 eylülde çorumda bulunuyordu. muhittin paşanın yakalanıp korumalı olarak sivasa gönderilmesi için ankarada kolordu komutanına ve samsunda 5inci kafkas tümeni komutanına emir verildi. muhittin paşa tutuklu olarak sivasa getirilmiştir. kendisiyle bizzat görüştüm. gereken öğüt ve uyarılardan sonra yaşına hürmeten samsun üzerinden istanbula gönderdim. çorum mutasarrıfı samih fethi bey de üç dört gün sonra özel olarak sivasa davet olundu.
millî mücadeleye karşı geldikleri anlaşılan niğde mutasarrıfı, muhasebecisi ve komiserinin korumalı olarak sivasa gönderilmeleri için 16 eylülde niğdede tümen komutanlığına emir verildi.
devamı için:
(bkz: kastamonu valisi nin hükümetçe değiştirilmesi)
nutuktan...
efendiler, trabzonda bir iki kişinin, pek vatansever ve saygıdeğer trabzon halkının hiçbir bilgisi bulunmadığı halde, onlar adına, oradaki millî varlığı kendi şahıslarında temsile kalkıştıkları ve bu yüzden millî teşebbüs ve kararların gerektiği şekilde uygulanıp yerine getirilemediği kanaatına vardım. trabzonda vali bulunan galip bey adında bir zatın da olumsuz akım yaratmakta rol oynadığını anladım. bunun üzerine, trabzon yakınında torulda bulunan ve daha tümenine komutaya başlamamış olan hâlit beyin trabzon çevresinde millî teşkilât kurmak üzere görevlendirilmesi uygun bulundu ve bu düşünce kolordu komutanına bildirildi. 20 eylül 1919 tarihinde alınan cevapta: «ingilizlere karşı gizlenmekte olan hâlit beyin, yaradılışı dolayısıyla ortaya çıkarabileceği durumların, bu nazik zamanda belki düzeltilmesi mümkün olamaz» yolunda bazı düşüncelerden sonra «hâlit bey haberim olmadan maruzatta bulunsa bile yerine getirilmemesi» bildiriliyordu (belge: 100).
kâzım karabekir paşanın bu telgrafına verdiğimiz karşılıkta: «ingiliz engelinin bizlerce söz konusu olamayacağını, şiddetli ve kesin hareket sakıncalı görüldüğüne göre, trabzonda durumun düzeltilmesi neye ve ne gibi bir tedbire bağlı ise, onun doğrudan doğruya kendisi tarafından alınmasını, 22 eylül 1919 tarihli bir şifreli telgrafla rica ettik (belge: 101).
bizim, 15inci kolordu komutanı ile bu haberleşmeleri yaptığımız tarihlerde, toruldan yarbay hâlit bey de doğrudan doğruya bizimle haberleşmeye başladı. kendisini cevapsız bırakmamak ve durumu aydınlatmak üzere karşılık verdik.
15inci kolordu komutanının bir bakıma bizim 22 eylül 1919 tarihli telgrafımıza cevap oluşturan, 27 eylül 1919 tarihli bir şifreli telgrafını aldık. bunda, halkı, önce aydınlatma ve doğru yola çekme görevini yaptıktan; karşı gelenler görülürse, onları da müstahak oldukları muameleye uğratmaktan ibaret olan ve pek büyük tecrübelerle elde edilen prensibini aynen trabzon çevresinde uyguladığını belirttikten, 9uncu tümen komutanı rüştü beyi kurmay heyeti ile birlikte, 3üncü tümen komutanlığı vekilliği ile trabzona gönderdiğini, hâlit beyi trabzon için uygun bulmadığını bildirdikten sonra, «ingilizlerle ilgili görüşe gelince, bana kalırsa, elden geldiği sürece açıktan ve belirli bir düşmanlıktan kaçınmayı tercih ederim» kanaati ileri sürülüyordu (belge: 102). buna verdiğim 29 eylül 1919 tarihli özel cevabımda şunları yazdım: «trabzon ilinde halkın ne düşündüğü konusunda buraca da aydınlanılmıştır. trabzon merkezi dışında, bütün ilçe ve sancakları ile haberleşilmektedir. merkezdeki gergin durum da valinin tutuklanıp uzaklaştırılmasından sonra ortadan kalkmıştır (emrim üzerine valiyi tutuklayarak göz altında erzuruma gönderen hâlit beydir). rüştü beyin 3üncü tümen komutanlığı vekilliği ile trabzona gönderilişinde hatırıma gelen noktaları arz edeceğim.
önce, valiyi tutuklayan halit beydir. birkaç gün sonra rüştü beyin bu şekilde gönderilmesi, hâ1it beyin hareketini oradaki kötü niyetlilere karşı eleştirmek gibi olabilir.
ikincisi, halit bey, nazik durumlarda tümeninin başına geçmeyi beklerken, bugün geçirmekte olduğumuz ciddî ve tarihî anlarda, başka bir şahsın yerine geldiğini görmekten üzüntü duyabilir. bu tutumdan vazgeçilmesini rica ederim. bununla birlikte kolordunuzun askeri işlerine karışmak istemem (belge : 103).
kâzım karabekir paşanın verdiği 2 ekim 1919 tarihli uzun cevapta, bu işlemin hâlit beyin müracaatı üzerine yapıldığını ve kendisine durumu iyice anlatmak için erzuruma davet edildiğini bildirdi (belge: 104). halbuki, 1 ekim 1919 tarihinde 3üncü tümen emir subayı üsteğmen tarık imzasıyla, başyaverim cevat abbas beye gelen özel bir şifrenin son cümleleri şöyleydi:
«son günlerde komutan bey, 3üncü tümenin bugünkü komuta durumunun değiştirilmesini kolordudan istedi. eğer kolordu bu teklifi kabul etmez ve yerine getirmezse, emir almadan komutayı ele alacağım ve daha önce alınan karar uyarınca kolordudan ayrılarak doğrudan doğruya kongrenin emrinde olacağını arz ederim. paşa hazretlerini gerektiği şekilde aydınlatınız efendim» (belge: 105).
bu tarihten on beş gün sonraydı. kâzım karabekir paşadan 17 ekim 1919 tarihli şu telgrafı aldım:
«kendi bölgemde millî isteğin gerçekleştirilmesi ve yerine getirilebilmesi için son noktaya kadar askerlikten ve komuta zincirinin gereklerine uymaktan ayrılmamayı, geleceğin disiplini bakımından da son derece gerekli görüyorum. cüretkârlıkla ileri görüşlülüğün bağdaştırılamadığı yerlerde ve işlerde, sonuç pek parlak da olsa, bunun tezelden tersine döndüğü ve yararsız kaldığı örnekleriyle görülmüştür. özellikle, ingiliz, fransız temsilcilerinin bulunduğu trabzon çevresinde, komuta zincirine değer verilmesine, pek uyanık ve ileri görüşlü davranılmasına büyük bir ihtiyaç duyulmaktadır.
maalesef, verdiğim açık talimata rağmen, hâlit beyin kendi kendine ve askeri kıyafetiyle valiyi tutuklayarak gösterdiği tuhaflık dillere destan olmuştur (hâlit beyi bu, işe yöneltenin kim olduğunu arz etmiştim). seçimler konusunda da bu şekilde faaliyet gösterirse kendisi için ingilizlerce bir çıkış daha yapılması ve güç bir duruma düşülmesi kaçınılmaz olur (seçimler konusunun çabuklaştırılması ve millî isteğe uygun bir sonuca bağlanabilmesi için hâlit beye ve gereken daha birçok kişiye yardım ve gayrette bulunmaları özellikle rica edilmişti.
bir de ingilizler tarafından yapılacak çıkışın kaçınılmaz ne gibi bir durum yaratabileceğini, kendi durumumu göz önüne getirerek bir türlü anlayamamış olduğumu itiraf edeyim. bunun için adı geçen kimse ile haberleşme yapılmayarak, yüksek arzularınızın yerine getirilmesinde bendenizin aracılığını istirham ederim. adı geçenin kişiliği her türlü iddianın ötesinde ise, herhangi bir bölgeden milletvekili seçilmesi hakkındaki yüksek düşüncelerinizin bildirilmesi arz olunur.»
bu telgrafa 19 ekim 1919 tarihinde sadece şu cevabı verdim:
«hâlit beyin milletvekili olmak veya olmamak konusundaki eğilimlerini bilemediğimden bu hususta görüş bildiremeyeceğim efendim.»
efendiler, ferit paşa kabinesinin düşmesine kadar geçen günler içinde karşılaştığımız sorunlar çeşitlidir. engeller ve güçlükler az değildi. bunların hepsini saymak ve açıklamaya kalkışmak yüksek heyetinizi çok yorabilir. bu sebeple bu safhayı tamamlayacağını sandığım bazı noktalara yalnız dokunmakla yetineceğim.
ali galipin tavsiyesi üzerine, istanbul hükûmetince dersim mutasarrıflığına tayin edildiği anlaşılan ve sivasa gelen osman nuri bey 8 eylülde sivasta alıkonuldu.
millî akıma karşı haince hareketlerde bulunduğu ortaya çıkan ankara valisi muhittin paşa, belli bir maksatla geziye çıkmıştı. 13 eylülde çorumda bulunuyordu. muhittin paşanın yakalanıp korumalı olarak sivasa gönderilmesi için ankarada kolordu komutanına ve samsunda 5inci kafkas tümeni komutanına emir verildi. muhittin paşa tutuklu olarak sivasa getirilmiştir. kendisiyle bizzat görüştüm. gereken öğüt ve uyarılardan sonra yaşına hürmeten samsun üzerinden istanbula gönderdim. çorum mutasarrıfı samih fethi bey de üç dört gün sonra özel olarak sivasa davet olundu.
millî mücadeleye karşı geldikleri anlaşılan niğde mutasarrıfı, muhasebecisi ve komiserinin korumalı olarak sivasa gönderilmeleri için 16 eylülde niğdede tümen komutanlığına emir verildi.
devamı için:
(bkz: kastamonu valisi nin hükümetçe değiştirilmesi)
nutuktan...
20 eylül 1919 tarihli, sadrazam damat ferit paşa imzalı bir genel duyuru ile padişahın da bir bildirisinin yayınlandığını hatırlayacaksınız (belge: 98). bu bildirinin dikkate değer noktalarını tekrar hatırlatmak isterim. bu noktaları sıra ile işaret edeceğim:
1 — hükûmetin güttüğü siyaset sonunda, izmirde meydana gelen facialar, avrupa devletlerinin ve medenî milletlerin dikkatini çekti ve bize karşı sevgi uyandırdı.
2 — bir özel heyet, yerinde tarafsız olarak soruşturmaya başladı. hakkımız medenî dünyanın gözleri önüne serilmektedir.
3 — millî birliğimizi bozacak hiçbir karar ve teklif olmadı.
4 — bazı kimseler tarafından halk ile hükûmet arasında sözde bir anlaşmazlık varmış gibi ilân ediliyor.
5 — bu durum, kanun şartları içinde bir an önce yapılmasını istediğimiz seçimleri de geri bıraktırıyor ve barışın yaklaşmakta bulunduğu bir sırada, varlığı zarurî olan meclis-i mebusânın toplanmasını da geciktirecektir.
6 — bugün vatandaşlarımdan beklediğim, hükûmetin emirlerine tamamiyle uymaktır.
7 — büyük devletlerin hak verici duyguları, avrupa ve amerikan kamuoyunun ölçüseverliği, yakında durumumuzu ve haysiyetimizi koruyacak bir barışa kavuşma ümidimi kuvvetlendirmektedir.
yüksek heyetinizce de bilinmektedir ki, bu bildirinin yayınlanması ve dağıtılması, bizim, memleketle istanbul hükûmeti arasındaki haberleşme ve ilişkileri kestiğimiz ve bu noktada ısrar etmekte bulunduğumuz günlerde olmuştur.
herhalde verdiğimiz talimat ve genel emirlere uyulduğu takdirde, bu bildirinin hiç bir yerden alınmaması ve millete de okutturulmaması gerekirdi. oysa, şimdi arz edeceğim bir telgraftan, karar ve tebliğlerimize aykırı ve görüşümüze büsbütün ters düşen bu bildirinin bazı yerlerden alındığı anlaşıldı.
trabzon mevki komutanına
yüce padişah hazretlerinin milletine karşı yayınlamak lûtfunda bulundukları bildirinin derhal memurlara ve şehir halkına duyurulması gerekir. ta ki, iş başındaki hain hükûmetin, melek huylu padişahımız efendimizi ne kadar küstahça bir cüretle hâlâ aldatmakta olduklarını anlamayanlar kaldıysa, iyice öğrensinler.
millet ve memleketi için mübarek yüreklerinin ne kadar büyük bir sevgi ve koruyuculukla dolu olduğunu gösteren bu bildiride, en açık bir biçimde göze çarpan nokta, kabinenin haince hareketi hakkında hilâfet makamına millet tarafından arz olunan şikâyetnamenin hâlâ padişah hazretlerinin bilgisine ulaşmamış bulunmasıdır.
çünkü, millete ve vatana karşı doğrudan doğruya kabine üyeleri tarafından yöneltilen ihanet hançerini görüp bilmiş olsalardı, bu hainleri bir dakika bile yerlerinde tutmayacaklarına mübarek bildirideki ifade içtenliği en büyük tanıktır.
bu hainler, bu gerçeği bildikleri için, halifemiz efendimizi doğrudan doğruya milletle karşı karşıya getirmiyorlar.
bu durumda, millete düşen görev, şanlı padişahına olan sonsuz sevgi ve bağlılığını biribiri ardınca tekrarlayarak göstermekle birlikte, bütün milletin ve ordunun, ayrılmaz bir bütün halinde, millet varlığını ve memleketi kurtarmaya çalıştıklarını, ancak bu hain kabinenin, milletin bağlılık belirten bu meşru hareketini padişahımız efendimizden gizleyerek büsbütün ters bir şekilde göstermiş oldukları gerçeğini, dün karar verildiği üzere, hilâfet makamına aracı kullanmadan arz etmek ve duyurmaktır.
erzurum halkının bu yolda yazacakları telgraf sureti oraya bildirilecektir.
21.9.1919
15inci kolordu komutanı
kâzım karabekir
kâzım karabekir paşa, bu telgrafını şöyle bir notla bize de bildiriyordu:
«bu konuda yüksek düşünceleriniz var mı? bu kutsal bildiri, milletin padişahına karşı gerçeği bildirmesine yeniden fırsat vermiştir. erzurum halkı, kabinenin bütün cinayetlerini tekrar etmek suretiyle, yeniden huzura maruzatta bulunacaktır. bunun suretini ya çekilmek üzere yahut da bilgi için sayın heyetinize takdim edeceğim.
kâzım karabekir
makine başında buna cevap olarak bildirdiğimiz görüş şuydu:
«ferit paşa kabinesinin canice iş ve hareketleri ile ilgili belgelerin aldatıcı bildirinin bâbıâlide hazırlanmakta olduğunu daha önce haber almış olduğu yüksek malûmlarıdır. böyle olsa bile, bu tebligat ile padişahın bildirisini biribiri ile karşılaştırarak muhakemeye dayanan bir sonuç elde etmek ve gerçek durumu kavramak pek mümkün değildir. bu bakımdan ve biz, aslında böyle bir aldatıcı bildirinin bâbıâlide hazırlanmakta olduğunu daha önce haber almış olduğumuzdan, bunun milletin zihnini bulandırmasını önlemek için istanbuldan alınmamasını uygun bulmuştuk. zaten istanbul ile resmî haberleşmenin kesilmiş bulunması dolayısıyla, doğrudan doğruya saraydan değil, yine ferit paşanın notu ile bâbıaliden verilen bu bildirinin sivas, ankara, kastamonu ve öteki merkezlerde olduğu gibi hiçbir yerden alınmamış olduğunu sanıyorduk. bu bildiriyi almak için daha önce milletin padişaha durumu ve gerçeği anlatmasına izin verilmesi gerekirdi. bu sebeple bildirinin yayılıp herkese duyurulmasına aracılık etmeyi yararlı bulmuyoruz. ne var ki, bu bildiri trabzon, erzurum ve sivas gibi merkezlerde ilgililer tarafından okunmuş bulunduğuna göre, düşündüğümüz gibi her merkezden istanbula bir telgraf çekilmesi uygun olur.
mustafa kemal
padişahın bu bildirisinin, kamuoyunda yaratacağına şüphe olmayan olumsuz etkinin bir dereceye kadar olsun önüne geçebilmek için, bu bildiride yer alan düşünceleri yalanlamaya ve çürütmeye yarayacak şekilde padişaha bir cevap yazmayı ve bunu memlekete yayıp duyurmayı tek çıkar yol olarak düşündük ve öyle yaptık (belge: 99).
devamı için:
(bkz: halit bey in trabzon da görevlendirilmesi)
20 eylül 1919 tarihli, sadrazam damat ferit paşa imzalı bir genel duyuru ile padişahın da bir bildirisinin yayınlandığını hatırlayacaksınız (belge: 98). bu bildirinin dikkate değer noktalarını tekrar hatırlatmak isterim. bu noktaları sıra ile işaret edeceğim:
1 — hükûmetin güttüğü siyaset sonunda, izmirde meydana gelen facialar, avrupa devletlerinin ve medenî milletlerin dikkatini çekti ve bize karşı sevgi uyandırdı.
2 — bir özel heyet, yerinde tarafsız olarak soruşturmaya başladı. hakkımız medenî dünyanın gözleri önüne serilmektedir.
3 — millî birliğimizi bozacak hiçbir karar ve teklif olmadı.
4 — bazı kimseler tarafından halk ile hükûmet arasında sözde bir anlaşmazlık varmış gibi ilân ediliyor.
5 — bu durum, kanun şartları içinde bir an önce yapılmasını istediğimiz seçimleri de geri bıraktırıyor ve barışın yaklaşmakta bulunduğu bir sırada, varlığı zarurî olan meclis-i mebusânın toplanmasını da geciktirecektir.
6 — bugün vatandaşlarımdan beklediğim, hükûmetin emirlerine tamamiyle uymaktır.
7 — büyük devletlerin hak verici duyguları, avrupa ve amerikan kamuoyunun ölçüseverliği, yakında durumumuzu ve haysiyetimizi koruyacak bir barışa kavuşma ümidimi kuvvetlendirmektedir.
yüksek heyetinizce de bilinmektedir ki, bu bildirinin yayınlanması ve dağıtılması, bizim, memleketle istanbul hükûmeti arasındaki haberleşme ve ilişkileri kestiğimiz ve bu noktada ısrar etmekte bulunduğumuz günlerde olmuştur.
herhalde verdiğimiz talimat ve genel emirlere uyulduğu takdirde, bu bildirinin hiç bir yerden alınmaması ve millete de okutturulmaması gerekirdi. oysa, şimdi arz edeceğim bir telgraftan, karar ve tebliğlerimize aykırı ve görüşümüze büsbütün ters düşen bu bildirinin bazı yerlerden alındığı anlaşıldı.
trabzon mevki komutanına
yüce padişah hazretlerinin milletine karşı yayınlamak lûtfunda bulundukları bildirinin derhal memurlara ve şehir halkına duyurulması gerekir. ta ki, iş başındaki hain hükûmetin, melek huylu padişahımız efendimizi ne kadar küstahça bir cüretle hâlâ aldatmakta olduklarını anlamayanlar kaldıysa, iyice öğrensinler.
millet ve memleketi için mübarek yüreklerinin ne kadar büyük bir sevgi ve koruyuculukla dolu olduğunu gösteren bu bildiride, en açık bir biçimde göze çarpan nokta, kabinenin haince hareketi hakkında hilâfet makamına millet tarafından arz olunan şikâyetnamenin hâlâ padişah hazretlerinin bilgisine ulaşmamış bulunmasıdır.
çünkü, millete ve vatana karşı doğrudan doğruya kabine üyeleri tarafından yöneltilen ihanet hançerini görüp bilmiş olsalardı, bu hainleri bir dakika bile yerlerinde tutmayacaklarına mübarek bildirideki ifade içtenliği en büyük tanıktır.
bu hainler, bu gerçeği bildikleri için, halifemiz efendimizi doğrudan doğruya milletle karşı karşıya getirmiyorlar.
bu durumda, millete düşen görev, şanlı padişahına olan sonsuz sevgi ve bağlılığını biribiri ardınca tekrarlayarak göstermekle birlikte, bütün milletin ve ordunun, ayrılmaz bir bütün halinde, millet varlığını ve memleketi kurtarmaya çalıştıklarını, ancak bu hain kabinenin, milletin bağlılık belirten bu meşru hareketini padişahımız efendimizden gizleyerek büsbütün ters bir şekilde göstermiş oldukları gerçeğini, dün karar verildiği üzere, hilâfet makamına aracı kullanmadan arz etmek ve duyurmaktır.
erzurum halkının bu yolda yazacakları telgraf sureti oraya bildirilecektir.
21.9.1919
15inci kolordu komutanı
kâzım karabekir
kâzım karabekir paşa, bu telgrafını şöyle bir notla bize de bildiriyordu:
«bu konuda yüksek düşünceleriniz var mı? bu kutsal bildiri, milletin padişahına karşı gerçeği bildirmesine yeniden fırsat vermiştir. erzurum halkı, kabinenin bütün cinayetlerini tekrar etmek suretiyle, yeniden huzura maruzatta bulunacaktır. bunun suretini ya çekilmek üzere yahut da bilgi için sayın heyetinize takdim edeceğim.
kâzım karabekir
makine başında buna cevap olarak bildirdiğimiz görüş şuydu:
«ferit paşa kabinesinin canice iş ve hareketleri ile ilgili belgelerin aldatıcı bildirinin bâbıâlide hazırlanmakta olduğunu daha önce haber almış olduğu yüksek malûmlarıdır. böyle olsa bile, bu tebligat ile padişahın bildirisini biribiri ile karşılaştırarak muhakemeye dayanan bir sonuç elde etmek ve gerçek durumu kavramak pek mümkün değildir. bu bakımdan ve biz, aslında böyle bir aldatıcı bildirinin bâbıâlide hazırlanmakta olduğunu daha önce haber almış olduğumuzdan, bunun milletin zihnini bulandırmasını önlemek için istanbuldan alınmamasını uygun bulmuştuk. zaten istanbul ile resmî haberleşmenin kesilmiş bulunması dolayısıyla, doğrudan doğruya saraydan değil, yine ferit paşanın notu ile bâbıaliden verilen bu bildirinin sivas, ankara, kastamonu ve öteki merkezlerde olduğu gibi hiçbir yerden alınmamış olduğunu sanıyorduk. bu bildiriyi almak için daha önce milletin padişaha durumu ve gerçeği anlatmasına izin verilmesi gerekirdi. bu sebeple bildirinin yayılıp herkese duyurulmasına aracılık etmeyi yararlı bulmuyoruz. ne var ki, bu bildiri trabzon, erzurum ve sivas gibi merkezlerde ilgililer tarafından okunmuş bulunduğuna göre, düşündüğümüz gibi her merkezden istanbula bir telgraf çekilmesi uygun olur.
mustafa kemal
padişahın bu bildirisinin, kamuoyunda yaratacağına şüphe olmayan olumsuz etkinin bir dereceye kadar olsun önüne geçebilmek için, bu bildiride yer alan düşünceleri yalanlamaya ve çürütmeye yarayacak şekilde padişaha bir cevap yazmayı ve bunu memlekete yayıp duyurmayı tek çıkar yol olarak düşündük ve öyle yaptık (belge: 99).
devamı için:
(bkz: halit bey in trabzon da görevlendirilmesi)
nutuktan...
kâzım karabekir paşadan 17 eylül 1919 tarihinde de, kişiye özel bir şifre aldım. pek içtenlikle ve kardeşçe bir dille yazılmış olan bu şifre bir iki uyarıyı içine alıyordu. kâzım karabekir paşa: «paşam, diyor. sivastan gelen tebligat ve genelgeler, bazen heyet-i temsiliye adına bazan doğrudan sizin adınızadır. 10 eylül 1919 tarihinde, istanbuldaki hükûmete hitaben, kendi adınıza duyuru ve uyarılarınız olmuştur. şuna inanınız ve güveniniz ki, bu şekilde sizin imzanızla yapılan tebligat, sizi çok büyük bir saygı ile sevenlerce bile, büyük bir samimiyetle ve iyi niyetle eleştiriliyor…. bunun ne kadar etkili olacağını ve tepkiye yol açacağını takdir buyurursunuz»... «bu bakımdan heyet-i temsiliye ve kongre kararlarının, daima imzasız ve sadece heyet-i temsiliye diye yayınlanmasını rica ederim.» telgraf şu cümlelerle son buluyordu: «yüksek şahsiyetinizin herhalde ortada tek başına görülmemesi memleketin yararı bakımından gereklidir. oy birliği ile (bu noktada oyları alınan şahısların veya heyetin kimler olduğunu daha bugüne kadar öğrenebilmiş değilim) arz olunan bu ricalarımın iyi karşılanacağından eminim, ellerinizden öperim» (belge: 96).
kâzım karabekir paşayı gerçekten kararsızlık ve eleştiriye sürüklediğini gördüğümüz noktaları, mümkün olan açıklıkla bir mantık süzgecinden geçirerek aydınlatma gereği ortadadır. o günlerdeki duygu ve düşüncelerimden kaynaklanan görüşlerimi, kendimi bugünün etkilerine kaptırmaktan çekinerek belirtmek için, o tarihte verdiğim cevabı olduğu gibi arz etmeyi tercih ederim :
19.9.1919
15inci kolordu komutanı
kâzım paşa hazretlerine
c.:
saygıdeğer kardeşim,
derin bir samimiyete dayandığına asla şüphe etmediğim görüşlerinizi açık ve kardeşçe bir dille bildirmiş olmanız, kardeşlik bağlarımızın sağlamlaşmasına ve yürekten bir sevinç duygusunun doğmasına vesile olmuştur.
zihninizde beliren sakıncaları çok iyi anlıyorum. 10 eylül tarihinde hükûmete kendi adımla gönderilmiş bir tebliğim yoktur.
yalnız, telgrafhanede bulunduğum bir sırada, tesadüfen dahiliye nâzırı adil beyle makine başında karşı karşıya geliverdik.
onun sivas valisi reşit paşaya verdiği anlamsız cevaplara karşı, bendeniz sırf şahsi olmak üzere, onun şahsına karşı bildiğiniz biraz sertçe uyarılarda bulundum. bu hemen hemen bir karşılıklı konuşma şeklinde geçmiştir.
bundan başka gerek hükûmete, gerek padişaha ve gerek yabancılara karşı yapılan müracaatlarda hep «kongre heyeti» veya «heyet-i temsiliye» ifadesi imza yerine geçmiştir.
yalnız, amerikan senatosuna yazılan, sizin de bildiğiniz bir mektuba kongre kararıyla beş kişi imza koymuştur ki, bunlar arasında bendenizin de imzası vardır. içeride yapılan açık yazışmalara gelince, bunda da «heyet-i temsiliye» ibaresini imza yerine kullanmakta idik. ancak, bunun bazı çevrelerde kötü etki yaptığı ve güvensizliğe yol açtığı görüldü.
gerçekten de böyle genel bir ibarenin, içine aldığı şahıslar ve kuvvet gizli kalıyordu. ortada sorumlu kimdir? bazı yerlerden, özellikle kastamonu, ankara, malatya, niğde, canik gibi yerlerden doğrudan doğruya şahsen makine başına çağrılmaya başlandım.
neredeyse, heyet-i temsiliye adı altında gizlenen şahıslarla birlikte olup olmadığım konusunda bir kararsızlık belirtisi sezildi. hattâ, trabzondan servet bey de heyet-i temsiliye imzasını taşıyan tebligatı kötüye yorarak ve sözü edilen heyetin nitelik ve niceliği konusunda birçok yanlış düşüncelere kapıldıktan sonra, bendenizi şahsen makine başına çağırdı.
görüşüldükten sonra, bütün bu tartışmaların, imzanın «heyet-i temsiliye» olarak ve belirsiz bir şahsiyet ifade eder şekilde konulmuş olmasından ileri geldiğini söyledi. işte bunlardan dolayıdır ki, bu imza meselesi sizin kardeşçe bildirmenizden önce heyet-i temsiliyede görüşme konusu olmuştu.
heyet-i temsiliyenin, gizli bir komitenin yürütme kurulu olmayıp, hükûmetin resmi iznini almış, kanuni resmî bir derneğin temsilcilerinden oluşmuş bulunması dolayısıyla, ilgili kanun uyarınca kararların ve tebliğlerin sorumlu bir şahıs tarafından imzalanması usulü zarurî görülmüştü. heyet-i temsiliyenin tebliğlerine ve yayınlarına genel ve belirsiz bir ad vererek düşeceği kanun dışı durumdan doğacak sakıncalar, millî akıma karşı gelenlerin esasen yapmakta oldukları zararlı propagandalara imza bulma, yüzünden doğacak sakıncalardan daha tehlikeli görüldü ve sonuçta oy birliği ile imza koyma usulü karar altına alındı.
bu karara rağmen, bu defa yaptığınız kardeşçe uyarı üzerine, konunun bir kere daha görüşülmesini heyet-i temsiliyeye teklif ettim. daha önce ileri sürülmüş olan düşünce ve görüşler dolayısıyla, aynı şekilde yazılan şeylerin heyet-i temsiliyenin kararına dayandığı belirtilerek yazılmasına oy birliği ile karar verdiler.
şahsımla ilgili olduğu için bu görüşmede tarafsız kalmayı uygun buldum. prensip olarak bir kişinin imza etmesi kabul edildikten sonra, benim yerime başka birinin imza atması söz konusu oldu. bu noktada heyetin ileri sürdüğü sakıncalar şunlardır: bütün dünya benim bu işin içinde bulunduğumu bilir.
bugün bir başkasının imzasıyla tebligata başlanınca ve benim adım ortadan kalkınca ya aramızda bir geçimsizlik ve ayrılık olduğu sanılacak yahut da benim ortaya çıkmaktan çekinir gayri meşru bir durumda olduğuma, dolayısıyla da yapılanların gayri meşru olduğu zannına düşülecektir.
bunu bir yana bırakalım, herkesçe inanılacak ve güvenilecek bir arkadaşımız kendi imzası ile ortaya çıktığı takdirde, bugün benim için söz konusu olan sakıncalar yarın o arkadaşımız için de söz konusu olacaktır. o halde, onun da çekilip yerine bir başkasının imza atmaya başlaması gibi sonuç olarak bizim için güçsüzlük belirtisi olacak bir sıra takip etme gereği doğacaktır.
bilmem bu yolu ne dereceye kadar doğru bulursunuz? gerçekten de bendenizin şahsı, özellikle işin başlangıcında bir saldırı hedefi olarak görülmüştü. ancak, hem içeriden hem de dışarıdan beklenen saldırılar yapılmış, tanrıya şükür hepsi de maksadımıza uygun olarak sonuçlanmıştır. istanbul hükûmeti ve kötülüğümüzü isteyenler, her teşebbüslerinde yenilmişlerdir.
yabancılara gelince; amerikalılar, fransızlar ve ingilizlerle pek ciddî temaslar yapılmış; bunların sivasa kadar gelen yetkili memurları lehimizde olmuşlar, bizimle iyi ilişkilere girişmişlerdir.
bizim de içinde bulunduğumuz kuva-yı milliyenin, bir iki kişinin kışkırtmasından doğmuş bir hareket olmayıp tam anlamıyla millî nitelikte genel bir hareket olduğunu bize de bilgi vererek bağlı bulundukları makamlara rapor halinde bildirmişlerdir.
bir de, memleketimizde, bilinen ahlâksızlık gereği bazı kirli vicdanlı insanların, bu gibi hareketlerde az çok önayak olanlar hakkında çıkardıkları dedikodunun önüne geçmek mümkün değildir.
bu duygusal davranış her millette de aynıdır. bu türlü sakıncalara karşı burada düşünülen tek çare, bizim sarsılmaz bir dayanışma ve içtenlikle yüce gayemize doğru yürümekte bir an olsun kararsızlık göstermemekliğimizdir.
bendenizin, kamu yararı ile ilgili iş ve hareketlerimizde şahsî görüşlerimle değil, bütün saygıdeğer arkadaşlarımın vicdan ve gönül birliği ile hareketi tercih ettiğim, siz kardeşimce de bilinmektedir.
bununla birlikte bu hususta siz kardeşimin hatırına gelebilecek daha başka düşünceleri de bildirmenizi bekler, üstün saygı ve samimiyetle gözlerinizden öperim, kardeşim.
mustafa kemal
***
efendiler, istanbul hükûmeti ile haberleşmeyi kestiğimiz 12 eylül 1919 tarihinden sonra, ferit paşa kabinesinin düştüğü tarihe kadar geçen süre içindeki değişik tarihlerde, tekrar padişaha, yabancı devlet temsilcilerine, istanbul belediyesine ve bütün basına çeşitli muhtıra ve bildiriler yazıldı (belge: 97).
devamı için:
(bkz: padişah ın bildirisi)
kâzım karabekir paşadan 17 eylül 1919 tarihinde de, kişiye özel bir şifre aldım. pek içtenlikle ve kardeşçe bir dille yazılmış olan bu şifre bir iki uyarıyı içine alıyordu. kâzım karabekir paşa: «paşam, diyor. sivastan gelen tebligat ve genelgeler, bazen heyet-i temsiliye adına bazan doğrudan sizin adınızadır. 10 eylül 1919 tarihinde, istanbuldaki hükûmete hitaben, kendi adınıza duyuru ve uyarılarınız olmuştur. şuna inanınız ve güveniniz ki, bu şekilde sizin imzanızla yapılan tebligat, sizi çok büyük bir saygı ile sevenlerce bile, büyük bir samimiyetle ve iyi niyetle eleştiriliyor…. bunun ne kadar etkili olacağını ve tepkiye yol açacağını takdir buyurursunuz»... «bu bakımdan heyet-i temsiliye ve kongre kararlarının, daima imzasız ve sadece heyet-i temsiliye diye yayınlanmasını rica ederim.» telgraf şu cümlelerle son buluyordu: «yüksek şahsiyetinizin herhalde ortada tek başına görülmemesi memleketin yararı bakımından gereklidir. oy birliği ile (bu noktada oyları alınan şahısların veya heyetin kimler olduğunu daha bugüne kadar öğrenebilmiş değilim) arz olunan bu ricalarımın iyi karşılanacağından eminim, ellerinizden öperim» (belge: 96).
kâzım karabekir paşayı gerçekten kararsızlık ve eleştiriye sürüklediğini gördüğümüz noktaları, mümkün olan açıklıkla bir mantık süzgecinden geçirerek aydınlatma gereği ortadadır. o günlerdeki duygu ve düşüncelerimden kaynaklanan görüşlerimi, kendimi bugünün etkilerine kaptırmaktan çekinerek belirtmek için, o tarihte verdiğim cevabı olduğu gibi arz etmeyi tercih ederim :
19.9.1919
15inci kolordu komutanı
kâzım paşa hazretlerine
c.:
saygıdeğer kardeşim,
derin bir samimiyete dayandığına asla şüphe etmediğim görüşlerinizi açık ve kardeşçe bir dille bildirmiş olmanız, kardeşlik bağlarımızın sağlamlaşmasına ve yürekten bir sevinç duygusunun doğmasına vesile olmuştur.
zihninizde beliren sakıncaları çok iyi anlıyorum. 10 eylül tarihinde hükûmete kendi adımla gönderilmiş bir tebliğim yoktur.
yalnız, telgrafhanede bulunduğum bir sırada, tesadüfen dahiliye nâzırı adil beyle makine başında karşı karşıya geliverdik.
onun sivas valisi reşit paşaya verdiği anlamsız cevaplara karşı, bendeniz sırf şahsi olmak üzere, onun şahsına karşı bildiğiniz biraz sertçe uyarılarda bulundum. bu hemen hemen bir karşılıklı konuşma şeklinde geçmiştir.
bundan başka gerek hükûmete, gerek padişaha ve gerek yabancılara karşı yapılan müracaatlarda hep «kongre heyeti» veya «heyet-i temsiliye» ifadesi imza yerine geçmiştir.
yalnız, amerikan senatosuna yazılan, sizin de bildiğiniz bir mektuba kongre kararıyla beş kişi imza koymuştur ki, bunlar arasında bendenizin de imzası vardır. içeride yapılan açık yazışmalara gelince, bunda da «heyet-i temsiliye» ibaresini imza yerine kullanmakta idik. ancak, bunun bazı çevrelerde kötü etki yaptığı ve güvensizliğe yol açtığı görüldü.
gerçekten de böyle genel bir ibarenin, içine aldığı şahıslar ve kuvvet gizli kalıyordu. ortada sorumlu kimdir? bazı yerlerden, özellikle kastamonu, ankara, malatya, niğde, canik gibi yerlerden doğrudan doğruya şahsen makine başına çağrılmaya başlandım.
neredeyse, heyet-i temsiliye adı altında gizlenen şahıslarla birlikte olup olmadığım konusunda bir kararsızlık belirtisi sezildi. hattâ, trabzondan servet bey de heyet-i temsiliye imzasını taşıyan tebligatı kötüye yorarak ve sözü edilen heyetin nitelik ve niceliği konusunda birçok yanlış düşüncelere kapıldıktan sonra, bendenizi şahsen makine başına çağırdı.
görüşüldükten sonra, bütün bu tartışmaların, imzanın «heyet-i temsiliye» olarak ve belirsiz bir şahsiyet ifade eder şekilde konulmuş olmasından ileri geldiğini söyledi. işte bunlardan dolayıdır ki, bu imza meselesi sizin kardeşçe bildirmenizden önce heyet-i temsiliyede görüşme konusu olmuştu.
heyet-i temsiliyenin, gizli bir komitenin yürütme kurulu olmayıp, hükûmetin resmi iznini almış, kanuni resmî bir derneğin temsilcilerinden oluşmuş bulunması dolayısıyla, ilgili kanun uyarınca kararların ve tebliğlerin sorumlu bir şahıs tarafından imzalanması usulü zarurî görülmüştü. heyet-i temsiliyenin tebliğlerine ve yayınlarına genel ve belirsiz bir ad vererek düşeceği kanun dışı durumdan doğacak sakıncalar, millî akıma karşı gelenlerin esasen yapmakta oldukları zararlı propagandalara imza bulma, yüzünden doğacak sakıncalardan daha tehlikeli görüldü ve sonuçta oy birliği ile imza koyma usulü karar altına alındı.
bu karara rağmen, bu defa yaptığınız kardeşçe uyarı üzerine, konunun bir kere daha görüşülmesini heyet-i temsiliyeye teklif ettim. daha önce ileri sürülmüş olan düşünce ve görüşler dolayısıyla, aynı şekilde yazılan şeylerin heyet-i temsiliyenin kararına dayandığı belirtilerek yazılmasına oy birliği ile karar verdiler.
şahsımla ilgili olduğu için bu görüşmede tarafsız kalmayı uygun buldum. prensip olarak bir kişinin imza etmesi kabul edildikten sonra, benim yerime başka birinin imza atması söz konusu oldu. bu noktada heyetin ileri sürdüğü sakıncalar şunlardır: bütün dünya benim bu işin içinde bulunduğumu bilir.
bugün bir başkasının imzasıyla tebligata başlanınca ve benim adım ortadan kalkınca ya aramızda bir geçimsizlik ve ayrılık olduğu sanılacak yahut da benim ortaya çıkmaktan çekinir gayri meşru bir durumda olduğuma, dolayısıyla da yapılanların gayri meşru olduğu zannına düşülecektir.
bunu bir yana bırakalım, herkesçe inanılacak ve güvenilecek bir arkadaşımız kendi imzası ile ortaya çıktığı takdirde, bugün benim için söz konusu olan sakıncalar yarın o arkadaşımız için de söz konusu olacaktır. o halde, onun da çekilip yerine bir başkasının imza atmaya başlaması gibi sonuç olarak bizim için güçsüzlük belirtisi olacak bir sıra takip etme gereği doğacaktır.
bilmem bu yolu ne dereceye kadar doğru bulursunuz? gerçekten de bendenizin şahsı, özellikle işin başlangıcında bir saldırı hedefi olarak görülmüştü. ancak, hem içeriden hem de dışarıdan beklenen saldırılar yapılmış, tanrıya şükür hepsi de maksadımıza uygun olarak sonuçlanmıştır. istanbul hükûmeti ve kötülüğümüzü isteyenler, her teşebbüslerinde yenilmişlerdir.
yabancılara gelince; amerikalılar, fransızlar ve ingilizlerle pek ciddî temaslar yapılmış; bunların sivasa kadar gelen yetkili memurları lehimizde olmuşlar, bizimle iyi ilişkilere girişmişlerdir.
bizim de içinde bulunduğumuz kuva-yı milliyenin, bir iki kişinin kışkırtmasından doğmuş bir hareket olmayıp tam anlamıyla millî nitelikte genel bir hareket olduğunu bize de bilgi vererek bağlı bulundukları makamlara rapor halinde bildirmişlerdir.
bir de, memleketimizde, bilinen ahlâksızlık gereği bazı kirli vicdanlı insanların, bu gibi hareketlerde az çok önayak olanlar hakkında çıkardıkları dedikodunun önüne geçmek mümkün değildir.
bu duygusal davranış her millette de aynıdır. bu türlü sakıncalara karşı burada düşünülen tek çare, bizim sarsılmaz bir dayanışma ve içtenlikle yüce gayemize doğru yürümekte bir an olsun kararsızlık göstermemekliğimizdir.
bendenizin, kamu yararı ile ilgili iş ve hareketlerimizde şahsî görüşlerimle değil, bütün saygıdeğer arkadaşlarımın vicdan ve gönül birliği ile hareketi tercih ettiğim, siz kardeşimce de bilinmektedir.
bununla birlikte bu hususta siz kardeşimin hatırına gelebilecek daha başka düşünceleri de bildirmenizi bekler, üstün saygı ve samimiyetle gözlerinizden öperim, kardeşim.
mustafa kemal
***
efendiler, istanbul hükûmeti ile haberleşmeyi kestiğimiz 12 eylül 1919 tarihinden sonra, ferit paşa kabinesinin düştüğü tarihe kadar geçen süre içindeki değişik tarihlerde, tekrar padişaha, yabancı devlet temsilcilerine, istanbul belediyesine ve bütün basına çeşitli muhtıra ve bildiriler yazıldı (belge: 97).
devamı için:
(bkz: padişah ın bildirisi)
nutuk’tan...
efendiler, bilginize sunduğumuz bu son tebligatımız üzerine, kısmen hafif fakat kısmen de oldukça şiddetli itirazlara, direnmelere, hattâ karşı teşebbüslere ve tehditlere uğradık. karşı koymalar ve eleştiriler yalnız son tebligatımız hükümlerine de bağlı kalmadı. bu tebligat dolayısıyla daha başka noktalara da sıçradı. bu konuda yüksek hey’etinize açık bir fikir vermiş olmak için yapılmış olan yazışmalardan bazılarını kısaca bilginize sunmama müsaadelerinizi rica ederim.
erzincan müdafaa-i hukuk cemiyeti merkez hey’eti’nin 14 eylül 1919 tarihli telgrafında: «kararların uygulanmasından önce, istanbul hükûmeti’ne kırk sekiz saatlik bir süre verilmesinin uygun olacağı bütün üyelerce kararlaştırılmıştır.» şeklinde zararsız bir görüş ileri sürülüyordu (belge: 87).
diyarbakır’dan 13’üncü kolordu komutanı cevdet bey, 14 eylül 1919 tarihli uzun şifresinde: «hükûmet merkeziyle büsbütün ilgi kesilerek yazışmalar kongre temsil hey’eti ile yapılacak olursa, muhalifler, siyasî bir maksat peşinde olanlar, bu hareketi hilâfete karşı isyan edilmiş göstererek, kamuoyunu yanıltacaklardır.» bu durum devam ederse memur ve asker maaşları ile yiyecek harcamaları için kaynak ve tedbir düşünüldü mü?» «istanbul hükûmeti, ingiliz nüfuzu altındadır. her türlü ısrar ve gayrete rağmen başka türlü hareket edebilecek bir hükûmet kurulmasına imkân yoktur. ingilizler, hükûmetin iznine dayanarak geniş çaplı bir işgal plânı uygularsa, yeni baştan ingilizlerle savaşa girişmeye taraftar mısınız? girişildiği takdirde başarı sağlanacağından ne dereceye kadar eminsiniz? böyle bir ayak direme hareketi vatanın çıkarlarına uygun düşer mi?» şeklinde birtakım düşünce ve soruları içine alıyordu (belge: 88).
erzurum hey’et-i merkeziyesi’nin 15 eylül 1919 tarihli telgrafında:
yönetmeliğimizin altıncı maddesinin (yani hey’et-i temsiliye’nin başvurma yeri olarak kabul edilmesi ile ilgili madde) tüzüğümüzle uygunluğunun sağlanması için merkez hey’etlerinden olur alınması gerekir» denilmekte idi.
malatya’dan komutan ilyas bey’in 15 eylül 1919 tarihli telgrafında: «elâzığ ili halkının, kongrenin maksat ve emelinden haberdar edilerek hiç olmazsa bir derece aydınlatılmalarına kadar bu hususun ertelenmesi uygun görülürse katıldığımı arz ederim» düşüncesi ileri sürülüyordu (belge: 89).
içinde bulunduğumuz sivas’ın müdafaa-i hukuk cemiyeti merkez hey’eti de uzun bir raporunda: «bildirilen maddelerin bütününden memlekette geçici bir yönetim ilân edileceği anlaşılmaktadır» şeklinde başladıktan sonra, «bunun, cemiyet tüzüğünün ne özel maddesine ne de öteki maddelerine dayandırılma imkânı görülemediği noktasında» dikkatimiz çekiliyor ve «padişah’a arz olunacak hususları ulaştırabilecek yolları büyük bir sükûnet ve samimiyetle ve tatlı bir şekilde aramayı» tavsiye ediyordu (belge: 90).
hey’et-i temsiliye üyelerimizden olduğu halde, birçok davet ve ricalarımıza rağmen bize katılmayan, sivas kongresi’nde bulunmamak için mazeretler uyduran servet bey’in «esselâmün aleyküm» dindarca hitabı ile başlayan, 15 eylül 1919 tarihinde trabzon’dan çektiği açık telgrafında: «sivas kongresi bildirisi’ni ve arkasından da duyurunuzu aldık. cevap olarak bildirdiğimiz düşünceler kâzım paşa hazretleri’nce görülmek istenmiş ve görülmüştür»... «önce sivas kongresi’nin, genel kongre şekline girmiş ve bir hey’et-i temsiliye meydana getirmiş olduğu anlaşılıyor ki, bu husus kararlarımıza aykırıdır»... «sivas kongresi, hey’et-i temsiliye’miz arasına üye seçmeye yetkili olamayacaktır. «istanbul hükûmeti ile haberleşmenin kesilmesi bir oldubitti haline geldi»... «hey’et-i temsiliye’nin bir başvurma yeri olması hususu kamuoyu üzerinde pek kötü etkiler yapacaktır. bundan kesinlikle vazgeçilmelidir»... «sivas kongresi, erzurum kongresi’nin tüzüğünü değiştirmeye yetkili değildir. bu kongre, doğu illeri hey’et-i temsiliyesi’ne uymaya mecbur olacaktı. erzurum kararları üzerinde zihinlerin genel bir sarsıntı devresi geçirdiği bugünlerde, onun dışındaki hükümlere şüpheli gözlerle bakılacağından şüpheniz olmasın»... «erzurum kongresi kararlarına uymayan işlere katılamayacağız» protestosu ile son buluyordu (belge: 91).
15’inci kolordu komutanı kâzım karabekir paşa’nın 15 eylül 1919 tarihli yazısında: «sivas kongresi’nin sorusuna cevap olarak trabzon hey’etinden servet, izzet ve zeki bey’lerin vermek istedikleri karşılığı okudum. pek yakından tanıdığım bu şahıslara karşı duyduğum güven ve saygı sonsuzdur. kendilerinin görüşlerine yön veren temel düşünceyi anlıyor ve benimsiyorum» dedikten sonra ayrıntılar üzerindeki görüşlerini bildiriyor ve özellikle «erzurum kongresi, doğu anadolu illeri adınadır. sivas kongresi ise bütün milleti temsil eden bir kongredir. bu kongrenin de ayrıca bir temsil hey’eti bulunması tabiîdir. ancak, sivas genel kongresi hey’et-i temsiliyesi doğu anadolu illeri hey’et-i temsiliyesini ortadan kaldırmış olmuyor. bu hey’et-i temsiliye tabiatiyle her an vardır. yalnız, bu hey’et-i temsîliye’den olup da bugün sivas kongresi hey’et-i temsiliyesi’ne girmiş bulunanlar varsa, bunların doğu anadolu illeri hey’et-i temsiliyesi’nden istifa etmelerini istemek doğru olabilir. sivas kongresi, bütün milletin çıkarlarını, doğu anadolu illeri hey’et-i temsiliye’si ise yalnızca doğu anadolu illerinin hak ve çıkarlarını korur»... «hey’et-i temsiliye’nin başvurma yeri oluşu ve yetki durumu, konunun en önemli noktasını oluşturmaktadır. bu konuda şimdiden acele edilmemesi hususunda sizinle tam bir görüş birliği içindeyim. hey’et-i temsiliye’ce yapılan tekliflerin birden beşe kadar olan maddelerine gelince, bunların değil sorulmasını, bir bildiri halinde veya bir istek şeklinde bile yayınlanmasını yersiz bulurum» görüşünde bulunuyordu (belge: 92).
trabzon’da servet bey’e cevap olarak yazdığımız telgrafla, kâzım karabekir paşa’ya verdiğimiz karşılıktan da söz edeyim. servet bey’e yazılan telgraf şuydu:
trabzon’da servet beyefendi’ye
trabzon merkez hey’eti’nden beklenen görüşe daha cevap gelmedi. bu husus ayrıca kâzım paşa hazretleri’nden de sorulmuştu. görüşlerin birleştirilmesine neden lüzum görüldüğü tabiatıyla anlaşılamamıştır. sıra ile belirtilen görüşlerinizin cevabını aşağıda yine aynı sıra ile bildiriyorum:
önce, sivas kongresi’nin genel bir kongre olacağı herkes tarafından biliniyordu. bunun sizce başka türlü kabul edilmekte olduğunu ilk defa şimdi yine sizden işitiyorum. hey’et-i temsiliye konusuna gelince, bu hey’et, aslında erzurum kongresi’nin seçtiği ve kabul ettiği bir hey’ettir. şu sırada bendenizle birlikte rauf bey, bekir sami bey, raif efendi ve şeyh hacı fevzi efendi sivas’ta hazır bulunmaktadırlar. daha dört üyemiz eksik olmakla birlikte, çoğunluk görevini yapmaktadır. bu noktanın da sizce açık olarak bilineceğine şüphemiz yoktur. çünkü, durumun önemi dolayısıyla, daha erzurum’da iken sizi de davet etmiş ve diğer arkadaşların birlikte götürüleceği bildirilmişti. tüzüğümüzün sekizinci maddesi uyarınca, sivas genel kongresi’nin bazı üyelerle hey’et-i temsiliye’mizi güçlendirebileceği birlikte görüşülmüş, bunda bir sakınca bulunmamış, aksine millî birliği temsil bakımından gerekli de sayılmıştı. sivas genel kongresi’nde bundan başka bir şey yapılmamıştır. istanbul hükûmeti ile haberleşmenin kesilmesi, temel kararlarımızın dördüncü maddesinin dışında değil, içinde ve hattâ o maddenin içine giremeyecek akıl almaz haince sebeplere dayanır bir niteliktedir. esasen bu oldubittiyi yapan biz değil istanbul hükûmeti’dir. şifreli telgrafımızın gereğinin yerine getirilmesi bir zarurettir. bundan vazgeçmeye hiçbir şekilde imkân kalmamıştır. biz, işe başlarken, olumlu oyunuzu almak üzere size başvurmayı da bir görev saydık. uygun bulup bulmamak sizce takdir edilecek bir husustur. yalnız, şunu da belirteyim ki, bugün anadolu ve rumeli’nin birlikte harekete mecbur olduğu bir yönlenişte, azınlığın değil çoğunluğun tuttuğu yolu benimsemeye ve azınlıkları bu yola çevirmeye kesin bir mecburiyet vardır. başvurma yeri ve yetki konusunda daha akla yatkın bir görüşünüz varsa, lûtfen bildiriniz. tutulması kaçınılmaz olan bugünkü yol dikkatle incelenirse, görülür ki, tüzüğümüze ve erzurum kongresi’nin temel kararlarına tıpı tıpına uygundur. bunun dışına çıkılmış bir nokta göremiyorum. bu duruma göre, zâtıâlilerinizin kendinizi katmak istemediğiniz tüzük ve bilinen kararlar dışında kalan işlerin açıklanmasını rica ederim. bugün kaçınılması mümkün olmayan bir hareket varsa, o da istanbul hükûmeti’nin millet ve memleketin kaderini alçakça ingilizlerin isteğine bırakması ve kendi çıkarlarına kurban etmesidir. buna karşı, buraca alınan karardan başka bir karar alınmasına imkân varsa, lûtfen bildiriniz.
mustafa kemal
kâzım karabekir paşa’ya da verdiğimiz etraflı cevabın başlangıcı aynen şöyle idi:
servet ve izzet bey’lerin, hey’et-i temsiliye’nin, trabzon merkez hey’eti’nden açıklanmasını istediği hususlara karşılık olarak çektikleri açık telgraf alındı. içindeki, açıkça duyurulması sakıncalı olan düşünceleri, hey’et-i temsiliye tamamen servet ve izzet bey’lerin kendi görüşleri olarak kabul eder. hey’et-i temsiliye genelge göndererek istemiş olduğu düşünceleri, servet ve izzet bey’lerden değil, tüzük gereğince trabzon merkez heye’ti’nden istemiştir. servet ve izzet bey’lerin görüşlerini içine alan özel bir telgrafla tarafınızdan hem kendilerine hem de hey’et-i temsiliye’ye cevap olmak üzere ileri sürülen düşüncelerle ilgili olarak aşağıdaki açıklamalara gerek duyulmuştur:
a) her şeyden önce, adı geçen kimseleri sizce de bilinen görüşlere sürükleyen temel düşünce, ne yazık ki, hey’et-i temsiliye’ce anlaşılamamıştır.
b) tüzüğün dördüncü maddesi, bir geçici idare kurulmasını öngören sebep ve şartları açıklar. oysa, bilinen son haince olaylar dolayısıyla alınmış ve alınması gereği hakkında düşünce sorulmuş olan tedbirler, hiçbir vakit geçici idare kurma gayesi ile ilgili değildir. o halde, bu nokta ile dördüncü madde arasında bir ilişki aramak gereksizdir. tedbirler, zâtışâhâne’ye doğrudan doğruya başvurma yolunu bulmak ve meşru bir hükûmetin iş başına getirilmesini dilemek için alınmıştır.
c) sivas’ta toplanan kongre, batı anadolu temsilcileriyle erzurum kongresi’nin genel kurulu ve dolayısıyla da bütün doğu anadolu illeri adına, kongre kararlarına uygun olarak seçilen özel, yetkili bir hey’et bulundurmakla, elbette hem bütün anadolu ve rumeli’yi hem de bütün milleti temsil edebilecek bir genel kongre niteliği kazanmıştır. sivas kongresi, erzurum kongresi’nin kararlarını ve teşkilâtını olduğu gibi fakat daha da genişleterek kabul etmiş ve sonuç olarak doğu anadolu müdafaa-i hukuk cemiyeti,
«anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti» adıyla genişletilerek birleştirilmiştir.
tüzüğün üçüncü maddesi ve kongrenin temel kararları, zaten bu yüksek gayenin sağlanmasını kesin bir dilek olarak göstermiştir. sivas genel kongresi, erzurum kongresi’nde doğu anadolu müdafaa-i hukuk cemiyeti adına seçtiği hey’et-i temsiliye’ye güvenini tam olarak bildirmek suretiyle, onu anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti için de aynen bir hey’et-i temsiliye olarak kabul etmiştir. bu duruma göre, sivas genel kongresi’nin kararları başka, erzurum kongresi’nin kararları başka; doğu anadolu müdafaa-i hukuk cemiyeti’nin hey’et-i temsiliyesi başka, anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti’nin hey’et-i temsiliyesi başka gibi başkalıklar ve ayrılıklar elbette söz konusu olamaz. böyle bir durumdan söz edilmesi, şüphesiz ki pek samimî olan millî birlik gayemiz ve kutsal hedefimiz için son derece zararlıdır. o halde biribirini ortadan kaldıran hey’et-i temsiliye’ler olmadığı gibi, birine girince diğerinden çekilme isteğinin doğru olabileceği üyeler de yoktur. bugün bütün anadolu ve rumeli’yi içine alan cemiyetimizin, sivas’ta bulunan tek hey’et-i temsiliyesi erzurum kongresi’nce tüzüğün özel maddelerine uyularak seçilmiş bulunan dokuz kişiden beşinin katılmasıyla göreve devam etmektedir...» «hakları, yetkileri ve yararları doğu anadolu illerininkinden hiçbir şekilde daha az olmayan batı anadolu’nun, haklı ve yerinde olan tekliflerini dikkate almayarak, onları, sıradan bir uydu durumunda bulundurmaya kalkışmak, bizim aklımızın bir türlü kabul edemediği hususlardandır.»…. «bunun içindir ki, hey’et-i temsiliye’miz altı üye daha eklenerek güçlendirilmiştir» (belge: 93).
bundan sonra daha birçok açıklamaları içine alan bu telgrafımız, aynen trabzon merkez hey’eti’ne de çekilmiştir (belge: 94).
bu tartışmalar üzerinde daha bir hayli açıklamalar yapıldı ve açıklama isteklerinde bulunuldu. hattâ «müdafaa-i hukuk hey’eti trabzon merkezi» sahte imzasıyla öteki illere aleyhimize telgraflar da çekildiği görüldü (belge: 95). nihayet, on beş gün sonra trabzon’dan bir telgraf aldık. fakat servet bey’den değil... bu telgrafı olduğu gibi arz edersem durum anlaşılır.
sivas’ta hey’et-i temsiliye adına mustafa kemal paşa hazretleri’ne
sureti aşağıda verilen trabzon belediye meclisi’nin telgrafı istanbul’a şimdi çekiliyor. bu suretin 15’inci kolordu komutanlığı’na yazdırdığı arz olunur.
mevki komutanı
âli rıza
suret
1.10.1919
istanbul, sadrazam ferit paşa hazretleri’ne
bugüne kadar anadolu’dan yükselen millî feryadı trabzon kendisine has ağırbaşlılık ve sükûnetle inceledi ve takip etti. memleket bu duruma daha fazla katlanamaz. vatan sevginiz varsa artık mevkiinizi terkediniz paşa hazretleri.
belediye başkanı üye üye üye
hüseyin ahmet mehmet avni mehmet salih
üye üye üye üye
hüsnü temel mehmet şefik
devamı için:
(bkz: kazım karabekir paşa nın tavsiyeleri)
efendiler, bilginize sunduğumuz bu son tebligatımız üzerine, kısmen hafif fakat kısmen de oldukça şiddetli itirazlara, direnmelere, hattâ karşı teşebbüslere ve tehditlere uğradık. karşı koymalar ve eleştiriler yalnız son tebligatımız hükümlerine de bağlı kalmadı. bu tebligat dolayısıyla daha başka noktalara da sıçradı. bu konuda yüksek hey’etinize açık bir fikir vermiş olmak için yapılmış olan yazışmalardan bazılarını kısaca bilginize sunmama müsaadelerinizi rica ederim.
erzincan müdafaa-i hukuk cemiyeti merkez hey’eti’nin 14 eylül 1919 tarihli telgrafında: «kararların uygulanmasından önce, istanbul hükûmeti’ne kırk sekiz saatlik bir süre verilmesinin uygun olacağı bütün üyelerce kararlaştırılmıştır.» şeklinde zararsız bir görüş ileri sürülüyordu (belge: 87).
diyarbakır’dan 13’üncü kolordu komutanı cevdet bey, 14 eylül 1919 tarihli uzun şifresinde: «hükûmet merkeziyle büsbütün ilgi kesilerek yazışmalar kongre temsil hey’eti ile yapılacak olursa, muhalifler, siyasî bir maksat peşinde olanlar, bu hareketi hilâfete karşı isyan edilmiş göstererek, kamuoyunu yanıltacaklardır.» bu durum devam ederse memur ve asker maaşları ile yiyecek harcamaları için kaynak ve tedbir düşünüldü mü?» «istanbul hükûmeti, ingiliz nüfuzu altındadır. her türlü ısrar ve gayrete rağmen başka türlü hareket edebilecek bir hükûmet kurulmasına imkân yoktur. ingilizler, hükûmetin iznine dayanarak geniş çaplı bir işgal plânı uygularsa, yeni baştan ingilizlerle savaşa girişmeye taraftar mısınız? girişildiği takdirde başarı sağlanacağından ne dereceye kadar eminsiniz? böyle bir ayak direme hareketi vatanın çıkarlarına uygun düşer mi?» şeklinde birtakım düşünce ve soruları içine alıyordu (belge: 88).
erzurum hey’et-i merkeziyesi’nin 15 eylül 1919 tarihli telgrafında:
yönetmeliğimizin altıncı maddesinin (yani hey’et-i temsiliye’nin başvurma yeri olarak kabul edilmesi ile ilgili madde) tüzüğümüzle uygunluğunun sağlanması için merkez hey’etlerinden olur alınması gerekir» denilmekte idi.
malatya’dan komutan ilyas bey’in 15 eylül 1919 tarihli telgrafında: «elâzığ ili halkının, kongrenin maksat ve emelinden haberdar edilerek hiç olmazsa bir derece aydınlatılmalarına kadar bu hususun ertelenmesi uygun görülürse katıldığımı arz ederim» düşüncesi ileri sürülüyordu (belge: 89).
içinde bulunduğumuz sivas’ın müdafaa-i hukuk cemiyeti merkez hey’eti de uzun bir raporunda: «bildirilen maddelerin bütününden memlekette geçici bir yönetim ilân edileceği anlaşılmaktadır» şeklinde başladıktan sonra, «bunun, cemiyet tüzüğünün ne özel maddesine ne de öteki maddelerine dayandırılma imkânı görülemediği noktasında» dikkatimiz çekiliyor ve «padişah’a arz olunacak hususları ulaştırabilecek yolları büyük bir sükûnet ve samimiyetle ve tatlı bir şekilde aramayı» tavsiye ediyordu (belge: 90).
hey’et-i temsiliye üyelerimizden olduğu halde, birçok davet ve ricalarımıza rağmen bize katılmayan, sivas kongresi’nde bulunmamak için mazeretler uyduran servet bey’in «esselâmün aleyküm» dindarca hitabı ile başlayan, 15 eylül 1919 tarihinde trabzon’dan çektiği açık telgrafında: «sivas kongresi bildirisi’ni ve arkasından da duyurunuzu aldık. cevap olarak bildirdiğimiz düşünceler kâzım paşa hazretleri’nce görülmek istenmiş ve görülmüştür»... «önce sivas kongresi’nin, genel kongre şekline girmiş ve bir hey’et-i temsiliye meydana getirmiş olduğu anlaşılıyor ki, bu husus kararlarımıza aykırıdır»... «sivas kongresi, hey’et-i temsiliye’miz arasına üye seçmeye yetkili olamayacaktır. «istanbul hükûmeti ile haberleşmenin kesilmesi bir oldubitti haline geldi»... «hey’et-i temsiliye’nin bir başvurma yeri olması hususu kamuoyu üzerinde pek kötü etkiler yapacaktır. bundan kesinlikle vazgeçilmelidir»... «sivas kongresi, erzurum kongresi’nin tüzüğünü değiştirmeye yetkili değildir. bu kongre, doğu illeri hey’et-i temsiliyesi’ne uymaya mecbur olacaktı. erzurum kararları üzerinde zihinlerin genel bir sarsıntı devresi geçirdiği bugünlerde, onun dışındaki hükümlere şüpheli gözlerle bakılacağından şüpheniz olmasın»... «erzurum kongresi kararlarına uymayan işlere katılamayacağız» protestosu ile son buluyordu (belge: 91).
15’inci kolordu komutanı kâzım karabekir paşa’nın 15 eylül 1919 tarihli yazısında: «sivas kongresi’nin sorusuna cevap olarak trabzon hey’etinden servet, izzet ve zeki bey’lerin vermek istedikleri karşılığı okudum. pek yakından tanıdığım bu şahıslara karşı duyduğum güven ve saygı sonsuzdur. kendilerinin görüşlerine yön veren temel düşünceyi anlıyor ve benimsiyorum» dedikten sonra ayrıntılar üzerindeki görüşlerini bildiriyor ve özellikle «erzurum kongresi, doğu anadolu illeri adınadır. sivas kongresi ise bütün milleti temsil eden bir kongredir. bu kongrenin de ayrıca bir temsil hey’eti bulunması tabiîdir. ancak, sivas genel kongresi hey’et-i temsiliyesi doğu anadolu illeri hey’et-i temsiliyesini ortadan kaldırmış olmuyor. bu hey’et-i temsiliye tabiatiyle her an vardır. yalnız, bu hey’et-i temsîliye’den olup da bugün sivas kongresi hey’et-i temsiliyesi’ne girmiş bulunanlar varsa, bunların doğu anadolu illeri hey’et-i temsiliyesi’nden istifa etmelerini istemek doğru olabilir. sivas kongresi, bütün milletin çıkarlarını, doğu anadolu illeri hey’et-i temsiliye’si ise yalnızca doğu anadolu illerinin hak ve çıkarlarını korur»... «hey’et-i temsiliye’nin başvurma yeri oluşu ve yetki durumu, konunun en önemli noktasını oluşturmaktadır. bu konuda şimdiden acele edilmemesi hususunda sizinle tam bir görüş birliği içindeyim. hey’et-i temsiliye’ce yapılan tekliflerin birden beşe kadar olan maddelerine gelince, bunların değil sorulmasını, bir bildiri halinde veya bir istek şeklinde bile yayınlanmasını yersiz bulurum» görüşünde bulunuyordu (belge: 92).
trabzon’da servet bey’e cevap olarak yazdığımız telgrafla, kâzım karabekir paşa’ya verdiğimiz karşılıktan da söz edeyim. servet bey’e yazılan telgraf şuydu:
trabzon’da servet beyefendi’ye
trabzon merkez hey’eti’nden beklenen görüşe daha cevap gelmedi. bu husus ayrıca kâzım paşa hazretleri’nden de sorulmuştu. görüşlerin birleştirilmesine neden lüzum görüldüğü tabiatıyla anlaşılamamıştır. sıra ile belirtilen görüşlerinizin cevabını aşağıda yine aynı sıra ile bildiriyorum:
önce, sivas kongresi’nin genel bir kongre olacağı herkes tarafından biliniyordu. bunun sizce başka türlü kabul edilmekte olduğunu ilk defa şimdi yine sizden işitiyorum. hey’et-i temsiliye konusuna gelince, bu hey’et, aslında erzurum kongresi’nin seçtiği ve kabul ettiği bir hey’ettir. şu sırada bendenizle birlikte rauf bey, bekir sami bey, raif efendi ve şeyh hacı fevzi efendi sivas’ta hazır bulunmaktadırlar. daha dört üyemiz eksik olmakla birlikte, çoğunluk görevini yapmaktadır. bu noktanın da sizce açık olarak bilineceğine şüphemiz yoktur. çünkü, durumun önemi dolayısıyla, daha erzurum’da iken sizi de davet etmiş ve diğer arkadaşların birlikte götürüleceği bildirilmişti. tüzüğümüzün sekizinci maddesi uyarınca, sivas genel kongresi’nin bazı üyelerle hey’et-i temsiliye’mizi güçlendirebileceği birlikte görüşülmüş, bunda bir sakınca bulunmamış, aksine millî birliği temsil bakımından gerekli de sayılmıştı. sivas genel kongresi’nde bundan başka bir şey yapılmamıştır. istanbul hükûmeti ile haberleşmenin kesilmesi, temel kararlarımızın dördüncü maddesinin dışında değil, içinde ve hattâ o maddenin içine giremeyecek akıl almaz haince sebeplere dayanır bir niteliktedir. esasen bu oldubittiyi yapan biz değil istanbul hükûmeti’dir. şifreli telgrafımızın gereğinin yerine getirilmesi bir zarurettir. bundan vazgeçmeye hiçbir şekilde imkân kalmamıştır. biz, işe başlarken, olumlu oyunuzu almak üzere size başvurmayı da bir görev saydık. uygun bulup bulmamak sizce takdir edilecek bir husustur. yalnız, şunu da belirteyim ki, bugün anadolu ve rumeli’nin birlikte harekete mecbur olduğu bir yönlenişte, azınlığın değil çoğunluğun tuttuğu yolu benimsemeye ve azınlıkları bu yola çevirmeye kesin bir mecburiyet vardır. başvurma yeri ve yetki konusunda daha akla yatkın bir görüşünüz varsa, lûtfen bildiriniz. tutulması kaçınılmaz olan bugünkü yol dikkatle incelenirse, görülür ki, tüzüğümüze ve erzurum kongresi’nin temel kararlarına tıpı tıpına uygundur. bunun dışına çıkılmış bir nokta göremiyorum. bu duruma göre, zâtıâlilerinizin kendinizi katmak istemediğiniz tüzük ve bilinen kararlar dışında kalan işlerin açıklanmasını rica ederim. bugün kaçınılması mümkün olmayan bir hareket varsa, o da istanbul hükûmeti’nin millet ve memleketin kaderini alçakça ingilizlerin isteğine bırakması ve kendi çıkarlarına kurban etmesidir. buna karşı, buraca alınan karardan başka bir karar alınmasına imkân varsa, lûtfen bildiriniz.
mustafa kemal
kâzım karabekir paşa’ya da verdiğimiz etraflı cevabın başlangıcı aynen şöyle idi:
servet ve izzet bey’lerin, hey’et-i temsiliye’nin, trabzon merkez hey’eti’nden açıklanmasını istediği hususlara karşılık olarak çektikleri açık telgraf alındı. içindeki, açıkça duyurulması sakıncalı olan düşünceleri, hey’et-i temsiliye tamamen servet ve izzet bey’lerin kendi görüşleri olarak kabul eder. hey’et-i temsiliye genelge göndererek istemiş olduğu düşünceleri, servet ve izzet bey’lerden değil, tüzük gereğince trabzon merkez heye’ti’nden istemiştir. servet ve izzet bey’lerin görüşlerini içine alan özel bir telgrafla tarafınızdan hem kendilerine hem de hey’et-i temsiliye’ye cevap olmak üzere ileri sürülen düşüncelerle ilgili olarak aşağıdaki açıklamalara gerek duyulmuştur:
a) her şeyden önce, adı geçen kimseleri sizce de bilinen görüşlere sürükleyen temel düşünce, ne yazık ki, hey’et-i temsiliye’ce anlaşılamamıştır.
b) tüzüğün dördüncü maddesi, bir geçici idare kurulmasını öngören sebep ve şartları açıklar. oysa, bilinen son haince olaylar dolayısıyla alınmış ve alınması gereği hakkında düşünce sorulmuş olan tedbirler, hiçbir vakit geçici idare kurma gayesi ile ilgili değildir. o halde, bu nokta ile dördüncü madde arasında bir ilişki aramak gereksizdir. tedbirler, zâtışâhâne’ye doğrudan doğruya başvurma yolunu bulmak ve meşru bir hükûmetin iş başına getirilmesini dilemek için alınmıştır.
c) sivas’ta toplanan kongre, batı anadolu temsilcileriyle erzurum kongresi’nin genel kurulu ve dolayısıyla da bütün doğu anadolu illeri adına, kongre kararlarına uygun olarak seçilen özel, yetkili bir hey’et bulundurmakla, elbette hem bütün anadolu ve rumeli’yi hem de bütün milleti temsil edebilecek bir genel kongre niteliği kazanmıştır. sivas kongresi, erzurum kongresi’nin kararlarını ve teşkilâtını olduğu gibi fakat daha da genişleterek kabul etmiş ve sonuç olarak doğu anadolu müdafaa-i hukuk cemiyeti,
«anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti» adıyla genişletilerek birleştirilmiştir.
tüzüğün üçüncü maddesi ve kongrenin temel kararları, zaten bu yüksek gayenin sağlanmasını kesin bir dilek olarak göstermiştir. sivas genel kongresi, erzurum kongresi’nde doğu anadolu müdafaa-i hukuk cemiyeti adına seçtiği hey’et-i temsiliye’ye güvenini tam olarak bildirmek suretiyle, onu anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti için de aynen bir hey’et-i temsiliye olarak kabul etmiştir. bu duruma göre, sivas genel kongresi’nin kararları başka, erzurum kongresi’nin kararları başka; doğu anadolu müdafaa-i hukuk cemiyeti’nin hey’et-i temsiliyesi başka, anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti’nin hey’et-i temsiliyesi başka gibi başkalıklar ve ayrılıklar elbette söz konusu olamaz. böyle bir durumdan söz edilmesi, şüphesiz ki pek samimî olan millî birlik gayemiz ve kutsal hedefimiz için son derece zararlıdır. o halde biribirini ortadan kaldıran hey’et-i temsiliye’ler olmadığı gibi, birine girince diğerinden çekilme isteğinin doğru olabileceği üyeler de yoktur. bugün bütün anadolu ve rumeli’yi içine alan cemiyetimizin, sivas’ta bulunan tek hey’et-i temsiliyesi erzurum kongresi’nce tüzüğün özel maddelerine uyularak seçilmiş bulunan dokuz kişiden beşinin katılmasıyla göreve devam etmektedir...» «hakları, yetkileri ve yararları doğu anadolu illerininkinden hiçbir şekilde daha az olmayan batı anadolu’nun, haklı ve yerinde olan tekliflerini dikkate almayarak, onları, sıradan bir uydu durumunda bulundurmaya kalkışmak, bizim aklımızın bir türlü kabul edemediği hususlardandır.»…. «bunun içindir ki, hey’et-i temsiliye’miz altı üye daha eklenerek güçlendirilmiştir» (belge: 93).
bundan sonra daha birçok açıklamaları içine alan bu telgrafımız, aynen trabzon merkez hey’eti’ne de çekilmiştir (belge: 94).
bu tartışmalar üzerinde daha bir hayli açıklamalar yapıldı ve açıklama isteklerinde bulunuldu. hattâ «müdafaa-i hukuk hey’eti trabzon merkezi» sahte imzasıyla öteki illere aleyhimize telgraflar da çekildiği görüldü (belge: 95). nihayet, on beş gün sonra trabzon’dan bir telgraf aldık. fakat servet bey’den değil... bu telgrafı olduğu gibi arz edersem durum anlaşılır.
sivas’ta hey’et-i temsiliye adına mustafa kemal paşa hazretleri’ne
sureti aşağıda verilen trabzon belediye meclisi’nin telgrafı istanbul’a şimdi çekiliyor. bu suretin 15’inci kolordu komutanlığı’na yazdırdığı arz olunur.
mevki komutanı
âli rıza
suret
1.10.1919
istanbul, sadrazam ferit paşa hazretleri’ne
bugüne kadar anadolu’dan yükselen millî feryadı trabzon kendisine has ağırbaşlılık ve sükûnetle inceledi ve takip etti. memleket bu duruma daha fazla katlanamaz. vatan sevginiz varsa artık mevkiinizi terkediniz paşa hazretleri.
belediye başkanı üye üye üye
hüseyin ahmet mehmet avni mehmet salih
üye üye üye üye
hüsnü temel mehmet şefik
devamı için:
(bkz: kazım karabekir paşa nın tavsiyeleri)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?