-memleketi başvurulacak bir yerden yoksun bırakmamak için-
nutuktan...
ferit paşa hükûmeti inadında devam ediyordu. bilindiği gibi bu durum hükûmet düşünceye kadar süregeldi. memleketi günlerce başvurulacak bir yerden yoksun bırakmak elbette büyük sakıncalar doğururdu. bundan dolayı, önce fikir sormak üzere, sonra da bazı itirazlara aldırmadan emir şeklinde bildirdiğimiz kararları eylülün 13/ 14üncü gecesi şu şekilde tespit etmiş ve kaleme almıştır.
kongrece alınması düşünülen tedbirleri gösteren suret aşağıda arz edilmiştir: bu konudaki yüksek görüş ve düşünceleriniz alındıktan sonra, genel kurulca görüşülerek uygulamaya konacaktır. 15.9.1919 günü öğleye kadar cevabınızı bekliyoruz, efendim.
millî davayı haince bir saptırma ve yorumla olduğundan başka türlü göstererek millî teşebbüs ve faaliyetlerimizi gayri meşru ilân eden, milletin saltanat ve hilâfet makamına karşı duyduğu ebedî bağlılığını bütün meşru ve kanunî vasıtalarla ispata çalıştığımız halde, padişah ile millet arasında bir engel perdesi oluşturan ve halkı biribiri aleyhinde silâhlanıp öldürmeye sürükleyerek bunun kışkırtıcılığını yapan istanbul hükûmeti ile ilişkilerini kesmek mecburiyetinde kalan genel kongre heyeti, aşağıdaki kararları zâtıâlilerine bildirmeyi görev sayar.
1 — padişah hazretlerinin yüce adına ve yürürlükteki kanunlar çerçevesinde devlet işleri eskiden olduğu gibi yürütülmeye devam edilecektir. irk ve mezhep ayrılığı gözetilmeden halkın canı, malı, namusu ve her türlü hakları güvence altında bulundurulacaktır.
2 — devlet memurlarının, kendilerine verilmiş olan görevleri milletin meşru dâvasına uygun bir şekilde yürütmeleri tabiîdir. aksi takdirde, görevden kaçınanların mazeretleri bir istifa gibi işlem görerek, yerlerine uygun görülen kimseler vekil olarak getirilecektir.
3 — görev sırasında millî dâva ve akıma ters düşen davranışları görülecek ve tespit edilecek memurlar, din ve milletin selâmeti adına kesinlikle ve şiddetle cezalandırılacaktır.
4 — istifa etmiş memurlardan ve halktan her kim olursa olsun, millî katarlar aleyhinde kışkırtıcı ve bozguncu hareket ve telkinlerde bulunanlar da şiddetle cezalandırılacaktır.
5 — memleket ve milletin selâmet ve saadeti, hak ve adalet, ülkede güven ve huzurun sağlanması ile mümkündür. bu konuda gereken her türlü tedbirin alınması kolordu komutanlıklarıyla vali ve bağımsız mutasarrıflardan beklenmektedir.
6 — millet isteklerinin, zâtışâhâneye arzı ve duyurulması başarılıp da milletin güven ve desteğini kazanmış meşru bir hükûmet kuruluncaya kadar, haberleşme merkezi, sivasta genel kongre temsil heyeti olacaktır.
7 — bu kararlar, bütün millî teşkilât merkezlerine gönderilecek ve ilân edilecektir.
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: yapılan itiraz ve eleştiriler)
-milletvekillerinin seçimi ile meşgul olunmaya başlanması-
nutuktan...
efendiler, ayın 12nci günü istanbul hükûmeti ile genel olarak haberleşme ve bağlantı kesildi. bunların dışında kalan bazı yerler ve bu yerlerle olan tartışmalarımızı ayrıca açıklayacağım.
fakat müsaade buyurursanız, bundan önce daha önemli sayılması gereken bir konu üzerinde bilgi arz edeyim. yüksek heyetinizce bilinmektedir ki, ferit paşa hükûmeti milletvekillerinin seçimleri için görünüşte bir emir vermişti.
ancak, içinde bulunduğumuz tarihe kadar, yani anadolunun istanbulla bağlantısını kestiği 12 eylül gününe kadar, bu emir uygulanmamıştı. son durum üzerine, en önemli meselenin, milletvekillerinin seçimini bir an önce yaptırmak olacağını takdir buyurursunuz. bu bakımdan 13 eylülde derhal bu konu üzerine de eğilindi (belge: 86). uzun açıklamalar yapmaktansa, bildirdiğim tarihte verilen ilk genel talimatı, olduğu gibi bilgilerinize sunmayı daha yararlı buluyorum. tebligat şudur:
tel. 13.9.1919
balıkesirde 14üncü kolordu, konyada 12nci kolordu.,
diyarbakırda 13üncü kolordu, erzurumda 15inci kolordu,
ankarada 20nci kolordu, bursada 17nci tümen,
çinede 58inci tümen, bandırmada 61inci tümen
komutanlıklarına ve 61inci tümen vasıtasıyla edirnede
1inci kolordu, niğdede 11inci tümen komutanlıklarına,
illere, bağımsız sancaklara, belediyelere.
(müdafaa-i hukuk cemiyeti merkez heyetlerine)
istanbul hükûmetinin tuttuğu ve takip etmekte olduğu gericilik yoluna ve yaşamakta olduğumuz günlerin büyük korku ve tehlikelerine karşı haklarımızı savunmak ve varlığımızı korumak için millî meclisin seçilmesini ve toplanmasını sağlamak ve çabuklaştırmak bugünün en önemli görevidir.
istanbul hükûmeti milleti aldatarak milletvekillerinin seçimini aylarca ertelemiş olduğu gibi, son zamanda vermiş olduğu seçim emrini de türlü sebeplerle savsaklamakta ve geciktirmektedir.
ferit paşanın, torosun ötesindeki illerimizden vazgeçtiği barış konferansına vermiş olduğu notadan anlaşılmış, aydın ili üzerinde yunanlılarla sınır tespitine kalkışması, oradaki işgali oldu bitti halinde bir ilhak olarak kabul etmiş olduğuna delil sayılmış ve memleketin işgal edilen başka bölgeleri için de bunlara benzer gafilce ve haince siyasetiyle memleket ve milleti parçalayacağı kesinlikle anlaşılmıştır.
meclis-i millînin toplanmasından önce barış anlaşmasına imza koyarak milleti bir oldubitti karşısında bulundurmak niyetinde olduğu anlaşılmıştır. bu itibarla, genel kongre, orduyu ve milleti uyanık olmaya davet ederek aşağıdaki hususların en kısa zamanda yerine getirilmesini, milletin hayatî konusu olarak kabul eder ve bildirir :
ilk olarak — seçim hazırlıklarının yürürlükteki kanunda yer alan en kısa zamanda yapılıp tamamlanması için belediyeler ile müdafaa-i hukuk cemiyetleri yoğun bir faaliyet içine girmelidir.
ikinci olarak — sancaklardan çıkarılacak milletvekili sayısı oraların nüfus durumuna göre hemen tespit edilerek heyet-i temsiliyece şimdiden bildirilmelidir. adaylar konusu daha sonraki haberleşmelerde ele alınacaktır.
üçüncü olarak — seçim hazırlıkları yapılırken gerek seçimler sırasında gecikmeye yol açacak engellerin şimdiden düşünülerek ortadan kaldırılması ve hiçbir gecikmeye meydan verilmeyerek seçimlerin en kısa zamanda sonuçlandırılması.
bu kararı bölgenizdeki bütün belediye ve müdafaa-i hukuk cemiyetlerine bildirerek, gereğinin hemen yerine getirilmesine yardımcı olmanız rica olunur.
heyet-i temsiliye
devamı için:
(bkz: memleketi yoksun bırakmamak için)
nutuktan...
efendiler, ayın 12nci günü istanbul hükûmeti ile genel olarak haberleşme ve bağlantı kesildi. bunların dışında kalan bazı yerler ve bu yerlerle olan tartışmalarımızı ayrıca açıklayacağım.
fakat müsaade buyurursanız, bundan önce daha önemli sayılması gereken bir konu üzerinde bilgi arz edeyim. yüksek heyetinizce bilinmektedir ki, ferit paşa hükûmeti milletvekillerinin seçimleri için görünüşte bir emir vermişti.
ancak, içinde bulunduğumuz tarihe kadar, yani anadolunun istanbulla bağlantısını kestiği 12 eylül gününe kadar, bu emir uygulanmamıştı. son durum üzerine, en önemli meselenin, milletvekillerinin seçimini bir an önce yaptırmak olacağını takdir buyurursunuz. bu bakımdan 13 eylülde derhal bu konu üzerine de eğilindi (belge: 86). uzun açıklamalar yapmaktansa, bildirdiğim tarihte verilen ilk genel talimatı, olduğu gibi bilgilerinize sunmayı daha yararlı buluyorum. tebligat şudur:
tel. 13.9.1919
balıkesirde 14üncü kolordu, konyada 12nci kolordu.,
diyarbakırda 13üncü kolordu, erzurumda 15inci kolordu,
ankarada 20nci kolordu, bursada 17nci tümen,
çinede 58inci tümen, bandırmada 61inci tümen
komutanlıklarına ve 61inci tümen vasıtasıyla edirnede
1inci kolordu, niğdede 11inci tümen komutanlıklarına,
illere, bağımsız sancaklara, belediyelere.
(müdafaa-i hukuk cemiyeti merkez heyetlerine)
istanbul hükûmetinin tuttuğu ve takip etmekte olduğu gericilik yoluna ve yaşamakta olduğumuz günlerin büyük korku ve tehlikelerine karşı haklarımızı savunmak ve varlığımızı korumak için millî meclisin seçilmesini ve toplanmasını sağlamak ve çabuklaştırmak bugünün en önemli görevidir.
istanbul hükûmeti milleti aldatarak milletvekillerinin seçimini aylarca ertelemiş olduğu gibi, son zamanda vermiş olduğu seçim emrini de türlü sebeplerle savsaklamakta ve geciktirmektedir.
ferit paşanın, torosun ötesindeki illerimizden vazgeçtiği barış konferansına vermiş olduğu notadan anlaşılmış, aydın ili üzerinde yunanlılarla sınır tespitine kalkışması, oradaki işgali oldu bitti halinde bir ilhak olarak kabul etmiş olduğuna delil sayılmış ve memleketin işgal edilen başka bölgeleri için de bunlara benzer gafilce ve haince siyasetiyle memleket ve milleti parçalayacağı kesinlikle anlaşılmıştır.
meclis-i millînin toplanmasından önce barış anlaşmasına imza koyarak milleti bir oldubitti karşısında bulundurmak niyetinde olduğu anlaşılmıştır. bu itibarla, genel kongre, orduyu ve milleti uyanık olmaya davet ederek aşağıdaki hususların en kısa zamanda yerine getirilmesini, milletin hayatî konusu olarak kabul eder ve bildirir :
ilk olarak — seçim hazırlıklarının yürürlükteki kanunda yer alan en kısa zamanda yapılıp tamamlanması için belediyeler ile müdafaa-i hukuk cemiyetleri yoğun bir faaliyet içine girmelidir.
ikinci olarak — sancaklardan çıkarılacak milletvekili sayısı oraların nüfus durumuna göre hemen tespit edilerek heyet-i temsiliyece şimdiden bildirilmelidir. adaylar konusu daha sonraki haberleşmelerde ele alınacaktır.
üçüncü olarak — seçim hazırlıkları yapılırken gerek seçimler sırasında gecikmeye yol açacak engellerin şimdiden düşünülerek ortadan kaldırılması ve hiçbir gecikmeye meydan verilmeyerek seçimlerin en kısa zamanda sonuçlandırılması.
bu kararı bölgenizdeki bütün belediye ve müdafaa-i hukuk cemiyetlerine bildirerek, gereğinin hemen yerine getirilmesine yardımcı olmanız rica olunur.
heyet-i temsiliye
devamı için:
(bkz: memleketi yoksun bırakmamak için)
nutuktan...
istanbulun kendilerine tanınan bir saatlik süre içinde saraya telgraf bağlantısı vermeyeceği anlaşılıyordu. bu sebeple. 12 eylül 1919 günü bütün komutanlara şu genel duyuru yapıldı:
sureti aşağıya çıkarılmış olan telgraf, genel kongre heyeti tarafından bir saate kadar sadrazama çekilmiş olacaktır. bu itibarla, siz de hemen bu esas ve nitelikte birer telgraf çekiniz ve hemen bildiriniz, efendim.
genel kongre heyeti
saat beşte sadrazama «bilgi için» diye gönderilen ve aynı zamanda bütün komutanlara ve illere yapılan tebligat şundan ibarettir:
1 — hükûmet, milletin sevgili padişahına olan maruzat ve bağlantısını kesmekte ve ortaya çıkan haince hareketlerine devamda direndiğinden, millet de meşru bir hükûmet iş başına geçinceye kadar, istanbul hükûmeti ile olan idarî ilişkilerini ve istanbul ile yapılan her türlü posta, telgraf haberleşme ve ulaştırmalarını kesmeye karar vermiştir. bölgelerindeki sivil memurlar, askerî komutanlarla, işbirliği yaparak bu hususu sağlayacak ve sonucu sivastaki genel kongre heyetine bildirecektir.
2 — bu tebligat bütün komutanlara ve sivil idare âmirlerine gönderilmiştir.
12.9.1919 genel kongre heyeti
devamı için:
(bkz: vekillerin seçimi ile meşgul olunmaya başlanması)
istanbulun kendilerine tanınan bir saatlik süre içinde saraya telgraf bağlantısı vermeyeceği anlaşılıyordu. bu sebeple. 12 eylül 1919 günü bütün komutanlara şu genel duyuru yapıldı:
sureti aşağıya çıkarılmış olan telgraf, genel kongre heyeti tarafından bir saate kadar sadrazama çekilmiş olacaktır. bu itibarla, siz de hemen bu esas ve nitelikte birer telgraf çekiniz ve hemen bildiriniz, efendim.
genel kongre heyeti
saat beşte sadrazama «bilgi için» diye gönderilen ve aynı zamanda bütün komutanlara ve illere yapılan tebligat şundan ibarettir:
1 — hükûmet, milletin sevgili padişahına olan maruzat ve bağlantısını kesmekte ve ortaya çıkan haince hareketlerine devamda direndiğinden, millet de meşru bir hükûmet iş başına geçinceye kadar, istanbul hükûmeti ile olan idarî ilişkilerini ve istanbul ile yapılan her türlü posta, telgraf haberleşme ve ulaştırmalarını kesmeye karar vermiştir. bölgelerindeki sivil memurlar, askerî komutanlarla, işbirliği yaparak bu hususu sağlayacak ve sonucu sivastaki genel kongre heyetine bildirecektir.
2 — bu tebligat bütün komutanlara ve sivil idare âmirlerine gönderilmiştir.
12.9.1919 genel kongre heyeti
devamı için:
(bkz: vekillerin seçimi ile meşgul olunmaya başlanması)
-hainlerle işbirliği yapan ferit paşa kabinesi’ne hücum-
nutuk’tan...
efendiler, bilginize sunduğum belgeleri gördükten sonra, zannederim ali galip tarafından yapılan teşebbüsün padişah’ın ve ferit paşa hükûmeti’nin ortak bir teşebbüsü olduğuna şüphe ve tereddüt edenler kalmaz. bu hainliğin ortak elebaşılarına karşı nasıl bir durum almak gerektiği bellidir. ancak, buna karşı yapılacak teşebbüste elden geldiğince açıktan açığa hareket etmekten vazgeçmek ve o günün gereğinden olmakla birlikte teşebbüs gücünü çeşitli hedeflere yöneltmekten sakınarak bir noktada toplamak ihtiyatlı bir davranış olurdu. biz de hücuma hedef olarak yalnız ferit paşa kabinesi’ni tespit ettik ve padişah’ın da bu ferit paşa kabinesi’nin padişah’ı olaylardan haberdar etmeyip aldatmakta olduğu tezini tuttuk. padişah, durumu öğrenecek olursa, kendisini aldatanlara müstahak oldukları işlemi uygulayacağına güvenimiz olduğunu ileri sürdük. hükûmetin ortaya çıkmış olan cinayeti üzerine, kendisine güven duyulmaması tabiî olduğundan, gerçeklerin yalnız ve ancak doğrudan doğruya padişah’a arz edilmesi ile durumun düzeltilebileceğini, teşebbüslerimiz için hareket noktası olarak kabul ettik. bu düşünceyle, eylül’ün 11’inci günü, padişah’a çekilmek üzere telgraf hazırlandı. bu telgrafta, tahmin buyuracağınız üzere, zamanın gereği olan birçok basmakalıp sözler içinde: «hükûmetin silâh zoruyla kongreyi basma yoluna giderek müslümanlar arasında kan dökülmesine sebep olacağı, kürdistan’ı ayaklandırmak suretiyle vatanı parçalatmak plânını para karşılığında yüklenmiş olduklarının belgelerle açığa çıktığı, hükûmetin bu işlerde âlet olarak kullandığı adamların perişan edilerek kaçmaya mecbur edildiği, yakalandıkları takdirde kanunun pençesine teslim edilecekleri, bu cinayetleri hazırlayan, dahiliye ve harbiye nâzırları vasıtasıyla da emredip uygulatan istanbul hükûmeti’ne milletin güveninin kalmamış olduğu bildirildikten sonra, namuslu kimselerin oluşturduğu yeni bir hükûmetin kurulması, bu casus şebekesi hakkında sür’atle kanunî soruşturma yapılarak suçluların cezalandırılması isteniyor; âdil bir hükûmet kuruluncaya kadar, istanbul hükûmeti ile hiçbir haberleşme ve ilişkide bulunmamaya karar vermiş olan milletten ordunun ayrılamayacağını, olayın içyüzünü bilen ve o çevrede bulunan biz kolordu komutanları arza mecbur olduk» deniyordu (belge: 82).
işte bu telgraf suretinin bütün kolordularca istanbul’a çekilmesinin uygun olacağı düşünüldü. 11 eylül günü telgraf başında kolordu komutanlarına şu talimatı verdim:
«şimdi bir suret vereceğiz. bu suretin 3’üncü, 15’inci, 20’nci, 13 ve 12’nci kolordu komutanlarının ortak imzalarıyla çekilmesini uygun görüyoruz. okuduktan sonra diğer komutanlarla aynı zamanda çekmek için bekleyiniz.»
suret
sadrazamlık yüksek katına
«şimdi doğrudan doğruya kutsal başkomutanı’mız, şanlı halife’miz efendimiz’e önemli bir arzda bulunmak mecburiyetindeyiz. engellenmemesini rica eder, aksi takdirde bundan doğacak ağır sonuçların sorumluluğunun yalnızca yüksek şahsınıza ait olacağını arz ederiz. 12’nci kor., 13’üncü kor., 20’nci kor., 15’inci kor., 3’üncü kor.»
yapılacak önemli maruzat, yukarıda arz etmiş olduğum üzere, padişaha çekilen telgrafta yazılanlardan ibaretti.
eylülün 11’inci günü ve özellikle 12/13 gecesi, her tarafta, kolordu komutanları telgraf merkezlerine gelerek kararlaştırıldığı şekilde istanbul’la haberleşmeye çalışıyorlardı. fakat sadrazam ortadan kaybolmuş gibiydi. cevap vermiyordu. biz de, telgraf başında, sadrazamın telgrafları alıp cevap vermesi için baskıda bulunuyorduk. istanbul merkezindeki telgraf memurları ile yapılan uzun çekişmelerden sonra, bir telgraf memuru şu bilgiyi verdi:
«sadrazam paşa’ya yazılanlar telefonla söylendi. alınan cevapta: telgraf metni sadrazam paşa hazretleri’ne arz olundu. bildirecekleri maruzatları usulünce telgrafla arz olunmalıdır. gelen telgraflar da usulüne uygun olarak padişah’a takdim edilir, buyurduklarını müdür bey söylüyor, efendim.» (belge: 83).
bunun üzerine, gece yarısından sonra saat 4.00’te sivas telgrafhanesine çekilmek üzere şu telgraf gönderildi:
11/12.9.1919
sadrazam ferit paşa’ya
vatan ve milletin haklarını ve kutsal varlıklarını ayak altına alarak, padişah hazretleri’nin yüce padişahlık şeref ve haysiyetlerini çiğneyerek, gafilce birtakım hareket ve teşebbüslerde bulunduğunuz ortaya çıkmıştır. milletin padişahımızdan başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. bu sebeple durum ve dileklerini ancak padişah hazretleri’ne arz etmek zorundadır. hükûmetiniz meşru olmayan hareketlerinin ağır sonuçlarından korkarak, millet ile padişah arasına artık engel çekiyor. bu konudaki direnmeniz daha bir saat sürerse, millet kendisini her türlü hareket ve faaliyetlerinde serbest saymakta haklı bulacaktır ve bütün vatanın meşru olmayan hükûmetinizle kesin olarak ilgi ve bağlantısını kesecektir. bu son uyarımızdır. bundan sonra milletin tutacağı yol burada bulunan yabancı subaylar vasıtasıyla, itilâf devletleri temsilcilerine de ayrıntılı olarak bildirilecektir.
genel kongre hey’eti
sivas telgraf müdürlüğü’ne de aynı zamanda, telefonla şu emir verildi:
«kongremizden seçilen bir hey’etle telgrafhaneye gönderilecek bir telgrafımızın doğrudan doğruya mâbeyn-i hümâyûn’a çekilmesine istanbul’ca engel olunduğu bildiriliyor. bir saat içinde telgrafın çekilmesine izin verilmediği takdirde, istanbul’la bütün anadolu telgraf haberleşmelerini kesmeye mecbur olacağımızı üstünüze bildiriniz.»
genel kongre hey’eti
kolordu komutanlarına da aşağıdaki genel duyuru yapıldı:
sivas, 11/12.9.1919
20’nci kolordu komutanlığı’na
15’inci kolordu komutanlığı’na
13’üncü kolordu komutanlığı’na
3’üncü kolordu komutanlığı’na
kongrenin padişahlık yüce katına olan maruzatına istanbul’da telgraf başmüdürlüğü’nce engel olunmuştur. bir saatlik bir sürede saray’a yol verilmezse bütün anadolu’nun istanbul’la haberleşmesinin kestirileceği cevap olarak adı geçen müdürlüğe bildirilmiştir. kongrenin bu meşru isteğine olumlu cevap alınmadığı takdirde, tebliğ anından başlayarak ankara, kastamonu, diyarbakır telgraf merkezleriyle sinop’taki telgraf haberleşmelerinin durdurulması, yani kongre ile ilgili haber ve bildiriler dışında hiçbir telgrafın istanbul’a geçirilmemesi ve istanbul’dan da kabul edilmemesi; batı anadolu ile haberleşmemize engel olmayacaksa geyve boğazı yönündeki hattın da tutulması veya geçici olarak kesilmesi ve yapılan işlerin sonuçlarının bildirilmesi rica olunur.
bu talimatın yerine getirilmesine engel olacak telgraf memurları, bulundukları yerlerde derhal divan-ı harb’e verilerek haklarında en ağır ceza uygulanacaktır. işbu tebligat gereğinin yerine getirilmesi 20’nci, 15’inci, 13’üncü ve 3’üncü kolordu komutanlarından rica edilmiştir. alındığının bildirilmesi.
sivas’ta genel kongre hey’eti
bu telgrafla verilen talimat daha sonraki telgraflarla da tamamlanmıştır (belgeler: 84, 85).
11-12 eylül gecesi yapılmış olan genel tebliğe ek olarak da şu ricada bulunuldu.
bu gece sonuç elde edilinceye kadar bütün komutanlarla sivil idare âmirlerinin ve ilgili hey’etlerin telgrafhaneden ayrılmamaları rica olunur.
genel kongre hey’eti
telgrafhanelere de şu uyarıda bulunuldu:
ektir: bu tebligat gereğinin yerine getirildiği haberi kongre hey’eti’nce öğrenildikten sonra, yine aramızda haberleşmeye devam edileceğinden telgrafhanelerde adam bulundurulması rica olunur.
kongre hey’eti
devamı için:
(bkz: istanbul daki hükümetle ilişkiyi kesme kararı)
nutuk’tan...
efendiler, bilginize sunduğum belgeleri gördükten sonra, zannederim ali galip tarafından yapılan teşebbüsün padişah’ın ve ferit paşa hükûmeti’nin ortak bir teşebbüsü olduğuna şüphe ve tereddüt edenler kalmaz. bu hainliğin ortak elebaşılarına karşı nasıl bir durum almak gerektiği bellidir. ancak, buna karşı yapılacak teşebbüste elden geldiğince açıktan açığa hareket etmekten vazgeçmek ve o günün gereğinden olmakla birlikte teşebbüs gücünü çeşitli hedeflere yöneltmekten sakınarak bir noktada toplamak ihtiyatlı bir davranış olurdu. biz de hücuma hedef olarak yalnız ferit paşa kabinesi’ni tespit ettik ve padişah’ın da bu ferit paşa kabinesi’nin padişah’ı olaylardan haberdar etmeyip aldatmakta olduğu tezini tuttuk. padişah, durumu öğrenecek olursa, kendisini aldatanlara müstahak oldukları işlemi uygulayacağına güvenimiz olduğunu ileri sürdük. hükûmetin ortaya çıkmış olan cinayeti üzerine, kendisine güven duyulmaması tabiî olduğundan, gerçeklerin yalnız ve ancak doğrudan doğruya padişah’a arz edilmesi ile durumun düzeltilebileceğini, teşebbüslerimiz için hareket noktası olarak kabul ettik. bu düşünceyle, eylül’ün 11’inci günü, padişah’a çekilmek üzere telgraf hazırlandı. bu telgrafta, tahmin buyuracağınız üzere, zamanın gereği olan birçok basmakalıp sözler içinde: «hükûmetin silâh zoruyla kongreyi basma yoluna giderek müslümanlar arasında kan dökülmesine sebep olacağı, kürdistan’ı ayaklandırmak suretiyle vatanı parçalatmak plânını para karşılığında yüklenmiş olduklarının belgelerle açığa çıktığı, hükûmetin bu işlerde âlet olarak kullandığı adamların perişan edilerek kaçmaya mecbur edildiği, yakalandıkları takdirde kanunun pençesine teslim edilecekleri, bu cinayetleri hazırlayan, dahiliye ve harbiye nâzırları vasıtasıyla da emredip uygulatan istanbul hükûmeti’ne milletin güveninin kalmamış olduğu bildirildikten sonra, namuslu kimselerin oluşturduğu yeni bir hükûmetin kurulması, bu casus şebekesi hakkında sür’atle kanunî soruşturma yapılarak suçluların cezalandırılması isteniyor; âdil bir hükûmet kuruluncaya kadar, istanbul hükûmeti ile hiçbir haberleşme ve ilişkide bulunmamaya karar vermiş olan milletten ordunun ayrılamayacağını, olayın içyüzünü bilen ve o çevrede bulunan biz kolordu komutanları arza mecbur olduk» deniyordu (belge: 82).
işte bu telgraf suretinin bütün kolordularca istanbul’a çekilmesinin uygun olacağı düşünüldü. 11 eylül günü telgraf başında kolordu komutanlarına şu talimatı verdim:
«şimdi bir suret vereceğiz. bu suretin 3’üncü, 15’inci, 20’nci, 13 ve 12’nci kolordu komutanlarının ortak imzalarıyla çekilmesini uygun görüyoruz. okuduktan sonra diğer komutanlarla aynı zamanda çekmek için bekleyiniz.»
suret
sadrazamlık yüksek katına
«şimdi doğrudan doğruya kutsal başkomutanı’mız, şanlı halife’miz efendimiz’e önemli bir arzda bulunmak mecburiyetindeyiz. engellenmemesini rica eder, aksi takdirde bundan doğacak ağır sonuçların sorumluluğunun yalnızca yüksek şahsınıza ait olacağını arz ederiz. 12’nci kor., 13’üncü kor., 20’nci kor., 15’inci kor., 3’üncü kor.»
yapılacak önemli maruzat, yukarıda arz etmiş olduğum üzere, padişaha çekilen telgrafta yazılanlardan ibaretti.
eylülün 11’inci günü ve özellikle 12/13 gecesi, her tarafta, kolordu komutanları telgraf merkezlerine gelerek kararlaştırıldığı şekilde istanbul’la haberleşmeye çalışıyorlardı. fakat sadrazam ortadan kaybolmuş gibiydi. cevap vermiyordu. biz de, telgraf başında, sadrazamın telgrafları alıp cevap vermesi için baskıda bulunuyorduk. istanbul merkezindeki telgraf memurları ile yapılan uzun çekişmelerden sonra, bir telgraf memuru şu bilgiyi verdi:
«sadrazam paşa’ya yazılanlar telefonla söylendi. alınan cevapta: telgraf metni sadrazam paşa hazretleri’ne arz olundu. bildirecekleri maruzatları usulünce telgrafla arz olunmalıdır. gelen telgraflar da usulüne uygun olarak padişah’a takdim edilir, buyurduklarını müdür bey söylüyor, efendim.» (belge: 83).
bunun üzerine, gece yarısından sonra saat 4.00’te sivas telgrafhanesine çekilmek üzere şu telgraf gönderildi:
11/12.9.1919
sadrazam ferit paşa’ya
vatan ve milletin haklarını ve kutsal varlıklarını ayak altına alarak, padişah hazretleri’nin yüce padişahlık şeref ve haysiyetlerini çiğneyerek, gafilce birtakım hareket ve teşebbüslerde bulunduğunuz ortaya çıkmıştır. milletin padişahımızdan başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. bu sebeple durum ve dileklerini ancak padişah hazretleri’ne arz etmek zorundadır. hükûmetiniz meşru olmayan hareketlerinin ağır sonuçlarından korkarak, millet ile padişah arasına artık engel çekiyor. bu konudaki direnmeniz daha bir saat sürerse, millet kendisini her türlü hareket ve faaliyetlerinde serbest saymakta haklı bulacaktır ve bütün vatanın meşru olmayan hükûmetinizle kesin olarak ilgi ve bağlantısını kesecektir. bu son uyarımızdır. bundan sonra milletin tutacağı yol burada bulunan yabancı subaylar vasıtasıyla, itilâf devletleri temsilcilerine de ayrıntılı olarak bildirilecektir.
genel kongre hey’eti
sivas telgraf müdürlüğü’ne de aynı zamanda, telefonla şu emir verildi:
«kongremizden seçilen bir hey’etle telgrafhaneye gönderilecek bir telgrafımızın doğrudan doğruya mâbeyn-i hümâyûn’a çekilmesine istanbul’ca engel olunduğu bildiriliyor. bir saat içinde telgrafın çekilmesine izin verilmediği takdirde, istanbul’la bütün anadolu telgraf haberleşmelerini kesmeye mecbur olacağımızı üstünüze bildiriniz.»
genel kongre hey’eti
kolordu komutanlarına da aşağıdaki genel duyuru yapıldı:
sivas, 11/12.9.1919
20’nci kolordu komutanlığı’na
15’inci kolordu komutanlığı’na
13’üncü kolordu komutanlığı’na
3’üncü kolordu komutanlığı’na
kongrenin padişahlık yüce katına olan maruzatına istanbul’da telgraf başmüdürlüğü’nce engel olunmuştur. bir saatlik bir sürede saray’a yol verilmezse bütün anadolu’nun istanbul’la haberleşmesinin kestirileceği cevap olarak adı geçen müdürlüğe bildirilmiştir. kongrenin bu meşru isteğine olumlu cevap alınmadığı takdirde, tebliğ anından başlayarak ankara, kastamonu, diyarbakır telgraf merkezleriyle sinop’taki telgraf haberleşmelerinin durdurulması, yani kongre ile ilgili haber ve bildiriler dışında hiçbir telgrafın istanbul’a geçirilmemesi ve istanbul’dan da kabul edilmemesi; batı anadolu ile haberleşmemize engel olmayacaksa geyve boğazı yönündeki hattın da tutulması veya geçici olarak kesilmesi ve yapılan işlerin sonuçlarının bildirilmesi rica olunur.
bu talimatın yerine getirilmesine engel olacak telgraf memurları, bulundukları yerlerde derhal divan-ı harb’e verilerek haklarında en ağır ceza uygulanacaktır. işbu tebligat gereğinin yerine getirilmesi 20’nci, 15’inci, 13’üncü ve 3’üncü kolordu komutanlarından rica edilmiştir. alındığının bildirilmesi.
sivas’ta genel kongre hey’eti
bu telgrafla verilen talimat daha sonraki telgraflarla da tamamlanmıştır (belgeler: 84, 85).
11-12 eylül gecesi yapılmış olan genel tebliğe ek olarak da şu ricada bulunuldu.
bu gece sonuç elde edilinceye kadar bütün komutanlarla sivil idare âmirlerinin ve ilgili hey’etlerin telgrafhaneden ayrılmamaları rica olunur.
genel kongre hey’eti
telgrafhanelere de şu uyarıda bulunuldu:
ektir: bu tebligat gereğinin yerine getirildiği haberi kongre hey’eti’nce öğrenildikten sonra, yine aramızda haberleşmeye devam edileceğinden telgrafhanelerde adam bulundurulması rica olunur.
kongre hey’eti
devamı için:
(bkz: istanbul daki hükümetle ilişkiyi kesme kararı)
nutuk’tan...
şimdi efendiler, millî mücadele tarihimizde önemli bir olay durumunda olan ali galip konusu üzerinde biraz açıklamalı bilgi vereyim:
efendiler, daha temmuz başında, erzurum’da bulunduğum sıralarda celâdet ve kâmuran ali adlarında iki şahsın yabancılar tarafından, bol para ile istanbul’dan kürdistan’a gönderileceği, bunların yıkıcı propaganda ve aleyhte kışkırtıcılık yapmakla görevlendirildikleri; bir iki gün içinde hareket etmiş ve edecek oldukları haberi alındı. bu haber üzerinde, bunların dağdağaya meydan verilmeden gözetlenerek yakalanmaları gereğini 3 temmuz tarihinde diyarbakır’da 13’üncü kolordu komutanı’na, ayrıca kurmay başkanı hâlit bey’e ve canik mutasarrıfı’na bildirdim.
20 ağustos’ta 13’üncü kolordu komutanı’na verdiğim emirde, adı geçen kimselerin istanbul’dan hareket ettiklerinin bildirildiğini ve alınacak tedbirler arasında, özellikle mardin istasyonunun sıkı bir kontrol altında tutulmasının uygun olacağını yazdım.
sivas kongresi’nin ikinci günü, yani 6 eylül tarihinde, «bedirhanlı ailesinden celâdet ve kâmuran ile diyarbakırlı cemil paşazade ekrem adlarında üç şahsın, yanlarında, vaktiyle diyarbakır ilinde aleyhimizde propaganda yapan bir yabancı subay bulunduğu halde silâhlı kürtlerin koruyuculuğunda elbistan ve akçadağ üzerinden malatya’ya geldikleri, orada mutasarrıf ve belediye başkanı tarafından karşılandıkları» 13’üncü kolordu’nun yazısından anlaşılıyor. 15’inci kolordu komutanı kâzım karabekir paşa’nın 3’üncü kolordu komutanlığı’na bununla ilgili olarak gönderdiği 6 eylül 1919 tarih ve 529 sayılı şifresinde verilen bilgide: «yabancı subayın, türk, kürt ve ermeni nüfusunu incelemek üzere, istanbul hükûmeti’nin izniyle dolaştığını söyledikleri; malatya’da bulunan süvari alayının mevcudunun azlığı yüzünden bunları tutuklamaya cesaret edemediği, bununla birlikte hemen tutuklanmaları için istanbul’a başvurulduğu 13’üncü kolordu’dan bildirilmiştir. bu adamların ne maksatla hangi görevle, nereleri gezecekleri konusunda bildiklerini harput, valisi’nden sordum» denilmekte idi. (belge: 56) harput valisi ali galip bey’dir. bu adamların ne maksatla geldiklerini 3 temmuz tarihinden beri bilmekteyiz. beş on silâhlı kürd’e karşı bir süvari alayının mevcudu az görülmüş, tutuklanmalarına cesaret edilememiş; asıl hayret verici olan husus, bunların tutuklanması için istanbul’a başvurulmuş olduğu haberidir.
bu küçük ve önemsiz gibi görünen noktaları, o zamanki durum değerlendirmesinde, dikkate değer anlayış ve zihniyet farklarının bulunduğunu göstermesi bakımından kaydediyorum.
diyarbakır’da, 13’üncü kolordu komutânı’nın tutumu şüpheli görüldüğünden, doğrudan doğruya bu kolordunun kurmay başkanı’na 3’üncü kolordu komutanı’nın imzasıyla 1 eylül 1919 tarihinde yazılan (kişiye özel) şifrede, vali galip, malatya mutasarrıfı halil, kâmuran, celâdet ve ekrem bey’lerle beraber ingiliz binbaşısının mutlaka yakalanıp sivas’a gönderilmeleri için elâzığ’da bulunan 15’inci alay komutanı ilyas bey’in kendi komutasında altmış kadar atlı ve katırlı askerden oluşan bir müfrezenin en geç 9 eylül’de harput’tan malatya’ya hareketi ile ilgili olarak ve işin kestirmeden bitirilmesi bakımından doğrudan doğruya tebligat yapıldığı bildirildi ve müfrezenin hemen hareketinin sağlanması rica edildi.
8 eylül’de, sivas’tan da bir otomobille bazı subayların gönderileceği bilgisi verildi (belge: 57).
diyarbakır’dan, kurmay başkanı’nın 7/8 eylül 1919 tarihiyle bana gönderdiği şifrede şöyle deniyordu:
«tutuklama ile ilgili isteği öğrendim. bu hususta komutan bey’in emir vereceğini hiç sanmıyorum. çünkü askerî özelliklerini biliyorum. tarafımdan yapılacak tebligatı ise, yerine getirmekten çekinirler. bu konuda istanbul’la haberleşmekteyiz. bu duruma göre ne yapılması gerekeceğinin tayini yüksek kararınıza bağlıdır. şifre kaleminin 357 sayısıyla arz edilmiştir.»
13’üncü kolordu kurmay başkanı
hâlit
elâzığ’daki alay komutanı ilyas bey’ den 13’ üncü kolordu komutanı’nın emrine cevap olarak gelen 8 eylül tarihli telgrafta da «kolordu’dan aldığım emir üzerine hareketim geri bırakılmıştır. kolordunun izni olmadan, buradan hareket etmekliğim uygun düşmeyeceğinden, hareket emrinin kolordu’dan bildirilmesine lûtfen yardımcı olunuz» denilmekte idi (belge: 58).
hâlit bey’e hemen verdiğim cevap, aynen şuydu:
..0.9.1919
malûm şahısların alçaklıkları ortaya çıkmıştır. istanbul hükûmeti…………………. bu alçaklığa ortaktır. oradan emir beklemek düşmana fırsat vermektir. bu hususta tebligat yaparken, hiç kimseyi kararsızlığa düşürmeyecek şekilde, hemen emir vermek, vakit geçirmemek gerekir. komutanın kararsızlığa düşeceğine ihtimal veriyorsanız, zâtıâliniz, tarafımızdan elâzığ ve malatya’daki alay komutanlarına yapılmış olan tebligatımızın uygulanmasını bildiriniz. gerçekten lüzum varsa, komutayı uygun gördüğünüz tümen komutanlarından biri üzerine alsın! ağırdan alma zamanı geçmiştir. yapılanlarla ilgili cevabınızı bekliyoruz, kardeşim.
mustafa kemal
alay komutanı ilyas bey’e de aynı tarihte bizzat şu emri verdim: «malûm şahısların hainlikleri ortaya çıkmıştır. istanbul’daki merkezî hükûmet de bunların hainliğine ortaktır. kolordunuz komutanı bu konuda izin istemiş ve cevap alamamış olabilir. bu bakımdan bu meselenin çözüme bağlanmasını zâtıâlinizden beklerim.
cevabınızı bekliyorum, efendim. malatya’da bu işi hallettikten sonra, gerekirse sivas’ta bize katılırsınız. mustafa kemal». şifre dışındaki imza da 3’üncü kolordu kurmay başkanı zeki bey’indi.
malatya’da bulunan 12’nci süvari alayı komutanını da 7/8 eylül gecesi bizzat telgraf başına çağırmış ve görüşmekte idim. alay komutanı cemal bey’den durumu ve kuvveti hakkında bilgi aldım. gelenlerin yanlarındaki silâhlı kürtlerle beraber «on beş yirmi kişi kadar» olduğunu, alayın da merkezde «ancak o kadar kuvveti» bulunduğunu söyledi. ben bu kuvveti yeterli gördüm. hattâ süvari ve topçu alayının yalnız subayları yeterli olabilirdi. ne var ki özel durumu ve maneviyatını anlamak istiyordum.
bunun üzerine telgraf konuşması şöyle geçti:
«ben — vali galip bey, ingiliz binbaşısı, kâmuran, celâdet ve ekrembey’lerin hep birlikte ustalıklı bir tertiple bu gece yakalanarak sivas’a gönderilmeleri zaruridir. durumunuz bunu yapmaya elverişli midir? size buradan ve harput’tan yardım yetiştirilecektir.
cemal bey — valiyi de beraber mi?
ben — özellikle, evet.
cemal bey — arz ettiğim üzere durum ve kuvvetim buna elverişli değildir. kâmuran, celâdet ve ekrem bey’lerin yakalanmaları hakkında 13’üncü kolordu komutanı ile haberleşme yapıldı. sonunda, durumun nezaketi dolayısıyla, şimdilik tutuklanmalarının uygun olamayacağı hakkında emir de çıkmıştır» dedi.
artık, bu zatın daha çok üzerine varılamazdı. «kendilerine hissettirmeden sıkı bir şekilde göz hapsinde bulundurunuz. kolordunuzdan emir gelecektir. hareket ederlerse, ne tarafa doğru gittiklerini ve hangi vasıta ile hareket ettiklerini hemen bildiriniz» talimatını vermekle yetindim. (belge: 59).
8 eylül günü, cemal bey’den şifre ile «malûm şahısların hâlâ orada olup olmadıklarını ve göz hapsinde tutmak için alınan tedbirlerin güvenirlik derecesini» sordum ve «kendisine günde iki defa rapor vermesini» emrettim.
hâlit bey’e yazdığım telgrafa ertesi günü (8 eylül 1919) aldığım cevapta, elâzığ’daki alay komutanı ilyas bey’e emir verildiği bildiriliyor ve bu emrin bir kopyası veriliyordu (belge: 60).
kolordu komutanı cevdet bey de, ilyas bey’in 52 katırlı asker ve iki makineli tüfekle 9 eylül sabahı hareket ettiğini ve 10 eylül akşamı malatya’da bulunacağını bildirdi, 9 eylül tarihli bir şifresinde «karşı koyma hareketlerinin yoğun olduğu bir çevrede daha fazla faaliyet göstermemek hususunda kendisini mazur göreceğimi» de söylüyordu (belge: 67).
9 eylül’de, ilyas bey müfrezesinden başka, aziziye’den iki süvari bölüğü, siverek’ten malatya’daki alaya bağlı bir bölük de malatya’ya gönderildi (belge: 62, 63, 64).
vali ali galip’in ve bedirhanlılar ile cemil paşazade’nin yaptıkları propagandanın etkisini kaldırmak için, elâzığ ve dersim bölgesi ile ilişkisi olduğunu bildiğim ve kemah’ta bulunan hâlet bey’e (eski milletvekili) 9 eylül’de elâzığ’a hareket etmesini ve haydar bey’le bağlantı kurmasını yazdım (belge: 65). ayın sonuna doğru oraya vardı.
van valisi bulunan haydar bey de elâzığ valiliği görevine başlamak üzere erzurum’dan yola çıkarılmıştır. haydar bey, 15’inci kolordu’ya bağlı olup mamahatun’da bulunan bir süvari alayı ile de bağlantı kurarak, gereğinde bu alayı malatya’ya doğru harekete geçirecekti.
otomobille bazı subayların da malatya’ya gönderileceği konusunda bir kayıt vardı.
gerçekten de arkadaşlarımızdan recep zühtü bey görünüşte 3’üncü kolordu yaveri sıfatıyla ve benden aldığı özel talimatla, yanında, başkaları da olduğu halde 9 eylül’de, otomobille malatya’ya hareket etti. maalesef bindiği otomobil, yolların bozuk ve çamurlu olması yüzünden kangal’da kırılmış ve tam zamanında malatya’ya yetişememişti. kangal’dan sonra kâh araba ve kâh hayvanla, gece gündüz yol alarak sivas’tan hareketinin dördüncü günü öğleden sonra malatya’ya varabilmişti. recep zühtü bey’in verdiği raporlar, durumun aydınlanmasında çok yararlı olmuştu.
efendiler, 10 eylül günü geç vakit şu telgrafı aldık:
kişiye özel malatya, 10.9.1919
hiç durmayacaktır
sivas’ta 3’üncü kolordu komutanlığı’na
mustafa kemal paşa hazretleri’ne özel :
1 — 10.9.1919 saat 14.00’de olaysız olarak malatya’ya varılmıştır.
2 — malûm şahısların hepsinin de maalesef kâhta’ya doğru kaçtıkları, etraflı bilginin daha sonra sunulacağı arz olunur.
15’inci alay komutanı ilyas
aynı gün ve fakat, ilyas bey’in telgrafından sonra da şu telgrafı alıyoruz:
çok ivedi malatya’dan, 10.9.1919
sivas’ta 3’üncü kolordu komutanlığı’na
mustafa kemal paşa hazretleri’ne:
1 — harput valisi ile malatya mutasarrıfı, ingiliz binbaşısı ve yardakçıları olan malûm kimseler 15’inci alay’ın elâzığ’dan hareketini ve kendilerinin tutuklanacaklarını haber alır almaz, bu sabah erkenden kaçmışlardır. bunların kâhta’daki bedir ağa’nın yanına gittikleri ve oradan alacakları kürtlerle burayı basmaya gelecekleri söyleniyor.
2 — herhangi bir kötülüğe yeltendikleri takdirde, bunlar ve bedir ağa aşireti hakkında kovuşturma yapılması için kolordu’dan emir alınmıştır, izlerinde gidilmektedir, sonuç ayrıca arz edilecektir.
3 — 15’inci alay komutanı’nın emrindeki kuvvetle, bu gün saat 14.00’te malatya’ya geldikleri arz olunur.
12’nci süvari alay komutanı
binbaşı cemal
aynı tarihte yazılmış olan bu iki telgraf yanyana getirilerek incelenirse, dikkate değer bazı noktaların göze çarpmamasına imkân yoktur.
süvari alay komutanı cemal bey, tarafımızdan aldığı talimat üzerine malûm şahısları sıkı ve güvenli bir şekilde göz hapsinde bulunduracak ve günde iki defa rapor verecekti.
adı geçen kimseler, 10 eylül günü sabah erkenden kaçtıkları halde, cema1 bey, bu bilgiyi ancak, ilyas bey müfrezesinin gelişinden ve i1yas bey’in raporundan sonra bildiriyor. cemal bey, kaçakların, ilyas bey müfrezesinin elâzığ’dan hareketini haber aldıklarını söylüyor. oysa, telgrafhane cemal bey’in gözetimi altındaydı.
sonra, kaçakların kürtleri toplayıp malatya’yı basacaklarının söylendiğini de ekliyor. bu noktalar, süvari alay komutanı hakkında şüphe ve kararsızlık uyandırmaktadır.
daha sonra alınan bilgilerden anlaşıldı ki, a1i ga1ip ve arkadaşlarına 9 eylül akşamı haber getirilmiş. ali galip geceyi uyumadan hükûmet dairesinde geçirmiştir. 10 eylül’de, yanlarında birkaç jandarma ve silâhlı kürtle birlikte, hükûmet dairesinde toplanıyorlar, veznedarın odasına giriyorlar, kasayı açıyorlar, yanlarında götürmek üzere altı bin lira sayıp bir kenara koyuyorlar ve kasaya konmak üzere de şu senedi yazıyorlar:
«mustafa kemal paşa ve adamlarının ortadan kaldırılması masraflarını karşılamak üzere, bununla ilgili emre uyularak altı bin lira alınmıştır. 10 eylül 1919. halil rahmi, ali galip.»
ilyas bey müfrezesinin malatya’ya yaklaşmakta olduğunun anlaşıldığı bir sırada, süvari alay komutanı, subaylara mutasarrıfın evini hedef gösteriyor. mutasarrıfın evini sarıyorlar. telefon tellerini kesiyorlar ve evi basıyorlar. bu hareketin başladığını sezen halil bey’in ailesi hükûmet dairesine haber veriyor. hükûmette, para almakla meşgul olan vali, mutasarrıf ve arkadaşları, durumdan haberdar olur olmaz, korku ve telâşla her şeyi unutup ayırdıkları parayı ve yazdıkları senedi de olduğu gibi bırakıyorlar; yanlarındaki adamları ile birlikte hazır bulunan atlarına binerek kaçıyorlar (belge: 66, 67).
süvari alay komutanı’nın ve topçu alay komutanı’nın, valinin geceyi hükûmet dairesinde geçirmekte olduğunu bilmedikleri kabul edilemez. mutasarrıftan çok valinin yakalanmasının önemli olduğu da açıktı. o halde, malûm kişilerin kaçmasına göz yumulduğu bir gerçektir. en basit bir yorumla, malûm kimselerin, yanlarındaki beş on silâhlı jandarma ve kürtle çatışmaktan büyük fenalık çıkabileceği kuruntusu malatya’dakileri dolaylı yoldan tedbir almaya yöneltmiş ve onlara bu şahısları ürküterek kaçırma yolunu benimsetmiştir, denebilir.
10 eylül’de ilyas bey’e verdiğim talimatta belirttiğim başlıca noktalar:
1 — kaçakların sür’atle yakalanmaları;
2 — kürtlük akımına asla elverişli bir ortam bırakılmaması;
3 — malatya’da, mutasarrıflığı jandarma komutanı tevfik bey’in üzerine alması; uygun namuslu ve vatansever bir zatın da harput’ta hemen valilik makamına getirilmesi;
4 — malatya ve harput’taki hükûmet kuvvetlerini tamamen ele alarak vatan ve millet aleyhine hiçbir harekete meydan verilmemesi.
5 — kaçaklara uyanların amansızca ve merhametsizce yok edileceğinin ilânı ve namuslu halkın gerçek durumundan haberdar edilmesi;
6 — millî varlığımızı tehlikeye sokacak olan yabancıların askerlerine de karşı konulacağının belirtilmesi ve gerekli düzen ve tedbirlerin alındığının» bildirilmesinden ibarettir (belge: 68).
efendiler, kaçakların, yakındaki veya çevredeki aşiretlerden bir takım kürtleri toplayabileceklerini, hattâ, maraş’ta bulunan yabancı kuvvetlerden bile yararlanabileceklerini kesin gibi kabul etmek lâzım geliyordu. onun için de alınmış olan tedbirleri ve bu işe ayrılmış olan kuvvetleri güçlendirmek gerekiyordu. bu maksatla sivas’tan malatya’ya 9 eylül akşamı bir katırlı müfreze daha gönderildiği gibi, 3’üncü kolordu elden geldiği kadar kuvvetlerini güneye indirecek, 13’üncü kolordu takip işini yüklenecek ve hainlere kıpırdayacak bir fırsat vermemek için pek etkili olmak gerektiğinden, mamahatun’daki süvari alayı da harput yönüne doğru hareket ettirilecekti.
bu hususta 3’üncü, 13’üncü ve 15’inci kolordu komutanlarına gerektiği şekilde tebligat yapıldı ve istekler bildirildi (belge: 69).
efendiler, verdiğimiz direktifler çerçevesinde kaçakları takip ettirirken, bir yandan da elimize geçen bazı belgeleri gözden geçirelim. bu belgelerin, söz konusu olayı, ali galip’in teşebbüsünü ve istanbul hükûmeti’nin bayağılığını her türlü açıklamadan daha mükemmel bir şekilde ortaya koyacağını zannettiğimden, onların olduğu gibi gözden geçirilmesinin yersiz olmadığı görüşündeyim.
önce, dahiliye nâzırı âdil bey’le harbiye nâzırı süleyman şefik paşa’nın ortak imzalarıyla elâzığ valisi ali galip bey’e verilen 3 eylül 1919 tarihli talimatı birlikte okuyalım.
bundan sonra, dahiliye nâzırı’nın gönderilecek kuvvet ve sarf edilecek para miktarı ile ilgili olarak bâbıâli’den çektiği telgrafını görürüz:
istanbul
906
kendisi tarafından
çözülecektir
elâzığ valisi galip beyefendi’ye
ilgi : 2 eylül 1919, sayı : 2.
arz olunmuştur. padişah’ın, hakkındaki yüce buyruğu bu gün çıkacaktır. bu bakımdan kesinlik kazanmıştır. talimat şudur: bildiğiniz üzere, erzurum’da kongre adı altında birkaç kişi toplanarak birtakım kararlar aldılar. ne toplananların, ne de aldıkları kararların bir değeri ve önemi vardır. ancak, bu durumlar ülke çapında birtakım dedikodulara yol açıyor. avrupa’ya da pek abartılarak aksettiriliyor. bundan dolayı da kötü etkiler yaratıyor. ortada önem verilmeye değer hiçbir kuvvet ve hiçbir olay bulunmadığı halde, sırf bu abartma ve kötü etkilerden endişeye düşen ingilizlerin, yakında samsun’a epeyce bir kuvvet çıkaracakları tahmin ediliyor. hükûmetin her yere olduğu gibi size de gönderdiği, malûm genelgeye aykırı hareketler devam ederse, çıkarılacak yabancı kuvvetlerin sivas’ı ve oradan daha da ilerleyerek birçok yerleri işgal etmeleri ihtimalden uzak değildir. bu da memleketin çıkarlarına elbette aykırıdır. erzurum’da toplanan malûm şahısların yakında sivas’ta birleşerek yine bir kongre toplamak istedikleri, olaylarla ilgili haberleşmelerden anlaşılıyor. böyle beş on kişinin orada toplanmasından hiçbir şey çıkmayacağı hükûmetçe bilinmektedir. ne var ki, bunları avrupa’ya anlatmak mümkün değildir. işte bunun içindir ki, onların orada toplanmasına meydan vermemek gerekiyor. bunu sağlayabilmek için, her şeyden önce, sivas’ta hükûmetin tam olarak güvenini kazanmış ve memleketin iyiliğine olan tebligatı olduğu gibi yerine getirmeye azimli bir vali bulundurmak gerekmektedir. yüksek şahsınızı onun için oraya gönderiyoruz. gerçi, sivas’ta kongre toplamak isteyen birkaç kişiye engel olmak o kadar güç birşey değilse de, yüksek dereceli sivil memurlarla, komutanların, subayların ve askerlerden bazılarının da bunlarla aynı düşüncede olmaları dolayısıyla, hükûmetin aldığı tedbirleri ellerinden geldiğince boşa çıkarmaya ve malûm şahısları güçleri yettiği kadar korumaya çalışacakları gözönünde bulundurularak, güvenilir bir iki yüz kişinin yanınızda bulunması başarı sağlama bakımından uygun görülmektedir. bundan dolayı, daha önce yazdığım gibi, oralardaki kürtlerden güvenilir yüz elli kadar atlıyı birlikte alarak, oradan niçin gidildiğini hiç kimseye sezdirmeden, sivas’a hiç kimsenin beklemediği bir zamanda vararak, vali ve komutanlığı hemen ele alacak ve sayıları az olmakla birlikte oradaki jandarma ve askeri iyi kullanacak olursanız, karşınızda başka bir kuvvet bulunmayacağı için derhal otoritenizi kullanarak toplantıya meydan vermemiş olacağınız ve orada bulunanlar varsa hemen yakalayıp, göz altında istanbul’a gönderebileceğiniz âşikârdır. böylece, kazanılacak hükûmet nüfuz ve otoritesi, içeride macera peşinde koşanları yıldırarak bir daha bu gibi kötü hareketlerin meydana gelmesini önleyeceği gibi, dışarıda da pek iyi bir etki yapacak, yabancıların asker çıkararak oraları işgal etmek konusundaki tasarılarından vazgeçmeleri için hükûmetçe yapılacak müracaat ve teşebbüslere sağlam bir dayanak oluşturacaktır. zaten sivas halkının bazı tanınmış kimselerinden araştırılarak elde edilen doğru bilgilere göre, halk bu politikacıların kışkırtmalarından, para toplamak için yaptıkları baskılardan pek nefret etmiş. bu hareketlerin önlenmesi için, hükûmete her türlü yardıma hazırdır. orada derhal jandarmaya yazılacak, istenildiği kadar asker bulunacağı, bunlara nüfuzlu kimseler tarafından özel olarak yardım edileceği haber verilmektedir. bu şekilde, yeteri kadar ve hükûmete kuvvetle bağlı jandarma birliği kurulduktan sonra, birlikte götüreceğiniz süvarileri hoşnut ederek yerlerine göndeririz. işte alınacak tedbirler bundan ibarettir. bunun kolaylıkla ve başarıyla uygulanması, sadece son derece gizli hareket etmeye bağlıdır. sivas’a tayininizden, hattâ o taraflara gideceğinizden kendi aileniz içinde en çok güvendiğiniz bir tek kimseye bile bahsetmeyiniz. sivas’a girinceye kadar, maksadınızı yanınızdakilere bile sezdirmeyiniz. bu, başarının temel şartıdır. bu itibarla, şimdilik ailenizi herhalde orada bırakarak, etraftaki aşiretleri teftiş için beş on gün kalacağınızı ailenize ve çevrenizdeki yakınlarınıza anlatarak, hemen yola çıkıp bir gün öncesinden sivas’a ansızın girmeye gayret etmelisiniz. oraya vardığınızda, aşağıdaki telgrafı gereken kimselere gönderip, valilik ve komutanlığı ele alarak hemen işe başlamalısınız. bir yandan da makine başında durumu nezaret’e bildirmelisiniz. böylece, oradaki şartlar belli olur olmaz, size yine makine başında tarafımdan gereğine uygun tebligat yapılacaktır. bu şekilde işe başladıktan sonra, ne vakit uygun görürseniz ailenizi ve eşyanızı sivas’a getirtebilirsiniz. yalnız, şimdi orada bulunan reşit paşa’nın valilik görevinden alındığı, yerine bir başkasının gönderileceği her nasılsa duyularak, kendisi tarafından nezaret’e başvurulmuş olduğundan ve adları malûm kimselerin yakında sivas’ta toplanmak istedikleri alınan haberlerden anlaşıldığından, boşuna bir dakika geçirilmeksizin bir an önce hareketle, oraya vaktinden önce ulaşmaya gayret etmeniz, işin gereği olarak pek önemli ve zaruridir. bu durum karşısında, ne zaman hareket edeceğinizin ve ne kadar zamanda oraya varabileceğinizin bildirilmesi gerekiyor.
sivas’ta ilgililere göstereceğiniz telgraf şudur :
zâtıâlilerinin sivas ve komutanlığına tayinleri meclis-i vükelâ kararıyla padişah hazretleri’nin yüce buyruklarına sunulmuş ve gereği şerefle onaylanmış olduğundan, hemen hareketle, bu telgrafı sivas’taki sivil ve askerî memurlardan gerekenlere gösterip, vali ve komutanlığı üzerinize alarak göreve başlamanız ve durumu hemen bildirmeniz tebliğ olunur. 3.9.1919
dahiliye nâzırı harbiye nâzırı
âdil süleyman şefik
çok ivedi bâbıâli, 6.9.1919
malatya’da elâzığ valisi galip beyefendi’ye
ilgi : 6.9.1919.
eşkıya takibi için gönderilecek kuvvetin masraflarının jandarma ödeneği hesabına malsandığından karşılanması zarurîdir. kaç kuruş sarf edileceğinin ve gönderilecek kuvvetin miktarı ile hareket gününün hemen bildirilmesi.
nazır
âdil
dahiliye nâzırı üç gün sonra da ali galip’in bir telgrafına karşılık olduğu anlaşılan şu telgrafı veriyor:
ivedi istanbul 9.9.1919
ilgi: 8.9.1919. sayı : 2
malatya’da elâzığ valisi beyefendi’ye
sivas’ta güvenilir bir vasıta olmadığından yeterli bilgi alınamamakta ise de, ora halkından burada bulunan bir adamın ifadesine ve başka yerlerden de alınan genel bilgilere göre, önce halk bu kışkırtmalara taraftar değildir. sonra, asker yok denecek kadar azdır. bu hareketi idare etmekte olanlar, malûm şahıslar ile komutan ve subaylardan bazılarıdır. bunlar, işe millî bir yön vererek maksatlarını benimsetmeye çalışmaktadırlar. oysa, millet bu işlere taraftar değildir. orası daha yakın olduğu için, istediğiniz bilgiyi kolaylıkla elde edebilirsiniz: bununla birlikte, gazeteler her nasılsa sivas’a tayininizden bahsetmiş olduklarından, bir gün önce yola çıkmanız daha da önem kazanmıştır. birlikte bulunduracağınız kuvvet ne kadar çok olursa, başarının o oranda kolaylaşacağı âşikârdır. bu kuvvetin miktarları ile, hareket tarihinizin bir gün öncesine kararlaştırılarak bildirilmesini bekliyorum.
nâzır
âdil
ali galip bey bu telgrafa karşılık olarak, malatya’dan son defa şu telgrafı veriyor:
çok ivedî ve gizli
kendisi tarafından
çözülecektir
dahiliye nezareti’ne
bu ayın 14’üncü günü yeterince kuvvetle eşkiyanın peşine düşüp ve yakalanması için malatya’dan hareket edecek şekilde gerekli tedbirler alınmıştır. tanrı’nın yardımı ile çarpışmadan başarılı sonuç alınacağına güven buyurulsun. yalnız yazıların cevapları ve gerekleri geciktirilmemelidir.
9.9.1919
elâzığ valisi
ali galip
bu telgraftan, 9 - 10 eylül gecesini hükûmet dairesinde heyecanlar içinde ve sabaha kadar uykusuz olarak geçiren ali galip’in 9 eylül 1919 günü, henüz kahramanlığının üzerinde ve tanrı’nın yardımı ile çarpışmada başarıdan pek ümitli olduğu anlaşılıyor.
efendiler, bu olaydan ve bu belgelerden haberdar edilen sivil âmirlerden dahiliye nâzırı âdil bey’e komutanlardan da harbiye nâzırı süleyman şefik paşa’ya, güvensizlik bildiren telgraflar çekilmesinin uygun olacağı düşünüldü. halkın dikkati çekildi.
sivas valisi reşit paşa’nın telgrafına cevap veren âdil bey’in şu sözleri ne kadar garip ve şaşırtıcıdır. âdil bey sözünü ettiğim telgrafı şu cümlelerle bitiriyordu: «elbette halife hazretleri’nin yüce buyruklarına uyma gereğini takdir edersiniz!» (belge: 70).
efendiler, bir tesadüf eseri olarak bu görüşme sırasında ben de telgrafhanede bulunuyordum. bir aralık dayanamadım. şu telgrafı yazıp çekilmek üzere memura verdim.
10, 11.9.1919
dahiliye nâzırı âdil bey’e
milletin, padişah’ına maruzatta bulunmasına engel oluyorsunuz. alçaklar, caniler! düşmanlarla millete karşı haince tertiplere girişiyorsunuz. milletin kudret ve iradesini takdirden âciz olduğunuza şüphe etmiyordum. ancak, vatan ve millete karşı haince ve son bir çırpınışla alçakça harekette bulunacağınıza inanmak istemiyordum. aklınızı başınıza toplayın. galip bey ve yardakçıları gibi aptalların verdikleri ahmakçasına ve asılsız sözlere kapılarak ve mister nowil gibi milletimiz ve vatanımız için zararlı olan yabancılara vicdanınızı satarak yaptığınız alçaklıkların milletçe sorulacak hesabını göz önünde bulundurunuz. güvendiğiniz şahısların ve kuvvetin sonunu öğrendiğiniz zaman, kendi sonunuzla karşılaştırmayı unutmayınız.
mustafa kemal
bütün komutanlar da gerektiği şekilde müracaatta bulundular.
12 eylül’e kadar aldığımız raporlardan, kaçakların, 10-11 eylül gecesini raka’da geçirdikleri, 11-12 eylül gecesini de raka’nın yarım saat yakınındaki bir köyde, bir aşiret reisinin yanında geçireceklerinin anlaşıldığı bildiriliyordu (belge: 71). bu bilgi, 20’inci, 15’inci ve 13’üncü kolordu komutanları’na bildirildi (belge: 72).
11 eylül ve 11-12 eylül’de malatya ile telgraf başında yapılan haberleşmeler, daha malatya’da, kesin emir ve talimat almış olan şahısların zihinlerinin daha henüz bir karışıklık içinde bulunduğunu gösterecek nitelikte idi.
elâzığ’dan gelen alay komutanı ilyas bey «mutasarrıf bey’in gönderdiği özel bir adam tarafından vali ali galip ve mutasarrıf halil bey’lerin bazı şartlarla yerlerine dönmek istedikleri» bildirilmiş. «memleketin selâmeti adına bunların bu şekildeki tekliflerini kabul etmenin uygun olup olmadığı konusundaki emrinizi beklemekte olduğumuz arz olunur» demekteydi (11 eylül) (belge: 73).
bunun arkasından ilyas bey, 11/12 eylül gecesi yine telgraf başına gelen süvari alay komutanı cemal, mutasarrıf vekili tevfik, topçu alay komutanı münir, jandarma yüzbaşısı faruk, baytar binbaşısı mehmet ve elâzığ’dan gelen alay komutanı i1yas beyler adına şunları yazdırdı:
malatya’dan ilyas bey: güvenilir bir kimse olan jandarma yüzbaşısı faruk bey’den biraz önce alınan bilgiler aşağıda verildiği gibidir:
faruk bey, kâhta ve çevresinde takipte, malatya’ya beş saat uzaklıktaki raka köyünde kürtlerin toplandıklarını, şimdi mutasarrıf ile arkadaşlarının orada bulunduklarını, siverek’e kadar uzanan bölgedeki aşiretlerin birbiri ardınca buraya gelmekte olduklarını; dersim aşiretlerine varıncaya kadar kürtlük adına çağırıldıklarını, mutasarrıfın plânına uyularak önce malatya’ya saldırıp tamamiyle yağmaladıktan sonra, bütün kuvvetleri ile sivas’a doğru yürüyeceklerini, malatya’da bulunan türkleri öldüreceklerini ve süreceklerini, dersim’lilerin de aynı zamanda harput’a yürüyeceklerini bildiriyor. çünkü, mutasarrıfın malatya’dan gitmesi kürtlük adına kendilerine karşı büyük bir aşağılama ve hakaret olarak sayılıyormuş. vali böyle bir yağmaya ve katliama taraftar ve razı olmadığını, ancak, mutasarrıfın düşüncesine de engel olamayacağını bildirmiştir. malatya’ya çarpışarak girdikleri zaman kürt bayrağı çekileceğini ve yanlarındaki ingiliz binbaşısı da urfa’da bulunan ingiliz tümeninin harekete hazır olduğunu bildirmiş ise de, hacı bedir ağa’nın bunu kabul etmediği ve aşiretlerin, malatya’nın kürdistan sayılıp malatya’da kürt bayrağı çekilmesinde direndikleri, dün akşam malatya’ya dönmek isteyen valiyi bırakmadıkları abartılmadan arz olunur.
şartları aşağıdadır:
1 — valinin yerine dönmesi;
2 — mutasarrıfın eskiden olduğu gibi yerinde kalması;
3 — elâzığ’dan gelen askerin geri gönderilmesi;
4 — vali yüz silâhlı kürtle malatya’ya girdiği zaman huzurun sağlanması ve sivas’a doğru yürümesi;
5 — aşiretlerden alınan yedi tüfekle bir tabancanın geri verilmesi;
6 — yukarıda arz ettiklerime emirleri.
ilyas bey’e şunu yazdım:
11, 12.9.1919
malatya’da ilyas beyefendi’ye
l — verdiğiniz bilgiler hey’etimizce dikkate alındı. zâtıâlinize şartlar ileri sürenler kimlerdir? böyle bir ilişkiye girişmek asla doğru değildir. hainlikleri ortaya çıkan vali, mutasarrıf ve yardakçılarının yakalanmaları, kışkırtmaya çalıştıkları bazı gafil kimselerin de uyarılması söz konusudur. bunun için bütün şiddeti ile karşı koymak gerekir. 13’üncü, 15’inci ve 3’üncü kolordu komutanları şu dakikada telgraf başında, alınacak ortak tedbiri kararlaştırmaktadırlar. elde edilebilen kuvvetler her taraftan harekete geçirilmiştir. oraca alınması gereken tedbirlerin zâtıâlîniz tarafından sükûnet ve ciddiyetle alınmış bulunduğuna güvenimiz tamdır. o bölgede bulunan bütün telgrafhanelerin tutulması ve mutasarrıf vekili tevfik bey kardeşimizin de hükûmetin güç ve otoritesini en üstün bir şekilde göstermesi dikkate alınmalıdır.
2 — şu anda anadolu’nun bütün merkezlerinden zâtışâhâne’ye, yapılan hainlik arz edilmektedir. oraca da aynı şekilde hareket edilmelidir.
3 — ingiliz binbaşısının sözleri blöftür. kürtlerin de birleşip toplanabilseler bile, asker kuvveti karşısında ne dereceye kadar başarı gösterebileceklerini takdir buyurursunuz.
4 — bedir ağa’yı, keven aşiretinin reislerini ve bu haince hareketlere karşı olan beyleri tarafınıza çekmeye çalışmanız uygun olur.
5 — adıyaman’dan hareket eden süvari bölüğü ile, siverek ve diyarbakır’dan hareket eden birer taburla bağlantınız var mı? nerelere vardılar?
telgrafhanede bulunan
kongre hey’eti
adına
mustafa kemal
gerçi, kongre toplantı halinde değildi ve telgrafhanede bulunmuyordu. fakat maneviyatı kuvvetlendirmek için, kongre hey’eti ile ilgili göstermeyi uygun buldum ve imza olarak, yalnız «kongre hey’eti» diye aynı nitelikte ayrıca bir telgraf da yazdım (belge: 74).
bu telgrafıma ek olarak, urfa’da, ayıntap’ta, maraş’ta bulunan ve sayıları pek az olan yabancı kuvvetlerini bildirerek «size bir yabancı tümeninden bahsedenlerin sözleri vatan ve millet hainlerinin yalanını aktararak maneviyatınızı kırmak alçaklığından...» dır dedim (belge: 75).
ilyas bey, telgrafıma verdiği cevapta, «bir saldırı halinde, şiddetle karşı konulması kesin olarak kararlaştırılmıştır.» dedikten sonra, «eldeki kuvvet, malatya’yı uzun bir süre bir kürt saldırısına karşı savunmaya yeterli değildir. bunun için elden gelen sür’atle yardımcı kuvvetler gönderilmesine emir buyurulması bir kere daha istirham olunur» dedi (belge: 76).
ilyas bey’e gereğinde bir şey bildirilebilsin diye, telgrafhanede bir subay bırakarak, önemli olan işinin başına dönmesini rica ettim (belge: 77).
ilyas bey tarafından 12 eylül’de çekilen bir telgrafı, subaylarınız ve memurlarınız için çeşitli bakımlardan yararlı olacağı düşüncesiyle, olduğu gibi bilginize sunacağım:
malatya, 12.9.1919
sivas’ta 3’üncü kolordu komutanlığı’na
halep’teki ingiliz ordusuna bağlı albay rütbesinde mösyö p. peel (pîl) adında bir ingiliz subayı, bugün 12.9.1919 tarihinde öğle üzeri malatya’ya gelmiştir. maksadının malatya, harput ve diyarbakır bölgelerinde, bölgenin ileri gelenleri, sivil ve askerî memurlarla görüşmek olduğunu, kaçak mister nowil’in görevi ile ilgili bir şey bilmediğini ve bu konuda ingiliz hükûmeti’nin kesinlikle bilgisi olmadığını ve böyle bir propagandacı subayın buralarda gezmesini kabul edemeyeceğini ve aşiretler içerisinde derhal buraya getirilmesi için kendisine emir verileceğini söyledi. eğer haince bir maksatla buralarda dolaştığı kanısına varırsa, tutuklu olarak halep’e göndereceğini ekledi. vali galip bey’i de kendisiyle görüşmek üzere, hayatının korunması hususunda kendisine güvence vererek buraya davet etme isteğinde bulundu. bu hususta, üst makamdan adı geçenin buraya gelebilmesi için emir almadan gelmesinin mümkün olamayacağını, bunun için ilgili makamlara başvuracağımı da söyledim. bu izin emrinin sür’atle bildirilmesi için aracı olmamı rica etti. kendisi «yüksek siyasî mutemet» adıyla anılırmış. istanbul hükûmeti onu tanırmış. burada iki gün kaldıktan sonra harput’a gidecekmiş. giriş belgesi yoktur. kendisine, saygıdeğer bir misafir olduğu ve özel bir saygı gösterileceği söylenmiştir. valiyi buraya getirtmesine ve bu zatın harput’a doğru seyahat etmesine izin verelim mi? bildirilmesi. sivas’tan iki subayın şimdi geldiği arz olunur.
15’inci alay komutanı
ilyas
bu telgrafta söz konusu edilen hususlarda nasıl hareket edileceğini gösteren görüşlerimiz, şu şekilde kısaca bildirildi:
tel
çok ivedi sivas, 12.9.1919
malatya’da 15’inci alay komutanlığına
ilgi: 12.9.1919.
1 — kim olursa olsun, giriş belgesi olmayan bir yabancı subayın osmanlı ülkesinde işi yoktur. kendisine büyük bir nezaketle, fakat askerce, kesin bir tutumla durumu bildiriniz ve geldiği yere hemen dönmesini isteyiniz. memleketten çıkıncaya kadar da ileri gelen kimseler ve memurlarla hiçbir siyasî temasa gelmemesi için yanına yetenekli, uyanık bir subay katınız.
2 — kaçak valinin vatan hainliği ile suçlandığını, ele geçince yakalanarak kanunun adaletli pençesine teslim edileceğini, bu konuda başka bir şey yapma imkânı olmadığını ayrıca anlatırsınız, efendim.
mustafa kemal
efendiler, alınan tertip ve tedbirler ve özellikle gösterilen sertlik ve şiddet sayesinde, ali galip ve halil bey’lerin ayartmaya çalıştıkları aşiretler dağılmış, ümitsizliğe düşen ali galip, önce urfa’ya oradan da halep’e kaçmıştır. mister nowil de göz altında rahatça elbistan üzerinden gitmiştir. ötekiler de birer yolunu bularak kaçmışlardır. bu safhaları daha çok açıklamakta bir yarar görmüyorum. bu konuda söylediklerime ek olarak yayınlanacak belgelerin okunmasından, bugün ve gelecek için ibret dersi olabilecek noktalar çıkarılacağını umarım (belge: 78, 79, 80, 81).
devamı için:
(bkz: işbirlikçi ferit paşa kabinesi ne hücum)
şimdi efendiler, millî mücadele tarihimizde önemli bir olay durumunda olan ali galip konusu üzerinde biraz açıklamalı bilgi vereyim:
efendiler, daha temmuz başında, erzurum’da bulunduğum sıralarda celâdet ve kâmuran ali adlarında iki şahsın yabancılar tarafından, bol para ile istanbul’dan kürdistan’a gönderileceği, bunların yıkıcı propaganda ve aleyhte kışkırtıcılık yapmakla görevlendirildikleri; bir iki gün içinde hareket etmiş ve edecek oldukları haberi alındı. bu haber üzerinde, bunların dağdağaya meydan verilmeden gözetlenerek yakalanmaları gereğini 3 temmuz tarihinde diyarbakır’da 13’üncü kolordu komutanı’na, ayrıca kurmay başkanı hâlit bey’e ve canik mutasarrıfı’na bildirdim.
20 ağustos’ta 13’üncü kolordu komutanı’na verdiğim emirde, adı geçen kimselerin istanbul’dan hareket ettiklerinin bildirildiğini ve alınacak tedbirler arasında, özellikle mardin istasyonunun sıkı bir kontrol altında tutulmasının uygun olacağını yazdım.
sivas kongresi’nin ikinci günü, yani 6 eylül tarihinde, «bedirhanlı ailesinden celâdet ve kâmuran ile diyarbakırlı cemil paşazade ekrem adlarında üç şahsın, yanlarında, vaktiyle diyarbakır ilinde aleyhimizde propaganda yapan bir yabancı subay bulunduğu halde silâhlı kürtlerin koruyuculuğunda elbistan ve akçadağ üzerinden malatya’ya geldikleri, orada mutasarrıf ve belediye başkanı tarafından karşılandıkları» 13’üncü kolordu’nun yazısından anlaşılıyor. 15’inci kolordu komutanı kâzım karabekir paşa’nın 3’üncü kolordu komutanlığı’na bununla ilgili olarak gönderdiği 6 eylül 1919 tarih ve 529 sayılı şifresinde verilen bilgide: «yabancı subayın, türk, kürt ve ermeni nüfusunu incelemek üzere, istanbul hükûmeti’nin izniyle dolaştığını söyledikleri; malatya’da bulunan süvari alayının mevcudunun azlığı yüzünden bunları tutuklamaya cesaret edemediği, bununla birlikte hemen tutuklanmaları için istanbul’a başvurulduğu 13’üncü kolordu’dan bildirilmiştir. bu adamların ne maksatla hangi görevle, nereleri gezecekleri konusunda bildiklerini harput, valisi’nden sordum» denilmekte idi. (belge: 56) harput valisi ali galip bey’dir. bu adamların ne maksatla geldiklerini 3 temmuz tarihinden beri bilmekteyiz. beş on silâhlı kürd’e karşı bir süvari alayının mevcudu az görülmüş, tutuklanmalarına cesaret edilememiş; asıl hayret verici olan husus, bunların tutuklanması için istanbul’a başvurulmuş olduğu haberidir.
bu küçük ve önemsiz gibi görünen noktaları, o zamanki durum değerlendirmesinde, dikkate değer anlayış ve zihniyet farklarının bulunduğunu göstermesi bakımından kaydediyorum.
diyarbakır’da, 13’üncü kolordu komutânı’nın tutumu şüpheli görüldüğünden, doğrudan doğruya bu kolordunun kurmay başkanı’na 3’üncü kolordu komutanı’nın imzasıyla 1 eylül 1919 tarihinde yazılan (kişiye özel) şifrede, vali galip, malatya mutasarrıfı halil, kâmuran, celâdet ve ekrem bey’lerle beraber ingiliz binbaşısının mutlaka yakalanıp sivas’a gönderilmeleri için elâzığ’da bulunan 15’inci alay komutanı ilyas bey’in kendi komutasında altmış kadar atlı ve katırlı askerden oluşan bir müfrezenin en geç 9 eylül’de harput’tan malatya’ya hareketi ile ilgili olarak ve işin kestirmeden bitirilmesi bakımından doğrudan doğruya tebligat yapıldığı bildirildi ve müfrezenin hemen hareketinin sağlanması rica edildi.
8 eylül’de, sivas’tan da bir otomobille bazı subayların gönderileceği bilgisi verildi (belge: 57).
diyarbakır’dan, kurmay başkanı’nın 7/8 eylül 1919 tarihiyle bana gönderdiği şifrede şöyle deniyordu:
«tutuklama ile ilgili isteği öğrendim. bu hususta komutan bey’in emir vereceğini hiç sanmıyorum. çünkü askerî özelliklerini biliyorum. tarafımdan yapılacak tebligatı ise, yerine getirmekten çekinirler. bu konuda istanbul’la haberleşmekteyiz. bu duruma göre ne yapılması gerekeceğinin tayini yüksek kararınıza bağlıdır. şifre kaleminin 357 sayısıyla arz edilmiştir.»
13’üncü kolordu kurmay başkanı
hâlit
elâzığ’daki alay komutanı ilyas bey’ den 13’ üncü kolordu komutanı’nın emrine cevap olarak gelen 8 eylül tarihli telgrafta da «kolordu’dan aldığım emir üzerine hareketim geri bırakılmıştır. kolordunun izni olmadan, buradan hareket etmekliğim uygun düşmeyeceğinden, hareket emrinin kolordu’dan bildirilmesine lûtfen yardımcı olunuz» denilmekte idi (belge: 58).
hâlit bey’e hemen verdiğim cevap, aynen şuydu:
..0.9.1919
malûm şahısların alçaklıkları ortaya çıkmıştır. istanbul hükûmeti…………………. bu alçaklığa ortaktır. oradan emir beklemek düşmana fırsat vermektir. bu hususta tebligat yaparken, hiç kimseyi kararsızlığa düşürmeyecek şekilde, hemen emir vermek, vakit geçirmemek gerekir. komutanın kararsızlığa düşeceğine ihtimal veriyorsanız, zâtıâliniz, tarafımızdan elâzığ ve malatya’daki alay komutanlarına yapılmış olan tebligatımızın uygulanmasını bildiriniz. gerçekten lüzum varsa, komutayı uygun gördüğünüz tümen komutanlarından biri üzerine alsın! ağırdan alma zamanı geçmiştir. yapılanlarla ilgili cevabınızı bekliyoruz, kardeşim.
mustafa kemal
alay komutanı ilyas bey’e de aynı tarihte bizzat şu emri verdim: «malûm şahısların hainlikleri ortaya çıkmıştır. istanbul’daki merkezî hükûmet de bunların hainliğine ortaktır. kolordunuz komutanı bu konuda izin istemiş ve cevap alamamış olabilir. bu bakımdan bu meselenin çözüme bağlanmasını zâtıâlinizden beklerim.
cevabınızı bekliyorum, efendim. malatya’da bu işi hallettikten sonra, gerekirse sivas’ta bize katılırsınız. mustafa kemal». şifre dışındaki imza da 3’üncü kolordu kurmay başkanı zeki bey’indi.
malatya’da bulunan 12’nci süvari alayı komutanını da 7/8 eylül gecesi bizzat telgraf başına çağırmış ve görüşmekte idim. alay komutanı cemal bey’den durumu ve kuvveti hakkında bilgi aldım. gelenlerin yanlarındaki silâhlı kürtlerle beraber «on beş yirmi kişi kadar» olduğunu, alayın da merkezde «ancak o kadar kuvveti» bulunduğunu söyledi. ben bu kuvveti yeterli gördüm. hattâ süvari ve topçu alayının yalnız subayları yeterli olabilirdi. ne var ki özel durumu ve maneviyatını anlamak istiyordum.
bunun üzerine telgraf konuşması şöyle geçti:
«ben — vali galip bey, ingiliz binbaşısı, kâmuran, celâdet ve ekrembey’lerin hep birlikte ustalıklı bir tertiple bu gece yakalanarak sivas’a gönderilmeleri zaruridir. durumunuz bunu yapmaya elverişli midir? size buradan ve harput’tan yardım yetiştirilecektir.
cemal bey — valiyi de beraber mi?
ben — özellikle, evet.
cemal bey — arz ettiğim üzere durum ve kuvvetim buna elverişli değildir. kâmuran, celâdet ve ekrem bey’lerin yakalanmaları hakkında 13’üncü kolordu komutanı ile haberleşme yapıldı. sonunda, durumun nezaketi dolayısıyla, şimdilik tutuklanmalarının uygun olamayacağı hakkında emir de çıkmıştır» dedi.
artık, bu zatın daha çok üzerine varılamazdı. «kendilerine hissettirmeden sıkı bir şekilde göz hapsinde bulundurunuz. kolordunuzdan emir gelecektir. hareket ederlerse, ne tarafa doğru gittiklerini ve hangi vasıta ile hareket ettiklerini hemen bildiriniz» talimatını vermekle yetindim. (belge: 59).
8 eylül günü, cemal bey’den şifre ile «malûm şahısların hâlâ orada olup olmadıklarını ve göz hapsinde tutmak için alınan tedbirlerin güvenirlik derecesini» sordum ve «kendisine günde iki defa rapor vermesini» emrettim.
hâlit bey’e yazdığım telgrafa ertesi günü (8 eylül 1919) aldığım cevapta, elâzığ’daki alay komutanı ilyas bey’e emir verildiği bildiriliyor ve bu emrin bir kopyası veriliyordu (belge: 60).
kolordu komutanı cevdet bey de, ilyas bey’in 52 katırlı asker ve iki makineli tüfekle 9 eylül sabahı hareket ettiğini ve 10 eylül akşamı malatya’da bulunacağını bildirdi, 9 eylül tarihli bir şifresinde «karşı koyma hareketlerinin yoğun olduğu bir çevrede daha fazla faaliyet göstermemek hususunda kendisini mazur göreceğimi» de söylüyordu (belge: 67).
9 eylül’de, ilyas bey müfrezesinden başka, aziziye’den iki süvari bölüğü, siverek’ten malatya’daki alaya bağlı bir bölük de malatya’ya gönderildi (belge: 62, 63, 64).
vali ali galip’in ve bedirhanlılar ile cemil paşazade’nin yaptıkları propagandanın etkisini kaldırmak için, elâzığ ve dersim bölgesi ile ilişkisi olduğunu bildiğim ve kemah’ta bulunan hâlet bey’e (eski milletvekili) 9 eylül’de elâzığ’a hareket etmesini ve haydar bey’le bağlantı kurmasını yazdım (belge: 65). ayın sonuna doğru oraya vardı.
van valisi bulunan haydar bey de elâzığ valiliği görevine başlamak üzere erzurum’dan yola çıkarılmıştır. haydar bey, 15’inci kolordu’ya bağlı olup mamahatun’da bulunan bir süvari alayı ile de bağlantı kurarak, gereğinde bu alayı malatya’ya doğru harekete geçirecekti.
otomobille bazı subayların da malatya’ya gönderileceği konusunda bir kayıt vardı.
gerçekten de arkadaşlarımızdan recep zühtü bey görünüşte 3’üncü kolordu yaveri sıfatıyla ve benden aldığı özel talimatla, yanında, başkaları da olduğu halde 9 eylül’de, otomobille malatya’ya hareket etti. maalesef bindiği otomobil, yolların bozuk ve çamurlu olması yüzünden kangal’da kırılmış ve tam zamanında malatya’ya yetişememişti. kangal’dan sonra kâh araba ve kâh hayvanla, gece gündüz yol alarak sivas’tan hareketinin dördüncü günü öğleden sonra malatya’ya varabilmişti. recep zühtü bey’in verdiği raporlar, durumun aydınlanmasında çok yararlı olmuştu.
efendiler, 10 eylül günü geç vakit şu telgrafı aldık:
kişiye özel malatya, 10.9.1919
hiç durmayacaktır
sivas’ta 3’üncü kolordu komutanlığı’na
mustafa kemal paşa hazretleri’ne özel :
1 — 10.9.1919 saat 14.00’de olaysız olarak malatya’ya varılmıştır.
2 — malûm şahısların hepsinin de maalesef kâhta’ya doğru kaçtıkları, etraflı bilginin daha sonra sunulacağı arz olunur.
15’inci alay komutanı ilyas
aynı gün ve fakat, ilyas bey’in telgrafından sonra da şu telgrafı alıyoruz:
çok ivedi malatya’dan, 10.9.1919
sivas’ta 3’üncü kolordu komutanlığı’na
mustafa kemal paşa hazretleri’ne:
1 — harput valisi ile malatya mutasarrıfı, ingiliz binbaşısı ve yardakçıları olan malûm kimseler 15’inci alay’ın elâzığ’dan hareketini ve kendilerinin tutuklanacaklarını haber alır almaz, bu sabah erkenden kaçmışlardır. bunların kâhta’daki bedir ağa’nın yanına gittikleri ve oradan alacakları kürtlerle burayı basmaya gelecekleri söyleniyor.
2 — herhangi bir kötülüğe yeltendikleri takdirde, bunlar ve bedir ağa aşireti hakkında kovuşturma yapılması için kolordu’dan emir alınmıştır, izlerinde gidilmektedir, sonuç ayrıca arz edilecektir.
3 — 15’inci alay komutanı’nın emrindeki kuvvetle, bu gün saat 14.00’te malatya’ya geldikleri arz olunur.
12’nci süvari alay komutanı
binbaşı cemal
aynı tarihte yazılmış olan bu iki telgraf yanyana getirilerek incelenirse, dikkate değer bazı noktaların göze çarpmamasına imkân yoktur.
süvari alay komutanı cemal bey, tarafımızdan aldığı talimat üzerine malûm şahısları sıkı ve güvenli bir şekilde göz hapsinde bulunduracak ve günde iki defa rapor verecekti.
adı geçen kimseler, 10 eylül günü sabah erkenden kaçtıkları halde, cema1 bey, bu bilgiyi ancak, ilyas bey müfrezesinin gelişinden ve i1yas bey’in raporundan sonra bildiriyor. cemal bey, kaçakların, ilyas bey müfrezesinin elâzığ’dan hareketini haber aldıklarını söylüyor. oysa, telgrafhane cemal bey’in gözetimi altındaydı.
sonra, kaçakların kürtleri toplayıp malatya’yı basacaklarının söylendiğini de ekliyor. bu noktalar, süvari alay komutanı hakkında şüphe ve kararsızlık uyandırmaktadır.
daha sonra alınan bilgilerden anlaşıldı ki, a1i ga1ip ve arkadaşlarına 9 eylül akşamı haber getirilmiş. ali galip geceyi uyumadan hükûmet dairesinde geçirmiştir. 10 eylül’de, yanlarında birkaç jandarma ve silâhlı kürtle birlikte, hükûmet dairesinde toplanıyorlar, veznedarın odasına giriyorlar, kasayı açıyorlar, yanlarında götürmek üzere altı bin lira sayıp bir kenara koyuyorlar ve kasaya konmak üzere de şu senedi yazıyorlar:
«mustafa kemal paşa ve adamlarının ortadan kaldırılması masraflarını karşılamak üzere, bununla ilgili emre uyularak altı bin lira alınmıştır. 10 eylül 1919. halil rahmi, ali galip.»
ilyas bey müfrezesinin malatya’ya yaklaşmakta olduğunun anlaşıldığı bir sırada, süvari alay komutanı, subaylara mutasarrıfın evini hedef gösteriyor. mutasarrıfın evini sarıyorlar. telefon tellerini kesiyorlar ve evi basıyorlar. bu hareketin başladığını sezen halil bey’in ailesi hükûmet dairesine haber veriyor. hükûmette, para almakla meşgul olan vali, mutasarrıf ve arkadaşları, durumdan haberdar olur olmaz, korku ve telâşla her şeyi unutup ayırdıkları parayı ve yazdıkları senedi de olduğu gibi bırakıyorlar; yanlarındaki adamları ile birlikte hazır bulunan atlarına binerek kaçıyorlar (belge: 66, 67).
süvari alay komutanı’nın ve topçu alay komutanı’nın, valinin geceyi hükûmet dairesinde geçirmekte olduğunu bilmedikleri kabul edilemez. mutasarrıftan çok valinin yakalanmasının önemli olduğu da açıktı. o halde, malûm kişilerin kaçmasına göz yumulduğu bir gerçektir. en basit bir yorumla, malûm kimselerin, yanlarındaki beş on silâhlı jandarma ve kürtle çatışmaktan büyük fenalık çıkabileceği kuruntusu malatya’dakileri dolaylı yoldan tedbir almaya yöneltmiş ve onlara bu şahısları ürküterek kaçırma yolunu benimsetmiştir, denebilir.
10 eylül’de ilyas bey’e verdiğim talimatta belirttiğim başlıca noktalar:
1 — kaçakların sür’atle yakalanmaları;
2 — kürtlük akımına asla elverişli bir ortam bırakılmaması;
3 — malatya’da, mutasarrıflığı jandarma komutanı tevfik bey’in üzerine alması; uygun namuslu ve vatansever bir zatın da harput’ta hemen valilik makamına getirilmesi;
4 — malatya ve harput’taki hükûmet kuvvetlerini tamamen ele alarak vatan ve millet aleyhine hiçbir harekete meydan verilmemesi.
5 — kaçaklara uyanların amansızca ve merhametsizce yok edileceğinin ilânı ve namuslu halkın gerçek durumundan haberdar edilmesi;
6 — millî varlığımızı tehlikeye sokacak olan yabancıların askerlerine de karşı konulacağının belirtilmesi ve gerekli düzen ve tedbirlerin alındığının» bildirilmesinden ibarettir (belge: 68).
efendiler, kaçakların, yakındaki veya çevredeki aşiretlerden bir takım kürtleri toplayabileceklerini, hattâ, maraş’ta bulunan yabancı kuvvetlerden bile yararlanabileceklerini kesin gibi kabul etmek lâzım geliyordu. onun için de alınmış olan tedbirleri ve bu işe ayrılmış olan kuvvetleri güçlendirmek gerekiyordu. bu maksatla sivas’tan malatya’ya 9 eylül akşamı bir katırlı müfreze daha gönderildiği gibi, 3’üncü kolordu elden geldiği kadar kuvvetlerini güneye indirecek, 13’üncü kolordu takip işini yüklenecek ve hainlere kıpırdayacak bir fırsat vermemek için pek etkili olmak gerektiğinden, mamahatun’daki süvari alayı da harput yönüne doğru hareket ettirilecekti.
bu hususta 3’üncü, 13’üncü ve 15’inci kolordu komutanlarına gerektiği şekilde tebligat yapıldı ve istekler bildirildi (belge: 69).
efendiler, verdiğimiz direktifler çerçevesinde kaçakları takip ettirirken, bir yandan da elimize geçen bazı belgeleri gözden geçirelim. bu belgelerin, söz konusu olayı, ali galip’in teşebbüsünü ve istanbul hükûmeti’nin bayağılığını her türlü açıklamadan daha mükemmel bir şekilde ortaya koyacağını zannettiğimden, onların olduğu gibi gözden geçirilmesinin yersiz olmadığı görüşündeyim.
önce, dahiliye nâzırı âdil bey’le harbiye nâzırı süleyman şefik paşa’nın ortak imzalarıyla elâzığ valisi ali galip bey’e verilen 3 eylül 1919 tarihli talimatı birlikte okuyalım.
bundan sonra, dahiliye nâzırı’nın gönderilecek kuvvet ve sarf edilecek para miktarı ile ilgili olarak bâbıâli’den çektiği telgrafını görürüz:
istanbul
906
kendisi tarafından
çözülecektir
elâzığ valisi galip beyefendi’ye
ilgi : 2 eylül 1919, sayı : 2.
arz olunmuştur. padişah’ın, hakkındaki yüce buyruğu bu gün çıkacaktır. bu bakımdan kesinlik kazanmıştır. talimat şudur: bildiğiniz üzere, erzurum’da kongre adı altında birkaç kişi toplanarak birtakım kararlar aldılar. ne toplananların, ne de aldıkları kararların bir değeri ve önemi vardır. ancak, bu durumlar ülke çapında birtakım dedikodulara yol açıyor. avrupa’ya da pek abartılarak aksettiriliyor. bundan dolayı da kötü etkiler yaratıyor. ortada önem verilmeye değer hiçbir kuvvet ve hiçbir olay bulunmadığı halde, sırf bu abartma ve kötü etkilerden endişeye düşen ingilizlerin, yakında samsun’a epeyce bir kuvvet çıkaracakları tahmin ediliyor. hükûmetin her yere olduğu gibi size de gönderdiği, malûm genelgeye aykırı hareketler devam ederse, çıkarılacak yabancı kuvvetlerin sivas’ı ve oradan daha da ilerleyerek birçok yerleri işgal etmeleri ihtimalden uzak değildir. bu da memleketin çıkarlarına elbette aykırıdır. erzurum’da toplanan malûm şahısların yakında sivas’ta birleşerek yine bir kongre toplamak istedikleri, olaylarla ilgili haberleşmelerden anlaşılıyor. böyle beş on kişinin orada toplanmasından hiçbir şey çıkmayacağı hükûmetçe bilinmektedir. ne var ki, bunları avrupa’ya anlatmak mümkün değildir. işte bunun içindir ki, onların orada toplanmasına meydan vermemek gerekiyor. bunu sağlayabilmek için, her şeyden önce, sivas’ta hükûmetin tam olarak güvenini kazanmış ve memleketin iyiliğine olan tebligatı olduğu gibi yerine getirmeye azimli bir vali bulundurmak gerekmektedir. yüksek şahsınızı onun için oraya gönderiyoruz. gerçi, sivas’ta kongre toplamak isteyen birkaç kişiye engel olmak o kadar güç birşey değilse de, yüksek dereceli sivil memurlarla, komutanların, subayların ve askerlerden bazılarının da bunlarla aynı düşüncede olmaları dolayısıyla, hükûmetin aldığı tedbirleri ellerinden geldiğince boşa çıkarmaya ve malûm şahısları güçleri yettiği kadar korumaya çalışacakları gözönünde bulundurularak, güvenilir bir iki yüz kişinin yanınızda bulunması başarı sağlama bakımından uygun görülmektedir. bundan dolayı, daha önce yazdığım gibi, oralardaki kürtlerden güvenilir yüz elli kadar atlıyı birlikte alarak, oradan niçin gidildiğini hiç kimseye sezdirmeden, sivas’a hiç kimsenin beklemediği bir zamanda vararak, vali ve komutanlığı hemen ele alacak ve sayıları az olmakla birlikte oradaki jandarma ve askeri iyi kullanacak olursanız, karşınızda başka bir kuvvet bulunmayacağı için derhal otoritenizi kullanarak toplantıya meydan vermemiş olacağınız ve orada bulunanlar varsa hemen yakalayıp, göz altında istanbul’a gönderebileceğiniz âşikârdır. böylece, kazanılacak hükûmet nüfuz ve otoritesi, içeride macera peşinde koşanları yıldırarak bir daha bu gibi kötü hareketlerin meydana gelmesini önleyeceği gibi, dışarıda da pek iyi bir etki yapacak, yabancıların asker çıkararak oraları işgal etmek konusundaki tasarılarından vazgeçmeleri için hükûmetçe yapılacak müracaat ve teşebbüslere sağlam bir dayanak oluşturacaktır. zaten sivas halkının bazı tanınmış kimselerinden araştırılarak elde edilen doğru bilgilere göre, halk bu politikacıların kışkırtmalarından, para toplamak için yaptıkları baskılardan pek nefret etmiş. bu hareketlerin önlenmesi için, hükûmete her türlü yardıma hazırdır. orada derhal jandarmaya yazılacak, istenildiği kadar asker bulunacağı, bunlara nüfuzlu kimseler tarafından özel olarak yardım edileceği haber verilmektedir. bu şekilde, yeteri kadar ve hükûmete kuvvetle bağlı jandarma birliği kurulduktan sonra, birlikte götüreceğiniz süvarileri hoşnut ederek yerlerine göndeririz. işte alınacak tedbirler bundan ibarettir. bunun kolaylıkla ve başarıyla uygulanması, sadece son derece gizli hareket etmeye bağlıdır. sivas’a tayininizden, hattâ o taraflara gideceğinizden kendi aileniz içinde en çok güvendiğiniz bir tek kimseye bile bahsetmeyiniz. sivas’a girinceye kadar, maksadınızı yanınızdakilere bile sezdirmeyiniz. bu, başarının temel şartıdır. bu itibarla, şimdilik ailenizi herhalde orada bırakarak, etraftaki aşiretleri teftiş için beş on gün kalacağınızı ailenize ve çevrenizdeki yakınlarınıza anlatarak, hemen yola çıkıp bir gün öncesinden sivas’a ansızın girmeye gayret etmelisiniz. oraya vardığınızda, aşağıdaki telgrafı gereken kimselere gönderip, valilik ve komutanlığı ele alarak hemen işe başlamalısınız. bir yandan da makine başında durumu nezaret’e bildirmelisiniz. böylece, oradaki şartlar belli olur olmaz, size yine makine başında tarafımdan gereğine uygun tebligat yapılacaktır. bu şekilde işe başladıktan sonra, ne vakit uygun görürseniz ailenizi ve eşyanızı sivas’a getirtebilirsiniz. yalnız, şimdi orada bulunan reşit paşa’nın valilik görevinden alındığı, yerine bir başkasının gönderileceği her nasılsa duyularak, kendisi tarafından nezaret’e başvurulmuş olduğundan ve adları malûm kimselerin yakında sivas’ta toplanmak istedikleri alınan haberlerden anlaşıldığından, boşuna bir dakika geçirilmeksizin bir an önce hareketle, oraya vaktinden önce ulaşmaya gayret etmeniz, işin gereği olarak pek önemli ve zaruridir. bu durum karşısında, ne zaman hareket edeceğinizin ve ne kadar zamanda oraya varabileceğinizin bildirilmesi gerekiyor.
sivas’ta ilgililere göstereceğiniz telgraf şudur :
zâtıâlilerinin sivas ve komutanlığına tayinleri meclis-i vükelâ kararıyla padişah hazretleri’nin yüce buyruklarına sunulmuş ve gereği şerefle onaylanmış olduğundan, hemen hareketle, bu telgrafı sivas’taki sivil ve askerî memurlardan gerekenlere gösterip, vali ve komutanlığı üzerinize alarak göreve başlamanız ve durumu hemen bildirmeniz tebliğ olunur. 3.9.1919
dahiliye nâzırı harbiye nâzırı
âdil süleyman şefik
çok ivedi bâbıâli, 6.9.1919
malatya’da elâzığ valisi galip beyefendi’ye
ilgi : 6.9.1919.
eşkıya takibi için gönderilecek kuvvetin masraflarının jandarma ödeneği hesabına malsandığından karşılanması zarurîdir. kaç kuruş sarf edileceğinin ve gönderilecek kuvvetin miktarı ile hareket gününün hemen bildirilmesi.
nazır
âdil
dahiliye nâzırı üç gün sonra da ali galip’in bir telgrafına karşılık olduğu anlaşılan şu telgrafı veriyor:
ivedi istanbul 9.9.1919
ilgi: 8.9.1919. sayı : 2
malatya’da elâzığ valisi beyefendi’ye
sivas’ta güvenilir bir vasıta olmadığından yeterli bilgi alınamamakta ise de, ora halkından burada bulunan bir adamın ifadesine ve başka yerlerden de alınan genel bilgilere göre, önce halk bu kışkırtmalara taraftar değildir. sonra, asker yok denecek kadar azdır. bu hareketi idare etmekte olanlar, malûm şahıslar ile komutan ve subaylardan bazılarıdır. bunlar, işe millî bir yön vererek maksatlarını benimsetmeye çalışmaktadırlar. oysa, millet bu işlere taraftar değildir. orası daha yakın olduğu için, istediğiniz bilgiyi kolaylıkla elde edebilirsiniz: bununla birlikte, gazeteler her nasılsa sivas’a tayininizden bahsetmiş olduklarından, bir gün önce yola çıkmanız daha da önem kazanmıştır. birlikte bulunduracağınız kuvvet ne kadar çok olursa, başarının o oranda kolaylaşacağı âşikârdır. bu kuvvetin miktarları ile, hareket tarihinizin bir gün öncesine kararlaştırılarak bildirilmesini bekliyorum.
nâzır
âdil
ali galip bey bu telgrafa karşılık olarak, malatya’dan son defa şu telgrafı veriyor:
çok ivedî ve gizli
kendisi tarafından
çözülecektir
dahiliye nezareti’ne
bu ayın 14’üncü günü yeterince kuvvetle eşkiyanın peşine düşüp ve yakalanması için malatya’dan hareket edecek şekilde gerekli tedbirler alınmıştır. tanrı’nın yardımı ile çarpışmadan başarılı sonuç alınacağına güven buyurulsun. yalnız yazıların cevapları ve gerekleri geciktirilmemelidir.
9.9.1919
elâzığ valisi
ali galip
bu telgraftan, 9 - 10 eylül gecesini hükûmet dairesinde heyecanlar içinde ve sabaha kadar uykusuz olarak geçiren ali galip’in 9 eylül 1919 günü, henüz kahramanlığının üzerinde ve tanrı’nın yardımı ile çarpışmada başarıdan pek ümitli olduğu anlaşılıyor.
efendiler, bu olaydan ve bu belgelerden haberdar edilen sivil âmirlerden dahiliye nâzırı âdil bey’e komutanlardan da harbiye nâzırı süleyman şefik paşa’ya, güvensizlik bildiren telgraflar çekilmesinin uygun olacağı düşünüldü. halkın dikkati çekildi.
sivas valisi reşit paşa’nın telgrafına cevap veren âdil bey’in şu sözleri ne kadar garip ve şaşırtıcıdır. âdil bey sözünü ettiğim telgrafı şu cümlelerle bitiriyordu: «elbette halife hazretleri’nin yüce buyruklarına uyma gereğini takdir edersiniz!» (belge: 70).
efendiler, bir tesadüf eseri olarak bu görüşme sırasında ben de telgrafhanede bulunuyordum. bir aralık dayanamadım. şu telgrafı yazıp çekilmek üzere memura verdim.
10, 11.9.1919
dahiliye nâzırı âdil bey’e
milletin, padişah’ına maruzatta bulunmasına engel oluyorsunuz. alçaklar, caniler! düşmanlarla millete karşı haince tertiplere girişiyorsunuz. milletin kudret ve iradesini takdirden âciz olduğunuza şüphe etmiyordum. ancak, vatan ve millete karşı haince ve son bir çırpınışla alçakça harekette bulunacağınıza inanmak istemiyordum. aklınızı başınıza toplayın. galip bey ve yardakçıları gibi aptalların verdikleri ahmakçasına ve asılsız sözlere kapılarak ve mister nowil gibi milletimiz ve vatanımız için zararlı olan yabancılara vicdanınızı satarak yaptığınız alçaklıkların milletçe sorulacak hesabını göz önünde bulundurunuz. güvendiğiniz şahısların ve kuvvetin sonunu öğrendiğiniz zaman, kendi sonunuzla karşılaştırmayı unutmayınız.
mustafa kemal
bütün komutanlar da gerektiği şekilde müracaatta bulundular.
12 eylül’e kadar aldığımız raporlardan, kaçakların, 10-11 eylül gecesini raka’da geçirdikleri, 11-12 eylül gecesini de raka’nın yarım saat yakınındaki bir köyde, bir aşiret reisinin yanında geçireceklerinin anlaşıldığı bildiriliyordu (belge: 71). bu bilgi, 20’inci, 15’inci ve 13’üncü kolordu komutanları’na bildirildi (belge: 72).
11 eylül ve 11-12 eylül’de malatya ile telgraf başında yapılan haberleşmeler, daha malatya’da, kesin emir ve talimat almış olan şahısların zihinlerinin daha henüz bir karışıklık içinde bulunduğunu gösterecek nitelikte idi.
elâzığ’dan gelen alay komutanı ilyas bey «mutasarrıf bey’in gönderdiği özel bir adam tarafından vali ali galip ve mutasarrıf halil bey’lerin bazı şartlarla yerlerine dönmek istedikleri» bildirilmiş. «memleketin selâmeti adına bunların bu şekildeki tekliflerini kabul etmenin uygun olup olmadığı konusundaki emrinizi beklemekte olduğumuz arz olunur» demekteydi (11 eylül) (belge: 73).
bunun arkasından ilyas bey, 11/12 eylül gecesi yine telgraf başına gelen süvari alay komutanı cemal, mutasarrıf vekili tevfik, topçu alay komutanı münir, jandarma yüzbaşısı faruk, baytar binbaşısı mehmet ve elâzığ’dan gelen alay komutanı i1yas beyler adına şunları yazdırdı:
malatya’dan ilyas bey: güvenilir bir kimse olan jandarma yüzbaşısı faruk bey’den biraz önce alınan bilgiler aşağıda verildiği gibidir:
faruk bey, kâhta ve çevresinde takipte, malatya’ya beş saat uzaklıktaki raka köyünde kürtlerin toplandıklarını, şimdi mutasarrıf ile arkadaşlarının orada bulunduklarını, siverek’e kadar uzanan bölgedeki aşiretlerin birbiri ardınca buraya gelmekte olduklarını; dersim aşiretlerine varıncaya kadar kürtlük adına çağırıldıklarını, mutasarrıfın plânına uyularak önce malatya’ya saldırıp tamamiyle yağmaladıktan sonra, bütün kuvvetleri ile sivas’a doğru yürüyeceklerini, malatya’da bulunan türkleri öldüreceklerini ve süreceklerini, dersim’lilerin de aynı zamanda harput’a yürüyeceklerini bildiriyor. çünkü, mutasarrıfın malatya’dan gitmesi kürtlük adına kendilerine karşı büyük bir aşağılama ve hakaret olarak sayılıyormuş. vali böyle bir yağmaya ve katliama taraftar ve razı olmadığını, ancak, mutasarrıfın düşüncesine de engel olamayacağını bildirmiştir. malatya’ya çarpışarak girdikleri zaman kürt bayrağı çekileceğini ve yanlarındaki ingiliz binbaşısı da urfa’da bulunan ingiliz tümeninin harekete hazır olduğunu bildirmiş ise de, hacı bedir ağa’nın bunu kabul etmediği ve aşiretlerin, malatya’nın kürdistan sayılıp malatya’da kürt bayrağı çekilmesinde direndikleri, dün akşam malatya’ya dönmek isteyen valiyi bırakmadıkları abartılmadan arz olunur.
şartları aşağıdadır:
1 — valinin yerine dönmesi;
2 — mutasarrıfın eskiden olduğu gibi yerinde kalması;
3 — elâzığ’dan gelen askerin geri gönderilmesi;
4 — vali yüz silâhlı kürtle malatya’ya girdiği zaman huzurun sağlanması ve sivas’a doğru yürümesi;
5 — aşiretlerden alınan yedi tüfekle bir tabancanın geri verilmesi;
6 — yukarıda arz ettiklerime emirleri.
ilyas bey’e şunu yazdım:
11, 12.9.1919
malatya’da ilyas beyefendi’ye
l — verdiğiniz bilgiler hey’etimizce dikkate alındı. zâtıâlinize şartlar ileri sürenler kimlerdir? böyle bir ilişkiye girişmek asla doğru değildir. hainlikleri ortaya çıkan vali, mutasarrıf ve yardakçılarının yakalanmaları, kışkırtmaya çalıştıkları bazı gafil kimselerin de uyarılması söz konusudur. bunun için bütün şiddeti ile karşı koymak gerekir. 13’üncü, 15’inci ve 3’üncü kolordu komutanları şu dakikada telgraf başında, alınacak ortak tedbiri kararlaştırmaktadırlar. elde edilebilen kuvvetler her taraftan harekete geçirilmiştir. oraca alınması gereken tedbirlerin zâtıâlîniz tarafından sükûnet ve ciddiyetle alınmış bulunduğuna güvenimiz tamdır. o bölgede bulunan bütün telgrafhanelerin tutulması ve mutasarrıf vekili tevfik bey kardeşimizin de hükûmetin güç ve otoritesini en üstün bir şekilde göstermesi dikkate alınmalıdır.
2 — şu anda anadolu’nun bütün merkezlerinden zâtışâhâne’ye, yapılan hainlik arz edilmektedir. oraca da aynı şekilde hareket edilmelidir.
3 — ingiliz binbaşısının sözleri blöftür. kürtlerin de birleşip toplanabilseler bile, asker kuvveti karşısında ne dereceye kadar başarı gösterebileceklerini takdir buyurursunuz.
4 — bedir ağa’yı, keven aşiretinin reislerini ve bu haince hareketlere karşı olan beyleri tarafınıza çekmeye çalışmanız uygun olur.
5 — adıyaman’dan hareket eden süvari bölüğü ile, siverek ve diyarbakır’dan hareket eden birer taburla bağlantınız var mı? nerelere vardılar?
telgrafhanede bulunan
kongre hey’eti
adına
mustafa kemal
gerçi, kongre toplantı halinde değildi ve telgrafhanede bulunmuyordu. fakat maneviyatı kuvvetlendirmek için, kongre hey’eti ile ilgili göstermeyi uygun buldum ve imza olarak, yalnız «kongre hey’eti» diye aynı nitelikte ayrıca bir telgraf da yazdım (belge: 74).
bu telgrafıma ek olarak, urfa’da, ayıntap’ta, maraş’ta bulunan ve sayıları pek az olan yabancı kuvvetlerini bildirerek «size bir yabancı tümeninden bahsedenlerin sözleri vatan ve millet hainlerinin yalanını aktararak maneviyatınızı kırmak alçaklığından...» dır dedim (belge: 75).
ilyas bey, telgrafıma verdiği cevapta, «bir saldırı halinde, şiddetle karşı konulması kesin olarak kararlaştırılmıştır.» dedikten sonra, «eldeki kuvvet, malatya’yı uzun bir süre bir kürt saldırısına karşı savunmaya yeterli değildir. bunun için elden gelen sür’atle yardımcı kuvvetler gönderilmesine emir buyurulması bir kere daha istirham olunur» dedi (belge: 76).
ilyas bey’e gereğinde bir şey bildirilebilsin diye, telgrafhanede bir subay bırakarak, önemli olan işinin başına dönmesini rica ettim (belge: 77).
ilyas bey tarafından 12 eylül’de çekilen bir telgrafı, subaylarınız ve memurlarınız için çeşitli bakımlardan yararlı olacağı düşüncesiyle, olduğu gibi bilginize sunacağım:
malatya, 12.9.1919
sivas’ta 3’üncü kolordu komutanlığı’na
halep’teki ingiliz ordusuna bağlı albay rütbesinde mösyö p. peel (pîl) adında bir ingiliz subayı, bugün 12.9.1919 tarihinde öğle üzeri malatya’ya gelmiştir. maksadının malatya, harput ve diyarbakır bölgelerinde, bölgenin ileri gelenleri, sivil ve askerî memurlarla görüşmek olduğunu, kaçak mister nowil’in görevi ile ilgili bir şey bilmediğini ve bu konuda ingiliz hükûmeti’nin kesinlikle bilgisi olmadığını ve böyle bir propagandacı subayın buralarda gezmesini kabul edemeyeceğini ve aşiretler içerisinde derhal buraya getirilmesi için kendisine emir verileceğini söyledi. eğer haince bir maksatla buralarda dolaştığı kanısına varırsa, tutuklu olarak halep’e göndereceğini ekledi. vali galip bey’i de kendisiyle görüşmek üzere, hayatının korunması hususunda kendisine güvence vererek buraya davet etme isteğinde bulundu. bu hususta, üst makamdan adı geçenin buraya gelebilmesi için emir almadan gelmesinin mümkün olamayacağını, bunun için ilgili makamlara başvuracağımı da söyledim. bu izin emrinin sür’atle bildirilmesi için aracı olmamı rica etti. kendisi «yüksek siyasî mutemet» adıyla anılırmış. istanbul hükûmeti onu tanırmış. burada iki gün kaldıktan sonra harput’a gidecekmiş. giriş belgesi yoktur. kendisine, saygıdeğer bir misafir olduğu ve özel bir saygı gösterileceği söylenmiştir. valiyi buraya getirtmesine ve bu zatın harput’a doğru seyahat etmesine izin verelim mi? bildirilmesi. sivas’tan iki subayın şimdi geldiği arz olunur.
15’inci alay komutanı
ilyas
bu telgrafta söz konusu edilen hususlarda nasıl hareket edileceğini gösteren görüşlerimiz, şu şekilde kısaca bildirildi:
tel
çok ivedi sivas, 12.9.1919
malatya’da 15’inci alay komutanlığına
ilgi: 12.9.1919.
1 — kim olursa olsun, giriş belgesi olmayan bir yabancı subayın osmanlı ülkesinde işi yoktur. kendisine büyük bir nezaketle, fakat askerce, kesin bir tutumla durumu bildiriniz ve geldiği yere hemen dönmesini isteyiniz. memleketten çıkıncaya kadar da ileri gelen kimseler ve memurlarla hiçbir siyasî temasa gelmemesi için yanına yetenekli, uyanık bir subay katınız.
2 — kaçak valinin vatan hainliği ile suçlandığını, ele geçince yakalanarak kanunun adaletli pençesine teslim edileceğini, bu konuda başka bir şey yapma imkânı olmadığını ayrıca anlatırsınız, efendim.
mustafa kemal
efendiler, alınan tertip ve tedbirler ve özellikle gösterilen sertlik ve şiddet sayesinde, ali galip ve halil bey’lerin ayartmaya çalıştıkları aşiretler dağılmış, ümitsizliğe düşen ali galip, önce urfa’ya oradan da halep’e kaçmıştır. mister nowil de göz altında rahatça elbistan üzerinden gitmiştir. ötekiler de birer yolunu bularak kaçmışlardır. bu safhaları daha çok açıklamakta bir yarar görmüyorum. bu konuda söylediklerime ek olarak yayınlanacak belgelerin okunmasından, bugün ve gelecek için ibret dersi olabilecek noktalar çıkarılacağını umarım (belge: 78, 79, 80, 81).
devamı için:
(bkz: işbirlikçi ferit paşa kabinesi ne hücum)
nutuktan...
efendiler, kongre 11 eylülde sona erdi. 12 eylülde sivas halkının da hazır bulunduğu açık bir toplantı yapılarak bazı nutuklar söylendi.
kongre görüşmeleri sırasında, önemli olarak meclis-i mebusan seçimlerinin çabuklaştırılması ve meclisin nerede toplanması gerektiği konularına dokunuldu. ancak, şimdi açıklamaya başlayacağım meseleler, kongre görüşmelerini kısa kesmeyi gerektiriyordu. bu son noktalarla daha sonra heyet-i temsiliye meşgul oldu. 9 eylül 1919 günü, toplanmış olan bazı bilgiler kongreye şu şekilde açıklandı : «eskişehir ve afyonkarahisardaki ingiliz kuvvetleri bir kat daha artırıldı. general miller konyaya geldi.
konya valisi cemal bey ve ankara valisi muhittin paşa karşı koymaya çekiniyorlar. yeni kastamonu valisi ali rıza bey de tıpkı cemal bey türünden bir adammış. pek sayın arkadaşların böyle durumlar karşısında şiddetli davranma taraflısı olduklarını bildiğimden, hemen sert tedbirler alınmasını fuat paşadan rica etmiştim. fuat paşa da kongrenin kendisine olan güvenine dayanarak, kongre adına gereken tebligat ve teşebbüslerde bulunmuştur.
bu davranış tarzının yüce heyetinizce kabul edilmesini rica ediyor. fuat paşa, valilere sert uyarılarda bulunuyor. bölgelere yüksek rütbeli subaylardan millî komutanlar tayin ediyor ve bu komutanlara millet adına her türlü yetki verilmiştir» diyor.
kongre teklifi kabul etti. bundan sonra ben açıklamalara şöyle devam ettim :
«buraya galip bey adında bir vali tayin edilmiş, geliyormuş. ancak, bunun harput valisi ali galip bey mi, yoksa trabzon valisi mehmet galip bey mi olduğu anlaşılamadı.
fakat biz başka bir bilgi elde ettik. mister nowil adında bir ingiliz binbaşısı bedirhanlılardan kâmuran celâdet ve cemil beylerle birlikte, yanında on beş kadar kürt atlısı olduğu halde malatyaya gelmiş ve mutasarrıf bedirhanlı halil bey tarafından karşılanmışlardır. harput valisi de görünüşte bir posta hırsızının peşine düşme bahanesiyle otomobille malatyaya gelmiştir. bu maksatla bunlara adıyamandaki müfreze de verilmiştir.
maksatlarının kürtleri, kürdistan kurulacağı vaadiyle aleyhimize çevirerek, bize karşı suikast yapılmasına yöneltmek olduğu anlaşılmış ve karşı tedbirlere de başvurulmuştur. diyelim ki, valiyi ve diğerlerini tutuklatmak istiyoruz.
malatya mutasarrıfı da kürt aşiretlerini malatyaya çağırmıştır. bu durum üzerine 13üncü kolordu bölgesinde faaliyete geçtik. gereken tedbirler alınmıştır. yarın akşam harputtan gönderilecek bir askerî birlik bozguncuları tepeleyecektir. buradaki kolordu komutanı da gereken tedbirleri almıştır. malatyaya ve öteki yerlere de gereken emirler verilmiştir.»
efendiler, sivas kongresinin hemen hemen bütün toplantı süresince, sinirlere gerginlik verecek nitelikte haberler almaktan geri kalmıyordum.
ancak, aldığım bütün bilgileri olduğu gibi kongre heyetine sunmakta yarardan çok sakınca buluyordum. gördünüz ki, şimdi açıkladığım üzere, gerçekten tehlikeli sayılabilecek nitelikte olan ali galip meselesinden de söz ederken ihtiyatlı bir dil kullanmayı tercih etmiştim.
bence en önemli mesele, her türlü güçlük ve tehlikelere rağmen, sivas kongresinin sonuca ulaşan kararlarla, görüşmelerini bir an önce tamamlamış olmak ve alınan bu kararları memlekette uygulamaya girişmekti.
bu isteğim yerine geldi.
bütün memleketi içine alan millî teşkilât tüzüğünün ve genel kongre bildirisinin hemen bastırılarak her yere dağıtılması yoluna gidildi.
ancak, beklenenlerin dışında yeni olaylar karşısında kalındığından, kongre sona erdiği halde, kongre üyelerinin yeni gelişmeler kendini gösterinceye kadar sivasta kalmalarını uygun gördüm ve gerekirse daha etkili olağanüstü bir kongre toplamak için de hazırlık yaptım.
a1i ga1ipin kaçması üzerine, kongre üyelerini sivasta bekletmekten vazgeçildiği gibi, ferit paşa kabinesinin düşmesi üzerine olağanüstü kongre toplanmasına da gerek görülmedi (belge: 55).
devamı için:
(bkz: ali galip olayı)
efendiler, kongre 11 eylülde sona erdi. 12 eylülde sivas halkının da hazır bulunduğu açık bir toplantı yapılarak bazı nutuklar söylendi.
kongre görüşmeleri sırasında, önemli olarak meclis-i mebusan seçimlerinin çabuklaştırılması ve meclisin nerede toplanması gerektiği konularına dokunuldu. ancak, şimdi açıklamaya başlayacağım meseleler, kongre görüşmelerini kısa kesmeyi gerektiriyordu. bu son noktalarla daha sonra heyet-i temsiliye meşgul oldu. 9 eylül 1919 günü, toplanmış olan bazı bilgiler kongreye şu şekilde açıklandı : «eskişehir ve afyonkarahisardaki ingiliz kuvvetleri bir kat daha artırıldı. general miller konyaya geldi.
konya valisi cemal bey ve ankara valisi muhittin paşa karşı koymaya çekiniyorlar. yeni kastamonu valisi ali rıza bey de tıpkı cemal bey türünden bir adammış. pek sayın arkadaşların böyle durumlar karşısında şiddetli davranma taraflısı olduklarını bildiğimden, hemen sert tedbirler alınmasını fuat paşadan rica etmiştim. fuat paşa da kongrenin kendisine olan güvenine dayanarak, kongre adına gereken tebligat ve teşebbüslerde bulunmuştur.
bu davranış tarzının yüce heyetinizce kabul edilmesini rica ediyor. fuat paşa, valilere sert uyarılarda bulunuyor. bölgelere yüksek rütbeli subaylardan millî komutanlar tayin ediyor ve bu komutanlara millet adına her türlü yetki verilmiştir» diyor.
kongre teklifi kabul etti. bundan sonra ben açıklamalara şöyle devam ettim :
«buraya galip bey adında bir vali tayin edilmiş, geliyormuş. ancak, bunun harput valisi ali galip bey mi, yoksa trabzon valisi mehmet galip bey mi olduğu anlaşılamadı.
fakat biz başka bir bilgi elde ettik. mister nowil adında bir ingiliz binbaşısı bedirhanlılardan kâmuran celâdet ve cemil beylerle birlikte, yanında on beş kadar kürt atlısı olduğu halde malatyaya gelmiş ve mutasarrıf bedirhanlı halil bey tarafından karşılanmışlardır. harput valisi de görünüşte bir posta hırsızının peşine düşme bahanesiyle otomobille malatyaya gelmiştir. bu maksatla bunlara adıyamandaki müfreze de verilmiştir.
maksatlarının kürtleri, kürdistan kurulacağı vaadiyle aleyhimize çevirerek, bize karşı suikast yapılmasına yöneltmek olduğu anlaşılmış ve karşı tedbirlere de başvurulmuştur. diyelim ki, valiyi ve diğerlerini tutuklatmak istiyoruz.
malatya mutasarrıfı da kürt aşiretlerini malatyaya çağırmıştır. bu durum üzerine 13üncü kolordu bölgesinde faaliyete geçtik. gereken tedbirler alınmıştır. yarın akşam harputtan gönderilecek bir askerî birlik bozguncuları tepeleyecektir. buradaki kolordu komutanı da gereken tedbirleri almıştır. malatyaya ve öteki yerlere de gereken emirler verilmiştir.»
efendiler, sivas kongresinin hemen hemen bütün toplantı süresince, sinirlere gerginlik verecek nitelikte haberler almaktan geri kalmıyordum.
ancak, aldığım bütün bilgileri olduğu gibi kongre heyetine sunmakta yarardan çok sakınca buluyordum. gördünüz ki, şimdi açıkladığım üzere, gerçekten tehlikeli sayılabilecek nitelikte olan ali galip meselesinden de söz ederken ihtiyatlı bir dil kullanmayı tercih etmiştim.
bence en önemli mesele, her türlü güçlük ve tehlikelere rağmen, sivas kongresinin sonuca ulaşan kararlarla, görüşmelerini bir an önce tamamlamış olmak ve alınan bu kararları memlekette uygulamaya girişmekti.
bu isteğim yerine geldi.
bütün memleketi içine alan millî teşkilât tüzüğünün ve genel kongre bildirisinin hemen bastırılarak her yere dağıtılması yoluna gidildi.
ancak, beklenenlerin dışında yeni olaylar karşısında kalındığından, kongre sona erdiği halde, kongre üyelerinin yeni gelişmeler kendini gösterinceye kadar sivasta kalmalarını uygun gördüm ve gerekirse daha etkili olağanüstü bir kongre toplamak için de hazırlık yaptım.
a1i ga1ipin kaçması üzerine, kongre üyelerini sivasta bekletmekten vazgeçildiği gibi, ferit paşa kabinesinin düşmesi üzerine olağanüstü kongre toplanmasına da gerek görülmedi (belge: 55).
devamı için:
(bkz: ali galip olayı)
-erzurum kongresi hiçbir şekilde manda kabulü hakkında karar vermiş değildir-
nutuktan...
bu sözlerden anlaşılacağı üzere rauf beyin görüşüyle, gerek sivas kongresi heyetinin ve gerek erzurum kongresi heyetinin anlayışları arasında bir görüş ayrılığından doğan yanlışlık olduğuna şüphe yoktur. rauf beyin görüşünün yorumu niteliğinde olan bu sözlerin, gerek erzurum ve gerek sivas kongreleri bildirilerinin yedinci maddesindeki yazılış şeklinden kaynaklandığına hükmedilebilir. gerçekten de bu maddenin yazılış şeklinde, belki de mandacılıkta pek ileri giden ve sonu gelmemiş propagandalarıyla kamuoyunu bulandıranları susturmak ve belki bundan da çok, onların iddialarına cevap olacak bir özellik vardır. madde metni dikkatle okunur ve incelenirse ne manda ne de amerikanın mandaterliğini istemek düşüncesinin yer almadığı kendiliğinden ortaya çıkar. bu noktayı açıkça göstermek için, söz konusu maddeyi aynen hatırlatmak isterim :
madde: 7 — milletimiz çağdaş gayelerin büyüklüğüne inanır; teknik, sınaî ve ekonomik durumumuzu ve ihtiyacımızı takdir eder. bu itibarla devlet ve milletimizin hakimiyet ve bağımsızlığı ile vatanımızın bütünlüğü korunmak şartıyla altıncı maddede belirtilen sınırlar içinde milliyetin gereklerine saygılı ve memleketimizi ele geçirme emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, sınaî ve ekonomik yardımını memnunlukla karşılarız. böyle adaletli ve insancıl şartları içine alan bir barışın bir an önce gerçekleşmesi, insanlığın güvenliği ve dünyanın huzuru adına başta gelen millî gayemizdir.
efendiler, bu maddenin hangi noktasında manda ve mandaterin amerika olacağı görüşü vardır? olsa olsa «herhangi bir devletin teknik, sınaî ve ekonomik yardımını memnunlukla karşılarız» sözlerinden manda düşüncesi çıkaranlar olabilir. ancak, mandanın anlam ve gayesinin bu olmadığı bir gerçektir. her zaman ve bugün bile, bu açıklık çerçevesinde yapılacak yardımları kıvançla karşılamaktayız ve karşılarız. nitekim ankara-ereğli ve keller-diyarbakır demiryollarının yapımı için bir isveç firmasının; kayseri - sivas - turhal hatlarının yapımı için de bir belçika firmasının teknik, sınaî ve ekonomik, yardımını severek kabul ettik. söz gelişi, ankara şehrinin ve diğer anadolu şehirlerimizin bir an önce kurulup yapılmalarında olsun, öteki bütün kara ve demiryollarımızın, limanlarımızın yapımlarında olsun teklifte bulunacak yabancı sermaye sahiplerinin yardımlarını severek kabul ederiz. yeter ki, memleketimize sermaye getireceklerin içeride ve dışarıda devlet ve milletimizin hakimiyet ve bağımsızlığı ile vatanımızın bütünlüğünü bozmaya yönelmiş gizli emelleri olmasın. bu maddede yer alan «milliyetin gereklerine saygılı ve memleketimizi ele geçirme emeli beslemeyen herhangi bir devlet »ifadesinden, amerikan devleti anlamının çıkarılması da yersizdir. çünkü, milliyetin gereklerine saygılı dünya devletleri arasında yalnız amerikalılar yoktur. söz gelişi isveç devleti, belçika devleti aynı nitelikte devletler değiller midir? bu devletlerden herhangi birinin mandaterliği de söz konusu olabilir mi? bir de eğer dolaylı olarak amerikan devleti kastedilmek istenseydi, «herhangi bir devletin» ifadesi yerine bir devletin kelimeleri veya hiç olmazsa sadece «devletin» kelimesi ile yetinilmesi gerekirdi. bu bakımdan maddenin açıkladığı şartlar çerçevesinde teknik, sınaî ve ekonomik yardımın iyi karşılanacağı hususunun bütün devletler için söz konusu olduğu açıktır.
efendiler, bu manda konusu üzerindeki görüşümün - bu görüş bundan önce yapılan ve şu anda yüksek heyetinizin de öğrenmiş bulunduğu bunca yazışma ve tartışmalarımızla ortaya konmuştur - aylardan beri gece gündüz yanımda bulunan bir arkadaş tarafından hâlâ anlaşılmamış olduğuna hükmedilebilir mi? o halde rauf bey, ya aslında benimle aynı görüşte değildi veyahut aynı görüşte idi de, sivasta, istanbuldan gelenlerle yaptığı konuşmadan sonra görüş değiştirmiş oluyordu. burasını kestirmek bence güçtür. şimdi biraz da rauf beyi dinleyelim; rauf bey, sözüne şöyle devam ediyor:
«ateşkes anlaşması yapıldığı sıralarda almanların barış anlaşmasını imza etmeyecekleri sanılırken, ingiliz basını bazı sırları açığa vurdu. bunun birinci bölümü, almanyanın barış anlaşmasını imza edeceği hususu idi. bu gerçekleşti. ikinci bölümü de türkiyenin bölüşüleceği hususu idi. bu çok şükür gerçekleşmedi. bu bölümde, konferansın aldığı karar gereğince kızılırmakın doğu tarafı ermenistan sayılarak amerikan himayesine veriliyor. belki gürcistan ile azerbaycan da amerikaya bırakılıyor, deniliyordu. kızılırmakın batısındaki topraklar da, izmir ve istanbul bunların dışında kalmak üzere, denize çıkış yeri antalya olarak türkiyeyi oluşturuyordu. bu bölgenin kuzeyi, italyan ve fransız, güneyi de ingiliz himaye ve yönetimine veriliyordu. izmirin işgali, bu açığa vurulan sırların doğruluğunu ispata başladı. o halde, böyle bir tehlike karşısında memleketimize karşı en tarafsız durumda bulunan amerikanın desteğini kabule mecburuz. ben bu görüşteyim.»
rauf beyin düşüncesini anlamak için bundan sonra daha çok devam eden sözlerini dinlemeye bilmem gerek kaldı mı?
efendiler, pek uzun ve tartışmalı olarak geçen bu manda görüşmesi, taraftarlarını susturacak ortalama bir çare bulunarak sona erdi. hem de bu çareyi teklif eden yine rauf bey oldu : «amerikada yıllardan beri aleyhimizde yapılmakta olan olumsuz yöndeki propagandaların doğurduğu düşünce akımını düzeltmek için, her şeyden önce amerikan kongresinden memleketimizi inceleyecek ve gerçeği görecek bir heyet davet etmek. «bu teklif oy birliği ile kabul edildi. kongre başkanlık divanının imzalarıyla bu yolda bir mektup kaleme alındığını hatırlıyorsam da bu mektubun gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. kaldı ki, ben bu mektuba özel bir önem de vermiş değildim.
efendiler, sırası gelmişken kısaca şunu da belirteyim: belge olarak başvurduğum kongre tutanakları, başkanlık divan kâtipliğinde bulunan afyonkarahisar temsilcisi şükrü ve manda lehindeki konuşmalarını dinlediğimiz hâmi beyler tarafından tutulmuş ve hâmi beyin yazısıyla, düzgün bir deftere, temize çekilmiştir.
devamı için:
(bkz: sivas kongresi ni baltalama teşebbüsleri)
nutuktan...
bu sözlerden anlaşılacağı üzere rauf beyin görüşüyle, gerek sivas kongresi heyetinin ve gerek erzurum kongresi heyetinin anlayışları arasında bir görüş ayrılığından doğan yanlışlık olduğuna şüphe yoktur. rauf beyin görüşünün yorumu niteliğinde olan bu sözlerin, gerek erzurum ve gerek sivas kongreleri bildirilerinin yedinci maddesindeki yazılış şeklinden kaynaklandığına hükmedilebilir. gerçekten de bu maddenin yazılış şeklinde, belki de mandacılıkta pek ileri giden ve sonu gelmemiş propagandalarıyla kamuoyunu bulandıranları susturmak ve belki bundan da çok, onların iddialarına cevap olacak bir özellik vardır. madde metni dikkatle okunur ve incelenirse ne manda ne de amerikanın mandaterliğini istemek düşüncesinin yer almadığı kendiliğinden ortaya çıkar. bu noktayı açıkça göstermek için, söz konusu maddeyi aynen hatırlatmak isterim :
madde: 7 — milletimiz çağdaş gayelerin büyüklüğüne inanır; teknik, sınaî ve ekonomik durumumuzu ve ihtiyacımızı takdir eder. bu itibarla devlet ve milletimizin hakimiyet ve bağımsızlığı ile vatanımızın bütünlüğü korunmak şartıyla altıncı maddede belirtilen sınırlar içinde milliyetin gereklerine saygılı ve memleketimizi ele geçirme emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, sınaî ve ekonomik yardımını memnunlukla karşılarız. böyle adaletli ve insancıl şartları içine alan bir barışın bir an önce gerçekleşmesi, insanlığın güvenliği ve dünyanın huzuru adına başta gelen millî gayemizdir.
efendiler, bu maddenin hangi noktasında manda ve mandaterin amerika olacağı görüşü vardır? olsa olsa «herhangi bir devletin teknik, sınaî ve ekonomik yardımını memnunlukla karşılarız» sözlerinden manda düşüncesi çıkaranlar olabilir. ancak, mandanın anlam ve gayesinin bu olmadığı bir gerçektir. her zaman ve bugün bile, bu açıklık çerçevesinde yapılacak yardımları kıvançla karşılamaktayız ve karşılarız. nitekim ankara-ereğli ve keller-diyarbakır demiryollarının yapımı için bir isveç firmasının; kayseri - sivas - turhal hatlarının yapımı için de bir belçika firmasının teknik, sınaî ve ekonomik, yardımını severek kabul ettik. söz gelişi, ankara şehrinin ve diğer anadolu şehirlerimizin bir an önce kurulup yapılmalarında olsun, öteki bütün kara ve demiryollarımızın, limanlarımızın yapımlarında olsun teklifte bulunacak yabancı sermaye sahiplerinin yardımlarını severek kabul ederiz. yeter ki, memleketimize sermaye getireceklerin içeride ve dışarıda devlet ve milletimizin hakimiyet ve bağımsızlığı ile vatanımızın bütünlüğünü bozmaya yönelmiş gizli emelleri olmasın. bu maddede yer alan «milliyetin gereklerine saygılı ve memleketimizi ele geçirme emeli beslemeyen herhangi bir devlet »ifadesinden, amerikan devleti anlamının çıkarılması da yersizdir. çünkü, milliyetin gereklerine saygılı dünya devletleri arasında yalnız amerikalılar yoktur. söz gelişi isveç devleti, belçika devleti aynı nitelikte devletler değiller midir? bu devletlerden herhangi birinin mandaterliği de söz konusu olabilir mi? bir de eğer dolaylı olarak amerikan devleti kastedilmek istenseydi, «herhangi bir devletin» ifadesi yerine bir devletin kelimeleri veya hiç olmazsa sadece «devletin» kelimesi ile yetinilmesi gerekirdi. bu bakımdan maddenin açıkladığı şartlar çerçevesinde teknik, sınaî ve ekonomik yardımın iyi karşılanacağı hususunun bütün devletler için söz konusu olduğu açıktır.
efendiler, bu manda konusu üzerindeki görüşümün - bu görüş bundan önce yapılan ve şu anda yüksek heyetinizin de öğrenmiş bulunduğu bunca yazışma ve tartışmalarımızla ortaya konmuştur - aylardan beri gece gündüz yanımda bulunan bir arkadaş tarafından hâlâ anlaşılmamış olduğuna hükmedilebilir mi? o halde rauf bey, ya aslında benimle aynı görüşte değildi veyahut aynı görüşte idi de, sivasta, istanbuldan gelenlerle yaptığı konuşmadan sonra görüş değiştirmiş oluyordu. burasını kestirmek bence güçtür. şimdi biraz da rauf beyi dinleyelim; rauf bey, sözüne şöyle devam ediyor:
«ateşkes anlaşması yapıldığı sıralarda almanların barış anlaşmasını imza etmeyecekleri sanılırken, ingiliz basını bazı sırları açığa vurdu. bunun birinci bölümü, almanyanın barış anlaşmasını imza edeceği hususu idi. bu gerçekleşti. ikinci bölümü de türkiyenin bölüşüleceği hususu idi. bu çok şükür gerçekleşmedi. bu bölümde, konferansın aldığı karar gereğince kızılırmakın doğu tarafı ermenistan sayılarak amerikan himayesine veriliyor. belki gürcistan ile azerbaycan da amerikaya bırakılıyor, deniliyordu. kızılırmakın batısındaki topraklar da, izmir ve istanbul bunların dışında kalmak üzere, denize çıkış yeri antalya olarak türkiyeyi oluşturuyordu. bu bölgenin kuzeyi, italyan ve fransız, güneyi de ingiliz himaye ve yönetimine veriliyordu. izmirin işgali, bu açığa vurulan sırların doğruluğunu ispata başladı. o halde, böyle bir tehlike karşısında memleketimize karşı en tarafsız durumda bulunan amerikanın desteğini kabule mecburuz. ben bu görüşteyim.»
rauf beyin düşüncesini anlamak için bundan sonra daha çok devam eden sözlerini dinlemeye bilmem gerek kaldı mı?
efendiler, pek uzun ve tartışmalı olarak geçen bu manda görüşmesi, taraftarlarını susturacak ortalama bir çare bulunarak sona erdi. hem de bu çareyi teklif eden yine rauf bey oldu : «amerikada yıllardan beri aleyhimizde yapılmakta olan olumsuz yöndeki propagandaların doğurduğu düşünce akımını düzeltmek için, her şeyden önce amerikan kongresinden memleketimizi inceleyecek ve gerçeği görecek bir heyet davet etmek. «bu teklif oy birliği ile kabul edildi. kongre başkanlık divanının imzalarıyla bu yolda bir mektup kaleme alındığını hatırlıyorsam da bu mektubun gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. kaldı ki, ben bu mektuba özel bir önem de vermiş değildim.
efendiler, sırası gelmişken kısaca şunu da belirteyim: belge olarak başvurduğum kongre tutanakları, başkanlık divan kâtipliğinde bulunan afyonkarahisar temsilcisi şükrü ve manda lehindeki konuşmalarını dinlediğimiz hâmi beyler tarafından tutulmuş ve hâmi beyin yazısıyla, düzgün bir deftere, temize çekilmiştir.
devamı için:
(bkz: sivas kongresi ni baltalama teşebbüsleri)
nutuktan...
şimdi, efendiler, kongrede manda konusunda yapılmış olan görüşme ve tartışmaları elden geldiğince, olduğu gibi yüksek heyetinize dinletmeye çalışacağım:
birçok kimse söz aldı. hiç kimseye söz vermeden önce, başkanlık kürsüsünden zabıtlara aynen geçmiş olan şu kısa konuşmayı yaptım: bu rapor üzerinde görüşmeye başlamadan önce bazı noktalara dikkatinizi çekmek isterim. raporda, söz gelişi mister brown dan söz edilmekte ve elli bin kişilik bir işçi ordusunun getirileceğini söylediği bildirilmektedir.
efendiler, mister brown: «ben hiçbir resmî sıfatla görüşmüyorum. tamamiyle özel olarak görüşüyorum» diyor ve hattâ amerikanın mandayı kabul edeceğini değil, belki etmeyeceğini söylüyor. onun için sözleri amerika adına değil, kendi adınadır. mandanın ne olduğunu kendisi de bilmiyor. «manda siz ne derseniz odur», diyor. bu raporda önemli olarak manda meselesi vardır. bu konuda görüşmeden önce on dakika ara verelim (saat 15.25).
sonraki oturumda — ilk söz vasıf beyindir, dedim. vasıf bey, önce mandanın ne olduğu konusunda uzun açıklamalar yaptı. sözü başkalarına bıraktı. yeniden söz aldı ve «bir kere prensip olarak mandayı kabul edelim, şartları üzerinde daha sonra görüşürüz» dedi.
üyelerden macit bey adında bir zat, genel kurulda asıl görüşülecek mesele, bundan sonra yalnız yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız? mandayı nasıl yorumlayacak ve mandaterle ne tarzda görüşeceğiz? bizi mandasına alacak devlet kim olacaktır? asıl mesele budur, şeklinde konuştu. ben, başkanlık kürsüsünden «zannederim bu rapordan iki görüş ortaya çıkıyor. bunlardan birincisi, devletin içte ve dışta bağımsızlığından vazgeçmemesi; ikincisi de, devlet ve milletin yabancı devletlerin zararlı baskıları karşısında bir yardım ve destek ihtiyacında bulunup bulunmamasıdır. asıl kararsızlık doğuran nokta budur. müsaade buyurulursa, bu noktayı etraflıca düşünmek için teklif komisyonuna havale edelim. sonra da yüksek huzurlarınıza arz edelim. herhalde içeride ve dışarıda istiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz» dedim. bunun üzerine söz alan bekir sami bey: «yüklendiğimiz görev pek ağır ve önemlidir. boş tartışmalara ayıracak hiçbir dakikamız yoktur. bu raporumuzu görüşelim ve vakit geçirmeden hemen bir karar alalım» dedi. ben, başkanlık kürsüsünden «bu meseleyi komisyon başkanı olmak dolayısıyla açıklayayım (ben aynı zamanda teklif komisyonu başkanı idim). bu rapor metni komisyonda okundu, üzerinde birçok konuşma ve tartışma yapıldı. ancak, kesin karar verecek şekilde bir görüş belirmedi. daha önce, genel kurulda okunmaksızın teklif komisyonuna gönderilmişti. bu sebeple bir defa da burada okunup genel kurulun görüşü belirdikten sonra yeniden teklif komisyonuna gönderilerek kesin karar verilmesini istemiştik» dedim. ismail fazıl paşa merhum da söz alarak şu konuşmayı yaptı: «bekir sami beyin düşüncesine katılırım; kaybedecek vaktimiz yoktur. aslında sorun da basitleşmiştir. tam istiklâl mi, yoksa manda mı kabul edeceğiz? alacağımız karar budur. böylesine önemli, hattâ pek önemli olan bir meseleyi yeniden komisyona götürmek ve oradan yeniden genel kurula getirmekle vakit geçirmeyelim. iş uzar. zamanımız değerlidir. buna bugün yarın yahut öbür gün her halde genel kurulda bir karar verelim. komisyonda vakit geçirmeyelim. çünkü, pek ince bir konudur.
bunun arkasından hâmi bey söz alarak ismail paşa hazretleri ile bekir sami beyefendinin düşüncelerine katıldığını söyledikten sonra: «herhalde bir desteğe muhtacız, bunun en basit delili de, devlet gelirlerinin ancak borcumuzun faizini karşılayabilmesidir!» buyurdular.
bundan sonra, raif efendi manda aleyhinde konuştu. ismail fazıl paşa ona karşılık olacak şekilde uzun bir konuşma yaptı. daha sonra tekrar bekir sami bey söz aldı ve dedi ki: ismail fazıl paşa hazretlerinin tamamiyle katıldığım konuşmasına yalnız bir şey ilâve edeceğim: kırım muharebesinden savaşı kazanmış olarak çıkıp da katıldığımız paris kongresinde, müttefiklerimizin bize yüklemiş oldukları bilinen şartlarla bu şimdi okunan rapordaki isteklerimiz karşılaştırılacak olursa, bunlardan hangisinin daha çok bağımsızlığı yok edici olduğu anlaşılır sanırım.»
bekir sami bey den sonra hâmi bey, hâmi beyden sonra da refet bey (refet paşa) konuştular. refet beyin konuşması aynen şöyleydi: «mandanın bağımsızlığı yok etmeyeceği gerçeği ortada iken, bazı arkadaşlarımız —bağımsız mı kalacağız yoksa mandayı mı kabul edeceğiz?— tarzında birtakım görüşler ileri sürüyorlar. onun için her şeyden önce mandanın ne olduğu anlaşılmalıdır. bununla birlikte daha mandadan söz etmeden önce, düşünceleri gıcıklayan bu raporda bu deyimin ne şekilde anlaşılmış olduğunu bilmek gerekir. fazıl paşa hazretleri «bağımsızlığı korumak şartıyla manda» buyuruyorlar. hâmi beyefendi tarafından verilmiş olan rapor iki bölüme ayrılıyor. bir gerekçe bölümü var, ondan sonra bir de mandanın ne olduğunu anlatan bölüm var. manda meselesini buradaki görüş açılarından değerlendirebilmek için önce bir noktayı anlamak isterim. bu rapor metni genel kurulda görüşülmeye sunulmuş mudur, sunulmamış mıdır?»
ismail fazıl paşa: «yanlış anlaşıldığı için biz üçümüz —yani fazıl paşa, bekir sami ve hâmi beyler— bu raporu geri çekiyoruz. hiç verilmemiş saydık» dedi (bu raporun müsveddesi de temize çekilmişi de kendilerinde kalmıştır).
başkanlıktan — «rapor geri alınmıştır» dedim. raporun geri alınmış olmasına rağmen, söz alan refet bey, zabıtlarda beş altı sayfa yer tutan özentili bir konuşma yaptı. bu konuşmadan, zabıtlara dayanarak olduğu gibi aldığım bazı cümleler, hatibin maksadını açıklamaya yetecektir, sanırım.
refet bey diyordu ki: «bizim, amerika mandasını tercih etmekten maksadımız, bütün toplumları kendine tutsak eden, kalpleri, vicdanları söndüren ingiliz mandasından kurtulmak ve sakin milletlerin vicdanlarına saygılı olan amerikayı kabul etmektir. yoksa asıl iş para meselesi değildir.
söz olarak, manda ile bağımsızlık biribirine engel olan şeyler değildir. yalnız, eğer biz gerçekte güçlü olmayacak olursak, işte o zaman mandanın altında eziliriz ve o zaman manda bizim için bağımsızlığımızı yok edici bir unsur olur. bir de diyelim ki, biz dışarıda ve içeride tam bir bağımsızlık isteriz. ancak, acaba hemen kendi başımıza yapabilecek miyiz, yapamayacak mıyız? ondan da önce acaba bizi kendi başımıza bırakacaklar mı, bırakmayacaklar mı? bunu düşünelim. şurası bir gerçektir ki, bugün bizi ingiltere, fransa, italya ve yunanistan aralarında bölüşmek istiyorlar; ancak, eğer biz bugün bu devletin kefilliği altında bir barış anlaşması yapacak olursak, ileride, uygun şartlar altına girer girmez hemen döner ve kendi yararımızı sağlarız. fakat, eğer olumsuz bir durum ortaya çıkacak olursa, acaba büsbütün heder etmiş olmayacak mıyız?
herhalde bir amerikan kefilliğini kabul etmek zorundayız. yirminci yüzyılda, beş yüz milyon lira borcu, harap bir memleketi, pek verimli olmayan bir toprağı ve ancak on onbeş milyon lira geliri olan bir millet için, bir dış dayanak olmaksızın yaşamak imkânı olamaz: eğer bundan sonra da bu durumumuzda kalır ve dışarıdan bir destekle kalkınamayacak olursak, belki de ileride, yunanistanın saldırılarına karşı bile kendimizi savunmayız...
allah korusun, eğer izmir yunanistanda kalsa ve aramızda bir savaş çıksa, düşmanımız, yunanistandan vapurlarla asker getirebileceği halde, acaba biz erzurumdan hangi demiryolları ile ulaştırmamızı sağlayabileceğiz. o halde, amerikan mandası her şeyden önce bir kefil ve yardımcı bulmak için gereklidir». hatip, sözlerini şu cümle ile bitirdi: «eğer sunmuş olduğum bu açıklamalarla ilerideki görüşmeler için bir giriş yapabildimse ne mutlu.»
efendiler, bu parlak ve ustalıklı nutkun, dinleyenlerin düşünce ve görüşleri üzerinde yapabileceği yanıltıcı etkinin derecesini kolaylıkla takdir buyurursunuz. zihinlerin, bunun ardından gelebilecek aynı görüşteki hatiplerin konuşmalarıyla büsbütün zehirlenmesine meydan vermemek ve kendilerini özel olarak aydınlatıp yol göstermeye fırsat bulabilmek için, derhal -on dakika dinlenelim efendim- diyerek oturuma ara verdim (saat: 17.30).
efendiler, bu nutkun son cümleleri üzerinde dikkatle durulmaya değer. refet beyefendi, yunanlıların izmiri işgalini geçici sayıyor ve savaş halinde olduğumuzu kabul etmiyor. yunanlılar izmirde kalır da savaş durumuna girilirse başa çıkamayacağımız görüşünde bulunuyor,
bundan sonraki oturumda, bursa temsilcilerinden ahmet nuri bey, manda aleyhinde uzun bir konuşma yaptı. hâmi bey, buna daha uzun bir konuşma ile cevap verdi ve gerçekten de pek uzun olan konuşmasının sonlarına doğru, anlattıklarını şu bilgilerle doğruluyordu:
«fakat, şimdi biraz da işin kesin bildiğim bir yanından söz edeceğim. konunun bu safhasında, ilgili zat ile şahsen bağlantı kurmuş olduğum için, sözlerim tahminî değildir; kesin bilgilere dayanıyor. istanbuldan hareket etmeden önce, eski sadrazam izzet paşa hazretlerini ziyarete gitmiştim. herhalde bir manda ihtiyacında olduğumuza kendileri de inanıyorlardı. bendenizden de bu konudaki düşüncemi sordular, ben de düşündüklerimizi arz ettim. birkaç gün sonra bendenizi çağırtıp şu meseleyi açıkladılar: suriye ve adana bölgesinde dolaştıktan sonra, istanbula gelip siyasî partilerin görüşlerini öğrenmeye çalışan amerikan araştırma komisyonu üyeleri, izzet paşayı konağında ziyaret ederek, anadoludaki millî teşkilâtın türk milletini temsil ettiği inancında olduklarını ve paşayı da (yani izzet paşayı) bu işin öncüsü bildiklerini söylemişler ve «eğer siz erzurum ve sivas kongrelerine amerikan mandasını istettirecek olursanız, amerika da osmanlı mandasını kabul edecektir.» demişler, paşa, bunu bendenize açıkladıktan sonra, bu milletin bir harbe daha gücü kalmadığından ve herhalde böyle bir çareye başvurmak zorunda kaldığımızdan söz etti ve sivasa gittiğim zaman oradakilere bu durumu anlatmaklığımı tavsiye buyurdu. izzet paşanın inancı da bu şekilde istenecek bir mandanın yüzde doksan kabul ihtimalinin bulunduğu ve yalnız bizim için birtakım şartlar ileri sürmenin zarurî olduğu merkezindedir. hattâ paşa, amerika için milletin isteğine dayanmayan bir mandayı kabul etmek mümkün olmadığından, kongremiz tarafından gösterilecek isteğin avrupa devletlerine karşı amerika lehinde bir dayanak noktası olacağını da söyledi. bendeniz bu meseleyi istanbuldan şifre ile erzurumda rauf beye bildirdim. «mandanın kendinden çok adına karşı çıkanlar boşuna telâşlanıyorlar, kelimenin önemi yoktur. önem, işin gerçeğinde ve niteliğindedir. manda altına girdik demeyelim de isterlerse «varlığını ebedî olarak sürdürecek devlet olduk» diyelim.
bu son söze cevap verenler arasında, husrev sami beyin şu sözleri işitildi: «fakat bizim bu çalışmalardan beklediğimiz kendimizi savunmak suretiyle, ebedî olarak varlığını koruyacak bir millet olduğumuzu ispat etmektir!» hâmi bey, buna düşüncesinde bir geriye dönüş sezgisi uyandıracak şekilde cevap verirken, kara vasıf bey söz aldı ve o günkü toplantının sonuna kadar konuştu. vasıf beyin uzun sözlerinin özetini, zabıtlara olduğu gibi geçmiş olan şu cümlelerle yüksek dikkatlerinize sunuyorum : «bütün devletler bizi tamamen bağımsız bırakacaklarını söyleseler bile, biz yine bir dış desteğe muhtacız (vasıf bey, sözlerinin başında mandaya «dışarıdan destek» adını verelim demişti). dört yüz ilâ beş yüz milyon lira borcumuz var. bu parayı kimse kimseye bağışlamaz; bize bunu ödeyiniz diyecekler; halbuki bizim gelirimiz bunun faizine bile yeterli değildir. o zaman güç bir durumda kalacağız; bunun için bağımsız olarak yaşamaya malî durumumuz elverişli değildir. sonra, yanı başımızda, bizi bölüşmeyi emel edinmiş hükûmetler var; onların ihtirasları karşısında mahvoluruz. parasız, ordusuz ne yapabiliriz? onlar uçakla havada uçuyorlar, biz henüz kağnı arabasından kurtulamıyoruz. onlar savaş gemisi yapıyorlar, biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz. bu şartlar altında bugün bağımsızlığımızı kurtarsak bile yine günün birinde bizi bölüşürler.» «vasıf bey, konuşmasını şu sözlerle bitiriyordu :
« .... istanbuldaki amerikalılar: «mandadan korkmayınız. milletler cemiyeti tüzüğünde yeri vardır.» diyorlar. işte bütün bunlardan dolayı ingiltereyi kendimize sürekli düşman amerikayı da en az kötülük gelebilecek bir devlet olarak kabul ediyorum. eğer uygun bulursanız, buradan istanbuldaki temsilciye bir mektup yazıp gizlice bir heyet göndermek için bir torpido isteyebiliriz.»
eylülün dokuzunda salı günü yapılan toplantıda, manda meselesine dokunan rauf beyin zabıtlara geçen konuşması aynen şöyledir: «bu manda konusu üzerinde şimdiye kadar gerek basın ve gerekse başka çevreler tarafından birçok sözler söylendi. gerçi yüksek heyetiniz dış destek prensibini kabul buyurmuş ise de, bu desteği kimden isteyeceğimiz açıklanmadı. bunun amerika olduğu dolaylı olarak anlatılıyorsa da, bence doğrudan doğruya belirtilmesinde bir sakınca olamaz!
devamı için:
(bkz: kongre mandalık hakkında karar vermiş değildir)
şimdi, efendiler, kongrede manda konusunda yapılmış olan görüşme ve tartışmaları elden geldiğince, olduğu gibi yüksek heyetinize dinletmeye çalışacağım:
birçok kimse söz aldı. hiç kimseye söz vermeden önce, başkanlık kürsüsünden zabıtlara aynen geçmiş olan şu kısa konuşmayı yaptım: bu rapor üzerinde görüşmeye başlamadan önce bazı noktalara dikkatinizi çekmek isterim. raporda, söz gelişi mister brown dan söz edilmekte ve elli bin kişilik bir işçi ordusunun getirileceğini söylediği bildirilmektedir.
efendiler, mister brown: «ben hiçbir resmî sıfatla görüşmüyorum. tamamiyle özel olarak görüşüyorum» diyor ve hattâ amerikanın mandayı kabul edeceğini değil, belki etmeyeceğini söylüyor. onun için sözleri amerika adına değil, kendi adınadır. mandanın ne olduğunu kendisi de bilmiyor. «manda siz ne derseniz odur», diyor. bu raporda önemli olarak manda meselesi vardır. bu konuda görüşmeden önce on dakika ara verelim (saat 15.25).
sonraki oturumda — ilk söz vasıf beyindir, dedim. vasıf bey, önce mandanın ne olduğu konusunda uzun açıklamalar yaptı. sözü başkalarına bıraktı. yeniden söz aldı ve «bir kere prensip olarak mandayı kabul edelim, şartları üzerinde daha sonra görüşürüz» dedi.
üyelerden macit bey adında bir zat, genel kurulda asıl görüşülecek mesele, bundan sonra yalnız yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız? mandayı nasıl yorumlayacak ve mandaterle ne tarzda görüşeceğiz? bizi mandasına alacak devlet kim olacaktır? asıl mesele budur, şeklinde konuştu. ben, başkanlık kürsüsünden «zannederim bu rapordan iki görüş ortaya çıkıyor. bunlardan birincisi, devletin içte ve dışta bağımsızlığından vazgeçmemesi; ikincisi de, devlet ve milletin yabancı devletlerin zararlı baskıları karşısında bir yardım ve destek ihtiyacında bulunup bulunmamasıdır. asıl kararsızlık doğuran nokta budur. müsaade buyurulursa, bu noktayı etraflıca düşünmek için teklif komisyonuna havale edelim. sonra da yüksek huzurlarınıza arz edelim. herhalde içeride ve dışarıda istiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz» dedim. bunun üzerine söz alan bekir sami bey: «yüklendiğimiz görev pek ağır ve önemlidir. boş tartışmalara ayıracak hiçbir dakikamız yoktur. bu raporumuzu görüşelim ve vakit geçirmeden hemen bir karar alalım» dedi. ben, başkanlık kürsüsünden «bu meseleyi komisyon başkanı olmak dolayısıyla açıklayayım (ben aynı zamanda teklif komisyonu başkanı idim). bu rapor metni komisyonda okundu, üzerinde birçok konuşma ve tartışma yapıldı. ancak, kesin karar verecek şekilde bir görüş belirmedi. daha önce, genel kurulda okunmaksızın teklif komisyonuna gönderilmişti. bu sebeple bir defa da burada okunup genel kurulun görüşü belirdikten sonra yeniden teklif komisyonuna gönderilerek kesin karar verilmesini istemiştik» dedim. ismail fazıl paşa merhum da söz alarak şu konuşmayı yaptı: «bekir sami beyin düşüncesine katılırım; kaybedecek vaktimiz yoktur. aslında sorun da basitleşmiştir. tam istiklâl mi, yoksa manda mı kabul edeceğiz? alacağımız karar budur. böylesine önemli, hattâ pek önemli olan bir meseleyi yeniden komisyona götürmek ve oradan yeniden genel kurula getirmekle vakit geçirmeyelim. iş uzar. zamanımız değerlidir. buna bugün yarın yahut öbür gün her halde genel kurulda bir karar verelim. komisyonda vakit geçirmeyelim. çünkü, pek ince bir konudur.
bunun arkasından hâmi bey söz alarak ismail paşa hazretleri ile bekir sami beyefendinin düşüncelerine katıldığını söyledikten sonra: «herhalde bir desteğe muhtacız, bunun en basit delili de, devlet gelirlerinin ancak borcumuzun faizini karşılayabilmesidir!» buyurdular.
bundan sonra, raif efendi manda aleyhinde konuştu. ismail fazıl paşa ona karşılık olacak şekilde uzun bir konuşma yaptı. daha sonra tekrar bekir sami bey söz aldı ve dedi ki: ismail fazıl paşa hazretlerinin tamamiyle katıldığım konuşmasına yalnız bir şey ilâve edeceğim: kırım muharebesinden savaşı kazanmış olarak çıkıp da katıldığımız paris kongresinde, müttefiklerimizin bize yüklemiş oldukları bilinen şartlarla bu şimdi okunan rapordaki isteklerimiz karşılaştırılacak olursa, bunlardan hangisinin daha çok bağımsızlığı yok edici olduğu anlaşılır sanırım.»
bekir sami bey den sonra hâmi bey, hâmi beyden sonra da refet bey (refet paşa) konuştular. refet beyin konuşması aynen şöyleydi: «mandanın bağımsızlığı yok etmeyeceği gerçeği ortada iken, bazı arkadaşlarımız —bağımsız mı kalacağız yoksa mandayı mı kabul edeceğiz?— tarzında birtakım görüşler ileri sürüyorlar. onun için her şeyden önce mandanın ne olduğu anlaşılmalıdır. bununla birlikte daha mandadan söz etmeden önce, düşünceleri gıcıklayan bu raporda bu deyimin ne şekilde anlaşılmış olduğunu bilmek gerekir. fazıl paşa hazretleri «bağımsızlığı korumak şartıyla manda» buyuruyorlar. hâmi beyefendi tarafından verilmiş olan rapor iki bölüme ayrılıyor. bir gerekçe bölümü var, ondan sonra bir de mandanın ne olduğunu anlatan bölüm var. manda meselesini buradaki görüş açılarından değerlendirebilmek için önce bir noktayı anlamak isterim. bu rapor metni genel kurulda görüşülmeye sunulmuş mudur, sunulmamış mıdır?»
ismail fazıl paşa: «yanlış anlaşıldığı için biz üçümüz —yani fazıl paşa, bekir sami ve hâmi beyler— bu raporu geri çekiyoruz. hiç verilmemiş saydık» dedi (bu raporun müsveddesi de temize çekilmişi de kendilerinde kalmıştır).
başkanlıktan — «rapor geri alınmıştır» dedim. raporun geri alınmış olmasına rağmen, söz alan refet bey, zabıtlarda beş altı sayfa yer tutan özentili bir konuşma yaptı. bu konuşmadan, zabıtlara dayanarak olduğu gibi aldığım bazı cümleler, hatibin maksadını açıklamaya yetecektir, sanırım.
refet bey diyordu ki: «bizim, amerika mandasını tercih etmekten maksadımız, bütün toplumları kendine tutsak eden, kalpleri, vicdanları söndüren ingiliz mandasından kurtulmak ve sakin milletlerin vicdanlarına saygılı olan amerikayı kabul etmektir. yoksa asıl iş para meselesi değildir.
söz olarak, manda ile bağımsızlık biribirine engel olan şeyler değildir. yalnız, eğer biz gerçekte güçlü olmayacak olursak, işte o zaman mandanın altında eziliriz ve o zaman manda bizim için bağımsızlığımızı yok edici bir unsur olur. bir de diyelim ki, biz dışarıda ve içeride tam bir bağımsızlık isteriz. ancak, acaba hemen kendi başımıza yapabilecek miyiz, yapamayacak mıyız? ondan da önce acaba bizi kendi başımıza bırakacaklar mı, bırakmayacaklar mı? bunu düşünelim. şurası bir gerçektir ki, bugün bizi ingiltere, fransa, italya ve yunanistan aralarında bölüşmek istiyorlar; ancak, eğer biz bugün bu devletin kefilliği altında bir barış anlaşması yapacak olursak, ileride, uygun şartlar altına girer girmez hemen döner ve kendi yararımızı sağlarız. fakat, eğer olumsuz bir durum ortaya çıkacak olursa, acaba büsbütün heder etmiş olmayacak mıyız?
herhalde bir amerikan kefilliğini kabul etmek zorundayız. yirminci yüzyılda, beş yüz milyon lira borcu, harap bir memleketi, pek verimli olmayan bir toprağı ve ancak on onbeş milyon lira geliri olan bir millet için, bir dış dayanak olmaksızın yaşamak imkânı olamaz: eğer bundan sonra da bu durumumuzda kalır ve dışarıdan bir destekle kalkınamayacak olursak, belki de ileride, yunanistanın saldırılarına karşı bile kendimizi savunmayız...
allah korusun, eğer izmir yunanistanda kalsa ve aramızda bir savaş çıksa, düşmanımız, yunanistandan vapurlarla asker getirebileceği halde, acaba biz erzurumdan hangi demiryolları ile ulaştırmamızı sağlayabileceğiz. o halde, amerikan mandası her şeyden önce bir kefil ve yardımcı bulmak için gereklidir». hatip, sözlerini şu cümle ile bitirdi: «eğer sunmuş olduğum bu açıklamalarla ilerideki görüşmeler için bir giriş yapabildimse ne mutlu.»
efendiler, bu parlak ve ustalıklı nutkun, dinleyenlerin düşünce ve görüşleri üzerinde yapabileceği yanıltıcı etkinin derecesini kolaylıkla takdir buyurursunuz. zihinlerin, bunun ardından gelebilecek aynı görüşteki hatiplerin konuşmalarıyla büsbütün zehirlenmesine meydan vermemek ve kendilerini özel olarak aydınlatıp yol göstermeye fırsat bulabilmek için, derhal -on dakika dinlenelim efendim- diyerek oturuma ara verdim (saat: 17.30).
efendiler, bu nutkun son cümleleri üzerinde dikkatle durulmaya değer. refet beyefendi, yunanlıların izmiri işgalini geçici sayıyor ve savaş halinde olduğumuzu kabul etmiyor. yunanlılar izmirde kalır da savaş durumuna girilirse başa çıkamayacağımız görüşünde bulunuyor,
bundan sonraki oturumda, bursa temsilcilerinden ahmet nuri bey, manda aleyhinde uzun bir konuşma yaptı. hâmi bey, buna daha uzun bir konuşma ile cevap verdi ve gerçekten de pek uzun olan konuşmasının sonlarına doğru, anlattıklarını şu bilgilerle doğruluyordu:
«fakat, şimdi biraz da işin kesin bildiğim bir yanından söz edeceğim. konunun bu safhasında, ilgili zat ile şahsen bağlantı kurmuş olduğum için, sözlerim tahminî değildir; kesin bilgilere dayanıyor. istanbuldan hareket etmeden önce, eski sadrazam izzet paşa hazretlerini ziyarete gitmiştim. herhalde bir manda ihtiyacında olduğumuza kendileri de inanıyorlardı. bendenizden de bu konudaki düşüncemi sordular, ben de düşündüklerimizi arz ettim. birkaç gün sonra bendenizi çağırtıp şu meseleyi açıkladılar: suriye ve adana bölgesinde dolaştıktan sonra, istanbula gelip siyasî partilerin görüşlerini öğrenmeye çalışan amerikan araştırma komisyonu üyeleri, izzet paşayı konağında ziyaret ederek, anadoludaki millî teşkilâtın türk milletini temsil ettiği inancında olduklarını ve paşayı da (yani izzet paşayı) bu işin öncüsü bildiklerini söylemişler ve «eğer siz erzurum ve sivas kongrelerine amerikan mandasını istettirecek olursanız, amerika da osmanlı mandasını kabul edecektir.» demişler, paşa, bunu bendenize açıkladıktan sonra, bu milletin bir harbe daha gücü kalmadığından ve herhalde böyle bir çareye başvurmak zorunda kaldığımızdan söz etti ve sivasa gittiğim zaman oradakilere bu durumu anlatmaklığımı tavsiye buyurdu. izzet paşanın inancı da bu şekilde istenecek bir mandanın yüzde doksan kabul ihtimalinin bulunduğu ve yalnız bizim için birtakım şartlar ileri sürmenin zarurî olduğu merkezindedir. hattâ paşa, amerika için milletin isteğine dayanmayan bir mandayı kabul etmek mümkün olmadığından, kongremiz tarafından gösterilecek isteğin avrupa devletlerine karşı amerika lehinde bir dayanak noktası olacağını da söyledi. bendeniz bu meseleyi istanbuldan şifre ile erzurumda rauf beye bildirdim. «mandanın kendinden çok adına karşı çıkanlar boşuna telâşlanıyorlar, kelimenin önemi yoktur. önem, işin gerçeğinde ve niteliğindedir. manda altına girdik demeyelim de isterlerse «varlığını ebedî olarak sürdürecek devlet olduk» diyelim.
bu son söze cevap verenler arasında, husrev sami beyin şu sözleri işitildi: «fakat bizim bu çalışmalardan beklediğimiz kendimizi savunmak suretiyle, ebedî olarak varlığını koruyacak bir millet olduğumuzu ispat etmektir!» hâmi bey, buna düşüncesinde bir geriye dönüş sezgisi uyandıracak şekilde cevap verirken, kara vasıf bey söz aldı ve o günkü toplantının sonuna kadar konuştu. vasıf beyin uzun sözlerinin özetini, zabıtlara olduğu gibi geçmiş olan şu cümlelerle yüksek dikkatlerinize sunuyorum : «bütün devletler bizi tamamen bağımsız bırakacaklarını söyleseler bile, biz yine bir dış desteğe muhtacız (vasıf bey, sözlerinin başında mandaya «dışarıdan destek» adını verelim demişti). dört yüz ilâ beş yüz milyon lira borcumuz var. bu parayı kimse kimseye bağışlamaz; bize bunu ödeyiniz diyecekler; halbuki bizim gelirimiz bunun faizine bile yeterli değildir. o zaman güç bir durumda kalacağız; bunun için bağımsız olarak yaşamaya malî durumumuz elverişli değildir. sonra, yanı başımızda, bizi bölüşmeyi emel edinmiş hükûmetler var; onların ihtirasları karşısında mahvoluruz. parasız, ordusuz ne yapabiliriz? onlar uçakla havada uçuyorlar, biz henüz kağnı arabasından kurtulamıyoruz. onlar savaş gemisi yapıyorlar, biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz. bu şartlar altında bugün bağımsızlığımızı kurtarsak bile yine günün birinde bizi bölüşürler.» «vasıf bey, konuşmasını şu sözlerle bitiriyordu :
« .... istanbuldaki amerikalılar: «mandadan korkmayınız. milletler cemiyeti tüzüğünde yeri vardır.» diyorlar. işte bütün bunlardan dolayı ingiltereyi kendimize sürekli düşman amerikayı da en az kötülük gelebilecek bir devlet olarak kabul ediyorum. eğer uygun bulursanız, buradan istanbuldaki temsilciye bir mektup yazıp gizlice bir heyet göndermek için bir torpido isteyebiliriz.»
eylülün dokuzunda salı günü yapılan toplantıda, manda meselesine dokunan rauf beyin zabıtlara geçen konuşması aynen şöyledir: «bu manda konusu üzerinde şimdiye kadar gerek basın ve gerekse başka çevreler tarafından birçok sözler söylendi. gerçi yüksek heyetiniz dış destek prensibini kabul buyurmuş ise de, bu desteği kimden isteyeceğimiz açıklanmadı. bunun amerika olduğu dolaylı olarak anlatılıyorsa da, bence doğrudan doğruya belirtilmesinde bir sakınca olamaz!
devamı için:
(bkz: kongre mandalık hakkında karar vermiş değildir)
nutuktan...
bundan sonra, 8 eylül toplantısında sözünü ettiğim muhtıra ele alındı. bu muhtırada başlıca amerikan mandası üzerinde duruluyordu.
o günlerde, istanbuldan gelen bazı kimseler amerikalı mister brown (bravn) adında bir gazeteciyi de sivasa getirmişlerdi.
bu konu üzerinde kongrede geçen görüşmelere yer vermeden önce, yüksek heyetinizi yeterince aydınlatabilmek için, bazı, ön bilgiler arz edeyim. bu bilgiler, erzurumdan beri başlayan bazı haberleşmelerden daha iyi anlaşılacağı için, onları olduğu gibi sunacağım:
güvenlikle ilgili ve çok ivedi amasya, 25/26.7.1919
erzurumda 3üncü ordu müfettişliği kurmay başkanlığına
1 — mustafa kemal paşaya özel: bu gün 25 temmuz 1919 akşamı bekir sami beyefendi amasyaya geldiler. kendileri ile uzunca bir süre görüşmek şerefine eriştim. mustafa kemal paşaya ve rauf beyefendiye saygılarını sunarlar. kendisi aşağıdaki düşüncelerini arz etmekliğimi rica etmiştir.
2 — bağımsızlık, elbette istenir ve tercih edilir. ancak, tam bağımsızlık istediğimiz takdirde, vatanın birçok parçalara ayrılacağı kesin ve şüphesizdir. şu halde, iki üç ili içine almaktan ibaret olacak bağımsızlığa, vatanımızın bütünlüğünü garanti altına alacak yabancı bir devletin himayesi (mandaterlik) elbette tercih edilir. osmanlı ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki temsil hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartıyla, belirli süre için amerika mandasını istemeyi milletimiz için en yararlı bir çözüm şekli olarak kabul ediyorum. bu konuda amerika temsilcisiyle görüştüm. birkaç kişinin değil, bütün bir milletin sesini amerikaya duyurmak gerektiğini söyledi ve aşağıdaki şartlar çerçevesinde wi1sona, senatoya ve amerikan kongresine başvurulmasını teklif etti :
a) âdil bir hükûmetin kurulması,
b) öğretim ve eğitimin yayılması ve genelleştirilmesi,
c) din ve mezhep hürriyetinin sağlanması,
d) gizli anlaşmaların kaldırılması,
e) bütün osmanlı ülkesini sınırları içine alacak şekilde, amerikan hükûmetinin bizi kumandası altına almayı kabul etmesi.
3 — bundan başka kongremizin seçeceği bir heyeti, amerikaya bir zırhlı ile göndermeyi de temsilci üzerine almıştır.
4 — bekir sami bey, daha bir iki gün buralarda kalacağından, her türlü emir ve talimatın benim aracılığımla gönderilmesini, özellikle sivas kongresinin ne zaman toplanacağının ve kendilerinin o güne kadar nerede beklemesinin uygun olacağının bildirilmesini istirham eylemekte olduğu.
5inci kafkas tümeni
komutan vekili
arif
şifre
ivedi ve kişiye özel erzurum
196
amasyada 5inci tümen komutanlığına
1 — şimdi amasyada bulunan eski vali bekir sami beyefendiye özel: zâtıâlîlerinin telgrafından çok yararlandık. toplanmış bulunan vilâyât-ı şarkiye kongresi hemen her tarafta kendi memleketleri halkınca etkili, hatırı sayılır ve söz sahibi olarak tanınmış kimselerden kurulmuş yetkili bir heyet durumundadır. bu kongrede, şimdiye kadar yapılan görüşmelerde, devlet ve milletin istiklâlinin bölünmezliği ısrarla savunulmaktadır. bu bakımdan, bizce de daha şartları ve niteliği belirsiz olan bir amerika mandaterliğinden kongrede doğrudan doğruya söz edilmesi pek sakıncalı olacağından, zâtıâlîlerinin istanbulda temasta bulunduğu kimselerle yaptığı görüşmelere dayanarak aşağıdaki noktaların açıklanmasını ve bizleri hemen aydınlatmanızı özellikle rica ederiz. bundan önce de doğrudan doğruya istanbuldan gelen bu konudaki bilgiler şüpheli görüldüğünden, aynı esaslar çerçevesinde açıklama istendiği gibi, 21 temmuz 1919 tarihinde sivasta refet bey vasıtasıyla istanbuldan alınan bilgilerde de yine şüpheli noktalar bulunduğundan, oradan da şartlar hakkında kestirmeden açıklama istenmiştir.
a) tam bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok parçalara ayrılacağı kesin ve şüphesizdir, buyuruluyor. bu görüşün kaynağı nedir?
b) vatanın bütünlüğünden maksat, memleketin bütünlüğü mü, yoksa hâkimiyet hakları mıdır?
c) osmanlı ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki temsil edilme hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartiyle mandaterlik istemeyi en yararlı bir çözüm olarak kabul buyuruyorsunuz. ancak, temsilcinin ileri sürdüğünü bildirdiğiniz maddeler ile bu şekil biribiri ile çelişmiş görünüyor. çünkü, meşruluğumuz eskiden olduğu gibi devam ettiği takdirde, hükûmet, yasama gücünün güvenine sahip ve denetimine tâbî bir heyetten ibaret olur ki, artık bu heyetin kuruluşunda amerikanın müdahalesi ve etkisi olamaz. bu durumda ya meşruluk devam edecektir ve amerikadan âdil bir hükûmetin kurulmasını istemeye gerek yoktur. yahut da, istendiğine göre, meşruluğun devamı sözden ibaret kalır.
d) öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat nedir? ilk anda hatırımıza gelen, memleketin her tarafında amerikan okullarının açılmasıdır. çünkü daha şimdiden yalnız sivasta yirmi beş kadar okul açmışlardır ki, yalnız bir tanesinde bin beş yüz kadar ermeni öğrenci vardır. bu durum karşısında osmanlı ve islâm öğretim ve eğitiminin yayılması ve genelleştirilmesi ile bu teşebbüs nasıl bağdaştırılacaktır.
e) din ve mezhep hürriyetinin sağlanması maddesi de önemlidir. patrikhanelerin imtiyazları devam ederken bunun farklı yanı ve anlamı nedir?
f) temsilcinin beşinci madde olarak sözünü ettiği bütün osmanlı ülkesinin sınırları ne demektir? yani savaştan önceki sınırlarımız mıdır? eğer bu deyim içinde suriye ve irak da varsa, anadolu halkının arabistan adına mandaterlik isteğine hak ve yetkisi olabilir mi?
g) bugünkü hükûmetin politikası nedir? tevfik paşa neden londraya gitti? amerikalılar gibi ingilizlerin de ayrıca bir mandaterlik politikası güttükleri anlaşılıyor. aralarındaki fark nedir? hükûmet amerikan mandası için ne düşünüyor? yani buna eğilimli mi, yoksa isteksiz mi? amerikalılar neden ermenistan mandaterliğini bıraktılar? amerikalılar mandayı almaya ne dereceye kadar yatkın ve isteklidirler
2 — sivas kongresinin toplanması, erzurum kongresinin sonucuna bağlıdır. bununla ayrıca uğraşılmaktadır. yüksek şahsiyetlerinin bunu beklemek üzere ya tokatta yahut amasyada bulunmaları uygundur. saygılarımızı sunarız.
mustafa kemal
güvenlikle ilgili
ivedi amasya, 30.7.1919
93
3üncü ordu müfettişliği kurmay başkanlığına
1 — mustafa kemal paşaya özel; bekir sami beyden alınan cevap aşağıda arz olunur:
a) tam bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok bölgeye ayrılacağı ve birkaç mandaya tâbi tutulacağımız dörtler komisyonunca kararlaştırılmıştır. bu bakımdan ve buna engel olmak için, amerikan temsilcisi, bir manda istemenin en uygun olacağını söylemiştir.
b) yalnız hâkimiyet hakları söz konusudur; yurt bütünlüğümüzün korunması temel ilkedir.
c) amerikadan herhangi şekilde bir hükûmet istemeyeceğiz. amerikaya âdil bir hükûmet kuracağımız konusunda güvence vereceğiz. anayasamızın hükümleri yürürlükte kalmak, hânedanın her türlü hüküm sürme haklarına dokunulmamak ve korunmak eskiden olduğu gibi dışarıda temsilcilerimiz bulunmak şartıyla, amerikan hükûmetinin mutluluğumuza ve gelişmemize yardımcı olmasını isteyeceğiz. isteyeceğimiz manda şekli budur.
d) öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat amerikan okullarının köylerimize kadar girmesine izin vermek değil, millî ve islâmî öğretim ve eğitimi yaymaya ve genelleştirmeye çalışacağımız konusunda kendilerine söz vermekle birlikte yardımlarını istemektir. mandaterliği amerikan misyonerlerine değil amerikan hükûmetine vermek istiyoruz.
e) din ve mezhep hürriyeti esasen dinî ve islâmî ilkelerimizin gereğidir; amerikan kamuoyu bu gerçeği bilmediği için, kendilerine bu konuda güvence vermek istiyoruz. temsilcinin sözünü ettiği sınırlar savaştan önceki sınırlarımızdır. suriye ve diğer memleketler üzerinde bizim mandaterlik isteğine yetkimiz olup olmaması kongrece çözülecek bir sorundur. esasen suriye ve irakta amerikan heyetleri halk oyuna başvurdular. suriye ve filistinde bağımsız bir arap hükûmeti kurulmasını istemekle birlikte, amerikan mandasını ötekilerden daha üstün tuttuklarını gösterdiler.
f) bugünkü hükûmet daha yeni kurulduğundan politikası belli değildir. ancak, daha önceki hükûmetlerin siyasetleri güçsüzlük ve itilâf kuvvetlerinin her emrine boyun eğmekti. tevfik paşa, londraya gitmeyerek ferit paşa ile geri dönmüştür. amerika, ermenistan hükûmeti belli olmadan yalnız oralarda dolaşan heyetlerinin verdiği raporlara göre, büyük bir ermenistanın kurulmasına maddî olarak imkân bulunmadığı görüşündedir. manda konusundaki ayrıntılı bir rapor posta ile gönderilmek üzeredir.
g) şimdilik tarafınızdan yapılacak tebligatı beklemek üzere tokatta bulunacağım. amasya ve tokat ile ilçelerde gerekli tebliğlerde bulunmakta ve bunların iyi sonuçlar vereceğini ümit etmekteyim. hepinize saygılarımı sunarım, efendim.
5inci tümen komutanı
arif
şifre
kişiye özel erzurum, 1.8.1919
amasyada 5inci tümen komutanlığına
bu telgrafın hemen bekir sami beyefendiye ulaştırılması ve cevabının acele olarak alınması rica olunur.
bekir sami beyefendiye özel :
ilgi: 3.7.1919 amerikan mandası hakkındaki son açıklamalarınızı öğrendik. bu şartlara göre aslında korkulacak bir şey olmamak lâzım. bununla birlikte daha bir nokta hakkındaki yüksek görüşlerinizi de almak istiyoruz. lehimizde bu kadar elverişli şartlar ileri sürülmesine yatkın bulunacak olan amerikan hükûmeti, böyle bir mandaterliği kabul etmesine yani buna katlanmasına karşılık, amerika adına ne gibi yarar ve çıkarlar sağlamış olacaktır? bununla kendi hesaplarına elde edecekleri sonuç nedir? bu konudaki yüksek düşünce ve bilgilerinizle de bizi aydınlatmanızı acele bekleriz, efendim.
mustafa kemal
amasya, 3.8.1919
3üncü ordu müfettişliği kurmay başkanlığına
bekir sami beyden alınan cevap aşağıda arz olunur: mustafa kemal paşaya özel: amerikalılarla şimdiye kadar yapılan görüşmeler tabiatıyla hep özel bir şekilde olmuş ve sırf bir varsayımdan ibaret kalmış olduğu için, mandaterliklerin her iki tarafa yükleyeceği şartlar üzerinde durulmamıştır. mümkünse, hazırlıklara başlanarak sivas kongresinin bir an önce açılması gereğini özet olarak arz ederim.
kurmay yarbay
arif
mustafa kemal paşa hazretlerine
saygıdeğer efendim,
memleketin siyasî durumu en son kertesine geldi. kendimize bir yön çizebilmek için, türk milletinin zarını atıp olumlu bir durum alma zamanı ise geçmek üzere bulunuyor.
dış durum istanbulda şöyle görünüyor:
fransa, italya, ingiltere, türkiyenin mandaterlik meselesini amerikan senatosuna resmen teklif etmiş olmakla birlikte, senatonun bu teklifi kabul etmemesi için bütün güçlerini kullanıyorlar. taksimden pay kaçırmak elbette işlerine gelmiyor.
suriyede aradığını bulamayan fransa, zararını türkiyeden kapatmak istiyor. italya namuslu bir emperyalist olduğundan, savaşa ancak anadolunun bölüşülmesinde pay almak için girdiğini açıktan açığa söylüyor. ingilterenin oyunu biraz daha incedir.
ingiltere, türkün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlık kazanmasını, gelecekte bile istemiyor. yeni imkân ve görüşlerle tamamen çağdaş ve kuvvetli bir müslüman - türk hükûmeti başında hilâfet de olursa, ingilterenin elindeki müslüman esirleri için kötü bir örnek olur. ingiltere türkiyeyi bütünü ile ele geçirebilse, kafasını kolunu koparır, birkaç yılda sadık bir sömürge durumuna sokar. buna, memleketimizde en başta ve özellikle dinî sınıflar çoktan taraftardırlar. fakat bunu fransa ile dövüşmeden yapabilmek mümkün olamayacağından taraftar olamaz. fakat, türkiyeyi bütün olarak korumak gereği duyulursa, yani bölüşmenin büyük askerî fedakârlıklarla yapılabileceğini anlarsa, lâtinleri sokmamak için amerikan görüşünü tutar ve destekler. nitekim ingiliz siyasetçileri arasında zaten bu görüşe eğilimli olanlar vardır. morisson (morison) gibi ünlü kimseler amerikanın türkiyede manda kurmasını istiyorlar
başka bir çözüm yolu da, türkiyeyi trakyadan, izmirden, adanadan, belki de trabzondan ve hele istanbuldan yoksun bıraktıktan sonra, eski «kapitülasyon» ları ve boğulmaya mahkûm iç sınırlarıyla başbaşa bırakmak.
biz istanbulda, kendimiz için, bütün eski ve yeni türkiye sınırlarını içine almak üzere geçici bir amerikan mandasını «ehven-i şer» olarak görüyoruz. dayandığımız noktalar şunlardır:
1 — aramızda, hangi şartlar altında olursa olsun, hristiyan azınlıklar kalacaktır. bunlar hem osmanlı vatandaşı olma haklarından yararlanacaklar hem de dışarıda bir avrupa devletine dayanarak karışıklık çıkaracaklar, sürekli olarak müdahaleye yol açacaklar ve zaten göstermelikten ibaret olan bağımsızlığımızdan azınlıklar adına her yıl bir parça daha kaybedeceğiz.
güçlü bir hükûmet ve çağdaş bir idare kurulabilmesi için, patrikhanenin siyasî imtiyazları, azınlıkların kuvvetli devletler vasıtasıyla yaptıkları sürekli tehditler ortadan kalkmalıdır. küçük ve zayıf bir türkiye bunu başaramayacaktır.
2 — biribirini yok eden, çıkar sağlama, hırsızlık, macera ve şöhret için yaşayanların hırsını doyuran bu hükûmet anlayışı yerine, milletin refah ve kalkınmasını sağlayabilecek, halkı ve köyleri, sağlığı ve zihniyeti ile çağdaş bir halk durumuna getirebilecek bir hükûmet anlayış ve uygulamasına ihtiyacımız var. bunun için gerekli olan paraya uzmanlığa ve kudrete sahip değiliz. siyasî dış borçlar, siyasî esareti artırıyor. taraf tutma, cahillik ve çok konuşmaktan başka olumlu bir sonuç veren yeni bir hayat yaratamıyoruz.
bugünkü hükûmet, adamlarını takdir etmese bile, halkı ve halk hükûmeti kurulmasını yararlı gören filipin gibi vahşî bir memleketi, bugün kendi kendini 58 idareye muktedir çağdaş bir makine haline koyan amerika, bu konuda çok işimize geliyor. on beş, yirmi yıl sıkıntı çektikten sonra yeni bir türkiyeyi, her ferdi öğrenimi ve zihniyetiyle gerçek bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir türkiyeyi, ancak yeni dünyanın kabiliyeti yaratabilir.
3 — yabancı devletlerin türkiye üzerindeki rekabetlerini ve kuvvetlerini memleketimizden uzaklaştırabilecek bir yardımcıya ihtiyacımız var. bunu ancak avrupa dışında ve avrupadan daha güçlü bir elde bulabiliriz.
4 — bugünkü oldubittileri ortadan kaldırmak ve dâvâmızı süratle dünyaya karşı savunabilmek için, gerekli güce sahip bir devletin yardımını istemek lâzımdır. yayılma siyaseti güden avrupanın başvurduğu binbir yol ve alçakça siyasetine karşı böyle bir vekil olarak amerikayı kendimize kazanarak ortaya atabilirsek, doğu meselesini de türk meselesini de gelecek için kendimiz çözümlemiş olacağız.
bu sebeplerden dolayı, bir an önce istememiz gereken amerikan mandası da, elbette sakıncasız değildir. haysiyetimizden epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. yalnız, bazılarının düşündüğü gibi, amerikanın resmî sıfatında dinî eğilim ve taraf tutma yoktur. hristiyanlara para verecek misyoner kadın amerikası, amerikanın yönetim mekanizmasında bir yer tutmaz. amerikanın yönetim mekanizması dinsiz ve milliyetsizdir. o, türlü cins ve mezhepten insanları çok uyumlu ve kaynaşmış olarak bir arada tutmanın yolunu biliyor.
amerika, doğuda mandaterlik yapmak avrupada başına dert açmak niyetinde değildir. fakat onların onur meselesi yaptıkları şey, yöntemleri ve idealleri ile avrupadan daha üstün bir millet olmak iddiasıdır. bir millet içtenlikle amerikan milletine başvurursa, avrupaya, girdikleri memleket ve milletin yararına nasıl bir idare kurduklarını göstermek isterler.
amerikan resmî mahfillerinin önemli şahsiyetleri arasında epey lehimize bir hava oluştu. istanbula ermeni dostu olarak gelen birçok hatırı sayılı amerikalı, türk dostu ve türk propagandacısı olarak döndüler.
bu akımı temsil eden resmî ve gayrî resmî amerikan görüşünün altında yatan gizli düşünce şudur: türkiyeyi parçalamamak, eski sınırları içinde bir bütün halinde olduğu gibi korumak şartıyla genel ve tek bir mandaya bağlamak. suriye, amerikan komisyonu orada iken, genel bir kongre toplayarak amerikayı istemiştir. suriyenin bu isteği amerikada çok iyi karşılanmıştır.
amerika, bizim topraklarımız üzerinde ermenistan kurmaya niyetli görünmüyor. eğer mandayı alırlarsa, bütün milletleri eşit şartlar altında bir memleket evlâdı olarak kabul edip alacaklarını önemli çevrelerden haber aldım.
ne var ki, avrupa, mutlaka bir ermenistan meselesi ortaya çıkarmak -özellikle ingiltere- ermenilere tavizler vermek istiyor. amerikan kamuoyunda zulüm görmüş ermeniler adına bir oyun oynamaya çalışıyor. avrupa korkusu bizim fikir adamlarını düşündürüyor. reşat hikmet bey gibi, câmi bey gibi, hattâ millî birliğe şekil veren diplomatlarımızın, ermeni meselesi için bir çözüm yolu tavsiyeleri var. resmen size yazılıyor.
çok tehlikeli anlar geçiriyoruz. anadoludaki mücadeleyi dikkat ve sevgiyle izleyen bir amerika var. hükûmet ve ingilizler, bunun hristiyanları öldürmek, ittihatçıları getirmek için yapılan bir hareket olduğu düşüncesini amerikaya elbirliği ile benimsetmeye çalışıyorlar.
her an bu millî mücadeleyi durdurmak için kuvvet gönderilmesi tasarlanıyor; bunun için ingilizleri kandırmaya çalışıyorlar. millî mücadele süratle ve olumlu isteklerle kendini ortaya koyarsa ve hristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa amerikada hemen destek bulacağını yine çok önemli çevreler garanti ediyorlar.
sivas kongresi toplanıncaya kadar, amerikan komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. hattâ, kongreye amerikalı bir gazeteci göndermeyi de belki başarabileceğiz.
işte bütün bunlar karşısında, dâvâmızda bize yardımcı olabilmesi için, bu fırsat dakikalarım kaybetmeden, bölüşülme ve çözülme korkusu karşısında, kendimizi amerikaya başvurmaya mecbur görüyoruz vâsıf bey kardeşimizle bu hususta birleştiğimiz noktaları kendisi de ayrıca yazacaktır.
türkiyeyi azim ve irade sahibi geniş görüşlü bir iki kişi belki kurtarabilir. macera ve boğuşma devri artık geçmiştir. gelecek için kalkınma ve birlik savaşı açmaya mecburuz. sınırlarında bu kadar çok evlâdı ölen zavallı memleketimizin düşünce ve medeniyet savaşında kaç tane şehidi var. biz türkiyenin hayırlı evlâtlarından, yarının kurucuları olmalarını istiyoruz. sizin, rauf bey kardeşimizle birlikte, temelleri bile çöken zavallı memleketimiz için uzakları görerek düşünüp çalışmanızı bekliyoruz.
saygılarımı gönderir, başarınıza dua ederim. millî dâvâda canıyla başıyla çalışanlar arasında, sade bir türk askerinin alçak gönüllülüğü ile, sizinle birlikte olduğumu ifade ederim.
10.8.1919
halide edip
afyonkarahisar, 13.8.1919
15inci kolordu komutanlığına
mustafa kemal paşaya özel: istanbuldaki çeşitli partilerin birleşerek amerika heyetine verilmek üzere aldıkları kararlar aşağıda arz olunur :
1 — ermenistan için türkiyenin doğu sınırları üzerinde ermenilerin işine yarayacak bir toprak parçası vermeye doğu illerindeki türklerin ve orada iş başında bulunan büyüklerin, bu bölgenin gelecekteki refahını ve serbestçe gelişmesini düşünerek razı olabilecekleri görüşünde olduklarını, yalnız bu görüşlerini, oradaki kürtlerle işbirliği yapmış olmaları ve kürtlerin de ermenilere toprak verme düşüncelerine kesinlikle karşı bulunmaları dolayısıyla açığa vurmak istemediklerini ve hattâ açığa vursalar bile, oradaki türk çoğunluğunun, aşağıdaki şartların yerine getirileceği konusunda kendilerine güvence verilmedikçe bu düşüncede kürtlerden ayrılmayacaklarını zannettiklerini tespit etmiştir. şöyle ki: birincisi, türk ve kürt çoğunluğunun ve aralarındaki diğer azınlıkların yaşadıkları toprakların bütünlüğü; ikincisi, türk bağımsızlığının tam olarak tanınması ve fiilen garanti edilmesi; üçüncüsü, türkiyenin çağdaş medeniyete ulaşabilmesi için serbestçe gelişmesine engel olan kayıtların kaldırılmasıyla wi1son prensiplerinde vadedildiği üzere, bağımsızlıklarından ve haklarından en güvenli bir şekilde yararlanmasına imkân verilmesi; dördüncüsü, bu hususlarda ve türklerin gelişmelerinin çabuklaştırılmasında amerikanın bize yardımcı olacağını, cemiyet-i akvama karşı üstlenmesi.
2 — boşaltılacak topraklardan çıkarılacak olan türk ve kürtlerin gönderildikleri yeni topraklarda derhal yerleştirilmeleri ve bu topraklardan hemen yararlanmalarını sağlamak için amerikanın yardım etmesi.
3 — o çevrede ve özellikle erzincan ve sivas arasında yoğun olarak bulunan ermenilerin yine ermenistan sınırları içine gönderilmelerinin sağlanması.
4 — ermenistan adına ve hesabına gerçekleşmesini muhtemel gördüğümüz toprak verme durumu, bağımsız bir ermenistan adına değil, ancak büyük ve medenî bir devletin mandası altında gelişecek çağdaş bir devlet adına olacaktır. çünkü, bugünkü ermenistana toprak bırakmak, türkiyenin başına ikinci bir makedonya derdi açmak demek olduğu gibi, kafkasya için de bir gaile çıkarmak demektir.
5 — bütün bunlar tartışılabilir bir «teklif» niteliğindedir. ancak, bunların kesin bir şekil alabilmesi, memleketteki heyetlerle temas kurmaya bağlı ise, oraya amerikan heyetinden birinin gönderilmesi şarttır.
6 — ve en son olarak konunun kanunî ve meşru bir şekle sokulması için osmanlı millî meclisine) götürülmesi tabiîdir.
12nci kolordu komutanı
salâhattin
şifre
kişiye özel erzurum, 21.8.1919
339
12nci kolordu komutanlığına
20nci kolordu komutanlığına
(yalnız 12nci kolordu). ilgi: 13.8.1919.
istanbulda çeşitli partilerin amerikan komisyonuna verilmek üzere aldıkları kararlar, burada heyet-i temsiliyemizce son derece üzüntü ve esefle karşılandı. çünkü, birinci maddede ermenistana doğu illerimizden toprak verilmesi söz konusu olmaktadır. oysa, ezici çoğunluğu türk ve kürt olan bu illerden bir karış toprağın bile ermeniler hesabına yazılmasının, bugün için uygulamada mümkün olamayacağı şöyle dursun, unsurlar arasındaki nefret ve öcalma duygusunun dehşet ve şiddeti, osmanlı ermenilerinin dönmeleri halinde bile iller içinde yoğun olarak yerleştirilmelerini tehlikeli göstermektedir. bu bakımdan, suçlu olmayan osmanlı ermenilerine gösterilecek en büyük kolaylık, adaletli ve eşit şartlar altında vatanlarına dönmelerini kabulden başka bir şey olamayacaktır. üçüncü maddede, erzurum ve sivas arasında yoğun bir ermeni topluluğu bulunduğu hayali, bilgisizlik ve vukufsuzluktan başka birşey değildir: harpten önce bile, buralarda oturanların büyük çokluğu türk, birazı zaza denilen kürtlerden ve pek azı da ermenilerden ibaretti. bugün artık varlığından söz edilecek sayıda ermeni yoktur. o halde, bu gibi dernekler yetkilerini bilmeli ve bir iş yapmak isterlerse, hiç olmazsa harbiye ve hariciye nezaretlerinin barış hazırlıkları dolayısıyla yaptıkları resmî istatistik ve grafiklere olsun başvurmak zahmetinden kaçınmamalıdırlar. bu telgrafın aynen istanbula gönderilmesini rica ederiz.
mustafa kemal
güvenlikle ilgili
2013 ankara, 14.8.1919
3üncü ordu müfettişliği kurmay başkanlığına
1 — mustafa kemal paşaya (özel): istanbula gönderilmek üzere yazmış olduğunuz son cevaplarınız, yerine ulaştırılmış ve buna cevap olarak basılı bir raporla, ahmet rıza bey, ahmet izzet, cevat, çürüksulu mahmut paşalar, reşat hikmet, câmi, reşit sadi beyler, esat paşalar gibi pek çok şahsiyetin düşüncelerine uygun olan kara vasıfın yani cengizin ve halide edip hanımın görüşlerinin yer aldığı uzun mektuplar geldi. bunlar sıra ile özetlenerek arz edileceği gibi, asılları da sivasa gönderilecektir. bunların hepsinde bir yardıma ihtiyaç duyulduğu ve bu yardımın amerika tarafından yapılmasının en az zararlı yol olarak kabul ve uygun bulunduğu şeklinde bir gerekçe ileri sürülmektedir. basılı rapor, câmi, rauf, ahmet, reşit hikmet, reşit sadi beyler ile halide hanım, kara vasıf, esat paşa, bütün parti ve derneklerin düşünceleri yoklandıktan sonra büyük çoğunluğun görüşüne göre düzenlenmiştir. vakit varmış. kongrede bir an önce iş görmek, amerikalılar gitmeden tebligat yapılmak gerekirmiş. amerikalıları oyalayarak hareketleri geciktirilmeye çalışılıyormuş. «kongre hemen kesin bir karar verebilir mi?» sorusuyla amerikalılar bu düşünceyi benimsediklerini hissettiriyorlarmış. kongrenin toplanmasını çabuklaştırmanız rica olunur.
20nci kolordu komutanı
ali fuat
bu telgrafta sözü edilen uzun mektuplar günlerce telleri işgal eden şifrelerle verildi. birbirine ekli olan o şifrelerden biri de şuydu:
güvenlikle ilgili
kişiye özel ankara, 17.8.1919
3üncü ordu müfettişliği kurmay başkam kâzım beyefendiye
mustafa kemal paşa hazretlerine (özel): 16.7.1919 tarih ve 880 sayılı şifrenin dokuzuncu maddesinin ekidir:
kara vasıfın 10 numaralı madde hakkında ek olarak verdiği bilgi :
1 — bir yardım şeklinde amerikaya taraftar olursak ve bunu doğu illeri kongresi, millî kongre, bir istek gibi telgrafla hükûmetimize bildirirse, wilsonun amerikan kongresine karşı güzel bir dayanak noktası olacaktır. istanbulda pek çok aydın bu görüşten yanadır ve böyle bir şey hazırlıyorlar. «eğer anadolu da yaparsa yararlı olur,» diyorlar. böyle olursa, amerikanın mandasından yararlanarak öteki alçak düşmanları memleketimizden çıkarmak ve sonra yalnızca amerikalılarla karşılaşmak mümkün olur ve uğraşmak da kolay olur. bir de amerikalılar bizi şiddetle suçluyorlar. yani hükûmeti aşağılayıp milletimizi de horluyorlar. temsilcilerine istanbuldan çıkışını, parise gidişini, muhtıraları sonra diyorlar ki, avrupanın yapmaya cesaret edemediğini siz kabul ediyorsunuz. söz gelişi, avrupa büyük bir ermenistan kurulmasını düşünmüyor. sizin sadrazam, torostan sınır veriyor, ermenistan istiyor. oysa, şimdiye kadar amerikan komisyonlarından hiçbirisi bile, buna olabilir demedi. bütün raporlara göre, anadoluda, türkiyede bir ermenistan kurmak şöyle dursun, muhtar ve bölgesel idareler bile oluşturmak mümkün değildir. nüfusları yok, toprakları yok. bu yönetim müthiş bir askerî kuvvete dayandırılmazsa olmaz. ermenilerde bu kuvvet olamaz. amerika bu lûtfu yapamaz. öteki devletler de buna tahammül edemez. meğer ki, oraları zaptetsinler ve «. . . barış» yapsınlar. bu da mümkün değil. rekabet bunu engeller. işte istanbulun haberleri. orada iyice düşünülsün: epeyce zaman vardır. amerikan kongresi hemen hemen wilsonu dinlemek üzeredir.
2 — istanbulda büyük çapta temaslar var. onun için mustafa kemal paşa genel bir emir verir mi? yoksa istanbulun karar ve çalışmalarını benimser mi? bu çalışmaların amacı, milletin birliği, vatanın bütünlüğü, istiklâl ve hâkimiyetin elde edilmesi! eğer mustafa kemal paşa buraya genel bir emir vermezse ve kendisi hemen oradan amerikalılar, ingilizler ve diğer yabancılarla temasa geçmezse, tabiî burada faaliyet devam edecektir. belki, ters bir sonuç ortaya çıkabilir. buna dikkati çekerim. bu rolü, siyaseti çok daha iyi yürüten bir (tgtlkhn) mustafa kemal paşanın mücadelesine ve kuvvetine dayanmak ise (btlstn), onun sözleri, demeçleri, tavır ve hareketleriyle tutum ve söz olarak yalanlanmış.
3 — çolak hüseyin salâhattin iki yüzlü davranışını sürdürüyor. sadık beyin en gözde bendelerinden olan bu şahsın bir mevki sahibi olmaması için ne yapılacağı düşünülüyor.
20nci kolordu komutanı
ali fuat
kara vasıf beye bildirilmek üzere verilen cevap şuydu :
şifre
kişiye özel ve ivedi erzurum, 19.8.1919
152
20nci kolordu komutanı
ali fuat paşa hazretlerine
ilgi: 17.8.1919.
1 — sözü edilen amerikan mandasının nasıl bir yardım sağlayacağının dikkatli bir incelemeden geçirilmesi ve millî gayemiz açısından bir yararı olup olmayacağının da hesaplanması pek önemlidir. istanbulda çalışan grubun gayesi milletin birliği, vatanın bütünlüğü, istiklâl ve hâkimiyetin elde edilmesi noktasında toplanmış gösterildiğine göre, amerikan mandasını kabul durumunda bu gaye korunmuş olabilir mi?
2 — millî isteklere bağlı kalmayan ve onlara uygun düşmeyen kararlar, hiçbir zaman milletçe kabul edilemeyeceğinden, milletimizin ve vatanımızın alınyazısını tayinde, millî vicdana tercüman olmaktan ibaret bulunan görevimizi tam olarak yerine getirebilmek için, millî isteğin odaklaşarak tek bir hedefe yönelmesini beklemeden hiç bir meselede yetkili görünmemiz doğru değildir. bundan dolayıdır ki, tarafımızdan yabancılarla olan temas ve ilişkilerin, kongrenin kararlarına uyularak millet adına yapılmasını tercih etmekteyiz. tanrıya şükür, yurdumuzdaki millî akımın pek çok gelişmekte, kökleşmekte ve güçlenmekte oluşu, bizleri sürekli olarak bu noktaya doğru çekiyor ve davet ediyor.
3 — şurası da gözönünde tutulmalıdır ki, memleket ve milletin alınyazısı üzerinde amerika veya herhangi bir devletle anlaşmaya yetkili olabilecek bir hükûmet, ancak millî hâkimiyet ilkesini kabul ve millî bir meclisin varlığını benimseyerek ona dayanmayı gerekli sayan bir hükûmettir. bu takdirde, istanbul hükûmetini oluşturacak şahısların da mutlaka bu vasıfları taşıması gerekir.
burada bizce olduğu gibi oradaki çalışmalarınız da bu amacın sağlanmasına yönelmelidir.
4 — yakında kongre kararlarını öğreneceksiniz. gözlerinizden öperiz.
mustafa kemal
bir küçük bilgi daha vereyim. sivasa gelmiş olan gazeteci mister brown (brovn) ile bizzat görüşmeyi uygun gördüm. karşısındakini kolaylıkla anlayan çok zeki bir genç.
devamı için:
(bkz: manda meselesinin kongrede görüşülmesi)
bundan sonra, 8 eylül toplantısında sözünü ettiğim muhtıra ele alındı. bu muhtırada başlıca amerikan mandası üzerinde duruluyordu.
o günlerde, istanbuldan gelen bazı kimseler amerikalı mister brown (bravn) adında bir gazeteciyi de sivasa getirmişlerdi.
bu konu üzerinde kongrede geçen görüşmelere yer vermeden önce, yüksek heyetinizi yeterince aydınlatabilmek için, bazı, ön bilgiler arz edeyim. bu bilgiler, erzurumdan beri başlayan bazı haberleşmelerden daha iyi anlaşılacağı için, onları olduğu gibi sunacağım:
güvenlikle ilgili ve çok ivedi amasya, 25/26.7.1919
erzurumda 3üncü ordu müfettişliği kurmay başkanlığına
1 — mustafa kemal paşaya özel: bu gün 25 temmuz 1919 akşamı bekir sami beyefendi amasyaya geldiler. kendileri ile uzunca bir süre görüşmek şerefine eriştim. mustafa kemal paşaya ve rauf beyefendiye saygılarını sunarlar. kendisi aşağıdaki düşüncelerini arz etmekliğimi rica etmiştir.
2 — bağımsızlık, elbette istenir ve tercih edilir. ancak, tam bağımsızlık istediğimiz takdirde, vatanın birçok parçalara ayrılacağı kesin ve şüphesizdir. şu halde, iki üç ili içine almaktan ibaret olacak bağımsızlığa, vatanımızın bütünlüğünü garanti altına alacak yabancı bir devletin himayesi (mandaterlik) elbette tercih edilir. osmanlı ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki temsil hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartıyla, belirli süre için amerika mandasını istemeyi milletimiz için en yararlı bir çözüm şekli olarak kabul ediyorum. bu konuda amerika temsilcisiyle görüştüm. birkaç kişinin değil, bütün bir milletin sesini amerikaya duyurmak gerektiğini söyledi ve aşağıdaki şartlar çerçevesinde wi1sona, senatoya ve amerikan kongresine başvurulmasını teklif etti :
a) âdil bir hükûmetin kurulması,
b) öğretim ve eğitimin yayılması ve genelleştirilmesi,
c) din ve mezhep hürriyetinin sağlanması,
d) gizli anlaşmaların kaldırılması,
e) bütün osmanlı ülkesini sınırları içine alacak şekilde, amerikan hükûmetinin bizi kumandası altına almayı kabul etmesi.
3 — bundan başka kongremizin seçeceği bir heyeti, amerikaya bir zırhlı ile göndermeyi de temsilci üzerine almıştır.
4 — bekir sami bey, daha bir iki gün buralarda kalacağından, her türlü emir ve talimatın benim aracılığımla gönderilmesini, özellikle sivas kongresinin ne zaman toplanacağının ve kendilerinin o güne kadar nerede beklemesinin uygun olacağının bildirilmesini istirham eylemekte olduğu.
5inci kafkas tümeni
komutan vekili
arif
şifre
ivedi ve kişiye özel erzurum
196
amasyada 5inci tümen komutanlığına
1 — şimdi amasyada bulunan eski vali bekir sami beyefendiye özel: zâtıâlîlerinin telgrafından çok yararlandık. toplanmış bulunan vilâyât-ı şarkiye kongresi hemen her tarafta kendi memleketleri halkınca etkili, hatırı sayılır ve söz sahibi olarak tanınmış kimselerden kurulmuş yetkili bir heyet durumundadır. bu kongrede, şimdiye kadar yapılan görüşmelerde, devlet ve milletin istiklâlinin bölünmezliği ısrarla savunulmaktadır. bu bakımdan, bizce de daha şartları ve niteliği belirsiz olan bir amerika mandaterliğinden kongrede doğrudan doğruya söz edilmesi pek sakıncalı olacağından, zâtıâlîlerinin istanbulda temasta bulunduğu kimselerle yaptığı görüşmelere dayanarak aşağıdaki noktaların açıklanmasını ve bizleri hemen aydınlatmanızı özellikle rica ederiz. bundan önce de doğrudan doğruya istanbuldan gelen bu konudaki bilgiler şüpheli görüldüğünden, aynı esaslar çerçevesinde açıklama istendiği gibi, 21 temmuz 1919 tarihinde sivasta refet bey vasıtasıyla istanbuldan alınan bilgilerde de yine şüpheli noktalar bulunduğundan, oradan da şartlar hakkında kestirmeden açıklama istenmiştir.
a) tam bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok parçalara ayrılacağı kesin ve şüphesizdir, buyuruluyor. bu görüşün kaynağı nedir?
b) vatanın bütünlüğünden maksat, memleketin bütünlüğü mü, yoksa hâkimiyet hakları mıdır?
c) osmanlı ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki temsil edilme hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartiyle mandaterlik istemeyi en yararlı bir çözüm olarak kabul buyuruyorsunuz. ancak, temsilcinin ileri sürdüğünü bildirdiğiniz maddeler ile bu şekil biribiri ile çelişmiş görünüyor. çünkü, meşruluğumuz eskiden olduğu gibi devam ettiği takdirde, hükûmet, yasama gücünün güvenine sahip ve denetimine tâbî bir heyetten ibaret olur ki, artık bu heyetin kuruluşunda amerikanın müdahalesi ve etkisi olamaz. bu durumda ya meşruluk devam edecektir ve amerikadan âdil bir hükûmetin kurulmasını istemeye gerek yoktur. yahut da, istendiğine göre, meşruluğun devamı sözden ibaret kalır.
d) öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat nedir? ilk anda hatırımıza gelen, memleketin her tarafında amerikan okullarının açılmasıdır. çünkü daha şimdiden yalnız sivasta yirmi beş kadar okul açmışlardır ki, yalnız bir tanesinde bin beş yüz kadar ermeni öğrenci vardır. bu durum karşısında osmanlı ve islâm öğretim ve eğitiminin yayılması ve genelleştirilmesi ile bu teşebbüs nasıl bağdaştırılacaktır.
e) din ve mezhep hürriyetinin sağlanması maddesi de önemlidir. patrikhanelerin imtiyazları devam ederken bunun farklı yanı ve anlamı nedir?
f) temsilcinin beşinci madde olarak sözünü ettiği bütün osmanlı ülkesinin sınırları ne demektir? yani savaştan önceki sınırlarımız mıdır? eğer bu deyim içinde suriye ve irak da varsa, anadolu halkının arabistan adına mandaterlik isteğine hak ve yetkisi olabilir mi?
g) bugünkü hükûmetin politikası nedir? tevfik paşa neden londraya gitti? amerikalılar gibi ingilizlerin de ayrıca bir mandaterlik politikası güttükleri anlaşılıyor. aralarındaki fark nedir? hükûmet amerikan mandası için ne düşünüyor? yani buna eğilimli mi, yoksa isteksiz mi? amerikalılar neden ermenistan mandaterliğini bıraktılar? amerikalılar mandayı almaya ne dereceye kadar yatkın ve isteklidirler
2 — sivas kongresinin toplanması, erzurum kongresinin sonucuna bağlıdır. bununla ayrıca uğraşılmaktadır. yüksek şahsiyetlerinin bunu beklemek üzere ya tokatta yahut amasyada bulunmaları uygundur. saygılarımızı sunarız.
mustafa kemal
güvenlikle ilgili
ivedi amasya, 30.7.1919
93
3üncü ordu müfettişliği kurmay başkanlığına
1 — mustafa kemal paşaya özel; bekir sami beyden alınan cevap aşağıda arz olunur:
a) tam bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok bölgeye ayrılacağı ve birkaç mandaya tâbi tutulacağımız dörtler komisyonunca kararlaştırılmıştır. bu bakımdan ve buna engel olmak için, amerikan temsilcisi, bir manda istemenin en uygun olacağını söylemiştir.
b) yalnız hâkimiyet hakları söz konusudur; yurt bütünlüğümüzün korunması temel ilkedir.
c) amerikadan herhangi şekilde bir hükûmet istemeyeceğiz. amerikaya âdil bir hükûmet kuracağımız konusunda güvence vereceğiz. anayasamızın hükümleri yürürlükte kalmak, hânedanın her türlü hüküm sürme haklarına dokunulmamak ve korunmak eskiden olduğu gibi dışarıda temsilcilerimiz bulunmak şartıyla, amerikan hükûmetinin mutluluğumuza ve gelişmemize yardımcı olmasını isteyeceğiz. isteyeceğimiz manda şekli budur.
d) öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat amerikan okullarının köylerimize kadar girmesine izin vermek değil, millî ve islâmî öğretim ve eğitimi yaymaya ve genelleştirmeye çalışacağımız konusunda kendilerine söz vermekle birlikte yardımlarını istemektir. mandaterliği amerikan misyonerlerine değil amerikan hükûmetine vermek istiyoruz.
e) din ve mezhep hürriyeti esasen dinî ve islâmî ilkelerimizin gereğidir; amerikan kamuoyu bu gerçeği bilmediği için, kendilerine bu konuda güvence vermek istiyoruz. temsilcinin sözünü ettiği sınırlar savaştan önceki sınırlarımızdır. suriye ve diğer memleketler üzerinde bizim mandaterlik isteğine yetkimiz olup olmaması kongrece çözülecek bir sorundur. esasen suriye ve irakta amerikan heyetleri halk oyuna başvurdular. suriye ve filistinde bağımsız bir arap hükûmeti kurulmasını istemekle birlikte, amerikan mandasını ötekilerden daha üstün tuttuklarını gösterdiler.
f) bugünkü hükûmet daha yeni kurulduğundan politikası belli değildir. ancak, daha önceki hükûmetlerin siyasetleri güçsüzlük ve itilâf kuvvetlerinin her emrine boyun eğmekti. tevfik paşa, londraya gitmeyerek ferit paşa ile geri dönmüştür. amerika, ermenistan hükûmeti belli olmadan yalnız oralarda dolaşan heyetlerinin verdiği raporlara göre, büyük bir ermenistanın kurulmasına maddî olarak imkân bulunmadığı görüşündedir. manda konusundaki ayrıntılı bir rapor posta ile gönderilmek üzeredir.
g) şimdilik tarafınızdan yapılacak tebligatı beklemek üzere tokatta bulunacağım. amasya ve tokat ile ilçelerde gerekli tebliğlerde bulunmakta ve bunların iyi sonuçlar vereceğini ümit etmekteyim. hepinize saygılarımı sunarım, efendim.
5inci tümen komutanı
arif
şifre
kişiye özel erzurum, 1.8.1919
amasyada 5inci tümen komutanlığına
bu telgrafın hemen bekir sami beyefendiye ulaştırılması ve cevabının acele olarak alınması rica olunur.
bekir sami beyefendiye özel :
ilgi: 3.7.1919 amerikan mandası hakkındaki son açıklamalarınızı öğrendik. bu şartlara göre aslında korkulacak bir şey olmamak lâzım. bununla birlikte daha bir nokta hakkındaki yüksek görüşlerinizi de almak istiyoruz. lehimizde bu kadar elverişli şartlar ileri sürülmesine yatkın bulunacak olan amerikan hükûmeti, böyle bir mandaterliği kabul etmesine yani buna katlanmasına karşılık, amerika adına ne gibi yarar ve çıkarlar sağlamış olacaktır? bununla kendi hesaplarına elde edecekleri sonuç nedir? bu konudaki yüksek düşünce ve bilgilerinizle de bizi aydınlatmanızı acele bekleriz, efendim.
mustafa kemal
amasya, 3.8.1919
3üncü ordu müfettişliği kurmay başkanlığına
bekir sami beyden alınan cevap aşağıda arz olunur: mustafa kemal paşaya özel: amerikalılarla şimdiye kadar yapılan görüşmeler tabiatıyla hep özel bir şekilde olmuş ve sırf bir varsayımdan ibaret kalmış olduğu için, mandaterliklerin her iki tarafa yükleyeceği şartlar üzerinde durulmamıştır. mümkünse, hazırlıklara başlanarak sivas kongresinin bir an önce açılması gereğini özet olarak arz ederim.
kurmay yarbay
arif
mustafa kemal paşa hazretlerine
saygıdeğer efendim,
memleketin siyasî durumu en son kertesine geldi. kendimize bir yön çizebilmek için, türk milletinin zarını atıp olumlu bir durum alma zamanı ise geçmek üzere bulunuyor.
dış durum istanbulda şöyle görünüyor:
fransa, italya, ingiltere, türkiyenin mandaterlik meselesini amerikan senatosuna resmen teklif etmiş olmakla birlikte, senatonun bu teklifi kabul etmemesi için bütün güçlerini kullanıyorlar. taksimden pay kaçırmak elbette işlerine gelmiyor.
suriyede aradığını bulamayan fransa, zararını türkiyeden kapatmak istiyor. italya namuslu bir emperyalist olduğundan, savaşa ancak anadolunun bölüşülmesinde pay almak için girdiğini açıktan açığa söylüyor. ingilterenin oyunu biraz daha incedir.
ingiltere, türkün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlık kazanmasını, gelecekte bile istemiyor. yeni imkân ve görüşlerle tamamen çağdaş ve kuvvetli bir müslüman - türk hükûmeti başında hilâfet de olursa, ingilterenin elindeki müslüman esirleri için kötü bir örnek olur. ingiltere türkiyeyi bütünü ile ele geçirebilse, kafasını kolunu koparır, birkaç yılda sadık bir sömürge durumuna sokar. buna, memleketimizde en başta ve özellikle dinî sınıflar çoktan taraftardırlar. fakat bunu fransa ile dövüşmeden yapabilmek mümkün olamayacağından taraftar olamaz. fakat, türkiyeyi bütün olarak korumak gereği duyulursa, yani bölüşmenin büyük askerî fedakârlıklarla yapılabileceğini anlarsa, lâtinleri sokmamak için amerikan görüşünü tutar ve destekler. nitekim ingiliz siyasetçileri arasında zaten bu görüşe eğilimli olanlar vardır. morisson (morison) gibi ünlü kimseler amerikanın türkiyede manda kurmasını istiyorlar
başka bir çözüm yolu da, türkiyeyi trakyadan, izmirden, adanadan, belki de trabzondan ve hele istanbuldan yoksun bıraktıktan sonra, eski «kapitülasyon» ları ve boğulmaya mahkûm iç sınırlarıyla başbaşa bırakmak.
biz istanbulda, kendimiz için, bütün eski ve yeni türkiye sınırlarını içine almak üzere geçici bir amerikan mandasını «ehven-i şer» olarak görüyoruz. dayandığımız noktalar şunlardır:
1 — aramızda, hangi şartlar altında olursa olsun, hristiyan azınlıklar kalacaktır. bunlar hem osmanlı vatandaşı olma haklarından yararlanacaklar hem de dışarıda bir avrupa devletine dayanarak karışıklık çıkaracaklar, sürekli olarak müdahaleye yol açacaklar ve zaten göstermelikten ibaret olan bağımsızlığımızdan azınlıklar adına her yıl bir parça daha kaybedeceğiz.
güçlü bir hükûmet ve çağdaş bir idare kurulabilmesi için, patrikhanenin siyasî imtiyazları, azınlıkların kuvvetli devletler vasıtasıyla yaptıkları sürekli tehditler ortadan kalkmalıdır. küçük ve zayıf bir türkiye bunu başaramayacaktır.
2 — biribirini yok eden, çıkar sağlama, hırsızlık, macera ve şöhret için yaşayanların hırsını doyuran bu hükûmet anlayışı yerine, milletin refah ve kalkınmasını sağlayabilecek, halkı ve köyleri, sağlığı ve zihniyeti ile çağdaş bir halk durumuna getirebilecek bir hükûmet anlayış ve uygulamasına ihtiyacımız var. bunun için gerekli olan paraya uzmanlığa ve kudrete sahip değiliz. siyasî dış borçlar, siyasî esareti artırıyor. taraf tutma, cahillik ve çok konuşmaktan başka olumlu bir sonuç veren yeni bir hayat yaratamıyoruz.
bugünkü hükûmet, adamlarını takdir etmese bile, halkı ve halk hükûmeti kurulmasını yararlı gören filipin gibi vahşî bir memleketi, bugün kendi kendini 58 idareye muktedir çağdaş bir makine haline koyan amerika, bu konuda çok işimize geliyor. on beş, yirmi yıl sıkıntı çektikten sonra yeni bir türkiyeyi, her ferdi öğrenimi ve zihniyetiyle gerçek bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir türkiyeyi, ancak yeni dünyanın kabiliyeti yaratabilir.
3 — yabancı devletlerin türkiye üzerindeki rekabetlerini ve kuvvetlerini memleketimizden uzaklaştırabilecek bir yardımcıya ihtiyacımız var. bunu ancak avrupa dışında ve avrupadan daha güçlü bir elde bulabiliriz.
4 — bugünkü oldubittileri ortadan kaldırmak ve dâvâmızı süratle dünyaya karşı savunabilmek için, gerekli güce sahip bir devletin yardımını istemek lâzımdır. yayılma siyaseti güden avrupanın başvurduğu binbir yol ve alçakça siyasetine karşı böyle bir vekil olarak amerikayı kendimize kazanarak ortaya atabilirsek, doğu meselesini de türk meselesini de gelecek için kendimiz çözümlemiş olacağız.
bu sebeplerden dolayı, bir an önce istememiz gereken amerikan mandası da, elbette sakıncasız değildir. haysiyetimizden epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. yalnız, bazılarının düşündüğü gibi, amerikanın resmî sıfatında dinî eğilim ve taraf tutma yoktur. hristiyanlara para verecek misyoner kadın amerikası, amerikanın yönetim mekanizmasında bir yer tutmaz. amerikanın yönetim mekanizması dinsiz ve milliyetsizdir. o, türlü cins ve mezhepten insanları çok uyumlu ve kaynaşmış olarak bir arada tutmanın yolunu biliyor.
amerika, doğuda mandaterlik yapmak avrupada başına dert açmak niyetinde değildir. fakat onların onur meselesi yaptıkları şey, yöntemleri ve idealleri ile avrupadan daha üstün bir millet olmak iddiasıdır. bir millet içtenlikle amerikan milletine başvurursa, avrupaya, girdikleri memleket ve milletin yararına nasıl bir idare kurduklarını göstermek isterler.
amerikan resmî mahfillerinin önemli şahsiyetleri arasında epey lehimize bir hava oluştu. istanbula ermeni dostu olarak gelen birçok hatırı sayılı amerikalı, türk dostu ve türk propagandacısı olarak döndüler.
bu akımı temsil eden resmî ve gayrî resmî amerikan görüşünün altında yatan gizli düşünce şudur: türkiyeyi parçalamamak, eski sınırları içinde bir bütün halinde olduğu gibi korumak şartıyla genel ve tek bir mandaya bağlamak. suriye, amerikan komisyonu orada iken, genel bir kongre toplayarak amerikayı istemiştir. suriyenin bu isteği amerikada çok iyi karşılanmıştır.
amerika, bizim topraklarımız üzerinde ermenistan kurmaya niyetli görünmüyor. eğer mandayı alırlarsa, bütün milletleri eşit şartlar altında bir memleket evlâdı olarak kabul edip alacaklarını önemli çevrelerden haber aldım.
ne var ki, avrupa, mutlaka bir ermenistan meselesi ortaya çıkarmak -özellikle ingiltere- ermenilere tavizler vermek istiyor. amerikan kamuoyunda zulüm görmüş ermeniler adına bir oyun oynamaya çalışıyor. avrupa korkusu bizim fikir adamlarını düşündürüyor. reşat hikmet bey gibi, câmi bey gibi, hattâ millî birliğe şekil veren diplomatlarımızın, ermeni meselesi için bir çözüm yolu tavsiyeleri var. resmen size yazılıyor.
çok tehlikeli anlar geçiriyoruz. anadoludaki mücadeleyi dikkat ve sevgiyle izleyen bir amerika var. hükûmet ve ingilizler, bunun hristiyanları öldürmek, ittihatçıları getirmek için yapılan bir hareket olduğu düşüncesini amerikaya elbirliği ile benimsetmeye çalışıyorlar.
her an bu millî mücadeleyi durdurmak için kuvvet gönderilmesi tasarlanıyor; bunun için ingilizleri kandırmaya çalışıyorlar. millî mücadele süratle ve olumlu isteklerle kendini ortaya koyarsa ve hristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa amerikada hemen destek bulacağını yine çok önemli çevreler garanti ediyorlar.
sivas kongresi toplanıncaya kadar, amerikan komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. hattâ, kongreye amerikalı bir gazeteci göndermeyi de belki başarabileceğiz.
işte bütün bunlar karşısında, dâvâmızda bize yardımcı olabilmesi için, bu fırsat dakikalarım kaybetmeden, bölüşülme ve çözülme korkusu karşısında, kendimizi amerikaya başvurmaya mecbur görüyoruz vâsıf bey kardeşimizle bu hususta birleştiğimiz noktaları kendisi de ayrıca yazacaktır.
türkiyeyi azim ve irade sahibi geniş görüşlü bir iki kişi belki kurtarabilir. macera ve boğuşma devri artık geçmiştir. gelecek için kalkınma ve birlik savaşı açmaya mecburuz. sınırlarında bu kadar çok evlâdı ölen zavallı memleketimizin düşünce ve medeniyet savaşında kaç tane şehidi var. biz türkiyenin hayırlı evlâtlarından, yarının kurucuları olmalarını istiyoruz. sizin, rauf bey kardeşimizle birlikte, temelleri bile çöken zavallı memleketimiz için uzakları görerek düşünüp çalışmanızı bekliyoruz.
saygılarımı gönderir, başarınıza dua ederim. millî dâvâda canıyla başıyla çalışanlar arasında, sade bir türk askerinin alçak gönüllülüğü ile, sizinle birlikte olduğumu ifade ederim.
10.8.1919
halide edip
afyonkarahisar, 13.8.1919
15inci kolordu komutanlığına
mustafa kemal paşaya özel: istanbuldaki çeşitli partilerin birleşerek amerika heyetine verilmek üzere aldıkları kararlar aşağıda arz olunur :
1 — ermenistan için türkiyenin doğu sınırları üzerinde ermenilerin işine yarayacak bir toprak parçası vermeye doğu illerindeki türklerin ve orada iş başında bulunan büyüklerin, bu bölgenin gelecekteki refahını ve serbestçe gelişmesini düşünerek razı olabilecekleri görüşünde olduklarını, yalnız bu görüşlerini, oradaki kürtlerle işbirliği yapmış olmaları ve kürtlerin de ermenilere toprak verme düşüncelerine kesinlikle karşı bulunmaları dolayısıyla açığa vurmak istemediklerini ve hattâ açığa vursalar bile, oradaki türk çoğunluğunun, aşağıdaki şartların yerine getirileceği konusunda kendilerine güvence verilmedikçe bu düşüncede kürtlerden ayrılmayacaklarını zannettiklerini tespit etmiştir. şöyle ki: birincisi, türk ve kürt çoğunluğunun ve aralarındaki diğer azınlıkların yaşadıkları toprakların bütünlüğü; ikincisi, türk bağımsızlığının tam olarak tanınması ve fiilen garanti edilmesi; üçüncüsü, türkiyenin çağdaş medeniyete ulaşabilmesi için serbestçe gelişmesine engel olan kayıtların kaldırılmasıyla wi1son prensiplerinde vadedildiği üzere, bağımsızlıklarından ve haklarından en güvenli bir şekilde yararlanmasına imkân verilmesi; dördüncüsü, bu hususlarda ve türklerin gelişmelerinin çabuklaştırılmasında amerikanın bize yardımcı olacağını, cemiyet-i akvama karşı üstlenmesi.
2 — boşaltılacak topraklardan çıkarılacak olan türk ve kürtlerin gönderildikleri yeni topraklarda derhal yerleştirilmeleri ve bu topraklardan hemen yararlanmalarını sağlamak için amerikanın yardım etmesi.
3 — o çevrede ve özellikle erzincan ve sivas arasında yoğun olarak bulunan ermenilerin yine ermenistan sınırları içine gönderilmelerinin sağlanması.
4 — ermenistan adına ve hesabına gerçekleşmesini muhtemel gördüğümüz toprak verme durumu, bağımsız bir ermenistan adına değil, ancak büyük ve medenî bir devletin mandası altında gelişecek çağdaş bir devlet adına olacaktır. çünkü, bugünkü ermenistana toprak bırakmak, türkiyenin başına ikinci bir makedonya derdi açmak demek olduğu gibi, kafkasya için de bir gaile çıkarmak demektir.
5 — bütün bunlar tartışılabilir bir «teklif» niteliğindedir. ancak, bunların kesin bir şekil alabilmesi, memleketteki heyetlerle temas kurmaya bağlı ise, oraya amerikan heyetinden birinin gönderilmesi şarttır.
6 — ve en son olarak konunun kanunî ve meşru bir şekle sokulması için osmanlı millî meclisine) götürülmesi tabiîdir.
12nci kolordu komutanı
salâhattin
şifre
kişiye özel erzurum, 21.8.1919
339
12nci kolordu komutanlığına
20nci kolordu komutanlığına
(yalnız 12nci kolordu). ilgi: 13.8.1919.
istanbulda çeşitli partilerin amerikan komisyonuna verilmek üzere aldıkları kararlar, burada heyet-i temsiliyemizce son derece üzüntü ve esefle karşılandı. çünkü, birinci maddede ermenistana doğu illerimizden toprak verilmesi söz konusu olmaktadır. oysa, ezici çoğunluğu türk ve kürt olan bu illerden bir karış toprağın bile ermeniler hesabına yazılmasının, bugün için uygulamada mümkün olamayacağı şöyle dursun, unsurlar arasındaki nefret ve öcalma duygusunun dehşet ve şiddeti, osmanlı ermenilerinin dönmeleri halinde bile iller içinde yoğun olarak yerleştirilmelerini tehlikeli göstermektedir. bu bakımdan, suçlu olmayan osmanlı ermenilerine gösterilecek en büyük kolaylık, adaletli ve eşit şartlar altında vatanlarına dönmelerini kabulden başka bir şey olamayacaktır. üçüncü maddede, erzurum ve sivas arasında yoğun bir ermeni topluluğu bulunduğu hayali, bilgisizlik ve vukufsuzluktan başka birşey değildir: harpten önce bile, buralarda oturanların büyük çokluğu türk, birazı zaza denilen kürtlerden ve pek azı da ermenilerden ibaretti. bugün artık varlığından söz edilecek sayıda ermeni yoktur. o halde, bu gibi dernekler yetkilerini bilmeli ve bir iş yapmak isterlerse, hiç olmazsa harbiye ve hariciye nezaretlerinin barış hazırlıkları dolayısıyla yaptıkları resmî istatistik ve grafiklere olsun başvurmak zahmetinden kaçınmamalıdırlar. bu telgrafın aynen istanbula gönderilmesini rica ederiz.
mustafa kemal
güvenlikle ilgili
2013 ankara, 14.8.1919
3üncü ordu müfettişliği kurmay başkanlığına
1 — mustafa kemal paşaya (özel): istanbula gönderilmek üzere yazmış olduğunuz son cevaplarınız, yerine ulaştırılmış ve buna cevap olarak basılı bir raporla, ahmet rıza bey, ahmet izzet, cevat, çürüksulu mahmut paşalar, reşat hikmet, câmi, reşit sadi beyler, esat paşalar gibi pek çok şahsiyetin düşüncelerine uygun olan kara vasıfın yani cengizin ve halide edip hanımın görüşlerinin yer aldığı uzun mektuplar geldi. bunlar sıra ile özetlenerek arz edileceği gibi, asılları da sivasa gönderilecektir. bunların hepsinde bir yardıma ihtiyaç duyulduğu ve bu yardımın amerika tarafından yapılmasının en az zararlı yol olarak kabul ve uygun bulunduğu şeklinde bir gerekçe ileri sürülmektedir. basılı rapor, câmi, rauf, ahmet, reşit hikmet, reşit sadi beyler ile halide hanım, kara vasıf, esat paşa, bütün parti ve derneklerin düşünceleri yoklandıktan sonra büyük çoğunluğun görüşüne göre düzenlenmiştir. vakit varmış. kongrede bir an önce iş görmek, amerikalılar gitmeden tebligat yapılmak gerekirmiş. amerikalıları oyalayarak hareketleri geciktirilmeye çalışılıyormuş. «kongre hemen kesin bir karar verebilir mi?» sorusuyla amerikalılar bu düşünceyi benimsediklerini hissettiriyorlarmış. kongrenin toplanmasını çabuklaştırmanız rica olunur.
20nci kolordu komutanı
ali fuat
bu telgrafta sözü edilen uzun mektuplar günlerce telleri işgal eden şifrelerle verildi. birbirine ekli olan o şifrelerden biri de şuydu:
güvenlikle ilgili
kişiye özel ankara, 17.8.1919
3üncü ordu müfettişliği kurmay başkam kâzım beyefendiye
mustafa kemal paşa hazretlerine (özel): 16.7.1919 tarih ve 880 sayılı şifrenin dokuzuncu maddesinin ekidir:
kara vasıfın 10 numaralı madde hakkında ek olarak verdiği bilgi :
1 — bir yardım şeklinde amerikaya taraftar olursak ve bunu doğu illeri kongresi, millî kongre, bir istek gibi telgrafla hükûmetimize bildirirse, wilsonun amerikan kongresine karşı güzel bir dayanak noktası olacaktır. istanbulda pek çok aydın bu görüşten yanadır ve böyle bir şey hazırlıyorlar. «eğer anadolu da yaparsa yararlı olur,» diyorlar. böyle olursa, amerikanın mandasından yararlanarak öteki alçak düşmanları memleketimizden çıkarmak ve sonra yalnızca amerikalılarla karşılaşmak mümkün olur ve uğraşmak da kolay olur. bir de amerikalılar bizi şiddetle suçluyorlar. yani hükûmeti aşağılayıp milletimizi de horluyorlar. temsilcilerine istanbuldan çıkışını, parise gidişini, muhtıraları sonra diyorlar ki, avrupanın yapmaya cesaret edemediğini siz kabul ediyorsunuz. söz gelişi, avrupa büyük bir ermenistan kurulmasını düşünmüyor. sizin sadrazam, torostan sınır veriyor, ermenistan istiyor. oysa, şimdiye kadar amerikan komisyonlarından hiçbirisi bile, buna olabilir demedi. bütün raporlara göre, anadoluda, türkiyede bir ermenistan kurmak şöyle dursun, muhtar ve bölgesel idareler bile oluşturmak mümkün değildir. nüfusları yok, toprakları yok. bu yönetim müthiş bir askerî kuvvete dayandırılmazsa olmaz. ermenilerde bu kuvvet olamaz. amerika bu lûtfu yapamaz. öteki devletler de buna tahammül edemez. meğer ki, oraları zaptetsinler ve «. . . barış» yapsınlar. bu da mümkün değil. rekabet bunu engeller. işte istanbulun haberleri. orada iyice düşünülsün: epeyce zaman vardır. amerikan kongresi hemen hemen wilsonu dinlemek üzeredir.
2 — istanbulda büyük çapta temaslar var. onun için mustafa kemal paşa genel bir emir verir mi? yoksa istanbulun karar ve çalışmalarını benimser mi? bu çalışmaların amacı, milletin birliği, vatanın bütünlüğü, istiklâl ve hâkimiyetin elde edilmesi! eğer mustafa kemal paşa buraya genel bir emir vermezse ve kendisi hemen oradan amerikalılar, ingilizler ve diğer yabancılarla temasa geçmezse, tabiî burada faaliyet devam edecektir. belki, ters bir sonuç ortaya çıkabilir. buna dikkati çekerim. bu rolü, siyaseti çok daha iyi yürüten bir (tgtlkhn) mustafa kemal paşanın mücadelesine ve kuvvetine dayanmak ise (btlstn), onun sözleri, demeçleri, tavır ve hareketleriyle tutum ve söz olarak yalanlanmış.
3 — çolak hüseyin salâhattin iki yüzlü davranışını sürdürüyor. sadık beyin en gözde bendelerinden olan bu şahsın bir mevki sahibi olmaması için ne yapılacağı düşünülüyor.
20nci kolordu komutanı
ali fuat
kara vasıf beye bildirilmek üzere verilen cevap şuydu :
şifre
kişiye özel ve ivedi erzurum, 19.8.1919
152
20nci kolordu komutanı
ali fuat paşa hazretlerine
ilgi: 17.8.1919.
1 — sözü edilen amerikan mandasının nasıl bir yardım sağlayacağının dikkatli bir incelemeden geçirilmesi ve millî gayemiz açısından bir yararı olup olmayacağının da hesaplanması pek önemlidir. istanbulda çalışan grubun gayesi milletin birliği, vatanın bütünlüğü, istiklâl ve hâkimiyetin elde edilmesi noktasında toplanmış gösterildiğine göre, amerikan mandasını kabul durumunda bu gaye korunmuş olabilir mi?
2 — millî isteklere bağlı kalmayan ve onlara uygun düşmeyen kararlar, hiçbir zaman milletçe kabul edilemeyeceğinden, milletimizin ve vatanımızın alınyazısını tayinde, millî vicdana tercüman olmaktan ibaret bulunan görevimizi tam olarak yerine getirebilmek için, millî isteğin odaklaşarak tek bir hedefe yönelmesini beklemeden hiç bir meselede yetkili görünmemiz doğru değildir. bundan dolayıdır ki, tarafımızdan yabancılarla olan temas ve ilişkilerin, kongrenin kararlarına uyularak millet adına yapılmasını tercih etmekteyiz. tanrıya şükür, yurdumuzdaki millî akımın pek çok gelişmekte, kökleşmekte ve güçlenmekte oluşu, bizleri sürekli olarak bu noktaya doğru çekiyor ve davet ediyor.
3 — şurası da gözönünde tutulmalıdır ki, memleket ve milletin alınyazısı üzerinde amerika veya herhangi bir devletle anlaşmaya yetkili olabilecek bir hükûmet, ancak millî hâkimiyet ilkesini kabul ve millî bir meclisin varlığını benimseyerek ona dayanmayı gerekli sayan bir hükûmettir. bu takdirde, istanbul hükûmetini oluşturacak şahısların da mutlaka bu vasıfları taşıması gerekir.
burada bizce olduğu gibi oradaki çalışmalarınız da bu amacın sağlanmasına yönelmelidir.
4 — yakında kongre kararlarını öğreneceksiniz. gözlerinizden öperiz.
mustafa kemal
bir küçük bilgi daha vereyim. sivasa gelmiş olan gazeteci mister brown (brovn) ile bizzat görüşmeyi uygun gördüm. karşısındakini kolaylıkla anlayan çok zeki bir genç.
devamı için:
(bkz: manda meselesinin kongrede görüşülmesi)
nutuktan...
sivas kongresinin gündemini, erzurum kongresinin tüzük ve bildiri metinleri ile, bizden önce sivasa gelmiş olan yirmi beş kadar üyenin hazırladığı bir muhtıra oluşturacaktı.
ilk açılış günü olan 4 eylül ile, beşinci, altıncı günler yani üç gün, ittihatçı olmadığımızı ispat için yemin etmek gerektiğinden, yemin formülü hazırlamakla, padişaha sunulacak bir yazı (arîza) yazmakla, kongrenin açılışı dolayısıyla gelen telgraflara cevap vermekle ve özellikle, kongre siyasetle uğraşacak mı uğraşmayacak mı konusunun tartışması ile geçti. içinde bulunulan mücadele ve yapılan işler siyasetten başka bir şey değilken, bu son konuyu tartışmak, hayretle karşılanacak bir durum değil midir?
en sonunda, kongrenin dördüncü günü asıl maksada geldik ve aynı günde, erzurum kongresi tüzüğünün metnini görüşerek hemen bir sonuca bağladık. çünkü, erzurum kongresinin tüzüğünde yapılması gereken değişiklikleri zaten hazırlamış ve gereken kimseleri de aydınlatmış bulunuyorduk.
bununla birlikte, yapılan değişiklikler sonradan bazı itirazlara, anlaşmazlıklara, birçok yazışma ve tartışmalara yol açtığı için, değiştirilen noktaların önemli olanlarına işaret edeceğim:
1 — derneğin adı «şarkî anadolu müdafaa-i hukuk cemiyeti» idi. «anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti» oldu.
2 — «heyet-i temsiliye, bütün doğu anadoluyu temsil eder» yerine «heyet-i temsiliye bütün vatanı temsil eder» dendi. mevcut üyelere altı kişi daha eklendi.
3 — «her türlü işgal ve müdahaleyi rumluk ve ermenilik kurma gayesine bağlı sayacağımızdan, topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir» yerine «her türlü işgal ve müdahalenin özellikle rumluk ve ermenilik kurma gayesine yönelmiş faaliyetin reddi konularında topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir» denildi.
bu iki cümlede anlam bakımından elbette büyük fark vardır. birincisinde itilâf devletlerine karşı düşmanca tavır alma ve direnmeden söz edilmiyor. ikincisinde bu husus açıklık kazanıyor.
4 — tüzüğün dördüncü maddesinde yer alan konu oldukça tartışmalı geçti. madde şuydu:
«osmanlı hükûmetinin yabancı devletlerin baskısı karşısında, buraları (yani doğu illerini) bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa, alınacak idarî, siyasî, askerî tedbirlerin tayin ve tespiti» yani geçici bir idare kurma konusu.
sivas kongresi tüzüğünün bu maddesindeki «buraları yerine yurdumuzun herhangi bir parçasını bırakmak ve ilgilenmemek...» şeklinde daha geniş ve genel bir kayıt kondu.
devamı için:
(bkz: amerikan mandası için propagandalar)
sivas kongresinin gündemini, erzurum kongresinin tüzük ve bildiri metinleri ile, bizden önce sivasa gelmiş olan yirmi beş kadar üyenin hazırladığı bir muhtıra oluşturacaktı.
ilk açılış günü olan 4 eylül ile, beşinci, altıncı günler yani üç gün, ittihatçı olmadığımızı ispat için yemin etmek gerektiğinden, yemin formülü hazırlamakla, padişaha sunulacak bir yazı (arîza) yazmakla, kongrenin açılışı dolayısıyla gelen telgraflara cevap vermekle ve özellikle, kongre siyasetle uğraşacak mı uğraşmayacak mı konusunun tartışması ile geçti. içinde bulunulan mücadele ve yapılan işler siyasetten başka bir şey değilken, bu son konuyu tartışmak, hayretle karşılanacak bir durum değil midir?
en sonunda, kongrenin dördüncü günü asıl maksada geldik ve aynı günde, erzurum kongresi tüzüğünün metnini görüşerek hemen bir sonuca bağladık. çünkü, erzurum kongresinin tüzüğünde yapılması gereken değişiklikleri zaten hazırlamış ve gereken kimseleri de aydınlatmış bulunuyorduk.
bununla birlikte, yapılan değişiklikler sonradan bazı itirazlara, anlaşmazlıklara, birçok yazışma ve tartışmalara yol açtığı için, değiştirilen noktaların önemli olanlarına işaret edeceğim:
1 — derneğin adı «şarkî anadolu müdafaa-i hukuk cemiyeti» idi. «anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti» oldu.
2 — «heyet-i temsiliye, bütün doğu anadoluyu temsil eder» yerine «heyet-i temsiliye bütün vatanı temsil eder» dendi. mevcut üyelere altı kişi daha eklendi.
3 — «her türlü işgal ve müdahaleyi rumluk ve ermenilik kurma gayesine bağlı sayacağımızdan, topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir» yerine «her türlü işgal ve müdahalenin özellikle rumluk ve ermenilik kurma gayesine yönelmiş faaliyetin reddi konularında topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir» denildi.
bu iki cümlede anlam bakımından elbette büyük fark vardır. birincisinde itilâf devletlerine karşı düşmanca tavır alma ve direnmeden söz edilmiyor. ikincisinde bu husus açıklık kazanıyor.
4 — tüzüğün dördüncü maddesinde yer alan konu oldukça tartışmalı geçti. madde şuydu:
«osmanlı hükûmetinin yabancı devletlerin baskısı karşısında, buraları (yani doğu illerini) bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa, alınacak idarî, siyasî, askerî tedbirlerin tayin ve tespiti» yani geçici bir idare kurma konusu.
sivas kongresi tüzüğünün bu maddesindeki «buraları yerine yurdumuzun herhangi bir parçasını bırakmak ve ilgilenmemek...» şeklinde daha geniş ve genel bir kayıt kondu.
devamı için:
(bkz: amerikan mandası için propagandalar)
nutuktan...
sivas kongresi, 1919 eylülünün 4üncü perşembe günü saat 14.00te açıldı. öğleden önce temsilciler arasında bulunan ve öteden beri şahsen tanıdığım husrev sami bey yanıma gelerek şöyle bir haber getirdi: «rauf bey ve diğer bazı kimseler bekir sami beyin evinde özel bir toplantı yapmışlar ve beni başkan yapmamaya karar vermişler.»
arkadaşların, özellikle rauf beyin böyle bir davranış içine girmesine asla ihtimal vermedim.
husrev sami beye itiraf edeyim ki, biraz ciddî olarak, böyle anlamsız sözleri bana getirmemesi uyarısında bulundum. verdiği haberin aslı olmak imkân ve ihtimali bulunmadığını, arkadaşlar arasında, yanlış anlaşılmalara yol açabilecek sözler sarfedilmesinin doğru olmadığını da ekledim.
efendiler, ben bu kongrede başkanlık meselesine önem vermiyordum. başkanlığa, belki yaşlı bir zatın getirilmesinin uygun olacağını düşünüyordum. bu maksatla, bazı arkadaşların da düşüncelerini yokladım. bu arada, kongre salonuna girmeden önce koridorda rauf beye rasladım. «kimi başkan yapalım?» dedim.
rauf bey, âdeta heyecanlı bir sesle, zaten söylemeye hazırlanmış olduğu o anda halinden anlaşılan bir tavırla ve keskin bir dille: «sen başkan olmamalısın.» dedi. derhal husrev sami beyin verdiği haberin doğruluğuna inandım ve doğrusu üzüldüm.
gerçi, erzurum kongresinde de benim başkanlığımı sakıncalı görenler vardı.
fakat onların nasıl kimseler olduklarını belirtmiştim. bu defa en yakın arkadaşlarımın aynı zihniyeti açığa vurmaları beni düşündürdü. rauf beye: «anladım, bekir sami beyin evinde aldığınız kararı bana bildiriyorsun» dedim ve cevabını beklemeden yanından uzaklaşarak kongre salonuna girdim.
kongrenin açılmasından sonra ilk söz alan bir yüksek zatın kongre zaptına aynen geçmiş olan şu konuşmasını dinledik:
«— efendim, şimdi tabiî başkanlık meselesi söz konusu olacak. bendeniz başkanlığın birer gün veyahut birer hafta devam etmek üzere sıra ile yapılmasını ve üyelerin veya temsil edilen il ve sancak adlarının baş harfleri esas alınarak alfabe sırasına uyulmasını teklif ediyorum.»
efendiler, garip bir tesadüftür ki, bu teklif sahibinin temsil ettiği ilin adı elif (a) ile başladığı gibi, kendi adının ilk harfi de (a) ile başlıyordu. ben davet sahibi sıfatıyla bir konuşma yaparak (belge: 54) kongreyi açtıktan sonra, geçici olarak başkanlık makamında bulunuyordum.
«— buna neden gerek duyuluyor, efendim?» diye sordum.
teklif sahibi: «bu şekilde işin içine şahsiyat karışmamış olacağı gibi, eşitlik ilkesine uyulduğu için dışarıya karşı da olumlu bir etki yapmış olur» dedi.
efendiler, ben, vatanın, teklif sahibi ile birlikte bütün milletin ve hepimizin bir felâket çıkmazında bulunduğumuzu gözönüne getirerek, kurtuluş çaresi olduğuna inandığım teşebbüsleri, sonsuz güçlük ve engellere rağmen, maddî, manevî bütün varlığımla bir sonuca ulaştırmaya çalışırken, benim en yakın arkadaşlarım daha dün istanbuldan gelmiş ve tabiî olarak işin içyüzünü bilmeyen, saygı duyduğum yaşlı bir zatın diliyle, bana şahsiyattan söz ediyorlar.
bu teklifi oya koydum. çoğunlukla reddettiler. başkan seçimini gizli oyla yaptırdım. üç olumsuz oya karşı, beni başkan seçtiler.
devamı için:
(bkz: sivas kongresi nin uğraştığı işler)
sivas kongresi, 1919 eylülünün 4üncü perşembe günü saat 14.00te açıldı. öğleden önce temsilciler arasında bulunan ve öteden beri şahsen tanıdığım husrev sami bey yanıma gelerek şöyle bir haber getirdi: «rauf bey ve diğer bazı kimseler bekir sami beyin evinde özel bir toplantı yapmışlar ve beni başkan yapmamaya karar vermişler.»
arkadaşların, özellikle rauf beyin böyle bir davranış içine girmesine asla ihtimal vermedim.
husrev sami beye itiraf edeyim ki, biraz ciddî olarak, böyle anlamsız sözleri bana getirmemesi uyarısında bulundum. verdiği haberin aslı olmak imkân ve ihtimali bulunmadığını, arkadaşlar arasında, yanlış anlaşılmalara yol açabilecek sözler sarfedilmesinin doğru olmadığını da ekledim.
efendiler, ben bu kongrede başkanlık meselesine önem vermiyordum. başkanlığa, belki yaşlı bir zatın getirilmesinin uygun olacağını düşünüyordum. bu maksatla, bazı arkadaşların da düşüncelerini yokladım. bu arada, kongre salonuna girmeden önce koridorda rauf beye rasladım. «kimi başkan yapalım?» dedim.
rauf bey, âdeta heyecanlı bir sesle, zaten söylemeye hazırlanmış olduğu o anda halinden anlaşılan bir tavırla ve keskin bir dille: «sen başkan olmamalısın.» dedi. derhal husrev sami beyin verdiği haberin doğruluğuna inandım ve doğrusu üzüldüm.
gerçi, erzurum kongresinde de benim başkanlığımı sakıncalı görenler vardı.
fakat onların nasıl kimseler olduklarını belirtmiştim. bu defa en yakın arkadaşlarımın aynı zihniyeti açığa vurmaları beni düşündürdü. rauf beye: «anladım, bekir sami beyin evinde aldığınız kararı bana bildiriyorsun» dedim ve cevabını beklemeden yanından uzaklaşarak kongre salonuna girdim.
kongrenin açılmasından sonra ilk söz alan bir yüksek zatın kongre zaptına aynen geçmiş olan şu konuşmasını dinledik:
«— efendim, şimdi tabiî başkanlık meselesi söz konusu olacak. bendeniz başkanlığın birer gün veyahut birer hafta devam etmek üzere sıra ile yapılmasını ve üyelerin veya temsil edilen il ve sancak adlarının baş harfleri esas alınarak alfabe sırasına uyulmasını teklif ediyorum.»
efendiler, garip bir tesadüftür ki, bu teklif sahibinin temsil ettiği ilin adı elif (a) ile başladığı gibi, kendi adının ilk harfi de (a) ile başlıyordu. ben davet sahibi sıfatıyla bir konuşma yaparak (belge: 54) kongreyi açtıktan sonra, geçici olarak başkanlık makamında bulunuyordum.
«— buna neden gerek duyuluyor, efendim?» diye sordum.
teklif sahibi: «bu şekilde işin içine şahsiyat karışmamış olacağı gibi, eşitlik ilkesine uyulduğu için dışarıya karşı da olumlu bir etki yapmış olur» dedi.
efendiler, ben, vatanın, teklif sahibi ile birlikte bütün milletin ve hepimizin bir felâket çıkmazında bulunduğumuzu gözönüne getirerek, kurtuluş çaresi olduğuna inandığım teşebbüsleri, sonsuz güçlük ve engellere rağmen, maddî, manevî bütün varlığımla bir sonuca ulaştırmaya çalışırken, benim en yakın arkadaşlarım daha dün istanbuldan gelmiş ve tabiî olarak işin içyüzünü bilmeyen, saygı duyduğum yaşlı bir zatın diliyle, bana şahsiyattan söz ediyorlar.
bu teklifi oya koydum. çoğunlukla reddettiler. başkan seçimini gizli oyla yaptırdım. üç olumsuz oya karşı, beni başkan seçtiler.
devamı için:
(bkz: sivas kongresi nin uğraştığı işler)
nutuktan...
amasyadan erzuruma gelirken, sivasta küçük bir hikâyeye konu olan olay hatırlarınızdadır. gariptir ki, erzurum dan sivasa giderken de buna benzer küçük bir durumla karşılaştık.
erzincandan batıya hareket ettiğimiz günün sabahı, erzincan boğazının girişine gelir gelmez, bazı jandarma erlerinin ve subaylarının, heyecanlı ve telâşlı bir şekilde otomobillerimizi durdurduklarını gördük.
durumu açıkladılar : «dersim kürtleri boğazı tutmuşlardır. tehlike var. geçilemez.»
bir subay, merkeze kuvvet gönderilmesini yazmış. o kuvvet gelince, tertibat alacak, hücum edecek ve eşkiyayı püskürterek yolu açacakmış..
pek iyi ama, bu eşkiyanın kuvveti nedir? neresini nasıl tutmuş? ne kadar kuvvet ve ne vakit gelecek?
bu sorunlar çözülünceye kadar, geri erzincana dönmek ve kimbilir nice günler beklemek gerekir. bizim ise, işimiz pek aceleydi. ben erzurum ile sivas arasındaki yolu belli bir zamanda katedip kararlaştırılan günde sivasta bulunamazsak, şurada veya burada şu veya bu sebeple korkup kaldığım, sivasta ve başka yerlerde duyulursa, panik başlayabilir, işler altüst olabilirdi.
o halde karar? tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. başka çaremiz de yoktu. yalnız ufak bir tedbir almayı uygun buldum.
hafif makinalı tüfeklerle silâhlanmış olan fedâkâr arkadaşlarımızdan birkaçını -şimdi bir alay komutanı olan osman bey ki
tufan bey adıyla tanınmıştır. bunların başında idi- bir otomobille kendi otomobilimizin önüne geçirdik. sağdan soldan gelecek uzak mesafedeki ateşlere aldırış etmeyerek, otomobiller, şose üzerinde süratle ilerlemeye devam edecekler. vurulan, ölen olursa, onlarla meşgul olunmayacak... tam şose üzerinde ve yakınında, şoseyi kapamış olan eşkıyaya rastlanırsa, hepimiz otomobillerden atlayacağız ve bunlara hücum ederek yolu açacağız. kalanlar tekrar kullanılabilir durumdaki otomobillere binerek ve süratle uzaklaşarak yola devam edecekler... işte verilen emir de buydu...
bu tedbiri ve bu tarzdaki hareketi yerinde ve emniyetli görmeyenler bulunabilir. gerçi bu tarihlerde elâzığ valisi ali galip beyin dersimde dolaştığı, bazı propaganda ve tertiplere giriştiği bilinmekte idiyse de, açıklayayım ki, ben, önce, boğazın gerçekten tutulmuş olduğuna inanmadım.
bunu istanbul hükûmetine hizmet edeceklerini tahmin ettiğim bazı kimseler tarafından, sırf beni geri dönmeye mecbur etmek için kurulmuş bir plân olarak kabul ettim. ikincisi, eğer dersim kürtleri boğazı tutmuşlarsa, bunların alabilecekleri tertibatın, uzak tepelerden yola ateş etmekten ibaret kalması bence çok muhtemeldi.
özet olarak, yürüdük, boğazı geçtik ve 2 eylül 1919 günü sivasa vardık. halkın, şehrin çok uzaklarından başlayan büyük ve parlak gösterileriyle karşılandık.
3üncü kolordu komutanı olan salâhattin bey, sivasta bulunuyordu. vali paşa ile birlikte, kongreye gelen temsilcilerin yerleştirilmesinde, heyet-i temsiliye için lise binasının ve kongrenin yapılacağı salonun hazırlanmasında, ayrıca her türlü tedbirin alınmasında, bir konukseverlik örneği verecek şekilde mükemmel çalışmışlardır.
refet bey orada değildi. nerede bulunduğunu da kimse bilmiyordu. 7 temmuz 1919 tarihli genelgemiz uyarınca, kendi bölgesi olan 3üncü kolordu bölgesinden ayrılmaması gerekir ve özellikle tam sivasta kongre yapılacağı günlerde, orada bulunması uygun düşerdi. haberleşme sonunda kendisinin ankarada olduğu anlaşıldı. ankarada kolordu komutanı ali fuat paşaya «derhal ve mutlaka sivasa gönderilmesini» emrettim. 7 eylülde geldi ve heyet-i temsiliye üyesi olarak tarafımdan kongre heyetine takdim edildi.
efendiler, bizden önce gelmiş olan temsilciler, gelişimizi beklerken, aralarında toplantılar yapmışlar ve hazırlık olarak bazı tasarılar kaleme almışlar.
bizim gelişimizden sonra da bazı özel toplantılar ve görüşmeler yapılmış. bu defa bazı kararlar da verilmiş. müsaade ederseniz, çok karakteristik olduğu için bu noktayı açıklayayım: ...
devamı için:
(bkz: sivas kongresi açılıyor)
amasyadan erzuruma gelirken, sivasta küçük bir hikâyeye konu olan olay hatırlarınızdadır. gariptir ki, erzurum dan sivasa giderken de buna benzer küçük bir durumla karşılaştık.
erzincandan batıya hareket ettiğimiz günün sabahı, erzincan boğazının girişine gelir gelmez, bazı jandarma erlerinin ve subaylarının, heyecanlı ve telâşlı bir şekilde otomobillerimizi durdurduklarını gördük.
durumu açıkladılar : «dersim kürtleri boğazı tutmuşlardır. tehlike var. geçilemez.»
bir subay, merkeze kuvvet gönderilmesini yazmış. o kuvvet gelince, tertibat alacak, hücum edecek ve eşkiyayı püskürterek yolu açacakmış..
pek iyi ama, bu eşkiyanın kuvveti nedir? neresini nasıl tutmuş? ne kadar kuvvet ve ne vakit gelecek?
bu sorunlar çözülünceye kadar, geri erzincana dönmek ve kimbilir nice günler beklemek gerekir. bizim ise, işimiz pek aceleydi. ben erzurum ile sivas arasındaki yolu belli bir zamanda katedip kararlaştırılan günde sivasta bulunamazsak, şurada veya burada şu veya bu sebeple korkup kaldığım, sivasta ve başka yerlerde duyulursa, panik başlayabilir, işler altüst olabilirdi.
o halde karar? tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. başka çaremiz de yoktu. yalnız ufak bir tedbir almayı uygun buldum.
hafif makinalı tüfeklerle silâhlanmış olan fedâkâr arkadaşlarımızdan birkaçını -şimdi bir alay komutanı olan osman bey ki
tufan bey adıyla tanınmıştır. bunların başında idi- bir otomobille kendi otomobilimizin önüne geçirdik. sağdan soldan gelecek uzak mesafedeki ateşlere aldırış etmeyerek, otomobiller, şose üzerinde süratle ilerlemeye devam edecekler. vurulan, ölen olursa, onlarla meşgul olunmayacak... tam şose üzerinde ve yakınında, şoseyi kapamış olan eşkıyaya rastlanırsa, hepimiz otomobillerden atlayacağız ve bunlara hücum ederek yolu açacağız. kalanlar tekrar kullanılabilir durumdaki otomobillere binerek ve süratle uzaklaşarak yola devam edecekler... işte verilen emir de buydu...
bu tedbiri ve bu tarzdaki hareketi yerinde ve emniyetli görmeyenler bulunabilir. gerçi bu tarihlerde elâzığ valisi ali galip beyin dersimde dolaştığı, bazı propaganda ve tertiplere giriştiği bilinmekte idiyse de, açıklayayım ki, ben, önce, boğazın gerçekten tutulmuş olduğuna inanmadım.
bunu istanbul hükûmetine hizmet edeceklerini tahmin ettiğim bazı kimseler tarafından, sırf beni geri dönmeye mecbur etmek için kurulmuş bir plân olarak kabul ettim. ikincisi, eğer dersim kürtleri boğazı tutmuşlarsa, bunların alabilecekleri tertibatın, uzak tepelerden yola ateş etmekten ibaret kalması bence çok muhtemeldi.
özet olarak, yürüdük, boğazı geçtik ve 2 eylül 1919 günü sivasa vardık. halkın, şehrin çok uzaklarından başlayan büyük ve parlak gösterileriyle karşılandık.
3üncü kolordu komutanı olan salâhattin bey, sivasta bulunuyordu. vali paşa ile birlikte, kongreye gelen temsilcilerin yerleştirilmesinde, heyet-i temsiliye için lise binasının ve kongrenin yapılacağı salonun hazırlanmasında, ayrıca her türlü tedbirin alınmasında, bir konukseverlik örneği verecek şekilde mükemmel çalışmışlardır.
refet bey orada değildi. nerede bulunduğunu da kimse bilmiyordu. 7 temmuz 1919 tarihli genelgemiz uyarınca, kendi bölgesi olan 3üncü kolordu bölgesinden ayrılmaması gerekir ve özellikle tam sivasta kongre yapılacağı günlerde, orada bulunması uygun düşerdi. haberleşme sonunda kendisinin ankarada olduğu anlaşıldı. ankarada kolordu komutanı ali fuat paşaya «derhal ve mutlaka sivasa gönderilmesini» emrettim. 7 eylülde geldi ve heyet-i temsiliye üyesi olarak tarafımdan kongre heyetine takdim edildi.
efendiler, bizden önce gelmiş olan temsilciler, gelişimizi beklerken, aralarında toplantılar yapmışlar ve hazırlık olarak bazı tasarılar kaleme almışlar.
bizim gelişimizden sonra da bazı özel toplantılar ve görüşmeler yapılmış. bu defa bazı kararlar da verilmiş. müsaade ederseniz, çok karakteristik olduğu için bu noktayı açıklayayım: ...
devamı için:
(bkz: sivas kongresi açılıyor)
nutuktan...
nihayet, efendiler, ağustos içinde, her yerden birtakım temsilcilerin sivasa doğru yola çıktıkları ve kısmen sivasa gelmeye başladıkları anlaşıldı. sivasa gelen temsilciler tarafından bizim sivasa ne zaman hareket edeceğimiz sorulmaya başlandı.
artık, erzurumdan ayrılmak gerekiyordu. fakat, şimdiye kadar verdiğim bilgilerden anlaşılmıştır ki, sivas kongresi, doğu ve batı illeri ile trakyanın yani bütün bir memleketin birliğini sağlamak gayesini güdüyordu. bu sebeple kongrede doğu illerinin de temsilcileri bulunmak gerekirdi. bu illerden sivas kongresi için temsilciler seçtirmeye kalkışmak ise, uygulanması bakımından değeri olmayan bir düşünceydi. erzurum kongresini yapan temsilcilerin, sivasa gönderilmesine kalkışmanın da mümkün olamayacağı anlaşılıyordu. zaten vilâyât-ı şarkiye müdafaa-i hukuk cemiyeti adına, kendi illerinden yetki almış olan bu temsilcilerin daha genel bir gayeye yönelen yetkileri de yoktu. bu bakımdan erzurum kongresinin, sivas kongresine doğudaki seçim bölgeleri adına, bir temsilci heyet gönderme yetkisini alamayacağı da belliydi.
yeniden temsilci seçtirmeye kalkışmak pratik bakımdan ne kadar geçersiz idiyse, birtakım teorik fikir çerçevesi içinde sıkışıp kalmak da o kadar geçersiz idi.
en basit ve çıkar yol, vilâyât-ı şarkiye müdafaa-i hukuk cemiyetinin temsil heyetini sivasa götürüp kongreye katmaktan ibarettir.
üyelerden mutki aşiret reisinin mutki dağlarından çıkmaktan korktuğunu bilirdim. siirt milletvekili sadullah bey de ortada yok.
servet ve izzet beyler kongre biter bitmez birer mazeretle trabzona gitmiş bulunuyorlar.
erzurumda rauf bey ve raif efendi var. raif efendi de özür diliyor.
yolumuz üzerinde, erzincanda şeyh fevzi efendiyi bulabileceğiz.
servet ve izzet beyleri davet ettim, gelmediler. raif efendiye bizimle birlikte gelmesi için rica ettik, kabul etti.
nihayet, heyet-i temsiliye üyeleri olarak erzurumdan üç kişi, erzincandan bir kişi ve sivasta bulduğum bekir sami bey ile beş kişi olduk. sivas kongresine katılan temsilcilerin ellerindeki kartları inceleme gereği duyulduğu, zaman, ben, orada şöyle bir belge hazırladım ve altına heyeti temsiliyenin mührünü bastım.
«heyet-i temsiliyeden:
mustafa kemal paşa
rauf bey
ulemâdan (45) raif efendi
şeyh fevzi efendi bekir sami bey
yukarıda adları yazılı şahıslar, doğu anadolu adına sivas kongresinde bulunmak üzere erzurum kongresince görevlendirilmiştir.» (mühür)
efendiler, erzurumdan ayrıldığımız tarih 29 ağustos 1919dur.
devamı için:
(bkz: sivas yolunda)
nihayet, efendiler, ağustos içinde, her yerden birtakım temsilcilerin sivasa doğru yola çıktıkları ve kısmen sivasa gelmeye başladıkları anlaşıldı. sivasa gelen temsilciler tarafından bizim sivasa ne zaman hareket edeceğimiz sorulmaya başlandı.
artık, erzurumdan ayrılmak gerekiyordu. fakat, şimdiye kadar verdiğim bilgilerden anlaşılmıştır ki, sivas kongresi, doğu ve batı illeri ile trakyanın yani bütün bir memleketin birliğini sağlamak gayesini güdüyordu. bu sebeple kongrede doğu illerinin de temsilcileri bulunmak gerekirdi. bu illerden sivas kongresi için temsilciler seçtirmeye kalkışmak ise, uygulanması bakımından değeri olmayan bir düşünceydi. erzurum kongresini yapan temsilcilerin, sivasa gönderilmesine kalkışmanın da mümkün olamayacağı anlaşılıyordu. zaten vilâyât-ı şarkiye müdafaa-i hukuk cemiyeti adına, kendi illerinden yetki almış olan bu temsilcilerin daha genel bir gayeye yönelen yetkileri de yoktu. bu bakımdan erzurum kongresinin, sivas kongresine doğudaki seçim bölgeleri adına, bir temsilci heyet gönderme yetkisini alamayacağı da belliydi.
yeniden temsilci seçtirmeye kalkışmak pratik bakımdan ne kadar geçersiz idiyse, birtakım teorik fikir çerçevesi içinde sıkışıp kalmak da o kadar geçersiz idi.
en basit ve çıkar yol, vilâyât-ı şarkiye müdafaa-i hukuk cemiyetinin temsil heyetini sivasa götürüp kongreye katmaktan ibarettir.
üyelerden mutki aşiret reisinin mutki dağlarından çıkmaktan korktuğunu bilirdim. siirt milletvekili sadullah bey de ortada yok.
servet ve izzet beyler kongre biter bitmez birer mazeretle trabzona gitmiş bulunuyorlar.
erzurumda rauf bey ve raif efendi var. raif efendi de özür diliyor.
yolumuz üzerinde, erzincanda şeyh fevzi efendiyi bulabileceğiz.
servet ve izzet beyleri davet ettim, gelmediler. raif efendiye bizimle birlikte gelmesi için rica ettik, kabul etti.
nihayet, heyet-i temsiliye üyeleri olarak erzurumdan üç kişi, erzincandan bir kişi ve sivasta bulduğum bekir sami bey ile beş kişi olduk. sivas kongresine katılan temsilcilerin ellerindeki kartları inceleme gereği duyulduğu, zaman, ben, orada şöyle bir belge hazırladım ve altına heyeti temsiliyenin mührünü bastım.
«heyet-i temsiliyeden:
mustafa kemal paşa
rauf bey
ulemâdan (45) raif efendi
şeyh fevzi efendi bekir sami bey
yukarıda adları yazılı şahıslar, doğu anadolu adına sivas kongresinde bulunmak üzere erzurum kongresince görevlendirilmiştir.» (mühür)
efendiler, erzurumdan ayrıldığımız tarih 29 ağustos 1919dur.
devamı için:
(bkz: sivas yolunda)
nutuktan...
efendiler, sivasta toplanmasını sağlamaya çalıştığımız kongreye her taraftan temsilci seçtirmek ve onların sivasa gelmelerini sağlamak üzere, daha amasyada iken başlamış olan çalışma ve yazışmalar devam ediyordu. bütün komutanlar ve birçok vatansever her yerde olağanüstü bir çaba harcıyorlardı. ne var ki, yine her tarafta olumsuz ve aleyhte propagandalar ve özellikle istanbul hükûmetinin engelleyici tedbirleri işi güçleştiriyordu.
bazı yerlerden hem temsilci seçmiyorlar hem de maneviyat kıracak ve herkesi ümitsizliğe düşürecek cevaplar veriyorlardı.
örnek olarak, 20nci kolordu komutanı adına kurmay başkanı ömer halis beyin istanbuldan gelen bilgileri içine alan 9
ağustos 1919 tarihli şifresinde, şu maddeler dikkate değer görüldü:
1 — istanbul temsilci göndermiyor. oradaki işleri uygun bulmakla birlikte, cüretli bir duruma girmeyi de istemiyor.
2 — istanbuldan temsilci göndermek imkânsızdır. gönderilmek istenen kimseler, orada verimli, başarılı iş göreceklerine emin olmadıklarından dolayı, boşuna masraf etmemek ve yolculuk sıkıntılarına katlanmamak için hareket etmiyorlar. (bilindiği üzere, bazı kimseleri özel birer mektupla da davet etmiştik.)»
biz, her yerden temsilci seçtirmek ve göndertmekte karşılaşılan güçlükleri yenmeye çalışırken, öte yandan kongrenin toplanması için en güvenli bir yer olarak seçtiğimiz sivasta da bir telâş ve heyecan başladı.
efendiler, burada, sırası gelmişken arz edeyim ki, ben sivası gerçekten de her bakımdan güvenli bir yer saymış olmakla birlikte, daha amasyada iken sivasa gelen bütün yollar üzerinde uzaktan ve yakından her türlü askeri tedbir ve tertipleri aldırmayı da ihtiyatlı olmanın gereği saymıştım.
devamı için:
(bkz: sivas valisi nin endişeleri)
efendiler, sivasta toplanmasını sağlamaya çalıştığımız kongreye her taraftan temsilci seçtirmek ve onların sivasa gelmelerini sağlamak üzere, daha amasyada iken başlamış olan çalışma ve yazışmalar devam ediyordu. bütün komutanlar ve birçok vatansever her yerde olağanüstü bir çaba harcıyorlardı. ne var ki, yine her tarafta olumsuz ve aleyhte propagandalar ve özellikle istanbul hükûmetinin engelleyici tedbirleri işi güçleştiriyordu.
bazı yerlerden hem temsilci seçmiyorlar hem de maneviyat kıracak ve herkesi ümitsizliğe düşürecek cevaplar veriyorlardı.
örnek olarak, 20nci kolordu komutanı adına kurmay başkanı ömer halis beyin istanbuldan gelen bilgileri içine alan 9
ağustos 1919 tarihli şifresinde, şu maddeler dikkate değer görüldü:
1 — istanbul temsilci göndermiyor. oradaki işleri uygun bulmakla birlikte, cüretli bir duruma girmeyi de istemiyor.
2 — istanbuldan temsilci göndermek imkânsızdır. gönderilmek istenen kimseler, orada verimli, başarılı iş göreceklerine emin olmadıklarından dolayı, boşuna masraf etmemek ve yolculuk sıkıntılarına katlanmamak için hareket etmiyorlar. (bilindiği üzere, bazı kimseleri özel birer mektupla da davet etmiştik.)»
biz, her yerden temsilci seçtirmek ve göndertmekte karşılaşılan güçlükleri yenmeye çalışırken, öte yandan kongrenin toplanması için en güvenli bir yer olarak seçtiğimiz sivasta da bir telâş ve heyecan başladı.
efendiler, burada, sırası gelmişken arz edeyim ki, ben sivası gerçekten de her bakımdan güvenli bir yer saymış olmakla birlikte, daha amasyada iken sivasa gelen bütün yollar üzerinde uzaktan ve yakından her türlü askeri tedbir ve tertipleri aldırmayı da ihtiyatlı olmanın gereği saymıştım.
devamı için:
(bkz: sivas valisi nin endişeleri)
-avrupadan bir şey başaramadan dönen ferit paşaya çektiğim şifre-
nutuktan...
istanbul hükûmetini millî teşebbüsleri engellemekten vazgeçirmek, başarıda sağlayacağı çabukluk ve kolaylık bakımından önemli idi.
bu düşünce ile ve ferit paşanın, tabiatıyla hiç bir şey başaramadan, adeta hakarete uğramış bir durumda istanbula dönüşünden yararlanarak, kendisine 16 ağustos 1919 tarihinde bir şifreli telgraf yazdım. bu telgrafta başlıca şu cümleler vardır:
mösyö clémenceau (klemanso)nun, siz sadrazam hazretlerinin yüksek şahsiyetlerine olan ayrıntılı cevabını, ben âcizleri son günlerde okuyunca istanbula nasıl acı ve üzüntüler içinde dönmüş olduğunuzu takdir ediyorum.
vatanımızı paylaşma ve yok etme düşüncesini bu kadar açık ve haysiyet kırıcı bir şekilde ortaya koyan bu ifade karşısında titremeyecek duygulu bir insan düşünemiyorum. tanrıya binlerce şükredelim ki, milletimiz, ruhundaki kahramanlık azmiyle, tarih boyunca sürüp gelen hayat ve varlığını, hiçbir zaman ne kaderin akışına ne de böyle cellâtça hükümlere kurban etmeyecektir.
şimdi pek eminim ki, siz sadrazam hazretlerinin yüksek şahsiyetleri, bugünkü genel durumu, devlet ve milletin gerçek çıkarlarını üç ay önceki gözlerle görmüyorlar.
dokuz aydan beri iş başına gelen hükûmetlerin hep biribirinden daha çok yıpranması ve sonunda da ne yazık ki, artık iş göremez bir duruma düşmesi, milletin yüksek haysiyeti karşısında doğrusu pek üzücü oluyor. şurası bir gerçektir ki, vatan ve milletin mukadderatı adına içeride ve dışarıda sesini duyurmak ve söz sahibi olabilmek, mutlaka millî iradeye dayanmayı şart kılar.
hayat hakkı ve bağımsızlığı için çalışan milletin amacındaki bu asalet ve ciddiyete karşılık, istanbul hükûmeti, düşmanca davranmak yolunu tutuyor. bu davranış tarzı, elbette büyük bir üzüntü doğuruyor. milleti, istanbul hükûmetine karşı istenmeyen hareketlere sürükleyebilecek niteliktedir. çok açık olarak arzedeyim ki, millet her türlü iradesini kullanabilecek güçtedir. teşebbüslerinin önüne geçebilecek hiçbir kuvvet yoktur.
istanbul hükûmetinin olumsuz teşebbüsleri hiçbir yerde hiçbir kimse tarafından uygulanamayacaktır. millet, çizdiği program çerçevesinde pek kesin ve açık adımlarla hedefine doğru yürümektedir. istanbul hükûmetinin şimdiye kadar süregelen engelleyici teşebbüslerinin hiçbir yerde hiçbir etki yapamamakta olmasıyla, gerçek durumun takdir buyurulmuş olacağına şüphe edilemez.
ingilizlerin gösterdikleri yolda bir kurtuluş çaresi aramak da boşunadır ve sonucu bir hiçtir. bununla birlikte, ingilizler de en sonunda kuvvetin millette olduğunu takdir ederek, hiçbir dayanağı olmayan ve millet adına hiçbir taahhütte bulunamayan, bulunsa bile milletçe kabul edilemeyecek olan bir hükûmetle sonuç alınabilecek bir işe girişmenin mümkün olamayacağına inanmışlardır.
bütün dilekler şu noktada birleşmiştir ki, hükûmet meşru olan milli akımı engellemeye çalışmaktan vazgeçerek, kuva-yı milliyeye dayansın ve bütün teşebbüslerinde kendine millî gayeyi rehber edinsin.
bunun için de millî varlığı ve millî iradeyi temsil edecek olan meclis-i mebusanın en kısa zamanda toplanmasını sağlasın!
devamı için:
(bkz: sivas kongresi hazırlıkları)
nutuktan...
istanbul hükûmetini millî teşebbüsleri engellemekten vazgeçirmek, başarıda sağlayacağı çabukluk ve kolaylık bakımından önemli idi.
bu düşünce ile ve ferit paşanın, tabiatıyla hiç bir şey başaramadan, adeta hakarete uğramış bir durumda istanbula dönüşünden yararlanarak, kendisine 16 ağustos 1919 tarihinde bir şifreli telgraf yazdım. bu telgrafta başlıca şu cümleler vardır:
mösyö clémenceau (klemanso)nun, siz sadrazam hazretlerinin yüksek şahsiyetlerine olan ayrıntılı cevabını, ben âcizleri son günlerde okuyunca istanbula nasıl acı ve üzüntüler içinde dönmüş olduğunuzu takdir ediyorum.
vatanımızı paylaşma ve yok etme düşüncesini bu kadar açık ve haysiyet kırıcı bir şekilde ortaya koyan bu ifade karşısında titremeyecek duygulu bir insan düşünemiyorum. tanrıya binlerce şükredelim ki, milletimiz, ruhundaki kahramanlık azmiyle, tarih boyunca sürüp gelen hayat ve varlığını, hiçbir zaman ne kaderin akışına ne de böyle cellâtça hükümlere kurban etmeyecektir.
şimdi pek eminim ki, siz sadrazam hazretlerinin yüksek şahsiyetleri, bugünkü genel durumu, devlet ve milletin gerçek çıkarlarını üç ay önceki gözlerle görmüyorlar.
dokuz aydan beri iş başına gelen hükûmetlerin hep biribirinden daha çok yıpranması ve sonunda da ne yazık ki, artık iş göremez bir duruma düşmesi, milletin yüksek haysiyeti karşısında doğrusu pek üzücü oluyor. şurası bir gerçektir ki, vatan ve milletin mukadderatı adına içeride ve dışarıda sesini duyurmak ve söz sahibi olabilmek, mutlaka millî iradeye dayanmayı şart kılar.
hayat hakkı ve bağımsızlığı için çalışan milletin amacındaki bu asalet ve ciddiyete karşılık, istanbul hükûmeti, düşmanca davranmak yolunu tutuyor. bu davranış tarzı, elbette büyük bir üzüntü doğuruyor. milleti, istanbul hükûmetine karşı istenmeyen hareketlere sürükleyebilecek niteliktedir. çok açık olarak arzedeyim ki, millet her türlü iradesini kullanabilecek güçtedir. teşebbüslerinin önüne geçebilecek hiçbir kuvvet yoktur.
istanbul hükûmetinin olumsuz teşebbüsleri hiçbir yerde hiçbir kimse tarafından uygulanamayacaktır. millet, çizdiği program çerçevesinde pek kesin ve açık adımlarla hedefine doğru yürümektedir. istanbul hükûmetinin şimdiye kadar süregelen engelleyici teşebbüslerinin hiçbir yerde hiçbir etki yapamamakta olmasıyla, gerçek durumun takdir buyurulmuş olacağına şüphe edilemez.
ingilizlerin gösterdikleri yolda bir kurtuluş çaresi aramak da boşunadır ve sonucu bir hiçtir. bununla birlikte, ingilizler de en sonunda kuvvetin millette olduğunu takdir ederek, hiçbir dayanağı olmayan ve millet adına hiçbir taahhütte bulunamayan, bulunsa bile milletçe kabul edilemeyecek olan bir hükûmetle sonuç alınabilecek bir işe girişmenin mümkün olamayacağına inanmışlardır.
bütün dilekler şu noktada birleşmiştir ki, hükûmet meşru olan milli akımı engellemeye çalışmaktan vazgeçerek, kuva-yı milliyeye dayansın ve bütün teşebbüslerinde kendine millî gayeyi rehber edinsin.
bunun için de millî varlığı ve millî iradeyi temsil edecek olan meclis-i mebusanın en kısa zamanda toplanmasını sağlasın!
devamı için:
(bkz: sivas kongresi hazırlıkları)
nutuktan...
biz erzurumda kongre kararlarının her tarafça anlaşılmasını ve topyekûn uygulanmasını sağlayıcı tedbirleri almaya çalışırken, bize «karakol cemiyetinin teşkilât-ı umumiye nizamnamesi, ve karakol cemiyetinin vezaif-i umumiye talimatnamesi diye basılı birtakım kâğıtların, bütün orduya, komutan, subay, herkese dağıtıldığı bildirildi.
bu yönetmeliği okuyan bana en yakın komutanlar bile, bu teşebbüsün benden geldiğini sanarak, birçok şüphe ve kararsızlıklara düşmüşler. benim bir yandan kongrelerle açıkça ortak millî faaliyetlerde bulunurken, bir yandan da esrarengiz ve korkunç bir komite kurmaya çalıştığım zannına kapılmışlar. gerçi, bu örgütün ve teşebbüslerin elebaşıları istanbulda bulunuyorlarmış; fakat, teşebbüslerini benim ad ve hesabıma yapmakta imişler.
karakol cemiyetinin genel kuruluş tüzüğüne göre, genel merkez üyeleri, sayıları, toplantı yer ve toplanış şekilleri, seçim usulleri ve görevlendirilmeleri kesinlikle gizli tutulur.
bir de, en ufak bir sırrı açığa vuran, karakol cemiyetine bir tehlike getiren, hattâ tehlikeye yol açabilecek bir şüphe uyandıran kimseler derhal idam edilir.
genel görev yönetmeliğinde de bir «millî ordudan» söz ediliyor ve «bu ordunun başkomutanı, büyük kurmay heyeti, ordu, kolordu ve tümen komutanları ile kurmayları seçilmiş ve tayin edilmiş olup gizli tutulur. bunlar görevlerini gizli olarak yaparlar» açıklaması okunur.
efendiler, derhal komutanları uyararak, bu tüzük ve yönetmelik hükümlerini asla uygulamamaları gerektiğini ve bu teşebbüsün kaynağını araştırmakta olduğumu bildirdim.
sivasa varışımdan sonra, oraya gelen kara vasıf beyden anladım ki, bu işi yapan kendisi ve bazı arkadaşları imiş.
herhalde, bu hareket tarzı doğru değildi. herkesi idam ile tehdit ederek bilinmeyen bir merkezin, bilinmeyen bir başkomutanın, bilinmeyen birtakım komutanların emirlerine uymak mecburiyetinde bırakmaya kalkışmak çok tehlikeliydi.
gerçekten de, bütün ordu mensuplarında biribirlerine karşı bir güvensizlik ve korku başladı. söz gelişi, herhangi bir kolordu komutanının, «benim komuta etmekte olduğum kolordunun acaba bilinmeyen gizli komutanı kimdir? bu gizli komutan ne vakit ve nasıl komutayı ele alacak ve bana ne gibi bir işlem uygulayacak gibi haklı birtakım kuruntulara kapılması ihtimalden uzak değildi.
sivasta kara vasıf beye bu gizli merkezin, gizli başkomutanın ve gizli büyük kurmay heyetinin kimler olduğunu sorduğum zaman, hepsi siz ve arkadaşlarınızdır, karşılığını vermişti. bu beni büsbütün şaşırtmıştı. böyle bir karşılık elbette akla yatkın olamazdı. çünkü, bana asla böyle bir örgütlenmeden kimse söz etmiş ve iznimi de almış değildi.
bu derneğin, sonradan, özellikle istanbulda yine aynı adla faaliyetini sürdürmeye çalıştığı anlaşıldıktan sonra, kuruluşunda ve bununla ilgili olarak bize vermek zorunda kaldıkları bilgilerde samimiyet bulunabileceği iddia edilemez.
devamı için:
(bkz: avrupa dan dönen ferit paşa ya çektiğim şifre)
biz erzurumda kongre kararlarının her tarafça anlaşılmasını ve topyekûn uygulanmasını sağlayıcı tedbirleri almaya çalışırken, bize «karakol cemiyetinin teşkilât-ı umumiye nizamnamesi, ve karakol cemiyetinin vezaif-i umumiye talimatnamesi diye basılı birtakım kâğıtların, bütün orduya, komutan, subay, herkese dağıtıldığı bildirildi.
bu yönetmeliği okuyan bana en yakın komutanlar bile, bu teşebbüsün benden geldiğini sanarak, birçok şüphe ve kararsızlıklara düşmüşler. benim bir yandan kongrelerle açıkça ortak millî faaliyetlerde bulunurken, bir yandan da esrarengiz ve korkunç bir komite kurmaya çalıştığım zannına kapılmışlar. gerçi, bu örgütün ve teşebbüslerin elebaşıları istanbulda bulunuyorlarmış; fakat, teşebbüslerini benim ad ve hesabıma yapmakta imişler.
karakol cemiyetinin genel kuruluş tüzüğüne göre, genel merkez üyeleri, sayıları, toplantı yer ve toplanış şekilleri, seçim usulleri ve görevlendirilmeleri kesinlikle gizli tutulur.
bir de, en ufak bir sırrı açığa vuran, karakol cemiyetine bir tehlike getiren, hattâ tehlikeye yol açabilecek bir şüphe uyandıran kimseler derhal idam edilir.
genel görev yönetmeliğinde de bir «millî ordudan» söz ediliyor ve «bu ordunun başkomutanı, büyük kurmay heyeti, ordu, kolordu ve tümen komutanları ile kurmayları seçilmiş ve tayin edilmiş olup gizli tutulur. bunlar görevlerini gizli olarak yaparlar» açıklaması okunur.
efendiler, derhal komutanları uyararak, bu tüzük ve yönetmelik hükümlerini asla uygulamamaları gerektiğini ve bu teşebbüsün kaynağını araştırmakta olduğumu bildirdim.
sivasa varışımdan sonra, oraya gelen kara vasıf beyden anladım ki, bu işi yapan kendisi ve bazı arkadaşları imiş.
herhalde, bu hareket tarzı doğru değildi. herkesi idam ile tehdit ederek bilinmeyen bir merkezin, bilinmeyen bir başkomutanın, bilinmeyen birtakım komutanların emirlerine uymak mecburiyetinde bırakmaya kalkışmak çok tehlikeliydi.
gerçekten de, bütün ordu mensuplarında biribirlerine karşı bir güvensizlik ve korku başladı. söz gelişi, herhangi bir kolordu komutanının, «benim komuta etmekte olduğum kolordunun acaba bilinmeyen gizli komutanı kimdir? bu gizli komutan ne vakit ve nasıl komutayı ele alacak ve bana ne gibi bir işlem uygulayacak gibi haklı birtakım kuruntulara kapılması ihtimalden uzak değildi.
sivasta kara vasıf beye bu gizli merkezin, gizli başkomutanın ve gizli büyük kurmay heyetinin kimler olduğunu sorduğum zaman, hepsi siz ve arkadaşlarınızdır, karşılığını vermişti. bu beni büsbütün şaşırtmıştı. böyle bir karşılık elbette akla yatkın olamazdı. çünkü, bana asla böyle bir örgütlenmeden kimse söz etmiş ve iznimi de almış değildi.
bu derneğin, sonradan, özellikle istanbulda yine aynı adla faaliyetini sürdürmeye çalıştığı anlaşıldıktan sonra, kuruluşunda ve bununla ilgili olarak bize vermek zorunda kaldıkları bilgilerde samimiyet bulunabileceği iddia edilemez.
devamı için:
(bkz: avrupa dan dönen ferit paşa ya çektiğim şifre)
nutuk’tan...
efendiler, hâtıra olarak küçük bir noktaya da işaret etmek isterim. benim bu erzurum kongresi’ne üye olarak girip girmemekliğim, üzerinde düşünülmeye değer bulunduğu gibi, kongre’ye katıldıktan sonra da başkan olup olmamaklığım konusunda kararsızlık gösterenler olmuştur. bu kararsızlığı gösterenlerden bir kısmının düşüncelerini iyi niyet ve içtenliklerine vermek mümkün ise de, diğer bazı kimselerin bu hususta tamamen samimiyetten uzak, aksine mel’unca bir maksadın peşine düştüklerine daha o zaman şüphem kalmamıştı. söz gelişi, düşman casusu olup her nasılsa trabzon ilinde bir yerden kendisini kongreye temsilci seçtirerek gelen ömer fevzi bey ve arkadaşları gibi. bu zatın hainliği, sonradan trabzon’da ve oradan kaçtıktan sonra da istanbul’daki faaliyet ve hareketleri ile sabit olmuştur.
kongrenin bitiminden iki üç gün önce başka bir tartışma da söz konusu olmaya başlamıştı. bazı yakın arkadaşlarım benim hey’et-i temsiliye’ye girerek açıkça faaliyet göstermemi sakıncalı buluyorlardı. görüşleri şu noktalarda özetlenebilir: «millî teşebbüs ve faaliyetlerin bütün anlamıyla milletten doğduğunu, gerçekten millî olduğunu göstermek lâzımdır. bu takdirde, yapılacak teşebbüsler daha güçlü olur ve kimsenin kötü yorumuna ve özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerine fırsat vermez. fakat tanınmış ve hele istanbul hükûmeti’ne hilâfet «saltanat makamına karşı âsî duruma düşmüş, hücumların hedef noktası haline gelmiş olan benim gibi bir adamın bütün bu millî teşebbüslerin başında bulunduğu görülürse, faaliyetin millî gayelere dayanmaktan çok, şahsî emellerin gerçekleştirilmesi maksadına dayandığı inancı uyanır. bu bakımdan hey’et-i temsiliye’yi illerin ve müstakil sancakların seçeceği kimseler oluşturmalıdır. ancak, bu şekilde millî bir güç gösterilebilir.»
bu görüşlerin ne dereceye kadar yerinde olup olmadığını araştıracak değilim. yalnız benim de bu görüşlere karşı olan düşüncelerimi ve bunları dayandırdığım noktalardan bazılarını sayayım: özellikle, ben mutlaka kongreye katılmalı ve onu idare etmeliydim. çünkü, zaman geçirmeksizin millî iradenin faaliyete geçirilmesini ve milletin doğrudan doğruya fiilî ve silâhlı olarak tedbirler almaya başlamasını sağlamak zaruretine inanıyordum. bu esaslı noktaları, takdir ve tespit ettirebilmek için, kongrede aydınlatmak, yol göstermek ve bizzat idare etmek suretiyle çalışmamı zaruri görüyordum. nitekim öyle oldu. erzurum kongresi’nin daha önce açıkladığım ilke ve kararlarını, herhangi bir temsilciler hey’etinin uygulama alanına sokturabileceğime henüz güvencim olmadığını itiraf ederim.
nitekim zaman ve olaylar beni doğrulamıştır. bundan başka, daha amasya’da iken karar verilip de bütün millete her türlü vasıta ile tebliğ ettirdiğim sivas genel kongresi’nin toplanmasını sağlamak, bütün milleti ve memleketi yalnız bir hey’etle temsil etmek, ayrıca yalnız doğu illerini değil, vatanın her köşesini aynı dikkat ve duyarlıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak hususlarını herhangi bir hey’etin gerçekleştirebileceğine inanmadığımı açıkça ifade etmek zorundayım. çünkü, bende böyle bir kanaat var olsaydı, benim işbaşına geçtiğim güne kadar teşebbüs ve faaliyette bulunanların çalışmalarının sonuçlarını bekler ve istifa etmemek yolunu tutardım. hükûmet’e, padişah ve halife’ye karşı isyan gereğini duymazdım. aksine, ben de bazı iki yüzlü ve iki taraflı oynayanlar gibi görünüşte pek şatafatlı ve gösterişli olan, o günün ordu müfettişliği görevini ve padişah hazretleri’nin yaveri sıfatını taşımakta devam ederdim. gerçi, benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün millî ve askerî hareketlerin başına geçmemde elbette sakınca vardı. ancak, o sakınca, başarısızlık halinde herkesten önce ve herkesten çok benim, en büyük ceza ve azaba uğratılmamdan başka bir şey olabilecek miydi? oysa, bütün vatanın ve koskaca bir milletin ölüm kalım dâvası söz konusu olurken vatanseverim diyenlerin kendi sonlarını düşünmelerinin yeri var mıydı?
efendiler, ben, bazı arkadaşlarca ileri sürülen düşünce ve kuruntulara uymuş olsaydım, iki bakımdan büyük sakıncalar ortaya çıkacaktı. birincisi; düşüncelerimde, kararlarımda ve bütün kişiliğimde yetersizlik ve güçsüzlük olduğunu itiraf etmek ki, bu husus, benim, vicdanımın emrine uyarak yüklendiğim görev bakımından düzeltilmesi imkânsız bir yanılma olurdu.
efendiler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde ispatlamıştır ki, büyük dâvâlarda başarı için sarsılmaz bir kabiliyet ve kudrete sahip bir önderin varlığı şarttır. bütün devlet adamlarının ümitsizlik ve beceriksizlik içinde.... bütün milletin başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, her vatanseverim diyen binbir çeşit insanın, binbir hareket ve görüş tarzı ortaya attığı ve her şeyin allak bullak olduğu bir dönemde, danışmalar yolu ile, birçok hatırlı ve nüfuzlu kimselere bel bağlama gereğine inanmakla, güvenli ve kararlı bir şekilde ve özellikle sür’atle yol almak ve en sonunda çok çetin olan hedefe ulaşmak mümkün müdür? tarihte, bu tarzda başarıya ulaşmış bir toplum gösterebilir mi? ikincisi efendiler; millet, memleket, siyaset ve ordu yönetimi ile hiçbir ilgi ve ilişkileri bulunmamış, bu alanda başarıları görülmemiş ve denenmemiş olan gelişigüzel kimselerden, söz gelişi erzincanlı bir nakşî şeyhi ve mutki’li bir aşiret reisi gibi zavallılardan da kurulması ihtimalden uzak olmayan herhangi bir temsilciler hey’etine, söz konusu durum ve görev emanet edilebilir miydi? edildiği takdirde, memleket ve milleti kurtaracağız dediğimiz zaman, milleti ve kendimizi aldatmış olmak gibi bir yanılgıya düşmeyecek miydik?
bu nitelikteki bir hey’ete perde arkasından yardım edilebileceği söz konusu olsa bile, bu tarz güvenli bir yol sayılabilir miydi?
bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca inkâr edilemeyecek gerçekler olarak kabul edildiğine asla şüphe yoktur. bununla birlikte, ben burada bu söylediklerimi geçmiş günlere ait bazı hâtıra ve belgeler ile bir kere daha belirtmeyi, gelecek nesillerin siyasî ve sosyal ahlâk terbiyesi açısından bir görev sayarım.
bu dakikaya kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerinde duracağım olaylar dolayısıyla, bu husus, kendiliğinden aydınlığa kavuşacaktır.
***
efendiler, erzurum kongresi’nin bitiminde, ferit paşa’dan sonra harbiye nezareti’ne yeni geldiği anlaşılan bir nazım paşa imzasıyla, 15’inci kolordu komutanlığı’na 30 temmuz 1919 tarihli şöyle bir emir geldi.
mustafa kemal paşa ile refet bey’in hükûmetin kararlarına aykırı faaliyet ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanarak istanbul’a gönderilmeleri babıâlî’ce uygun görülüp, o bölgedeki memurlara emirler verildiğinden, kolordu’ca gereken yardımda bulunulması ve sonucundan bilgi verilmesi rica olunur.
bu emre kolordu komutanlığı tarafından lâyık olduğu şekilde cevap verildi. bu cevabı öteki komutanlara da verdirerek dikkatlerini çektirdim.
kongre bildirisi, memleket içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine çeşitli vasıtalarla gönderildi. tüzük de komutanlara ve öteki güvenilir makamlara kısım kısım şifre ile verilerek, oralarda basılmasının ve çoğaltılıp dağıtılmasının sağlanmasına çalışıldı. bu durum tabiatıyla günlerce devam etti. bu münasebetle sivas’ta 3’üncü kolordu komutanı salâhattin bey’den aldığım 22 ağustos 1919 tarihli bir telgrafta: «tüzüğün ikinci ve dördüncü maddelerinin yayınlanmasını sakıncalı bulduğu, bir kere daha incelenmesi gereği» bildiriliyordu (belge: 42).
ikinci madde — topyekûn savunma ve direnme esasının kabul edildiği;
dördüncü madde — geçici bir idare kurulabileceği hususundaki maddelerdir.
devamı için:
(bkz: karakol cemiyeti)
efendiler, hâtıra olarak küçük bir noktaya da işaret etmek isterim. benim bu erzurum kongresi’ne üye olarak girip girmemekliğim, üzerinde düşünülmeye değer bulunduğu gibi, kongre’ye katıldıktan sonra da başkan olup olmamaklığım konusunda kararsızlık gösterenler olmuştur. bu kararsızlığı gösterenlerden bir kısmının düşüncelerini iyi niyet ve içtenliklerine vermek mümkün ise de, diğer bazı kimselerin bu hususta tamamen samimiyetten uzak, aksine mel’unca bir maksadın peşine düştüklerine daha o zaman şüphem kalmamıştı. söz gelişi, düşman casusu olup her nasılsa trabzon ilinde bir yerden kendisini kongreye temsilci seçtirerek gelen ömer fevzi bey ve arkadaşları gibi. bu zatın hainliği, sonradan trabzon’da ve oradan kaçtıktan sonra da istanbul’daki faaliyet ve hareketleri ile sabit olmuştur.
kongrenin bitiminden iki üç gün önce başka bir tartışma da söz konusu olmaya başlamıştı. bazı yakın arkadaşlarım benim hey’et-i temsiliye’ye girerek açıkça faaliyet göstermemi sakıncalı buluyorlardı. görüşleri şu noktalarda özetlenebilir: «millî teşebbüs ve faaliyetlerin bütün anlamıyla milletten doğduğunu, gerçekten millî olduğunu göstermek lâzımdır. bu takdirde, yapılacak teşebbüsler daha güçlü olur ve kimsenin kötü yorumuna ve özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerine fırsat vermez. fakat tanınmış ve hele istanbul hükûmeti’ne hilâfet «saltanat makamına karşı âsî duruma düşmüş, hücumların hedef noktası haline gelmiş olan benim gibi bir adamın bütün bu millî teşebbüslerin başında bulunduğu görülürse, faaliyetin millî gayelere dayanmaktan çok, şahsî emellerin gerçekleştirilmesi maksadına dayandığı inancı uyanır. bu bakımdan hey’et-i temsiliye’yi illerin ve müstakil sancakların seçeceği kimseler oluşturmalıdır. ancak, bu şekilde millî bir güç gösterilebilir.»
bu görüşlerin ne dereceye kadar yerinde olup olmadığını araştıracak değilim. yalnız benim de bu görüşlere karşı olan düşüncelerimi ve bunları dayandırdığım noktalardan bazılarını sayayım: özellikle, ben mutlaka kongreye katılmalı ve onu idare etmeliydim. çünkü, zaman geçirmeksizin millî iradenin faaliyete geçirilmesini ve milletin doğrudan doğruya fiilî ve silâhlı olarak tedbirler almaya başlamasını sağlamak zaruretine inanıyordum. bu esaslı noktaları, takdir ve tespit ettirebilmek için, kongrede aydınlatmak, yol göstermek ve bizzat idare etmek suretiyle çalışmamı zaruri görüyordum. nitekim öyle oldu. erzurum kongresi’nin daha önce açıkladığım ilke ve kararlarını, herhangi bir temsilciler hey’etinin uygulama alanına sokturabileceğime henüz güvencim olmadığını itiraf ederim.
nitekim zaman ve olaylar beni doğrulamıştır. bundan başka, daha amasya’da iken karar verilip de bütün millete her türlü vasıta ile tebliğ ettirdiğim sivas genel kongresi’nin toplanmasını sağlamak, bütün milleti ve memleketi yalnız bir hey’etle temsil etmek, ayrıca yalnız doğu illerini değil, vatanın her köşesini aynı dikkat ve duyarlıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak hususlarını herhangi bir hey’etin gerçekleştirebileceğine inanmadığımı açıkça ifade etmek zorundayım. çünkü, bende böyle bir kanaat var olsaydı, benim işbaşına geçtiğim güne kadar teşebbüs ve faaliyette bulunanların çalışmalarının sonuçlarını bekler ve istifa etmemek yolunu tutardım. hükûmet’e, padişah ve halife’ye karşı isyan gereğini duymazdım. aksine, ben de bazı iki yüzlü ve iki taraflı oynayanlar gibi görünüşte pek şatafatlı ve gösterişli olan, o günün ordu müfettişliği görevini ve padişah hazretleri’nin yaveri sıfatını taşımakta devam ederdim. gerçi, benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün millî ve askerî hareketlerin başına geçmemde elbette sakınca vardı. ancak, o sakınca, başarısızlık halinde herkesten önce ve herkesten çok benim, en büyük ceza ve azaba uğratılmamdan başka bir şey olabilecek miydi? oysa, bütün vatanın ve koskaca bir milletin ölüm kalım dâvası söz konusu olurken vatanseverim diyenlerin kendi sonlarını düşünmelerinin yeri var mıydı?
efendiler, ben, bazı arkadaşlarca ileri sürülen düşünce ve kuruntulara uymuş olsaydım, iki bakımdan büyük sakıncalar ortaya çıkacaktı. birincisi; düşüncelerimde, kararlarımda ve bütün kişiliğimde yetersizlik ve güçsüzlük olduğunu itiraf etmek ki, bu husus, benim, vicdanımın emrine uyarak yüklendiğim görev bakımından düzeltilmesi imkânsız bir yanılma olurdu.
efendiler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde ispatlamıştır ki, büyük dâvâlarda başarı için sarsılmaz bir kabiliyet ve kudrete sahip bir önderin varlığı şarttır. bütün devlet adamlarının ümitsizlik ve beceriksizlik içinde.... bütün milletin başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, her vatanseverim diyen binbir çeşit insanın, binbir hareket ve görüş tarzı ortaya attığı ve her şeyin allak bullak olduğu bir dönemde, danışmalar yolu ile, birçok hatırlı ve nüfuzlu kimselere bel bağlama gereğine inanmakla, güvenli ve kararlı bir şekilde ve özellikle sür’atle yol almak ve en sonunda çok çetin olan hedefe ulaşmak mümkün müdür? tarihte, bu tarzda başarıya ulaşmış bir toplum gösterebilir mi? ikincisi efendiler; millet, memleket, siyaset ve ordu yönetimi ile hiçbir ilgi ve ilişkileri bulunmamış, bu alanda başarıları görülmemiş ve denenmemiş olan gelişigüzel kimselerden, söz gelişi erzincanlı bir nakşî şeyhi ve mutki’li bir aşiret reisi gibi zavallılardan da kurulması ihtimalden uzak olmayan herhangi bir temsilciler hey’etine, söz konusu durum ve görev emanet edilebilir miydi? edildiği takdirde, memleket ve milleti kurtaracağız dediğimiz zaman, milleti ve kendimizi aldatmış olmak gibi bir yanılgıya düşmeyecek miydik?
bu nitelikteki bir hey’ete perde arkasından yardım edilebileceği söz konusu olsa bile, bu tarz güvenli bir yol sayılabilir miydi?
bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca inkâr edilemeyecek gerçekler olarak kabul edildiğine asla şüphe yoktur. bununla birlikte, ben burada bu söylediklerimi geçmiş günlere ait bazı hâtıra ve belgeler ile bir kere daha belirtmeyi, gelecek nesillerin siyasî ve sosyal ahlâk terbiyesi açısından bir görev sayarım.
bu dakikaya kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerinde duracağım olaylar dolayısıyla, bu husus, kendiliğinden aydınlığa kavuşacaktır.
***
efendiler, erzurum kongresi’nin bitiminde, ferit paşa’dan sonra harbiye nezareti’ne yeni geldiği anlaşılan bir nazım paşa imzasıyla, 15’inci kolordu komutanlığı’na 30 temmuz 1919 tarihli şöyle bir emir geldi.
mustafa kemal paşa ile refet bey’in hükûmetin kararlarına aykırı faaliyet ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanarak istanbul’a gönderilmeleri babıâlî’ce uygun görülüp, o bölgedeki memurlara emirler verildiğinden, kolordu’ca gereken yardımda bulunulması ve sonucundan bilgi verilmesi rica olunur.
bu emre kolordu komutanlığı tarafından lâyık olduğu şekilde cevap verildi. bu cevabı öteki komutanlara da verdirerek dikkatlerini çektirdim.
kongre bildirisi, memleket içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine çeşitli vasıtalarla gönderildi. tüzük de komutanlara ve öteki güvenilir makamlara kısım kısım şifre ile verilerek, oralarda basılmasının ve çoğaltılıp dağıtılmasının sağlanmasına çalışıldı. bu durum tabiatıyla günlerce devam etti. bu münasebetle sivas’ta 3’üncü kolordu komutanı salâhattin bey’den aldığım 22 ağustos 1919 tarihli bir telgrafta: «tüzüğün ikinci ve dördüncü maddelerinin yayınlanmasını sakıncalı bulduğu, bir kere daha incelenmesi gereği» bildiriliyordu (belge: 42).
ikinci madde — topyekûn savunma ve direnme esasının kabul edildiği;
dördüncü madde — geçici bir idare kurulabileceği hususundaki maddelerdir.
devamı için:
(bkz: karakol cemiyeti)
#906234
mustafa kemal’in silah arkadaşı olmadığı doğrudur lâkin unutmamak gerek: her daim 0’nun askeridir! her daim...
mustafa kemal’in silah arkadaşı olmadığı doğrudur lâkin unutmamak gerek: her daim 0’nun askeridir! her daim...
nutuktan...
efendiler, erzurum kongresi 14 gün sürdü. çalışmalarının sonucu, tespit ettiği tüzük ve bu tüzükteki hükümleri ilân eden bildiri maddelerinden ibarettir.
bu tüzük ve bildiri metni, zaman ve ortamın gerektirdiği bazı önemsiz ve ikinci derecede düşünce ve görüşler atlanarak incelenirse, birtakım köklü ve geniş çaplı ilkeler ve kararlara varmış oluruz.
müsaade buyurursanız, bu ilkelerin ve kararların bence, daha o zaman, nelerden ibaret olduğuna işaret edeyim:
1 — millî sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür. birbirinden ayrılamaz (bildiri, madde 6; tüzük madde 3ün açıklaması: tüzük ve bildirinin linci maddeleri lûtfen okunup incelensin...)
2 — her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve osmanlı hükûmetinin dağılması halinde, millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir. (tüzük madde 2 ve 3; bildiri, madde 3)
3 — istanbul hükûmeti vatanı koruma ve istiklâli elde etme gücünü gösteremediği takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükûmet kurulacaktır. bu hükûmet üyeleri millî kongrece seçilecektir. kongre toplanmamışsa bu seçimi heyet-i temsiliye yapacaktır. (tüzük, madde 4; bildiri, madde 4)
4 — kuva-yı milliyeyi tek kuvvet olarak tanımak ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır (bildiri, madde 3).
5 — hristiyan azınlıklara siyasî hâkimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar verilemez (bildiri, madde 4).
6 — manda ve himaye kabul olunamaz (bildiri, madde 7).
7 — millî meclisin derhal toplanmasını ve hükûmetin yaptığı işlerin meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için
çalışılacaktır (bildiri, madde 8).
bu ilkeler ve bu kararlar çeşitli şekillerde yorumlanmışsa da, gerçek niteliklerini hiç değiştirmeden uygulanma imkânı bulabilmişlerdir.
efendiler, biz kongrede özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri ortaya koymaya çalışırken, sadrazam ferit paşa da basında birtakım demeçler yayınlıyordu. bu demeçlere, sadrazamın milleti jurnali dense yeridir. 23 temmuz 1919 tarihli basın, dünyaya şunu ilân ediyordu: «anadoluda karışıklık çıktı. kanun-ı esasîye aykırı olarak meclis-i mebusan adı altında toplantılar yapılıyor. bu hareketin askerî ve sivil memurlar tarafından önlenmesi gerekir.
buna karşı gereken tedbirler alındı ve meclis-i mebusanın toplantıya çağrılması istendi (belge: 39).
ağustosun yedinci günü, kongre, toplantısına son verirken üyelerine:
«önemli kararlar alındığını, bütün dünyaya milletimizin varlık ve birliğinin gösterildiğini» söyledim ve «tarih, bu kongremizi ender görülen büyük bir eser olarak kaydedecektir» dedim (belge: 40).
sözlerimde isabetsizlik olmadığını zaman ve olayların ispatlamış olduğuna inanıyorum, efendiler.
erzurum kongresi, tüzüğü gereğince bir heyet-i temsiliye seçmişti.
dernekler kanununa göre, dilekçe yerine geçmek üzere, erzurum valiliğine verilen 24 ağustos 1919 tarihli yazıda, heyet-i temsiliye üyelerinin adları ve kimlikleri şu şekilde gösterilmiştir:
mustafa kemal eski 3üncü ordu müfettişi, askerlikten ayrılmış.
rauf bey eski bahriye nâzırı.
raif efendi eski erzurum milletvekili.
izzet bey eski trabzon milletvekili.
servet bey eski trabzon milletvekili.
şeyh fevzi efendi erzincanda nakşî şeyhi.
bekir sami bey eski beyrut valisi
sadullah efendi eski bitlis milletvekili.
hacı musa bey mutki aşiret beyi (belge: 41).
efendiler, sırası gelmişken arz edeyim ki, bu kimseler hiçbir vakit bir araya gelip birlikte çalışmış değillerdir. bunlardan izzet, servet ve hacı musa beyler ile sadullah efendi hiç gelmemişlerdir. raif ve şeyh fevzi efendiler sivas kongresine katılmışlar fakat ondan sonra biri erzuruma öteki erzincana dönerek bir daha heyet-i temsiliyede bulunmamışlardır. rauf bey ve sivas kongresinde aramıza katılan bekir sami bey istanbulda meclis-i mebusana gidinceye kadar, bizimle birlikte bulunmuşlardır.
devamı için:
(bkz: erzurum kongresi nde görülen kararsızlıklar)
efendiler, erzurum kongresi 14 gün sürdü. çalışmalarının sonucu, tespit ettiği tüzük ve bu tüzükteki hükümleri ilân eden bildiri maddelerinden ibarettir.
bu tüzük ve bildiri metni, zaman ve ortamın gerektirdiği bazı önemsiz ve ikinci derecede düşünce ve görüşler atlanarak incelenirse, birtakım köklü ve geniş çaplı ilkeler ve kararlara varmış oluruz.
müsaade buyurursanız, bu ilkelerin ve kararların bence, daha o zaman, nelerden ibaret olduğuna işaret edeyim:
1 — millî sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür. birbirinden ayrılamaz (bildiri, madde 6; tüzük madde 3ün açıklaması: tüzük ve bildirinin linci maddeleri lûtfen okunup incelensin...)
2 — her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve osmanlı hükûmetinin dağılması halinde, millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir. (tüzük madde 2 ve 3; bildiri, madde 3)
3 — istanbul hükûmeti vatanı koruma ve istiklâli elde etme gücünü gösteremediği takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükûmet kurulacaktır. bu hükûmet üyeleri millî kongrece seçilecektir. kongre toplanmamışsa bu seçimi heyet-i temsiliye yapacaktır. (tüzük, madde 4; bildiri, madde 4)
4 — kuva-yı milliyeyi tek kuvvet olarak tanımak ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır (bildiri, madde 3).
5 — hristiyan azınlıklara siyasî hâkimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar verilemez (bildiri, madde 4).
6 — manda ve himaye kabul olunamaz (bildiri, madde 7).
7 — millî meclisin derhal toplanmasını ve hükûmetin yaptığı işlerin meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için
çalışılacaktır (bildiri, madde 8).
bu ilkeler ve bu kararlar çeşitli şekillerde yorumlanmışsa da, gerçek niteliklerini hiç değiştirmeden uygulanma imkânı bulabilmişlerdir.
efendiler, biz kongrede özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri ortaya koymaya çalışırken, sadrazam ferit paşa da basında birtakım demeçler yayınlıyordu. bu demeçlere, sadrazamın milleti jurnali dense yeridir. 23 temmuz 1919 tarihli basın, dünyaya şunu ilân ediyordu: «anadoluda karışıklık çıktı. kanun-ı esasîye aykırı olarak meclis-i mebusan adı altında toplantılar yapılıyor. bu hareketin askerî ve sivil memurlar tarafından önlenmesi gerekir.
buna karşı gereken tedbirler alındı ve meclis-i mebusanın toplantıya çağrılması istendi (belge: 39).
ağustosun yedinci günü, kongre, toplantısına son verirken üyelerine:
«önemli kararlar alındığını, bütün dünyaya milletimizin varlık ve birliğinin gösterildiğini» söyledim ve «tarih, bu kongremizi ender görülen büyük bir eser olarak kaydedecektir» dedim (belge: 40).
sözlerimde isabetsizlik olmadığını zaman ve olayların ispatlamış olduğuna inanıyorum, efendiler.
erzurum kongresi, tüzüğü gereğince bir heyet-i temsiliye seçmişti.
dernekler kanununa göre, dilekçe yerine geçmek üzere, erzurum valiliğine verilen 24 ağustos 1919 tarihli yazıda, heyet-i temsiliye üyelerinin adları ve kimlikleri şu şekilde gösterilmiştir:
mustafa kemal eski 3üncü ordu müfettişi, askerlikten ayrılmış.
rauf bey eski bahriye nâzırı.
raif efendi eski erzurum milletvekili.
izzet bey eski trabzon milletvekili.
servet bey eski trabzon milletvekili.
şeyh fevzi efendi erzincanda nakşî şeyhi.
bekir sami bey eski beyrut valisi
sadullah efendi eski bitlis milletvekili.
hacı musa bey mutki aşiret beyi (belge: 41).
efendiler, sırası gelmişken arz edeyim ki, bu kimseler hiçbir vakit bir araya gelip birlikte çalışmış değillerdir. bunlardan izzet, servet ve hacı musa beyler ile sadullah efendi hiç gelmemişlerdir. raif ve şeyh fevzi efendiler sivas kongresine katılmışlar fakat ondan sonra biri erzuruma öteki erzincana dönerek bir daha heyet-i temsiliyede bulunmamışlardır. rauf bey ve sivas kongresinde aramıza katılan bekir sami bey istanbulda meclis-i mebusana gidinceye kadar, bizimle birlikte bulunmuşlardır.
devamı için:
(bkz: erzurum kongresi nde görülen kararsızlıklar)
nutuktan...
efendiler, yüksek malûmunuz olduğu üzere, erzurum kongresi 1919 yılı temmuzunun 23üncü günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda toplandı. ilk günü, beni başkanlığa seçtiler. kongre üyelerini, durum ve bir dereceye kadar da tutulan yol hakkında aydınlatmak için yaptığım konuşmada:
«tarihin ve olayların zoru ile, doğrudan doğruya içine düştüğümüz kanlı ve kara tehlikeleri göstermeyecek ve bundan irkilmeyecek hiçbir vatanseverin tasavvur edilemeyeceğine işaret ettim. ateşkes anlaşması hükümlerine aykırı olarak yapılan saldırı ve işgallerden bahsettim.
tarihin, bir milletin varlığını ve hakkını hiçbir zaman inkâr edemeyeceğini, bu itibarla vatanımız, milletimiz aleyhinde verilen hükümlerin ergeç iflâsa mahkûm olduğunu söyledim.
vatan ve milletin kutsal varlıklarını kurtarmak ve korumak hususunda son sözü söyleyecek ve bunun gereğini yerine getirecek gücün, bütün vatanda bir elektrik ağı haline gelmiş olan millî akımın kahramanlık ruhu olduğunu ifade ettim.
maneviyatın kuvvetlendirilmesine yardımcı olmak üzere de, yeryüzündeki bilinen bütün milletlerin millî gayelerine ulaşmak için -içinde bulunduğumuz tarihteki- mücadeleleri ile ilgili mevcut bazı bilgileri özetledim.
ve milletin mukadderatına hâkim bir millî iradenin, ancak anadoludan doğabileceğini belirttim. milli iradeye dayanan bir millet meclisinin meydana getirilmesini ve gücünü millî iradeden alacak bir hükûmetin kurulmasını, kongre çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdim» (belge: 38).
devamı için:
(bkz: erzurum kongresi nin bildirisi ve kararları)
efendiler, yüksek malûmunuz olduğu üzere, erzurum kongresi 1919 yılı temmuzunun 23üncü günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda toplandı. ilk günü, beni başkanlığa seçtiler. kongre üyelerini, durum ve bir dereceye kadar da tutulan yol hakkında aydınlatmak için yaptığım konuşmada:
«tarihin ve olayların zoru ile, doğrudan doğruya içine düştüğümüz kanlı ve kara tehlikeleri göstermeyecek ve bundan irkilmeyecek hiçbir vatanseverin tasavvur edilemeyeceğine işaret ettim. ateşkes anlaşması hükümlerine aykırı olarak yapılan saldırı ve işgallerden bahsettim.
tarihin, bir milletin varlığını ve hakkını hiçbir zaman inkâr edemeyeceğini, bu itibarla vatanımız, milletimiz aleyhinde verilen hükümlerin ergeç iflâsa mahkûm olduğunu söyledim.
vatan ve milletin kutsal varlıklarını kurtarmak ve korumak hususunda son sözü söyleyecek ve bunun gereğini yerine getirecek gücün, bütün vatanda bir elektrik ağı haline gelmiş olan millî akımın kahramanlık ruhu olduğunu ifade ettim.
maneviyatın kuvvetlendirilmesine yardımcı olmak üzere de, yeryüzündeki bilinen bütün milletlerin millî gayelerine ulaşmak için -içinde bulunduğumuz tarihteki- mücadeleleri ile ilgili mevcut bazı bilgileri özetledim.
ve milletin mukadderatına hâkim bir millî iradenin, ancak anadoludan doğabileceğini belirttim. milli iradeye dayanan bir millet meclisinin meydana getirilmesini ve gücünü millî iradeden alacak bir hükûmetin kurulmasını, kongre çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdim» (belge: 38).
devamı için:
(bkz: erzurum kongresi nin bildirisi ve kararları)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?