(1 şubat 1894-31 ağustos 1973) abdli yönetmen. en iyi yönetmen oskarını, 1935, 1940, 1941 ve 1952 yıllarında kazanmıştır. akira kurosawa, martin scorsese ve steven spielberg gibi yönetmenlerin ilham kaynağı olmuştur.
(23 şubat 1899-7 nisan 1981) chicago, illinois doğumlu akademi ödülü sahibi amerikalı film yönetmeni. 1920 ve 1968 yıllarında yaklaşık 140 film yönetmiştir. 1931 yılında, en iyi yönetmen oskar ödülünü skippy filmi ile kazanmıştır. bu zamana değin bu ödülü kazanmış en genç yönetmendir.
(2 şubat 1886-10 ağustos 1960) film yönetmeni, yapımcısı ve senaristi. 1930 yılında the divine lady ve 1934 yılında cavalcade filmleri ile en iyi yönetmen oskar ödülünü almış, 1936 yılında mutiny on the bounty ile ise aday gösterilmiştir.
(30 eylül 1895-25 eylül 1980) 1928 yılı akademi ödülü sahibi film yönetmeni.
yönettiği two arabian knights (1927), batı cephesinde yeni bir şey yok (1930), the general died at dawn (1936) of mice and men (1940), oceans eleven (1960) ve mutiny on the bounty (1962) filmleri ile bilinir. 1928de, ilk oskar töreninde two arabian knights filmi ile komedi dalında en iyi yönetmen ödülünü almıştır.
yönettiği two arabian knights (1927), batı cephesinde yeni bir şey yok (1930), the general died at dawn (1936) of mice and men (1940), oceans eleven (1960) ve mutiny on the bounty (1962) filmleri ile bilinir. 1928de, ilk oskar töreninde two arabian knights filmi ile komedi dalında en iyi yönetmen ödülünü almıştır.
(23 nisan 1894-19 haziran 1962) 1928 yılı akademi ödülü sahibi amerikalı film yönetmeni.
ilk yılında drama ve komedi olarak iki dalda dağıtılan en iyi yönetmen oskar ödülünü drama dalında kazanmış ve ödülü kazanan en genç dördüncü insan olmuştur.
ilk yılında drama ve komedi olarak iki dalda dağıtılan en iyi yönetmen oskar ödülünü drama dalında kazanmış ve ödülü kazanan en genç dördüncü insan olmuştur.
-itilaf kuvvetleri nin telgrafla memlekete yapmak istedikleri resmi tebliğ-
nutuktan...
efendiler, itilâf kuvvetleri, istanbul telgraf merkezlerini işgal ettikten sonra, memlekete telgrafla bir resmî tebliğde bulunmak istediler. tarafımızdan yapılan uyarı ve hatırlatmalar üzerine, bazı merkezler dışında bu resmî tebliğ alınmadı. alanlar ve cevap verenlerden belli başlıları şunlardır:
izmit mutasarrıfı suat bey (belge: 256),
konya valisi suphi bey (belge: 257).
resmi tebliğ
beş buçuk yıl önce, osmanlı devletinin mukadderatını her nasılsa elde etmiş olan ittihat ve terakkî cemiyetinin liderleri, alman telkinlerine kapılarak osmanlı devlet ve milletini ı. dünya savaşına soktular. bu haksız ve uğursuz siyasetin sonucu bilinmektedir. osmanlı devlet ve milleti, bir türlü felâket geçirdikten sonra, öyle bir yenilgiye uğradı ki, ittihat ve terakkî cemiyetinin liderleri bile, bir ateşkes anlaşması yaparak kaçmaktan başka çare bulamadılar. anlaşmanın yapılmasından sonra, itilâf devletlerine bir görev düştü.
bu görev eski osmanlı imparatorluğunun bütün halkının, ırk ve mezhep ayrılığı gözetilmeksizin gelecekteki mutluluklarını, gelişmelerini, sosyal ve ekonomik hayatlarını güven altına alan bir barışın temellerini atmaktan ibaretti.
barış konferansı, bu görevi yerine getirmekle uğraşırken, kaçmış olan ittihat ve terakki ileri gelenlerinin taraftarı olan bazı kimseler, «millî teşkilât» takma adı ile bir teşkilât kurarak ve padişah ile istanbul hükûmetinin emirlerini hiçe sayarak, savaşın acı sonuçlarıyla büsbütün tükenmiş olan halkı askerlik için toplamak, çeşitli unsurlar arasında nifak çıkarmak, millî yardım bahanesiyle halkı soymak gibi işleri yapmaya yeltendiler ve böylece barış değil, sanki yeni bir savaş devrini açmaya çalıştılar.
bu teşebbüs ve kışkırtmalara rağmen, barış konferansı görevine devam etti ve nihayet istanbulun türk idaresinde kalmasına karar verdi. bu karar osmanlıların kalplerini ferahlatacaktır. ancak, bu kararlarını bâbıâliye bildirdikleri zaman, uygulamanın ne gibi şartlara bağlı olduğunu da hatırlattılar.
bu şartlar, osmanlı vilâyetlerinde bulunan hristiyanların hayatlarını tehlikeye sokmamak, bugün itilâf devletleri ile müttefiklerinin askerî kuvvetleri aleyhinde yapılmakta olan sürekli hücumlara son vermekti. istanbul hükûmeti, bu uyarıya karşı bir dereceye kadar iyiniyet göstermiş ise de, «millî teşkilât» takma adı ile hareket eden kimseler, ne yazık ki, teşvik ve tahriklerinden vazgeçmek istemediler.
aksine, hükûmetin kendileri ile işbirliği yapmasını sağlamaya çalıştılar. herkesin sonsuz bir hasretle beklediği barış için büyük bir tehlike demek olan bu duruma karşı, itilâf devletleri, yakında karara bağlanacak barış hükümlerinin uygulanmasını sağlamak üzere, gerekli tedbirleri düşünmeye mecbur oldular. bunun için bir tek çare buldular. bu da, istanbulu geçici olarak işgal etmekti. bu karar bugün yürürlüğe girmiş olduğundan, kamuoyunu aydınlatmak için aşağıdaki noktaların açıklanması gerekir:
1 — işgal geçicidir.
2 — itilâf devletlerinin niyeti, saltanat makamının nüfuzunu kırmak değil, aksine, osmanlı idaresinde kalacak olan memleketlerde o nüfuzu güçlendirmek ve sağlamlaştırmaktır.
3 — itilâf devletlerinin niyeti, yine türkleri istanbuldan mahrum etmemektir. fakat, allah korusun, taşrada genel bir karışıklık veya katliam gibi olaylar ortaya çıkarsa, bu karar değiştirilebilir.
4 — bu nazik dönemde, ister müslüman ister gayrimüslim olsun, herkesin görevi, kendi işine gücüne bakmak, güvenliğin sağlanmasına yardımcı olmak, osmanlı devletinin yıkıntısından yeni bir türkiyenin kurulması için var olan son bir ümidi, çılgınlıklarıyla mahvetmek isteyenlerin aldatıcı sözlerine kapılmamak ve hâlâ saltanat merkezi olarak kalan istanbuldan verilecek emirlere uymaktır.
yukarıda sayılan kışkırtmalara katılan şahısların bazıları, istanbulda yakalanmışlardır. onlar elbette kendi yaptıklarından ve sonra da, o yaptıklarının sonucu olarak ortaya çıkabilecek olaylardan sorumlu tutulacaklardır.
işgal kuvvetleri
bu tebliğ dolayısıyla, derhal şu genelgeyi yayınladım:
16.3.1920
bütün vali ve komutanlara ve müdafaa-i hukuk heyetlerine
itilâf devletleri tarafından silâhlı çarpışma sonunda, istanbulun işgali zorla gerçekleştirilmiştir. bu suikasttan yararlanarak hainlik düşünen birçok kimsenin milleti aldatmaya kalkışmaları muhtemeldir.
nitekim, resmî bildiriler şeklinde imzasız bazı bildirilerin yayınlanmak istendiğini öğreniyoruz. yanlış hareketlere yer verilmemek ve gerçek duruma ters düşen heyecanlar yaratılmamak bakımından, bu gibi bildirilere asla değer verilmemesi gerekir. gerçek durumu izleyen anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti, milleti aydınlatacaktır.
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: yabancı devletlere yaptığım protesto)
nutuktan...
efendiler, itilâf kuvvetleri, istanbul telgraf merkezlerini işgal ettikten sonra, memlekete telgrafla bir resmî tebliğde bulunmak istediler. tarafımızdan yapılan uyarı ve hatırlatmalar üzerine, bazı merkezler dışında bu resmî tebliğ alınmadı. alanlar ve cevap verenlerden belli başlıları şunlardır:
izmit mutasarrıfı suat bey (belge: 256),
konya valisi suphi bey (belge: 257).
resmi tebliğ
beş buçuk yıl önce, osmanlı devletinin mukadderatını her nasılsa elde etmiş olan ittihat ve terakkî cemiyetinin liderleri, alman telkinlerine kapılarak osmanlı devlet ve milletini ı. dünya savaşına soktular. bu haksız ve uğursuz siyasetin sonucu bilinmektedir. osmanlı devlet ve milleti, bir türlü felâket geçirdikten sonra, öyle bir yenilgiye uğradı ki, ittihat ve terakkî cemiyetinin liderleri bile, bir ateşkes anlaşması yaparak kaçmaktan başka çare bulamadılar. anlaşmanın yapılmasından sonra, itilâf devletlerine bir görev düştü.
bu görev eski osmanlı imparatorluğunun bütün halkının, ırk ve mezhep ayrılığı gözetilmeksizin gelecekteki mutluluklarını, gelişmelerini, sosyal ve ekonomik hayatlarını güven altına alan bir barışın temellerini atmaktan ibaretti.
barış konferansı, bu görevi yerine getirmekle uğraşırken, kaçmış olan ittihat ve terakki ileri gelenlerinin taraftarı olan bazı kimseler, «millî teşkilât» takma adı ile bir teşkilât kurarak ve padişah ile istanbul hükûmetinin emirlerini hiçe sayarak, savaşın acı sonuçlarıyla büsbütün tükenmiş olan halkı askerlik için toplamak, çeşitli unsurlar arasında nifak çıkarmak, millî yardım bahanesiyle halkı soymak gibi işleri yapmaya yeltendiler ve böylece barış değil, sanki yeni bir savaş devrini açmaya çalıştılar.
bu teşebbüs ve kışkırtmalara rağmen, barış konferansı görevine devam etti ve nihayet istanbulun türk idaresinde kalmasına karar verdi. bu karar osmanlıların kalplerini ferahlatacaktır. ancak, bu kararlarını bâbıâliye bildirdikleri zaman, uygulamanın ne gibi şartlara bağlı olduğunu da hatırlattılar.
bu şartlar, osmanlı vilâyetlerinde bulunan hristiyanların hayatlarını tehlikeye sokmamak, bugün itilâf devletleri ile müttefiklerinin askerî kuvvetleri aleyhinde yapılmakta olan sürekli hücumlara son vermekti. istanbul hükûmeti, bu uyarıya karşı bir dereceye kadar iyiniyet göstermiş ise de, «millî teşkilât» takma adı ile hareket eden kimseler, ne yazık ki, teşvik ve tahriklerinden vazgeçmek istemediler.
aksine, hükûmetin kendileri ile işbirliği yapmasını sağlamaya çalıştılar. herkesin sonsuz bir hasretle beklediği barış için büyük bir tehlike demek olan bu duruma karşı, itilâf devletleri, yakında karara bağlanacak barış hükümlerinin uygulanmasını sağlamak üzere, gerekli tedbirleri düşünmeye mecbur oldular. bunun için bir tek çare buldular. bu da, istanbulu geçici olarak işgal etmekti. bu karar bugün yürürlüğe girmiş olduğundan, kamuoyunu aydınlatmak için aşağıdaki noktaların açıklanması gerekir:
1 — işgal geçicidir.
2 — itilâf devletlerinin niyeti, saltanat makamının nüfuzunu kırmak değil, aksine, osmanlı idaresinde kalacak olan memleketlerde o nüfuzu güçlendirmek ve sağlamlaştırmaktır.
3 — itilâf devletlerinin niyeti, yine türkleri istanbuldan mahrum etmemektir. fakat, allah korusun, taşrada genel bir karışıklık veya katliam gibi olaylar ortaya çıkarsa, bu karar değiştirilebilir.
4 — bu nazik dönemde, ister müslüman ister gayrimüslim olsun, herkesin görevi, kendi işine gücüne bakmak, güvenliğin sağlanmasına yardımcı olmak, osmanlı devletinin yıkıntısından yeni bir türkiyenin kurulması için var olan son bir ümidi, çılgınlıklarıyla mahvetmek isteyenlerin aldatıcı sözlerine kapılmamak ve hâlâ saltanat merkezi olarak kalan istanbuldan verilecek emirlere uymaktır.
yukarıda sayılan kışkırtmalara katılan şahısların bazıları, istanbulda yakalanmışlardır. onlar elbette kendi yaptıklarından ve sonra da, o yaptıklarının sonucu olarak ortaya çıkabilecek olaylardan sorumlu tutulacaklardır.
işgal kuvvetleri
bu tebliğ dolayısıyla, derhal şu genelgeyi yayınladım:
16.3.1920
bütün vali ve komutanlara ve müdafaa-i hukuk heyetlerine
itilâf devletleri tarafından silâhlı çarpışma sonunda, istanbulun işgali zorla gerçekleştirilmiştir. bu suikasttan yararlanarak hainlik düşünen birçok kimsenin milleti aldatmaya kalkışmaları muhtemeldir.
nitekim, resmî bildiriler şeklinde imzasız bazı bildirilerin yayınlanmak istendiğini öğreniyoruz. yanlış hareketlere yer verilmemek ve gerçek duruma ters düşen heyecanlar yaratılmamak bakımından, bu gibi bildirilere asla değer verilmemesi gerekir. gerçek durumu izleyen anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti, milleti aydınlatacaktır.
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: yabancı devletlere yaptığım protesto)
nutuktan...
bu vatansever ve cesur, manastırlı hamdi efendi olmasaydı, istanbul felâketinden haber almak için, kimbilir, ne kadar çok beklemek zorunda kalacaktık. istanbulda bulunan nâzır, milletvekili, komutan ve teşkilâtımızdan bir kimsenin çıkıp da bize vaktinde haber vermeyi düşünememiş olduğu anlaşılıyor.
demek ki, hepsini heyecan ve korku bürümüştü. bir ucu ankarada bulunan telin istanbulda bulunan ucuna yanaşamayacak kadar şaşkın bir duruma gelmiş olduklarına hükmetmek, bilmem ki doğru olur mu? telgraf memuru hamdi efendi, daha sonra ankaraya gelerek karargâhımız telgraf memurluğunu yapmıştır. kendisine borçlu olduğum teşekkürü burada açıkça ifade etmeyi millî ve vatanî görevlerimden sayarım.
efendiler, bu durum üzerine, meydana gelebilecek bir felâketin önüne geçmek için şu emri verdim:
bütün vali ve mutasarrıflara,
sivasta 3üncü kolordu,
bandırmada 14üncü kolordu,
ankarada 20nci kolordu,
erzurumda 15inci kolordu,
konyada 12nci kolordu,
diyarbakırda 13üncü kolordu komutanlıklarına,
izmir cephesinde refet beyefendiye,
balıkesirde 61inci tümen komutanlığına,
bütün müdafaa-i hukuk merkez heyetlerine ve yönetim kurullarına
telgraf, ivedi ankara, 16.3.1920
bugünkü duruma göre, milletimi, medeniyet dünyasının insanca duygularla dolu vicdanlarına ve bütün islâm dünyasının manevî birliğine güvenmekle birlikte, dost olsun düşman olsun, bütün resmî dış dünya ile geçici olarak bir süre için ilişki kuramayacaktır.
bugünlerde, yurdumuzdaki hristiyan halka karşı göstereceğimiz insanca davranışın değeri pek büyük olduğu gibi, hiçbir yabancı hükûmetin açıktan veya dolaylı yoldan yardımını görmeyen hristiyan halkın tam bir huzur ve sükûn içinde yaşamaya devam etmeleri, ırkımızın yaratılıştan bezenmiş olduğu medenî kabiliyetine kesin bir delil olacaktır.
yurt çıkarları aleyhinde çalıştıkları görülenler ile, memleketin huzur ve güvenliğini bozanlar hakkında, din ve milliyet ayrımı yapılmaksızın, kanun hükümlerinin eşit olarak ve şiddetle uygulanmasını; bulundukları yerlerdeki mahallî idarelere bağlılık gösteren ve vatandaşlık görevlerini yapmakta kusur göstermeyenler hakkında ise, yumuşak ve şefkatli davranılmasını özellikle ister, bu hususların bütün ilgililere hemen bildirilmesini ve bütün yurttaşlara uygun vasıtalarla duyurulmasını rica ederiz, efendim.
müdafaa-i hukuk heyeti
temsiliyesi adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: itilaf kuvvetleri nin yapmak istedikleri tebliğ)
bu vatansever ve cesur, manastırlı hamdi efendi olmasaydı, istanbul felâketinden haber almak için, kimbilir, ne kadar çok beklemek zorunda kalacaktık. istanbulda bulunan nâzır, milletvekili, komutan ve teşkilâtımızdan bir kimsenin çıkıp da bize vaktinde haber vermeyi düşünememiş olduğu anlaşılıyor.
demek ki, hepsini heyecan ve korku bürümüştü. bir ucu ankarada bulunan telin istanbulda bulunan ucuna yanaşamayacak kadar şaşkın bir duruma gelmiş olduklarına hükmetmek, bilmem ki doğru olur mu? telgraf memuru hamdi efendi, daha sonra ankaraya gelerek karargâhımız telgraf memurluğunu yapmıştır. kendisine borçlu olduğum teşekkürü burada açıkça ifade etmeyi millî ve vatanî görevlerimden sayarım.
efendiler, bu durum üzerine, meydana gelebilecek bir felâketin önüne geçmek için şu emri verdim:
bütün vali ve mutasarrıflara,
sivasta 3üncü kolordu,
bandırmada 14üncü kolordu,
ankarada 20nci kolordu,
erzurumda 15inci kolordu,
konyada 12nci kolordu,
diyarbakırda 13üncü kolordu komutanlıklarına,
izmir cephesinde refet beyefendiye,
balıkesirde 61inci tümen komutanlığına,
bütün müdafaa-i hukuk merkez heyetlerine ve yönetim kurullarına
telgraf, ivedi ankara, 16.3.1920
bugünkü duruma göre, milletimi, medeniyet dünyasının insanca duygularla dolu vicdanlarına ve bütün islâm dünyasının manevî birliğine güvenmekle birlikte, dost olsun düşman olsun, bütün resmî dış dünya ile geçici olarak bir süre için ilişki kuramayacaktır.
bugünlerde, yurdumuzdaki hristiyan halka karşı göstereceğimiz insanca davranışın değeri pek büyük olduğu gibi, hiçbir yabancı hükûmetin açıktan veya dolaylı yoldan yardımını görmeyen hristiyan halkın tam bir huzur ve sükûn içinde yaşamaya devam etmeleri, ırkımızın yaratılıştan bezenmiş olduğu medenî kabiliyetine kesin bir delil olacaktır.
yurt çıkarları aleyhinde çalıştıkları görülenler ile, memleketin huzur ve güvenliğini bozanlar hakkında, din ve milliyet ayrımı yapılmaksızın, kanun hükümlerinin eşit olarak ve şiddetle uygulanmasını; bulundukları yerlerdeki mahallî idarelere bağlılık gösteren ve vatandaşlık görevlerini yapmakta kusur göstermeyenler hakkında ise, yumuşak ve şefkatli davranılmasını özellikle ister, bu hususların bütün ilgililere hemen bildirilmesini ve bütün yurttaşlara uygun vasıtalarla duyurulmasını rica ederiz, efendim.
müdafaa-i hukuk heyeti
temsiliyesi adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: itilaf kuvvetleri nin yapmak istedikleri tebliğ)
nutuktan...
efendiler, istanbulda 10uncu tümen komutanından ankarada 20nci kolordu komutanlığına 9 mart 1920 tarih ve 456 sayılı şifre olarak 14 mart 1920 günü bir yazı geldi.
çözülmüşü şuydu:
mustafa kemal paşa hazretlerine özel:
ingilizler tarafından türk ocağı binasının işgali üzerine millî talim ve terbiye binasına taşınan ocağın, bu yeni taşındığı bina, dün öğle vakti ingilizler tarafından yeniden işgal edilmiştir, efendim. 9 mart 1920 (âdi).
efendiler, 1920 senesi martının 16ncı günü öğleden önce, saat 10.00da makine başında şöyle bir telgraf geldi :
istanbul, 16.3.1920
ankarada mustafa kemal paşa hazretlerine
bu sabah, şehzadebaşındaki muzıka karakolunu ingilizler basıp oradaki askerlerle çarpışarak, sonunda şimdi istanbulu işgal altına alıyorlar. bilgilerinize arz olunur.
manastırlı
hamdi
ben bu telgrafın altına kurşun kalemle «ivedi olarak kolordulara benim imzamla m. kemal» işaretini koyduktan sonra, telgrafı verenden açıklama istemeye başladım. manastırlı hamdi efendi birbiri ardınca bilgi vermeye devam etti.
bizim en çok güvendiğimiz bir arkadaşımız var ki, yalnız o değil, herkes, yani gelenler söylüyor. şimdi de harbiyenin işgalini haber aldık. hattâ, beyoğlu telgrafhanesinin önünde ingiliz askerlerinin bulunduğunu öğrendik, fakat telgrafhaneyi işgal edip etmeyecekleri bilinmiyor. bu sırada efendiler, harbiye telgrafhanesinden memur ali bilgi vermeye başladı:
sabahleyin ingilizler basarak altı kişiyi şehit ettiler. on beş kadar da yaralı var. şimdi ingiliz askerleri dolaşıyor. şimdi, işte, ingiliz askerleri nezarete giriyorlar. işte içeri giriyorlar. nizamiye kapısına. teli kes! ingilizler buradadır.
manastırlı hamdi efendi, bizi yeniden buldu.
paşa hazretleri,
harbiye telgrafhanesini de ingiliz askerleri, işgal edip teli kestikleri gibi bir yandan tophaneyi işgal ediyorlar, bir yandan da zırhlılardan asker çıkarılıyor. durum ağırlaşıyor efendim. sabahki çarpışmada 6 şehit 15 yaralımız var. paşa hazretleri, yüksek emirlerinizi bekliyorum.
16 mart 1920
hamdi
hamdi efendi devam etti:
sabahleyin bizim asker uykuda iken, ingiliz deniz askerleri karakola gelip giriyor. askerimiz uykudan şaşkınlık içinde kalkınca çarpışmaya başlanıyor. sonunda bizden 6 kişi şehit oluyor, 15 kişi yaralanıyor. bunun üzerine, zaten melunluklarını tasarlamışlar ki, hemen zırhlıları rıhtıma yanaştırıp bir yandan beyoğlu tarafını ve tophaneyi bir yandan da harbiye nezaretini işgal etmişlerdir. şimdi artık, ne tophaneyi ne de harbiye telgrafhanesini bulmak imkânı olmuyor. şimdi aldığım habere göre işgal derinceye kadar yayılıyormuş, efendim.
işte beyoğlu telgrafhanesi de yok. orayı da işgal ettiler galiba, allah korusun, burayı işgal etmesinler. işte beyoğlu telgraf memurları, müdürleri geldiler. kovmuşlar.
«bir saate kadar burası da işgal olunacaktır. şimdi haber aldım, efendim.»
rahmetli hayati bey, benim ilk haber telgrafı üzerine yaptığım işarete uygun olarak, verilen bilgileri özetlemiş; rumeli ve anadoludaki bütün komutanların adresine telgraf çektiriyordu. bir an önce istanbul üzerinden edirneye çektirilmesini söylemiştim (belge: 255).
hamdi efendi:
yüksek emirleriniz yerine getiriliyor. edirneye yazıyorum ve bütün merkezleri hazır ettirdik.
hamdi efendiden:
«milletvekilleri ile ilgili bir haber aldınız mı? meclis telgrafhanesi cevap veriyor mu?» diye sordum.
hamdi efendi:
evet veriyor. 14üncü kolordu komutanı hazır. paşa istiyordu, verelim mi?
efendiler, bundan sonra artık hamdi efendinin sözünü işitemedik. istanbul merkezinin de işgal edilmiş olduğuna hükmettik.
devamı için:
(bkz: manastırlı hamdi efendi)
efendiler, istanbulda 10uncu tümen komutanından ankarada 20nci kolordu komutanlığına 9 mart 1920 tarih ve 456 sayılı şifre olarak 14 mart 1920 günü bir yazı geldi.
çözülmüşü şuydu:
mustafa kemal paşa hazretlerine özel:
ingilizler tarafından türk ocağı binasının işgali üzerine millî talim ve terbiye binasına taşınan ocağın, bu yeni taşındığı bina, dün öğle vakti ingilizler tarafından yeniden işgal edilmiştir, efendim. 9 mart 1920 (âdi).
efendiler, 1920 senesi martının 16ncı günü öğleden önce, saat 10.00da makine başında şöyle bir telgraf geldi :
istanbul, 16.3.1920
ankarada mustafa kemal paşa hazretlerine
bu sabah, şehzadebaşındaki muzıka karakolunu ingilizler basıp oradaki askerlerle çarpışarak, sonunda şimdi istanbulu işgal altına alıyorlar. bilgilerinize arz olunur.
manastırlı
hamdi
ben bu telgrafın altına kurşun kalemle «ivedi olarak kolordulara benim imzamla m. kemal» işaretini koyduktan sonra, telgrafı verenden açıklama istemeye başladım. manastırlı hamdi efendi birbiri ardınca bilgi vermeye devam etti.
bizim en çok güvendiğimiz bir arkadaşımız var ki, yalnız o değil, herkes, yani gelenler söylüyor. şimdi de harbiyenin işgalini haber aldık. hattâ, beyoğlu telgrafhanesinin önünde ingiliz askerlerinin bulunduğunu öğrendik, fakat telgrafhaneyi işgal edip etmeyecekleri bilinmiyor. bu sırada efendiler, harbiye telgrafhanesinden memur ali bilgi vermeye başladı:
sabahleyin ingilizler basarak altı kişiyi şehit ettiler. on beş kadar da yaralı var. şimdi ingiliz askerleri dolaşıyor. şimdi, işte, ingiliz askerleri nezarete giriyorlar. işte içeri giriyorlar. nizamiye kapısına. teli kes! ingilizler buradadır.
manastırlı hamdi efendi, bizi yeniden buldu.
paşa hazretleri,
harbiye telgrafhanesini de ingiliz askerleri, işgal edip teli kestikleri gibi bir yandan tophaneyi işgal ediyorlar, bir yandan da zırhlılardan asker çıkarılıyor. durum ağırlaşıyor efendim. sabahki çarpışmada 6 şehit 15 yaralımız var. paşa hazretleri, yüksek emirlerinizi bekliyorum.
16 mart 1920
hamdi
hamdi efendi devam etti:
sabahleyin bizim asker uykuda iken, ingiliz deniz askerleri karakola gelip giriyor. askerimiz uykudan şaşkınlık içinde kalkınca çarpışmaya başlanıyor. sonunda bizden 6 kişi şehit oluyor, 15 kişi yaralanıyor. bunun üzerine, zaten melunluklarını tasarlamışlar ki, hemen zırhlıları rıhtıma yanaştırıp bir yandan beyoğlu tarafını ve tophaneyi bir yandan da harbiye nezaretini işgal etmişlerdir. şimdi artık, ne tophaneyi ne de harbiye telgrafhanesini bulmak imkânı olmuyor. şimdi aldığım habere göre işgal derinceye kadar yayılıyormuş, efendim.
işte beyoğlu telgrafhanesi de yok. orayı da işgal ettiler galiba, allah korusun, burayı işgal etmesinler. işte beyoğlu telgraf memurları, müdürleri geldiler. kovmuşlar.
«bir saate kadar burası da işgal olunacaktır. şimdi haber aldım, efendim.»
rahmetli hayati bey, benim ilk haber telgrafı üzerine yaptığım işarete uygun olarak, verilen bilgileri özetlemiş; rumeli ve anadoludaki bütün komutanların adresine telgraf çektiriyordu. bir an önce istanbul üzerinden edirneye çektirilmesini söylemiştim (belge: 255).
hamdi efendi:
yüksek emirleriniz yerine getiriliyor. edirneye yazıyorum ve bütün merkezleri hazır ettirdik.
hamdi efendiden:
«milletvekilleri ile ilgili bir haber aldınız mı? meclis telgrafhanesi cevap veriyor mu?» diye sordum.
hamdi efendi:
evet veriyor. 14üncü kolordu komutanı hazır. paşa istiyordu, verelim mi?
efendiler, bundan sonra artık hamdi efendinin sözünü işitemedik. istanbul merkezinin de işgal edilmiş olduğuna hükmettik.
devamı için:
(bkz: manastırlı hamdi efendi)
-istanbuldaki kuva-yı milliye başkanlarının tutuklanması hakkında londradan gelen emir-
nutuktan...
şimdi, isterseniz yeniden istanbula dönelim. 11 mart 1920 tarihli bir telgrafta, rauf bey şu bilgileri veriyordu: 10 mart 1920 günü öğleden sonra, itilâf devletlerinin temsilcileri toplanmışlar.
londradan gelen ve istanbuldaki kuva-yı milliye başkanlarının tutuklanması emrini içine alan bir meseleyi görüşmüşler ve emri yerine getirmeye karar vermişler. bu bilgi, güvenilir bir kimseye sağlam bir kaynaktan gizlice verilmiş ve bu gibi kimselerin bir an önce istanbuldan uzaklaşmaları gereği bildirilmiş. bu durumu çeşitli ihtimallere göre değerlendirdikten sonra, işin sonuna kadar istanbulda kalarak namus görevini yerine getirmeye karar vermişler.
sadrazam salih paşa, bu duruma bile bile yol açmaktaymış. onun için kabineyi düşürmeye çalışacaklarmış. başaracaklarına da güveniyorlarmış (belge : 253).
rauf beyin, bu telgrafın arkasından aynı gün gelen kısa bir telgrafında, «son arz ettiğimiz hususlar ve hükûmetin durumu hakkında bir türlü düşüncelerinizi öğrenemediğimizden, telgrafın size ulaşmamış olmasından ve sağlığınızdan haklı olarak endişe ediyorum. cevabınızı bekliyoruz.» denilmekteydi.
rauf beye ve bilgi için 15inci ve 3üncü kolordulara 11 mart tarihinde şu bilgileri vermiştim:
11.3.1920
dün akşam, yani 10/11 mart 1920de, ankarada fransız temsilcisi yüzbaşı boizeau (buazo)nun tercümanı olup bize öteden beri gizli haberler getiren biri ankaradaki ingiliz temsilcisi withall (vitol)ün, aldığı bir telgraf üzerine, bütün eşyası, ağırlıkları ve yanındaki adamlarıyla birlikte bugün ankaradan ayrılarak istanbula hareket edeceğini ve bu trenden sonra, demiryolu ulaşımının ingilizlerce durdurulacağını ihbar etti.
adı geçen withall, bugün gerçekten haber verildiği şekilde yola çıktı. bu bakımdan tren seferlerinin de kesilmesi kuvvetle tahmin edilmektedir. bu durumun, istanbulda itilâf devletlerince alınan tedbirlerle ilgili bulunduğuna şüphe yoktur.
mustafa kemal
rauf beyin son telgrafına da şu cevabı vermiştim:
kabineye güvensizlik oyu vererek, sizlerin bir hücuma geçmeniz o kadar kuvvetli bir sebebe dayandırılamayacaktır. grubun dayanışma ve direnme derecesi ile işbirliği yapma konusundaki kesin tutumu üzerinde açık bir düşünce ve kanaata varmadıkça, salih paşanın grup yönetim kuruluyla görüşmeden hareket etmesini, bir şartlılık meselesi yapma hususundaki kararınız hakkında hiçbir fikir ileri süremem.
ingilizlerin tutuklama kararına karşı, meclisin, cesaretle sonuna kadar görevine devamı pek yararlı ve parlaktır. ancak, sizinle birlikte, kendileri ileriki teşebbüs ve çalışmalarımız için çok gerekli olan arkadaşların sonunda bize katılmalarını sağlayacak çarelerin düşünülmüş ve bulunmuş olması şarttır.
aksi takdirde, grubun birlik halinde ve kararlılık içinde hareketini düzenleyebilecek kimselerin şimdiden görevlendirilmesi ve sizlerin hemen buraya gelmeniz gerekir. buraya gelecek kimseler arasında, memleketi temsil edebilme niteliğini taşıyanlarla, gerektiğinde hükûmet kurabilecek ve yönetebilecek değerde olanların bulunması önemlidir. itilâf devletlerinin zorlayıcı tedbirlere başvuracaklarına şüphe yoktur... v. b. (belge: 254).
efendiler, rauf beyi ve öteki şahısları tam zamanında çağırmış olduğumuz, olaylarla hem de üç dört gün geçmeden belli oldu. ancak, ne yazık ki, bu davetimiz, gereken önem ve ciddiyetle dikkate alınacak değerde görülemedi. rauf bey ve vasıf bey gibi kimseler, en sonunda büyük bir uysallıkla maltaya gittiler. bu durumu biliyorsunuz.
son dakikaya kadar anadoluya geçmek ve ankaraya gelmek fırsat ve tedbirlerinin bazı bazı arkadaşlar tarafından hazırlandığı ve sağlandığı bana anlatılmıştır. eğer böyle idiyse, bu kimselerin ankaraya gelmeye razı olmayıp ingilizlere teslim olmayı ve maltaya gitmeyi tercih etmelerindeki sebep ve özür, cidden incelenmeye değer.
gerçekten, türkiyenin durumunun ve geleceğinin şüpheli, karanlık, tehlikeli görüldüğü varsayımına göre, bu karanlık tehlike içine atılacakların, korkunç ve müthiş bir sonla karşılaşma kuruntusunun etkisi ile en sonunda bir süre kalmak üzere, düşmana teslim olmayı daha uygun bulacakları gözden uzak tutulamaz. bununla birlikte, ben burada böyle ağır bir yargıya varmaktan çekinirim. bu düşünceyledir ki, bu şahısları malta zindanlarından kurtarmak için her fırsattan yararlanarak mümkün olan teşebbüslerde bulunmaktan geri durmadım.
devamı için:
(bkz: istanbul un işgali)
nutuktan...
şimdi, isterseniz yeniden istanbula dönelim. 11 mart 1920 tarihli bir telgrafta, rauf bey şu bilgileri veriyordu: 10 mart 1920 günü öğleden sonra, itilâf devletlerinin temsilcileri toplanmışlar.
londradan gelen ve istanbuldaki kuva-yı milliye başkanlarının tutuklanması emrini içine alan bir meseleyi görüşmüşler ve emri yerine getirmeye karar vermişler. bu bilgi, güvenilir bir kimseye sağlam bir kaynaktan gizlice verilmiş ve bu gibi kimselerin bir an önce istanbuldan uzaklaşmaları gereği bildirilmiş. bu durumu çeşitli ihtimallere göre değerlendirdikten sonra, işin sonuna kadar istanbulda kalarak namus görevini yerine getirmeye karar vermişler.
sadrazam salih paşa, bu duruma bile bile yol açmaktaymış. onun için kabineyi düşürmeye çalışacaklarmış. başaracaklarına da güveniyorlarmış (belge : 253).
rauf beyin, bu telgrafın arkasından aynı gün gelen kısa bir telgrafında, «son arz ettiğimiz hususlar ve hükûmetin durumu hakkında bir türlü düşüncelerinizi öğrenemediğimizden, telgrafın size ulaşmamış olmasından ve sağlığınızdan haklı olarak endişe ediyorum. cevabınızı bekliyoruz.» denilmekteydi.
rauf beye ve bilgi için 15inci ve 3üncü kolordulara 11 mart tarihinde şu bilgileri vermiştim:
11.3.1920
dün akşam, yani 10/11 mart 1920de, ankarada fransız temsilcisi yüzbaşı boizeau (buazo)nun tercümanı olup bize öteden beri gizli haberler getiren biri ankaradaki ingiliz temsilcisi withall (vitol)ün, aldığı bir telgraf üzerine, bütün eşyası, ağırlıkları ve yanındaki adamlarıyla birlikte bugün ankaradan ayrılarak istanbula hareket edeceğini ve bu trenden sonra, demiryolu ulaşımının ingilizlerce durdurulacağını ihbar etti.
adı geçen withall, bugün gerçekten haber verildiği şekilde yola çıktı. bu bakımdan tren seferlerinin de kesilmesi kuvvetle tahmin edilmektedir. bu durumun, istanbulda itilâf devletlerince alınan tedbirlerle ilgili bulunduğuna şüphe yoktur.
mustafa kemal
rauf beyin son telgrafına da şu cevabı vermiştim:
kabineye güvensizlik oyu vererek, sizlerin bir hücuma geçmeniz o kadar kuvvetli bir sebebe dayandırılamayacaktır. grubun dayanışma ve direnme derecesi ile işbirliği yapma konusundaki kesin tutumu üzerinde açık bir düşünce ve kanaata varmadıkça, salih paşanın grup yönetim kuruluyla görüşmeden hareket etmesini, bir şartlılık meselesi yapma hususundaki kararınız hakkında hiçbir fikir ileri süremem.
ingilizlerin tutuklama kararına karşı, meclisin, cesaretle sonuna kadar görevine devamı pek yararlı ve parlaktır. ancak, sizinle birlikte, kendileri ileriki teşebbüs ve çalışmalarımız için çok gerekli olan arkadaşların sonunda bize katılmalarını sağlayacak çarelerin düşünülmüş ve bulunmuş olması şarttır.
aksi takdirde, grubun birlik halinde ve kararlılık içinde hareketini düzenleyebilecek kimselerin şimdiden görevlendirilmesi ve sizlerin hemen buraya gelmeniz gerekir. buraya gelecek kimseler arasında, memleketi temsil edebilme niteliğini taşıyanlarla, gerektiğinde hükûmet kurabilecek ve yönetebilecek değerde olanların bulunması önemlidir. itilâf devletlerinin zorlayıcı tedbirlere başvuracaklarına şüphe yoktur... v. b. (belge: 254).
efendiler, rauf beyi ve öteki şahısları tam zamanında çağırmış olduğumuz, olaylarla hem de üç dört gün geçmeden belli oldu. ancak, ne yazık ki, bu davetimiz, gereken önem ve ciddiyetle dikkate alınacak değerde görülemedi. rauf bey ve vasıf bey gibi kimseler, en sonunda büyük bir uysallıkla maltaya gittiler. bu durumu biliyorsunuz.
son dakikaya kadar anadoluya geçmek ve ankaraya gelmek fırsat ve tedbirlerinin bazı bazı arkadaşlar tarafından hazırlandığı ve sağlandığı bana anlatılmıştır. eğer böyle idiyse, bu kimselerin ankaraya gelmeye razı olmayıp ingilizlere teslim olmayı ve maltaya gitmeyi tercih etmelerindeki sebep ve özür, cidden incelenmeye değer.
gerçekten, türkiyenin durumunun ve geleceğinin şüpheli, karanlık, tehlikeli görüldüğü varsayımına göre, bu karanlık tehlike içine atılacakların, korkunç ve müthiş bir sonla karşılaşma kuruntusunun etkisi ile en sonunda bir süre kalmak üzere, düşmana teslim olmayı daha uygun bulacakları gözden uzak tutulamaz. bununla birlikte, ben burada böyle ağır bir yargıya varmaktan çekinirim. bu düşünceyledir ki, bu şahısları malta zindanlarından kurtarmak için her fırsattan yararlanarak mümkün olan teşebbüslerde bulunmaktan geri durmadım.
devamı için:
(bkz: istanbul un işgali)
-karakol cemiyeti istanbul da teşkilatını genişletmeye çalışıyor-
nutuktan...
efendiler başka bir münasebetle karakol cemiyetinden ve onun çalışmalarını yasaklama konusundaki teşebbüslerimizden bahsetmiştim. bu cemiyetin istanbulda hâlâ teşkilâtını genişletmeye çalıştığı anlaşılıyordu. yeniden şöyle bir uyarıda bulunmak gerekti:
yazı ile 12.3.1920
çanakkale müstahkem mevki komutanı
albay şevket beyefendiye
istanbulda bulunan teşkilâtımızın gayeye hizmet konusunda yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. çeşitli zamanlarda ve özellikle bugünlerde ankaraya gelen ve durumu bilen bazı kimselerin verdiği bilgilere göre, bundaki başarısızlık sebebi, anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti teşkilâtı adı altında karakol cemiyeti tüzüğünün uygulanmaya çalışılmasından ileri gelmektedir.
karakol cemiyetinin tüzüğü, birçok kimseyi teşkilâtla ilişki kurmaktan ürkütmüştür. bu sebeple, müdafaa-i hukuk teşkilâtı tüzüğünün esaslarına göre teşkilâtlanmak, özellikle istanbul için yeterlidir.
çünkü, istanbulda asıl gücü fikir akımlarını birleştirmede aramalıdır. istanbulda fiilî hareketler ve özel teşebbüsler için kurulacak silâhlı teşkilâtta bile, müdafaa-i hukuk tüzüğü ekinin uygulanması gerekir.
istanbul merkez heyetinin ve ona bağlı şubelerdeki yönetim kurullarının ortaya çıkmasında bir sakınca görülüyorsa, bu kurullara girecek olan kimseler şahıslarını gizli tutabilirler.
bu esaslar çerçevesinde kurulmuş ve kurulacak olan teşkilâtın ve bunların merkez heyetleri ile yönetim kurullarını oluşturan kimselerin adlarının güvenilir bir vasıta ile gönderilmesine yüksek lûtuf ve yardımları özellikle istirham olunur efendim.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: kuva yı milliye başkanlarının tutuklanması)
nutuktan...
efendiler başka bir münasebetle karakol cemiyetinden ve onun çalışmalarını yasaklama konusundaki teşebbüslerimizden bahsetmiştim. bu cemiyetin istanbulda hâlâ teşkilâtını genişletmeye çalıştığı anlaşılıyordu. yeniden şöyle bir uyarıda bulunmak gerekti:
yazı ile 12.3.1920
çanakkale müstahkem mevki komutanı
albay şevket beyefendiye
istanbulda bulunan teşkilâtımızın gayeye hizmet konusunda yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. çeşitli zamanlarda ve özellikle bugünlerde ankaraya gelen ve durumu bilen bazı kimselerin verdiği bilgilere göre, bundaki başarısızlık sebebi, anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyeti teşkilâtı adı altında karakol cemiyeti tüzüğünün uygulanmaya çalışılmasından ileri gelmektedir.
karakol cemiyetinin tüzüğü, birçok kimseyi teşkilâtla ilişki kurmaktan ürkütmüştür. bu sebeple, müdafaa-i hukuk teşkilâtı tüzüğünün esaslarına göre teşkilâtlanmak, özellikle istanbul için yeterlidir.
çünkü, istanbulda asıl gücü fikir akımlarını birleştirmede aramalıdır. istanbulda fiilî hareketler ve özel teşebbüsler için kurulacak silâhlı teşkilâtta bile, müdafaa-i hukuk tüzüğü ekinin uygulanması gerekir.
istanbul merkez heyetinin ve ona bağlı şubelerdeki yönetim kurullarının ortaya çıkmasında bir sakınca görülüyorsa, bu kurullara girecek olan kimseler şahıslarını gizli tutabilirler.
bu esaslar çerçevesinde kurulmuş ve kurulacak olan teşkilâtın ve bunların merkez heyetleri ile yönetim kurullarını oluşturan kimselerin adlarının güvenilir bir vasıta ile gönderilmesine yüksek lûtuf ve yardımları özellikle istirham olunur efendim.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: kuva yı milliye başkanlarının tutuklanması)
nutuktan...
efendiler, istanbul bunalımı üzerine yaptığım açıklamalar epeyce uzadı. istanbulda zaten öteden beri süregelmekte olan durumdan, daha birçok şeyin ortaya çıktığına şahit olacağız.
müsaade buyurursanız, tekrar istanbula dönmek üzere, biraz da edirne taraflarındaki duruma göz atalım. şimdiye kadar yaptığım genel açıklamalar sırasında, yeri geldikçe trakyayı da teşkilât ve tasarılarımızın hiçbir vakit dışında tutmadığımızı anlattığımı sanırım. edirne ile olan ilişki ve haberleşmelerimiz, memleketin her yeriyle olduğu gibi devam ettirilmekteydi.
yapılan haberleşmelerimizdeki dikkate değer bazı noktaları yüksek heyetinize açıklayarak bildirmek uygun olur:
1inci kolordu komutanı cafer tayyar bey, 31 aralık 1919 tarihli pek etraflı bir raporunda, trakya ve özellikle batı trakyada yunanlıların yaptıkları işleri ve giriştikleri teşebbüsleri pek güzel açıklıyordu. bu olağanüstü çalışmalara karşı kendisinin gerektiği gibi tertibat alamadığından şikâyet ediyordu.
«kolordusunun bu durumda ve ileride ortaya çıkabilecek olaylar karşısında, görevini yapmaya imkân verecek bir durum almasına general milnein müsaade etmediğinin, haberleşme sonunda anlaşıldığını» haber veriyordu (belge: 246).
general milnein tertibat almamıza müsaade etmeyeceğine elbette şüphe yoktu. bu açık gerçeği yazışma yoluyla anlamaya bilmem nasıl bir düşünce ve mantıkla kalkışılmıştı?
cafer tayyar beye 3 ocak 1920 tarihinde verdiğim talimatta, gönderdiğimiz gizli yönetmeliğe uyularak silâhlı birlikler kurulmasını yeniden hatırlattım. «askerî durumun değiştirilmesi ile elde edilemeyen yararların bu şekilde elde edilmesi gerekir» dedim (belge: 247).
harbiye nâzırı cemal paşaya da yine aynı tarihte durumdan bahsederek, yunanlıların doğu trakyada olsun, hazırlıklarına engel olmasını yazdım (belge: 248).
trakya paşaeli cemiyetinin gönderdiği raporlarda, gerektiği gibi teşkilât kurulamamakta olduğuna işaret ediliyor ve bazı yüksek dereceli memurlardan şikâyet ediliyordu (belge: 249). bu gibi memurlara, öteden beri bazı uyarılarda bulunuyordum (belge: 250). asıl şikayet cafer tayyar beyden gelmeye başladı. örnek olarak, bununla ilgili olarak okuyacağım şu mektup bir fikir verebilir sanırım:
26.1.1920
sayın paşam,
arif beyin, trakyalılar hakkında söylediklerini doğrularım. trakya cemiyeti maddî güçle desteklenmemiştir. maalesef cafer tayyar hepimizi aldatmış. en küçük bir teşkilâtlanmaya girmemiş, bir tek tüfekle bile silâhlandırma yolunu tutmamıştır. caferi şahsını düşünmekle suçlarım. bulgaristan olaylarından da tamamen habersiz, tam bir gaflet içindedir.
son günlerde, caferin tümenlerine gönderdiği yazılı bir emir tesadüf eseri olarak elimize geçti. yunanlıların yaptıklarından ve niyetlerinden, bu durum karşısında, artık müdafaa-i hukuk talimatı uyarınca, millî teşkilâta başlamak gerekirken, komutanların bu konuda, subaylar vasıtasıyla halka yardım edip etmemek hakkındaki düşüncelerini soruyor. artık düşününüz... allah millî meselelerde aldatanları kahretsin. fakat aldanmış olanlara da çok yazık!
sonuç: bulgar askeri batı trakyayı boşaltarak gittiği, beş on memurla 150 - 200 jandarmadan başka kuvveti bulunmadığı halde, kendisinden ihtilâl ve savaşla vatanı savunmasını beklediğimiz trakya bir şey yapamadı. cafer bu durumun üzüntüsünü çekti mi bilmem.
bu yüzden, artık topçu ihsanı, baytar rasimi (zeki, hareketli, ölçülü, kendisine güvenilir bir arkadaş) teşkilât kurmak üzere trakyaya göndereceğiz. buradan silâh da göndereceğiz. kör olası cafer, yalnız bunları serbest bıraksın. gölge etmesin başka ihsan istemeyiz.
edirne hattını, ingilizler, kendi askerleriyle teslim alıyor. yunanlılar hadımköy, çorlu, lüleburgazda toplanıyor.
bulgaristan kaynaşıyor. yunan eşkiyalığı artmakta, halkın şikâyeti karşısında vali elini oğuşturmakta, cafer âcizliğini göstermekte. trakyanın bolşevikliğe karşı yabancı kuvvetlerin yığınak yeri olması, bulgarların saldırılarına uğraması beklenebilir. orada kuvvetli bir pençe ve beyin lâzım. ne cafer ne vali bu işin ehli de değillerdir, fedakâr da değillerdir.
işte durum budur. ben bunlarla çok uğraşıyorum. geçen gün bir şifrenizi almış, pek üzülmüş ve şifre ile açıklama rica etmiştim. cevap alamadım. paşam, şahsî bir siyaset güttüğümü mü zannediyorsunuz? yoksa maksadı kavramayacak, durumu etraflı olarak anlamayacak ahmaklardan olduğumu mu zannediyorsunuz? her iki durumu da protesto ederim. inancım ve gayem birdir. hiç şaşmadan yürüyorum. yalnız, başka bir şey düşünüyor da bana söylemek istemiyorsanız, ona bir şey demem.
açıkça bildirmenizi rica ederim. sert ve azarlayıcı sözlere son derece üzülürüm. bu, beni çalışmaktan alıkoymaz. beni muhalefete geçirmez. fakat, arada pekâlâ bir kişilik meselesi doğurabilir.
buna dikkatinizi çeker, bir gerçek ortaya çıkmadan ve benim neler çektiğimi anlamadan teşebbüslerde bulunmamanızın, mevkiinizden beklenen ve hiç ihmal götürmeyecek olan incelik ve yumuşaklık gereği olduğunu, şuracıkta belirtmeme müsaade buyurunuz. saygılarımı sunar, başarılar dilerim paşam.
vasıf efendiler, edirneden gelen yazılardan ve raporlardan, bence, yanlış bir görüş takip edildiği anlaşılıyordu. şimdi okunan mektupta da bu yanlış görüşün benimsendiğini gösteren cümleler vardır. bu yanlış tutumu düzeltmek için, öteden beri belirtilen görüşlerimizi, 3 şubat 1920 tarihinde cafer tayyar paşaya ve istanbulda rauf beye bir kez daha bildirdim.
tekrar ettiğim görüş şuydu:
doğu ve batı trakyanın millî bir bütün olarak tasavvur ve ifadesi doğru bir politika değildir. doğu trakya, itiraz ve tartışma kabul etmez şekilde yurdumuzun bir parçasıdır. batı trakya ise, bir antlaşma ile daha önce terkedilmiş olan bir bölgedir. olsa olsa, doğu trakya, batı trakyanın kurtarılmasına çalışanların bir hareket üssü olabilir. doğu ve batı trakyanın birliği üzerinde ısrarla direnmek, doğu trakya üzerinde de bazı iddiaların ileri sürülmesine yol açabilir. bulgarların da adalar denizinde iktisadî bir çıkış kapısı istemeleri, üzerinde ayrıca düşünülmeye değer. bulgaristan içinde bu bakımdan gayret sarfedilmelidir (belge: 251).
cafer tayyar paşa da, memurlardan, ileri gelenlerden ve halktan şikâyet ediyordu. 7/8 mart 1920 tarihli bir şifresinde, «bizde halk her işi hükûmetten beklemekte; sivil idare âmirlerinin nemelâzımcı tutumları yüzünden millî teşkilât yüksek emirlerinize uygun olarak kurulamamaktadır.
il sınırları içinde sık sık yapmakta olduğum teftişlerde, özellikle köylülerle sıkı temas kurmaktayım... fakat, her köye gitmek mümkün olamıyor». «teşkilâtın köklü ve yaygın olması hepimizin ortak isteği olup, bunun da ileri sürülen sakıncaların ortadan kaldırılmasına çalışmakla gerçekleştirilebileceği bilgilerinize sunulur» diyordu (belge: 252).
efendiler, general milne, cafer tayyar paşaya askerî durumu değiştirtmiyor. vali ve mutasarrıflar tarafsız kalıyor. her işi hükûmetten bekleyen halka, millî teşkilâtın kurulmasında yardım ve öncülük etmiyorlar. bu sakıncalar giderilmedikçe, teşkilâtın köklenip yaygınlaşması da mümkün görülmüyor.
devamı için:
(bkz: karakol cemiyeti istanbul da genişliyor)
efendiler, istanbul bunalımı üzerine yaptığım açıklamalar epeyce uzadı. istanbulda zaten öteden beri süregelmekte olan durumdan, daha birçok şeyin ortaya çıktığına şahit olacağız.
müsaade buyurursanız, tekrar istanbula dönmek üzere, biraz da edirne taraflarındaki duruma göz atalım. şimdiye kadar yaptığım genel açıklamalar sırasında, yeri geldikçe trakyayı da teşkilât ve tasarılarımızın hiçbir vakit dışında tutmadığımızı anlattığımı sanırım. edirne ile olan ilişki ve haberleşmelerimiz, memleketin her yeriyle olduğu gibi devam ettirilmekteydi.
yapılan haberleşmelerimizdeki dikkate değer bazı noktaları yüksek heyetinize açıklayarak bildirmek uygun olur:
1inci kolordu komutanı cafer tayyar bey, 31 aralık 1919 tarihli pek etraflı bir raporunda, trakya ve özellikle batı trakyada yunanlıların yaptıkları işleri ve giriştikleri teşebbüsleri pek güzel açıklıyordu. bu olağanüstü çalışmalara karşı kendisinin gerektiği gibi tertibat alamadığından şikâyet ediyordu.
«kolordusunun bu durumda ve ileride ortaya çıkabilecek olaylar karşısında, görevini yapmaya imkân verecek bir durum almasına general milnein müsaade etmediğinin, haberleşme sonunda anlaşıldığını» haber veriyordu (belge: 246).
general milnein tertibat almamıza müsaade etmeyeceğine elbette şüphe yoktu. bu açık gerçeği yazışma yoluyla anlamaya bilmem nasıl bir düşünce ve mantıkla kalkışılmıştı?
cafer tayyar beye 3 ocak 1920 tarihinde verdiğim talimatta, gönderdiğimiz gizli yönetmeliğe uyularak silâhlı birlikler kurulmasını yeniden hatırlattım. «askerî durumun değiştirilmesi ile elde edilemeyen yararların bu şekilde elde edilmesi gerekir» dedim (belge: 247).
harbiye nâzırı cemal paşaya da yine aynı tarihte durumdan bahsederek, yunanlıların doğu trakyada olsun, hazırlıklarına engel olmasını yazdım (belge: 248).
trakya paşaeli cemiyetinin gönderdiği raporlarda, gerektiği gibi teşkilât kurulamamakta olduğuna işaret ediliyor ve bazı yüksek dereceli memurlardan şikâyet ediliyordu (belge: 249). bu gibi memurlara, öteden beri bazı uyarılarda bulunuyordum (belge: 250). asıl şikayet cafer tayyar beyden gelmeye başladı. örnek olarak, bununla ilgili olarak okuyacağım şu mektup bir fikir verebilir sanırım:
26.1.1920
sayın paşam,
arif beyin, trakyalılar hakkında söylediklerini doğrularım. trakya cemiyeti maddî güçle desteklenmemiştir. maalesef cafer tayyar hepimizi aldatmış. en küçük bir teşkilâtlanmaya girmemiş, bir tek tüfekle bile silâhlandırma yolunu tutmamıştır. caferi şahsını düşünmekle suçlarım. bulgaristan olaylarından da tamamen habersiz, tam bir gaflet içindedir.
son günlerde, caferin tümenlerine gönderdiği yazılı bir emir tesadüf eseri olarak elimize geçti. yunanlıların yaptıklarından ve niyetlerinden, bu durum karşısında, artık müdafaa-i hukuk talimatı uyarınca, millî teşkilâta başlamak gerekirken, komutanların bu konuda, subaylar vasıtasıyla halka yardım edip etmemek hakkındaki düşüncelerini soruyor. artık düşününüz... allah millî meselelerde aldatanları kahretsin. fakat aldanmış olanlara da çok yazık!
sonuç: bulgar askeri batı trakyayı boşaltarak gittiği, beş on memurla 150 - 200 jandarmadan başka kuvveti bulunmadığı halde, kendisinden ihtilâl ve savaşla vatanı savunmasını beklediğimiz trakya bir şey yapamadı. cafer bu durumun üzüntüsünü çekti mi bilmem.
bu yüzden, artık topçu ihsanı, baytar rasimi (zeki, hareketli, ölçülü, kendisine güvenilir bir arkadaş) teşkilât kurmak üzere trakyaya göndereceğiz. buradan silâh da göndereceğiz. kör olası cafer, yalnız bunları serbest bıraksın. gölge etmesin başka ihsan istemeyiz.
edirne hattını, ingilizler, kendi askerleriyle teslim alıyor. yunanlılar hadımköy, çorlu, lüleburgazda toplanıyor.
bulgaristan kaynaşıyor. yunan eşkiyalığı artmakta, halkın şikâyeti karşısında vali elini oğuşturmakta, cafer âcizliğini göstermekte. trakyanın bolşevikliğe karşı yabancı kuvvetlerin yığınak yeri olması, bulgarların saldırılarına uğraması beklenebilir. orada kuvvetli bir pençe ve beyin lâzım. ne cafer ne vali bu işin ehli de değillerdir, fedakâr da değillerdir.
işte durum budur. ben bunlarla çok uğraşıyorum. geçen gün bir şifrenizi almış, pek üzülmüş ve şifre ile açıklama rica etmiştim. cevap alamadım. paşam, şahsî bir siyaset güttüğümü mü zannediyorsunuz? yoksa maksadı kavramayacak, durumu etraflı olarak anlamayacak ahmaklardan olduğumu mu zannediyorsunuz? her iki durumu da protesto ederim. inancım ve gayem birdir. hiç şaşmadan yürüyorum. yalnız, başka bir şey düşünüyor da bana söylemek istemiyorsanız, ona bir şey demem.
açıkça bildirmenizi rica ederim. sert ve azarlayıcı sözlere son derece üzülürüm. bu, beni çalışmaktan alıkoymaz. beni muhalefete geçirmez. fakat, arada pekâlâ bir kişilik meselesi doğurabilir.
buna dikkatinizi çeker, bir gerçek ortaya çıkmadan ve benim neler çektiğimi anlamadan teşebbüslerde bulunmamanızın, mevkiinizden beklenen ve hiç ihmal götürmeyecek olan incelik ve yumuşaklık gereği olduğunu, şuracıkta belirtmeme müsaade buyurunuz. saygılarımı sunar, başarılar dilerim paşam.
vasıf efendiler, edirneden gelen yazılardan ve raporlardan, bence, yanlış bir görüş takip edildiği anlaşılıyordu. şimdi okunan mektupta da bu yanlış görüşün benimsendiğini gösteren cümleler vardır. bu yanlış tutumu düzeltmek için, öteden beri belirtilen görüşlerimizi, 3 şubat 1920 tarihinde cafer tayyar paşaya ve istanbulda rauf beye bir kez daha bildirdim.
tekrar ettiğim görüş şuydu:
doğu ve batı trakyanın millî bir bütün olarak tasavvur ve ifadesi doğru bir politika değildir. doğu trakya, itiraz ve tartışma kabul etmez şekilde yurdumuzun bir parçasıdır. batı trakya ise, bir antlaşma ile daha önce terkedilmiş olan bir bölgedir. olsa olsa, doğu trakya, batı trakyanın kurtarılmasına çalışanların bir hareket üssü olabilir. doğu ve batı trakyanın birliği üzerinde ısrarla direnmek, doğu trakya üzerinde de bazı iddiaların ileri sürülmesine yol açabilir. bulgarların da adalar denizinde iktisadî bir çıkış kapısı istemeleri, üzerinde ayrıca düşünülmeye değer. bulgaristan içinde bu bakımdan gayret sarfedilmelidir (belge: 251).
cafer tayyar paşa da, memurlardan, ileri gelenlerden ve halktan şikâyet ediyordu. 7/8 mart 1920 tarihli bir şifresinde, «bizde halk her işi hükûmetten beklemekte; sivil idare âmirlerinin nemelâzımcı tutumları yüzünden millî teşkilât yüksek emirlerinize uygun olarak kurulamamaktadır.
il sınırları içinde sık sık yapmakta olduğum teftişlerde, özellikle köylülerle sıkı temas kurmaktayım... fakat, her köye gitmek mümkün olamıyor». «teşkilâtın köklü ve yaygın olması hepimizin ortak isteği olup, bunun da ileri sürülen sakıncaların ortadan kaldırılmasına çalışmakla gerçekleştirilebileceği bilgilerinize sunulur» diyordu (belge: 252).
efendiler, general milne, cafer tayyar paşaya askerî durumu değiştirtmiyor. vali ve mutasarrıflar tarafsız kalıyor. her işi hükûmetten bekleyen halka, millî teşkilâtın kurulmasında yardım ve öncülük etmiyorlar. bu sakıncalar giderilmedikçe, teşkilâtın köklenip yaygınlaşması da mümkün görülmüyor.
devamı için:
(bkz: karakol cemiyeti istanbul da genişliyor)
nutuktan...
nihayet, 6 mart günü kim ve ne olduğunu anlayamadığımız biri tarafından şu haber verildi:
istanbul, 6.3.1920
heyet-i temsiliyeye
sadrazamlığa, bahriye nâzırı salih paşanın getirildiği arz olunur.
müdafaa-i hukuk cemiyeti
genel sekreter vekili
hâlit
bu telgrafın arkasından da şu telgraf geldi:
meclis-i mebusan, 6.3.1920
mustafa kemal paşa hazretlerine
pek mukaddes halife hazretleri, şimdi meclis-i mebusan başkanını yüksek huzurlarına kabul şerefini bahşederek, sadrazamlığı, âyân meclisinden eski bahriye nâzırı salih paşaya verdiklerini ferman buyurmuşlardır. salih paşa da kabineyi kurma işi ile meşgul bulunmakta olduğundan, bunalımın yarın akşama kadar tamamiyle ortadan kalkacağı bildirilir.
meclis-i mebusan başkanı
celâlettin arif
efendiler, rauf beyin de aynı günde fakat daha kabine başkanı belli olmadan verdiği bilgiler vardır. dikkate değer olduğu için bu bilgileri veren telgrafı olduğu gibi bilginize sunuyorum:
kişiye özel, çok ivedi
dakika geciktirilemez.
harbiye nezareti, 6.3.1920
ankarada 20nci kolordu komutanlığına
mustafa kemal paşa hazretlerine:
1 — dün gece izzet ve salih paşalarla görüştüm. her ikisine de sadrazamlık teklifi yapılmamıştır. vekâlet eden, kabinede kimin yer alacağını bilmiyor.
eski dahiliye nâzırı reşit beyin, sarayla fransız ve ingiliz elçilikleri arasında mekik dokuduğu inanılır kaynaklardan haber alınmıştır. bir söylentiye göre, kendisi sadrazamlığa getirilecektir. önceki gece padişah, tevfik paşayı kabul etti. daha sonra ferit paşayı kabul ederek saat 17.00’den 22.00ye kadar görüştü.
dünkü cuma günü baltalimanında, ali kemal ve eski dahiliye nâzırı mehmet ali de bulunduğu halde, uzun görüşmeler yapıldı. daha sonra rahip frewunda katılmasıyla görüşmeler ali kemalin evinde devam etti. celâlettin arif bey, dün 16.00da huzura kabul edildi. bugünkü bunalımın devama tahammülü olmadığından, milletin ve milletvekillerinin güvenini kazanabilecek bir kabinenin bir an önce iş başına getirilmesi konusundaki ısrarlı maruzata karşı, padişah, durumun nezaketini aynı şekilde kavradığını ve kuva-yı milliyenin gereğini belirttikten sonra, içeride ve dışarıda güven uyandırabilecek bir kimsenin atanmasının pek acele yapılamayacağı ve pazara kadar düşünmek gerektiği şeklinde cevap vermişler.
yukarıda bilginize sunulan hususlardan edindiğim şahsî sezgim, padişahın ingilizler ile konuşmakta ve yazışmakta olduğu ve londradan cevap beklemekte bulunduğu kanaatını vermektedir. her halde durum pek bunalımlıdır. ingilizlerden ümitli olurlarsa, ferit paşanın sadrazamlığa getirilmesi de uzak bir ihtimal değildir.
kısacası, şimdiye kadar padişah doğrudan doğruya tevfik ve ferit paşalardan başka kimseyi kabul etmemiş ve ferit paşa ile görüşmesi de gizli olmuştur. sarayın adamlarından, güvendiğinizi bildiğim bir zat, perşembe günü, padişahın pek yakınları adına bendenizi özel olarak gördü ve düşüncemi sordu. cevap olarak, bugünkü durumu saltanat, devlet ve millet yararına yürütebilecek kimsenin, zâtıdevletleri olabileceğini, fakat şu sırada işgal altındaki istanbula dönmeniz mümkün olamayacağına göre, izzet paşanın iş başına geçmesi gereğini açık bir dille söyledim.
salih paşa, meclisin kapatılması ihtimalinin bulunduğunu da ima ediyor. birinci başkan vekili hüseyin kâzım beyin de saray ve ingilizler ile meclis adına dolap çevirdiği anlaşılıyor. bilgilerinize sunulur.
celâlettin arif bey, bugün saraya gidecek. durumu pek açık bir şekilde padişaha anlatacak. muhalifleri iktidar mevkiine getirirse, anadoludaki teşkilâtın sarsılacağını ve böylece, doğudaki, sonuç olarak kendileri için zararlı olacak prensiplerin memleketimize gireceğini ve halifeliğin müslümanların gözünde düşeceği durumu açıklayacak ve anadoludan millî teşkilât merkezlerinden bu konuda gelmiş olan bütün telgrafları gösterecek ve bu konu ile ilgili olarak ayrıca yazılı bir rapor da sunacaktır. rapor birlikte yazılmıştır. suretini daha sonra takdim ederiz (rauf).
2 — bu telgraf, 6.3.1920 günü öğleden sonra saat 17.15te harbiye telgrafhanesine verilmiştir.
harbiye nezareti başyaveri
salih
efendiler, rauf beyin sadrazam bulmak söz konusu olurken, benden bahsetmesi elbette gereksizdi. aramızda asla böyle bir şey konuşulmuş değildi. ben, aslında istanbul hükûmetinin yaşayacağından ümitli değildim. osmanlı devletinin ömrünü tamamlamış olduğuna artık çoktan inanmıştım. osmanlı devletinin sadrazamlık makamına geçmek gibi zayıf ve anlamsız bir düşüncenin benim kafamda yeri olamayacağı tabiî idi. ben gelip geçmesi tabiî olan inkılâp safhalarını sakin bir şekilde takip ederken, yarının tedbirlerinden başka bir şey düşünmüyordum.
rauf bey, sözünü ettiği celâlettin arif beyin raporunun suretini de gönderdi (belge: 245). kabine kurulduktan sonra da şu bilgileri verdi:
harbiye (nezareti) 8.3.1920
20nci kolordu komutan vekilliğine
mustafa kemal paşa hazretlerine:
1 — kabine şöyle kurulmuştur: sadrazam salih paşa; şeyhülislâm dahiliye nâzırı. hariciye nâzırı safa bey, harbiye nâzırı yerlerinde bırakılmış; bahriye nâzırlığına salih paşa vekil, nafia nâzırlığına tevfik bey asıl maliye nâzırlığına tevfik bey vekil. devlet şûrasına abdurrahman şeref bey vekil, maarif nâzırlığına abdurrahman şeref bey asıl, evkaf nâzırlığına eski şeyhülislâm ömer hulûsi efendi asıl olarak, adliye nâzırlığına celâl bey, ticaret nâzırlığına defterhane emini ziya bey.
2 — celâl beyin tutumunu bilmiyoruz. bu şekil damat ferit paşaya zaman kazandırmak için sarayın bir tertibidir. salih paşa, bir bunalımı önlemek suretiyle vatana yararlı bir hizmet yaptığı inancındadır. bizim düşüncemiz bu kabineye güvenoyu vermemektir. bunu sağlamak için grupta
çalışıyoruz. ferit paşa tehlikesi hâlâ vardır. ona göre tedbirler alınması arz olunur.
3 — dikkate değer bir nokta olarak şunu da arz edelim: salih paşa, meclis-i mebusan içinden nâzır almanın imkânsızlığı anlaşıldıktan sonra, dışarıdan alınacak kimselerin tesbiti için grubun düşüncesini soracaktı. sonradan, bundan vazgeçerek, adları bilginize sunulan kimselerden ibaret kabineyi kendiliğinden kurmuştur, efendim (rauf).
harbiye (nezareti) başyaveri
salih
devamı için:
(bkz: trakya da cafer tayyar bey in tuttuğu yanlış yol)
nihayet, 6 mart günü kim ve ne olduğunu anlayamadığımız biri tarafından şu haber verildi:
istanbul, 6.3.1920
heyet-i temsiliyeye
sadrazamlığa, bahriye nâzırı salih paşanın getirildiği arz olunur.
müdafaa-i hukuk cemiyeti
genel sekreter vekili
hâlit
bu telgrafın arkasından da şu telgraf geldi:
meclis-i mebusan, 6.3.1920
mustafa kemal paşa hazretlerine
pek mukaddes halife hazretleri, şimdi meclis-i mebusan başkanını yüksek huzurlarına kabul şerefini bahşederek, sadrazamlığı, âyân meclisinden eski bahriye nâzırı salih paşaya verdiklerini ferman buyurmuşlardır. salih paşa da kabineyi kurma işi ile meşgul bulunmakta olduğundan, bunalımın yarın akşama kadar tamamiyle ortadan kalkacağı bildirilir.
meclis-i mebusan başkanı
celâlettin arif
efendiler, rauf beyin de aynı günde fakat daha kabine başkanı belli olmadan verdiği bilgiler vardır. dikkate değer olduğu için bu bilgileri veren telgrafı olduğu gibi bilginize sunuyorum:
kişiye özel, çok ivedi
dakika geciktirilemez.
harbiye nezareti, 6.3.1920
ankarada 20nci kolordu komutanlığına
mustafa kemal paşa hazretlerine:
1 — dün gece izzet ve salih paşalarla görüştüm. her ikisine de sadrazamlık teklifi yapılmamıştır. vekâlet eden, kabinede kimin yer alacağını bilmiyor.
eski dahiliye nâzırı reşit beyin, sarayla fransız ve ingiliz elçilikleri arasında mekik dokuduğu inanılır kaynaklardan haber alınmıştır. bir söylentiye göre, kendisi sadrazamlığa getirilecektir. önceki gece padişah, tevfik paşayı kabul etti. daha sonra ferit paşayı kabul ederek saat 17.00’den 22.00ye kadar görüştü.
dünkü cuma günü baltalimanında, ali kemal ve eski dahiliye nâzırı mehmet ali de bulunduğu halde, uzun görüşmeler yapıldı. daha sonra rahip frewunda katılmasıyla görüşmeler ali kemalin evinde devam etti. celâlettin arif bey, dün 16.00da huzura kabul edildi. bugünkü bunalımın devama tahammülü olmadığından, milletin ve milletvekillerinin güvenini kazanabilecek bir kabinenin bir an önce iş başına getirilmesi konusundaki ısrarlı maruzata karşı, padişah, durumun nezaketini aynı şekilde kavradığını ve kuva-yı milliyenin gereğini belirttikten sonra, içeride ve dışarıda güven uyandırabilecek bir kimsenin atanmasının pek acele yapılamayacağı ve pazara kadar düşünmek gerektiği şeklinde cevap vermişler.
yukarıda bilginize sunulan hususlardan edindiğim şahsî sezgim, padişahın ingilizler ile konuşmakta ve yazışmakta olduğu ve londradan cevap beklemekte bulunduğu kanaatını vermektedir. her halde durum pek bunalımlıdır. ingilizlerden ümitli olurlarsa, ferit paşanın sadrazamlığa getirilmesi de uzak bir ihtimal değildir.
kısacası, şimdiye kadar padişah doğrudan doğruya tevfik ve ferit paşalardan başka kimseyi kabul etmemiş ve ferit paşa ile görüşmesi de gizli olmuştur. sarayın adamlarından, güvendiğinizi bildiğim bir zat, perşembe günü, padişahın pek yakınları adına bendenizi özel olarak gördü ve düşüncemi sordu. cevap olarak, bugünkü durumu saltanat, devlet ve millet yararına yürütebilecek kimsenin, zâtıdevletleri olabileceğini, fakat şu sırada işgal altındaki istanbula dönmeniz mümkün olamayacağına göre, izzet paşanın iş başına geçmesi gereğini açık bir dille söyledim.
salih paşa, meclisin kapatılması ihtimalinin bulunduğunu da ima ediyor. birinci başkan vekili hüseyin kâzım beyin de saray ve ingilizler ile meclis adına dolap çevirdiği anlaşılıyor. bilgilerinize sunulur.
celâlettin arif bey, bugün saraya gidecek. durumu pek açık bir şekilde padişaha anlatacak. muhalifleri iktidar mevkiine getirirse, anadoludaki teşkilâtın sarsılacağını ve böylece, doğudaki, sonuç olarak kendileri için zararlı olacak prensiplerin memleketimize gireceğini ve halifeliğin müslümanların gözünde düşeceği durumu açıklayacak ve anadoludan millî teşkilât merkezlerinden bu konuda gelmiş olan bütün telgrafları gösterecek ve bu konu ile ilgili olarak ayrıca yazılı bir rapor da sunacaktır. rapor birlikte yazılmıştır. suretini daha sonra takdim ederiz (rauf).
2 — bu telgraf, 6.3.1920 günü öğleden sonra saat 17.15te harbiye telgrafhanesine verilmiştir.
harbiye nezareti başyaveri
salih
efendiler, rauf beyin sadrazam bulmak söz konusu olurken, benden bahsetmesi elbette gereksizdi. aramızda asla böyle bir şey konuşulmuş değildi. ben, aslında istanbul hükûmetinin yaşayacağından ümitli değildim. osmanlı devletinin ömrünü tamamlamış olduğuna artık çoktan inanmıştım. osmanlı devletinin sadrazamlık makamına geçmek gibi zayıf ve anlamsız bir düşüncenin benim kafamda yeri olamayacağı tabiî idi. ben gelip geçmesi tabiî olan inkılâp safhalarını sakin bir şekilde takip ederken, yarının tedbirlerinden başka bir şey düşünmüyordum.
rauf bey, sözünü ettiği celâlettin arif beyin raporunun suretini de gönderdi (belge: 245). kabine kurulduktan sonra da şu bilgileri verdi:
harbiye (nezareti) 8.3.1920
20nci kolordu komutan vekilliğine
mustafa kemal paşa hazretlerine:
1 — kabine şöyle kurulmuştur: sadrazam salih paşa; şeyhülislâm dahiliye nâzırı. hariciye nâzırı safa bey, harbiye nâzırı yerlerinde bırakılmış; bahriye nâzırlığına salih paşa vekil, nafia nâzırlığına tevfik bey asıl maliye nâzırlığına tevfik bey vekil. devlet şûrasına abdurrahman şeref bey vekil, maarif nâzırlığına abdurrahman şeref bey asıl, evkaf nâzırlığına eski şeyhülislâm ömer hulûsi efendi asıl olarak, adliye nâzırlığına celâl bey, ticaret nâzırlığına defterhane emini ziya bey.
2 — celâl beyin tutumunu bilmiyoruz. bu şekil damat ferit paşaya zaman kazandırmak için sarayın bir tertibidir. salih paşa, bir bunalımı önlemek suretiyle vatana yararlı bir hizmet yaptığı inancındadır. bizim düşüncemiz bu kabineye güvenoyu vermemektir. bunu sağlamak için grupta
çalışıyoruz. ferit paşa tehlikesi hâlâ vardır. ona göre tedbirler alınması arz olunur.
3 — dikkate değer bir nokta olarak şunu da arz edelim: salih paşa, meclis-i mebusan içinden nâzır almanın imkânsızlığı anlaşıldıktan sonra, dışarıdan alınacak kimselerin tesbiti için grubun düşüncesini soracaktı. sonradan, bundan vazgeçerek, adları bilginize sunulan kimselerden ibaret kabineyi kendiliğinden kurmuştur, efendim (rauf).
harbiye (nezareti) başyaveri
salih
devamı için:
(bkz: trakya da cafer tayyar bey in tuttuğu yanlış yol)
-beni hükûmet işlerine karışmaktan menetmek isteyenler benden etkili tedbirler bekliyorlar-
nutuktan...
başkanlar heyeti teşekkür edip ayrılmışlar (belge: 242). verilmekte olan bilgiler arasında şunlar da vardı: «milletvekilleri, telâştalar. fakat istenildiği şekilde bir kabine kurulacağına güveniyorlar.
yabancıların, hürriyet ve itilâfçıların ve nigehbancıların, düzenledikleri gericilik hareketlerinde başarılı olabilmeleri için, ferit paşayı veya yakınlarından birini iktidar mevkiine getirmeleri de muhtemeldir. meclisi elbette dağıtacaklardır. padişah katında etkili olacak tedbirlerin, oradan alınması... arz olunur.»
efendiler, garip değil midir ki, bugün bu maruzatta bulunanlar, daha birkaç hafta önce «meclis resmen açılmış olduğuna göre, bundan sonraki emirlerinizin bize bildirilmesini ve görüşlerinizin her makamın önünde gerektiği gibi savunulacağına güven buyurulmasını» diyen kimselerdir. birkaç hafta önce, istanbul hükûmeti ile birlik olarak, beni hükûmet işlerine karışmaktan menetmek isteyen kimseler, bu gün, istanbulda hiçbir şey yapmaya güçleri yetmediğini itiraf ederek, buradan, heyet-i temsiliyeden etkili tedbirler bekliyorlar.
biz bu isteği de yerine getireceğiz. fakat bu kimselerin istekleri olduğu için değil, bunu vatanın çıkarları emrettiği için...
efendiler, 3 mart ve 3/4 mart gecesi, istanbulla haberleşme ve oradaki durumu anlamakla geçti. 4 mart günü, gerek ismet paşadan ve gerek diğer kimselerden aldığım bilgiler üzerine, durumu bir genelge ile bütün ordulara, teşkilât merkezlerimize ve millete bildirdim (belge: 243, 244). meclis-i mebusan başkanlığına da şunu yazdım:
ankara, 4.3.1920
meclis-i mebusan başkan vekilliği yüksek katına
itilâf devletlerinin durmadan işlerimize karışmaları karşısında, ali rıza paşa kabinesinin, nihayet meclis huzurunda istifasını verdiği üzüntüyle haber alınmıştır. aydın cephesinde, kutsal vatanı ele geçirmeye çalışan düşmanla kuva-yı milliye çarpışmakta ve her karış toprağına, sadık ve fedakâr evlâtlarının şehit olmuş vücutlarını gömmektedir.
hiçbir güç, hiçbir yetki, milletimizi tarihin emrettiği bu görevden alıkoyamayacaktır. vatan ve milletimizin istiklâli korumak için her fedakârlığa hazır bulunan milletimizin, kutsal heyecanını ancak milletin tam olarak güvenini kazanmış bir hükûmetin işbaşına getirilmesi yatıştırabilir. bütün millet, bu tarihî günlerde, millî iradesinin mutlak vekilliğini üzerine almış bulunan milletvekillerinin kararlarını sabırsızlıkla beklemektedir. vatana ve tarihe karşı, üzerinize aldığınız büyük sorumluluğu ve bütün dünyanın kürsülerinize çevrilmiş olan dikkatli bakışlarını düşünerek, milletin azim ve fedakârlığına yaraşır kararlar alınacağına güvendiğimizi ve vatan uğruna yaptığınız çalışmalarda bütün milletin yanınızda ve yardımınızda olduğunu arz ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
padişaha da şu telgrafı çektim efendiler:
ankara, 4.3.1920
padişah hazretlerinin yüce eşiğine
itilâf devletlerinin istiklâl ve haysiyeti ayak altına alıcı saldırılarına ve ateşkes anlaşması hükümlerine aykırı müdahale ve hareketlerine daha fazla dayanamayan kabinenin istifası ile yeniden yüce devletlerinde bir hükûmet bunalımının ortaya çıkması, kamuoyunda derin bir heyecan yaratmıştır.
yüce saltanat ve hilâfet makamları etrafında düşünce ve ülkü birliği ederek, yüksek istiklâl ve dokunulmazlığınız ve yüce osmanlı devletinin ülke bütünlüğü için son fedakârlığı göze almış olan bütün vatandaşlarınız, düşmanlar tarafından idare edilen bazı bozgunculuk ve ihtilâl tertiplerinden dolayı, zaten kederli ve endişeli bir durumda, hükûmet bunalımının bir an önce sona ermesini ve millî emelleri gerektiği gibi gerçekleştirebilecek değerli bir hükûmetin kurulmasını beklemektedir. meclis-i millînin çoğunluk grubunda yoğunlaşan millî gaye ve eğilimlerin yüce katınızda da destekleneceğine, bütün vatandaşlarınız gibi, heyetimiz de emindir.
ancak, içten ve dıştan gelen bin türlü ihtirasın kaynayıp köpürmesiyle, dirlik ve huzuru tehdit altında bulunan memleketimizin, millî vicdana güven veremeyecek bir kabine başkanına bir dakika bile katlanamayacağını ve tanrı korusun, böyle bir durum ortaya çıkarsa, osmanlı devletinin tarihinde benzeri görülmemiş fecî olaylara yol açacağını, padişah efendimiz hazretlerinin yüce eşiğine arz etmeyi vatan borcu sayarız. ferman padişahımızındır.
anadolu ve rumeli müdafaa-i
hukuk cemiyeti heyeti
temsiliyesi
adına
mustafa kemal
bu telgrafın birer suretini bilgi için meclis-i mebusan başkanlığına ve kolordu komutanlarına vermekle birlikte, bunun bir kopyasını çıkararak, istanbul gazetelerine ve basın cemiyetine vermesini de istanbul telgrafhanesine emrettik. bundan başka efendiler, komutanlara, valilere, mutasarrıflara ve müdafaa-i hukuk merkez heyetlerine ayrıca şu genelgeyi de gönderdik.
4.3.1920
itilâf devletlerinin katlanılmaz bir duruma gelen müdahale ve baskılarından dolayı kabine 3 mart günü yani dün istifa etmiştir. güvenilir kaynaklardan aldığımız bilgilere göre, kabinenin düşürülmesi, ferit paşa veya ona benzer birinin iktidar mevkiine getirilmesi ve istanbulda yabancıların emellerine hizmet edecek bir hilâfet şûrası kurulmasını sağlamak üzere, dış düşmanlar tarafından idare edilen ve muhalif partilerin aracılığı ile meydana gelen bir komitenin çalışmalarının eseridir.
yani, komitenin çalışmalarına yer verebilmek için itilâf devletleri, önce hükûmeti istifaya mecbur edecek baskılar yapmışlardır. durumun bu ağırlığı karşısında, meclis-i mebusan, elbette gereken etkili tedbirleri almaya devam etmektedir. ancak bu teşebbüslerin fiilî olarak desteklenmesi için, hemen, millî gayeyi gerçekleştiremeyecek bir hükûmet başkanına milletin katlanamayacağını çok sert bir dille saraya, meclis-i mebusan başkanlığına ve basına bildirmek gerekir.
bu telgraf alındığında, bir dakika kaybedilmeden bu şekilde telgraflar hazırlanmasını ve bu gece mutlaka çekilmesi çarelerinin bulunmasını, buraya da yarın sabaha kadar bilgi verilmesini önemle rica ederiz.
anadolu ve rumeli müdafaa-i
hukuk cemiyeti heyet-i
temsiliyesi adına
mustafa kemal
efendiler, verdiğimiz talimat gereğince, memleketin her tarafından, milletin her türlü yönetim kademesinden, 4/5 mart gecesinden başlayarak telgraf fırtınası ayın beşinci ve altıncı günleri, padişah sarayında ve meclis-i mebusan üzerinde beklenen etkiyi yaptı.
devamı için:
(bkz: salih paşa sadrazam oluyor)
nutuktan...
başkanlar heyeti teşekkür edip ayrılmışlar (belge: 242). verilmekte olan bilgiler arasında şunlar da vardı: «milletvekilleri, telâştalar. fakat istenildiği şekilde bir kabine kurulacağına güveniyorlar.
yabancıların, hürriyet ve itilâfçıların ve nigehbancıların, düzenledikleri gericilik hareketlerinde başarılı olabilmeleri için, ferit paşayı veya yakınlarından birini iktidar mevkiine getirmeleri de muhtemeldir. meclisi elbette dağıtacaklardır. padişah katında etkili olacak tedbirlerin, oradan alınması... arz olunur.»
efendiler, garip değil midir ki, bugün bu maruzatta bulunanlar, daha birkaç hafta önce «meclis resmen açılmış olduğuna göre, bundan sonraki emirlerinizin bize bildirilmesini ve görüşlerinizin her makamın önünde gerektiği gibi savunulacağına güven buyurulmasını» diyen kimselerdir. birkaç hafta önce, istanbul hükûmeti ile birlik olarak, beni hükûmet işlerine karışmaktan menetmek isteyen kimseler, bu gün, istanbulda hiçbir şey yapmaya güçleri yetmediğini itiraf ederek, buradan, heyet-i temsiliyeden etkili tedbirler bekliyorlar.
biz bu isteği de yerine getireceğiz. fakat bu kimselerin istekleri olduğu için değil, bunu vatanın çıkarları emrettiği için...
efendiler, 3 mart ve 3/4 mart gecesi, istanbulla haberleşme ve oradaki durumu anlamakla geçti. 4 mart günü, gerek ismet paşadan ve gerek diğer kimselerden aldığım bilgiler üzerine, durumu bir genelge ile bütün ordulara, teşkilât merkezlerimize ve millete bildirdim (belge: 243, 244). meclis-i mebusan başkanlığına da şunu yazdım:
ankara, 4.3.1920
meclis-i mebusan başkan vekilliği yüksek katına
itilâf devletlerinin durmadan işlerimize karışmaları karşısında, ali rıza paşa kabinesinin, nihayet meclis huzurunda istifasını verdiği üzüntüyle haber alınmıştır. aydın cephesinde, kutsal vatanı ele geçirmeye çalışan düşmanla kuva-yı milliye çarpışmakta ve her karış toprağına, sadık ve fedakâr evlâtlarının şehit olmuş vücutlarını gömmektedir.
hiçbir güç, hiçbir yetki, milletimizi tarihin emrettiği bu görevden alıkoyamayacaktır. vatan ve milletimizin istiklâli korumak için her fedakârlığa hazır bulunan milletimizin, kutsal heyecanını ancak milletin tam olarak güvenini kazanmış bir hükûmetin işbaşına getirilmesi yatıştırabilir. bütün millet, bu tarihî günlerde, millî iradesinin mutlak vekilliğini üzerine almış bulunan milletvekillerinin kararlarını sabırsızlıkla beklemektedir. vatana ve tarihe karşı, üzerinize aldığınız büyük sorumluluğu ve bütün dünyanın kürsülerinize çevrilmiş olan dikkatli bakışlarını düşünerek, milletin azim ve fedakârlığına yaraşır kararlar alınacağına güvendiğimizi ve vatan uğruna yaptığınız çalışmalarda bütün milletin yanınızda ve yardımınızda olduğunu arz ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
padişaha da şu telgrafı çektim efendiler:
ankara, 4.3.1920
padişah hazretlerinin yüce eşiğine
itilâf devletlerinin istiklâl ve haysiyeti ayak altına alıcı saldırılarına ve ateşkes anlaşması hükümlerine aykırı müdahale ve hareketlerine daha fazla dayanamayan kabinenin istifası ile yeniden yüce devletlerinde bir hükûmet bunalımının ortaya çıkması, kamuoyunda derin bir heyecan yaratmıştır.
yüce saltanat ve hilâfet makamları etrafında düşünce ve ülkü birliği ederek, yüksek istiklâl ve dokunulmazlığınız ve yüce osmanlı devletinin ülke bütünlüğü için son fedakârlığı göze almış olan bütün vatandaşlarınız, düşmanlar tarafından idare edilen bazı bozgunculuk ve ihtilâl tertiplerinden dolayı, zaten kederli ve endişeli bir durumda, hükûmet bunalımının bir an önce sona ermesini ve millî emelleri gerektiği gibi gerçekleştirebilecek değerli bir hükûmetin kurulmasını beklemektedir. meclis-i millînin çoğunluk grubunda yoğunlaşan millî gaye ve eğilimlerin yüce katınızda da destekleneceğine, bütün vatandaşlarınız gibi, heyetimiz de emindir.
ancak, içten ve dıştan gelen bin türlü ihtirasın kaynayıp köpürmesiyle, dirlik ve huzuru tehdit altında bulunan memleketimizin, millî vicdana güven veremeyecek bir kabine başkanına bir dakika bile katlanamayacağını ve tanrı korusun, böyle bir durum ortaya çıkarsa, osmanlı devletinin tarihinde benzeri görülmemiş fecî olaylara yol açacağını, padişah efendimiz hazretlerinin yüce eşiğine arz etmeyi vatan borcu sayarız. ferman padişahımızındır.
anadolu ve rumeli müdafaa-i
hukuk cemiyeti heyeti
temsiliyesi
adına
mustafa kemal
bu telgrafın birer suretini bilgi için meclis-i mebusan başkanlığına ve kolordu komutanlarına vermekle birlikte, bunun bir kopyasını çıkararak, istanbul gazetelerine ve basın cemiyetine vermesini de istanbul telgrafhanesine emrettik. bundan başka efendiler, komutanlara, valilere, mutasarrıflara ve müdafaa-i hukuk merkez heyetlerine ayrıca şu genelgeyi de gönderdik.
4.3.1920
itilâf devletlerinin katlanılmaz bir duruma gelen müdahale ve baskılarından dolayı kabine 3 mart günü yani dün istifa etmiştir. güvenilir kaynaklardan aldığımız bilgilere göre, kabinenin düşürülmesi, ferit paşa veya ona benzer birinin iktidar mevkiine getirilmesi ve istanbulda yabancıların emellerine hizmet edecek bir hilâfet şûrası kurulmasını sağlamak üzere, dış düşmanlar tarafından idare edilen ve muhalif partilerin aracılığı ile meydana gelen bir komitenin çalışmalarının eseridir.
yani, komitenin çalışmalarına yer verebilmek için itilâf devletleri, önce hükûmeti istifaya mecbur edecek baskılar yapmışlardır. durumun bu ağırlığı karşısında, meclis-i mebusan, elbette gereken etkili tedbirleri almaya devam etmektedir. ancak bu teşebbüslerin fiilî olarak desteklenmesi için, hemen, millî gayeyi gerçekleştiremeyecek bir hükûmet başkanına milletin katlanamayacağını çok sert bir dille saraya, meclis-i mebusan başkanlığına ve basına bildirmek gerekir.
bu telgraf alındığında, bir dakika kaybedilmeden bu şekilde telgraflar hazırlanmasını ve bu gece mutlaka çekilmesi çarelerinin bulunmasını, buraya da yarın sabaha kadar bilgi verilmesini önemle rica ederiz.
anadolu ve rumeli müdafaa-i
hukuk cemiyeti heyet-i
temsiliyesi adına
mustafa kemal
efendiler, verdiğimiz talimat gereğince, memleketin her tarafından, milletin her türlü yönetim kademesinden, 4/5 mart gecesinden başlayarak telgraf fırtınası ayın beşinci ve altıncı günleri, padişah sarayında ve meclis-i mebusan üzerinde beklenen etkiyi yaptı.
devamı için:
(bkz: salih paşa sadrazam oluyor)
-padişah işin gidiş ve durumuna göre birisini sadrazamlığa seçeceğim diyor-
nutuktan...
rauf ve kara vasıf beyler, 3 mart 1920 tarihli şifrelerle, bu istifa haberini verirlerken, felâh-ı vatan grubu başkanının ve meclis başkan vekillerinin saraya gönderildiğini de bildiriyorlardı.
bu başkanlar, padişahın huzuruna kabul olunmamışlar. başkâtip ve başmâbeyinci ile görüşmeleri irade buyurulmuş. grup başkanı, millî teşkilâtın padişaha bağlılığını bildirmiş.
sözü hükûmetin çekilmesine getirmiş. padişah, başkâtip aracılığı ile şu iradeyi bildirmiş: «bütün milletvekillerine selâm. işlerin gidiş ve durumundaki ağırlığı ben de onlar kadar biliyorum. gidişatın ve durumun gereğine göre birisini sadrazamlığa seçeceğim. onun yetkisine el uzatarak arkadaşlarını seçmesine karışamam. ancak, ona çoğunluk grubuyla anlaşmasını tavsiye edeceğim.»
devamı için:
(bkz: beni karışmaktan menetmek isteyenler)
nutuktan...
rauf ve kara vasıf beyler, 3 mart 1920 tarihli şifrelerle, bu istifa haberini verirlerken, felâh-ı vatan grubu başkanının ve meclis başkan vekillerinin saraya gönderildiğini de bildiriyorlardı.
bu başkanlar, padişahın huzuruna kabul olunmamışlar. başkâtip ve başmâbeyinci ile görüşmeleri irade buyurulmuş. grup başkanı, millî teşkilâtın padişaha bağlılığını bildirmiş.
sözü hükûmetin çekilmesine getirmiş. padişah, başkâtip aracılığı ile şu iradeyi bildirmiş: «bütün milletvekillerine selâm. işlerin gidiş ve durumundaki ağırlığı ben de onlar kadar biliyorum. gidişatın ve durumun gereğine göre birisini sadrazamlığa seçeceğim. onun yetkisine el uzatarak arkadaşlarını seçmesine karışamam. ancak, ona çoğunluk grubuyla anlaşmasını tavsiye edeceğim.»
devamı için:
(bkz: beni karışmaktan menetmek isteyenler)
nutuktan...
efendiler, yüksek şahıslarınızca bilinmektedir ki, ingiliz temsilcisi, yunanlılar da dahil olmak üzere bütün itilâf kuvvetlerine karşı mücadelenin durdurulmasını hükûmete teklif etmişti. bu teklifin gereği yerine getirilirse, istanbulu osmanlı devletine bırakacakları yolunda yaldızlı bir vaatte de bulunmuşlardı. fakat istanbulda bu teklif yapılırken, şubatın 18, 19 ve 20nci günlerinde, yunanlıların izmire yeni kuvvet, taşıt araçları, çok miktarda cephane getirdiğini ve bunları cephelere göndererek yeni bir taarruza hazırlandığını biliyorduk. bu bilgilerimizi, hükûmetin işlerine karışmayınız yaygarasına kulak asmadan istanbul hükûmetine de ulaştırarak dikkatini çekmekten geri kalmadık. yunanlılar, bu şekilde taarruza hazırlanırken, ali rıza paşa kabinesi başka bir teklif karşısında kalıyor.
«yunanlılar karşısında bulunan kuva-yı milliyeyi üç kilometre geri aldırmak!..»
ali rıza paşa kabinesinin buna gücünün yetmeyeceği belliydi. fakat, maksat onun düşürülmesiydi. sadrazam, ister istemez bu teklifin yerine getirilemeyeceğini bildirmiş.
3 mart 1920 günü yunanlılar taarruza geçtiler. gölcük yaylasıyla bozdoğanı işgal ettiler. işte bu olay üzerine, ali rıza paşanın, düşünebildiği tek çare, makamında daha fazla kalmaktan vazgeçerek, hemen istifa edip bu sorumlu işten yakayı sıyırmak olmuştur. çünkü, millî mücadeleyi durdurma konusunda yapılan teklifi yerine getirmeye çalışmış fakat başaramamış olan ali rıza paşanın, bu defaki teklifi de yerine getireceğim diye söz verip de başaramadığı takdirde, itilâf devletlerince de sorumlu tutulması ihtimali de hatıra gelmez miydi?
harbiye nazırı cemal paşa, başkomutan mr. george milnein emirlerini uygulatamadığı için sonunda kabineden uzaklaştırılmak durumuna düşürülmemiş miydi? aynı işlemin ali rıza paşaya da uygulanmasına kalkışıldığı takdirde, kendisini padişahın koruyabileceğine güvenebilir miydi? böyle bir durum karşısında, millî davanın belirdiği tek yer olduğu söylediği
istanbuldaki meclis-i millîye güvenebilecek miydi? millî irade adına konuşmaya ve isteklerde bulunmaya artık gerek ve imkân kalmadığını söyleyerek cezalandıracağım diye gözdağı verdiği heyet-i temsiliyeye dayanmaya tenezzül etmeli miydi? o halde kendisi için istifadan başka çıkar bir yol olamazdı. işte o da öyle yapmıştır (belge: 241). ali rıza paşa, hükûmete ilk saldırı yapıldığında, çekilmesi gerektiği yolundaki uyarılarımızı kabul etmedi.
yerinde kalmakla vatana yararlı olacağını söyledi. meclis-i mebusan da bu cahilce düşünceyi yerinde görerek onu makamında tuttu. acaba yerine getirilmesi söz konusu olan görev, yunanlıların taarruz hazırlıklarını tamamlayarak vatanın kutsal topraklarından bir kısmını daha çiğnemek ve aziz vatandaşlardan bir kısmını daha süngüler altında inletmek için, muhtaç olduğu fırsatı ona bahşetmek miydi?
devamı için:
(bkz: padişah birisini sadrazamlığa seçeceğim diyor)
efendiler, yüksek şahıslarınızca bilinmektedir ki, ingiliz temsilcisi, yunanlılar da dahil olmak üzere bütün itilâf kuvvetlerine karşı mücadelenin durdurulmasını hükûmete teklif etmişti. bu teklifin gereği yerine getirilirse, istanbulu osmanlı devletine bırakacakları yolunda yaldızlı bir vaatte de bulunmuşlardı. fakat istanbulda bu teklif yapılırken, şubatın 18, 19 ve 20nci günlerinde, yunanlıların izmire yeni kuvvet, taşıt araçları, çok miktarda cephane getirdiğini ve bunları cephelere göndererek yeni bir taarruza hazırlandığını biliyorduk. bu bilgilerimizi, hükûmetin işlerine karışmayınız yaygarasına kulak asmadan istanbul hükûmetine de ulaştırarak dikkatini çekmekten geri kalmadık. yunanlılar, bu şekilde taarruza hazırlanırken, ali rıza paşa kabinesi başka bir teklif karşısında kalıyor.
«yunanlılar karşısında bulunan kuva-yı milliyeyi üç kilometre geri aldırmak!..»
ali rıza paşa kabinesinin buna gücünün yetmeyeceği belliydi. fakat, maksat onun düşürülmesiydi. sadrazam, ister istemez bu teklifin yerine getirilemeyeceğini bildirmiş.
3 mart 1920 günü yunanlılar taarruza geçtiler. gölcük yaylasıyla bozdoğanı işgal ettiler. işte bu olay üzerine, ali rıza paşanın, düşünebildiği tek çare, makamında daha fazla kalmaktan vazgeçerek, hemen istifa edip bu sorumlu işten yakayı sıyırmak olmuştur. çünkü, millî mücadeleyi durdurma konusunda yapılan teklifi yerine getirmeye çalışmış fakat başaramamış olan ali rıza paşanın, bu defaki teklifi de yerine getireceğim diye söz verip de başaramadığı takdirde, itilâf devletlerince de sorumlu tutulması ihtimali de hatıra gelmez miydi?
harbiye nazırı cemal paşa, başkomutan mr. george milnein emirlerini uygulatamadığı için sonunda kabineden uzaklaştırılmak durumuna düşürülmemiş miydi? aynı işlemin ali rıza paşaya da uygulanmasına kalkışıldığı takdirde, kendisini padişahın koruyabileceğine güvenebilir miydi? böyle bir durum karşısında, millî davanın belirdiği tek yer olduğu söylediği
istanbuldaki meclis-i millîye güvenebilecek miydi? millî irade adına konuşmaya ve isteklerde bulunmaya artık gerek ve imkân kalmadığını söyleyerek cezalandıracağım diye gözdağı verdiği heyet-i temsiliyeye dayanmaya tenezzül etmeli miydi? o halde kendisi için istifadan başka çıkar bir yol olamazdı. işte o da öyle yapmıştır (belge: 241). ali rıza paşa, hükûmete ilk saldırı yapıldığında, çekilmesi gerektiği yolundaki uyarılarımızı kabul etmedi.
yerinde kalmakla vatana yararlı olacağını söyledi. meclis-i mebusan da bu cahilce düşünceyi yerinde görerek onu makamında tuttu. acaba yerine getirilmesi söz konusu olan görev, yunanlıların taarruz hazırlıklarını tamamlayarak vatanın kutsal topraklarından bir kısmını daha çiğnemek ve aziz vatandaşlardan bir kısmını daha süngüler altında inletmek için, muhtaç olduğu fırsatı ona bahşetmek miydi?
devamı için:
(bkz: padişah birisini sadrazamlığa seçeceğim diyor)
-anzavur un milli cephelerimizi arkadan vurma teşebbüsü-
nutuktan...
efendiler, hemen aynı günlerde, anzavur, balıkesir ve biga dolaylarında, oldukça önemli ve tehlikeli durumlar yaratmayı başarmıştı. balıkesirde, millî cephelerimizi arkadan vurmak istiyordu. başına bir yığın adam toplamıştı. karşısına gönderilen millî kuvvetlerle, bigada kanlı bir çarpışma yapıldı. anzavur galip geldi. kuvvetlerimizi dağıttı. toplarımızı ve makineli tüfeklerimizi ele geçirdi. erlerimizi ve subaylarımızı esir ve şehit etti. akbaş kahramanı hamdi bey de bu şehitler arasındaydı. bundan sonra, ahmet anzavur, kendi adını verdiği ahmediye cemiyeti adı altında alçaklıklarını gittikçe artırdı.
efendiler, 3 mart 1920 tarihinde, içinde fevkalâde önemli haberler bulunan bir şifre aldım. bu şifre, istanbuldan ismet paşadan geliyordu. ben ankaraya geldikten sonra, ismet paşa, ankaraya yanıma gelmişti. birlikte çalışıyorduk. fakat cemal paşadan sonra harbiye nazırlığına fevzi paşa hazretleri geldi. paşa hazretlerinin özel istekleri üzerine ve çok önemli bir iş için ismet paşayı bu tarihten birkaç gün önce istanbula göndermiştim.
önemli saydığımız nokta şuydu: yunanlılar taarruza hazırlanıyorlardı. buna karşı, akla yakın olan tedbir, bütün kuvvetleri seferber ederek düzenli bir savaşa girmekti. özellikle fevzi paşa hazretleri, bu gerek ve zarureti takdir etmekteydi.
işte, bu hazırlığı yapmak üzere ismet paşanın istanbulda bulunması ve hattâ genelkurmay başkanlığına resmen tayin edilerek işe başlaması çok yararlı olacaktı. bu maksatla istanbula gitmesini gerekli bulmuştum. ismet paşanın telgrafı şudur:
harbiye nezareti 3.3.1920
mustafa kemal paşa hazretlerine
alınan bilgilere göre, istanbulda bir dernek kurulmuş ve ingilizlerle birlikte kararlar almış. hükûmetin düşürülmesi ve malûm bir hükûmetin kurulması, meclisin dağıtılması, izmir ve adananın işgalleri için kuva-yı milliyenin ortadan kaldırılması, dünya barış ve güvenliğini sağlamak üzere istanbulda müslümanlararası bir hilâfet şurasının toplanması ve bolşevikler aleyhine fetva çıkarılması bu kararlar arasındaymış.
nâzır paşa bu derneğin çalışmalarına önem veriyor. anadoludaki anzavur hareketi bu kararlara bağlı olduğu gibi, ingilizlerin hükûmete çok fazla baskı yapmaları da aynı sebeptendir bilgi olarak arz etmekliğimi istediler (ismet).
harbiye nezareti başyaveri
binbaşı
salih
devamı için:
(bkz: ali rıza paşa kabinesi nin istifası)
nutuktan...
efendiler, hemen aynı günlerde, anzavur, balıkesir ve biga dolaylarında, oldukça önemli ve tehlikeli durumlar yaratmayı başarmıştı. balıkesirde, millî cephelerimizi arkadan vurmak istiyordu. başına bir yığın adam toplamıştı. karşısına gönderilen millî kuvvetlerle, bigada kanlı bir çarpışma yapıldı. anzavur galip geldi. kuvvetlerimizi dağıttı. toplarımızı ve makineli tüfeklerimizi ele geçirdi. erlerimizi ve subaylarımızı esir ve şehit etti. akbaş kahramanı hamdi bey de bu şehitler arasındaydı. bundan sonra, ahmet anzavur, kendi adını verdiği ahmediye cemiyeti adı altında alçaklıklarını gittikçe artırdı.
efendiler, 3 mart 1920 tarihinde, içinde fevkalâde önemli haberler bulunan bir şifre aldım. bu şifre, istanbuldan ismet paşadan geliyordu. ben ankaraya geldikten sonra, ismet paşa, ankaraya yanıma gelmişti. birlikte çalışıyorduk. fakat cemal paşadan sonra harbiye nazırlığına fevzi paşa hazretleri geldi. paşa hazretlerinin özel istekleri üzerine ve çok önemli bir iş için ismet paşayı bu tarihten birkaç gün önce istanbula göndermiştim.
önemli saydığımız nokta şuydu: yunanlılar taarruza hazırlanıyorlardı. buna karşı, akla yakın olan tedbir, bütün kuvvetleri seferber ederek düzenli bir savaşa girmekti. özellikle fevzi paşa hazretleri, bu gerek ve zarureti takdir etmekteydi.
işte, bu hazırlığı yapmak üzere ismet paşanın istanbulda bulunması ve hattâ genelkurmay başkanlığına resmen tayin edilerek işe başlaması çok yararlı olacaktı. bu maksatla istanbula gitmesini gerekli bulmuştum. ismet paşanın telgrafı şudur:
harbiye nezareti 3.3.1920
mustafa kemal paşa hazretlerine
alınan bilgilere göre, istanbulda bir dernek kurulmuş ve ingilizlerle birlikte kararlar almış. hükûmetin düşürülmesi ve malûm bir hükûmetin kurulması, meclisin dağıtılması, izmir ve adananın işgalleri için kuva-yı milliyenin ortadan kaldırılması, dünya barış ve güvenliğini sağlamak üzere istanbulda müslümanlararası bir hilâfet şurasının toplanması ve bolşevikler aleyhine fetva çıkarılması bu kararlar arasındaymış.
nâzır paşa bu derneğin çalışmalarına önem veriyor. anadoludaki anzavur hareketi bu kararlara bağlı olduğu gibi, ingilizlerin hükûmete çok fazla baskı yapmaları da aynı sebeptendir bilgi olarak arz etmekliğimi istediler (ismet).
harbiye nezareti başyaveri
binbaşı
salih
devamı için:
(bkz: ali rıza paşa kabinesi nin istifası)
nutuktan...
efendiler, rauf beye yazdığımız son şifrede, akbaş cephaneliğindeki cephanenin bir kısmının ingilizlere verilmesine yardım ettikleri yolunda bir eleştiri vardı. bu meseleyi biraz açıklayayım.
rumeli sahilinde, gelibolu yakınlarında, akbaş denilen yerde, bir cephane deposu vardı. orada fransızların eli altında bol miktarda silâh ve cephane bulunuyordu. hükûmet, itilâf devletlerine tamamiyle boyun eğmiş görünmeyi yararlarına uygun saydığından, sözünü ettiğim cephanelikteki silâh ve cephanenin bir kısmını itilâf devletlerine vermeyi vaadetmiş. onlar da wrangel ordusuna göndereceklermiş. rusyaya nakli için bir rus vapuru da geliboluya gelmiş. hükûmet daha önce, istanbuldaki teşkilât başkanlarımızın izin ve yardımlarını da sağlamış...
halbuki, efendiler, köprülü hamdi bey adında kahraman bir arkadaşımız, kuva-yı milliyeden bir müfreze ile, 26/27 ocak 1920 gecesi, sallarla rumeli sahiline geçti.
akbaş cephaneliklerini ele geçirdi. depo bekçileri olan fransızları tutukladı ve haberleşme hatlarını kesti. silâhların hepsini cephanenin bir kısmını ve muhafız fransız askerlerini de göz altında lapsekiye nakletti. silâhları ve cephaneyi anadoluya gönderdikten sonra, fransız erlerini iade etti. akbaş deposunda sekiz bin rus tüfeği, kırk rus makineli tüfeği, yirmi bin sandık cephane bulunduğu tahmin ediliyordu (belge: 239).
bu olay üzerine, ingilizler, bandırmaya iki yüz kişilik bir kuvvet çıkardılar.
itilâf kuvvetlerinin, millî savaş bölgelerinin gerilerinde itilâf devletleri askerlerinin de bulundukları yerlerdeki depolarda bulunan silâhların ve cephanenin başka yere nakli, kullanılamaz duruma getirilmeleri veya bu gibi yerlerin işgal edilmeleri ihtimaline karşı, komutanlara verdiğimiz emirde, bazı tedbirler tavsiye etmekle birlikte, bütün komutanların büyük bir kararlılık ve kesinlikle hareket etmeleri gereğini bildirdik (belge: 240).
devamı için:
(bkz: anzavur un cephelerimizi arkadan vurma teşebbüsü)
efendiler, rauf beye yazdığımız son şifrede, akbaş cephaneliğindeki cephanenin bir kısmının ingilizlere verilmesine yardım ettikleri yolunda bir eleştiri vardı. bu meseleyi biraz açıklayayım.
rumeli sahilinde, gelibolu yakınlarında, akbaş denilen yerde, bir cephane deposu vardı. orada fransızların eli altında bol miktarda silâh ve cephane bulunuyordu. hükûmet, itilâf devletlerine tamamiyle boyun eğmiş görünmeyi yararlarına uygun saydığından, sözünü ettiğim cephanelikteki silâh ve cephanenin bir kısmını itilâf devletlerine vermeyi vaadetmiş. onlar da wrangel ordusuna göndereceklermiş. rusyaya nakli için bir rus vapuru da geliboluya gelmiş. hükûmet daha önce, istanbuldaki teşkilât başkanlarımızın izin ve yardımlarını da sağlamış...
halbuki, efendiler, köprülü hamdi bey adında kahraman bir arkadaşımız, kuva-yı milliyeden bir müfreze ile, 26/27 ocak 1920 gecesi, sallarla rumeli sahiline geçti.
akbaş cephaneliklerini ele geçirdi. depo bekçileri olan fransızları tutukladı ve haberleşme hatlarını kesti. silâhların hepsini cephanenin bir kısmını ve muhafız fransız askerlerini de göz altında lapsekiye nakletti. silâhları ve cephaneyi anadoluya gönderdikten sonra, fransız erlerini iade etti. akbaş deposunda sekiz bin rus tüfeği, kırk rus makineli tüfeği, yirmi bin sandık cephane bulunduğu tahmin ediliyordu (belge: 239).
bu olay üzerine, ingilizler, bandırmaya iki yüz kişilik bir kuvvet çıkardılar.
itilâf kuvvetlerinin, millî savaş bölgelerinin gerilerinde itilâf devletleri askerlerinin de bulundukları yerlerdeki depolarda bulunan silâhların ve cephanenin başka yere nakli, kullanılamaz duruma getirilmeleri veya bu gibi yerlerin işgal edilmeleri ihtimaline karşı, komutanlara verdiğimiz emirde, bazı tedbirler tavsiye etmekle birlikte, bütün komutanların büyük bir kararlılık ve kesinlikle hareket etmeleri gereğini bildirdik (belge: 240).
devamı için:
(bkz: anzavur un cephelerimizi arkadan vurma teşebbüsü)
nutuktan...
efendiler, istanbulun fiilî olarak işgalinden aşağı yukarı yirmi gün önce ortaya konulan bu görüş ve düşünce incelenmeye değer. ben yalnız bir noktaya işaret etmekle yetineceğim. o nokta, olayların akışına ayak uydurma şeklinde bir kaderciliği benimsemektir.
biz elbette, işi böylesine bir kaderciliğe bırakamazdık. aksine, olayların akışının ne olabileceğini önceden kestirip tesbit ederek, karşı tedbirleri düşünmek ve ânında, bir kararsızlığa düşmeden uygulamak taraftarı idik. işte bundan dolayıdır ki, daha öncesinden kamuoyunu yoklamaya başlamıştık.
efendiler, milletvekili mazhar müfit beyin bir mektubuna verdiğim cevabı olduğu gibi bilginize sunarsam, kâzım karabekir paşanın görüşlerine verilmesi gereken cevap da kendiliğinden anlaşılmış olur. mazhar müfit beyin mektubunda yazdıklarını tekrar etmeyeceğim. onu gerekirse kendileri yayınlarlar. benim verdiğim cevap şuydu:
ankara, 25/26.2.1920
hakkâri milletvekili mazhar müfit beyefendiye
efendim hazretleri,
14.2.1920 tarihli uzun mektubunuzu ancak dün aldım ve yarınki postaya yetiştirmek üzere cevabını şimdi yazıyorum. yüce meclis-i millînin ve felâh-ı vatan adını taşıyan grubun, gerçek durumlarını tasvir eden değerli ifadeleriniz, bende üzüntü yarattı.
açıklama ve tasvirlerinizle gözümün önünde beliren manzara elem vericidir. zavallı millet; hayatını, varlığını, kaderini savunmak, korumak ve güven altına almakla yükümlü bildiği sayın milletvekillerini, gerçek millî ve vatanî görevlerini daha ilk anda ve ilk adımda unutmuş görüyor.
batılıların ve bütün düşman dediğimiz milletlerin, türklerde kabiliyet olmadığı gerekçesiyle, türkiye de, her şeyin, bizim için olumsuz olan şeyin yapılmasına göz yumdukları bilinirken ve her birimiz, ayrı ayrı bu zannın yanlışlığını ispata kararlı olduğumuzu iddia ederken, çıkar duygularımız, basit bencilliklerimiz bize her şeyi unutturabilir.
önce gelen milletvekilleri şöyle yapacakmış, sonra gelen milletvekilleri böyle tavır almış, heyet-i temsiliye şunu kendinden saymış, bunu bayağı görmüş... bunları söyleyenler, koca türk milletinin sayın milletvekilleri, öyle mi? bu ruh hali, böyle bir ahlâkî davranış karşısında hayret ve şaşkınlıktan donakalırım.
yeni grup veya, parti teşkilâtından söz ediliyor. azizim mazhar müfit bey açıkladığınız zihniyet ve yaratılışların kuracakları gruptan da, partiden de, ben memleketi kurtarıcı sağlam bir tavır alınabileceğine hükmedemiyorum.
ben de heyet-i temsiliye adı altında fedakârca görev yapan arkadaşlar, bu vatanın kurtuluşu ve milletin huzuru için ölünceye kadar çalışmak isterken, sayın milletvekilleri tutum ve tavırlarıyla ve gaflet uçurumuna yuvarlanmalarıyla, anlıyorum ki, buna bile müsaade etmeyeceklerdir.
anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyetinin teşkilâtına ve bu teşkilâtın meydana getirdiği kuva-yı milliyeye dayanma gereği kalmadığını, çocukça ve gafilce davranış ve hareketleriyle belli eden meclis-i mebusanın ve felâh-ı vatan grubunun, bu konudaki kesin kararının öğrenilmesini ve tarafımıza bildirilmesini rauf beye yazdık.
bu kararın, bir an önce alınabilmesi için sizin de yardımınızı rica ederiz. bu kararı verirken, sayın milletvekillerinin, toplantı yeri olan istanbulda, kırk bin fransız, otuz beş bin ingiliz, iki bin yunan ve dört bin italyan kara kuvvetlerinin yığınak yaptığını ve ingiliz akdeniz donanmasının da fındıklı sarayına karşı demir atmış olduğunu gözönünde bulundurmaları gerektiğini hatırlatırım.
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: akbaş cephaneliği ve köprülü hamdi bey)
efendiler, istanbulun fiilî olarak işgalinden aşağı yukarı yirmi gün önce ortaya konulan bu görüş ve düşünce incelenmeye değer. ben yalnız bir noktaya işaret etmekle yetineceğim. o nokta, olayların akışına ayak uydurma şeklinde bir kaderciliği benimsemektir.
biz elbette, işi böylesine bir kaderciliğe bırakamazdık. aksine, olayların akışının ne olabileceğini önceden kestirip tesbit ederek, karşı tedbirleri düşünmek ve ânında, bir kararsızlığa düşmeden uygulamak taraftarı idik. işte bundan dolayıdır ki, daha öncesinden kamuoyunu yoklamaya başlamıştık.
efendiler, milletvekili mazhar müfit beyin bir mektubuna verdiğim cevabı olduğu gibi bilginize sunarsam, kâzım karabekir paşanın görüşlerine verilmesi gereken cevap da kendiliğinden anlaşılmış olur. mazhar müfit beyin mektubunda yazdıklarını tekrar etmeyeceğim. onu gerekirse kendileri yayınlarlar. benim verdiğim cevap şuydu:
ankara, 25/26.2.1920
hakkâri milletvekili mazhar müfit beyefendiye
efendim hazretleri,
14.2.1920 tarihli uzun mektubunuzu ancak dün aldım ve yarınki postaya yetiştirmek üzere cevabını şimdi yazıyorum. yüce meclis-i millînin ve felâh-ı vatan adını taşıyan grubun, gerçek durumlarını tasvir eden değerli ifadeleriniz, bende üzüntü yarattı.
açıklama ve tasvirlerinizle gözümün önünde beliren manzara elem vericidir. zavallı millet; hayatını, varlığını, kaderini savunmak, korumak ve güven altına almakla yükümlü bildiği sayın milletvekillerini, gerçek millî ve vatanî görevlerini daha ilk anda ve ilk adımda unutmuş görüyor.
batılıların ve bütün düşman dediğimiz milletlerin, türklerde kabiliyet olmadığı gerekçesiyle, türkiye de, her şeyin, bizim için olumsuz olan şeyin yapılmasına göz yumdukları bilinirken ve her birimiz, ayrı ayrı bu zannın yanlışlığını ispata kararlı olduğumuzu iddia ederken, çıkar duygularımız, basit bencilliklerimiz bize her şeyi unutturabilir.
önce gelen milletvekilleri şöyle yapacakmış, sonra gelen milletvekilleri böyle tavır almış, heyet-i temsiliye şunu kendinden saymış, bunu bayağı görmüş... bunları söyleyenler, koca türk milletinin sayın milletvekilleri, öyle mi? bu ruh hali, böyle bir ahlâkî davranış karşısında hayret ve şaşkınlıktan donakalırım.
yeni grup veya, parti teşkilâtından söz ediliyor. azizim mazhar müfit bey açıkladığınız zihniyet ve yaratılışların kuracakları gruptan da, partiden de, ben memleketi kurtarıcı sağlam bir tavır alınabileceğine hükmedemiyorum.
ben de heyet-i temsiliye adı altında fedakârca görev yapan arkadaşlar, bu vatanın kurtuluşu ve milletin huzuru için ölünceye kadar çalışmak isterken, sayın milletvekilleri tutum ve tavırlarıyla ve gaflet uçurumuna yuvarlanmalarıyla, anlıyorum ki, buna bile müsaade etmeyeceklerdir.
anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyetinin teşkilâtına ve bu teşkilâtın meydana getirdiği kuva-yı milliyeye dayanma gereği kalmadığını, çocukça ve gafilce davranış ve hareketleriyle belli eden meclis-i mebusanın ve felâh-ı vatan grubunun, bu konudaki kesin kararının öğrenilmesini ve tarafımıza bildirilmesini rauf beye yazdık.
bu kararın, bir an önce alınabilmesi için sizin de yardımınızı rica ederiz. bu kararı verirken, sayın milletvekillerinin, toplantı yeri olan istanbulda, kırk bin fransız, otuz beş bin ingiliz, iki bin yunan ve dört bin italyan kara kuvvetlerinin yığınak yaptığını ve ingiliz akdeniz donanmasının da fındıklı sarayına karşı demir atmış olduğunu gözönünde bulundurmaları gerektiğini hatırlatırım.
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: akbaş cephaneliği ve köprülü hamdi bey)
-kuva yı milliye nin mücadeleye devamı konusunda kamuoyunun yoklanması-
nutuktan...
efendiler, bugünlerde duyulan ihtiyaç üzerine rauf beye, aynı tarihte şu telgrafı da yazdım. bu ihtiyaç, heyet-i
temsiliyenin ve kuva-yı milliyenin mücadeleye devamı konusunda kamuoyunu yoklamaktı. rauf beye yazdığım bu telgrafı, erzurumdaki kâzım karabekir paşaya da çektirmiştim.
çok ivedi ve günlüdür. 21.2.1920
rauf beye özel:
anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyetinin durumunu değiştirmeye yetkili olacak kongrenin toplanması, tüzüğünün sonuncu maddesi gereğince, meclis-i mebusanın yasama görevini tam bir güvenlik ve serbestlik içinde yerine getirdiğinin meclisçe açıklanmasına bağlıdır.
heyet-i temsiliyenin genel teşkilâtının başında, barış yapılıncaya kadar eski şeklini koruması gereği, bütün arkadaşlarımızın onayı ve ısrarı üzerine kabul edilmiştir.
oysa, hükûmet tarafından âdeta teşvik edilen muhalif gazetelerin hücumları, âyân meclisinin açık saldırıları, hükûmetin tutum ve işleri ve özellikle sadrazam paşanın bildirisi, meclis-i mebusanda kuva-yı milliyenin kanun dışı olduğunu alkışlattıran nutuklar, kamuoyunu millî teşkilât aleyhine çevirmekte ve heyet-i temsiliyemizi güç bir duruma sokmaktadır.
bir yandan padişahın isteğine uyarak zeynelabidin, hoca sabri, sait molla gibi kimselerin, sırf kuvayı milliyeyi yok etme maksadıyla her tarafta kurmaya çalıştıkları teâlî-i islâm cemiyeti adı altındaki kuruluşlar, millî teşkilâta doğrudan doğruya saldırılara başlamışlardır. söz gelişi, niğde ve nevşehirde, bu ayın on dokuzuncu günü, «meclis-i mebusan açıldı.
millî teşkilâtı padişahımız istemiyor» gibi sözlerle, halkı açık toplantı ve gösterilere sürüklemişlerdir. bu durum sadrazam paşanın bildirisini alan bazı memurlar tarafından da teşvik edilmiştir.
bu olayın konyaya ve daha başka yerlere de yayılması uzak bir ihtimal değildir. bu bakımdan:
1 — hükûmetin, kuva-yı milliyenin devamına taraftar olup olmadığını kesin olarak bildirmesini kendisinden istemek gerekir.
2 — felâh-ı vatan grubunun, söz konusu edilen tam bir güvenlik ve serbestliğe sahip olduğunu, bu bakımdan, kuva-yı milliyeyi dağıtmak lüzumuna inanıp inanmadığını bildirmesi gerekir. eğer bu kuvvetin devamına lüzum görüyorsa, ona göre hükûmetin dikkatini çekmekle birlikte, bunu, mecliste de gerektiği şekilde savunmalıdır. bu konunun, grupça görüşülmesi ve tartışılması düşüncesindeyiz.
3 — vatanın çıkarları açısından, millî teşkilâtın ve kuva-yı milliyenin ortadan kaldırılması tercih edildiği takdirde, izmir, maraş ve öteki cephelerde bulunan düşman kuvvetlerine karşı da hükûmetçe gerekli tedbirlerin alınmasını sağlama bağlamak söz konusudur.
yukarıda arzedilen düşüncelerin büyük bir önem ve ciddiyetle dikkate alınıp gereğinin yerine getirilmesini, bizi şahsen de güç durumdan kurtarmak için, sonucun bir an önce bildirilmesini rica ederiz.
istanbuldaki bazı arkadaşların, bunca emeklerle meydana getirilmiş olan millî birliğe ve kuva-yı milliyeye vurulan darbelere karşı kesin tedbir alma konusunda, sonuna kadar gayret ve ciddiyet göstermekten çok, dışarıdaki uzak kuvvetlerden büyük ümitlere kapılarak teselli buldukları zannı uyanıyor. biz, elimizdeki kuvveti iyi koruyamadığımız takdirde, dış kuvvetlerin de bize değer vermeyeceklerini hatırlatmak isteriz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
kâzım karabekir paşa, bu telgrafa verdiği 23 şubat 1920 tarihli cevabında, «istanbulda meclis-i millîde beliren akıma karşı, heyet-i temsiliyenin ve kuvayı milliyenin ters ve hükmedici bir tavır almasını hiç de uygun bulmuyorum.
yalnız, heyet-i temsiliyenin bu işin içinden vekarla çekilmesini, işin sorumluluğunu ve durumun takdirini, meclis-i millînin namusuna ve vatanseverliğine bırakmayı sürdürmelerine «kuva-yı milliyenin ve heyet-i temsiliyenin varlığını sürdürmelerine meclis-i millî taraftar olmazsa... kongrelerin aldığı kararlar gereğince, tam bir güvenlik içinde yasama ve denetleme yetkisine sahip ve hâkim olduğundan, heyet-i temsiliye, kararların uygulanmasını meclis-i millî ye bırakarak dağılır, faaliyetine son verdiğini yazar ve bir de teşekkür eder.» «fakat, meclis-i millînin, böyle bir sorumluluğu yüklenerek, durumunun ve geleceğinin güvenilir olduğu yolunda bir karar alarak bunu duyuracağı pek şüphelidir. rauf beyefendi bu teklifi yapar ve bu kararları aldırır da, heyet-i temsiliyenin işbaşından çekilmesi gereğini bildirirse, o zaman heyet-i temsiliye bunu isteyerek kabul eder. basına ve millete ilân ederek faaliyetten uzaklaşır.
şerefli ve onurlu yerini de meşru bir şekilde korumuş olur. şüphesiz ki, bir yıldan beri milletin ısrarı ile kurulmuş olan aydın cephesi, ne dağılıp kendi kaderini yunanlıların eline teslim eder ve ne de hükûmet bunları dağıtabilir. o mücahitler kendiliklerinden ve eskiden olduğu gibi savaşa devam ederler.
fakat, bu durum o cepheye bağlı kalır ve kolordu komutanları kendi bölgelerinde bunu durum ve maksada göre iyi bir şekilde yürütürler. ondan sonra da gelecekteki durum ve faaliyetlerimizde olayların akışına ayak uydurulur... işte benim âciz görüşümün bundan ibaret olduğu arzedilir» diyor (belge: 238).
devamı için:
(bkz: olayların akışına ayak uyduramazdık)
nutuktan...
efendiler, bugünlerde duyulan ihtiyaç üzerine rauf beye, aynı tarihte şu telgrafı da yazdım. bu ihtiyaç, heyet-i
temsiliyenin ve kuva-yı milliyenin mücadeleye devamı konusunda kamuoyunu yoklamaktı. rauf beye yazdığım bu telgrafı, erzurumdaki kâzım karabekir paşaya da çektirmiştim.
çok ivedi ve günlüdür. 21.2.1920
rauf beye özel:
anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk cemiyetinin durumunu değiştirmeye yetkili olacak kongrenin toplanması, tüzüğünün sonuncu maddesi gereğince, meclis-i mebusanın yasama görevini tam bir güvenlik ve serbestlik içinde yerine getirdiğinin meclisçe açıklanmasına bağlıdır.
heyet-i temsiliyenin genel teşkilâtının başında, barış yapılıncaya kadar eski şeklini koruması gereği, bütün arkadaşlarımızın onayı ve ısrarı üzerine kabul edilmiştir.
oysa, hükûmet tarafından âdeta teşvik edilen muhalif gazetelerin hücumları, âyân meclisinin açık saldırıları, hükûmetin tutum ve işleri ve özellikle sadrazam paşanın bildirisi, meclis-i mebusanda kuva-yı milliyenin kanun dışı olduğunu alkışlattıran nutuklar, kamuoyunu millî teşkilât aleyhine çevirmekte ve heyet-i temsiliyemizi güç bir duruma sokmaktadır.
bir yandan padişahın isteğine uyarak zeynelabidin, hoca sabri, sait molla gibi kimselerin, sırf kuvayı milliyeyi yok etme maksadıyla her tarafta kurmaya çalıştıkları teâlî-i islâm cemiyeti adı altındaki kuruluşlar, millî teşkilâta doğrudan doğruya saldırılara başlamışlardır. söz gelişi, niğde ve nevşehirde, bu ayın on dokuzuncu günü, «meclis-i mebusan açıldı.
millî teşkilâtı padişahımız istemiyor» gibi sözlerle, halkı açık toplantı ve gösterilere sürüklemişlerdir. bu durum sadrazam paşanın bildirisini alan bazı memurlar tarafından da teşvik edilmiştir.
bu olayın konyaya ve daha başka yerlere de yayılması uzak bir ihtimal değildir. bu bakımdan:
1 — hükûmetin, kuva-yı milliyenin devamına taraftar olup olmadığını kesin olarak bildirmesini kendisinden istemek gerekir.
2 — felâh-ı vatan grubunun, söz konusu edilen tam bir güvenlik ve serbestliğe sahip olduğunu, bu bakımdan, kuva-yı milliyeyi dağıtmak lüzumuna inanıp inanmadığını bildirmesi gerekir. eğer bu kuvvetin devamına lüzum görüyorsa, ona göre hükûmetin dikkatini çekmekle birlikte, bunu, mecliste de gerektiği şekilde savunmalıdır. bu konunun, grupça görüşülmesi ve tartışılması düşüncesindeyiz.
3 — vatanın çıkarları açısından, millî teşkilâtın ve kuva-yı milliyenin ortadan kaldırılması tercih edildiği takdirde, izmir, maraş ve öteki cephelerde bulunan düşman kuvvetlerine karşı da hükûmetçe gerekli tedbirlerin alınmasını sağlama bağlamak söz konusudur.
yukarıda arzedilen düşüncelerin büyük bir önem ve ciddiyetle dikkate alınıp gereğinin yerine getirilmesini, bizi şahsen de güç durumdan kurtarmak için, sonucun bir an önce bildirilmesini rica ederiz.
istanbuldaki bazı arkadaşların, bunca emeklerle meydana getirilmiş olan millî birliğe ve kuva-yı milliyeye vurulan darbelere karşı kesin tedbir alma konusunda, sonuna kadar gayret ve ciddiyet göstermekten çok, dışarıdaki uzak kuvvetlerden büyük ümitlere kapılarak teselli buldukları zannı uyanıyor. biz, elimizdeki kuvveti iyi koruyamadığımız takdirde, dış kuvvetlerin de bize değer vermeyeceklerini hatırlatmak isteriz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
kâzım karabekir paşa, bu telgrafa verdiği 23 şubat 1920 tarihli cevabında, «istanbulda meclis-i millîde beliren akıma karşı, heyet-i temsiliyenin ve kuvayı milliyenin ters ve hükmedici bir tavır almasını hiç de uygun bulmuyorum.
yalnız, heyet-i temsiliyenin bu işin içinden vekarla çekilmesini, işin sorumluluğunu ve durumun takdirini, meclis-i millînin namusuna ve vatanseverliğine bırakmayı sürdürmelerine «kuva-yı milliyenin ve heyet-i temsiliyenin varlığını sürdürmelerine meclis-i millî taraftar olmazsa... kongrelerin aldığı kararlar gereğince, tam bir güvenlik içinde yasama ve denetleme yetkisine sahip ve hâkim olduğundan, heyet-i temsiliye, kararların uygulanmasını meclis-i millî ye bırakarak dağılır, faaliyetine son verdiğini yazar ve bir de teşekkür eder.» «fakat, meclis-i millînin, böyle bir sorumluluğu yüklenerek, durumunun ve geleceğinin güvenilir olduğu yolunda bir karar alarak bunu duyuracağı pek şüphelidir. rauf beyefendi bu teklifi yapar ve bu kararları aldırır da, heyet-i temsiliyenin işbaşından çekilmesi gereğini bildirirse, o zaman heyet-i temsiliye bunu isteyerek kabul eder. basına ve millete ilân ederek faaliyetten uzaklaşır.
şerefli ve onurlu yerini de meşru bir şekilde korumuş olur. şüphesiz ki, bir yıldan beri milletin ısrarı ile kurulmuş olan aydın cephesi, ne dağılıp kendi kaderini yunanlıların eline teslim eder ve ne de hükûmet bunları dağıtabilir. o mücahitler kendiliklerinden ve eskiden olduğu gibi savaşa devam ederler.
fakat, bu durum o cepheye bağlı kalır ve kolordu komutanları kendi bölgelerinde bunu durum ve maksada göre iyi bir şekilde yürütürler. ondan sonra da gelecekteki durum ve faaliyetlerimizde olayların akışına ayak uydurulur... işte benim âciz görüşümün bundan ibaret olduğu arzedilir» diyor (belge: 238).
devamı için:
(bkz: olayların akışına ayak uyduramazdık)
nutuktan...
saygıdeğer efendiler, rauf bey, 19 şubat 1920 tarihli bir şifre ile, hükûmet ve meclis hakkında üzerinde durup düşünülmeye değer bilgiler veriyordu. bu bilgileri özetleyeyim :
«şubatın on dokuzuncu günü, sadrazam, dahiliye nâzırı, bahriye nâzırı felâh-ı vatan grubunun toplantısına gitmişler. sadrazam, kuva-yı milliyenin ikinci bir hükûmet şeklinde görünmemesi, hükûmet işlerine karışmaması ve maraş taraflarındaki çatışmaların daha ilerilere götürülmeyerek durdurulmasını, düzen ve güvenliğin sağlanması gereğini siyasî bakımdan yararlı gördüğünü söylemiş, ziya paşanın vali ve ahmet fevzi paşanın da kolordu komutanı olarak ankaraya gönderileceğini bildirmiş. dahiliye nâzırı da serbestçe iş görmesine karışılmamasını istemiş. polis müdürü ile jandarma komutanının değiştirilmesine güçlerinin yetmediğini anlatmış.
eskiden beri dostu olan keşfi beyin dürüstlüğünden ve onu bursaya vali, faik ali beyi de müsteşar yaptığından bahsetmiş. salih paşa da, maraş ve dolaylarında boşaltılan yerlere, hükûmetçe el koymayı siyasî bakımdan mümkün görmemiş, fransız basınını aleyhimize çevirir, demiş. padişah, hükûmete, meclisten çok hâkim imiş. meclisin ruh haline göre, bu hükûmeti düşürmek ve yerine gerekli şartları taşıyan millî bir kabineyi getirmek mümkün değilmiş» (belge: 236)
bu bilgileri, anadolu ve rumelide bulunan tekmil komutanlara bildirirken, şunu da ekledik:
heyet-i temsiliye, işgal ve çeşitli yabancı etkilerin baskısı altında bulunan istanbulda, daha millî ve fedakâr bir hükûmetin işbaşına getirilmesindeki güçlükleri takdir ettiğinden, sadrazam paşanın bilinen bildirisine karşılık, 17 şubat 1920 tarihindeki genelgeyle görüşünü bütün teşkilâtına duyurmuştu.
millî birliği bozma düşüncesi ile yapılacak her teşebbüs ve saldırıyı, akıllıca davranışlarla başarısızlığa uğratmak şarttır. millî dâvaya uygun bir barış yapılmadıkça, kuva-yı milliyenin faaliyetine son vermesinin mümkün olamayacağı hususunda ilgililerin yeniden dikkati çekilmekle birlikte, millî birlik ve dayanışmayı güçlendirme ve devam ettirme konusunda, her zamankinden daha ileri görüşlü ve uyanık bulunulmasını özellikle rica eder ve bekleriz (belge: 287).
rauf beye de cevap olarak şunu yazdım:
21.2.1920
harbiye nezareti başyaveri salih beye
rauf beye
ilgi: 19.2.1920 tarihli şifre:
felâh-ı vatan grubunun sadrazam paşa ve arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalardan genellikle anlaşıldığına göre, bugünkü hükûmetin millî meclisten aldığı güven oyuna dayanarak, kuva-yı milliyenin memleketteki nüfuz ve etkisini yok etmeye çalıştığı açıkça görülüyor. millî mücadeleye karşı tutumundan dolayı azledilen faik ali beyi müsteşarlığa, ferit paşa ve
ali kemal ile birlikte çalışan müsteşar keşfi beyi, bursa valiliğine ataması ve daha önce memuriyetleri milletçe kabul edilmeyen ahmet fevzi paşa ile ziya paşayı da ankaraya göndermek hususunda ısrar etmesi, açıktan açığa kuva-yı milliye aleyhine hareket edildiğinin kesin bir belirtisidir.
hükûmetle milletin tam bir birlik içinde çalışarak tespit edilen ilkeler çerçevesinde millî dâvâya uygun bir barış yapılması gereğini her zamandan daha çok takdir etmekte olduğundan, hükûmet işlerine karşı her türlü muhalefetten ve güçlük çıkarmaktan kaçınmayı bir vatan görevi sayıyoruz. her şey bitmiş, millî gayeye ulaşılmış değildir.
arada pek korkunç ihtimaller vardır. geleceğin sonsuz bilinmezlikleri içinde, kuva-yı milliyenin kurtarıcı çalışmalarına değer verip vermediğinin hükûmetten sorulması gerekir. bize gelince: tarihin bu memlekette şimdiye kadar yaratmadığı bu millî birlik ve dayanışmayı bozmaya yeltenen her hareketi bir vatan hainliği sayarak ona göre gerekli tedbirleri almaktan çekinmeyeceğiz.
bu mecburiyet ve zaruretlerin hükûmet üyelerince bilinmesi pek yararlı olacaktır. hükûmet ile aramızdaki uyum ve birliğin korunması, ancak bugünkü durumun devam ettirilmesiyle mümkün olabilir.
gereksiz atama ve görevden almaların yapılması ve özellikle millî mücadeleye karşı geldikleri için görevden alınmış olan memurlar üzerinde ısrar edilmesi, kuva-yı milliye aleyhinde bir düşmanlık sayılacağından, bu gibilerin memuriyetlerine göz yumulmayacaktır. hele ahmet fevzi paşa ile ziya paşanın, gönderildikleri takdirde hemen geri çevrilmelerinin bir oldubitti sayılması gerekir.
bugünkü durumun ağırlığını kavramış olan millî meclisteki arkadaşların bile, böyle anormal olaylar karşısında susmayı tercih etmesi, her taraftan kışkırtılan ve teşvik gören hükûmeti cesaretlendireceğinden, gayeye bağlı arkadaşların bu konuda da kesin ve açık bir tavır takınmaları gerekmektedir.
hükûmetin meclise hâkim olması, denetleme görevini güçleştireceğinden, böyle bir durum ortaya çıktığı takdirde, vatanın kurtuluşu için yerinde kararların alınamayacağı ve sonunda millî gayenin gerçekleşemeyeceği şüphesizdir.
bütün milletçe benimsenen ve kutsal sayılan kuva-yı milliye gayelerinin, meclisçe de benimsenip gerçekleştirilmesinin sağlanması ve hükûmet işlerinin bu gayeler açısından denetlenmesi konusunda, vatanseverlik görevinin sonuna kadar esirgemeden yerine getirilmesini önemle rica ederiz.
heyet-î temsiliye adına
mustafa kemal
rauf beyin bir başka yazısına verdiğimiz karşılığı da arz edeyim:
şifre 21.2.1920
harbîye nezareti başyaveri salih beye
rauf beye:
ilgi: 20.2.1920 tarihli şifre:
hükûmetin millî meclisteki gruba karşı gözdağı verici bir tavır takınmasının, grubun, dayanışma halinde bir siyasî güç olarak gelişip varlığını gösterememesinden ileri geldiği açıkça anlaşılmaktadır.
her şeyden önce, grubun bu bakımdan bilinçli bir denetim gücü haline getirilmesi gerektiği belli oluyor. hükûmetin sonradan gönül almak maksadıyla sizleri davet etmesi, bugünkü güçsüzlüğünü anlamasından ve güç kazanıncaya kadar oyalayıp vakit kazanmak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. hükûmete karşı kesin bir durum alma zamanı gelmiştir. sadrazama ve dahiliye nâzırına açıkça söylemek gerekir ki, kuva-yı milliye, sonuç alınıncaya kadar çalışmalarını sürdürecektir.
memleketi işgal eden ve milletimizi tam bir kölelik derecesine düşürmek isteyen düşmanlarımız, kuva-yı milliyenin faaliyetini istememekte kendilerini haklı bulabilirler. fakat, devlet ve milletin kurtarılmasına çalışan bir millî kuvvete, kendi hükûmetimiz tarafından hücum ve saldırıya geçilmesi görülmemiş bir şeydir.
itilâf devletlerinin, istanbulun osmanlı hâkimiyetinde bırakılması ile ilgili görüşü ne kadar sevinçle karşılanmış ise, izmir ve adana cephelerinde savaştan vazgeçilmesi konusundaki istekleri de o kadar hayretle karşılanmıştır.
harbiye nâzırına, izmir ve adananın da osmanlıların elinde kalması sağlanıncaya kadar silâhların bırakılamayacağı, ermenilere karşı bizim tarafımızdan bir saldırının yapılmadığı, fransızlar tarafından silâhlandırılan ve kışkırtılan ermenilerle aramızda bazı olaylar çıkmışsa, bunun sorumluluğunun ermeni milliyetçilerine ve onları kışkırtanlara ait olacağı bildirilmiştir.
hükûmetin, maraş ve urfadan ileriye geçilmemesi yolundaki teklifine karşı, millete güven vermek ve kuva-yı milliyeyi durdurabilmek için, fransızların adanayı derhal boşaltmaya başlamaları istenmelidir.
aksi takdirde, kuva-yı milliyeyi, memleketi kurtarma mücadelesinden alıkoymanın mümkün olamayacağını, bu ateşin halep ve suriyeye sıçramak üzere bulunduğunu; fransızların, adana ve dolaylarının boşaltılmasında ne kadar çabuk davranırlarsa, o kadar kârlı çıkacaklarını kendilerine açıkça anlatmalıdır. anadolu basınının kullandığı sert dilin hafifletilmesi, itilâf devletlerinin zulüm ve saldırılarına son vermeleriyle mümkündür. bunca haksızlıklara, zulümlere, hattâ katliamlara karşı feryat eden suçsuz bir milleti susturmak zulmünü bizden istememelidir. aslında, dünyanın her yerinde basın, bu türlü sıkı kayıtlardan kurtulmuş olup hür ve serbesttir. akbaş cephesinden bir kısmının ingilizlere geri verilmesi için hiçbir yardımda bulunmamanızı isterdik. boş bir fişek kovanının bile ingilizlere geri verilmemesi daha yerinde olur, düşüncesindeyiz.
hükûmet, itilâf devletlerine karşı böyle sahte yaranma hareketlerinde bulunarak merhamet uyandırmayı başarabileceği ve iki yüzlü davranışların, barış şartlarının değişmesini etkileyeceği zannını besliyorsa, kendilerinin gafletine acırız.
kısacası, barışımızın söz konusu olduğu şu çetin günlerde, kuva-yı milliyeyi zayıf gösterecek her hareketin, milletimizin kaderi üzerinde uğursuz bir etki yapacağı şüphesiz olduğundan, meclisteki arkadaşlara düşen denetleme görevinin her türlü fedakârlığa katlanarak yerine getirilmesini özellikle rica ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: kuva yı milliye nin mücadeleye devamı)
saygıdeğer efendiler, rauf bey, 19 şubat 1920 tarihli bir şifre ile, hükûmet ve meclis hakkında üzerinde durup düşünülmeye değer bilgiler veriyordu. bu bilgileri özetleyeyim :
«şubatın on dokuzuncu günü, sadrazam, dahiliye nâzırı, bahriye nâzırı felâh-ı vatan grubunun toplantısına gitmişler. sadrazam, kuva-yı milliyenin ikinci bir hükûmet şeklinde görünmemesi, hükûmet işlerine karışmaması ve maraş taraflarındaki çatışmaların daha ilerilere götürülmeyerek durdurulmasını, düzen ve güvenliğin sağlanması gereğini siyasî bakımdan yararlı gördüğünü söylemiş, ziya paşanın vali ve ahmet fevzi paşanın da kolordu komutanı olarak ankaraya gönderileceğini bildirmiş. dahiliye nâzırı da serbestçe iş görmesine karışılmamasını istemiş. polis müdürü ile jandarma komutanının değiştirilmesine güçlerinin yetmediğini anlatmış.
eskiden beri dostu olan keşfi beyin dürüstlüğünden ve onu bursaya vali, faik ali beyi de müsteşar yaptığından bahsetmiş. salih paşa da, maraş ve dolaylarında boşaltılan yerlere, hükûmetçe el koymayı siyasî bakımdan mümkün görmemiş, fransız basınını aleyhimize çevirir, demiş. padişah, hükûmete, meclisten çok hâkim imiş. meclisin ruh haline göre, bu hükûmeti düşürmek ve yerine gerekli şartları taşıyan millî bir kabineyi getirmek mümkün değilmiş» (belge: 236)
bu bilgileri, anadolu ve rumelide bulunan tekmil komutanlara bildirirken, şunu da ekledik:
heyet-i temsiliye, işgal ve çeşitli yabancı etkilerin baskısı altında bulunan istanbulda, daha millî ve fedakâr bir hükûmetin işbaşına getirilmesindeki güçlükleri takdir ettiğinden, sadrazam paşanın bilinen bildirisine karşılık, 17 şubat 1920 tarihindeki genelgeyle görüşünü bütün teşkilâtına duyurmuştu.
millî birliği bozma düşüncesi ile yapılacak her teşebbüs ve saldırıyı, akıllıca davranışlarla başarısızlığa uğratmak şarttır. millî dâvaya uygun bir barış yapılmadıkça, kuva-yı milliyenin faaliyetine son vermesinin mümkün olamayacağı hususunda ilgililerin yeniden dikkati çekilmekle birlikte, millî birlik ve dayanışmayı güçlendirme ve devam ettirme konusunda, her zamankinden daha ileri görüşlü ve uyanık bulunulmasını özellikle rica eder ve bekleriz (belge: 287).
rauf beye de cevap olarak şunu yazdım:
21.2.1920
harbiye nezareti başyaveri salih beye
rauf beye
ilgi: 19.2.1920 tarihli şifre:
felâh-ı vatan grubunun sadrazam paşa ve arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalardan genellikle anlaşıldığına göre, bugünkü hükûmetin millî meclisten aldığı güven oyuna dayanarak, kuva-yı milliyenin memleketteki nüfuz ve etkisini yok etmeye çalıştığı açıkça görülüyor. millî mücadeleye karşı tutumundan dolayı azledilen faik ali beyi müsteşarlığa, ferit paşa ve
ali kemal ile birlikte çalışan müsteşar keşfi beyi, bursa valiliğine ataması ve daha önce memuriyetleri milletçe kabul edilmeyen ahmet fevzi paşa ile ziya paşayı da ankaraya göndermek hususunda ısrar etmesi, açıktan açığa kuva-yı milliye aleyhine hareket edildiğinin kesin bir belirtisidir.
hükûmetle milletin tam bir birlik içinde çalışarak tespit edilen ilkeler çerçevesinde millî dâvâya uygun bir barış yapılması gereğini her zamandan daha çok takdir etmekte olduğundan, hükûmet işlerine karşı her türlü muhalefetten ve güçlük çıkarmaktan kaçınmayı bir vatan görevi sayıyoruz. her şey bitmiş, millî gayeye ulaşılmış değildir.
arada pek korkunç ihtimaller vardır. geleceğin sonsuz bilinmezlikleri içinde, kuva-yı milliyenin kurtarıcı çalışmalarına değer verip vermediğinin hükûmetten sorulması gerekir. bize gelince: tarihin bu memlekette şimdiye kadar yaratmadığı bu millî birlik ve dayanışmayı bozmaya yeltenen her hareketi bir vatan hainliği sayarak ona göre gerekli tedbirleri almaktan çekinmeyeceğiz.
bu mecburiyet ve zaruretlerin hükûmet üyelerince bilinmesi pek yararlı olacaktır. hükûmet ile aramızdaki uyum ve birliğin korunması, ancak bugünkü durumun devam ettirilmesiyle mümkün olabilir.
gereksiz atama ve görevden almaların yapılması ve özellikle millî mücadeleye karşı geldikleri için görevden alınmış olan memurlar üzerinde ısrar edilmesi, kuva-yı milliye aleyhinde bir düşmanlık sayılacağından, bu gibilerin memuriyetlerine göz yumulmayacaktır. hele ahmet fevzi paşa ile ziya paşanın, gönderildikleri takdirde hemen geri çevrilmelerinin bir oldubitti sayılması gerekir.
bugünkü durumun ağırlığını kavramış olan millî meclisteki arkadaşların bile, böyle anormal olaylar karşısında susmayı tercih etmesi, her taraftan kışkırtılan ve teşvik gören hükûmeti cesaretlendireceğinden, gayeye bağlı arkadaşların bu konuda da kesin ve açık bir tavır takınmaları gerekmektedir.
hükûmetin meclise hâkim olması, denetleme görevini güçleştireceğinden, böyle bir durum ortaya çıktığı takdirde, vatanın kurtuluşu için yerinde kararların alınamayacağı ve sonunda millî gayenin gerçekleşemeyeceği şüphesizdir.
bütün milletçe benimsenen ve kutsal sayılan kuva-yı milliye gayelerinin, meclisçe de benimsenip gerçekleştirilmesinin sağlanması ve hükûmet işlerinin bu gayeler açısından denetlenmesi konusunda, vatanseverlik görevinin sonuna kadar esirgemeden yerine getirilmesini önemle rica ederiz.
heyet-î temsiliye adına
mustafa kemal
rauf beyin bir başka yazısına verdiğimiz karşılığı da arz edeyim:
şifre 21.2.1920
harbîye nezareti başyaveri salih beye
rauf beye:
ilgi: 20.2.1920 tarihli şifre:
hükûmetin millî meclisteki gruba karşı gözdağı verici bir tavır takınmasının, grubun, dayanışma halinde bir siyasî güç olarak gelişip varlığını gösterememesinden ileri geldiği açıkça anlaşılmaktadır.
her şeyden önce, grubun bu bakımdan bilinçli bir denetim gücü haline getirilmesi gerektiği belli oluyor. hükûmetin sonradan gönül almak maksadıyla sizleri davet etmesi, bugünkü güçsüzlüğünü anlamasından ve güç kazanıncaya kadar oyalayıp vakit kazanmak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. hükûmete karşı kesin bir durum alma zamanı gelmiştir. sadrazama ve dahiliye nâzırına açıkça söylemek gerekir ki, kuva-yı milliye, sonuç alınıncaya kadar çalışmalarını sürdürecektir.
memleketi işgal eden ve milletimizi tam bir kölelik derecesine düşürmek isteyen düşmanlarımız, kuva-yı milliyenin faaliyetini istememekte kendilerini haklı bulabilirler. fakat, devlet ve milletin kurtarılmasına çalışan bir millî kuvvete, kendi hükûmetimiz tarafından hücum ve saldırıya geçilmesi görülmemiş bir şeydir.
itilâf devletlerinin, istanbulun osmanlı hâkimiyetinde bırakılması ile ilgili görüşü ne kadar sevinçle karşılanmış ise, izmir ve adana cephelerinde savaştan vazgeçilmesi konusundaki istekleri de o kadar hayretle karşılanmıştır.
harbiye nâzırına, izmir ve adananın da osmanlıların elinde kalması sağlanıncaya kadar silâhların bırakılamayacağı, ermenilere karşı bizim tarafımızdan bir saldırının yapılmadığı, fransızlar tarafından silâhlandırılan ve kışkırtılan ermenilerle aramızda bazı olaylar çıkmışsa, bunun sorumluluğunun ermeni milliyetçilerine ve onları kışkırtanlara ait olacağı bildirilmiştir.
hükûmetin, maraş ve urfadan ileriye geçilmemesi yolundaki teklifine karşı, millete güven vermek ve kuva-yı milliyeyi durdurabilmek için, fransızların adanayı derhal boşaltmaya başlamaları istenmelidir.
aksi takdirde, kuva-yı milliyeyi, memleketi kurtarma mücadelesinden alıkoymanın mümkün olamayacağını, bu ateşin halep ve suriyeye sıçramak üzere bulunduğunu; fransızların, adana ve dolaylarının boşaltılmasında ne kadar çabuk davranırlarsa, o kadar kârlı çıkacaklarını kendilerine açıkça anlatmalıdır. anadolu basınının kullandığı sert dilin hafifletilmesi, itilâf devletlerinin zulüm ve saldırılarına son vermeleriyle mümkündür. bunca haksızlıklara, zulümlere, hattâ katliamlara karşı feryat eden suçsuz bir milleti susturmak zulmünü bizden istememelidir. aslında, dünyanın her yerinde basın, bu türlü sıkı kayıtlardan kurtulmuş olup hür ve serbesttir. akbaş cephesinden bir kısmının ingilizlere geri verilmesi için hiçbir yardımda bulunmamanızı isterdik. boş bir fişek kovanının bile ingilizlere geri verilmemesi daha yerinde olur, düşüncesindeyiz.
hükûmet, itilâf devletlerine karşı böyle sahte yaranma hareketlerinde bulunarak merhamet uyandırmayı başarabileceği ve iki yüzlü davranışların, barış şartlarının değişmesini etkileyeceği zannını besliyorsa, kendilerinin gafletine acırız.
kısacası, barışımızın söz konusu olduğu şu çetin günlerde, kuva-yı milliyeyi zayıf gösterecek her hareketin, milletimizin kaderi üzerinde uğursuz bir etki yapacağı şüphesiz olduğundan, meclisteki arkadaşlara düşen denetleme görevinin her türlü fedakârlığa katlanarak yerine getirilmesini özellikle rica ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: kuva yı milliye nin mücadeleye devamı)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?