az kaldı...
yılmadan yazacaklar yazarlar; nereye kadar... göreceğiz!
bir götten beklenebilecek en güzel cevap.
(bkz: götüm rahatım)
abdullah gülün yapması gerekendir. en yakın cumhuriyet savcılığına, bir cumhurbaşkanı olarak vermesi gereken suç duyurusundan ziyade, direkt mecliste, babasına söylemelidir. babası: rte tabii.
herif resmen şeriatçılık yapıyor (baykal), o orada susuyor! işe bak!!! sen nedemeye cumhurbaşkanısın türkiye cumhuriyetinde anlamış değilim.
herif resmen şeriatçılık yapıyor (baykal), o orada susuyor! işe bak!!! sen nedemeye cumhurbaşkanısın türkiye cumhuriyetinde anlamış değilim.
deniz baykalın bile katıldığı haftadır. konuşma filan hazırlamış... tam teşekküllü şeriat geliyor! sağcısı, dincisi, milliyetçisi, her cenahtan amk!
lan cumhurbaşkanı!
sen ne demeye orada oturuyorsun ki? yemin etmedin mi milletin huzurunda, laiklik filan diye?
hadi değişik bir şey yap; al sana tüyo:
(bkz: deniz baykal ın şeriatçılıktan suçlanması)
lan cumhurbaşkanı!
sen ne demeye orada oturuyorsun ki? yemin etmedin mi milletin huzurunda, laiklik filan diye?
hadi değişik bir şey yap; al sana tüyo:
(bkz: deniz baykal ın şeriatçılıktan suçlanması)
ayranın ne olduğunu dahi bilmeyen, hadi bildi diyelim söyleyemeyen bir yabancı için oldukça ağır bir laf. öyrön, eyrin, eyrön gibi sözcükler arasından gidip de böyle bir şey söylemesi de oldukça manidar!
resmen ayar var burda... yeme bizi elma!
durup dururken küfrettirecen elalemin gavuruna kızım şimdi.
resmen ayar var burda... yeme bizi elma!
durup dururken küfrettirecen elalemin gavuruna kızım şimdi.
(bkz: gelin olmuş gidiyorsun)
cengiz kurtoğlu yapınca; tu kaka...
hayko cepkin yapınca; başımız üstüne...
ikisine de sokayım ayrıca!
cengiz kurtoğlu yapınca; tu kaka...
hayko cepkin yapınca; başımız üstüne...
ikisine de sokayım ayrıca!
öncelikle tavsiye ettiğim görüş şudur:
(bkz: sol frame sikik sana bi şey olmasın)
hayat, öyle zannedilen gibi, sol frame denilen borudan ibaret değil; daha gerçek. girdi mi bir kere, bırakmıyor sevdalısını. o sevdalısı ki, götün!
konuyu daha da derinleştirecek ve cümleleri yerli yerine oturtacak olursak:
götüne girene katlanmalısın arkadaş. sol frame de böyle bir şey işte. sev ya da sevme, orada var ve ellerinden çıkacak harfleri bekliyor dolmak için... andırsıtud?
votka iyi ama... istanblue, elmalı.
(bkz: sol frame sikik sana bi şey olmasın)
hayat, öyle zannedilen gibi, sol frame denilen borudan ibaret değil; daha gerçek. girdi mi bir kere, bırakmıyor sevdalısını. o sevdalısı ki, götün!
konuyu daha da derinleştirecek ve cümleleri yerli yerine oturtacak olursak:
götüne girene katlanmalısın arkadaş. sol frame de böyle bir şey işte. sev ya da sevme, orada var ve ellerinden çıkacak harfleri bekliyor dolmak için... andırsıtud?
votka iyi ama... istanblue, elmalı.
en iyi şekilde hazırlanmakta olunan zirvedir kendisi.
şu anda parmaklarım zarar görmesin diye buharda bekletiyorum onları. biraz votka içiyorum. sigara, haliyle var tabii. duyumlarıma göre independence gelecekmiş kocaeli tarafına cumartesi günü (yarın); çok tehlikeli bu işler, organize her zaman işler!
sanırım 5000 üzeri entry çalışması yapacağım. günde elli kelimeyle konuşan türk halkına bir faydam olsun diye yapıyorum bunu, başka niyetim yok vallahi.
oylama konusuna gelince;
sevgili instrument bahsetmiş, ben de değineyim biraz:
oy vermek boy vermeye benzemez arkadaş. okunabilirliği olan entrylerin başlıkları hemen hemen belli zaten. gidip de yukarıhacılı köyü başlığını okuyup "buna niye oy vereyim ki(?)" demezsin zaten.
biraz da aramakla ilgili bir durum bu tabii. yok; instrumente bok atmıyorum ben, saptama yapıyorum kendi kendime. başlıklar biraz kalabalıklaşabiliyor amma, sendeki göz bende yok ki... ara!
şu anda parmaklarım zarar görmesin diye buharda bekletiyorum onları. biraz votka içiyorum. sigara, haliyle var tabii. duyumlarıma göre independence gelecekmiş kocaeli tarafına cumartesi günü (yarın); çok tehlikeli bu işler, organize her zaman işler!
sanırım 5000 üzeri entry çalışması yapacağım. günde elli kelimeyle konuşan türk halkına bir faydam olsun diye yapıyorum bunu, başka niyetim yok vallahi.
oylama konusuna gelince;
sevgili instrument bahsetmiş, ben de değineyim biraz:
oy vermek boy vermeye benzemez arkadaş. okunabilirliği olan entrylerin başlıkları hemen hemen belli zaten. gidip de yukarıhacılı köyü başlığını okuyup "buna niye oy vereyim ki(?)" demezsin zaten.
biraz da aramakla ilgili bir durum bu tabii. yok; instrumente bok atmıyorum ben, saptama yapıyorum kendi kendime. başlıklar biraz kalabalıklaşabiliyor amma, sendeki göz bende yok ki... ara!
"türk votkalarına kıyasla" (altını çizecem bu ibarenin ama kalem yok yanımda) daha iyi ve içilebilirliği olan votka çeşididir. yoksa bol keseden puan verdiğim filan yok buna. zaten votkamız neredeyse çamurdan ibaret, bu biraz yırtmış işte.
ayrıca:
rakı her daim 10 puandır benim gözümde. yeni rakı özellikle. kıyas kabul etmez hatta.
ayrıca:
rakı her daim 10 puandır benim gözümde. yeni rakı özellikle. kıyas kabul etmez hatta.
türk votkaları içerisinde hangi marka olursa olsun, sek içilebilecek yegane aromalı votka çeşidi.
yabancıların neredeyse tümü bu konuda (aromalı votka) aşmışlar; bizimkiler arkadan geliyorlar. ama elmanın o kendine has tadı yetiyor bizimkilere de. mesela şimdi istanblue içiyorum, elmalı; harika bir şey gerçekten. smirnoff kadar olmasa da ona yakın bir tat tutturmuşlar diyebilirim.
10 üzerinden 7.3 puan.
yabancıların neredeyse tümü bu konuda (aromalı votka) aşmışlar; bizimkiler arkadan geliyorlar. ama elmanın o kendine has tadı yetiyor bizimkilere de. mesela şimdi istanblue içiyorum, elmalı; harika bir şey gerçekten. smirnoff kadar olmasa da ona yakın bir tat tutturmuşlar diyebilirim.
10 üzerinden 7.3 puan.
istatistiksel bir orandır; 4/3 olarak gösterilir.
örnekse:
- türkiyede şiir yazanların, genel türkiye nüfusuna oranları: "üçte dört"tür!
- akpye oy verip "kim veriyo lan bu partiye, bu oyları" diyenlerin, akpye oy verenlere göre oranı: "üçte dört"tür!
- "ben askerde hiç dayak yemedim" deyip de askerde o biçim dayak yiyenlerin, askerde dayak yedim diyenlere oranları: gene "üçte dört"tür.
şimdilik bu veriler var elimizde...
tu bi kontinyud!
örnekse:
- türkiyede şiir yazanların, genel türkiye nüfusuna oranları: "üçte dört"tür!
- akpye oy verip "kim veriyo lan bu partiye, bu oyları" diyenlerin, akpye oy verenlere göre oranı: "üçte dört"tür!
- "ben askerde hiç dayak yemedim" deyip de askerde o biçim dayak yiyenlerin, askerde dayak yedim diyenlere oranları: gene "üçte dört"tür.
şimdilik bu veriler var elimizde...
tu bi kontinyud!
"16-19 nisan 2010 futbol programi"ndan garanti maçlar:
110 bursaspor-gaziantepspor (2) 7.50
329 antalyaspor-denizlispor (1h) 3.30
330 diyarbakirspor-kayserispor (1) 2.40
440 trabzonspor-kasımpaşa (2) 6.00
toplam oran: 356.4
her yerde iddaa bayii var; 1 lirana kıyıver, ne kaybedersin?
110 bursaspor-gaziantepspor (2) 7.50
329 antalyaspor-denizlispor (1h) 3.30
330 diyarbakirspor-kayserispor (1) 2.40
440 trabzonspor-kasımpaşa (2) 6.00
toplam oran: 356.4
her yerde iddaa bayii var; 1 lirana kıyıver, ne kaybedersin?
|................................................./
|................................................/
|.............................................../
|............................................../
|............................................./
|............................................/
|.........................................../
|........................................../
|........................................./
|......................................../
|......................................./
|....................................../
|...................................../
|..................................../
|.................................../
|................................../
|................................./
|................................/
|.............................../
|............................../
|............................./
|............................/
|.........................../
|........................../
|........................./
|......................../
|......................./
|....................../
|...................../
|..................../
|.................../
|................../
|................./
|................/
|.............../
|............../
|............./
|............/
|.........../
|........../
|........./
|......../
|......./
|....../
|...../
|..../
|.../
|../
|./
|/
/
jjjjiiiiiiuuuuuuuuuuuuvvvvvvvv
|................................................/
|.............................................../
|............................................../
|............................................./
|............................................/
|.........................................../
|........................................../
|........................................./
|......................................../
|......................................./
|....................................../
|...................................../
|..................................../
|.................................../
|................................../
|................................./
|................................/
|.............................../
|............................../
|............................./
|............................/
|.........................../
|........................../
|........................./
|......................../
|......................./
|....................../
|...................../
|..................../
|.................../
|................../
|................./
|................/
|.............../
|............../
|............./
|............/
|.........../
|........../
|........./
|......../
|......./
|....../
|...../
|..../
|.../
|../
|./
|/
/
jjjjiiiiiiuuuuuuuuuuuuvvvvvvvv
türkçe meali:
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- ta, ha.
2- biz sana bu kuranı güçlük çekmen için indirmedik,
3- içi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).
4- yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
5- rahman (olan allah) arşa istiva etmiştir.
6- göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü onundur.
7- sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). çünkü şüphesiz o, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.
8- allah; ondan başka ilah yoktur. en güzel isimler onundur.
9- sana musanın haberi geldi mi?
10- hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum."
11- nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "ey musa."
12- "gerçekten ben, ben senin rabbinim. ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan tuvadasın."
13- "ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."
14- "gerçekten ben, ben allahım, benden başka ilah yoktur; şu halde bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."
15- "şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."
16- "öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."
17- "sağ elindeki nedir ey musa?"
18- dedi ki: "o, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var."
19- dedi ki: "onu at, ey musa."
20- böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).
21- dedi ki: "onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz."
22- "elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın."
23- "öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım."
24- "firavuna git, çünkü o azmış bulunuyor."
25- dedi ki: "rabbim, benim göğsümü aç."
26- "bana işimi kolaylaştır."
27- "dilimden düğümü çöz;"
28- "ki söyleyeceklerimi kavrasınlar."
29- "ailemden bana bir yardımcı kıl,"
30- "kardeşim harunu"
31- "onunla arkamı kuvvetlendir."
32- "onu işimde ortak kıl,"
33- "böylece seni çok tesbih edelim."
34- "ve seni çok zikredelim."
35- "şüphesiz sen bizi görüyorsun."
36- (allah) dedi ki: "ey musa istediğin sana verilmiştir."
37- "andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."
38- "hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"
39- "onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. gözümün önünde yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim."
40- "hani kız kardeşin gezinip; "onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik. medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey musa."
41- "seni kendim için seçtim."
42- "sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın.
43- "ikiniz firavuna gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."
44- "ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."
45- dediler ki: "rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı taşkın bir tutum takınmasından ya da azgın davranmasından korkuyoruz."
46- dedi ki: "korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum."
47- "haydi ona gidin de deyin ki: biz senin rabbinin elçileriyiz, israiloğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. sana rabbinden bir ayetle geldik. selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun."
48- "gerçekten bize vahyolundu ki: doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir."
49- (ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, firavun onlara) dedi ki: "sizin rabbiniz kim ey musa?"
50- dedi ki: "bizim rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
51- (firavun) dedi ki: "ilk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"
52- dedi ki: "bunun bilgisi rabbimin katında bir kitaptadır. benim rabbim şaşırmaz ve unutmaz."
53- "ki (rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."
54- "yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.
55- sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.
56- andolsun, biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti.
57- dedi ki: "ey musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"
58- "madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir buluşma zamanı ve yeri tespit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.
59- (musa) dedi ki: "buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)."
60- böylelikle firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi.
61- musa onlara dedi ki: "size yazıklar olsun, allaha karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."
62- bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.
63- dediler ki: "bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler."
64- "bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur."
65- "ey musa" dediler. ya sen (asanı) at veya önce biz atalım."
66- dedi ki: "hayır, siz atın." sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.
67- musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.
68- "korkma" dedik. "muhakkak sen üstün geleceksin."
69- "sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."
70- bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "harunun ve musanın rabbine iman ettik" dediler.
71- (firavun) dedi ki: "ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. o halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."
72- dediler ki: "bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih edip-seçmeyiz." neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."
73- "gerçekten biz rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir."
74- "gerçek şu ki, kim rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir."
75- "kim ona iman edip salih amellerde bulunarak ona gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır."
76- "içlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan adn cennetleri de (onlarındır). ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır."
77- andolsun, biz musaya vahyetmiştik: "kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."
78- firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.
79- firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.
80- ey israiloğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. turun sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
81- size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.
82- gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.
83- "seni kavminden çarçabuk ayrılmaya iten nedir ey musa?"
84- dedi ki: "onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, sana gelmekte acele ettim rabbim."
85- dedi ki: "biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, samiri onları şaşırtıp-saptırdı."
86- bunun üzerine musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. dedi ki: "ey kavmim, rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? yoksa rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"
87- dediler ki: "biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece samiri de attı."
88- böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "işte, sizin de ilahınız, musanın ilahı budur; fakat (musa) unuttu" dediler.
89- onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?
90- andolsun, harun bundan önce onlara: "ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). sizin asıl rabbiniz rahman (olan allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.
91- demişlerdi ki: "musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."
92- (musa da gelince:) "ey harun" demişti. "onların saptıklarını gördüğün zaman seni (onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?"
93- "niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?"
94- dedi ki: "ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. ben, senin: "israiloğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum."
95- (musa) dedi ki: "ya senin amacın nedir ey samiri?"
96- dedi ki: "ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi."
97- dedi ki: “haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."
98- "sizin ilahınız yalnızca allahtır ki, onun dışında ilah yoktur. o, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır."
99- sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. gerçekten, sana katımızdan bir zikir verdik.
100- kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir.
101- o (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.
102- sura üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak toplayacağız.
103- (dünyada) yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.
104- onların sözünü ettiklerini biz daha iyi biliyoruz. tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "siz yalnızca bir gün kaldınız" derler.
105- sana dağlar hakkında soruyorlar. de ki: "benim rabbim, onları darmadağın edip savuracak"
106- "yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır."
107- "orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek."
108- o gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. rahman (olan allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.
109- o gün, rahman (olan allah)ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.
110- o, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. onlar ise, bilgi bakımından onu kavrayıp kuşatamazlar.
111- (artık bütün) yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.
112- kim de bir mümin olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından.
113- böylece biz onu, arapça bir kuran olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur.
114- hak olan, biricik hükümdar olan allah yücedir. onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, kuranı (okumada) acele etme ve de ki: "rabbim, ilmimi arttır."
115- andolsun, biz bundan önce ademe ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. biz onda bir kararlılık bulmadık.
116- hani biz meleklere: "ademe secde edin" demiştik, iblisin dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
117- bunun üzerine dedik ki: "ey adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."
118- şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."
119- ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da."
120- sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"
121- böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. adem, rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.
122- sonra rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.
123- dedi ki: "kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz."
124- "kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz."
125- "o da (şöyle) demiş olur: -ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin rabbim?"
126- (allah da) der ki: "işte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."
127- işte biz ölçüsüzce davrananları ve rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.
128- kendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır.
129- eğer rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu.
130- şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
131- onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. senin rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
132- ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz. sonuç da takvanındır.
133- dediler ki: "bize kendi rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?" onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi?
134- eğer biz onları bundan önceki bir azap ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce senin ayetlerine tabi olsaydık."
135- de ki: "herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz."
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- ta, ha.
2- biz sana bu kuranı güçlük çekmen için indirmedik,
3- içi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).
4- yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
5- rahman (olan allah) arşa istiva etmiştir.
6- göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü onundur.
7- sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). çünkü şüphesiz o, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.
8- allah; ondan başka ilah yoktur. en güzel isimler onundur.
9- sana musanın haberi geldi mi?
10- hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum."
11- nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "ey musa."
12- "gerçekten ben, ben senin rabbinim. ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan tuvadasın."
13- "ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."
14- "gerçekten ben, ben allahım, benden başka ilah yoktur; şu halde bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."
15- "şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."
16- "öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."
17- "sağ elindeki nedir ey musa?"
18- dedi ki: "o, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var."
19- dedi ki: "onu at, ey musa."
20- böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).
21- dedi ki: "onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz."
22- "elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın."
23- "öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım."
24- "firavuna git, çünkü o azmış bulunuyor."
25- dedi ki: "rabbim, benim göğsümü aç."
26- "bana işimi kolaylaştır."
27- "dilimden düğümü çöz;"
28- "ki söyleyeceklerimi kavrasınlar."
29- "ailemden bana bir yardımcı kıl,"
30- "kardeşim harunu"
31- "onunla arkamı kuvvetlendir."
32- "onu işimde ortak kıl,"
33- "böylece seni çok tesbih edelim."
34- "ve seni çok zikredelim."
35- "şüphesiz sen bizi görüyorsun."
36- (allah) dedi ki: "ey musa istediğin sana verilmiştir."
37- "andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."
38- "hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"
39- "onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. gözümün önünde yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim."
40- "hani kız kardeşin gezinip; "onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik. medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey musa."
41- "seni kendim için seçtim."
42- "sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın.
43- "ikiniz firavuna gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."
44- "ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."
45- dediler ki: "rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı taşkın bir tutum takınmasından ya da azgın davranmasından korkuyoruz."
46- dedi ki: "korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum."
47- "haydi ona gidin de deyin ki: biz senin rabbinin elçileriyiz, israiloğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. sana rabbinden bir ayetle geldik. selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun."
48- "gerçekten bize vahyolundu ki: doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir."
49- (ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, firavun onlara) dedi ki: "sizin rabbiniz kim ey musa?"
50- dedi ki: "bizim rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
51- (firavun) dedi ki: "ilk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"
52- dedi ki: "bunun bilgisi rabbimin katında bir kitaptadır. benim rabbim şaşırmaz ve unutmaz."
53- "ki (rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."
54- "yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.
55- sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.
56- andolsun, biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti.
57- dedi ki: "ey musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"
58- "madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir buluşma zamanı ve yeri tespit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.
59- (musa) dedi ki: "buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)."
60- böylelikle firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi.
61- musa onlara dedi ki: "size yazıklar olsun, allaha karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."
62- bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.
63- dediler ki: "bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler."
64- "bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur."
65- "ey musa" dediler. ya sen (asanı) at veya önce biz atalım."
66- dedi ki: "hayır, siz atın." sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.
67- musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.
68- "korkma" dedik. "muhakkak sen üstün geleceksin."
69- "sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."
70- bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "harunun ve musanın rabbine iman ettik" dediler.
71- (firavun) dedi ki: "ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. o halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."
72- dediler ki: "bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih edip-seçmeyiz." neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."
73- "gerçekten biz rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir."
74- "gerçek şu ki, kim rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir."
75- "kim ona iman edip salih amellerde bulunarak ona gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır."
76- "içlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan adn cennetleri de (onlarındır). ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır."
77- andolsun, biz musaya vahyetmiştik: "kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."
78- firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.
79- firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.
80- ey israiloğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. turun sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
81- size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.
82- gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.
83- "seni kavminden çarçabuk ayrılmaya iten nedir ey musa?"
84- dedi ki: "onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, sana gelmekte acele ettim rabbim."
85- dedi ki: "biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, samiri onları şaşırtıp-saptırdı."
86- bunun üzerine musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. dedi ki: "ey kavmim, rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? yoksa rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"
87- dediler ki: "biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece samiri de attı."
88- böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "işte, sizin de ilahınız, musanın ilahı budur; fakat (musa) unuttu" dediler.
89- onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?
90- andolsun, harun bundan önce onlara: "ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). sizin asıl rabbiniz rahman (olan allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.
91- demişlerdi ki: "musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."
92- (musa da gelince:) "ey harun" demişti. "onların saptıklarını gördüğün zaman seni (onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?"
93- "niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?"
94- dedi ki: "ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. ben, senin: "israiloğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum."
95- (musa) dedi ki: "ya senin amacın nedir ey samiri?"
96- dedi ki: "ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi."
97- dedi ki: “haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."
98- "sizin ilahınız yalnızca allahtır ki, onun dışında ilah yoktur. o, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır."
99- sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. gerçekten, sana katımızdan bir zikir verdik.
100- kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir.
101- o (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.
102- sura üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak toplayacağız.
103- (dünyada) yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.
104- onların sözünü ettiklerini biz daha iyi biliyoruz. tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "siz yalnızca bir gün kaldınız" derler.
105- sana dağlar hakkında soruyorlar. de ki: "benim rabbim, onları darmadağın edip savuracak"
106- "yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır."
107- "orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek."
108- o gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. rahman (olan allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.
109- o gün, rahman (olan allah)ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.
110- o, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. onlar ise, bilgi bakımından onu kavrayıp kuşatamazlar.
111- (artık bütün) yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.
112- kim de bir mümin olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından.
113- böylece biz onu, arapça bir kuran olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur.
114- hak olan, biricik hükümdar olan allah yücedir. onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, kuranı (okumada) acele etme ve de ki: "rabbim, ilmimi arttır."
115- andolsun, biz bundan önce ademe ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. biz onda bir kararlılık bulmadık.
116- hani biz meleklere: "ademe secde edin" demiştik, iblisin dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
117- bunun üzerine dedik ki: "ey adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."
118- şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."
119- ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da."
120- sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"
121- böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. adem, rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.
122- sonra rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.
123- dedi ki: "kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz."
124- "kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz."
125- "o da (şöyle) demiş olur: -ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin rabbim?"
126- (allah da) der ki: "işte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."
127- işte biz ölçüsüzce davrananları ve rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.
128- kendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır.
129- eğer rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu.
130- şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
131- onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. senin rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
132- ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz. sonuç da takvanındır.
133- dediler ki: "bize kendi rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?" onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi?
134- eğer biz onları bundan önceki bir azap ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce senin ayetlerine tabi olsaydık."
135- de ki: "herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz."
kuran-ı kerimin 19ncu suresidir ve 98 ayetten oluşur.
türkçe meali:
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- kaf, he, ye, ayn, sad.
2- (bu,) rabbinin, kulu zekeriyaya rahmetinin zikridir.
3- hani o, rabbine gizlice seslendiği zaman;
4- demişti ki: "rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım."
5- "doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et."
6- "bana mirasçı olsun. yakup oğullarına da mirasçı olsun. rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl."
7- (allah buyurdu:) "ey zekeriya, şüphesiz biz seni, adı yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız."
8- dedi ki: "rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? ben de yaşlılığın son basamağındayım."
9- (ona gelen melek:) "işte böyle" dedi. "rabbin dedi ki: bu benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım."
10- dedi ki: "rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi ki: "senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır."
11- böylelikle (zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "sabah akşam tesbih edin."
12- (çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "ey yahya, kitabı kuvvetle tut." daha çocuk iken ona hikmet verdik.
13- katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). o, çok takva sahibi biriydi.
14- ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi.
15- ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de.
16- kitapta meryemi de zikret. hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
17- sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. böylece ona ruhumuz (cibrili) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
18- demişti ki: "gerçekten ben, senden rahman (olan allah)a sığınırım. eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."
19- demişti ki: "ben, yalnızca rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."
20- o: "benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi.
21- "işte böyle" dedi. "rabbin, dedi ki: -bu benim için kolaydır. onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." ve iş de olup bitmişti.
22- böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
23- derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. dedi ki: "keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim."
24- altından (bir ses) ona seslendi: "hüzne kapılma, rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır."
25- hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin."
26- artık, ye, iç, gözün aydın olsun. eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "ben rahman (olan allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım."
27- böylece onu taşıyarak kavmine geldi. dediler ki: "ey meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın."
28- "ey harunun kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi."
29- bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. dediler ki: "henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
30- (isa) dedi ki: "şüphesiz ben allahın kuluyum. (allah) bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı."
31- "nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti."
32- "anneme itati de. ve beni mutsuz bir zorba kılmadı."
33- "selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de."
34- işte meryem oğlu isa; hakkında kuşkuya düştükleri "hak söz".
35- allahın çocuk edinmesi olacak şey değil. o yücedir. bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: "ol" der, o da hemen oluverir.
36- gerçek şu ki, allah benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. öyleyse ona kulluk edin. dosdoğru yol budur.
37- içlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkar edenlere.
38- bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
39- iş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
40- elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.
41- kitapta ibrahimi de zikret. gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi.
42- hani babasına demişti: "babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?
43- "babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım."
44- "babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, rahman (olan allah)a başkaldırandır."
45- "babacığım, gerçekten ben, sana rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun."
46- (babası) demişti ki: "ibrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git."
47- (ibrahim:) "selam üzerine olsun, senin için rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, o, bana pek lütufkardır" dedi.
48- "sizden ve allahtan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve rabbime dua ediyorum. umulur ki, rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."
49- böylelikle, onlardan ve allahtan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona ishakı ve (oğlu) yakupu armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
50- onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
51- kitapta musayı da zikret. çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (resul) bir peygamberdi.
52- ona, turun sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
53- ona rahmetimizden kardeşi harunu da bir peygamber olarak armağan ettik.
54- kitapta ismaili de zikret. çünkü o, vadinde doğruydu ve gönderilmiş (resul) bir peygamberdi.
55- halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, rabbi katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı.
56- kitapta idrisi de zikret. çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.
57- biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik.
58- işte bunlar; kendilerine allahın nimet verdiği peygamberlerdendir; ademin soyundan, nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, ibrahim ve israil (yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. onlara rahman (olan allah)ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.
59- sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
60- ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
61- adn cennetleri (onlarındır) ki, rahman (olan allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. şüphesiz onun vadi yerine gelecektir.
62- onda ‘boş bir söz’ işitmezler; sadece selam (ı işitirler). sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.
63- o cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.
64- biz (elçiler) ancak rabbiniz emriyle ineriz. önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan herşey onundur. senin rabbin kesinlikle unutkan değildir.
65- göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin rabbidir; şu halde ona ibadet et ve ona ibadette kararlı ol. hiç onun adaşı olan birini biliyor musun?
66- insan demektedir ki: "ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?"
67- insan önceden, hiçbir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?
68- andolsun rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
69- sonra, her bir gruptan rahman (olan allah)a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız.
70- sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.
71- sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. bu, rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.
72- sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.
73- onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o inkar edenler, iman edenlere derler ki: "iki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?"
74- onlardan önce nice insan- nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.
75- de ki: "kim sapıklık içindeyse, rahman (olan allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine vadedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.
76- allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. sürekli olan salih davranışlar, rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
77- ayetlerimizi inkar edip, bana: "elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?
78- o, gayba mı tanık oldu, yoksa rahman (olan allah)ın katında(n) bir ahid mi aldı?
79- asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azapta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.
80- onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, yapayalnız tek başına gelecektir.
81- kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, allahtan başka ilahlar edindiler.
82- hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.
83- görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.
84- onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.
85- takva sahiplerini bir heyet halinde rahman (olan allahın huzurun)a toplayacağımız gün,
86- suçlu-günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.
87- rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır.
88- "rahman çocuk edinmiştir" dediler.
89- andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz.
90- neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
91- rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.)
92- rahman (olan allah)a çocuk edinmek yaraşmaz.
93- göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü rahman (olan allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.
94- andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.
95- ve onların hepsi, kıyamet günü ona, yapayalnız, tek başlarına geleceklerdir.
96- iman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, rahman (olan allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.
97- biz bunu (kuranı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.
98- biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiçbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?
türkçe meali:
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- kaf, he, ye, ayn, sad.
2- (bu,) rabbinin, kulu zekeriyaya rahmetinin zikridir.
3- hani o, rabbine gizlice seslendiği zaman;
4- demişti ki: "rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım."
5- "doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et."
6- "bana mirasçı olsun. yakup oğullarına da mirasçı olsun. rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl."
7- (allah buyurdu:) "ey zekeriya, şüphesiz biz seni, adı yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız."
8- dedi ki: "rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? ben de yaşlılığın son basamağındayım."
9- (ona gelen melek:) "işte böyle" dedi. "rabbin dedi ki: bu benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım."
10- dedi ki: "rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi ki: "senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır."
11- böylelikle (zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "sabah akşam tesbih edin."
12- (çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "ey yahya, kitabı kuvvetle tut." daha çocuk iken ona hikmet verdik.
13- katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). o, çok takva sahibi biriydi.
14- ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi.
15- ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de.
16- kitapta meryemi de zikret. hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
17- sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. böylece ona ruhumuz (cibrili) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
18- demişti ki: "gerçekten ben, senden rahman (olan allah)a sığınırım. eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."
19- demişti ki: "ben, yalnızca rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."
20- o: "benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi.
21- "işte böyle" dedi. "rabbin, dedi ki: -bu benim için kolaydır. onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." ve iş de olup bitmişti.
22- böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
23- derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. dedi ki: "keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim."
24- altından (bir ses) ona seslendi: "hüzne kapılma, rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır."
25- hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin."
26- artık, ye, iç, gözün aydın olsun. eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "ben rahman (olan allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım."
27- böylece onu taşıyarak kavmine geldi. dediler ki: "ey meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın."
28- "ey harunun kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi."
29- bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. dediler ki: "henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
30- (isa) dedi ki: "şüphesiz ben allahın kuluyum. (allah) bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı."
31- "nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti."
32- "anneme itati de. ve beni mutsuz bir zorba kılmadı."
33- "selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de."
34- işte meryem oğlu isa; hakkında kuşkuya düştükleri "hak söz".
35- allahın çocuk edinmesi olacak şey değil. o yücedir. bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: "ol" der, o da hemen oluverir.
36- gerçek şu ki, allah benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. öyleyse ona kulluk edin. dosdoğru yol budur.
37- içlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkar edenlere.
38- bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
39- iş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
40- elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.
41- kitapta ibrahimi de zikret. gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi.
42- hani babasına demişti: "babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?
43- "babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım."
44- "babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, rahman (olan allah)a başkaldırandır."
45- "babacığım, gerçekten ben, sana rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun."
46- (babası) demişti ki: "ibrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git."
47- (ibrahim:) "selam üzerine olsun, senin için rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, o, bana pek lütufkardır" dedi.
48- "sizden ve allahtan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve rabbime dua ediyorum. umulur ki, rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."
49- böylelikle, onlardan ve allahtan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona ishakı ve (oğlu) yakupu armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
50- onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
51- kitapta musayı da zikret. çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (resul) bir peygamberdi.
52- ona, turun sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
53- ona rahmetimizden kardeşi harunu da bir peygamber olarak armağan ettik.
54- kitapta ismaili de zikret. çünkü o, vadinde doğruydu ve gönderilmiş (resul) bir peygamberdi.
55- halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, rabbi katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı.
56- kitapta idrisi de zikret. çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.
57- biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik.
58- işte bunlar; kendilerine allahın nimet verdiği peygamberlerdendir; ademin soyundan, nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, ibrahim ve israil (yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. onlara rahman (olan allah)ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.
59- sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
60- ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
61- adn cennetleri (onlarındır) ki, rahman (olan allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. şüphesiz onun vadi yerine gelecektir.
62- onda ‘boş bir söz’ işitmezler; sadece selam (ı işitirler). sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.
63- o cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.
64- biz (elçiler) ancak rabbiniz emriyle ineriz. önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan herşey onundur. senin rabbin kesinlikle unutkan değildir.
65- göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin rabbidir; şu halde ona ibadet et ve ona ibadette kararlı ol. hiç onun adaşı olan birini biliyor musun?
66- insan demektedir ki: "ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?"
67- insan önceden, hiçbir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?
68- andolsun rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
69- sonra, her bir gruptan rahman (olan allah)a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız.
70- sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.
71- sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. bu, rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.
72- sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.
73- onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o inkar edenler, iman edenlere derler ki: "iki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?"
74- onlardan önce nice insan- nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.
75- de ki: "kim sapıklık içindeyse, rahman (olan allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine vadedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.
76- allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. sürekli olan salih davranışlar, rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
77- ayetlerimizi inkar edip, bana: "elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?
78- o, gayba mı tanık oldu, yoksa rahman (olan allah)ın katında(n) bir ahid mi aldı?
79- asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azapta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.
80- onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, yapayalnız tek başına gelecektir.
81- kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, allahtan başka ilahlar edindiler.
82- hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.
83- görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.
84- onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.
85- takva sahiplerini bir heyet halinde rahman (olan allahın huzurun)a toplayacağımız gün,
86- suçlu-günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.
87- rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır.
88- "rahman çocuk edinmiştir" dediler.
89- andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz.
90- neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
91- rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.)
92- rahman (olan allah)a çocuk edinmek yaraşmaz.
93- göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü rahman (olan allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.
94- andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.
95- ve onların hepsi, kıyamet günü ona, yapayalnız, tek başlarına geleceklerdir.
96- iman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, rahman (olan allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.
97- biz bunu (kuranı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.
98- biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiçbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?
110 ayetten oluşan, kuran-ı kerimin bu 18nci suresinin türkçe meali:
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- hamd, kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan allaha aittir.
2- dosdoğru (bir kitaptır) ki, kendi katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan müminlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.
3- onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar.
4- (bu kuran) "allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur.
5- bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hiçbir bilgisi yoktur. ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.
6- şimdi onlar bu söze (kurana) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?
7- şüphesiz biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.
8- biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.
9- sen, yoksa kehf ve rakim ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
10- o gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: "rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).
11- böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).
12- sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık.
13- biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. gerçekten onlar rablerine iman etmiş gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
14- onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (krala karşı) kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "bizim rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir; ilah olarak biz ondan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız."
15- "şunlar, bizim kavmimizdir; ondan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? öyleyse allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?"
16- (içlerinden biri demişti ki:) "madem ki siz onlardan ve allahtan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın."
17- (onlara baktığında) görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. bu, allahın ayetlerindendir. allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.
18- sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.
19- böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). içlerinden bir sözcü dedi ki: "ne kadar kaldınız?" dediler ki: "bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." dediler ki: "ne kadar kaldığınızı rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."
20- "çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız."
21- böylece, allahın vadinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (onları görenler) kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "onların üstüne bir bina inşa edin, rableri onları daha iyi bilir." onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler.
22- (sonra gelen kuşaklar) diyecekler ki: "üçtüler, onların dördüncüsü köpekleridir." ve: "beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (bu,) bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. de ki: "rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez." öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.
23- hiçbir şey hakkında: "ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme.
24- ancak: "allah dilerse" (inşaallah yapacağım de). unuttuğun zaman rabbini zikret ve de ki: "umulur ki, rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."
25- onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.
26- de ki: "ne kadar kaldıklarını allah daha iyi bilir. göklerin ve yerin gaybı onundur. o, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. onun dışında onların bir velisi yoktur. kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz."
27- sana rabbinin kitabından vahyedileni oku. onun sözlerini değiştirici yoktur ve onun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) bulamazsın.
28- sen de sabah akşam onun rızasını isteyerek rablerine dua edenlerle birlikte sabret. dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.
29- ve de ki: "hak rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. şüphesiz biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.
30- şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.
31- onlar; altından ırmaklar akan adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (bu,) ne güzel sevap ve ne güzel destek.
32- onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik.
33- iki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık.
34- (ikisinden) birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: “ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm.”
35- kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): "bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi.
36- "kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. buna rağmen rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım."
37- kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: "seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (allah)ı inkar mı ettin?"
38- "fakat, o allah benim rabbimdir ve ben rabbime hiç kimseyi ortak koşmam."
39- "bağına girdiğin zaman, maşaallah, allahtan başka kuvvet yoktur demen gerekmez miydi? eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan."
40- "belki rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten yakıp-yıkan bir afet gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."
41- "veya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin."
42- (derken) onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. o (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "keşke rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım."
43- allahın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi.
44- işte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan allaha aittir. o, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır.
45- onlara, dünya hayatının örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu çalı-çırpı oluverdi. allah, herşeyin üzerinde güç yetirendir.
46- mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan salih davranışlar ise, rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.
47- dağları yürüteceğimiz gün, yeri çırılçıplak (dümdüz olmuş) görürsün; onları birarada toplamışız da, içlerinden hiçbirini dışarda bırakmamışızdır.
48- onlar senin rabbine sıra sıra sunulmuşlardır. andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. hayır, bizim size bir kavuşma-zamanı tespit etmediğimizi sanmıştınız değil mi?
49- (önlerine) kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. derler ki: "eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?" yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. rabbin hiç kimseye zulmetmez.
50- hani meleklere: "ademe secde edin" demiştik; iblisin dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. o cinlerdendi, böylelikle rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. bu durumda beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (bu,) zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
51- göklerin ve yerin yaratılışında da, kendi nefislerinin yaratılışında da ben onları şahid tutmadım. ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim.
52- (kafirlere) "benim ortaklarım sandığınız şeyleri çağırın" diyeceği gün; işte onları çağırmışlardır, ama onlar, kendilerine cevap vermemişlerdir. biz onların aralarında bir uçurum koyduk.
53- suçlu-günahkarlar ateşi görmüşlerdir, artık içine kendilerinin gireceklerini de anlamışlardır; ancak ondan bir kaçış yolu bulamamışlardır.
54- andolsun, bu kuranda insanlar için biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. insan, herşeyden çok tartışmacıdır.
55- kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
56- biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. inkar edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler.
57- kendisine rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar.
58- senin rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. eğer, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır.
59- işte ülkeler (ve onların halkları), zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık; ve yıkımları için bir buluşma zamanı tespit ettik.
60- hani musa genç yardımcısına demişti: "iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim."
61- böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.
62- (varmaları gereken yere gelip) geçtiklerinde (musa) genç-yardımcısına dedi ki: "yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk."
63- (genç-yardımcısı) dedi ki: "gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu."
64- (musa) dedi ki: "bizim de aradığımız buydu." böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.
65- derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
66- musa ona dedi ki: "doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"
67- dedi ki: "gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."
68- (böyleyken) "özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"
69- (musa:) "inşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.
70- dedi ki: "eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar."
71- böylece ikisi yola koyuldu. nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (musa) dedi ki: "içindekilerini batırmak için mi onu deldin? andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."
72- dedi ki: "gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"
73- (musa:) "beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi.
74- böylece ikisi (yine) yola koyuldular. nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (musa) dedi ki: "bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? andolsun, sen kötü bir iş yaptın."
75- dedi ki: "gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"
76- (musa:) "bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi.
77- (yine) böylece ikisi yola koyuldu. nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (musa) dedi ki: "eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."
78- dedi ki: "işte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.
79- "gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı."
80- "çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."
81- böylece, onlara rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik."
82- "duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) rabbinden bir rahmettir. bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. işte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."
83- sana (ey muhammed,) zul-karneyn hakkında sorarlar. de ki: "size, ondan öğüt ve hatırlatma olarak (bazı bilgiler) vereceğim.
84- gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona herşeyden bir yol (sebep) verdik.
85- o da, bir yol tuttu.
86- sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. dedik ki: "ey zul-karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin."
87- dedi ki: "kim zulmederse biz onu azaplandıracağız, sonra rabbine döndürülür, o da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır."
88- kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz."
89- sonra (yine) bir yol tuttu.
90- sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.
91- işte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten herşeyi) biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.
92- sonra bir yol (daha) tuttu.
93- iki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.
94- dediler ki: "ey zul-karneyn, gerçekten yecuc ve mecuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?"
95- dedi ki: "rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım."
96- "bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "körükleyin" dedi. onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."
97- böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.
98- dedi ki: "bu benim rabbimden bir rahmettir. rabbimin vadi geldiği zaman, o, bunu dümdüz eder; rabbimin vadi haktır."
99- biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. sura da üfürülmüştür, artık onların tümünü birarada toparlamışız.
100- ve o gün, cehennemi, inkar edenlere tam bir sunuşla sunmuşuz.
101- ki onlar, beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (kuranı) dinlemeye katlanamazlardı.
102- inkar edenler, beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? gerçekten biz cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız.
103- de ki: "davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?"
104- "onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar."
105- işte onlar, rablerinin ayetlerini ve ona kavuşmayı inkar edenlerdir. artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.
106- işte, inkar etmeleri, ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir.
107- iman edip salih amellerde bulunanlar... firdevs cennetleri onlar için bir konaklama yeridir.
108- onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.
109- de ki: "rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.
110- de ki: "şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. kim rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın."
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- hamd, kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan allaha aittir.
2- dosdoğru (bir kitaptır) ki, kendi katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan müminlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.
3- onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar.
4- (bu kuran) "allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur.
5- bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hiçbir bilgisi yoktur. ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.
6- şimdi onlar bu söze (kurana) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?
7- şüphesiz biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.
8- biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.
9- sen, yoksa kehf ve rakim ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
10- o gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: "rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).
11- böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).
12- sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık.
13- biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. gerçekten onlar rablerine iman etmiş gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
14- onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (krala karşı) kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "bizim rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir; ilah olarak biz ondan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız."
15- "şunlar, bizim kavmimizdir; ondan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? öyleyse allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?"
16- (içlerinden biri demişti ki:) "madem ki siz onlardan ve allahtan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın."
17- (onlara baktığında) görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. bu, allahın ayetlerindendir. allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.
18- sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.
19- böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). içlerinden bir sözcü dedi ki: "ne kadar kaldınız?" dediler ki: "bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." dediler ki: "ne kadar kaldığınızı rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."
20- "çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız."
21- böylece, allahın vadinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (onları görenler) kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "onların üstüne bir bina inşa edin, rableri onları daha iyi bilir." onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler.
22- (sonra gelen kuşaklar) diyecekler ki: "üçtüler, onların dördüncüsü köpekleridir." ve: "beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (bu,) bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. de ki: "rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez." öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.
23- hiçbir şey hakkında: "ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme.
24- ancak: "allah dilerse" (inşaallah yapacağım de). unuttuğun zaman rabbini zikret ve de ki: "umulur ki, rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."
25- onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.
26- de ki: "ne kadar kaldıklarını allah daha iyi bilir. göklerin ve yerin gaybı onundur. o, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. onun dışında onların bir velisi yoktur. kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz."
27- sana rabbinin kitabından vahyedileni oku. onun sözlerini değiştirici yoktur ve onun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) bulamazsın.
28- sen de sabah akşam onun rızasını isteyerek rablerine dua edenlerle birlikte sabret. dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.
29- ve de ki: "hak rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. şüphesiz biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.
30- şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.
31- onlar; altından ırmaklar akan adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (bu,) ne güzel sevap ve ne güzel destek.
32- onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik.
33- iki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık.
34- (ikisinden) birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: “ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm.”
35- kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): "bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi.
36- "kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. buna rağmen rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım."
37- kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: "seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (allah)ı inkar mı ettin?"
38- "fakat, o allah benim rabbimdir ve ben rabbime hiç kimseyi ortak koşmam."
39- "bağına girdiğin zaman, maşaallah, allahtan başka kuvvet yoktur demen gerekmez miydi? eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan."
40- "belki rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten yakıp-yıkan bir afet gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."
41- "veya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin."
42- (derken) onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. o (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "keşke rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım."
43- allahın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi.
44- işte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan allaha aittir. o, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır.
45- onlara, dünya hayatının örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu çalı-çırpı oluverdi. allah, herşeyin üzerinde güç yetirendir.
46- mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan salih davranışlar ise, rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.
47- dağları yürüteceğimiz gün, yeri çırılçıplak (dümdüz olmuş) görürsün; onları birarada toplamışız da, içlerinden hiçbirini dışarda bırakmamışızdır.
48- onlar senin rabbine sıra sıra sunulmuşlardır. andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. hayır, bizim size bir kavuşma-zamanı tespit etmediğimizi sanmıştınız değil mi?
49- (önlerine) kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. derler ki: "eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?" yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. rabbin hiç kimseye zulmetmez.
50- hani meleklere: "ademe secde edin" demiştik; iblisin dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. o cinlerdendi, böylelikle rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. bu durumda beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (bu,) zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
51- göklerin ve yerin yaratılışında da, kendi nefislerinin yaratılışında da ben onları şahid tutmadım. ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim.
52- (kafirlere) "benim ortaklarım sandığınız şeyleri çağırın" diyeceği gün; işte onları çağırmışlardır, ama onlar, kendilerine cevap vermemişlerdir. biz onların aralarında bir uçurum koyduk.
53- suçlu-günahkarlar ateşi görmüşlerdir, artık içine kendilerinin gireceklerini de anlamışlardır; ancak ondan bir kaçış yolu bulamamışlardır.
54- andolsun, bu kuranda insanlar için biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. insan, herşeyden çok tartışmacıdır.
55- kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
56- biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. inkar edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler.
57- kendisine rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar.
58- senin rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. eğer, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır.
59- işte ülkeler (ve onların halkları), zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık; ve yıkımları için bir buluşma zamanı tespit ettik.
60- hani musa genç yardımcısına demişti: "iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim."
61- böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.
62- (varmaları gereken yere gelip) geçtiklerinde (musa) genç-yardımcısına dedi ki: "yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk."
63- (genç-yardımcısı) dedi ki: "gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu."
64- (musa) dedi ki: "bizim de aradığımız buydu." böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.
65- derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
66- musa ona dedi ki: "doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"
67- dedi ki: "gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."
68- (böyleyken) "özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"
69- (musa:) "inşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.
70- dedi ki: "eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar."
71- böylece ikisi yola koyuldu. nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (musa) dedi ki: "içindekilerini batırmak için mi onu deldin? andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."
72- dedi ki: "gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"
73- (musa:) "beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi.
74- böylece ikisi (yine) yola koyuldular. nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (musa) dedi ki: "bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? andolsun, sen kötü bir iş yaptın."
75- dedi ki: "gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"
76- (musa:) "bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi.
77- (yine) böylece ikisi yola koyuldu. nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (musa) dedi ki: "eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."
78- dedi ki: "işte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.
79- "gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı."
80- "çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."
81- böylece, onlara rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik."
82- "duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) rabbinden bir rahmettir. bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. işte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."
83- sana (ey muhammed,) zul-karneyn hakkında sorarlar. de ki: "size, ondan öğüt ve hatırlatma olarak (bazı bilgiler) vereceğim.
84- gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona herşeyden bir yol (sebep) verdik.
85- o da, bir yol tuttu.
86- sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. dedik ki: "ey zul-karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin."
87- dedi ki: "kim zulmederse biz onu azaplandıracağız, sonra rabbine döndürülür, o da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır."
88- kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz."
89- sonra (yine) bir yol tuttu.
90- sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.
91- işte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten herşeyi) biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.
92- sonra bir yol (daha) tuttu.
93- iki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.
94- dediler ki: "ey zul-karneyn, gerçekten yecuc ve mecuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?"
95- dedi ki: "rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım."
96- "bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "körükleyin" dedi. onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."
97- böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.
98- dedi ki: "bu benim rabbimden bir rahmettir. rabbimin vadi geldiği zaman, o, bunu dümdüz eder; rabbimin vadi haktır."
99- biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. sura da üfürülmüştür, artık onların tümünü birarada toparlamışız.
100- ve o gün, cehennemi, inkar edenlere tam bir sunuşla sunmuşuz.
101- ki onlar, beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (kuranı) dinlemeye katlanamazlardı.
102- inkar edenler, beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? gerçekten biz cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız.
103- de ki: "davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?"
104- "onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar."
105- işte onlar, rablerinin ayetlerini ve ona kavuşmayı inkar edenlerdir. artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.
106- işte, inkar etmeleri, ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir.
107- iman edip salih amellerde bulunanlar... firdevs cennetleri onlar için bir konaklama yeridir.
108- onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.
109- de ki: "rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.
110- de ki: "şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. kim rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın."
111 ayetten oluşan surenin türkçe meali:
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece mescid-i haramdan, çevresini bereketlendirdiğimiz mescid-i aksaya götüren o (allah) yücedir. gerçekten o, işitendir, görendir.
2- musaya kitap verdik ve "benden başka vekil edinmeyin" diye onu israiloğullarına kılavuz kıldık.
3- (ey) nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları! şüphesiz o, şükreden bir kuldu.
4- kitapta israiloğullarına şu hükmü verdik: "muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz.
5- nitekim o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü.
6- sonra onlara karşı size tekrar güç ve kuvvet verdik, size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık.
7- eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir. sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi kötü duruma soksunlar, birincisinde ona girdikleri gibi mescid (kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini darmadağın edip mahvetsinler.
8- umulur ki, rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de (sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz. biz, cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık.
9- şüphesiz, bu kuran, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan müminlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
10- ve şüphesiz, ahirete inanmayanlar için de acı bir azap hazırlamışızdır.
11- insan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. insan, pek acelecidir.
12- biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. biz, herşeyi yeterince açıkladık.
13- biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
14- "kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter."
15- kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz.
16- biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun varlık ve güç sahibi önde gelenlerine emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.
17- biz, nuhtan sonra nice kuşakları yıkıma uğrattık. kullarının günahlarını haber alıcı, görücü olarak rabbin yeter,
18- kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.
19- kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.
20- hepsine, onlara da, bunlara da rabbinin ihsanından arttırarak-veririz. rabbinin ihsanı kesilmiş değildir.
21- onlardan kimini kimine nasıl üstün tuttuğumuzu gör. muhakkak ahiret dereceler bakımından daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.
22- allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun.
23- rabbin, ondan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.
24- onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: "rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse sen de onları esirge."
25- rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. eğer siz salih olursanız, şüphesiz o da, (kendisine) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır.
26- akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. israf ederek saçıp-savurma.
27- çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise rabbine karşı nankördür.
28- eğer rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken (darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle.
29- elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın.
30- şüphesiz senin rabbin, rızkı dilediğine -genişletir- yayar ve daraltır. gerçekten o, kullarından haberi olandır, görendir.
31- yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır.
32- zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, çirkin bir hayasızlık ve kötü bir yoldur.
33- haklı bir neden olmaksızın allahın haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. kim mazlum olarak öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede ölçüyü aşmasın. çünkü o, gerçekten yardım görmüştür.
34- erginlik çağına erişinceye kadar, -o da en güzel bir tarz olması- dışında yetimin malına yaklaşmayın. ahde vefa gösterin. çünkü ahid bir sorumluluktur.
35- ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.
36- hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
37- yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin.
38- bütün bunlar, kötülüğü olan, rabbinin katında da hoş olmayanlardır.
39- bunlar, rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. rabbin ile beraber başka ilahlar kılma, yoksa yerilmiş, kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın.
40- rabbiniz size erkekleri seçti de meleklerden dişileri mi (kendine) edindi? gerçekten siz büyük bir söz söylemektesiniz.
41- andolsun, biz bu kuranda çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye. oysa bu, onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor.
42- de ki: "eğer söyledikleri gibi onunla beraber ilahlar olsaydı, onlar arşın sahibine mutlaka bir yol ararlardı."
43- o, onların dediklerinden münezzeh, yüce ve büyük bir yükseklikle yüksektir.
44- yedi gök, yer ve bunların içindekiler onu tesbih eder; onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. şüphesiz o, halim olandır, bağışlayandır.
45- kuran okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık.
46- ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. sen kuranda sadece rabbini "bir ve tek" (ilah olarak) andığın zaman, nefretle kaçar vaziyette gerisin geriye giderler.
47- biz onların seni dinlediklerinde ne için dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o zalimlerin: "siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz.
48- sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola güçleri yetmemektedir.
49- dediler ki: "biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
50- de ki: "ister taş olun, ister demir."
51- "ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler. de ki: "sizi ilk defa yaratan." bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "ne zamanmış o?" de ki: "umulur ki pek yakında."
52- sizi çağıracağı gün, ona övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.
53- kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.
54- sizi en iyi rabbiniz bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse sizi azaplandırır. biz seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik.
55- rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. andolsun, biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve davuda da zebur verdik.
56- de ki: "onun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler.
57- onların taptıkları da, -hangisi daha yakındır diye- rablerine (yaklaşmak için) bir vesile arıyorlar. onun rahmetini umuyorlar ve azabından korkuyorlar. şüphesiz senin rabbinin azabı korkunçtur.
58- hiçbir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azapla azaplandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır.
59- bizi ayet (mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. semuda dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular. oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.
60- hani biz sana: "muhakkak rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik. sana gösterdiğimiz o rüyayı insanları denemek için yaptık, kuranda lanetlenmiş ağacı da. biz onları korkutuyoruz. fakat (bu) onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor.
61- hani, meleklere: "ademe secde edin" demiştik. iblisin dışında (hepsi) secde etmişlerdi. demişti ki: "bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?"
62- demişti ki: "şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım.
63- demişti ki: "git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza."
64- "onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.
65- "benim kullarım; senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur." vekil olarak rabbin yeter.
66- sizin rabbiniz, fazlından aramanız için denizde gemileri sizin için yürütür. gerçekten o, size karşı merhametli olandır.
67- size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, onun dışında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. insan pek nankördür.
68- kara tarafında sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden veya üzerinize taş yığınları yüklü bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? sonra kendinize bir vekil bulamazsınız.
69- veya sizi bir kere daha ona (denize) gönderip üzerinize kırıp geçiren bir fırtına salarak nankörlük etmeniz nedeniyle sizi batırmasına karşı emin misiniz? sonra onun öcünü bize karşı alacak (kimseyi de) bulamazsınız.
70- andolsun, biz ademoğlunu yücelttik; onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz, güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.
71- her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.
72- kim bunda (dünyada) kör ise, o, ahirette de kördür ve yol bakımından daha şaşkın bir sapıktır.
73- onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi.
74- eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun, onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin.
75- bu durumda, biz sana, hayatın da kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın.
76- neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.
77- (bu,) senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.
78- güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) kuranı, işte o, şahid olunandır.
79- gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (kuranla) namaz kıl. umulur ki rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.
80- ve de ki: "rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve katından bana yardımcı bir kuvvet ver."
81- de ki: "hak geldi, batıl yok oldu. hiç şüphesiz batıl yok olucudur."
82- kurandan müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını arttırmaz.
83- insana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır.
84- de ki: "herkes kendi yaratılışına (fıtrat tarzına) göre davranır. şu halde kimin daha doğru yolda olduğunu rabbin daha iyi bilir."
85- sana ruhtan sorarlar; de ki: "ruh, rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir."
86- andolsun, eğer dilersek, sana vahyettiklerimizi gerçekten gideriveririz, sonra bunun için bize karşı bir vekil bulamazsın.
87- (vahyi sende bırakan) rabbin rahmetinden başka(sı değildir). şüphesiz onun lütfu senin üzerinde çok büyüktür.
88- de ki: "eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu kuranın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler."
89- andolsun, bu kuranda her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. insanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.
90- dediler ki: "bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız."
91- "ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."
92- "veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da allahı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin."
93- "yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız." de ki: "rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?"
94- kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: "allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir.
95- de ki: "eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."
96- de ki: "benimle aranızda şahid olarak allah yeter; kuşkusuz o, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir."
97- allah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için onun dışında asla veliler bulamazsın. kıyamet günü, biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız.
98- bu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır.
99- görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler.
100- de ki: "eğer siz rabbimin rahmet hazinelerine malik olsaydınız, bu durumda harcama endişesiyle gerçekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız. insan pek cimridir.
101- andolsun, biz musaya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte israiloğullarına sor; onlara geldiği zaman firavun ona: "gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.
102- o da: "andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti.
103- böylelikle, onları o yerden sürüp-sarsıntıya uğratmayı istedi, biz de onu ve beraberindekileri hep birlikte boğuverdik.
104- ve onun ardından israiloğullarına söyledik: "o toprak (yurt)ta oturun, ahiret vadi geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız."
105- biz onu (kuranı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.
106- onu bir kuran olarak, insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik.
107- de ki: "ister ona inanın, ister inanmayın: o, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."
108- ve derler ki: "rabbimiz yücedir, rabbimizin vadi gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor."
109- çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (kuran) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.
110- de ki: "allah, diye çağırın, rahman diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler onundur." namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.
111- ve de ki: "övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan allahadır." ve onu tekbir edebildikçe tekbir et.
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece mescid-i haramdan, çevresini bereketlendirdiğimiz mescid-i aksaya götüren o (allah) yücedir. gerçekten o, işitendir, görendir.
2- musaya kitap verdik ve "benden başka vekil edinmeyin" diye onu israiloğullarına kılavuz kıldık.
3- (ey) nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları! şüphesiz o, şükreden bir kuldu.
4- kitapta israiloğullarına şu hükmü verdik: "muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz.
5- nitekim o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü.
6- sonra onlara karşı size tekrar güç ve kuvvet verdik, size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık.
7- eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir. sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi kötü duruma soksunlar, birincisinde ona girdikleri gibi mescid (kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini darmadağın edip mahvetsinler.
8- umulur ki, rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de (sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz. biz, cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık.
9- şüphesiz, bu kuran, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan müminlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
10- ve şüphesiz, ahirete inanmayanlar için de acı bir azap hazırlamışızdır.
11- insan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. insan, pek acelecidir.
12- biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. biz, herşeyi yeterince açıkladık.
13- biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
14- "kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter."
15- kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz.
16- biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun varlık ve güç sahibi önde gelenlerine emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.
17- biz, nuhtan sonra nice kuşakları yıkıma uğrattık. kullarının günahlarını haber alıcı, görücü olarak rabbin yeter,
18- kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.
19- kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.
20- hepsine, onlara da, bunlara da rabbinin ihsanından arttırarak-veririz. rabbinin ihsanı kesilmiş değildir.
21- onlardan kimini kimine nasıl üstün tuttuğumuzu gör. muhakkak ahiret dereceler bakımından daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.
22- allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun.
23- rabbin, ondan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.
24- onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: "rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse sen de onları esirge."
25- rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. eğer siz salih olursanız, şüphesiz o da, (kendisine) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır.
26- akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. israf ederek saçıp-savurma.
27- çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise rabbine karşı nankördür.
28- eğer rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken (darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle.
29- elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın.
30- şüphesiz senin rabbin, rızkı dilediğine -genişletir- yayar ve daraltır. gerçekten o, kullarından haberi olandır, görendir.
31- yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır.
32- zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, çirkin bir hayasızlık ve kötü bir yoldur.
33- haklı bir neden olmaksızın allahın haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. kim mazlum olarak öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede ölçüyü aşmasın. çünkü o, gerçekten yardım görmüştür.
34- erginlik çağına erişinceye kadar, -o da en güzel bir tarz olması- dışında yetimin malına yaklaşmayın. ahde vefa gösterin. çünkü ahid bir sorumluluktur.
35- ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.
36- hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
37- yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin.
38- bütün bunlar, kötülüğü olan, rabbinin katında da hoş olmayanlardır.
39- bunlar, rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. rabbin ile beraber başka ilahlar kılma, yoksa yerilmiş, kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın.
40- rabbiniz size erkekleri seçti de meleklerden dişileri mi (kendine) edindi? gerçekten siz büyük bir söz söylemektesiniz.
41- andolsun, biz bu kuranda çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye. oysa bu, onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor.
42- de ki: "eğer söyledikleri gibi onunla beraber ilahlar olsaydı, onlar arşın sahibine mutlaka bir yol ararlardı."
43- o, onların dediklerinden münezzeh, yüce ve büyük bir yükseklikle yüksektir.
44- yedi gök, yer ve bunların içindekiler onu tesbih eder; onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. şüphesiz o, halim olandır, bağışlayandır.
45- kuran okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık.
46- ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. sen kuranda sadece rabbini "bir ve tek" (ilah olarak) andığın zaman, nefretle kaçar vaziyette gerisin geriye giderler.
47- biz onların seni dinlediklerinde ne için dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o zalimlerin: "siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz.
48- sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola güçleri yetmemektedir.
49- dediler ki: "biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
50- de ki: "ister taş olun, ister demir."
51- "ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler. de ki: "sizi ilk defa yaratan." bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "ne zamanmış o?" de ki: "umulur ki pek yakında."
52- sizi çağıracağı gün, ona övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.
53- kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.
54- sizi en iyi rabbiniz bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse sizi azaplandırır. biz seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik.
55- rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. andolsun, biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve davuda da zebur verdik.
56- de ki: "onun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler.
57- onların taptıkları da, -hangisi daha yakındır diye- rablerine (yaklaşmak için) bir vesile arıyorlar. onun rahmetini umuyorlar ve azabından korkuyorlar. şüphesiz senin rabbinin azabı korkunçtur.
58- hiçbir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azapla azaplandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır.
59- bizi ayet (mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. semuda dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular. oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.
60- hani biz sana: "muhakkak rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik. sana gösterdiğimiz o rüyayı insanları denemek için yaptık, kuranda lanetlenmiş ağacı da. biz onları korkutuyoruz. fakat (bu) onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor.
61- hani, meleklere: "ademe secde edin" demiştik. iblisin dışında (hepsi) secde etmişlerdi. demişti ki: "bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?"
62- demişti ki: "şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım.
63- demişti ki: "git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza."
64- "onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.
65- "benim kullarım; senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur." vekil olarak rabbin yeter.
66- sizin rabbiniz, fazlından aramanız için denizde gemileri sizin için yürütür. gerçekten o, size karşı merhametli olandır.
67- size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, onun dışında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. insan pek nankördür.
68- kara tarafında sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden veya üzerinize taş yığınları yüklü bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? sonra kendinize bir vekil bulamazsınız.
69- veya sizi bir kere daha ona (denize) gönderip üzerinize kırıp geçiren bir fırtına salarak nankörlük etmeniz nedeniyle sizi batırmasına karşı emin misiniz? sonra onun öcünü bize karşı alacak (kimseyi de) bulamazsınız.
70- andolsun, biz ademoğlunu yücelttik; onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz, güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.
71- her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.
72- kim bunda (dünyada) kör ise, o, ahirette de kördür ve yol bakımından daha şaşkın bir sapıktır.
73- onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi.
74- eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun, onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin.
75- bu durumda, biz sana, hayatın da kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın.
76- neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.
77- (bu,) senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.
78- güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) kuranı, işte o, şahid olunandır.
79- gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (kuranla) namaz kıl. umulur ki rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.
80- ve de ki: "rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve katından bana yardımcı bir kuvvet ver."
81- de ki: "hak geldi, batıl yok oldu. hiç şüphesiz batıl yok olucudur."
82- kurandan müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını arttırmaz.
83- insana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır.
84- de ki: "herkes kendi yaratılışına (fıtrat tarzına) göre davranır. şu halde kimin daha doğru yolda olduğunu rabbin daha iyi bilir."
85- sana ruhtan sorarlar; de ki: "ruh, rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir."
86- andolsun, eğer dilersek, sana vahyettiklerimizi gerçekten gideriveririz, sonra bunun için bize karşı bir vekil bulamazsın.
87- (vahyi sende bırakan) rabbin rahmetinden başka(sı değildir). şüphesiz onun lütfu senin üzerinde çok büyüktür.
88- de ki: "eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu kuranın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler."
89- andolsun, bu kuranda her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. insanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.
90- dediler ki: "bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız."
91- "ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."
92- "veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da allahı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin."
93- "yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız." de ki: "rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?"
94- kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: "allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir.
95- de ki: "eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."
96- de ki: "benimle aranızda şahid olarak allah yeter; kuşkusuz o, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir."
97- allah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için onun dışında asla veliler bulamazsın. kıyamet günü, biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız.
98- bu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır.
99- görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler.
100- de ki: "eğer siz rabbimin rahmet hazinelerine malik olsaydınız, bu durumda harcama endişesiyle gerçekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız. insan pek cimridir.
101- andolsun, biz musaya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte israiloğullarına sor; onlara geldiği zaman firavun ona: "gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.
102- o da: "andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti.
103- böylelikle, onları o yerden sürüp-sarsıntıya uğratmayı istedi, biz de onu ve beraberindekileri hep birlikte boğuverdik.
104- ve onun ardından israiloğullarına söyledik: "o toprak (yurt)ta oturun, ahiret vadi geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız."
105- biz onu (kuranı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.
106- onu bir kuran olarak, insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik.
107- de ki: "ister ona inanın, ister inanmayın: o, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."
108- ve derler ki: "rabbimiz yücedir, rabbimizin vadi gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor."
109- çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (kuran) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.
110- de ki: "allah, diye çağırın, rahman diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler onundur." namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.
111- ve de ki: "övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan allahadır." ve onu tekbir edebildikçe tekbir et.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?