128 ayetten oluşan kuran-ı kerimin bu 16ncı suresinin türkçe meali:
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- allahın emri geldi, artık onda acele etmeyin. o (allah), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.
2- kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: benden başka ilah yoktur, şu halde benden korkup-sakının, diye uyarın."
3- gökleri ve yeri hak ile yarattı: o, şirk koştukları şeylerden yücedir.
4- insanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır.
5- ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz.
6- akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır.
7- kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. şüphesiz sizin rabbiniz şefkatli ve merhametlidir.
8- onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?
9- yolu doğrultmak allaha aittir, kimi (yollar) ise eğridir. eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi.
10- sizin için gökten su indiren odur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.
11- onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.
12- geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da onun emriyle emre hazır kılınmıştır. şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.
13- yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır.
14- denizi de sizin emrinize veren odur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (bütün bunlar) onun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.
15- sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). umulur ki doğru yolu bulursunuz.
16- ve (başka) işaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler.
17- yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? artık öğüt alıp-düşünmez misiniz?
18- eğer allahın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. gerçekten allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
19- allah, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir.
20- allahtan başka yakardıkları hiçbir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar.
21- ölüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar.
22- sizin ilahınız tek bir ilahtır. ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır.
23- şüphesiz allah, onların saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir; gerçekten o, müstekbirleri sevmez.
24- onlara "rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "eskilerin masalları" dediler.
25- kıyamet gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. bak, ne kötü yük yükleniyorlar.
26- onlardan öncekiler, hileli-düzenler kurmuşlardı da, allah(ın azap emri) onların kurdukları yapıların temellerine geldi, böylece üstlerindeki tavan tepelerine çöktü; azap onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti.
27- sonra (allah) kıyamet günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "haklarında (müminlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?" kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "bugün, gerçekten aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir."
28- ki melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. hayır, şüphesiz allah, sizin neler yaptığınızı bilendir.
29- öyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. büyüklük taslayanların konaklama yeri ne kötüdür.
30- (allahtan) sakınanlara: "rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "hayır" dediler. bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.
31- adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. işte allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.
32- ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "selam size" derler. "yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin."
33- (küfre sapanlar) kendilerine meleklerin gelmesinden veya rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar? onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
34- böylece işledikleri kötülükleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey, kendilerini sarıp-kuşatıverdi.
35- şirk koşmakta olanlar dediler ki: "eğer allah dileseydi, onun dışında hiçbir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve onsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık." onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?
36- andolsun, biz her ümmete: "allaha kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. böylelikle, onlardan kimine allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.
37- sen, onların hidayet bulmalarını ne kadar tutkuyla istesen de, allah, şüphesiz saptırdığına hidayet vermez, onlar için yardım edecek yoktur.
38- olanca yeminleriyle: "öleni allah diriltmez" diye yemin ettiler. hayır; bu, onun üzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler.
39- hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir).
40- onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca "ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir.
41- zulme uğratıldıktan sonra, allah yolunda hicret edenleri dünyada şüphesiz güzel bir biçimde yerleştireceğiz; ahiret karşılığı ise daha büyüktür. bilmiş olsalardı.
42- onlar sabredenler ve rablerine tevekkül edenlerdir.
43- biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.
44- (onları) apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). sana da zikri (kuranı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.
45- artık kötülüğü örgütleyip düzenleyenler, allahın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
46- ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) ki onlar (bu konuda allahı) aciz bırakacak değildirler.
47- veya onları bir korku üzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? öyleyse rabbin, gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir.
48- allahın herhangi bir şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? onun gölgeleri küçülerek sağdan ve soldan allaha secde eder vaziyette döner.
49- göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler allaha secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
50- üstlerinden (her an bir azap göndermeye kadir olan) rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.
51- allah dedi ki: "iki ilah edinmeyin: o, ancak tek bir ilahtır. öyleyse benden, yalnızca benden korkun."
52- göklerde ve yerde ne varsa onundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak onundur. böyleyken allahtan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?
53- nimet olarak size ulaşan ne varsa, allahtandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak ona yalvarmaktasınız.
54- sonra sizden zararı kaldırdığında, sizden bir grup (hemen) rablerine şirk koşar;
55- kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etmek için. öyleyse yararlanın, ilerde bileceksiniz.
56- kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, hiçbir şey bilmeyenlere paylar ayırıyorlar. andolsun allaha karşı düzmekte olduklarınızdan dolayı mutlaka sorguya çekileceksiniz.
57- ve allaha kızlar isnad ediyorlar, (haşa) o yücedir. hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir.
58- onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir.
59- kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? bak, verdikleri hüküm ne kötüdür?
60- ahirete inanmayanların kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise allaha aittir. o, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
61- eğer allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.
62- onlar, allaha, hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın kendilerinin olduğunu düzmektedir. hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar, (cehennemde) öncülerdir.
63- andolsun allaha, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik, fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir; bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azap vardır.
64- biz kitabı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik.
65- allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.
66- sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.
67- hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.
68- rabbin bal arısına vahyetti: dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.
69- sonra meyvelerin tümünden ye, böylece rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.
70- allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de, bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. şüphesiz, allah bilendir, herşeye güç yetirendir.
71- allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. şimdi allahın nimetini inkar mı ediyorlar?
72- allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve allahın nimetini inkar mı ediyorlar?
73- allahın dışında, kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka, hiçbir şeye malik olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar?
74- artık allaha benzerler aramaya kalkışmayın; çünkü allah bilir, siz ise bilmezsiniz.
75- allah, (kendisine ortak koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan ile, tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? hamd allahındır; fakat onların çoğu bilmezler.
76- allah şu örneği verdi: iki kişi; bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir mi?
77- göklerin ve yerin gaybı allaha aittir. (kıyamet) saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. şüphesiz, allah herşeye güç yetirendir.
78- allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi.
79- göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş (musahhar kılınmış) kuşları görmüyorlar mı? onları (böyle boşlukta) allahtan başkası tutmuyor. şüphesiz, iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır.
80- allah, size evlerinizi (içinde) "güvenlik ve huzur bulacağınız yerler" kıldı; ve size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-döşemelikler ve (ticaret için) bir meta kıldı.
81- allah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. dağlarda da sizin için barınaklar-siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. işte o, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki teslim olursunuz.
82- fakat onlar yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca apaçık bir tebliğdir.
83- onlar, allahın nimetini biliyorlar, sonra da inkar ediyorlar; onların çoğu inkar edenlerdir.
84- her ümmetten bir şahid göndereceğimiz gün; (artık ondan) sonra ne inkar edenlere (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne (allahtan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecek.
85- o zulmedenler, azabı gördüklerinde, onlara ne (azap) hafifletilecek, ne süre tanınacak.
86- o şirk koşanlar, şirk koştuklarını gördükleri zaman: "rabbimiz, seni bırakıp bizim taptığımız ortaklarımız bunlardır" diyecekler. (onlar da bunlara:) "siz gerçekten yalan söyleyenlersiniz" diye sözü (geri çevirip) fırlatacaklar.
87- o gün (artık) allaha teslim olmuşlardır ve uydurdukları (yalancı ilahlar) da onlardan çekilip-uzaklaşmıştır.
88- inkar edip de allahın yolundan alıkoyanlar; biz, işledikleri bozgunculuğa karşılık, onlara azap üstüne azap ilave ettik.
89- her ümmet içinde kendi nefislerinden onların üzerine bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. biz kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.
90- şüphesiz allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.
91- ahidleştiğiniz zaman, allahın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın; çünkü allahı üzerinize kefil kılmışsınızdır. şüphesiz allah, yaptıklarınızı bilir.
92- bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak, ipini kuvvetle eğirdikten sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. şüphesiz allah, sizi bununla imtihan etmektedir. kıyamet günü hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır.
93- eğer allah dileseydi, sizi tek bir ümmet kılardı; ancak dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. yaptıklarınızdan muhakkak sorumlu tutulacaksınız.
94- yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak kayar ve allahın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız. (ayrıca) büyük azap da sizin içindir.
95- allahın ahdini ucuz bir değere karşılık satmayın. eğer bilirseniz, allah katında olan sizin için daha hayırlıdır.
96- sizin yanınızda olan tükenir, allahın katında olan ise kalıcıdır. sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz.
97- erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.
98- öyleyse kuran okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan allaha sığın.
99- gerçek şu ki, iman edenler ve rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur.
100- onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla ona (allaha) ortak koşanlar üzerindedir.
101- biz bir ayeti, bir (başka) ayetin yeriyle değiştirdiğimiz zaman, -allah neyi indirdiğini daha iyi bilir.- “sen yalnızca iftira edicisin" dediler. hayır, onların çoğu bilmezler.
102- de ki: "iman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (kuranı) hak olarak rabbinden ruhul-kudüs indirmiştir."
103- andolsun ki biz, onların: "bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir" dediklerini biliyoruz. saparak kendisine yöneldikleri (kimse)nin dili acemidir, bu ise açıkça arapça olan bir dildir.
104- allahın ayetlerine inanmayanları allah hidayete ulaştırmaz ve onlar için acı bir azap vardır.
105- yalanı, yalnızca allahın ayetlerine inanmayanlar uydurur. işte yalancıların asıl kendileri onlardır.
106- kim imanından sonra allaha (karşı) inkara sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç- inkara göğüs açarsa, işte onların üstünde allahtan bir gazab vardır ve büyük azap onlarındır.
107- bu, onların dünya hayatını ahirete göre daha sevimli bulmalarından ve şüphesiz allahın da inkar eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir.
108- onlar, allahın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. gafil olanlar onların ta kendileridir.
109- şüphesiz, onlar ahirette ziyana uğrayanlardır.
110- sonra gerçekten rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından cihad edip, sabredenlerin (destekçisidir). şüphesiz senin rabbin, bundan sonra da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.
111- o gün, herkes kendi nefsi adına mücadele eder ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir. onlar zulme uğratılmazlar.
112- allah bir şehri örnek verdi: (halkı) güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat allahın nimetlerine nankörlük etti, böylece allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı.
113- andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakalayıverdi.
114- öyleyse allahın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer ona kulluk ediyorsanız allahın nimetine şükredin.
115- o, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve allahtan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). çünkü gerçekten allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
116- dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. çünkü allaha karşı yalan uydurmuş olursunuz. şüphesiz allaha karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.
117- (bu dünyada olup-biten) pek az bir metadır. onlara ise acı bir azap vardır.
118- yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
119- sonra gerçekten rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). şüphesiz rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir.
120- gerçek şu ki, ibrahim (tek başına) bir ümmetti; allaha gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.
121- onun nimetlerine şükrediciydi. (allah) onu seçti ve doğru yola iletti.
122- ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır.
123- sonra sana vahyettik: "hanif (muvahhid) olan ibrahimin dinine uy. o, müşriklerden değildi."
124- cumartesi, ancak onda ihtilafa düşenlere (farz) kılındı. şüphesiz rabbin, onların ihtilaf ettikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
125- rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. şüphesiz senin rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.
126- eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
127- sabret; senin sabrın ancak allah(ın yardımı) iledir. onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.
128- şüphesiz allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.
99 ayetten oluşan surenin türkçe meali:
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- elif, lam, ra. bunlar, kitabın ve apaçık olan kuranın ayetleridir.
2- o inkar edenler müslüman olmayı nice kereler dileyecekler.
3- onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. ilerde bileceklerdir.
4- biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.
5- hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.
6- onlar: "ey kendisine kitap indirilen (muhammed). gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler.
7- "eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?"
8- hak olmaksızın biz melekleri indirmeyiz. o zaman da onlara göz açtırılmaz.
9- hiç şüphesiz, zikri (kuranı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.
10- andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik.
11- onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
12- böylece biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız.
13- onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir.
14- onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de,
15- mutlaka: "gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir.
16- andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik.
17- ve onu her kovulan şeytandan koruduk.
18- ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler.
19- yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.
20- ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.
21- hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim katımızda olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz.
22- ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz.
23- şüphesiz biz, gerçekten biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar biziz.
24- andolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir.
25- ve şüphesiz senin rabbin, o, onları haşredecektir. gerçekten o, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
26- andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
27- ve cannı da daha önce nüfuz eden kavurucu ateşten yaratmıştık.
28- hani rabbin meleklere demişti: "ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım."
29- "ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."
30- böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
31- ancak iblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
32- dedi ki: "ey iblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?"
33- dedi ki: "ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim."
34- dedi ki: "öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın."
35- "ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."
36- dedi ki: "rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı."
37- dedi ki: "öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın."
38- "bilinen günün vaktine kadar."
39- dedi ki: "rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."
40- "ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."
41- (allah) dedi ki: "işte bu, bana göre dosdoğru olan yoldur."
42- "şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur."
43- "ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir."
44- onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.
45- gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
46- oraya esenlikle ve güvenlikle girin.
47- onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.
48- orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler.
49- haber ver kullarıma; şüphesiz ben, ben bağışlayanım, esirgeyenim.
50- ve şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır.
51- onlara ibrahimin konuklarından haber ver.
52- yanına girdiklerinde "selam" demişlerdi. o da: "biz sizden korkmaktayız" demişti.
53- dediler ki: "korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
54- dedi ki: "bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? beni ne ile müjdelemektesiniz?"
55- dediler ki: "seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
56- dedi ki: "sapıklar dışında rabbinin rahmetinden kim umut keser?"
57- dedi ki: "ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne?"
58- dediler ki: "gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik."
59- "ancak lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız."
60- "ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır."
61- böylelikle elçiler lut ailesine geldiklerinde,
62- (lut) dedi ki: "sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz."
63- "hayır" dediler. "biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik."
64- "sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz."
65- "hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin."
66- ve onlara şu emri verdik: "sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir."
67- şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi.
68- (lut onlara) "bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi.
69- "allahtan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin."
70- dediler ki: "biz seni herkes(in işin)e karışmaktan alıkoymamış mıydık?"
71- dedi ki: "eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım."
72- ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler.
73- derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi.
74- anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.
75- elbette bunda derin bir kavrayışa sahip olanlar için gerçekten ayetler vardır.
76- o (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır.
77- elbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır.
78- eyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi.
79- bundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir.
80- andolsun, hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı.
81- onlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi.
82- dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
83- derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi.
84- buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi.
85- biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.
86- çünkü rabbin, yaratan ve bilenin ta kendisidir.
87- andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük kuranı verdik.
88- sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, müminler için de (şefkat) kanatlarını ger.
89- ve de ki: "şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım."
90- parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi,
91- ki onlar kuranı parça-parça kıldılar.
92- rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız.
93- yapmakta oldukları şeyleri.
94- öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.
95- şüphesiz o alay edenlere (karşı) biz sana yeteriz.
96- ki onlar, allah ile beraber başka ilahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir.
97- andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.
98- sen rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
99- ve yakîn sana gelinceye kadar rabbine ibadet et.
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- elif, lam, ra. bunlar, kitabın ve apaçık olan kuranın ayetleridir.
2- o inkar edenler müslüman olmayı nice kereler dileyecekler.
3- onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. ilerde bileceklerdir.
4- biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.
5- hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.
6- onlar: "ey kendisine kitap indirilen (muhammed). gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler.
7- "eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?"
8- hak olmaksızın biz melekleri indirmeyiz. o zaman da onlara göz açtırılmaz.
9- hiç şüphesiz, zikri (kuranı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.
10- andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik.
11- onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
12- böylece biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız.
13- onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir.
14- onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de,
15- mutlaka: "gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir.
16- andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik.
17- ve onu her kovulan şeytandan koruduk.
18- ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler.
19- yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.
20- ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.
21- hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim katımızda olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz.
22- ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz.
23- şüphesiz biz, gerçekten biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar biziz.
24- andolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir.
25- ve şüphesiz senin rabbin, o, onları haşredecektir. gerçekten o, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
26- andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
27- ve cannı da daha önce nüfuz eden kavurucu ateşten yaratmıştık.
28- hani rabbin meleklere demişti: "ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım."
29- "ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."
30- böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
31- ancak iblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
32- dedi ki: "ey iblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?"
33- dedi ki: "ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim."
34- dedi ki: "öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın."
35- "ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."
36- dedi ki: "rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı."
37- dedi ki: "öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın."
38- "bilinen günün vaktine kadar."
39- dedi ki: "rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."
40- "ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."
41- (allah) dedi ki: "işte bu, bana göre dosdoğru olan yoldur."
42- "şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur."
43- "ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir."
44- onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.
45- gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
46- oraya esenlikle ve güvenlikle girin.
47- onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.
48- orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler.
49- haber ver kullarıma; şüphesiz ben, ben bağışlayanım, esirgeyenim.
50- ve şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır.
51- onlara ibrahimin konuklarından haber ver.
52- yanına girdiklerinde "selam" demişlerdi. o da: "biz sizden korkmaktayız" demişti.
53- dediler ki: "korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
54- dedi ki: "bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? beni ne ile müjdelemektesiniz?"
55- dediler ki: "seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
56- dedi ki: "sapıklar dışında rabbinin rahmetinden kim umut keser?"
57- dedi ki: "ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne?"
58- dediler ki: "gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik."
59- "ancak lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız."
60- "ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır."
61- böylelikle elçiler lut ailesine geldiklerinde,
62- (lut) dedi ki: "sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz."
63- "hayır" dediler. "biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik."
64- "sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz."
65- "hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin."
66- ve onlara şu emri verdik: "sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir."
67- şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi.
68- (lut onlara) "bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi.
69- "allahtan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin."
70- dediler ki: "biz seni herkes(in işin)e karışmaktan alıkoymamış mıydık?"
71- dedi ki: "eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım."
72- ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler.
73- derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi.
74- anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.
75- elbette bunda derin bir kavrayışa sahip olanlar için gerçekten ayetler vardır.
76- o (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır.
77- elbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır.
78- eyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi.
79- bundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir.
80- andolsun, hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı.
81- onlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi.
82- dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
83- derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi.
84- buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi.
85- biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.
86- çünkü rabbin, yaratan ve bilenin ta kendisidir.
87- andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük kuranı verdik.
88- sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, müminler için de (şefkat) kanatlarını ger.
89- ve de ki: "şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım."
90- parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi,
91- ki onlar kuranı parça-parça kıldılar.
92- rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız.
93- yapmakta oldukları şeyleri.
94- öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.
95- şüphesiz o alay edenlere (karşı) biz sana yeteriz.
96- ki onlar, allah ile beraber başka ilahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir.
97- andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.
98- sen rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
99- ve yakîn sana gelinceye kadar rabbine ibadet et.
52 ayetten oluşan surenin meali:
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- elif, lam, ra. bu bir kitaptır ki, rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, o güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.
2- o allah ki, göklerde ve yerde ne varsa onundur. şiddetli azap dolayısıyla vay inkar edenlere.
3- onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. allahın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). işte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler.
4- biz hiçbir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. böylece allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. o, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
5- andolsun musayı: "kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara allahın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.
6- hani musa kavmine şöyle demişti: "allahın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani o sizi firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. bunda sizin için rabbinizden büyük bir sınav vardır."
7- "rabbiniz şöyle buyurmuştu: “andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, benim azabım pek şiddetlidir."
8- musa demişti ki: "eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür."
9- sizden öncekilerin, nuh kavminin, ad ve semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? ki onları, allahtan başkası bilmez. elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: "tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkar ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."
10- resulleri dedi ki: "allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? o, gökleri ve yeri yaratandır; o, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." dediler ki: "siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."
11- resulleri onlara dediler ki: "doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. allahın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. müminler, ancak allaha tevekkül etmelidirler."
12- "bize ne oluyor ki, allaha tevekkül etmeyelim? bize doğru olan yolları o göstermiştir. ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. tevekkül edenler allaha tevekkül etmelidirler."
13- inkar edenler, resullerine dediler ki: "muhakkak (ya) sizi kendi toprağımızdan süreceğiz veya dinimize geri döneceksiniz." böylelikle rableri kendilerine vahyetti ki: "şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceğiz.
14- "ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. işte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)."
15- (peygamberler) fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.
16- (böylesinin) önünde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir.
17- yutkunmaya çabalayacak ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek de. ardından daha katı bir azap olacak.
18- rablerini inkar edenlerin durumu şudur: onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. işte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur.
19- allahın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir.
20- bu, allaha göre güç değildir.
21- onların tümü-toplanıp (kıyamette) allahın huzuruna çıktılar da zayıflar (müstazaflar) büyüklük taslayanlara (müstekbirlere) dedi ki: "şüphesiz, biz size tabi idik; şimdi siz, bizden allahın azabından herhangi bir şeyi önleyebiliyor musunuz?" dediler ki: "eğer allah bize doğru yolu gösterseydi biz de sizlere doğru yolu gösterirdik. şimdi yakınsak da, sabretsek de fark etmez, bizim için kaçacak bir yer yoktur."
22- iş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "doğrusu, allah, size gerçek olan vadi vadetti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır."
23- iman edip salih amellerde bulunanlar, rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "selam"dır.
24- görmedin mi ki, allah nasıl bir örnek vermiştir: güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.
25- rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler.
26- kötü (murdar) söz ise, kötü bir ağaç gibidir. onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır.
27- allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. zalimleri de şaşırtıp-saptırır; allah dilediğini yapar.
28- allahın bu nimetini inkara değiştirenleri ve kavimlerini yıkım ve azap yurduna konduranları görmedin mi?
29- (ki bu) cehennemdir. ona yaslanırlar. ne kötü bir karar (yeridir) o!..
30- onun yolundan saptırmak için allaha eşler koştular. de ki: "yararlanın. çünkü elbette sizin varışınız ateşedir."
31- iman etmiş kullarıma söyle: "alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler."
32- allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. irmakları da sizin için emre amade kılandır.
33- güneşi ve ayı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır.
34- size her istediğiniz şeyi verdi. eğer allahın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.
35- hani ibrahim şöyle demişti: "bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut."
36- "rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette sen, bağışlayansın, esirgeyensin."
37- "rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını beyt-i haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. umulur ki şükrederler."
38- "rabbimiz, şüphesiz sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. yerde ve gökte hiçbir şey allaha gizli kalmaz."
39- "hamd, allaha aittir ki, o, bana ihtiyarlığa rağmen ismaili ve ishakı armağan etti. şüphesiz rabbim, gerçekten duayı işitendir."
40- "rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. rabbimiz, duamı kabul buyur."
41- "rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve müminleri bağışla"
42- (ey muhammed,) allahı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.
43- başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. kalpleri (sanki) bomboştur.
44- azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp-korkut ki, (o gün) zulmedenler, şöyle diyecekler: "bizi yakın bir süreye kadar ertele ki, senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım." oysa daha önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler, sizler değil miydiniz?
45- siz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler vermiştik.
46- gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.
47- allahı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. gerçekten allah azizdir, intikam sahibidir.
48- yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan allahın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
49- o gün suçlu-günahkarların (sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün.
50- giyimleri katrandandır, yüzlerini ateş bürümektedir.
51- (bu azap,) allahın her nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması içindir. şüphesiz allah, hesabı pek çabuk görendir.
52- işte bu (kuran) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten onun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır.
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- elif, lam, ra. bu bir kitaptır ki, rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, o güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.
2- o allah ki, göklerde ve yerde ne varsa onundur. şiddetli azap dolayısıyla vay inkar edenlere.
3- onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. allahın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). işte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler.
4- biz hiçbir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. böylece allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. o, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
5- andolsun musayı: "kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara allahın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.
6- hani musa kavmine şöyle demişti: "allahın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani o sizi firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. bunda sizin için rabbinizden büyük bir sınav vardır."
7- "rabbiniz şöyle buyurmuştu: “andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, benim azabım pek şiddetlidir."
8- musa demişti ki: "eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür."
9- sizden öncekilerin, nuh kavminin, ad ve semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? ki onları, allahtan başkası bilmez. elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: "tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkar ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."
10- resulleri dedi ki: "allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? o, gökleri ve yeri yaratandır; o, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." dediler ki: "siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."
11- resulleri onlara dediler ki: "doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. allahın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. müminler, ancak allaha tevekkül etmelidirler."
12- "bize ne oluyor ki, allaha tevekkül etmeyelim? bize doğru olan yolları o göstermiştir. ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. tevekkül edenler allaha tevekkül etmelidirler."
13- inkar edenler, resullerine dediler ki: "muhakkak (ya) sizi kendi toprağımızdan süreceğiz veya dinimize geri döneceksiniz." böylelikle rableri kendilerine vahyetti ki: "şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceğiz.
14- "ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. işte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)."
15- (peygamberler) fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.
16- (böylesinin) önünde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir.
17- yutkunmaya çabalayacak ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek de. ardından daha katı bir azap olacak.
18- rablerini inkar edenlerin durumu şudur: onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. işte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur.
19- allahın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir.
20- bu, allaha göre güç değildir.
21- onların tümü-toplanıp (kıyamette) allahın huzuruna çıktılar da zayıflar (müstazaflar) büyüklük taslayanlara (müstekbirlere) dedi ki: "şüphesiz, biz size tabi idik; şimdi siz, bizden allahın azabından herhangi bir şeyi önleyebiliyor musunuz?" dediler ki: "eğer allah bize doğru yolu gösterseydi biz de sizlere doğru yolu gösterirdik. şimdi yakınsak da, sabretsek de fark etmez, bizim için kaçacak bir yer yoktur."
22- iş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "doğrusu, allah, size gerçek olan vadi vadetti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır."
23- iman edip salih amellerde bulunanlar, rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "selam"dır.
24- görmedin mi ki, allah nasıl bir örnek vermiştir: güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.
25- rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler.
26- kötü (murdar) söz ise, kötü bir ağaç gibidir. onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır.
27- allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. zalimleri de şaşırtıp-saptırır; allah dilediğini yapar.
28- allahın bu nimetini inkara değiştirenleri ve kavimlerini yıkım ve azap yurduna konduranları görmedin mi?
29- (ki bu) cehennemdir. ona yaslanırlar. ne kötü bir karar (yeridir) o!..
30- onun yolundan saptırmak için allaha eşler koştular. de ki: "yararlanın. çünkü elbette sizin varışınız ateşedir."
31- iman etmiş kullarıma söyle: "alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler."
32- allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. irmakları da sizin için emre amade kılandır.
33- güneşi ve ayı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır.
34- size her istediğiniz şeyi verdi. eğer allahın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.
35- hani ibrahim şöyle demişti: "bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut."
36- "rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette sen, bağışlayansın, esirgeyensin."
37- "rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını beyt-i haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. umulur ki şükrederler."
38- "rabbimiz, şüphesiz sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. yerde ve gökte hiçbir şey allaha gizli kalmaz."
39- "hamd, allaha aittir ki, o, bana ihtiyarlığa rağmen ismaili ve ishakı armağan etti. şüphesiz rabbim, gerçekten duayı işitendir."
40- "rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. rabbimiz, duamı kabul buyur."
41- "rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve müminleri bağışla"
42- (ey muhammed,) allahı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.
43- başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. kalpleri (sanki) bomboştur.
44- azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp-korkut ki, (o gün) zulmedenler, şöyle diyecekler: "bizi yakın bir süreye kadar ertele ki, senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım." oysa daha önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler, sizler değil miydiniz?
45- siz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler vermiştik.
46- gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.
47- allahı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. gerçekten allah azizdir, intikam sahibidir.
48- yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan allahın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
49- o gün suçlu-günahkarların (sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün.
50- giyimleri katrandandır, yüzlerini ateş bürümektedir.
51- (bu azap,) allahın her nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması içindir. şüphesiz allah, hesabı pek çabuk görendir.
52- işte bu (kuran) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten onun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır.
43 ayetten oluşan surenin meali:
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- elif, lam, mim, ra. bunlar kitabın ayetleridir. ve sana rabbinden indirilen haktır. ancak insanların çoğu iman etmezler.
2- allah odur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. umulur ki, rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız.
3- ve o, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır. orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır; geceyi gündüze bürümektedir. şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
4- yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
5- eğer şaşıracaksan, asıl şaşkınlık konusu onların şöyle söylemeleridir: "biz toprak iken mi, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?" işte onlar rablerine karşı inkara sapanlar, işte onlar boyunlarına (ateşten) halkalar geçirilenler ve işte onlar -içinde ebedi kalacakları- ateşin arkadaşları olanlardır.
6- onlar, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar; oysa onlardan önce nice örnekler gelip-geçmiştir. ve şüphesiz, senin rabbin, zulümlerine karşılık insanlar için bağışlama sahibidir ve şüphesiz senin rabbin, cezası çok şiddetli olandır.
7- inkar edenler derler ki: "ona rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya." sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.
8- allah, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. onun katında herşey bir miktar (ölçü) iledir.
9- o, gaybı da, müşahede edileni de bilendir. pek büyüktür, yücedir.
10- sizden sözü saklı tutan da, onu açığa vuran da, geceleyin gizlenen de ve gündüzün ortaklıkta gezen de (onun katında bilme bakımından) birdir.
11- onun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu allahın emriyle gözetip-korumaktadırlar. gerçekten allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için ondan başka bir veli yoktur.
12- o size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır.
13- gök gürültüsü onu hamd ile, melekler de ona olan korkularından tesbih ederler.. o, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar ise allah hakkında çekişip-tartışırlar. o, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.
14- hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca ona (olan)dır. onların allahtan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevab veremezler. (onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. oysa ona gelmez. inkar edenlerin duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir.
15- göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- allaha secde eder. sabah akşam gölgeleri de (ona secde eder).
16- de ki: "göklerin ve yerin rabbi kimdir?" de ki: "allahtır." de ki: "öyleyse, onu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" de ki: "hiç görmeyen (ama) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" yoksa allaha, onun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? de ki: "allah, herşeyin yaratıcısıdır ve o, tektir, kahredici olandır."
17- (allah) gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. sel de yüze vuran bir köpük yüklendi. bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. işte allah, hak ile batıla böyle örnekler verir. köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır. işte allah örnekleri böyle vermektedir.
18- rablerine icabet edenlere daha güzeli vardır. ona icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka (kurtulmak için) bunu fidye olarak verirlerdi. sorgulamanın en kötüsü onlar içindir. onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yaratıktır o!..
19- peki, sana rabbinden indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen kişi, o görmeyen (ama) gibi midir? ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler.
20- onlar allahın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar.
21- ve onlar allahın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.
22- ve onlar-rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. işte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.
23- onlar, adn cennetlerine girerler. babalarından, eşlerinden ve soylarından salih davranışlarda bulunanlar da (adn cennetlerine girer). melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:)
24- "sabrettiğinize karşılık selam size. (dünya) yurdun(un) sonu ne güzel."
25- allaha verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, allahın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.
26- allah dilediğine rızkı genişletir-yayar ve daraltır da. onlar ise dünya hayatına sevindiler. oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir metadan başkası değildir.
27- inkar edenler: "ona rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler. de ki: "şüphesiz allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, kendisine katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir."
28- bunlar, iman edenler ve kalpleri allahın zikriyle mutmain olanlardır. haberiniz olsun; kalpler yalnızca allahın zikriyle mutmain olur.
29- iman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).
30- böylece biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip-geçmiş olan bir ümmete (elçi olarak) gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. oysa onlar rahmana nankörlük ediyorlar. de ki: "o, benim rabbimdir, ondan başka ilah yoktur. ben ona tevekkül ettim ve son dönüş onadır."
31- eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir kuran olsaydı (yine bu kuran olurdu). hayır, emrin tümü allahındır. iman edenler hala anlamadılar mı ki, eğer allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu. inkar edenler, allahın va’di gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. şüphesiz allah, verdiği sözden dönmez. (veya miadını şaşırmaz.)
32- andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi, bunun üzerine ben de o inkara sapanlara bir süre tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. işte nasıldı sonuçlandırma?
33- her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı (baş kaldırılır?) onlar allaha ortaklar koştular. de ki: "bunları adlandırın (bakalım). yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi ona haber mi veriyorsunuz? yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına)mi (kanıyorsunuz)? hayır, inkar edenlere kendi hileli-düzenleri süslü-çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır. allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.
34- dünya hayatında onlar için bir azap vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur. onları allahtan (kurtaracak) hiçbir koruyucu da yoktur.
35- takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.
36- kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (müslümanların aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. de ki: "ben, yalnızca allaha kulluk etmek ve ona ortak koşmamakla emrolundum. ben ancak ona davet ederim ve son dönüşüm onadır."
37- işte böylece biz onu (kuranı) arapça bir hüküm olarak indirdik. andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin için allahtan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır.
38- andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. allahın izni olmaksızın (hiç)bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. her ecel (tespit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır.
39- allah, dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. kitabın anası onun katındadır.
40- onlara (azap olarak) vadettiklerimizden bir kısmını sana göstersek de, senin hayatına son versek de, sana düşen yalnızca tebliğdir ve hesap da bize aittir.
41- onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz. allah hüküm verir. onun hükmünün peşine düşecek yoktur. ve o, hesabı pek çabuk görendir.
42- onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü allaha aittir. her bir nefsin ne kazandığını o bilir. bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.
43- o inkar edenler şöyle derler: "sen gönderilmiş (allahın bir elçisi) değilsin." de ki: "benimle sizin aranızda şahid olarak allah yeter ve yanlarında kitabın ilmi bulunanlar da (bu gerçeği bilir)."
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- elif, lam, mim, ra. bunlar kitabın ayetleridir. ve sana rabbinden indirilen haktır. ancak insanların çoğu iman etmezler.
2- allah odur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. umulur ki, rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız.
3- ve o, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır. orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır; geceyi gündüze bürümektedir. şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
4- yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
5- eğer şaşıracaksan, asıl şaşkınlık konusu onların şöyle söylemeleridir: "biz toprak iken mi, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?" işte onlar rablerine karşı inkara sapanlar, işte onlar boyunlarına (ateşten) halkalar geçirilenler ve işte onlar -içinde ebedi kalacakları- ateşin arkadaşları olanlardır.
6- onlar, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar; oysa onlardan önce nice örnekler gelip-geçmiştir. ve şüphesiz, senin rabbin, zulümlerine karşılık insanlar için bağışlama sahibidir ve şüphesiz senin rabbin, cezası çok şiddetli olandır.
7- inkar edenler derler ki: "ona rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya." sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.
8- allah, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. onun katında herşey bir miktar (ölçü) iledir.
9- o, gaybı da, müşahede edileni de bilendir. pek büyüktür, yücedir.
10- sizden sözü saklı tutan da, onu açığa vuran da, geceleyin gizlenen de ve gündüzün ortaklıkta gezen de (onun katında bilme bakımından) birdir.
11- onun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu allahın emriyle gözetip-korumaktadırlar. gerçekten allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için ondan başka bir veli yoktur.
12- o size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır.
13- gök gürültüsü onu hamd ile, melekler de ona olan korkularından tesbih ederler.. o, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar ise allah hakkında çekişip-tartışırlar. o, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.
14- hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca ona (olan)dır. onların allahtan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevab veremezler. (onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. oysa ona gelmez. inkar edenlerin duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir.
15- göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- allaha secde eder. sabah akşam gölgeleri de (ona secde eder).
16- de ki: "göklerin ve yerin rabbi kimdir?" de ki: "allahtır." de ki: "öyleyse, onu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" de ki: "hiç görmeyen (ama) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" yoksa allaha, onun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? de ki: "allah, herşeyin yaratıcısıdır ve o, tektir, kahredici olandır."
17- (allah) gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. sel de yüze vuran bir köpük yüklendi. bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. işte allah, hak ile batıla böyle örnekler verir. köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır. işte allah örnekleri böyle vermektedir.
18- rablerine icabet edenlere daha güzeli vardır. ona icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka (kurtulmak için) bunu fidye olarak verirlerdi. sorgulamanın en kötüsü onlar içindir. onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yaratıktır o!..
19- peki, sana rabbinden indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen kişi, o görmeyen (ama) gibi midir? ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler.
20- onlar allahın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar.
21- ve onlar allahın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.
22- ve onlar-rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. işte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.
23- onlar, adn cennetlerine girerler. babalarından, eşlerinden ve soylarından salih davranışlarda bulunanlar da (adn cennetlerine girer). melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:)
24- "sabrettiğinize karşılık selam size. (dünya) yurdun(un) sonu ne güzel."
25- allaha verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, allahın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.
26- allah dilediğine rızkı genişletir-yayar ve daraltır da. onlar ise dünya hayatına sevindiler. oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir metadan başkası değildir.
27- inkar edenler: "ona rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler. de ki: "şüphesiz allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, kendisine katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir."
28- bunlar, iman edenler ve kalpleri allahın zikriyle mutmain olanlardır. haberiniz olsun; kalpler yalnızca allahın zikriyle mutmain olur.
29- iman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).
30- böylece biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip-geçmiş olan bir ümmete (elçi olarak) gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. oysa onlar rahmana nankörlük ediyorlar. de ki: "o, benim rabbimdir, ondan başka ilah yoktur. ben ona tevekkül ettim ve son dönüş onadır."
31- eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir kuran olsaydı (yine bu kuran olurdu). hayır, emrin tümü allahındır. iman edenler hala anlamadılar mı ki, eğer allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu. inkar edenler, allahın va’di gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. şüphesiz allah, verdiği sözden dönmez. (veya miadını şaşırmaz.)
32- andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi, bunun üzerine ben de o inkara sapanlara bir süre tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. işte nasıldı sonuçlandırma?
33- her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı (baş kaldırılır?) onlar allaha ortaklar koştular. de ki: "bunları adlandırın (bakalım). yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi ona haber mi veriyorsunuz? yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına)mi (kanıyorsunuz)? hayır, inkar edenlere kendi hileli-düzenleri süslü-çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır. allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.
34- dünya hayatında onlar için bir azap vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur. onları allahtan (kurtaracak) hiçbir koruyucu da yoktur.
35- takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.
36- kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (müslümanların aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. de ki: "ben, yalnızca allaha kulluk etmek ve ona ortak koşmamakla emrolundum. ben ancak ona davet ederim ve son dönüşüm onadır."
37- işte böylece biz onu (kuranı) arapça bir hüküm olarak indirdik. andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin için allahtan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır.
38- andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. allahın izni olmaksızın (hiç)bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. her ecel (tespit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır.
39- allah, dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. kitabın anası onun katındadır.
40- onlara (azap olarak) vadettiklerimizden bir kısmını sana göstersek de, senin hayatına son versek de, sana düşen yalnızca tebliğdir ve hesap da bize aittir.
41- onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz. allah hüküm verir. onun hükmünün peşine düşecek yoktur. ve o, hesabı pek çabuk görendir.
42- onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü allaha aittir. her bir nefsin ne kazandığını o bilir. bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.
43- o inkar edenler şöyle derler: "sen gönderilmiş (allahın bir elçisi) değilsin." de ki: "benimle sizin aranızda şahid olarak allah yeter ve yanlarında kitabın ilmi bulunanlar da (bu gerçeği bilir)."
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- elif, lam, ra. bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.
2- gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye, onu arapça bir kuran olarak indirdik.
3- biz bu kuranı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.
4- hani yusuf babasına: "babacığım, gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti.
5- (babası) demişti ki: "oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır."
6- "böylece rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların ibrahim ve ishaka (nimetini) tamamladığı gibi senin ve yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. elbette rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
7- andolsun, yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.
8- onlar şöyle demişti: "yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir."
9- "öldürün yusufu veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz."
10- içlerinden bir sözcü dedi ki: "eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin yusufu, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın."
11- (bu karara vardıktan sonra) "ey babamız," dediler. "sana ne oluyor, yusufa karşı bize güvenmiyorsun? oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz."
12- "sen onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin, oynasın. elbette biz onu koruyup-gözetiriz."
13- dedi ki: "sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum."
14- dediler ki: "andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz."
15- nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: "andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin."
16- akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.
17- dediler ki: "ey babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. yusufu da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. fakat onu kurt yemiş. ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin."
18- ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "hayır" dedi. nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan allahtır."
19- bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. o da kovasını sarkıttı. "hey müjde... bu bir çocuk." dedi. ve onu (kuyudan çıkarıp) ticaret konusu bir mal olarak sakladılar. oysa allah, yapmakta olduklarını bilendi.
20- onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar. onu pek önemsemediler.
21- onu satın alan bir mısırlı (aziz,) karısına: "onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. böylelikle biz, yusufu yeryüzünde (mısırda) yerleşik kıldık. ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.
22- erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. işte biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.
23- evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "isteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (yusuf) dedi ki: "allaha sığınırım. çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."
24- andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (yusuf da) onu arzulamıştı. böylelikle biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). çünkü o, muhlis kullarımızdandı.
25- kapıya doğru ikisi de koştular. kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (tam) kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. kadın dedi ki: "ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?"
26- (yusuf) dedi ki: "onun kendisi benden murad almak istedi." kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.
27- yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir."
28- onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi.
29- "yusuf, sen bundan yüz çevir. sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. doğrusu sen günahkarlardan oldun."
30- şehirde (birtakım) kadınlar: "aziz (vezir)in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi.
31- (kadın) onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (yusufa da:) "çık, onlara (görün)" dedi. böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "allahı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. bu, ancak üstün bir melektir" dediler.
32- kadın dedi ki: "beni kendisiyle kınadığınız işte budur. andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak."
33- (yusuf) dedi ki: "rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum."
34- böylece rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. çünkü o, işitendir, bilendir.
35- sonra onlarda (yusufun iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı.
36- onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. biri: "ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi. öbürü: "ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "bunun yorumundan bize haber ver. doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz."
37- dedi ki: "size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir. doğrusu ben, allaha iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim."
38- "atalarım ibrahimin, ishakın ve yakubun dinine uydum. allaha hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. bu, bize ve insanlara allahın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler."
39- "ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek allah mı?"
40- "sizin allahtan başka taptıklarınız, allahın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. hüküm, yalnızca allahındır. o, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler."
41- "ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek. işte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir."
42- ikisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "efendinin katında beni hatırla." fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (yusuf) zindanda kaldı.
43- hükümdar: "ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. ey önde gelen (kahin-bilginler,) eğer rüya yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin" dedi.
44- dediler ki: "(bunlar) karmakarışık düşlerdir. biz böyle düşlerin yorumunu bilenler değiliz."
45- o iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra hatırladı ve: "ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin" dedi.
46- (zindana gidip:) "yusuf, ey doğru (sözlü insan).. yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar."
47- dedi ki: "siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın."
48- sonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir miktar dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir."
49- sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar."
50- hükümdar dedi ki: "onu bana getirin." ona elçi geldiğinde (yusuf:) "efendine (rabbine) dön de ona sor: "ellerini kesen o kadınların durumu neydi? doğrusu benim rabbim, onların hileli düzenlerini gerçekten bilendir."
51- (hükümdar topladığı o kadınlara:) "yusufun nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?" dedi. onlar: "allah için, haşa" dediler. "biz ondan hiçbir kötülük görmedik." aziz (vezir)in de karısı dedi ki: "işte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. o ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir."
52- (yusuf aracıya şunu söyledi:) "bu, (itiraf vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten allahın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi."
53- "(yine de) ben nefsimi temize çıkaramam. çünkü gerçekten nefis, -rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. şüphesiz, benim rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir."
54- hükümdar dedi ki: "onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım." onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: "sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin."
55- (yusuf) dedi ki: "beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim."
56- işte böylece biz yeryüzünde yusufa güç ve imkan (iktidar) verdik. öyle ki, orada (mısırda) dilediği yerde konakladı. biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.
57- ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır.
58- (kuraklık başlayınca) yusufun kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı.
59- onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: "bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım."
60- "eğer onu bana getirmeyecek olursanız, artık benim katımda sizin için bir ölçek (erzak) yoktur ve bana da yaklaşmayın."
61- dediler ki: "onu babasından istemeye çalışacağız ve herhalde biz bunu yapabileceğiz."
62- yardımcılarına dedi ki: "sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. ihtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler."
63- böylelikle babalarına döndükleri zaman, dediler ki: "ey babamız, ölçek bizden engellendi. bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzağı alalım. onu mutlaka koruyacağız."
64- dedi ki: "daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında size güvenir miyim? allah en hayırlı koruyucudur ve o, esirgeyenlerin esirgeyicisidir."
65- erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: "ey babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. bu (aldığımız) az bir ölçektir."
66- "bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem." dedi. böylelikle ona kesin bir söz verince dedi ki: "allah, söylediklerimize vekildir."
67- ve dedi ki: "ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. ben size allahtan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). hüküm yalnızca allahındır. ben ona tevekkül ettim. tevekkül edenler de yalnızca ona tevekkül etmelidirler."
68- babalarının kendilerine emrettiği yerden (mısıra) girdiklerinde, (bu,) -yakubun nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara allahtan gelecek olan hiçbir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. ancak insanların çoğu bilmezler.
69- yusufun yanına girdikleri zaman, o, kardeşini bağrına bastı; "ben" dedi. "senin gerçekten kardeşinim. artık onların yaptıklarına üzülme."
70- erzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı, sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "ey kafile, sizler gerçekten hırsızsınız."
71- onlara doğru yönelerek: "neyi kaybettiniz?" dediler.
72- dediler ki: "hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. ben de buna kefilim."
73- "allah adına, hayret" dediler. "siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz."
74- "öyleyse" dediler. "eğer yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir?"
75- dediler ki: "bunun cezası, (su tası) yükünde bulunanın kendisidir. işte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız."
76- böylece (yusuf) kardeşinin kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. işte biz yusuf için böyle bir plan düzenledik. (yoksa) hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. ancak allahın dilemesi başka. biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
77- dediler ki: "şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı." yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı (ve içinden): "siz daha kötü bir konumdasınız" dedi. "sizin düzmekte olduklarınızı allah daha iyi bilir."
78- dediler ki: "ey vezir, gerçek şu ki, bunun yaşlı (ve) büyük bir babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. doğrusu biz, seni iyilik yapanlardan görmekteyiz."
79- dedi ki: "eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan allaha sığınırız. yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz."
80- ondan umutlarını kestikleri zaman, (durumu) kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler. onların büyükleri dedi ki: "babanızın size karşı allah adına kesin bir söz aldığını ve daha önce yusuf konusunda yaptığımız aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz? artık (bundan böyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya allah bana ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden kesin olarak ayrılamam. o, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
81- "dönün babanıza ve deyin ki: -ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti. biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. biz gaybın kollayıcıları değiliz."
82- "içinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz."
83- (şehre dönüp durumu babalarına aktarınca o:) "hayır" dedi. "nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. umulur ki allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü bana getirir. çünkü o, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın kendisidir."
84- ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: "ey yusufa karşı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. ki yutkundukça yutkunuyordu."
85- "allah adına, hayret" dediler. "hala yusufu anıp durmaktasın. sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın."
86- dedi ki: "ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca allaha şikayet ediyorum. ben allahtan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum."
87- "oğullarım, gidin de yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve allahın rahmetinden umut kesmeyin. çünkü kafirler topluluğundan başkası allahın rahmetinden umut kesmez."
88- böylece onun (yusufun) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: "ey vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun. şüphesiz allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir."
89- (yusuf) dedi ki: "sizler, cahiller iken yusufa ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?"
90- "sen gerçekten yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "ben yusufum" dedi. "ve bu da kardeşimdir. doğrusu allah bize lütufta bulundu. gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz."
91- dediler ki: "allah adına, hayret, allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik."
92- dedi ki: "bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. sizi allah bağışlasın. o, merhametlilerin (en) merhametlisidir."
93- "bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. gözü (yine) görür hale gelir. bütün ailenizi de bana getirin."
94- kafile (mısırdan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın yusufun kokusunu (burnumda tüter) buluyorum."
95- "allah adına, hayret" dediler. "sen hala geçmişteki yanlışlığındasın."
96- müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (yakub) dedi ki: "ben, size bilmediğinizi allahtan gerçekten biliyorum demedim mi?"
97- (çocukları da:) "ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. biz gerçekten hataya düşenler idik" dediler.
98- "ilerde sizin için rabbimden bağışlanma dilerim. çünkü o, bağışlayandır, esirgeyendir" dedi.
99- böylece onlar (gelip) yusufun yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: "allahın dilemesiyle mısıra güvenlik içinde giriniz."
100- babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. dedi ki: "ey babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. doğrusu rabbim onu gerçek kıldı. bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (o,) çölden sizi getirdi. şüphesiz benim rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi odur."
101- "rabbim, sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim sensin. müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."
102- bu, sana (ey muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. yoksa onlar, (yusufun kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.
103- sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.
104- oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. o, alemler için yalnızca bir öğüt ve hatırlatmadır.
105- göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.
106- onların çoğu allaha iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar.
107- şimdi bunlar, kendilerine allahın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?
108- de ki: "bu, benim yolumdur. bir basiret üzere allaha davet ederim; ben ve bana uyanlar da. ve allahı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."
109- biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? korkup-sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
110- öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
111- andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (bu kuran) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.
1- elif, lam, ra. bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.
2- gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye, onu arapça bir kuran olarak indirdik.
3- biz bu kuranı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.
4- hani yusuf babasına: "babacığım, gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti.
5- (babası) demişti ki: "oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır."
6- "böylece rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların ibrahim ve ishaka (nimetini) tamamladığı gibi senin ve yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. elbette rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
7- andolsun, yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.
8- onlar şöyle demişti: "yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir."
9- "öldürün yusufu veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz."
10- içlerinden bir sözcü dedi ki: "eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin yusufu, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın."
11- (bu karara vardıktan sonra) "ey babamız," dediler. "sana ne oluyor, yusufa karşı bize güvenmiyorsun? oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz."
12- "sen onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin, oynasın. elbette biz onu koruyup-gözetiriz."
13- dedi ki: "sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum."
14- dediler ki: "andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz."
15- nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: "andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin."
16- akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.
17- dediler ki: "ey babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. yusufu da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. fakat onu kurt yemiş. ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin."
18- ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "hayır" dedi. nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan allahtır."
19- bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. o da kovasını sarkıttı. "hey müjde... bu bir çocuk." dedi. ve onu (kuyudan çıkarıp) ticaret konusu bir mal olarak sakladılar. oysa allah, yapmakta olduklarını bilendi.
20- onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar. onu pek önemsemediler.
21- onu satın alan bir mısırlı (aziz,) karısına: "onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. böylelikle biz, yusufu yeryüzünde (mısırda) yerleşik kıldık. ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.
22- erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. işte biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.
23- evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "isteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (yusuf) dedi ki: "allaha sığınırım. çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."
24- andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (yusuf da) onu arzulamıştı. böylelikle biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). çünkü o, muhlis kullarımızdandı.
25- kapıya doğru ikisi de koştular. kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (tam) kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. kadın dedi ki: "ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?"
26- (yusuf) dedi ki: "onun kendisi benden murad almak istedi." kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.
27- yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir."
28- onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi.
29- "yusuf, sen bundan yüz çevir. sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. doğrusu sen günahkarlardan oldun."
30- şehirde (birtakım) kadınlar: "aziz (vezir)in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi.
31- (kadın) onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (yusufa da:) "çık, onlara (görün)" dedi. böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "allahı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. bu, ancak üstün bir melektir" dediler.
32- kadın dedi ki: "beni kendisiyle kınadığınız işte budur. andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak."
33- (yusuf) dedi ki: "rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum."
34- böylece rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. çünkü o, işitendir, bilendir.
35- sonra onlarda (yusufun iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı.
36- onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. biri: "ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi. öbürü: "ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "bunun yorumundan bize haber ver. doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz."
37- dedi ki: "size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir. doğrusu ben, allaha iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim."
38- "atalarım ibrahimin, ishakın ve yakubun dinine uydum. allaha hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. bu, bize ve insanlara allahın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler."
39- "ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek allah mı?"
40- "sizin allahtan başka taptıklarınız, allahın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. hüküm, yalnızca allahındır. o, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler."
41- "ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek. işte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir."
42- ikisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "efendinin katında beni hatırla." fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (yusuf) zindanda kaldı.
43- hükümdar: "ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. ey önde gelen (kahin-bilginler,) eğer rüya yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin" dedi.
44- dediler ki: "(bunlar) karmakarışık düşlerdir. biz böyle düşlerin yorumunu bilenler değiliz."
45- o iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra hatırladı ve: "ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin" dedi.
46- (zindana gidip:) "yusuf, ey doğru (sözlü insan).. yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar."
47- dedi ki: "siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın."
48- sonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir miktar dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir."
49- sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar."
50- hükümdar dedi ki: "onu bana getirin." ona elçi geldiğinde (yusuf:) "efendine (rabbine) dön de ona sor: "ellerini kesen o kadınların durumu neydi? doğrusu benim rabbim, onların hileli düzenlerini gerçekten bilendir."
51- (hükümdar topladığı o kadınlara:) "yusufun nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?" dedi. onlar: "allah için, haşa" dediler. "biz ondan hiçbir kötülük görmedik." aziz (vezir)in de karısı dedi ki: "işte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. o ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir."
52- (yusuf aracıya şunu söyledi:) "bu, (itiraf vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten allahın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi."
53- "(yine de) ben nefsimi temize çıkaramam. çünkü gerçekten nefis, -rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. şüphesiz, benim rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir."
54- hükümdar dedi ki: "onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım." onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: "sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin."
55- (yusuf) dedi ki: "beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim."
56- işte böylece biz yeryüzünde yusufa güç ve imkan (iktidar) verdik. öyle ki, orada (mısırda) dilediği yerde konakladı. biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.
57- ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır.
58- (kuraklık başlayınca) yusufun kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı.
59- onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: "bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım."
60- "eğer onu bana getirmeyecek olursanız, artık benim katımda sizin için bir ölçek (erzak) yoktur ve bana da yaklaşmayın."
61- dediler ki: "onu babasından istemeye çalışacağız ve herhalde biz bunu yapabileceğiz."
62- yardımcılarına dedi ki: "sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. ihtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler."
63- böylelikle babalarına döndükleri zaman, dediler ki: "ey babamız, ölçek bizden engellendi. bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzağı alalım. onu mutlaka koruyacağız."
64- dedi ki: "daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında size güvenir miyim? allah en hayırlı koruyucudur ve o, esirgeyenlerin esirgeyicisidir."
65- erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: "ey babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. bu (aldığımız) az bir ölçektir."
66- "bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem." dedi. böylelikle ona kesin bir söz verince dedi ki: "allah, söylediklerimize vekildir."
67- ve dedi ki: "ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. ben size allahtan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). hüküm yalnızca allahındır. ben ona tevekkül ettim. tevekkül edenler de yalnızca ona tevekkül etmelidirler."
68- babalarının kendilerine emrettiği yerden (mısıra) girdiklerinde, (bu,) -yakubun nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara allahtan gelecek olan hiçbir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. ancak insanların çoğu bilmezler.
69- yusufun yanına girdikleri zaman, o, kardeşini bağrına bastı; "ben" dedi. "senin gerçekten kardeşinim. artık onların yaptıklarına üzülme."
70- erzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı, sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "ey kafile, sizler gerçekten hırsızsınız."
71- onlara doğru yönelerek: "neyi kaybettiniz?" dediler.
72- dediler ki: "hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. ben de buna kefilim."
73- "allah adına, hayret" dediler. "siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz."
74- "öyleyse" dediler. "eğer yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir?"
75- dediler ki: "bunun cezası, (su tası) yükünde bulunanın kendisidir. işte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız."
76- böylece (yusuf) kardeşinin kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. işte biz yusuf için böyle bir plan düzenledik. (yoksa) hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. ancak allahın dilemesi başka. biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
77- dediler ki: "şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı." yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı (ve içinden): "siz daha kötü bir konumdasınız" dedi. "sizin düzmekte olduklarınızı allah daha iyi bilir."
78- dediler ki: "ey vezir, gerçek şu ki, bunun yaşlı (ve) büyük bir babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. doğrusu biz, seni iyilik yapanlardan görmekteyiz."
79- dedi ki: "eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan allaha sığınırız. yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz."
80- ondan umutlarını kestikleri zaman, (durumu) kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler. onların büyükleri dedi ki: "babanızın size karşı allah adına kesin bir söz aldığını ve daha önce yusuf konusunda yaptığımız aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz? artık (bundan böyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya allah bana ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden kesin olarak ayrılamam. o, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
81- "dönün babanıza ve deyin ki: -ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti. biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. biz gaybın kollayıcıları değiliz."
82- "içinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz."
83- (şehre dönüp durumu babalarına aktarınca o:) "hayır" dedi. "nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. umulur ki allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü bana getirir. çünkü o, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın kendisidir."
84- ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: "ey yusufa karşı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. ki yutkundukça yutkunuyordu."
85- "allah adına, hayret" dediler. "hala yusufu anıp durmaktasın. sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın."
86- dedi ki: "ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca allaha şikayet ediyorum. ben allahtan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum."
87- "oğullarım, gidin de yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve allahın rahmetinden umut kesmeyin. çünkü kafirler topluluğundan başkası allahın rahmetinden umut kesmez."
88- böylece onun (yusufun) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: "ey vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun. şüphesiz allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir."
89- (yusuf) dedi ki: "sizler, cahiller iken yusufa ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?"
90- "sen gerçekten yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "ben yusufum" dedi. "ve bu da kardeşimdir. doğrusu allah bize lütufta bulundu. gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz."
91- dediler ki: "allah adına, hayret, allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik."
92- dedi ki: "bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. sizi allah bağışlasın. o, merhametlilerin (en) merhametlisidir."
93- "bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. gözü (yine) görür hale gelir. bütün ailenizi de bana getirin."
94- kafile (mısırdan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın yusufun kokusunu (burnumda tüter) buluyorum."
95- "allah adına, hayret" dediler. "sen hala geçmişteki yanlışlığındasın."
96- müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (yakub) dedi ki: "ben, size bilmediğinizi allahtan gerçekten biliyorum demedim mi?"
97- (çocukları da:) "ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. biz gerçekten hataya düşenler idik" dediler.
98- "ilerde sizin için rabbimden bağışlanma dilerim. çünkü o, bağışlayandır, esirgeyendir" dedi.
99- böylece onlar (gelip) yusufun yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: "allahın dilemesiyle mısıra güvenlik içinde giriniz."
100- babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. dedi ki: "ey babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. doğrusu rabbim onu gerçek kıldı. bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (o,) çölden sizi getirdi. şüphesiz benim rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi odur."
101- "rabbim, sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim sensin. müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."
102- bu, sana (ey muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. yoksa onlar, (yusufun kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.
103- sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.
104- oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. o, alemler için yalnızca bir öğüt ve hatırlatmadır.
105- göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.
106- onların çoğu allaha iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar.
107- şimdi bunlar, kendilerine allahın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?
108- de ki: "bu, benim yolumdur. bir basiret üzere allaha davet ederim; ben ve bana uyanlar da. ve allahı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."
109- biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? korkup-sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
110- öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
111- andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (bu kuran) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- elif, lam, ra. (bu,) ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve herşeyden haberdar olan (allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış bir kitaptır (ki:)
2- öyle ki, allahtan başkasına ibadet etmeyin. gerçekten ben, sizi o’nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim;
3- ve rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra ona tevbe edin. o da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
4- sizin dönüşünüz allahadır. o, her şeye güç yetirendir.
5- haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (haktan kaçınıp yan çizer)ler. (yine) haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, o, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. çünkü o, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
6- yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı allaha ait olmasın. onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (bunların) tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır.
7- onun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan odur. andolsun onlara: "gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkar edenler mutlaka: "bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler.
8- andolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar ertelesek, mutlaka: "onu alıkoyan nedir?" derler. haberiniz olsun; onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.
9- andolsun, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak, kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir nankördür.
10- ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuşkusuz; "kötülükler benden gidiverdi" der. çünkü o, şımarıktır, böbürlenendir.
11- sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. işte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır.
12- şimdi onların: "ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? sen yalnızca bir uyarıcısın. allah herşeye vekildir.
13- yoksa: "onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? de ki: "haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sûre getirin ve eğer doğru sözlüyseniz, allahtan başka çağırabildiklerinizi çağırın."
14- eğer buna rağmen size cevab vermezlerse, artık biliniz ki, o, gerçekten allahın ilmiyle indirilmiştir ve ondan başka ilah yoktur. öyleyse artık, siz müslüman mısınız?
15- kim dünya hayatını ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir eksikliğe uğratılmazlar.
16- işte bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. onların onda (dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur.
17- rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak musanın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir? işte onlar, buna (kurana) inanırlar. gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, rabbinden olan bir haktır. ancak insanların çoğunluğu inanmazlar.
18- allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? işte bunlar, rablerine sunulacaklar ve şahidler: "rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır" diyecekler. haberiniz olsun; allahın laneti zalimlerin üzerinedir.
19- bunlar allahın yolundan engelleyenler ve onda çarpıklık arayanlardır. onlar, ahireti tanımayanlardır.
20- bunlar, yeryüzünde (allahı) aciz bırakacak değildir ve bunların allahtan başka velileri yoktur. azap onlar için kat kat artırılır. bunlar (hakkı) işitmeye güç yetirmezlerdi ve görmezlerdi de.
21- işte bunlar, kendilerini hüsrana uğratanlardır ve yalan olarak uydurdukları (düzme tanrılar da) onlardan uzaklaşıp-kaybolmuşlardır.
22- hiç şüphesiz bunlar, ahirette en çok hüsrana uğrayanlardır.
23- iman edip salih amellerde bulunanlar ve rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar, işte bunlar da cennetin halkıdırlar. onda süresiz kalacaklardır.
24- bu iki grubun örneği; kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. örnekçe bunlar eşit olur mu? yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?
25- andolsun, biz nuhu kavmine gönderdik. (onlara:) "ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum."
26- "allahtan başkasına kulluk etmeyin. ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım" (dedi).
27- kavminden, ileri gelen inkarcılar: "biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi.
28- dedi ki: "ey kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? eğer ben rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve rabbim bana kendi katından bir rahmet vermiş de (bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız?"
29- "ey kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. benim ecrim, yalnızca allaha aittir. ben iman edenleri kovacak değilim. onlar gerçekten rablerine kavuşacaklar. ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum.
30- "ey kavmim, ben onları kovarsam, allahtan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edecek? hiç düşünmez misiniz?"
31- "ben size allahın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, allah kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. nefislerinde olanı allah daha iyi bilir. bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir."
32- dediler ki: "ey nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin. eğer doğru söylüyorsan, bize vaadettiğini getir (görelim.)"
33- dedi ki: "eğer dilerse, onu size allah getirir ve siz (onu) aciz bırakacak değilsiniz."
34- "eğer allah sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı olmaz. o sizin rabbinizdir ve ona döndürüleceksiniz."
35- onlar: "bunu kendisi uydurdu" mu diyorlar? de ki: "eğer onu ben uydurduysam, günahım bana aittir. ama ben, sizlerin suç olarak işlemekte olduklarınızdan uzağım."
36- nuha vahyedildi: "gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme."
37- "bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. çünkü onlar suda- boğulacaklardır."
38- gemiyi yapıyordu. kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. o: "eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz" dedi.
39- "artık, ilerde bileceksiniz. aşağılatıcı azap kime gelecek ve sürekli azap kimin üstüne çökecek."
40- sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
41- dedi ki: "ona binin. onun yüzmesi de, demir atması (durması) da allahın adıyladır. şüphesiz, benim rabbim bağışlayandır, esirgeyendir."
42- (gemi) onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma."
43- (oğlu) dedi ki: "ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." dedi ki: "bugün allahın emrinden, esirgeyen olan (allah)dan başka bir koruyucu yoktur." ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.
44- denildi ki: "ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "uzak olsunlar" denildi.
45- nuh, rabbine seslendi. dedi ki: "rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin vadin de doğrusu haktır. sen hakimlerin hakimisin."
46- dedi ki: "ey nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."
47- dedi ki: "rabbim, bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum."
48- "ey nuh" denildi. "sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (sizden türeyecek diğer kafir) ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı bir azap dokunacaktır."
49- bunlar: sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. şu halde sabret. şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.
50- ad (halkına da) kardeşleri hudu (gönderdik). dedi ki: "ey kavmim, allaha ibadet edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz.
51- ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. akıl erdirmeyecek misiniz?
52- ey kavmim, rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tevbe edin. üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."
53- "ey hud" dediler. "sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. sana iman edecek de değiliz."
54- "biz: bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır (demekten) başka bir şey söylemeyiz." dedi ki: "allahı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım."
55- "onun dışındaki (tanrılardan). artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın."
56- "ben gerçekten, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan allaha tevekkül ettim. onun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. muhakkak benim rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)"
57- "buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. siz ona hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. doğrusu benim rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır."
58- emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile hudu ve o’nunla birlikte iman edenleri kurtardık. onları şiddetli-ağır bir azaptan kurtardık.
59- işte ad (halkı): rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. onun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler.
60- ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. haberiniz olsun; gerçekten ad (halkı), rablerine (karşı) inkar ettiler. haberiniz olsun; hud kavmi ada (allahın rahmetinden) uzaklık (verildi).
61- semud (halkına da) kardeşleri salihi (gönderdik). dedi ki: "ey kavmim, allaha ibadet edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. o sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. öyleyse ondan bağışlanma dileyin, sonra ona tevbe edin. şüphesiz benim rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir."
62- dediler ki: "ey salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."
63- dedi ki: "ey kavmim, görüşünüz nedir söyler misiniz? eğer ben rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve bana tarafından bir rahmet vermişse, bu durumda ona isyan edecek olursam allaha karşı bana kim yardım edecektir? şu halde kaybımı arttırmaktan başka bana (hiçbir yarar) sağlamayacaksınız."
64- "ey kavmim, size işte bir ayet olarak allahın devesi; onu serbest bırakın, allahın arzında yesin. ona kötülük (vermek niyeti)yle dokunmayın. yoksa sizi yakın bir azap sarıverir."
65-fakat onu öldürdüler. (salih) dedi ki: "yurdunuzda üç gün daha yararlanın. bu, yalanlanmayacak bir vaaddir."
66- emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle salihi ve o’nunla birlikte iman edenleri o günün aşağılatıcı azabından kurtardık. doğrusu senin rabbin, güçlü olandır, aziz olandır.
67- o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.
68- sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. haberiniz olsun; semud (halkı) gerçekten rablerine (karşı) inkar etmişlerdi. haberiniz olsun; semud (halkına allahın rahmetinden) uzaklık (verildi.)
69- andolsun, elçilerimiz ibrahime müjde ile geldikleri zaman; "selam" dediler. o da: "selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.
70- ellerinin ona uzanmadığını görünce (ibrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. dediler ki: "korkma. biz lut kavmine gönderildik."
71- karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. biz ona ishakı, ishakın arkasından da yakubu müjdeledik.
72- "vay bana" dedi (kadın). "ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.."
73- dediler ki: "allahın emrine mi şaşıyorsun? allahın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz o, övülmeye layık olandır, mecidtir."
74- ibrahimden korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, lut kavmi konusunda bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du).
75- doğrusu ibrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (allaha) yönelen biriydi.
76- "ey ibrahim, bundan vazgeç. çünkü gerçek şu ki, rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelmiştir."
77- elçilerimiz luta geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: "bu, zorlu bir gün" dedi.
78- kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. "ey kavmim" dedi. "işte benim kızlarım, bunlar sizler için daha temizdir. artık allahtan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. içinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?"
79- dediler ki: "andolsun, senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadığını sen de bilmişsindir. bizim ne istediğimizi gerçekte sen biliyorsun."
80- dedi ki: "size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim."
81- (elçiler) dediler ki: "ey lut, biz rabbinin elçileriyiz. onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. onlara vadolunan (azap) sabah vaktidir. sabah da yakın değil mi?"
82- böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık;
83- rabbinin katında belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış olarak. bunlar zalimlerden uzak değildir.
84- medyen (halkına da) kardeşleri şuaybı (gönderdik). dedi ki: "ey kavmim, allaha ibadet edin, ondan başka ilahınız yoktur. ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten sizi bir bolluk ve refah (hayır) içinde görüyorum. doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum."
85- "ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
86- "eğer müminseniz, allahın bıraktığı (helal işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim."
87- dediler ki: "ey şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın."
88- dedi ki: "ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? ya ben rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve o da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa? ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı düşmek istemiyorum. benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. benim başarım ancak allah iledir; ona tevekkül ettim ve ona içten yönelip-dönerim."
89- "ey kavmim, bana karşı gelişiniz, sakın nuh kavminin ya da hud kavminin veya salih kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin. üstelik lut kavmi size pek uzak değil."
90- "rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tevbe edin. gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir."
91- "ey şuayb" dediler. "senin söylediklerinin çoğunu biz kavrayıp anlamıyoruz. doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin."
92- dedi ki: "ey kavmim, sizce benim yakın-çevrem, allahtan daha mı üstündür ki, onu arkanızda-unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. şüphesiz benim rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır."
93- "ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz, ben de yapacağım. kime aşağılatıcı azap gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. siz gözetleyip durun, ben de sizinle birlikte gözetleyeceğim."
94- emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle şuaybı ve o’nunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.
95- sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. haberiniz olsun; semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse medyen (halkına da allahın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verildi).
96- andolsun, musayı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik.
97- firavuna ve onun önde gelen çevresine. onlar firavunun emrine uymuşlardı. oysa firavunun emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi.
98- o, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir..
99- onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (bu) verilen bağış, ne kötü bir bağıştır.
100- bunlar, sana doğru haber (kıssa) olarak aktardığımız (geçmişteki) nesillerin haberleridir. onlardan kimi ayakta kalmış, (hala izleri var, kimi de) biçilmiş ekin (gibi yerlebir edilmiş, kalıntısı silinmiş) dir.
101- biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. böylece rabbinin emri geldiği zaman, allahı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiçbir şey sağlayamadı, helak ve kayıplarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı.
102- onlar, zulüm işlemektelerken, ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman... rabbinin yakalaması işte böyledir. gerçekten onun yakalaması pek acı, pek şiddetlidir.
103- ahiret azabından korkan için bunda kesin ayetler vardır. o, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür.
104- biz onu sayılı bir sürenin (ecelin) dışında ertelemeyiz.
105- (kıyametin) geleceği günde, onun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. artık onlardan kimi bedbaht ve mutsuz, (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.
106- mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır.
107- onlar, rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. çünkü rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.
108- mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (bu) kesintisi olmayan bir ihsandır.
109- artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar. şüphesiz biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız.
110- andolsun, musaya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. eğer rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı. gerçekten onlar, bundan (kurandan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.
111- şüphesiz rabbin, onlardan tümüne yapıp ettiklerini(n karşılığını) onlara tastamam ödeyecektir. çünkü o, yapıp-ettiklerinden haberdar olandır.
112- seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. ve azıtmayın. çünkü o, yaptıklarınızı görendir.
113- zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. sizin allahtan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.
114- gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
115- ve sabret. gerçekten allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
116- sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. onlar, suçlu-günahkarlardı.
117- halkı, ıslah eden kimseler iken, senin rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.
118- eğer rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. oysa, onlar, anlaşmazlığı sürdürmektedirler:
119- rabbinin rahmet ettikleri dışında. onları bunun için yarattı. böylece rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım."
120- sana elçilerin haberlerinden -kalbini sağlamlaştıracak- doğru haberler aktarıyoruz. bunda sana hak ve müminlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir.
121- iman etmeyenlere de ki: "yapabileceğinizi yapın; elbette biz de yapacağız."
122- ve gözleyip durun; gerçekten biz de gözleyip duruyoruz."
123- göklerin ve yerin gaybı allahındır, bütün işler ona döndürülür; öyleyse ona kulluk edin ve ona tevekkül edin. senin rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
1- elif, lam, ra. (bu,) ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve herşeyden haberdar olan (allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış bir kitaptır (ki:)
2- öyle ki, allahtan başkasına ibadet etmeyin. gerçekten ben, sizi o’nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim;
3- ve rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra ona tevbe edin. o da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
4- sizin dönüşünüz allahadır. o, her şeye güç yetirendir.
5- haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (haktan kaçınıp yan çizer)ler. (yine) haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, o, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. çünkü o, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
6- yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı allaha ait olmasın. onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (bunların) tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır.
7- onun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan odur. andolsun onlara: "gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkar edenler mutlaka: "bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler.
8- andolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar ertelesek, mutlaka: "onu alıkoyan nedir?" derler. haberiniz olsun; onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.
9- andolsun, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak, kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir nankördür.
10- ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuşkusuz; "kötülükler benden gidiverdi" der. çünkü o, şımarıktır, böbürlenendir.
11- sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. işte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır.
12- şimdi onların: "ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? sen yalnızca bir uyarıcısın. allah herşeye vekildir.
13- yoksa: "onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? de ki: "haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sûre getirin ve eğer doğru sözlüyseniz, allahtan başka çağırabildiklerinizi çağırın."
14- eğer buna rağmen size cevab vermezlerse, artık biliniz ki, o, gerçekten allahın ilmiyle indirilmiştir ve ondan başka ilah yoktur. öyleyse artık, siz müslüman mısınız?
15- kim dünya hayatını ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir eksikliğe uğratılmazlar.
16- işte bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. onların onda (dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur.
17- rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak musanın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir? işte onlar, buna (kurana) inanırlar. gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, rabbinden olan bir haktır. ancak insanların çoğunluğu inanmazlar.
18- allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? işte bunlar, rablerine sunulacaklar ve şahidler: "rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır" diyecekler. haberiniz olsun; allahın laneti zalimlerin üzerinedir.
19- bunlar allahın yolundan engelleyenler ve onda çarpıklık arayanlardır. onlar, ahireti tanımayanlardır.
20- bunlar, yeryüzünde (allahı) aciz bırakacak değildir ve bunların allahtan başka velileri yoktur. azap onlar için kat kat artırılır. bunlar (hakkı) işitmeye güç yetirmezlerdi ve görmezlerdi de.
21- işte bunlar, kendilerini hüsrana uğratanlardır ve yalan olarak uydurdukları (düzme tanrılar da) onlardan uzaklaşıp-kaybolmuşlardır.
22- hiç şüphesiz bunlar, ahirette en çok hüsrana uğrayanlardır.
23- iman edip salih amellerde bulunanlar ve rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar, işte bunlar da cennetin halkıdırlar. onda süresiz kalacaklardır.
24- bu iki grubun örneği; kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. örnekçe bunlar eşit olur mu? yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?
25- andolsun, biz nuhu kavmine gönderdik. (onlara:) "ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum."
26- "allahtan başkasına kulluk etmeyin. ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım" (dedi).
27- kavminden, ileri gelen inkarcılar: "biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi.
28- dedi ki: "ey kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? eğer ben rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve rabbim bana kendi katından bir rahmet vermiş de (bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız?"
29- "ey kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. benim ecrim, yalnızca allaha aittir. ben iman edenleri kovacak değilim. onlar gerçekten rablerine kavuşacaklar. ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum.
30- "ey kavmim, ben onları kovarsam, allahtan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edecek? hiç düşünmez misiniz?"
31- "ben size allahın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, allah kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. nefislerinde olanı allah daha iyi bilir. bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir."
32- dediler ki: "ey nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin. eğer doğru söylüyorsan, bize vaadettiğini getir (görelim.)"
33- dedi ki: "eğer dilerse, onu size allah getirir ve siz (onu) aciz bırakacak değilsiniz."
34- "eğer allah sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı olmaz. o sizin rabbinizdir ve ona döndürüleceksiniz."
35- onlar: "bunu kendisi uydurdu" mu diyorlar? de ki: "eğer onu ben uydurduysam, günahım bana aittir. ama ben, sizlerin suç olarak işlemekte olduklarınızdan uzağım."
36- nuha vahyedildi: "gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme."
37- "bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. çünkü onlar suda- boğulacaklardır."
38- gemiyi yapıyordu. kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. o: "eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz" dedi.
39- "artık, ilerde bileceksiniz. aşağılatıcı azap kime gelecek ve sürekli azap kimin üstüne çökecek."
40- sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
41- dedi ki: "ona binin. onun yüzmesi de, demir atması (durması) da allahın adıyladır. şüphesiz, benim rabbim bağışlayandır, esirgeyendir."
42- (gemi) onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma."
43- (oğlu) dedi ki: "ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." dedi ki: "bugün allahın emrinden, esirgeyen olan (allah)dan başka bir koruyucu yoktur." ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.
44- denildi ki: "ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "uzak olsunlar" denildi.
45- nuh, rabbine seslendi. dedi ki: "rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin vadin de doğrusu haktır. sen hakimlerin hakimisin."
46- dedi ki: "ey nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."
47- dedi ki: "rabbim, bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum."
48- "ey nuh" denildi. "sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (sizden türeyecek diğer kafir) ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı bir azap dokunacaktır."
49- bunlar: sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. şu halde sabret. şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.
50- ad (halkına da) kardeşleri hudu (gönderdik). dedi ki: "ey kavmim, allaha ibadet edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz.
51- ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. akıl erdirmeyecek misiniz?
52- ey kavmim, rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tevbe edin. üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."
53- "ey hud" dediler. "sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. sana iman edecek de değiliz."
54- "biz: bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır (demekten) başka bir şey söylemeyiz." dedi ki: "allahı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım."
55- "onun dışındaki (tanrılardan). artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın."
56- "ben gerçekten, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan allaha tevekkül ettim. onun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. muhakkak benim rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)"
57- "buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. siz ona hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. doğrusu benim rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır."
58- emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile hudu ve o’nunla birlikte iman edenleri kurtardık. onları şiddetli-ağır bir azaptan kurtardık.
59- işte ad (halkı): rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. onun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler.
60- ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. haberiniz olsun; gerçekten ad (halkı), rablerine (karşı) inkar ettiler. haberiniz olsun; hud kavmi ada (allahın rahmetinden) uzaklık (verildi).
61- semud (halkına da) kardeşleri salihi (gönderdik). dedi ki: "ey kavmim, allaha ibadet edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. o sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. öyleyse ondan bağışlanma dileyin, sonra ona tevbe edin. şüphesiz benim rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir."
62- dediler ki: "ey salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."
63- dedi ki: "ey kavmim, görüşünüz nedir söyler misiniz? eğer ben rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve bana tarafından bir rahmet vermişse, bu durumda ona isyan edecek olursam allaha karşı bana kim yardım edecektir? şu halde kaybımı arttırmaktan başka bana (hiçbir yarar) sağlamayacaksınız."
64- "ey kavmim, size işte bir ayet olarak allahın devesi; onu serbest bırakın, allahın arzında yesin. ona kötülük (vermek niyeti)yle dokunmayın. yoksa sizi yakın bir azap sarıverir."
65-fakat onu öldürdüler. (salih) dedi ki: "yurdunuzda üç gün daha yararlanın. bu, yalanlanmayacak bir vaaddir."
66- emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle salihi ve o’nunla birlikte iman edenleri o günün aşağılatıcı azabından kurtardık. doğrusu senin rabbin, güçlü olandır, aziz olandır.
67- o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.
68- sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. haberiniz olsun; semud (halkı) gerçekten rablerine (karşı) inkar etmişlerdi. haberiniz olsun; semud (halkına allahın rahmetinden) uzaklık (verildi.)
69- andolsun, elçilerimiz ibrahime müjde ile geldikleri zaman; "selam" dediler. o da: "selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.
70- ellerinin ona uzanmadığını görünce (ibrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. dediler ki: "korkma. biz lut kavmine gönderildik."
71- karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. biz ona ishakı, ishakın arkasından da yakubu müjdeledik.
72- "vay bana" dedi (kadın). "ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.."
73- dediler ki: "allahın emrine mi şaşıyorsun? allahın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz o, övülmeye layık olandır, mecidtir."
74- ibrahimden korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, lut kavmi konusunda bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du).
75- doğrusu ibrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (allaha) yönelen biriydi.
76- "ey ibrahim, bundan vazgeç. çünkü gerçek şu ki, rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelmiştir."
77- elçilerimiz luta geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: "bu, zorlu bir gün" dedi.
78- kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. "ey kavmim" dedi. "işte benim kızlarım, bunlar sizler için daha temizdir. artık allahtan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. içinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?"
79- dediler ki: "andolsun, senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadığını sen de bilmişsindir. bizim ne istediğimizi gerçekte sen biliyorsun."
80- dedi ki: "size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim."
81- (elçiler) dediler ki: "ey lut, biz rabbinin elçileriyiz. onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. onlara vadolunan (azap) sabah vaktidir. sabah da yakın değil mi?"
82- böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık;
83- rabbinin katında belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış olarak. bunlar zalimlerden uzak değildir.
84- medyen (halkına da) kardeşleri şuaybı (gönderdik). dedi ki: "ey kavmim, allaha ibadet edin, ondan başka ilahınız yoktur. ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten sizi bir bolluk ve refah (hayır) içinde görüyorum. doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum."
85- "ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
86- "eğer müminseniz, allahın bıraktığı (helal işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim."
87- dediler ki: "ey şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın."
88- dedi ki: "ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? ya ben rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve o da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa? ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı düşmek istemiyorum. benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. benim başarım ancak allah iledir; ona tevekkül ettim ve ona içten yönelip-dönerim."
89- "ey kavmim, bana karşı gelişiniz, sakın nuh kavminin ya da hud kavminin veya salih kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin. üstelik lut kavmi size pek uzak değil."
90- "rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tevbe edin. gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir."
91- "ey şuayb" dediler. "senin söylediklerinin çoğunu biz kavrayıp anlamıyoruz. doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin."
92- dedi ki: "ey kavmim, sizce benim yakın-çevrem, allahtan daha mı üstündür ki, onu arkanızda-unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. şüphesiz benim rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır."
93- "ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz, ben de yapacağım. kime aşağılatıcı azap gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. siz gözetleyip durun, ben de sizinle birlikte gözetleyeceğim."
94- emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle şuaybı ve o’nunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.
95- sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. haberiniz olsun; semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse medyen (halkına da allahın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verildi).
96- andolsun, musayı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik.
97- firavuna ve onun önde gelen çevresine. onlar firavunun emrine uymuşlardı. oysa firavunun emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi.
98- o, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir..
99- onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (bu) verilen bağış, ne kötü bir bağıştır.
100- bunlar, sana doğru haber (kıssa) olarak aktardığımız (geçmişteki) nesillerin haberleridir. onlardan kimi ayakta kalmış, (hala izleri var, kimi de) biçilmiş ekin (gibi yerlebir edilmiş, kalıntısı silinmiş) dir.
101- biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. böylece rabbinin emri geldiği zaman, allahı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiçbir şey sağlayamadı, helak ve kayıplarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı.
102- onlar, zulüm işlemektelerken, ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman... rabbinin yakalaması işte böyledir. gerçekten onun yakalaması pek acı, pek şiddetlidir.
103- ahiret azabından korkan için bunda kesin ayetler vardır. o, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür.
104- biz onu sayılı bir sürenin (ecelin) dışında ertelemeyiz.
105- (kıyametin) geleceği günde, onun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. artık onlardan kimi bedbaht ve mutsuz, (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.
106- mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır.
107- onlar, rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. çünkü rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.
108- mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (bu) kesintisi olmayan bir ihsandır.
109- artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar. şüphesiz biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız.
110- andolsun, musaya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. eğer rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı. gerçekten onlar, bundan (kurandan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.
111- şüphesiz rabbin, onlardan tümüne yapıp ettiklerini(n karşılığını) onlara tastamam ödeyecektir. çünkü o, yapıp-ettiklerinden haberdar olandır.
112- seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. ve azıtmayın. çünkü o, yaptıklarınızı görendir.
113- zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. sizin allahtan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.
114- gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
115- ve sabret. gerçekten allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
116- sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. onlar, suçlu-günahkarlardı.
117- halkı, ıslah eden kimseler iken, senin rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.
118- eğer rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. oysa, onlar, anlaşmazlığı sürdürmektedirler:
119- rabbinin rahmet ettikleri dışında. onları bunun için yarattı. böylece rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım."
120- sana elçilerin haberlerinden -kalbini sağlamlaştıracak- doğru haberler aktarıyoruz. bunda sana hak ve müminlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir.
121- iman etmeyenlere de ki: "yapabileceğinizi yapın; elbette biz de yapacağız."
122- ve gözleyip durun; gerçekten biz de gözleyip duruyoruz."
123- göklerin ve yerin gaybı allahındır, bütün işler ona döndürülür; öyleyse ona kulluk edin ve ona tevekkül edin. senin rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- elif, lam, ra. bunlar, hikmetli kitab’ın ayetleridir.
2- içlerinden bir adama: "insanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için rableri katında gerçek bir makam olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? inkar edenler: “gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler.
3- şüphesiz sizin rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren allahtır. o’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. işte rabbiniz olan allah budur, öyleyse ona kulluk edin. yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?
4- sizin tümünüzün dönüşü onadır. allahın vadi bir gerçektir. iman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan odur. inkar edenler ise, küfürleri dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir azap vardır.
5- güneş’i bir aydınlık, ay’ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden odur. allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. o, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır.
6- gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve allahın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.
7- bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz olanlar;
8- işte bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri ateştir.
9- iman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder).
10- oradaki duaları: "allahım, sen ne yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "selam"dır; dualarının sonu da: "gerçekten, hamd alemlerin rabbi olan allahındır."
11- eğer allah, onların hayra ulaşmak için çarçabuk davrandıkları gibi, insanlara şerri de çabuklaştırsaydı, mutlaka ecellerine hüküm verilirdi. işte bize kavuşmayı ummayanları biz böylece taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakırız.
12- insana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. işte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir.
13- andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. işte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız.
14- sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık.
15- onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "bundan başka bir kuran getir veya onu değiştir." de ki: "benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. eğer rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım."
16- de ki: "eğer allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. ben ondan önce sizin içinizde bir ömür sürdüm. siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"
17- allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden ve onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? şüphesiz o, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez.
18- allahı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "bunlar allah katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. de ki: "siz, allaha, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? o, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir."
19- insanlar, tek bir ümmetten başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. eğer rabbinden geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu.
20- bir de derler ki: "rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!.." de ki: "gayb yalnızca allahındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim."
21- insanlara, şiddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir. de ki: "düzen kurmada (karşılık vermede) allah daha hızlıdır. şüphesiz, bizim elçilerimiz, sizin geliştirmekte olduğunuz düzenleri yazmaktadırlar."
22- karada ve denizde sizi gezdiren odur. öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde ona gönülden katıksız bağlılar (muhlisler) olarak allaha dua etmeye başlarlar: "andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükredenlerden olacağız."
23- ama (allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. ey insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici metaıdır. sonra dönüşünüz bizedir, biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz.
24- dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.
25- allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.
26- güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
27- kötülükler kazanmış olanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. bunları bir zillet sarıp kaplar. onları allahtan (kurtaracak) hiçbir koruyucu yok. onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. işte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
28- o gün, onların tümünü birarada toplayacağız, sonra şirk katanlara: "yerinizden ayrılmayınız; siz de, şirk koştuklarınız da" diyeceğiz. artık onların arasını açmışızdır. şirk koştukları derler ki: "siz bize ibadet ediyor değildiniz."
29- "bizim ile sizin aranızda şahid olarak allah yeter. gerçekten biz, sizin ibadetinizden habersizdik."
30- işte orada, her nefis önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar asıl-gerçek mevlaları olan allaha döndürülecekler. yalan yere uydurdukları da, kendilerinden kaybolup uzaklaşacaklar.
31- de ki: "göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? ve işleri evirip-çeviren kimdir? onlar: "allah" diyeceklerdir. öyleyse de ki: "peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?
32- işte bu, sizin gerçek rabbiniz olan allahtır. öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? peki, nasıl hala çevriliyorsunuz?
33- böylece rabbinin sözü o fasık kimseler üzerinde (şöyle) gerçekleşmiştir ki: "onlar şüphesiz iman etmezler."
34- de ki: "sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?" de ki: "allah yaratmayı (ilkin) başlatır, sonra onu iade eder. öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?"
35- de ki: "sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?" de ki: "hakka ulaştıracak allahtır. öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? ne oluyor size? nasıl hükmediyorsunuz?"
36- onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz. şüphesiz allah, onların işlemekte olduklarını bilendir.
37- bu kuran, allahtan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin rabbindendir.
38- yoksa: "bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? de ki: "bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz allahtan başka çağırabildiklerinizi çağırın."
39- hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak.
40- onlardan ona inananlar var ve ona inanmayanlar da vardır. rabbin bozgunculuk çıkaranları daha iyi bilir.
41- eğer seni yalanlarlarsa, onlara de ki: "benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir. siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım."
42- onlardan seni dinleyecekler vardır. ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın?
43- ve sana bakacak olanlar vardır. ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?
44- şüphesiz allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.
45- gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları birarada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar. allaha kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. onlar hidayete ermiş (kimseler) değildi.
46- onlara vaadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya senin hayatına son veririz (de görmen ahirete kalır.) onların dönüşleri bizedir, sonra allah işlediklerine şahiddir.
47- her ümmetin bir resulü vardır. onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.
48- derler ki: "eğer doğru sözlüyseniz, bu belirttiğiniz süre (vad) ne zamanmış?"
49- de ki: "allahın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. her ümmetin bir eceli vardır. onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler.
50- de ki: "düşündünüz mü hiç, eğer onun azabı size gece veya gündüz geliverirse, suçlu-günahkarlar, bunu ne diye erkene almak istiyorlar?"
51- gerçekleştikten sonra mı ona iman edeceksiniz? hemen şimdi mi? oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz.
52- sonra o zulmetmekte olanlara: "sürekli azabı tadın" denilecek. kazandıklarınız dışında, bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız?"
53- "bu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. de ki: "evet, rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz."
54- zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.
55- haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten allahındır. haberin olsun; şüphesiz allahın vadi haktır; ancak onların çoğu bilmezler.
56- o, diriltir ve öldürür. ve ona döndürüleceksiniz.
57- ey insanlar, rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve müminler için bir hidayet ve rahmet geldi.
58- de ki: "allahın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır."
59- de ki: "allahın sizin için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? söyler misiniz?" de ki: "allah mı size izin verdi, yoksa allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?"
60- allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? şüphesiz allah, insanlara karşı büyük ihsan (fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler.
61- senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında kurandan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.
62- haberiniz olsun; allahın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
63- onlar iman edenler ve (allahtan) sakınanlardır.
64- müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. allahın sözleri için değişiklik yoktur. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
65- onların sözleri seni üzmesin. şüphesiz izzet ve gücün tümü allahındır. o, işitendir, bilendir.
66- haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü allahındır. allahtan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.
67- o, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı (mubsir) olarak sizin için yaratmıştır. şüphesiz işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.
68- "allah çocuk edindi" dediler. o, (bundan) yücedir; o, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. göklerde ve yerde ne varsa onundur. kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. allaha karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
69- de ki: "allah hakkında yalan uydurup iftira edenler, kurtuluşa ermezler."
70- (onlar için) dünyada geçici bir meta (vardır). sonra dönüşleri bizedir; sonra da inkara sapışları dolayısıyla onlara şiddetli azabı taddıracağız.
71- onlara nuhun haberini oku. hani kavmine demişti ki: "ey kavmim, benim makamım ve allahın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz allaha tevekkül etmişim. artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin.
72- eğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. benim ecrim, yalnızca allaha aittir. ve ben, müslümanlardan olmakla emrolundum.
73- fakat onu yalanladılar; biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak.
74- sonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. işte biz, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.
75- sonra bunların ardından firavuna ve onun önde gelen çevresine musayı ve harunu ayetlerimizle gönderdik. fakat onlar büyüklendiler. onlar suçlu-günahkar bir kavimdi.
76- onlara katımızdan hak geldiği zaman, dediler ki: "bu, kuşkusuz apaçık bir büyüdür."
77- musa: "size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? bu bir büyü müdür? oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler" dedi.
78- onlar: "siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler.
79- firavun: "bana bütün bilgin büyücüleri getirin" dedi.
80- büyücüler geldiğinde musa: "atacağınız şeyleri atın” dedi.
81- onlar atınca, musa dedi ki: "sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. doğrusu allah onu geçersiz kılacaktır. şüphesiz allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez."
82- allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.
83- sonunda musaya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. çünkü firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.
84- musa dedi ki: "ey kavmim, eğer siz allaha iman edip müslüman olmuşsanız artık yalnızca ona tevekkül edin."
85- dediler ki: "biz allaha tevekkül ettik; rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir fitne (konusu) kılma."
86- "ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar."
87- musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "mısırda kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. müminleri de müjdele."
88- musa dedi ki: "rabbimiz, şüphesiz sen, firavuna ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. rabbimiz, senin yolundan saptırmaları için (mi?) rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler."
89- (allah) dedi ki: "ikinizin duası kabul olundu. öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın."
90- biz, israiloğullarını denizden geçirdik; firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. sular onu boğacak düzeye erişince (firavun): "israiloğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım" dedi.
91- şimdi, öyle mi? oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.
92- bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler.
93- andolsun, biz israiloğulları’nı, hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz şeylerden kendilerine rızık verdik. kendilerine ilim gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmediler. şüphesiz rabbin, aralarında anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm verecektir.
94- sana indirdiğimizden eğer kuşkudaysan, senden önce kitabı okuyanlara sor. andolsun, rabbinden sana gerçek gelmiştir, şu halde kuşkuya kapılanlardan olma.
95- ve allahın ayetlerini yalanlayanlardan olma; yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun.
96- gerçek şu ki, rabbinin kelimesi üzerlerinde hak olanlar, onlar inanmazlar.
97- onlara her ayet getirilse bile. acı azabı görünceye kadar.
98- ama (azap geldiği sırada) iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -yunus kavminin dışında- bir ülke olsaydı ya! onlar iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık.
99- eğer rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. öyleyse, onlar mümin oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?
100- allahın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. o, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar.
101- de ki: "göklerde ve yerde ne var? bir bakıverin." iman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz.
102- kendilerinden önce gelip geçmişlerin (başlarından geçen) günlerin bir benzerinden başkasını mı bekliyorlar? de ki: "bekleyedurun. şüphesiz ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim."
103- sonra biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız; müminleri kurtarmamız bizim üzerimize bir haktır.
104- de ki: "ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku içindeyseniz, ben, sizin allahtan başka ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum, ancak ben, sizin hayatınıza son verecek olan allaha ibadet ederim. ben, müminlerden olmakla emrolundum."
105- ve: "bir muvahhid (hanif) olarak yüzünü dine doğru yönelt ve sakın müşriklerden olma,"
106- "allahtan başka, sana yararı da, zararı da olmayan(ilahlar)a tapma. eğer sen (bunun aksini) yapacak olursan, bu durumda gerçekten zulmedenlerden olursun" (diye emrolundum.)
107- allah sana bir zarar dokunduracak olsa, ondan başka bunu senden kaldıracak yoktur. ve eğer sana bir hayır isterse, onun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. o, bağışlayandır, esirgeyendir.
108- de ki: "ey insanlar, şüphesiz size rabbinizden hak gelmiştir. kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi için hidayet bulmuştur. kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıştır. ben sizin üzerinizde bir vekil değilim."
109- sana vahyolunana uy ve allah hükmünü verinceye kadar sabret. o, hükmedenlerin en hayırlısıdır.
1- elif, lam, ra. bunlar, hikmetli kitab’ın ayetleridir.
2- içlerinden bir adama: "insanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için rableri katında gerçek bir makam olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? inkar edenler: “gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler.
3- şüphesiz sizin rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren allahtır. o’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. işte rabbiniz olan allah budur, öyleyse ona kulluk edin. yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?
4- sizin tümünüzün dönüşü onadır. allahın vadi bir gerçektir. iman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan odur. inkar edenler ise, küfürleri dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir azap vardır.
5- güneş’i bir aydınlık, ay’ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden odur. allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. o, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır.
6- gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve allahın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.
7- bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz olanlar;
8- işte bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri ateştir.
9- iman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder).
10- oradaki duaları: "allahım, sen ne yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "selam"dır; dualarının sonu da: "gerçekten, hamd alemlerin rabbi olan allahındır."
11- eğer allah, onların hayra ulaşmak için çarçabuk davrandıkları gibi, insanlara şerri de çabuklaştırsaydı, mutlaka ecellerine hüküm verilirdi. işte bize kavuşmayı ummayanları biz böylece taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakırız.
12- insana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. işte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir.
13- andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. işte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız.
14- sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık.
15- onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "bundan başka bir kuran getir veya onu değiştir." de ki: "benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. eğer rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım."
16- de ki: "eğer allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. ben ondan önce sizin içinizde bir ömür sürdüm. siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"
17- allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden ve onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? şüphesiz o, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez.
18- allahı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "bunlar allah katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. de ki: "siz, allaha, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? o, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir."
19- insanlar, tek bir ümmetten başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. eğer rabbinden geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu.
20- bir de derler ki: "rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!.." de ki: "gayb yalnızca allahındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim."
21- insanlara, şiddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir. de ki: "düzen kurmada (karşılık vermede) allah daha hızlıdır. şüphesiz, bizim elçilerimiz, sizin geliştirmekte olduğunuz düzenleri yazmaktadırlar."
22- karada ve denizde sizi gezdiren odur. öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde ona gönülden katıksız bağlılar (muhlisler) olarak allaha dua etmeye başlarlar: "andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükredenlerden olacağız."
23- ama (allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. ey insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici metaıdır. sonra dönüşünüz bizedir, biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz.
24- dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.
25- allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.
26- güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
27- kötülükler kazanmış olanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. bunları bir zillet sarıp kaplar. onları allahtan (kurtaracak) hiçbir koruyucu yok. onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. işte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
28- o gün, onların tümünü birarada toplayacağız, sonra şirk katanlara: "yerinizden ayrılmayınız; siz de, şirk koştuklarınız da" diyeceğiz. artık onların arasını açmışızdır. şirk koştukları derler ki: "siz bize ibadet ediyor değildiniz."
29- "bizim ile sizin aranızda şahid olarak allah yeter. gerçekten biz, sizin ibadetinizden habersizdik."
30- işte orada, her nefis önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar asıl-gerçek mevlaları olan allaha döndürülecekler. yalan yere uydurdukları da, kendilerinden kaybolup uzaklaşacaklar.
31- de ki: "göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? ve işleri evirip-çeviren kimdir? onlar: "allah" diyeceklerdir. öyleyse de ki: "peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?
32- işte bu, sizin gerçek rabbiniz olan allahtır. öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? peki, nasıl hala çevriliyorsunuz?
33- böylece rabbinin sözü o fasık kimseler üzerinde (şöyle) gerçekleşmiştir ki: "onlar şüphesiz iman etmezler."
34- de ki: "sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?" de ki: "allah yaratmayı (ilkin) başlatır, sonra onu iade eder. öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?"
35- de ki: "sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?" de ki: "hakka ulaştıracak allahtır. öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? ne oluyor size? nasıl hükmediyorsunuz?"
36- onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz. şüphesiz allah, onların işlemekte olduklarını bilendir.
37- bu kuran, allahtan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin rabbindendir.
38- yoksa: "bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? de ki: "bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz allahtan başka çağırabildiklerinizi çağırın."
39- hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak.
40- onlardan ona inananlar var ve ona inanmayanlar da vardır. rabbin bozgunculuk çıkaranları daha iyi bilir.
41- eğer seni yalanlarlarsa, onlara de ki: "benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir. siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım."
42- onlardan seni dinleyecekler vardır. ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın?
43- ve sana bakacak olanlar vardır. ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?
44- şüphesiz allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.
45- gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları birarada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar. allaha kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. onlar hidayete ermiş (kimseler) değildi.
46- onlara vaadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya senin hayatına son veririz (de görmen ahirete kalır.) onların dönüşleri bizedir, sonra allah işlediklerine şahiddir.
47- her ümmetin bir resulü vardır. onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.
48- derler ki: "eğer doğru sözlüyseniz, bu belirttiğiniz süre (vad) ne zamanmış?"
49- de ki: "allahın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. her ümmetin bir eceli vardır. onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler.
50- de ki: "düşündünüz mü hiç, eğer onun azabı size gece veya gündüz geliverirse, suçlu-günahkarlar, bunu ne diye erkene almak istiyorlar?"
51- gerçekleştikten sonra mı ona iman edeceksiniz? hemen şimdi mi? oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz.
52- sonra o zulmetmekte olanlara: "sürekli azabı tadın" denilecek. kazandıklarınız dışında, bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız?"
53- "bu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. de ki: "evet, rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz."
54- zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.
55- haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten allahındır. haberin olsun; şüphesiz allahın vadi haktır; ancak onların çoğu bilmezler.
56- o, diriltir ve öldürür. ve ona döndürüleceksiniz.
57- ey insanlar, rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve müminler için bir hidayet ve rahmet geldi.
58- de ki: "allahın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır."
59- de ki: "allahın sizin için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? söyler misiniz?" de ki: "allah mı size izin verdi, yoksa allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?"
60- allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? şüphesiz allah, insanlara karşı büyük ihsan (fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler.
61- senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında kurandan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.
62- haberiniz olsun; allahın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
63- onlar iman edenler ve (allahtan) sakınanlardır.
64- müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. allahın sözleri için değişiklik yoktur. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
65- onların sözleri seni üzmesin. şüphesiz izzet ve gücün tümü allahındır. o, işitendir, bilendir.
66- haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü allahındır. allahtan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.
67- o, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı (mubsir) olarak sizin için yaratmıştır. şüphesiz işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.
68- "allah çocuk edindi" dediler. o, (bundan) yücedir; o, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. göklerde ve yerde ne varsa onundur. kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. allaha karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
69- de ki: "allah hakkında yalan uydurup iftira edenler, kurtuluşa ermezler."
70- (onlar için) dünyada geçici bir meta (vardır). sonra dönüşleri bizedir; sonra da inkara sapışları dolayısıyla onlara şiddetli azabı taddıracağız.
71- onlara nuhun haberini oku. hani kavmine demişti ki: "ey kavmim, benim makamım ve allahın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz allaha tevekkül etmişim. artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin.
72- eğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. benim ecrim, yalnızca allaha aittir. ve ben, müslümanlardan olmakla emrolundum.
73- fakat onu yalanladılar; biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak.
74- sonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. işte biz, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.
75- sonra bunların ardından firavuna ve onun önde gelen çevresine musayı ve harunu ayetlerimizle gönderdik. fakat onlar büyüklendiler. onlar suçlu-günahkar bir kavimdi.
76- onlara katımızdan hak geldiği zaman, dediler ki: "bu, kuşkusuz apaçık bir büyüdür."
77- musa: "size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? bu bir büyü müdür? oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler" dedi.
78- onlar: "siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler.
79- firavun: "bana bütün bilgin büyücüleri getirin" dedi.
80- büyücüler geldiğinde musa: "atacağınız şeyleri atın” dedi.
81- onlar atınca, musa dedi ki: "sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. doğrusu allah onu geçersiz kılacaktır. şüphesiz allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez."
82- allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.
83- sonunda musaya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. çünkü firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.
84- musa dedi ki: "ey kavmim, eğer siz allaha iman edip müslüman olmuşsanız artık yalnızca ona tevekkül edin."
85- dediler ki: "biz allaha tevekkül ettik; rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir fitne (konusu) kılma."
86- "ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar."
87- musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "mısırda kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. müminleri de müjdele."
88- musa dedi ki: "rabbimiz, şüphesiz sen, firavuna ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. rabbimiz, senin yolundan saptırmaları için (mi?) rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler."
89- (allah) dedi ki: "ikinizin duası kabul olundu. öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın."
90- biz, israiloğullarını denizden geçirdik; firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. sular onu boğacak düzeye erişince (firavun): "israiloğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım" dedi.
91- şimdi, öyle mi? oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.
92- bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler.
93- andolsun, biz israiloğulları’nı, hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz şeylerden kendilerine rızık verdik. kendilerine ilim gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmediler. şüphesiz rabbin, aralarında anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm verecektir.
94- sana indirdiğimizden eğer kuşkudaysan, senden önce kitabı okuyanlara sor. andolsun, rabbinden sana gerçek gelmiştir, şu halde kuşkuya kapılanlardan olma.
95- ve allahın ayetlerini yalanlayanlardan olma; yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun.
96- gerçek şu ki, rabbinin kelimesi üzerlerinde hak olanlar, onlar inanmazlar.
97- onlara her ayet getirilse bile. acı azabı görünceye kadar.
98- ama (azap geldiği sırada) iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -yunus kavminin dışında- bir ülke olsaydı ya! onlar iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık.
99- eğer rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. öyleyse, onlar mümin oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?
100- allahın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. o, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar.
101- de ki: "göklerde ve yerde ne var? bir bakıverin." iman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz.
102- kendilerinden önce gelip geçmişlerin (başlarından geçen) günlerin bir benzerinden başkasını mı bekliyorlar? de ki: "bekleyedurun. şüphesiz ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim."
103- sonra biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız; müminleri kurtarmamız bizim üzerimize bir haktır.
104- de ki: "ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku içindeyseniz, ben, sizin allahtan başka ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum, ancak ben, sizin hayatınıza son verecek olan allaha ibadet ederim. ben, müminlerden olmakla emrolundum."
105- ve: "bir muvahhid (hanif) olarak yüzünü dine doğru yönelt ve sakın müşriklerden olma,"
106- "allahtan başka, sana yararı da, zararı da olmayan(ilahlar)a tapma. eğer sen (bunun aksini) yapacak olursan, bu durumda gerçekten zulmedenlerden olursun" (diye emrolundum.)
107- allah sana bir zarar dokunduracak olsa, ondan başka bunu senden kaldıracak yoktur. ve eğer sana bir hayır isterse, onun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. o, bağışlayandır, esirgeyendir.
108- de ki: "ey insanlar, şüphesiz size rabbinizden hak gelmiştir. kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi için hidayet bulmuştur. kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıştır. ben sizin üzerinizde bir vekil değilim."
109- sana vahyolunana uy ve allah hükmünü verinceye kadar sabret. o, hükmedenlerin en hayırlısıdır.
(bkz: yunus)
-rahman ve rahim olan allahın adıyla-
1- (bu,) müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza allahtan ve resûlü’nden kesin bir uyarıdır.
2- bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. ve bilin ki allahı aciz bırakacak değilsiniz. gerçekten allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.
3- ve büyük hacc (hacc-ı ekber) günü, allahtan ve resûlü’nden insanlara bir duyuru: kesin olarak allah, müşriklerden uzaktır, onun resûlü de… eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki allahı elbette aciz bırakacak değilsiniz. inkar edenleri acı bir azapla müjdele.
4- ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. şüphesiz, allah muttaki olanları sever.
5- haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun. eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. gerçekten allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
6- eğer müşriklerden biri, senden eman isterse, ona eman ver; öyle ki allahın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu güvenlik içinde olacağı yere ulaştır. bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.
7- mescid-i haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin allah katında ve resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. şüphesiz allah, muttaki olanları sever.
8- nasıl olabilir ki!.. eğer size karşı galip gelirlerse size karşı ne akrabalık bağlarını, ne de sözleşme hükümlerini gözetip-tanırlar. sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, kalpleri ise karşı koyar. onların çoğu fasık kimselerdir.
9- allahın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar, böylece onun yolunu engellediler. onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.
10- onlar (hiç) bir mümine karşı ne akrabalık bağlarını, ne de sözleşme hükümlerini gözetip tanırlar. işte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.
11- eğer onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
12- ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa, bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar.
13- yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? korkuyor musunuz onlardan? eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza allah daha layıktır.
14- onlarla çarpışınız. allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.
15- ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. allah dilediğinin tevbesini kabul eder. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
16- yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve allahtan ve resûlü’nden ve müminlerden başka sır-dostu edinmeyenleri allah bilip (ortaya) çıkarmadan bırakılıvereceğinizi mi sandınız? allah yaptıklarınızdan haberdardır.
17- şirk koşanların, kendi inkarlarına bizzat kendileri şahidler iken, allahın mescidlerini onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. işte bunlar, yaptıkları boşa gitmiş olanlardır. ve bunlar ateşte süresiz kalacak olanlardır.
18- allahın mescidlerini, yalnızca allaha ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve allahtan başkasından korkmayanlar onarabilir. işte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.
19- hacılara su dağıtmayı ve mescid-i haramı onarmayı, allaha ve ahiret gününe iman eden ve allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (bunlar) allah katında bir olmazlar. allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.
20- iman edenler, hicret edenler ve allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin allah katında büyük dereceleri vardır. işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.
21- rableri onlara katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler.
22- onda ebedi kalıcıdırlar. şüphesiz allah, büyük mükafat katında olandır.
23- ey iman edenler, eğer imana karşı inkarı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir.
24- de ki: "eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere allahtan, onun resûlü’nden ve onun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık allahın emri gelinceye kadar bekleyedurun. allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.
25- andolsun, allah birçok yerlerde ve huneyn gününde size yardım etti. hani çok sayıda oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı, fakat size bir şey de sağlayamamıştı. yer ise, bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonra arkanıza dönüp gerisin geri gitmiştiniz.
26- (bundan) sonra allah, elçisi ile müminlerin üzerine güven duygusu ve huzur indirdi, sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkar edenleri azaplandırdı. bu, inkarcıların cezasıdır.
27- bunun ardından allah, dilediği kimseden tevbesini kabul eder. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
28- ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık mescid-i harama yaklaşmasınlar. eğer ihtiyaç içinde kalmaktan korkarsanız, allah dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar. şüphesiz allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
29- kendilerine kitap verilenlerden, allaha ve ahiret gününe inanmayan, allahın ve resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (islamı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.
30- yahudiler: "üzeyir allahın oğludur" dediler; hıristiyanlar da: "mesih allahın oğludur" dediler. bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?
31- onlar, allahı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve meryem oğlu mesihi de. oysa onlar, tek olan bir ilaha ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. ondan başka ilah yoktur. o, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
32- ağızlarıyla allahın nurunu söndürmek istiyorlar. oysa kafirler istemese de allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.
33- müşrikler istemese de, o, dini (islamı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen odur.
34- ey iman edenler, gerçek şu ki, (yahudi) bilginlerinden ve (hıristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve allahın yolundan alıkoyarlar. altını ve gümüşü biriktirip de allah yolunda harcamayanlar... onlara acı bir azabı müjdele.
35- bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "işte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek).
36- gerçek şu ki, allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri allahın kitabında on ikidir. bunlardan dördü haram aylardır. işte dosdoğru olan hesab (din) budur. öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. ve bilin ki allah, takva sahipleriyle beraberdir.
37- (haram ayları) ertelemek ancak inkarda bir artıştır. bununla kafirler şaşırtılıp-saptırılır. allahın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. böylelikle allahın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. yaptıklarının kötülüğü kendilerine çekici ve süslü gösterilmiştir. allah, inkarcı bir topluluğa hidayet vermez.
38- ey iman edenler, ne oldu ki size, allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız? ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.
39- eğer savaşa kuşanıp-çıkmazsanız, o sizi pek acı bir azapla azaplandıracak ve yerinize bir başka topluluğu getirip değiştirecektir. siz ona hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. allah, herşeye güç yetirendir.
40- siz ona (peygambere) yardım etmezseniz, allah ona yardım etmiştir. hani kafirler ikiden biri olarak onu (mekkeden) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "hüzne kapılma, elbette allah bizimle beraberdir." böylece allah ona huzur ve güvenlik duygusunu indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. oysa allahın kelimesi, yüce olandır. allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
41- hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
42- eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. ama zorluk onlara uzak geldi. "eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana allah adına yemin edecekler. kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.
43- allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?
44- allaha ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. allah takva sahiplerini bilendir.
45- senden, yalnızca allaha ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister.
46- eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. ancak allah, (savaşa) gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(onlara) siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi.
47- sizinle birlikte çıksalardı, size kötülük ve zarardan başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. içinizde onlara haber taşıyanlar vardır. allah, zulmedenleri bilir.
48- andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve allahın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı.
49- onlardan bir kısmı: "bana izin ver ve beni fitneye katma" der. haberin olsun, onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. hiç şüphesiz cehennem, o inkar edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır.
50- sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler.
51- de ki: "allahın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. o bizim mevlamızdır. ve müminler yalnızca allaha tevekkül etmelidirler."
52- de ki: "siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? oysa biz de, allahın ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.
53- de ki: "isteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz."
54- infak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, allahı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
55- şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azaplandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister.
56- gerçekten sizden olduklarına dair allah adına yemin ederler. oysa onlar sizden değildirler. ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur.
57- eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.
58- onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.
59- eğer onlar, allahın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: "bize allah yeter; allah pek yakında bize fazlından verecek, onun elçisi de. biz gerçekten ancak allaha rağbet edenleriz" deselerdi (ya).
60- sadakalar, -allahtan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
61- içlerinden peygamberi incitenler ve: "o (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. de ki: "o sizin için bir hayır kulağıdır. allaha iman eder, müminlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. allahın elçisine eziyet edenler... onlar için acı bir azap vardır."
62- sizi hoşnut kılmak için allaha yemin ederler; oysa mümin iseler, hoşnut kılınmaya allah ve elçisi daha layıktır.
63- bilmiyorlar mı, kim allaha ve elçisine karşı koymaya çalışırsa, gerçekten onun için, onda ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? işte en büyük aşağılanma budur.
64- münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. de ki: "alay edin. şüphesiz, allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır."
65- onlara sorarsan, andolsun: "biz dalmış, oyalanıyorduk" derler. de ki: "allah ile, onun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?"
66- özür belirtmeyiniz. siz, imanınızdan sonra inkara saptınız. sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkar olmaları nedeniyle azaplandıracağız.
67- münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. onlar allahı unuttular; o da onları unuttu. şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
68- allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. bu, onlara yeter. allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.
69- sizden önceki (münafıklar ve kafirler) gibi. onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. işte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
70- onlara, kendilerinden öncekilerin; nuh, ad, semud kavminin, ibrahim kavminin, medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. demek ki allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
71- mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve allaha ve resûlü’ne itaat ederler. işte allahın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. şüphesiz, allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
72- allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. allahtan olan hoşnutluk ise en büyüktür. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
73- ey peygamber, kafirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!..
74- allaha and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve islamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini allahın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur.
75- onlardan kimi de: "andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız" diye allaha ahdetmiştir.
76- onlara kendi bol ihsanından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir.
77- böylece o da, allaha verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar, kalplerinde nifakı (sonuçta köklü bir duygu olarak) yerleşik kıldı.
78- onlar bilmiyorlar mı ki, elbette allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. gerçekten allah, gaybın bilgisine sahip olandır.
79- sadakalar konusunda, müminlerden ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden (cehdlerinden) başkasını bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; allah (asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir azap vardır.
80- sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, allah onları kesinlikle bağışlamaz. bu, gerçekten onların allaha ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.
81- allahın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. de ki: "cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." bir kavrayıp-anlasalardı.
82- öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.
83- bundan böyle, allah seni onlardan bir topluluğun yanına döndürür de, (yine savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "kesin olarak benimle hiçbir zaman (savaşa) çıkamazsınız ve kesin olarak benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız. çünkü siz oturmayı ilk defa hoş gördünüz; öyleyse geride kalanlarla birlikte oturun."
84- onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. çünkü onlar, allaha ve elçisine (karşı) inkara saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler.
85- onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor.
86- "allaha iman edin, onun elçisi ile cihad etmeye çıkın" diye bir sûre indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: "bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım" dediler.
87- (savaştan) geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler. onların kalpleri mühürlenmiştir. bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.
88- ama resul ve onunla birlikte olan müminler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır.
89- allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
90- bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. allaha ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı. onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir.
91- allaha ve elçisine karşı içten bağlı kalıp hayra çağıranlar oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. iyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
92- bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.
93- yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa çıkmamak için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı seçerler. allah, onların kalplerini mühürlemiştir. bundan dolayı onlar, bilmezler.
94- onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. de ki: "özür belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz. allah bize, durumunuzu haber vermiştir. yaptıklarınızı allah görecektir, onun elçisi de. sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilene döndürüleceksiniz ve o, yaptıklarınızı size haber verecektir."
95- onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için allaha and içecekler. artık siz onlara sırt çevirin. onlar gerçekten pistirler. kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir.
96- kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler. siz onlardan hoşnut olsanız bile şüphesiz allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.
97- bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir. allahın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha yatkın ve elverişlidir. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
98- bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. kötü felaket onları sarsın. allah işitendir, bilendir.
99- bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar allaha ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. haberiniz olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. allah da onları kendi rahmetine sokacaktır. şüphesiz allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
100- öne geçen muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle uyanlar; allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da ondan hoşnut olmuşlardır ve (allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
101- çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. biz onları iki kere azaplandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler.
102- diğerleri günahlarını itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır. umulur ki allah tevbelerini kabul eder. hiç şüphesiz allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
103- onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. onlara dua et. doğrusu, senin duan, onlar için bir sükûnet ve huzurdur. allah işitendir, bilendir.
104- onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak olan odur. şüphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen odur.
105- de ki: "yapıp-edin. allah sizin yapıp-ettiklerinizi (amellerinizi) görecektir. onun elçisi ve müminler de. yakında gaybı ve müşahede edilebileni bilene döndürüleceksiniz ve o, size yaptıklarınızı haber verecektir."
106- diğer bir kısmı, allahın emri için ertelenmişlerdir. o, bunları, ya azaplandıracak veya tevbelerini kabul edecektir. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
107- zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), müminlerin arasını ayırmak ve daha önce allaha ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
108- sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiçbir zaman durma. daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha uygundur. onda, arınmayı içten-arzulayan adamlar vardır. allah arınanları sever.
109- binasının temelini, allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.
110- onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
111- hiç şüphesiz allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. onlar allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) tevratta, incilde ve kuranda onun üzerine gerçek olan bir vaaddir. allahtan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
112- tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (islam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve allahın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) müminleri müjdele.
113- kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.
114- ibrahimin babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. kendisine, onun gerçekten allaha düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. doğrusu ibrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.
115- bir topluluğa allah, hidayet verdikten sonra, korkup-sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. şüphesiz allah, herşeyi bilendir.
116- gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü allahındır; diriltir ve öldürür. sizin allahtan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.
117- andolsun allah, peygamberin, muhacirlerin ve ensarın üzerine tevbe ihsan etti. ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi neredeyse kaymak üzereyken- ona güçlük saatinde tabi oldular. sonra onların tevbelerini kabul etti. çünkü o, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok esirgeyicidir.
118- (savaştan) geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve onun dışında (yine) allahtan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. şüphesiz allah, (yalnızca) o, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
119- ey iman edenler, allahtan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.
120- medine halkına ve çevresindeki bedevilere, allah’ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. bu, gerçekten onların allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, dayanılmaz bir açlık (çekmeleri), kafirleri kin ve öfkeyle ayaklandıracak bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. şüphesiz allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
121- küçük, büyük infak ettikleri her nafaka ve (allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka allahın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır.
122- müminlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.
123- ey iman edenler, inkar edenlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde bir güç ve caydırıcılık görsünler. ve bilin ki gerçekten allah takva sahipleriyle beraberdir.
124- bir sûre indirildiğinde onlardan bazısı: "bu, hanginizin imanını arttırdı?" der. ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.
125- kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.
126- görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.
127- bir sûre indirildiğinde, bazısı bazısına bakar (ve): "sizi bir kimse görüyor mu?" (der.) sonra sırt çevirir giderler. gerçekten onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, allah onların kalplerini çevirmiştir.
128- andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz o’nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.
129- eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "bana allah yeter. ondan başka ilah yoktur. ben ona tevekkül ettim ve büyük arşın rabbi odur."
1- (bu,) müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza allahtan ve resûlü’nden kesin bir uyarıdır.
2- bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. ve bilin ki allahı aciz bırakacak değilsiniz. gerçekten allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.
3- ve büyük hacc (hacc-ı ekber) günü, allahtan ve resûlü’nden insanlara bir duyuru: kesin olarak allah, müşriklerden uzaktır, onun resûlü de… eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki allahı elbette aciz bırakacak değilsiniz. inkar edenleri acı bir azapla müjdele.
4- ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. şüphesiz, allah muttaki olanları sever.
5- haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun. eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. gerçekten allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
6- eğer müşriklerden biri, senden eman isterse, ona eman ver; öyle ki allahın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu güvenlik içinde olacağı yere ulaştır. bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.
7- mescid-i haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin allah katında ve resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. şüphesiz allah, muttaki olanları sever.
8- nasıl olabilir ki!.. eğer size karşı galip gelirlerse size karşı ne akrabalık bağlarını, ne de sözleşme hükümlerini gözetip-tanırlar. sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, kalpleri ise karşı koyar. onların çoğu fasık kimselerdir.
9- allahın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar, böylece onun yolunu engellediler. onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.
10- onlar (hiç) bir mümine karşı ne akrabalık bağlarını, ne de sözleşme hükümlerini gözetip tanırlar. işte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.
11- eğer onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
12- ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa, bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar.
13- yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? korkuyor musunuz onlardan? eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza allah daha layıktır.
14- onlarla çarpışınız. allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.
15- ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. allah dilediğinin tevbesini kabul eder. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
16- yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve allahtan ve resûlü’nden ve müminlerden başka sır-dostu edinmeyenleri allah bilip (ortaya) çıkarmadan bırakılıvereceğinizi mi sandınız? allah yaptıklarınızdan haberdardır.
17- şirk koşanların, kendi inkarlarına bizzat kendileri şahidler iken, allahın mescidlerini onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. işte bunlar, yaptıkları boşa gitmiş olanlardır. ve bunlar ateşte süresiz kalacak olanlardır.
18- allahın mescidlerini, yalnızca allaha ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve allahtan başkasından korkmayanlar onarabilir. işte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.
19- hacılara su dağıtmayı ve mescid-i haramı onarmayı, allaha ve ahiret gününe iman eden ve allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (bunlar) allah katında bir olmazlar. allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.
20- iman edenler, hicret edenler ve allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin allah katında büyük dereceleri vardır. işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.
21- rableri onlara katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler.
22- onda ebedi kalıcıdırlar. şüphesiz allah, büyük mükafat katında olandır.
23- ey iman edenler, eğer imana karşı inkarı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir.
24- de ki: "eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere allahtan, onun resûlü’nden ve onun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık allahın emri gelinceye kadar bekleyedurun. allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.
25- andolsun, allah birçok yerlerde ve huneyn gününde size yardım etti. hani çok sayıda oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı, fakat size bir şey de sağlayamamıştı. yer ise, bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonra arkanıza dönüp gerisin geri gitmiştiniz.
26- (bundan) sonra allah, elçisi ile müminlerin üzerine güven duygusu ve huzur indirdi, sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkar edenleri azaplandırdı. bu, inkarcıların cezasıdır.
27- bunun ardından allah, dilediği kimseden tevbesini kabul eder. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
28- ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık mescid-i harama yaklaşmasınlar. eğer ihtiyaç içinde kalmaktan korkarsanız, allah dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar. şüphesiz allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
29- kendilerine kitap verilenlerden, allaha ve ahiret gününe inanmayan, allahın ve resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (islamı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.
30- yahudiler: "üzeyir allahın oğludur" dediler; hıristiyanlar da: "mesih allahın oğludur" dediler. bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?
31- onlar, allahı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve meryem oğlu mesihi de. oysa onlar, tek olan bir ilaha ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. ondan başka ilah yoktur. o, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
32- ağızlarıyla allahın nurunu söndürmek istiyorlar. oysa kafirler istemese de allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.
33- müşrikler istemese de, o, dini (islamı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen odur.
34- ey iman edenler, gerçek şu ki, (yahudi) bilginlerinden ve (hıristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve allahın yolundan alıkoyarlar. altını ve gümüşü biriktirip de allah yolunda harcamayanlar... onlara acı bir azabı müjdele.
35- bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "işte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek).
36- gerçek şu ki, allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri allahın kitabında on ikidir. bunlardan dördü haram aylardır. işte dosdoğru olan hesab (din) budur. öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. ve bilin ki allah, takva sahipleriyle beraberdir.
37- (haram ayları) ertelemek ancak inkarda bir artıştır. bununla kafirler şaşırtılıp-saptırılır. allahın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. böylelikle allahın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. yaptıklarının kötülüğü kendilerine çekici ve süslü gösterilmiştir. allah, inkarcı bir topluluğa hidayet vermez.
38- ey iman edenler, ne oldu ki size, allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız? ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.
39- eğer savaşa kuşanıp-çıkmazsanız, o sizi pek acı bir azapla azaplandıracak ve yerinize bir başka topluluğu getirip değiştirecektir. siz ona hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. allah, herşeye güç yetirendir.
40- siz ona (peygambere) yardım etmezseniz, allah ona yardım etmiştir. hani kafirler ikiden biri olarak onu (mekkeden) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "hüzne kapılma, elbette allah bizimle beraberdir." böylece allah ona huzur ve güvenlik duygusunu indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. oysa allahın kelimesi, yüce olandır. allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
41- hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
42- eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. ama zorluk onlara uzak geldi. "eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana allah adına yemin edecekler. kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.
43- allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?
44- allaha ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. allah takva sahiplerini bilendir.
45- senden, yalnızca allaha ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister.
46- eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. ancak allah, (savaşa) gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(onlara) siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi.
47- sizinle birlikte çıksalardı, size kötülük ve zarardan başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. içinizde onlara haber taşıyanlar vardır. allah, zulmedenleri bilir.
48- andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve allahın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı.
49- onlardan bir kısmı: "bana izin ver ve beni fitneye katma" der. haberin olsun, onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. hiç şüphesiz cehennem, o inkar edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır.
50- sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler.
51- de ki: "allahın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. o bizim mevlamızdır. ve müminler yalnızca allaha tevekkül etmelidirler."
52- de ki: "siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? oysa biz de, allahın ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.
53- de ki: "isteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz."
54- infak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, allahı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
55- şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azaplandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister.
56- gerçekten sizden olduklarına dair allah adına yemin ederler. oysa onlar sizden değildirler. ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur.
57- eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.
58- onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.
59- eğer onlar, allahın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: "bize allah yeter; allah pek yakında bize fazlından verecek, onun elçisi de. biz gerçekten ancak allaha rağbet edenleriz" deselerdi (ya).
60- sadakalar, -allahtan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
61- içlerinden peygamberi incitenler ve: "o (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. de ki: "o sizin için bir hayır kulağıdır. allaha iman eder, müminlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. allahın elçisine eziyet edenler... onlar için acı bir azap vardır."
62- sizi hoşnut kılmak için allaha yemin ederler; oysa mümin iseler, hoşnut kılınmaya allah ve elçisi daha layıktır.
63- bilmiyorlar mı, kim allaha ve elçisine karşı koymaya çalışırsa, gerçekten onun için, onda ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? işte en büyük aşağılanma budur.
64- münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. de ki: "alay edin. şüphesiz, allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır."
65- onlara sorarsan, andolsun: "biz dalmış, oyalanıyorduk" derler. de ki: "allah ile, onun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?"
66- özür belirtmeyiniz. siz, imanınızdan sonra inkara saptınız. sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkar olmaları nedeniyle azaplandıracağız.
67- münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. onlar allahı unuttular; o da onları unuttu. şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
68- allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. bu, onlara yeter. allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.
69- sizden önceki (münafıklar ve kafirler) gibi. onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. işte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
70- onlara, kendilerinden öncekilerin; nuh, ad, semud kavminin, ibrahim kavminin, medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. demek ki allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
71- mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve allaha ve resûlü’ne itaat ederler. işte allahın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. şüphesiz, allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
72- allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. allahtan olan hoşnutluk ise en büyüktür. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
73- ey peygamber, kafirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!..
74- allaha and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve islamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini allahın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur.
75- onlardan kimi de: "andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız" diye allaha ahdetmiştir.
76- onlara kendi bol ihsanından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir.
77- böylece o da, allaha verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar, kalplerinde nifakı (sonuçta köklü bir duygu olarak) yerleşik kıldı.
78- onlar bilmiyorlar mı ki, elbette allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. gerçekten allah, gaybın bilgisine sahip olandır.
79- sadakalar konusunda, müminlerden ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden (cehdlerinden) başkasını bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; allah (asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir azap vardır.
80- sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, allah onları kesinlikle bağışlamaz. bu, gerçekten onların allaha ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.
81- allahın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. de ki: "cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." bir kavrayıp-anlasalardı.
82- öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.
83- bundan böyle, allah seni onlardan bir topluluğun yanına döndürür de, (yine savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "kesin olarak benimle hiçbir zaman (savaşa) çıkamazsınız ve kesin olarak benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız. çünkü siz oturmayı ilk defa hoş gördünüz; öyleyse geride kalanlarla birlikte oturun."
84- onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. çünkü onlar, allaha ve elçisine (karşı) inkara saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler.
85- onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor.
86- "allaha iman edin, onun elçisi ile cihad etmeye çıkın" diye bir sûre indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: "bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım" dediler.
87- (savaştan) geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler. onların kalpleri mühürlenmiştir. bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.
88- ama resul ve onunla birlikte olan müminler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır.
89- allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
90- bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. allaha ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı. onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir.
91- allaha ve elçisine karşı içten bağlı kalıp hayra çağıranlar oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. iyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
92- bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.
93- yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa çıkmamak için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı seçerler. allah, onların kalplerini mühürlemiştir. bundan dolayı onlar, bilmezler.
94- onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. de ki: "özür belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz. allah bize, durumunuzu haber vermiştir. yaptıklarınızı allah görecektir, onun elçisi de. sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilene döndürüleceksiniz ve o, yaptıklarınızı size haber verecektir."
95- onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için allaha and içecekler. artık siz onlara sırt çevirin. onlar gerçekten pistirler. kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir.
96- kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler. siz onlardan hoşnut olsanız bile şüphesiz allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.
97- bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir. allahın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha yatkın ve elverişlidir. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
98- bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. kötü felaket onları sarsın. allah işitendir, bilendir.
99- bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar allaha ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. haberiniz olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. allah da onları kendi rahmetine sokacaktır. şüphesiz allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
100- öne geçen muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle uyanlar; allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da ondan hoşnut olmuşlardır ve (allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
101- çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. biz onları iki kere azaplandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler.
102- diğerleri günahlarını itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır. umulur ki allah tevbelerini kabul eder. hiç şüphesiz allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
103- onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. onlara dua et. doğrusu, senin duan, onlar için bir sükûnet ve huzurdur. allah işitendir, bilendir.
104- onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak olan odur. şüphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen odur.
105- de ki: "yapıp-edin. allah sizin yapıp-ettiklerinizi (amellerinizi) görecektir. onun elçisi ve müminler de. yakında gaybı ve müşahede edilebileni bilene döndürüleceksiniz ve o, size yaptıklarınızı haber verecektir."
106- diğer bir kısmı, allahın emri için ertelenmişlerdir. o, bunları, ya azaplandıracak veya tevbelerini kabul edecektir. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
107- zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), müminlerin arasını ayırmak ve daha önce allaha ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
108- sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiçbir zaman durma. daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha uygundur. onda, arınmayı içten-arzulayan adamlar vardır. allah arınanları sever.
109- binasının temelini, allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.
110- onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
111- hiç şüphesiz allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. onlar allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) tevratta, incilde ve kuranda onun üzerine gerçek olan bir vaaddir. allahtan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
112- tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (islam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve allahın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) müminleri müjdele.
113- kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.
114- ibrahimin babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. kendisine, onun gerçekten allaha düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. doğrusu ibrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.
115- bir topluluğa allah, hidayet verdikten sonra, korkup-sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. şüphesiz allah, herşeyi bilendir.
116- gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü allahındır; diriltir ve öldürür. sizin allahtan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.
117- andolsun allah, peygamberin, muhacirlerin ve ensarın üzerine tevbe ihsan etti. ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi neredeyse kaymak üzereyken- ona güçlük saatinde tabi oldular. sonra onların tevbelerini kabul etti. çünkü o, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok esirgeyicidir.
118- (savaştan) geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve onun dışında (yine) allahtan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. şüphesiz allah, (yalnızca) o, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
119- ey iman edenler, allahtan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.
120- medine halkına ve çevresindeki bedevilere, allah’ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. bu, gerçekten onların allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, dayanılmaz bir açlık (çekmeleri), kafirleri kin ve öfkeyle ayaklandıracak bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. şüphesiz allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
121- küçük, büyük infak ettikleri her nafaka ve (allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka allahın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır.
122- müminlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.
123- ey iman edenler, inkar edenlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde bir güç ve caydırıcılık görsünler. ve bilin ki gerçekten allah takva sahipleriyle beraberdir.
124- bir sûre indirildiğinde onlardan bazısı: "bu, hanginizin imanını arttırdı?" der. ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.
125- kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.
126- görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.
127- bir sûre indirildiğinde, bazısı bazısına bakar (ve): "sizi bir kimse görüyor mu?" (der.) sonra sırt çevirir giderler. gerçekten onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, allah onların kalplerini çevirmiştir.
128- andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz o’nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.
129- eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "bana allah yeter. ondan başka ilah yoktur. ben ona tevekkül ettim ve büyük arşın rabbi odur."
günümüz mali şartlarının zorluklarında, turkcell super ligde başarılı olması oldukça zor olan futbol kulübüdür. bu bakımdan, mecburen şu sınıflamaya girecek:
(bkz: asansör takım)
gene de hayırlı olsun tabii hemşehrilerine...
(bkz: asansör takım)
gene de hayırlı olsun tabii hemşehrilerine...
ing.: kırbaç.
animalia > eumetazoa > radiata > cnidaria > hydrozoa > hydroida
hidralar (hydrozoa) sınıfından bir takım. iyi gelişmiş polip formları vardır. bazılarında medüz formları da görülür. sınıfa ait türlerin büyük çoğunluğu bu takımda toplanır.
dört alt takıma ayrılır:
- limnomedusae
- anthomedusae
- leptomedusa
- chondrophora
http://www.cilginbiyologlar.com/forum/viewthread.php?thread_id=5854
hidralar (hydrozoa) sınıfından bir takım. iyi gelişmiş polip formları vardır. bazılarında medüz formları da görülür. sınıfa ait türlerin büyük çoğunluğu bu takımda toplanır.
dört alt takıma ayrılır:
- limnomedusae
- anthomedusae
- leptomedusa
- chondrophora
http://www.cilginbiyologlar.com/forum/viewthread.php?thread_id=5854
animalia > eumetazoa > radiata > cnidaria > hydrozoa > trachylina > aglaura
hydrozoa sınıfının trachylina takımına ait bir denizanası cinsi.
hydrozoa sınıfının trachylina takımına ait bir denizanası cinsi.
animalia > eumetazoa > radiata > cnidaria > hydrozoa > trachylina > liriope
hydrozoa sınıfının trachylina takımına ait bir denizanası cinsi.
hydrozoa sınıfının trachylina takımına ait bir denizanası cinsi.
(bkz: denizanası)
animalia > eumetazoa > radiata > cnidaria > hydrozoa > trachylina
hidralardan (hydrozoa) bir takım. yalnız medüz formları vardır. medüzleri actinula larvasının direkt gelişmesinden meydana gelir. sınıfın en ilkel formlarını içine alır. ()
iki cinse sahiptir:
- liriope
- aglaura
hidralardan (hydrozoa) bir takım. yalnız medüz formları vardır. medüzleri actinula larvasının direkt gelişmesinden meydana gelir. sınıfın en ilkel formlarını içine alır. ()
iki cinse sahiptir:
- liriope
- aglaura
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?