keşke erken hazırlanmış 1 nisan sürprizi olsa da yeni bir işgenceden kurtulsak şeklinde düşündüren oluşumdur.
(bkz: kurtlar vadisi terör)
antalya ilinde bulunan antik kent.
erymna, pamfilya ya da pisidyada, aksekinin 18 km batısındadır. yeri, hem isminin sürekliliği (hierokles ve notitiaedeki orymna), hem de burada bulunan bir yazıt tarafından ispatlanmıştır.
erymnanın daha önceki zamanlarda strabo (570)nun bahsettiği katenneis kabilesinin bir üyesi olmuş olduğu sanılıyor. daha sonra normal yunan yapısına sahip bağımsız bir şehir haline gelmiş, ancak hiçbir zaman kendi parasını basmamıştı.
mevcut kalıntılar çok sınırlıdır. akropol tepesi sivridir, ancak yüksek değildir; eteklerinde çok büyük taşlardan inşa edilmiş sütunlu bir binanın temelleri vardır. bunun dışında köyde sadece bir lahit ile buranın kimliğini saptayan yazıtı da içeren çeşitli mimari taşlar vardır.
erymna, pamfilya ya da pisidyada, aksekinin 18 km batısındadır. yeri, hem isminin sürekliliği (hierokles ve notitiaedeki orymna), hem de burada bulunan bir yazıt tarafından ispatlanmıştır.
erymnanın daha önceki zamanlarda strabo (570)nun bahsettiği katenneis kabilesinin bir üyesi olmuş olduğu sanılıyor. daha sonra normal yunan yapısına sahip bağımsız bir şehir haline gelmiş, ancak hiçbir zaman kendi parasını basmamıştı.
mevcut kalıntılar çok sınırlıdır. akropol tepesi sivridir, ancak yüksek değildir; eteklerinde çok büyük taşlardan inşa edilmiş sütunlu bir binanın temelleri vardır. bunun dışında köyde sadece bir lahit ile buranın kimliğini saptayan yazıtı da içeren çeşitli mimari taşlar vardır.
marmaris yakınlarındaki antik kent.
cedrai - marmaris çizgisinin batısında kalan bölgede, antik çağda rodosa bağlı iki önemli kasaba bulunmaktadır. yerleşim alanını çeviren berkitme sur oldukça iyi durumdadır. kıyıda ise, boraj kesme taş duvarı tarzı ile örülen antik iskelenin bir uzantısı ile karşılaşılır.
cedrai - marmaris çizgisinin batısında kalan bölgede, antik çağda rodosa bağlı iki önemli kasaba bulunmaktadır. yerleşim alanını çeviren berkitme sur oldukça iyi durumdadır. kıyıda ise, boraj kesme taş duvarı tarzı ile örülen antik iskelenin bir uzantısı ile karşılaşılır.
kimi bireylere "oh ne güzel havalar da sıcacık" dedirtebilmiş olan hadisedir. ne desem bilemiyorum bunun üzerine.
(bkz: dnr)
bir takım gereksiz dostlarımın gazı ile izlemek zorunda kaldığım, filmin sonunda "keşke bileti alırken üstüme yıldırım düşseydi" demek zorunda kaldığım ilginç şey.
sayın! devlet bahceli nin "hepimiz ermeniyiz, hepimiz hrantız" sloganına karşı oluşturduğu karşı slogandır. geçmişte buna benzer ne mozayigi lan şeklinde başka bir söylem daha olmuştur aynı çizgi içerisinde. sanırım değişen pek bir şey olmamış geçen zaman içerisinde.
benim en buyuk kudretim
senin sahiden sehrimde oldugunu bilmek
hatta su an islak sehrimde geceliginle balkondasin
bende dokunmaya calisiyorum ince parmakli ellerine
kaldir opulesi alnini ve bak bana
yoroz degil kararan
yuzumde isigindan ayrilmanin kederi
birazda iste geldik gidiyoruz un huznu var
ama gordunmu gulum
bir tek gozlerim degismedi...yine
bir tek gozlerim
senin sahiden sehrimde oldugunu bilmek
hatta su an islak sehrimde geceliginle balkondasin
bende dokunmaya calisiyorum ince parmakli ellerine
kaldir opulesi alnini ve bak bana
yoroz degil kararan
yuzumde isigindan ayrilmanin kederi
birazda iste geldik gidiyoruz un huznu var
ama gordunmu gulum
bir tek gozlerim degismedi...yine
bir tek gozlerim
aydın ilinin sultanhisar ilçesi sınırlarında yer alan bir antik kenttir.
sultanhisar ilçesi sınırları içindeki karia kentlerindendir. kent ile ilgili en önemli bilgileri yaşamının büyük bölümünü nysada geçiren strabondan alınmaktadır. ünlü coğrafyacı strabon, devrin en önemli eğitim merkezlerinden biri nysada eğitim görmüştür.
strabon, kentin iki bölümden oluştuğunu anlatmaktadır. şehri ikiye bölen sel yatağının batısında gymnasion yer almaktadır. kuzeyde bizans yapı kalıntısı ve kütüphane yer almaktadır. kütüphanenin kuzeyinde ise sahne binasında görülen kabartmalarıyla ayrı bir öneme sahip olan tiyatro bulunmaktadır. sel yatağının doğusunda ise odeon ve bouleuterion yer alıyor. şehrin nekropolü batıda ufak bir yerleşme yeri olan akharaka yolu üzerinde bulunmaktadır.
sultanhisar ilçesi sınırları içindeki karia kentlerindendir. kent ile ilgili en önemli bilgileri yaşamının büyük bölümünü nysada geçiren strabondan alınmaktadır. ünlü coğrafyacı strabon, devrin en önemli eğitim merkezlerinden biri nysada eğitim görmüştür.
strabon, kentin iki bölümden oluştuğunu anlatmaktadır. şehri ikiye bölen sel yatağının batısında gymnasion yer almaktadır. kuzeyde bizans yapı kalıntısı ve kütüphane yer almaktadır. kütüphanenin kuzeyinde ise sahne binasında görülen kabartmalarıyla ayrı bir öneme sahip olan tiyatro bulunmaktadır. sel yatağının doğusunda ise odeon ve bouleuterion yer alıyor. şehrin nekropolü batıda ufak bir yerleşme yeri olan akharaka yolu üzerinde bulunmaktadır.
aydın ili sınırları içinde, dilek yarımadası nda bulunan samsun dağı nın (eski adıyla mykale) denize bakan kuzey yamacında bulunan ve m.ö. 8. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlandığı bilinen, poseidon helikoniosa adanmış bir iyon tapınağıdır. tarihi önemi, pers imparatorluğu nun lidya krallığı nı yıkması ve anadolu yu tamamiyle işgalinden sonra 12 iyon kenti arasında direnişi örgütlemek amacıyla oluşturulan siyasi ittifakın toplanma yeri ve bu ittifaka ismini veren (panionion birliği) sit olmasından ileri gelmektedir. dini ve siyasi içeriği yanısıra düzenli bir festival şeklini de alan panionion toplantıları, panionia festivali, bu festival çerçevesinde düzenlenen oyunlar panegyrikos adı altında anılmaktaydı.
tapınak iyonya kentlerinden olan ve samsun dağının iç bölgeye bakan yamacından 5 km. mesafede bulunan priene kentinin denetimindeydi. yönetimi ve burada toplanıldığında başkanlık priene kenti temsilcilerince sağlanmaktaydı.
pers idaresi altında panoniondaki dini faaliyetlerin sekteye uğradığı bilinmektedir. m.ö. 5. yüzyılın sonlarında yazan thusidides iyonyalıların bu dönemde festivallerini efeste düzenlediklerini belirtmekte, diodorus da bölgedeki sürekli çatışma ortamı nedeniyle panionia festivalinin efese taşındığı bilgisini doğrulamaktadır. büyük iskender zamanında oyunlar ve festival yeniden panioniona dönmüş, ve önemleri giderek azalsa da varlıklarını roma imparatorluğu dönemine kadar sürdürmüşlerdir.
tapınak iyonya kentlerinden olan ve samsun dağının iç bölgeye bakan yamacından 5 km. mesafede bulunan priene kentinin denetimindeydi. yönetimi ve burada toplanıldığında başkanlık priene kenti temsilcilerince sağlanmaktaydı.
pers idaresi altında panoniondaki dini faaliyetlerin sekteye uğradığı bilinmektedir. m.ö. 5. yüzyılın sonlarında yazan thusidides iyonyalıların bu dönemde festivallerini efeste düzenlediklerini belirtmekte, diodorus da bölgedeki sürekli çatışma ortamı nedeniyle panionia festivalinin efese taşındığı bilgisini doğrulamaktadır. büyük iskender zamanında oyunlar ve festival yeniden panioniona dönmüş, ve önemleri giderek azalsa da varlıklarını roma imparatorluğu dönemine kadar sürdürmüşlerdir.
tez zamanda batması için bir takım manevi baskılar yaptığım oluşumdur.
antalya il sınırları alanya ilçesi yakınlarındaki antik kent.
colybrassus, alanyanın 30 kilometre kadar kuzeybatısında ve toroslarda roma döneminden kalma bir kenttir. çevreye dağılmış durumdaki çok sayıda yazıt, kent tarihine ilişkin önemli bilgiler içermekle birlikte ayrıntılar henüz gün ışığına çıkmamıştır. günümüze kadar ayakta kalan kalıntılar arasında köşe başlığı ion tarzında tapınak, nekropoldeki lahitler ve bir kayaya oyulmuş mezar sayılabilir. kaya mezarın cephesi anıtsal bir görüntüdedir. tek mekandan oluşan mezar odasına 18 basamaklı bir merdivenle çıkılır ve girişin üstü basık kemer şeklinde yontularak içi medusa başı ile süslenmiştir. kemerin iki yanı ise kartal motiflidir. kentte ayrıca odeon, kuleli kent duvarları, eksedra, konut kalıntılarından örnekler görülebilir.
colybrassus, alanyanın 30 kilometre kadar kuzeybatısında ve toroslarda roma döneminden kalma bir kenttir. çevreye dağılmış durumdaki çok sayıda yazıt, kent tarihine ilişkin önemli bilgiler içermekle birlikte ayrıntılar henüz gün ışığına çıkmamıştır. günümüze kadar ayakta kalan kalıntılar arasında köşe başlığı ion tarzında tapınak, nekropoldeki lahitler ve bir kayaya oyulmuş mezar sayılabilir. kaya mezarın cephesi anıtsal bir görüntüdedir. tek mekandan oluşan mezar odasına 18 basamaklı bir merdivenle çıkılır ve girişin üstü basık kemer şeklinde yontularak içi medusa başı ile süslenmiştir. kemerin iki yanı ise kartal motiflidir. kentte ayrıca odeon, kuleli kent duvarları, eksedra, konut kalıntılarından örnekler görülebilir.
bugün "orhan pamuk akilli olsun" derim yarın nasıl olsa "türkiye seninle gurur duyuyor" eşliğinde çıkarım mesajını veren şey! çemkirmesidir.
japon kılıcının dövülmesi saatler ya da günler alan ve kutsal sanat olarak görülen bir işlemdir. tek bir zanaatkâr işinden ziyade, karmaşık hünerler gerektiren farklı sanatçıların yer aldığı bir süreçtir. bu süreçte; kaba şekli döken bir demirci, katlama işini yapan genellikle ikinci bir demirci (çırak), uzman bir parlatıcı ve hatta kenar için ayrı bir uzman yer alırdı. genellikle kın, kabza ve el siperi (suba) uzmanları da işin içine dahil olurdu. imalat aşamasının en ünlü kısmı çeliğin katlanmasıdır. çelik defalarca katlanır, bükülür ve çekiçle düzleştirilirdi. bu işlemler aşağıdakileri sağlar:
metal içerisindeki hava kabarcıklarını yok eder.
metalin bütünleşmesini sağlar, karbon gibi elementlerin yayılmasını sağlayarak efektif dayanıklılığı artırır ve potansiyel zayıf noktaları azaltır.
oluşturulan katlarda, devamlı olarak yüzeye dekarbonize işlemi uygulanıp üst kısmı bıçağın içine geçirerek bıçağın eşsiz ve güzel damarlı yüzeyi elde edilir. genel inanışın aksine katlı yapının, çeliğin mekanik özelliklerini artırdığı tamamen yanlıştır. katlar kaynak noktası gibi etki ederek sadece kılıcın bütünlüğünü zayıflatır.
saf olmayan maddeleri yakarak japon çeliğinin düşük kalitesini artırır, kılıcı saflaştırır ve güçlendirir.
genel inanışın aksine sürekli katlama “süper-güçlü” bir bıçak yaratmaz. saf olmayan maddeler yakıldıktan ve karbon içerik homojen hale getirildikten sonra uygulanan katlama işlemi çok az fayda sağlar ve karbonun azar azar yanmasına neden olur. sonuçta, kenarı daha az tutacak yumuşak bir çelik ortaya çıkar. kat sayısı kılıçtan kılıca değişiklik gösterir. bir düzine kattan daha azına nadir rastlanır ve iki düzineden çok kata sahip otantik kılıçlar tamamen meçhuldür. 12 katlı bir bıçak başlangıçta 4.000’den fazla tabakaya sahip olacaktır. 20 kat ise bir milyondan fazla tabakaya sahip bir bıçak oluşturacaktır. bundan daha fazlası bıçağın moleküler yapısı nedeniyle gereksizdir. hatta bu noktadan önce, daha fazla kat, daha iyi bir kılıç manasına gelmez. karbonun kontrol edilmesinin bıçağın işlevselliği üzerinde büyük etkisi vardır. böylece en iyi sonuçlar genellikle 8-10 kat ile elde edilir.
genellikle kılıçlar, tahta kalastaki gibi damarlar (hada) görünecek şekilde imal edilirdi. düz damarlara masame-hada, tahtaya benzer damarlara itame, budağa benzer damarlara mokume ve eşmerkezli dalgalı damarlara ayasugi-hada denilirdi. üç normal damar (masame, itame ve mokume) arasındaki fark, ağacın büyüme yönüne kesit (mokume), açılı kesit (itame) ve damar boyunca kesit (masame) şeklindedir. en güçlü, güvenilir ve en yüksek kaliteye sahip kılıçlar mino, özellikle de magoroku kanemoto geleneğine göre yapılanlardı. bizen geleneği mokume üzerinde uzmanlaşmıştı. yamato geleneğindeki bazı okullar ise güçlü savaşçıların silahları üzerinde uzmanlaşmış olarak bilinirdi.
japon kılıcının en temel felsefesi tek bir keskin yüze sahip olmasıdır. bu, bıçağın sırtının, keskin kenarı desteklemek için kullanılabileceği anlamına gelir ve japonlar bu gerçeğin avantajlarını tüm yönleriyle kullanmıştır. metal avrupa metodunda soğutulmaz. çeliğin esnekliği ve sağlamlığı ısı derecesine, ne kadar ısıtıldığına ve ne kadar sürede soğutulduğuna bağlı olarak değişir. çelik yüksek bir sıcaklıktan hızlı bir şekilde soğutulursa daha sert ve kırılgan olan martensit hâlini alır. daha düşük sıcaklıktan yavaş yavaş soğutulursa daha yumuşak ve esnek olan perlit halini alır. soğumayı kontrol altına almak için kılıç ısıtılır ve yapışkan kil ile kaplanır. kenar kısmındaki ince bir tabakanın hızlı ancak çeliği çatlatmayacak kadar da yavaş soğuması sağlanır (kılıcın kenarının son derece sert martensit olmasını sağlar). kılıcın geri kalan kısmındaki kalın kil tabakası ise kılıcın yeteri kadar esnek olmasına izin veren daha yumuşak bir çelik için yavaş soğumayı sağlar (sırt ve orta kısmın perlit olmasını sağlar). uygulama bittiğinde kılıç soğur ve doğru sertliğe sahip olur.
zamanla japonlar değişik tip çelikleri kılıcın değişik kısımlarında kullanmaya başlamıştır. örnekler aşağıda gösterilmiştir:
metal içerisindeki hava kabarcıklarını yok eder.
metalin bütünleşmesini sağlar, karbon gibi elementlerin yayılmasını sağlayarak efektif dayanıklılığı artırır ve potansiyel zayıf noktaları azaltır.
oluşturulan katlarda, devamlı olarak yüzeye dekarbonize işlemi uygulanıp üst kısmı bıçağın içine geçirerek bıçağın eşsiz ve güzel damarlı yüzeyi elde edilir. genel inanışın aksine katlı yapının, çeliğin mekanik özelliklerini artırdığı tamamen yanlıştır. katlar kaynak noktası gibi etki ederek sadece kılıcın bütünlüğünü zayıflatır.
saf olmayan maddeleri yakarak japon çeliğinin düşük kalitesini artırır, kılıcı saflaştırır ve güçlendirir.
genel inanışın aksine sürekli katlama “süper-güçlü” bir bıçak yaratmaz. saf olmayan maddeler yakıldıktan ve karbon içerik homojen hale getirildikten sonra uygulanan katlama işlemi çok az fayda sağlar ve karbonun azar azar yanmasına neden olur. sonuçta, kenarı daha az tutacak yumuşak bir çelik ortaya çıkar. kat sayısı kılıçtan kılıca değişiklik gösterir. bir düzine kattan daha azına nadir rastlanır ve iki düzineden çok kata sahip otantik kılıçlar tamamen meçhuldür. 12 katlı bir bıçak başlangıçta 4.000’den fazla tabakaya sahip olacaktır. 20 kat ise bir milyondan fazla tabakaya sahip bir bıçak oluşturacaktır. bundan daha fazlası bıçağın moleküler yapısı nedeniyle gereksizdir. hatta bu noktadan önce, daha fazla kat, daha iyi bir kılıç manasına gelmez. karbonun kontrol edilmesinin bıçağın işlevselliği üzerinde büyük etkisi vardır. böylece en iyi sonuçlar genellikle 8-10 kat ile elde edilir.
genellikle kılıçlar, tahta kalastaki gibi damarlar (hada) görünecek şekilde imal edilirdi. düz damarlara masame-hada, tahtaya benzer damarlara itame, budağa benzer damarlara mokume ve eşmerkezli dalgalı damarlara ayasugi-hada denilirdi. üç normal damar (masame, itame ve mokume) arasındaki fark, ağacın büyüme yönüne kesit (mokume), açılı kesit (itame) ve damar boyunca kesit (masame) şeklindedir. en güçlü, güvenilir ve en yüksek kaliteye sahip kılıçlar mino, özellikle de magoroku kanemoto geleneğine göre yapılanlardı. bizen geleneği mokume üzerinde uzmanlaşmıştı. yamato geleneğindeki bazı okullar ise güçlü savaşçıların silahları üzerinde uzmanlaşmış olarak bilinirdi.
japon kılıcının en temel felsefesi tek bir keskin yüze sahip olmasıdır. bu, bıçağın sırtının, keskin kenarı desteklemek için kullanılabileceği anlamına gelir ve japonlar bu gerçeğin avantajlarını tüm yönleriyle kullanmıştır. metal avrupa metodunda soğutulmaz. çeliğin esnekliği ve sağlamlığı ısı derecesine, ne kadar ısıtıldığına ve ne kadar sürede soğutulduğuna bağlı olarak değişir. çelik yüksek bir sıcaklıktan hızlı bir şekilde soğutulursa daha sert ve kırılgan olan martensit hâlini alır. daha düşük sıcaklıktan yavaş yavaş soğutulursa daha yumuşak ve esnek olan perlit halini alır. soğumayı kontrol altına almak için kılıç ısıtılır ve yapışkan kil ile kaplanır. kenar kısmındaki ince bir tabakanın hızlı ancak çeliği çatlatmayacak kadar da yavaş soğuması sağlanır (kılıcın kenarının son derece sert martensit olmasını sağlar). kılıcın geri kalan kısmındaki kalın kil tabakası ise kılıcın yeteri kadar esnek olmasına izin veren daha yumuşak bir çelik için yavaş soğumayı sağlar (sırt ve orta kısmın perlit olmasını sağlar). uygulama bittiğinde kılıç soğur ve doğru sertliğe sahip olur.
zamanla japonlar değişik tip çelikleri kılıcın değişik kısımlarında kullanmaya başlamıştır. örnekler aşağıda gösterilmiştir:
kılıcın, samurayın ruhu olduğu düşünülür. diğer silahlar zamanla popülerliğini yitirirken kılıç yerini korumuştur. japonlar kılıca olağanüstü değer verirlerdi. birçok japon tarihçisine göre edo döneminde sadece samurayların kılıç taşımasına izin verilirdi. öyle ki, kılıç taşımak bile bir köylüyü öldürmek için yeterli bir sebep teşkil ediyordu. paraya ihtiyacı olan efendisiz kalmış samurayın (ronin) kılıcını satması japon toplumundaki onursuz durumunu daha da kötüleştirirdi. bunu yapanlar samurayın gözünde "ruhsuz" olurdu.
eski japon kültürünün çoğu kılıçlar etrafında dönüyordu. özenle belirlenen kılıç taşıma, temizleme, muhafaza etme, keskinleştirme (ya da keskinleştirmeme) ve tutma metodları dönemden döneme gelişmiştir.
örneğin; bir başkasının evine giren bir samuray, diz çöktüğünde kılıcını nasıl yerleştirmesi gerektiğini bilmelidir. kılıcı kolay çekebilecek şekilde yerleştirmek şüphe ya da saldırı hissi uyandırabilir; bu sebeple, kılıcın sağda ya da solda olması ve uzağa ya da bir kişiye doğru tutulmuş olması etik açıdan önemli bir noktadır. ev sahibinin uzun kılıcı, katana-kake adı verilen bir rafta vakizaşinin üzerine yukarı doğru bükülmüş şekilde konur; omote (suka ya da kabzanın solu göstermesi) geleneklere göre bir uyarıdır. diğer taraftan, taçi, kuşanıldığı gibi bir duruşa sahiptir, suka tabandaki bir oluğa yerleştirilmiştir ve yukarıyı göstermekte olan saya, keskin kısım aşağıda olacak şekilde bir girintiye yerleştirilmiştir.
çoğu samuray, kılıcını öncelikli silah olarak kullanmaz; önce yay, sonra mızrak, son olarak da kılıç kullanılır. kılıç çekmek, son hadde gelindiğinde ruhun serbestçe alev almasına izin vermek gibidir. teslim olmaktan başka çare kalmayana dek savaşmak olarak açıklanan "ken ore, ya mo suki" (tam çevirisi : kılıcı kırılmış ve oku da yok) bir deyim olarak kullanılır.
eski japon kültürünün çoğu kılıçlar etrafında dönüyordu. özenle belirlenen kılıç taşıma, temizleme, muhafaza etme, keskinleştirme (ya da keskinleştirmeme) ve tutma metodları dönemden döneme gelişmiştir.
örneğin; bir başkasının evine giren bir samuray, diz çöktüğünde kılıcını nasıl yerleştirmesi gerektiğini bilmelidir. kılıcı kolay çekebilecek şekilde yerleştirmek şüphe ya da saldırı hissi uyandırabilir; bu sebeple, kılıcın sağda ya da solda olması ve uzağa ya da bir kişiye doğru tutulmuş olması etik açıdan önemli bir noktadır. ev sahibinin uzun kılıcı, katana-kake adı verilen bir rafta vakizaşinin üzerine yukarı doğru bükülmüş şekilde konur; omote (suka ya da kabzanın solu göstermesi) geleneklere göre bir uyarıdır. diğer taraftan, taçi, kuşanıldığı gibi bir duruşa sahiptir, suka tabandaki bir oluğa yerleştirilmiştir ve yukarıyı göstermekte olan saya, keskin kısım aşağıda olacak şekilde bir girintiye yerleştirilmiştir.
çoğu samuray, kılıcını öncelikli silah olarak kullanmaz; önce yay, sonra mızrak, son olarak da kılıç kullanılır. kılıç çekmek, son hadde gelindiğinde ruhun serbestçe alev almasına izin vermek gibidir. teslim olmaktan başka çare kalmayana dek savaşmak olarak açıklanan "ken ore, ya mo suki" (tam çevirisi : kılıcı kırılmış ve oku da yok) bir deyim olarak kullanılır.
oturup sabaha kadar hem sohbet edip hem alkol takviyesi yapıp hem de gitar çalabileceğiniz pek muhterem bir adamdır kendisi.
murphy yasalari na göre genel olarak sessiz ortamlarda kendini gösteren bir olaydır.
sedir adasında bulunan antik kent.
saray adası (kleopatra adası), orta ada ve küçük ada olmak üzere üç adadan müteşekkil olan şehir adalarından saray adasında roma çağından kalma eski cedrae ören yeri bulunmaktadır. uzaklardan surların kalıntıları kolayca seçilebilir.
adanın kuzeybatı yanındaki küçük koyda halk arasında kleopatranın yüzdüğü rivayet edilen çok ilginç bir plaj vardır. efsaneye göre bu küçük koy kleopatra ile mark antoniusun denize girdikleri yer olup, buranın kumu antonius tarafından kuzey afrikadan gemilerle getirilmiştir. söylendiğine göre bu cins kum bugün yalnızca mısırda görülebilmektedir.
saray adasının doğu kısmında surlarla çevrili yapı kalıntıları roma döneminden kalmadır. en iyi durumda olan küçük tiyatro binasıdır. dorlara ait apollon tapınağının temelleri üzerinde sonraki yüzyıllarda bir hıristiyan bazilikası inşa edilmiştir. saray adasının batı kesiminde bir agora bulunmaktadır. bir takım kitabelerden bu bölgede apollonun onuruna atletizm festivallerinin düzenlendiği anlaşılmaktadır. küçük adasındaki nekropolün kalıntıları diğer buluntular ile sütün kabartmaları adada görülebilir.
saray adası (kleopatra adası), orta ada ve küçük ada olmak üzere üç adadan müteşekkil olan şehir adalarından saray adasında roma çağından kalma eski cedrae ören yeri bulunmaktadır. uzaklardan surların kalıntıları kolayca seçilebilir.
adanın kuzeybatı yanındaki küçük koyda halk arasında kleopatranın yüzdüğü rivayet edilen çok ilginç bir plaj vardır. efsaneye göre bu küçük koy kleopatra ile mark antoniusun denize girdikleri yer olup, buranın kumu antonius tarafından kuzey afrikadan gemilerle getirilmiştir. söylendiğine göre bu cins kum bugün yalnızca mısırda görülebilmektedir.
saray adasının doğu kısmında surlarla çevrili yapı kalıntıları roma döneminden kalmadır. en iyi durumda olan küçük tiyatro binasıdır. dorlara ait apollon tapınağının temelleri üzerinde sonraki yüzyıllarda bir hıristiyan bazilikası inşa edilmiştir. saray adasının batı kesiminde bir agora bulunmaktadır. bir takım kitabelerden bu bölgede apollonun onuruna atletizm festivallerinin düzenlendiği anlaşılmaktadır. küçük adasındaki nekropolün kalıntıları diğer buluntular ile sütün kabartmaları adada görülebilir.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?