farabi

shevek
"platon’dan etkilenen fârâbî, "medinet’ül fâzila" (erdemli şehir) adlı eserinde böyle ütopik bir devlet tasarlamıştır. ona göre, insanlar yardımlaşarak bir arada yaşamalıdır. sağlıklı bir organizmada bütün organlar nasıl uyumlu bir şekilde çalışıyorsa, toplum da böyle olmalıdır.

kötü insanlar toplumdan çıkarılmalıdır. erdemli şehirde gerçeklikler, doğruluklar, iyilik ve güzellikler birleşirler. bunu sağlayan bu şehrin yöneticisidir. yönetici, peygamber ile filozofun erdemlerini(zeki,dürüst, doğruluğu seven hafızası kuvvetli) kendinde toplayan kişidir ve bu özeliklerini topluma yayarak devleti yönetir. bireylerin de yöneticinin bilgilerine katılmasıyla mutlu bir şehir doğar."

hamartyl
’’önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış da bilinir, ama önce yalnış bilinirse doğruya ulaşılamaz.’’
varsildakiyokluk
870-950 yılları arasında yaşamış olan islam düşünürü. sistemi aristoteles mantığına dayanan akılcı bir metafizikten oluşan, aristoteles’in sistemini plotinos’un görüşleri yardımıyla, islam inancı ile uzlaştırmaya çalışan farabi, tanrı’nın varoluşunu kanıtlarken, aristoteles’in akılyürütme çizgisini takip etmiştir. ona göre, bu dünyadaki nesneler hareket etmekte, değişmektedirler. dünyadaki nesneler hareketlerini bir ilk hareket ettiriciden almak durumundadırlar. bu ilk hareket ettirici ise, tanrı’dır. farabi, varlık anlayışında, mümkün ya da olumsal varlıklar adını verdiği nesneler ile tanrı arasındaki farklılık ve ayrılığı, mümkün varlıkların tanrı’dan, ilk varlıktan sudur ettiklerini söyleyerek açıklamaya ve temellendirmeye çalışır. farabi’ye göre, ilk varlık, tanrı, varlık taşkını yoluyla evrendeki bütün varlık düzenini ’doğal bir zorunlulukla’ meydana getirir. evren tanrı’nın değerine hiçbir şey katmaz. yetkin bir varlık olan tanrı’nın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. tanrı’yla evren arasındaki ilişkiyi, evrenin tanrı’dan sudur, türüm yoluyla ve zorunlulukla çıktığını söyleyerek açıklayan farabi’ye göre, evren aynı zamanda tanrı’nın sonsuz cömertliğinin bir sonucudur. tanrı, farabi’nin sisteminde herşeydir. tanrı seven, sevilen ve sevgidir. o bilen, bilinen ve bilgidir. tanrı herşey olduğuna ve hiçbir şeye ihtiyaç duymadığına göre, farabi bu noktada, mümkün varlıkların varoluşları için, tanrı’nın yalnızca kendisini konu alan bilme faaliyetine başvurur. buna göre, yaratıklar, tanrı’ya en yakın ’akıllar’ halinde tanrı’dan çıkıp varlığa gelirler. onun sudur, türüm anlayışına göre, tanrı’nın kendi tözünü bilmesinden birinci akıl doğar; bu aklın tanrı’yı bilmesinden ise, ikinci akıl türer. böylelikle, ortaya sırasıyla 10 akıl çıkar; onuncu akıl, etkin akıldır (aklı faal). birinci aklın varlığı, tanrı dolayısıyla zorunlu, ama kendi özünde mümkündür; ilk akıl, kendini bu niteliğiyle bildiği için, onun maddesinden birinci gök katı, formundan da (suretinden de) o gök katının ruhu sudur eder. böylelikle on akıldan her birinin karşılığı olarak bir gök katı türer. madde de tanrı’dan sudur etmiştir. belirsizlik demek olan madde, tanrı’ya en uzak olan varlıktır. etkin akıl insan ruhunun da nedenidir. insan anlayışında, farabi insanın ruh ve bedenden meydana geldiğini söyler. bedenin yetkinliği ruhtan, ruhun yetkinliği ise akıldan kaynaklanmaktadır. ruhun başlıca görevleri eylem, anlama ve algılamadır. ona göre, bitkisel, hayvani ve insani olmak üzere, üç tür ruh vardır. bitkisel ruhun görevi, bireyin yetişme ve gelişmesi ile soyun sürdürülmesi, hayvansal ruhu görevi iyinin alınıp kötüden uzak durulması, insani ruhun görevi ise güzelin ve yararlının seçilmesidir. farabi ahlak anlayışında, insanın akıl yoluyla iyi ve kötüyü ayırt edebileceğini savunur. insan için amaç mutluluk, en büyük erdem de bilgeliktir. farabi’ye göre, en yüksek iyi olan mutluluk, etkin akıl ile birleşmek yoluyla gerçekleşir. zira, insan kendisini anlamak için evreni anlamak, evreni anlamak için de evrenin amacını kavramak durumundadır. evrenin esas ve en yüksek amacını anlamak, insan için gerçek mutluluktur. insanın kendisini ve evrenin amacını anlamaya kalkışması ise, bilim ve felsefe yapmakla ilgili bir şeydir. insan aklının en yüksek düzeyde yetkinleşmesi, insan aklını etkin akıl’a yaklaştırır. etkin akıl insan aklının yönelebileceği en yüksek hedeftir. etkin akıl’a ulaşmak, bu dünyada gerçek, doğru, iyi ve güzeli ortaya çıkaran felsefe, bilim ve sanatla uğraşmak yoluyla olur. böylelikle, insan ruhunu temizler, saflaştırır. işte, bu, insan için ölümsüzlükle eşanlamlıdır. bu yol tanrı’ya yöneliş, tanrı’ya varış yoludur. bu ise, insan tadabileceği en yüksek mutluluktur. farabi’ye göre, etkin akıl’a yönelmek durumunda olan şanslı insanlar filozoflar, bilim adamları, peygamber ya da gerçek yönetici ve sanatçılardır. demek ki, doğrulara ulaşan filozof ve bilim adamı, iyilikler meydana getiren gerçek yönetici, güzellikler yaratan sanatçı, ona göre, birbirlerinden çok farklı olmayan insanlardır. filozof ve bilim adamı gerçeği ve doğruyu, bilimsel yöntemle tanır. yani, o etkin akıl’a kendi yolundan giderek varır. peygamber ve gerçek yönetici gerçeği ve doğruyu, vahiy yoluyla bilir. yani, o da etkin akıl’a kendi yolundan giderek ulaşır. farabi’nin bu düşüncesine göre, bilim, din ve felsefe, birbirlerini ortadan kaldırmak yerine, birbirlerini tamamlayan disiplinlerdir. onlar yalnızca aynı gerçeğe ve doğruya, etkin akıl’a ulaşmanın farklı yollarıdırlar.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol