can yücel

0 /
sinirsahibi
bir tv programinda nazim hikmet icin kartpostal sairi diyen duygu asenaya homurdanarak "kart sensin postal da sana girsin" diyerek degil yuzyilin milenyumun en ince ayarini vermistir. dunyanin en baba kufreden en icten seven bir keresinde datcada gordugum koca adamdir. mezari saraplarla islatilir. buna ragmen badem agaclari kizmaz islatana zira can baba onlari da alistirmistir yattigi yerden. gidisi bizlere attigi tek ve en buyuk kaziktir.
darth sidious
can baba.
eski milli egitim bakani hasan ali yucelin oglu. agzi bozuk, pis, ayyas herif,buyuk sair.cok iyi bir cevirmen.uc dili ana dili gibi bilen iyi egitilmis bi serseri. nasil olup da boyle bir ismi arattigimda karsima yok boyle bi baslik cikar anlamis degilim.
can babayla ilgili bir kac anlati :

can baba bi herife got dedigi icin hakaretten yargilaniyor. hakim soruyor bu adama neden hakaret ettin? can baba cevap veriyor:hakim bey gote gotten baska ne denir?


bir panelde universiteli ogrenci sorar
-neden okudugumuz butun sairler erkek? kadinlardan iyi sair cikmazmi
can yucel:biz siiri sikimizlemi yazioz ne biliim ben..


memleketin hali benim halim,
oyle bir kabiz olmusum ki
bogazima kadar bok icindeyim...


_can bey kadinlar hakkinda ne dusunuorsunuz?
_walla ben kadinlari dusunmemki onlari sikerim

ug: ne o babalik ne anlatiyosun baytarmisin nesin anlayalim.
cy: evet baytarim.varmi bi sikayetiniz agriniz siziniz.

seke seke geldik..
sike sike gidiyoruz...

kadinlar dogurdular beni bagira bagira
yine onlar oldurecekler beni asktan
bagirta bagirta....

yerin seni cektigi kadar agirsin
kanatlarin cirpildigi kadar hafif..


garson:efendim,ne yersiniz,ne getireyim size?

bu hos sohbetinin devamli bolunmesine sinirlenir can baba.

can yucel : sabir..sabir ver bana.

garson : onu benden degil allahtan isteyeceksin.

can yucel : oyle mi? peki o zaman sen bana bir porsiyon allah getir.


"vazgectim bu dunyadan, dunyamdan gectim ama,
seni yalniz komak var, o koyuyor adama. "


en uzak mesafe ne afrikadir
ne cin
ne hindistan
ne seyyareler ne de yildizlar geceleri isildayan...
en uzak mesafe
iki kafa arasindaki mesafedir
birbirini anlamayan....




can baba
ruhun sad olsun senin gibi gelmedi
gelmez bir daha...
ozee
can baba başkadır için ürperir,karıncalanır,karışır yani benim açım tabi ki bu ama başkadır o.
elma sekeriiii
kadınlar üzerine mukemmel bir analizi vardır:
buyrun okuyalım...


-----
her gün kim bilir kaç kadın görüyorum...
sokakta, vapurda, okulda, kuaförde, orda, burda...

ama olmuyor hanımlar, olmuyor!

kadınlar kadınlığı unutalı daha kaç on yıl oldu ki?

solaryuma girmeye, çıplak gezmeye, kariyer hırsıyla yüzlerini buruşturmaya başlayalı kaç on yıl oldu?
çevremde gördüğüm kadınlardan bazılarının birtakım özelliklerini seçtim.
bunlara, dizilerdeki, filmlerdeki, romanlardaki kadınların hoşuma giden özelliklerini ekledim.

gözlerimi kapadım, osmanlı zamanından kalma, hani şu afet-i devran denen kadınları düşündüm.

o nasıl bir cazibedir ki, peçelerin ardından bile erkekleri aşık eder.
bir fransız kadınının zarafetini düşündüm sonra, bir ispanyol kadınının ateşini ve bir türk köylü kızının tazeliğini..

kadının güle benzemesi gerektiğine karar verdim sonunda.

kadının hası güle benzer. rengiyle, kokusuyla, dikeniyle.

açın televizyonu, bir tane gül görüyor musunuz?
kadının hası yumuşak başlı olmaz, ama ağırbaşlı ve sıcak olur.
ağırbaşlılıktan kastım, sıkıcılık değil elbet.

şımarıklığın da hakkını verir.
ağırbaşlı tebessümleri olur bir de.

kadın yüzü dediğin mahkeme duvarına benzemeyecek.

bu tebessümler sevgidir. yumuşacık bir sevgi olur kadın yüreğinde.

kim olursa olsun, ne yaşamış olursa olsun.
erkeğini dizine yatırıp saçlarını okşamayı bilir gerçek bir kadın.

kadının hası nerede, nasıl davranacağını bilir.

insanların içinde kapris yapmaz, hır çıkarmaz; ama gerçek bir osmanlı kadını gibi, adabıyla, raconuyla istediğini alır.

dırdır etmez. çok konuşup, baskı yapıp erkeği bezdirmez.

yüz göz olmaz kadının hası.

bazen öyle bir bakar ki, hele bir de bazen öyle bir susar ki, bin tümceye bedeldir bu bakmalarla susmalar.

bu kadın üzülmeyi de bilir, ağlamayı da, kızmayı da.

ama üzmemek lazım, ayrıca kızdırmaya da gelmez.
gerçek bir kadın ezik durmaz. kambur yürümez, dimdik durur.

kendine saygısı, güveni vardır.

erkeğine can yoldaşı olur, destek olur, onu dinlemeyi bilir.
bazen utangaç olur, bazen ürkek.

soğuktan ya da yalnızlıktan korkabilir kadın.



aptal olmaz gerçek bir kadın. bön bön bakmaz adamların suratına.
hülyalı bakışları da olsa, zihni uyanık olur.
hüznü, gökten deli deli yağan yağmur gibi olur, saçlarından akar.
neşesi ise öyle renkli, öyle dağınık; saçları savrulur.

kahkahaları vardır bu kadının, çın çın eder odaların duvarlarında.
sesi güzel olur kadının, biraz buğulu... arada bir pencereye yaslar başını, sokağa dalıp gider, bir şarkı söyler.
olgunluğuyla şaşırtır erkeği.

bazen de öyle çocuk olur, öyle sağlam saçmalar ki, yine, yine şaşırtır onu.
sıkmaz kadın, bunaltmaz, yaşa yaşa bitmez.

huzur verir varlığıyla.
içmesini de bilir kadının hası.

bazı akşamlar anason kokulu tüter sofrasının sıcağı.

içli bir türkü dinler bazen, üşür, sırtına hırkasını alır.

konuşurken insanın yüzüne bakar kadın.

kibirli olmaz. kültürsüz olmaz. bomboş olmaz kafası.

dünyanın, ülkenin olaylarını bilir, anlar, söyleyecek sözü vardır.

kişiliklidir. beceriklidir.

tırnağı kırılınca üzülür, üzülür işte, profesör de olsa, sultan da olsa, boksör de olsa üzülür.
gerçek bir kadın hiçbir zaman reklam panolarındaki kızlara benzemez.
etini teşhir etmez. fosforlu bir taş gibiliği yoktur onun, loş bir cazibesi vardır.

albenisi metrelerce öteden çarpar adamı.

ne kadar örtüneceğini, ne kadar açılacağını, yerine ve zamanına göre bilir.
gerçek bir kadın paris podyumlarında yürüyen, 17. yüzyılın vebalı kadınları gibi mankenlere benzemez.

uzun saçları vardır kadının. yumuşak olur, güzel kokar.

kadının hası saçlarını ne zaman toplayacağını, ne zaman salacağını bilir.



kadına yaraşmaz soğukluk.
gerçek bir kadın göbek atmayı, gerdan kırmayı, iyi becerir; ama öyle her yerde masaların üstüne çıkıp oynamaz.

havasında oldu mu, bir oynadı mı, herkes onu izler.
kadın korunmayı sever, ama korunmaya muhtaç olmaz.

erkekler korumayı severler, ama yine de güçsüz, zavallı kadınlardan hoşlanmazlar.

güçlü kadından ise çekinirler, ona yanaşamazlar.

kadının hası bu dengeyi kurmayı bilir; gücünü erkeğin gözüne gözüne sokmaz.
has kadına naz da yakışır, kapris de.

öyle tatlı, öyle kıvamlı naz eder ki, onun nazını erkek zevkle çeker.


gerçek bir kadın şiir gibi olur, mey gibi olur, ömür gibi olur...

sepulturk
artık bakıyorum da onu anlayanlardan çok sadece dinleyenlerin de diline dolanmış şair. eminim şimdi olsa bir çoğuna küfürü basmıştı.
duman
can baba başkadır candır o can.samimidir,iyidir,açık sözlüdür,küfür ederken bile bir insan bu kadar doğal olur ruhu şad olsun.
hamartyl
belkim bir kertenkeleydim
piç edilmiş bir yağmurun serini
bir güzelin çirkiniydim
çirkinlerin en güzeli
yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
ben en hızlı yeşiliydim
kurbağa yarışlarında annemin
çatal matal kaç çataldım kimbilir
bin dereden bir kendimi getirdim
haydan gelip huya giden bir huysuz
heyheyler içinde bir heydim
belkim yedi belkim sekiz belaydım
düdük çalar hırsızlanmış polisler
ben korkudan üstlerime işerdim
üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
karşısında önüm açık gezerdim
ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
rus cenginde cağanozdum bir zaman
iki gözüm iki koltuk-eviydi
mavilerim bir miyobun koynunda
kendi düşen köyler kentler ağlamaz
sur dısında ben oturur ağlardım
ekmek diye bağrışırdı bebeler
elma derler ben ortaya çıkardım
ağıtlarla kutlanırdı isa - doğdu gecesi
fil dişinden bir kuleydim yıktım kendimi
bilmem hangi keloğlanın fesiydim
bir püskülsüz sümbülteber tohumu
fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
bir naraydım kimse bilmez nereden
ya yakından ya uçmaktan gelirdim
belkim ince belkim kalın bir sestim
belkilerin kol gezdiği saatta
belkim belki bile değildim

can yücel
ozee
başlıklarda her görüşümde içimde şiddetle entry dürtüsü uyandıran güzel insan.

kovalamayın beni yatağa
hiç uykum yok
daha lafınıza karışacağım
ortalığı dağıtacağım
televizyonu kapatacağım
ayçiçeği resmi yapacağım daha
başparmağıma şiir okuyacağım
ıslık çalacağım
daha çok işim var
gecenizi karartacağım
kütahya vazonuzu kıracağım
vakitsiz yatırmayın beni
daha çok erken...
ozee
can baba,yuregin icten gelenligin disa vurumudur,engelleyici baskici gelenege isyandir,basiti sevmek samimiye inanmaktir,kufur etmek kakadir ama bir insanada bu kadar mi yakisir.
faten

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.

"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.

demeyeceksin işte.yaşarsın çünkü.

öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.

ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin o’nu sevdiğinden.

çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.

senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

çok eşyan olmayacak mesela evinde.

paldır küldür yürüyebileceksin.

ille de bir şeyleri sahipleneceksen,

çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.

gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.

mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir
şeylerin...

mesela gökkuşağı senin olacak.

ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.

mesela turuncuya, yada pembeye.

ya da cennete ait olacaksın.

çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de
hep senin kalacakmış gibi hayat.

ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...

can yucel
faten
süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.

nasil mi ?
cami’de uyaniyorsunuz. bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.

tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak. herkes etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir.
arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.
dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir
maasinizi aliyorsunuz.
ne güzel, hazir maas, hazir ev....
altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz.
sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.

bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
genel müdürlük veya bunun gibi yüksek birmakamdan tecrübeli bir
insan olarak ise basliyorsunuz. herkes karsinizda elpençe divan...
vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor.
gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz.
diger hormonal aktiviteler artiyor,fevkalade.....
aman ne güzel günler basliyor... derken birgün patron size artik üniversiteye gitsen
daha iyi olur diyor.
bu arada babaniz ortaya çikmis, "fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi birak,
okumaya basla, harçiligin benden olsun..."

keyfe bakar misiniz ?
okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor.ekmek
elden, su gölden bir dönem basliyor. partiler, diskotekler,
kizlarin sayisi artiyor. derken anne ve babaniz sizi götürüp
getirmeye basliyor,
araba kullanma derdi de yok artik.... günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar...
mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar,
hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.

derken anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor.
mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir.

bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz. beslenmek için
agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sicacik,
yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.
kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz.

ve günün birinde müthis bir olayla hayatiniz bitiyor....
ups
"kadınlar dogurdu beni bagıra bagıra
yıne onlar oldurecek benı asktan bagırta bagırta"

ii ki vardın..
ozee
can yücel’in gülümseten, kendi kaleminden mal beyanı;

1-avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen
2-gökyüzünde bir bulut
3-bitlis’te beş minare
4-biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili
5-büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın ögle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı
6-ıslıkla da çalınabilen dört anonim türkü
7-palandökende bir palan, iki döken
8-kastamonu’da üç kasto
9-üç fay hattı
10-bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma
11-dünyada mekan
12-ahirette iman
13-denizde kum
14-uzayda yerçekimsizlik
15-bir çuval gazoz kapağı
16-bir kibrit kutusu sigara izmariti
17-on sekiz saç biti
18-biri ingilizce 6 adet küfür
19-yirmi tane boş, naylon poşet
20-sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht
21-bir sürü saç sakal, kıl,tüy,yün
22-üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank
23-bir ayakkabı çekeceği
24-iki büyük taş, kütlesi
25-bir adet ağaç gölgesi
26-üç kuş kanadı sesi
27-bir sürü kedi köpek
28-bir marmara denizi
29-camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci
30-her akşam karıştırılan dört çöp bidonu
31-çalıp çalıp kaçılan beş, melodili apartman zili
32-nakit 15 kurus,
33-anne babadan kalma yarısı yasanmış bir ömür...

kagit ucak
olumunun 8. yildonumunde (12 agustos 1999) datca’daki mezarinin ba$inda duzenlenen bir torenle anildi. biz de saygiyla aniyoruz, topragi bol olsun.

kovalamayin beni yataga
hic uykum yok daha
lafiniza kari$acagim
ortaligi dagitacagim
televizyonu kapatacagim
aycicegi resmi yapacagim daha
basparmagima $iir okuyacagim, islik calacagim
daha cok i$im var
gecenizi karartacagim
kutahya vazonuzu kiracagim
vakitsiz yatirmayin beni
daha cok erken

can yücel



esrakesh
yalnızlığa dayanırım da , bir başınalığa asla

yaşlanmak hoş değil , duvarlara baka baka

bir dost göz arayışıyla

saat tıkırtısıyla

korkmam , geçinip gideriz biz mutlulukla ,

ama ;

’’ günün aydın , akşamın iyi olsun ’’ diyen biri olmalı

bir telefon sesi , çalmalı ara sıra da olsa kulağımda


yoksa , zor değil , hiç zor değil ,

demli çayı bardakta karıştırıp ,

bir başına yudumlamak , doyasıya

ama ; ’’ çaya kaç şeker alırsın ..? ’’

diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
chatter
yasamin en tatsiz tarafi sona eris seklidir.
süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta
mükemmel olurdu. nasil mi ? cami’de uyaniyorsunuz.
bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus,
iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette. tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.
herkes etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar , torunlar hepsi hazir.
arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.
dogar dogmaz devlet size maas
bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz.
ne güzel, hazir maas, hazir ev...altmisli yaslara kadar hersey garanti,huzur içinde yasiyorsunuz.
sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. birgün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan, tecrübeli bir insan
olarak ise basliyorsunuz. herkes karsinizda elpençe divan...
vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor. gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz. diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.....
aman ne güzel günler basliyor...
derken birgün patron size artik üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor...
bu arada babaniz ortaya çikmis, "fazla çalistin" diyor. "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..."
keyfe bakar misiniz ?
okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor. ekmek elden, su gölden bir dönem
basliyor. partiler, diskotekler,kizlarin sayisi artiyor.
derken anne ve babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma
derdi de yok artik... günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar...
mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.
derken anneniz birgün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor.
mama artik heryerde, her an ve en taze seklinde hazir. bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.
beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sicacik, yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.
kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz. ve günün birinde müthis keyifli bir orgazm ile hayatiniz bitiyor....





can yücel

0 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol