confessions

redleader

Yazar

  1. toplam entry 49
  2. takipçi 1
  3. puan 569

yalan haber

dün ortaya çıkan bir habere göre, bir "cinci hoca" önce bir kadına, sonra da kocasına tecavüz etmiş. hemi de "sende büyü var" diyerek. isteyenler için link

haberi okudum, hayatımda okuduğum en kolpa şey geldi. gece ortaya çıkan bilgilere göre, zaten yalan habermiş. özellikle yerel, ya da nispeten ufak haber siteleri bunu çok yapıyor - eminim oturtmuşlardır bir stajyeri yazdırmışlardır. neyse, buna binaen bocaeli valiliği'nin yaptığı açıklamaya göre böyle bir suça dair ne ihbar ne bir şey varmış, bu yüzden haberi yapan siteye dava açıyorlarmış. savcılığa bu kişiler hakkında "suç uydurma" suçundan dava açmışlar. bakın yalan haber değil - yani haber uydurduğu için değil, böyle bir suç uydurduğu için ceza kesmişler.

yani diyorlar ki, "siz bir şey uyduramazsınız, sadece biz uydurabiliriz".

herhangi bir haber sitesine girin, özellikle uzman görüşü olan haberleri okuyunca ne dediğimi anlayacaksınız. "5. kattan yüksekte yaşamak çok tehlikeli! prof. koramiral avukat zanaatkar munis pompacı anlatıyor" gibi şeyler. ya da canan karatay gibi tipler. ya da bokunu yiyen celal şengörler.

eskiden bizim dalga geçerek söylediğimiz "internetteki her şey yalandır" düsturumuz vardı. şu anda buna daha çok dikkat etmemiz gerekirken, herkes internette her okuduğuna güvenmeye başladı. halbuki, internetteki "bedava" şeylerin, ki buna haberler de dahil, nasıl para kazandığını yazmıştık: (bkz:#1164344)

sizden ricam, internette bir şey görünce "bu gerçek mi" diye sormaktan vazgeçmeyin. aklınıza güvenin, en güzel kolpa detektörü o.

nelerin nelerin gerçek olmadığını gördükçe zaten siz de sinirleneceksiniz, eminim.

15 ekim 2020 twitter olayları

bu olayların artçıları 3 gündür sürmeye devam ediyor. twitter, ertesi gün yaptığı açıklamada, bu haberin engellenme sebebinin "hack ile ele geçirilmiş materyal" olduğunu söylüyor. buna göre eğer bir haerin ya da linkin içeriği hack ile edilmiş bir şeylere atıfta bulunuyorsa, bunu engelliyor.

diyorsunuz ki "wikileaks, fappening, vb. hack sonuçları ile ilgili olarak bu kuralı uygulamadılar" ve evet haklısınız.

neyse, 16'sı tsi gece, twitter apar topra gizlilik sözleşmesini değiştirdi, "hack ile elde edilmiş şeyler, doğrudan hackerlar tarafından paylaşılmışsa silinecek" - ve sonra habere olan engeli kaldırdılar. trump aynı gün facebook ve twitter'ı "tehdit etti" (lol) ki onu da tweet atarak yaptı.

neyse, twitter başkanı çıktı "evet ya bu biraz olmadı sanki" dedi, ve hayat devam etti. ta ki dün geceye kadar. dün, beyaz saray danışmanlarından biri "maske işe yarıyor mu? HAYIR" diye bir tweet attı. twitter hemen bu tweeti engelledi ve hala daha kaldırmadılar. adam bir sonraki tweetinde toparlamaya çalışıp "ya kullanım amacına uygun olarak demeye çalıştım" dese de, hala daha bu tweet ortada yok.

tamamen bonus bir olay olarak, twitter kendilerini siyahi trump destekçileri olarak gösteren bir grup hesabı kapattı. adamlar istiyor ki trump tweet atsın, bütün platform onu gömsün hiç destekçisi olmasın.

peki ama neden?

bütün bu olaylar üzerine, kendi kullandığım ve pek çok olayı yorumlamayı kolaylaştıran bir kural paylaşmak istiyorum. sektörün içinden biri olarak, bütün sosyal medyaların bir numaralı, en çok istedikleri şey etkileşimdir. retweetlesin, heşteg olsun, arkadaş eklesin vs vs. bunu da en çok:
- twitter'da muhalifler, ya da social justice warriorlar, ya da tweet atarak dünyayı kurtaranlar
- facebook'ta herkes
yapıyor. yani müşteri kitleleri az çok belli. pekiiii sosyal medyada konuşacak bir şey lazım değil mi?

işte trampından kadıköy belediyesine, bütün politikacıların yaptığı bu. halka konuşacak, tweet atacak şeyler vermek. twitter da işte tam bu yüzden bu kadar boktan bir durumda; müşterileri karşı taraftan nefret ediyor, ama o tarafı engellerlerse bu sefer de konuşacak bir şey kalmayacak.

donald trump, bir influencer'dır ve twitter'ın en önemli gelir kaynağıdır.


initiative q

ekşi sözlük'te dün gece 3-4 saat boyunca herkesin link paylaşıp, bu sabah link verenlerin tamamının uçurulduğu oluşum. hızlı hızlı bütün problemleri yazıyorum, sonda da ufak bir cevap olacak, "internette bedava bir şey var mıdır" sorusuna.

- kaç yıldır sessiz oluşum, gördüğüm kadarıyla son bir ayda orta-doğu ve hindistan pazarında patlamış. artık hintilerle birbirimize kü koin atarız.
- amaçları 30 milyon kullanıcı. eylül'de attıkları tweet: "hindistan 1 milyon kişiyi geçen ilk bölge oldu". ondan önceki tweette "yüzbinlerce kişi mobil uygulamamızı indirdi" diyor.
- bu bir crypto para değil.
- bu dağıtımlı bir sistem değil, adamların kontrol ettiği tek merkezli bir sistem.
- teknoloji olarak bir şey yok, websitesinde nasıl çalışacağı bile yazmıyor.

özetle söyledikleri şey şu; herkese patronumuzun katladığı kağıt parçalarından dağıtıyoruz. bütün dünya bunu kullansa ne güzel olur. bu ne mk, bir de sikik bir sayaç koymuşlar siteye "ilerde q coininiz ne kadar edecek" diye. bak bak bak andavallara bak sen?

şimdi girdim, gizlilik sözleşmesini cümle cümle gömecektim ama nereden tutsam elimde kalıyor. özetle verilerinizle istedikleri ülkede istedikleri boku yiyorlar, satıyorlar gönderiyorlar bilmemne.

mail adresinizi kimlere verdiğinize çok dikkat edin; hele mümkünse gerçek adınızı kaydolduğunuz yerlere vermeyin (banka vs. yasal süreçler hariç). ben daha önce hiç bir şirketin bedava para verdiğini görmedim; eğer bu adamlar bunu yapıcaksa kripto paradan daha orjinal bir iş olur.

yani bu bir "kumar"; oynamak içinse verdiğiniz şey şimdilik gizliliğiniz. ilerde para kazanmak için olması gerek ise, tüm dünyanın "evet bu adamların katladığı kağıtlar değerlidir" diye anlaşması gerekiyor.

buradaki reklamlar, o paraya kaydolan insanların toplam kazanacağı paradan daha fazla kazandırmıştır. onlar 0 kazanacak çünkü.

sevgiler, dikkat edin kendinize! korkmayın da ama, bu dingillerden bir zarar gelmeyecek büyük ihtimalle. uyarılarım ilerde başka biri tosuncuk ver.2 olmasın diye.

edit: aa bakın Q harfi deyince, bundan çok daha dünyamızı etkileyecek bir başka oluşum için: qanon

15 ekim 2020 twitter olayları

türkiye saati ile 15'i 16'sına bağlayan gece yaşanan olaylardır. genel olarak kullanıcıların "erişemiyoruz yha" nidalarıyla farkettiği durum, aslında öncesi incelendiğinde ilginç olaylar barındırmaktadır.

başlamadan önce, twitter platformdaki trollere ve paralı operasyonlara karşı bir takım önlemler uyguluyor. bakınca faydalı gözüken bir sistem; ama içeriğini engelleyebildikleri iki tane kategorigizli bilgiler ve hassas içerik. çok uzatmadan sıkıntıyı söyleyeyim, kime göre neye göre gizli / hassas?

olay 1) twitter dün amerikan meclisinin yayınladığı bir linki "gizli bilgi" diye kaldırdı.



bu engelledikleri link, amerikan başkan adayı joe biden'ın oğlu, hunter biden ile ilgili. bilahare ikisinden ayrı bahsederim, ama buradaki olay şu: joe biden zamanında amerikan başkan yardımcısıyken, kişisel çıkarları için ukrayna'nın iç işlerine karışmış.

bununla ilgili çok önemli bir kanıtı sunan amerikan meclisi, dün gece twitter tarafından sansürlendi.

2) mavi tık'lı hesapların hacklenmesi

aralarında jeff bezos, bill gates, elon musk, ve evet joe biden olan bazı isimler peşpeşe hacklendi. daha doğrusu işin nasılını bilmiyoruz ama hack diyelim. hepsinden şöyle bir tweet atıldı:


bildiğin eski knight online kurnazlığı, "bana şu kadar para gönder sana iki katını göndereyim". bu sayede 100 kadar bitcoin kaldırdıklarına dair iddialar dolaşıyor.

3) twitter'ın çökmesi / kapanması

bu olayların üstüne twitter erişilemez hale geldi dünya çapında ve yaklaşık bir saat sürdü bu kesinti. bu hacklenme muhabbetinde dolaşan, ama dedikodu dışında kanıt bulamadığım bir iddia şuydu: mavi tık ve two-factor-authentication ile ilgili bir sıkıntı olduğu. bu sistemlerin de kırılabilmesi için en makul olan açıklama, bu işi twitter'ın içinden birinin yaptığı. benim tahminime göre twitter hack vs. değil, kendi isteğiyle sorunu çözene kadar erişime kapattı.

bütün bu olayların peşpeşe olması tamamen tesadüf de olabilir tabi ki. öyle düşünüyorsanız bundan sonrasını okumayabilirsiniz.

benim görüşüme göre bu olay eski orduların kaybedip geri çekilirken bıraktıkları yerleri yakıp yıkmasına benziyor. twitter 2016'dan beri bir savaş alanı, ve paralı troller yıllardır kapışıyorlardı. hangi taraf kazanmıştır, hangisi kaybetmiştir belki ipuçları görebiliriz, ama twitter'ı yıkıp öyle hayatlarına devam etmek istiyor olabilirler.

unutmayın, amerikan başkanlık seçimi yalan dolan, ama dünyanın geri kalanının kaderini etkileyecek bir yalan dolan.


wuhan virüsü

yeni çıkan bir habere göre, bu virüse ikinci kere yakalanan kişi bu sefer yenik düşmüş.

tık tık: https://www.turkinfo.nl/dunyada-ilk-kez-koronaviruse-ikinci-kez-yakalanan-hollandali-yasi-kadin-hayatini-kaybetti/28670/

haberin başlığına bakınca sizde de "sıçtık" hissiyatı oluştu di mi? hemen içeriğine bakalım:

"89 yaşındaki kadının 2 ay sonra yeniden koronavirüse yakalandığı ve kanser hastası yaşlı kadının kemoterapi tedavisi sırasında yüksek ateş belirtisi üzerine test edildiği ve sonucun pozitif çıktığı belirtildi. Bağışıklık sisteminin zayıf olmasından dolayı virüse karşı direnemediği ve hayatını kaybettiği bilgisi verildi."

bu haberi "koronavirüse ikinci kez yakalanan kişi öldü" diye niye veriyorsunuz insafsızlar?

wuhan virüsü

dalga dalga geldiği / geleceği iddia edilen bir salgın vürüsü. tabi bize söylemedikleri şey, bu hastalığı yenerken bazı ülkelerin tur bindireceği.

"nalaka lan" demeyin - yeni zelanda ülkede tekrar sıfır aktif vakaya düştüklerini açıkladı. biz diyoruz "türkiye şu an ikinci dalgada", amerikalılar dalga geçiyor "biz daha birinciyi bitirmedik ehe ehe" diye.

yeni zelanda'yı daha önce de yazmıştım, hem de gene bu başlıkta (#1163972). 0 vaka ile 102 gün geçirdikten sonra, tekrar hasta çıkmıştı. çıkmıştı derken, yoktan peydah olmuştu diyorum.

eylül ortasındaki haberlere göre, yeni vaka sayıları günlerce üstüste sıfır çıktı. şu anda yeniden 3-5 bir şeyler çıkıyor, o yüzden "acaba biraz kısıtlasak mı insanları" diyorlar.

dalgalar farklı farklı vuruyuor. bunun sebebi tabi önlemlerin farklılığı, nüfus bilmemne. ama gelin başka bir şey göstereyim. aşağıda, dünya çapında günlük yeni vaka ve aktif vaka sayıları grafikleri var (kaynaklı filan).





çizdiğim noktalardan biri, bu korku pompalamasının en yoğun olduğu, nisan ortası dönemleri. hatırladınız mı, "hepimiz ölcez" diye haberlerin bağırdığı, "flatten the curve (eğriyi düzleştirelim)" dedikleri dönemler.

o dönemlerdeki hastane görüntülerini hatırlıyor musunuz peki? yoğun bakımda aynı makineye dört kişi bağladıkları, ağlayan hemşireleri, yorgunluktan bayılmış doktorları? bize evden çıkmayın diye yalvaran tom hanks'i, bill amcayı, bütün o ünlüleri?

şu anda o dönemden 3 katı kadar yeni vaka çıkıyor, 3 katından fazla ise aktif vaka var. nerede lan bu videolar? ağlayan hemşireler? hani "lütfen evde kalın" diyen keanu reaves?

yukarıda dalga dalga yayıldığından bahsetmiştim, bazı ülkeler daha iyi daha kötü diye. şu anda rusya, hindistan yıkılıyor virüsten (hiç görüntü bulamıyorum ama hadi güvenelim). aktif ve yeni vakalara sadece amerika için bakalım bir de madem:





gördüğümüz gibi, gene 3-5 kat yüksek rakamlar. tekrar soruyorum, nerede lan bu görüntüler?

benim görebildiğim kadarıyla iki tane ihtimal var. birincisi, başımızdakiler kafalarını kuma gömüyorlar / bizden bilgi saklıyorlar. ikincisi ise, bu virüs artık "eski haber". o kadar tık getirmiyor, o yüzden normalden 3 katı fazla hasta olmasına rağmen, haber değeri taşımıyor. yani bu adamlar ya yalancı, ya çıkarcı, ya da ikisi birden.

peki, bu adamlar yalancı ve çıkarcı ise.
bu virüsle ilgili diğer söyledikleri herhangi bir şeye nasıl güvenebiliyoruz ki?

bir de bonus vereyim. amerikanın aktif vaka sayıları döneminde, george floyd protestolarının etkisini görebiliyor musunuz? mayıs sonunda protestolar başlıyor, haziran ortası-sonu gibi (yani kuluçka dönemi sonrası) vakalar atağa kalkıyor.

halbuki o zamanlar "yani protestoya gitmek için çıakbilrsiniz ama işe gidemezsiniz" bile demişlerdi.

netflix

an itibariyle tamamiyle kapattığım oluşumdur. cuties rezaletinden sonra yok bilmemkimin hesaptan çıkmasını beklemek, yok şu dizi çıkıcak diye sağ-sol baskısını bitirip kapattım.

valla çok rahatladım. şöyle bir düşünüyorum, "ya tüh şunu da izleyemeyeceğim" dediğim hiç bir şey yok. bir şey izlemek istesem elimde gırla var youtube filan.

tavsiye ederim demiyorum şimdilik tabi. ama korkulacak bir şey değil.

coronavirüs'ün ekonomik etkisi

geçen gün başka bir konuyu araştırırken, bir türlü güncel haber bulamadığım etki. ben de kafaya taktım, oturup kendim araştırdım derledim. öncelikle, bu pandemiden bu ekonomik düzendeki işçi sınıfı ve elit sınıf çok farklı etkilendi. ben, kendim gibi işçi sınıfından bahsedeceğim.

en güncel işsizlik verileri daha yeni yayınlandı. tüik denen istatistik bilimine inat olan kuruma göre, işsizlik oranı haziran ayında %13.9 imiş. bilgi saklamak için o kadar uğraşmışlar; 15-64 yaş aralığı işsizlik oranı ne aq? üniversite gençleri mesela ekonomiye katkı sağlamıyorlar henüz, ama işsizlik oranında gözükmüyor, öyle anlatayım.

bir başka okuyabildiğim bilgi; hizmet sektörünün işsizliğinin korkunç boyutta olduğu. aynı zamanda hizmet sektörü, en büyük grup bu araştırma içerisinde.

son olarak; 15-24 yaş arası işsizlik, sıkı durun, %26.1! yukarıdaki hesaplama korkunçluklarını da düşününce, hiç iç açıcı bir tablo ortaya çıkmıyor.

peki diyelim işimiz var, asgari ücret alıyoruz, 2.325 tl. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı, kasım 2019 itibariyle 2.000 tl. bu açlık sınırı hesabı bildiğim kadarıyla sadece çay ve simit yiyerek gibi hesaplanıyor, ama neyse. eğer virüs olmasaydı, asgari ücretle 4 kişi aç olmadan yaşayabiliyorduk-muş(lol).

virüste ne oldu? tüketici fiyat endeksi saçmalığına göre virüsten beri aylık olarak %1.5 artıyor. ağustosta %2.5. ama ben içinde pinpon topu olan fiyat endeksini ne yapayım diyorsanız, haklısınız. haberleri hatırlayalım o zaman;

ötv zammı yapıldı.
tüketici kredi vade limitleri 60 aydan 36 aya çekildi.
mart başında 6.23 olan dolar şu an 7.48 civarı.
mart başında altın 314 tl iken, şu an 467 tl.
ekonomik daralma %3-4 civarı tahmin ediliyor.
GSMH bu yıl ikinci çeyrekte, geçtiğimiz yıla göre %9.9 küçülmüş.

yani, bu virüs ekonomimizin içinden geçmiş, geçiyor. insanların birikimi yoktu, kredi borcu vardı zaten en başta. bu süreçte daha kısa sürede, daha çok para harcamaya zorladılar normal halkı. daha az üretmişler, daha az ithal etmişler, onları da fahiş fiyatlara satmışlar.

ilk önce gidip avm'leri açtılar. sen ölebilirsin, ama ekonomi ölmemeli. kişisel servetiyle dış borcu kapatabilecek adamlara devlet destek olurken, "askıda fatura" ile vatandaşa birbirinin faturasını ödetiyor aliminyum.

yazıyı keşke tavsiyeler, ne yapılabilir filan ile bitirebilseydim ama maalesef. dikkat edin kendinize, borcunuzu harcınızı kapatmaya çalışın belki; benim 4 yıl sürdü ama büyük rahatlık.

şunu da bırakayım da gülelim: "işçi sınıfı: lütfen bize yardım edin"


wuhan virüsü

bir süredir dünyada tavsamış gibi gözüken virüs. ama biz tavsadık mı türkiye olarak, hayır. ana akım medya tavsadı mı, o da hayır. hemen bugünkü haberimize bakalım:

bir düğün, 0 maske, 276 kişi ve 56 yeni vaka. teşekkürler minnesota halkı!

haberin detaylarında diyor ki, bir düğün yapmışlar ve davetli sayısı önerilen rakamın üstündeymiş. bu yüzden o düğüne giden 9 ilçeden 56 yeni vaka çıkmış.

bu virüsün bulaşıcılığı manyaklar gibi bir şey değil miydi ya? DSÖ'nün son bulabildiğim verileri bir kişinin ortalama 2.5 kişiye bulaştırdığını söylüyor. bu düğünde de (56 / 2.5) 23 kişide mi virüs varmış yani? ya da madem bir bok yapılmadı, neden sadece 56 kişide çıkıyor virüs?

bu arada, "önerilen sayının üstünde" dedim ya? önerilen sayı da 250 imiş, ve social distancing arıyorlarmış. yani düğüne 2 aile gelmese, bu durum "yasak" bile olmayacaktı.

son bir bakış açısı olarak; günlük vaka sayılarının onbinleri bulduğu bir ülkede, 300 kişilik ve hiç bir önlem alınmamış bir düğüne gitseniz bile, virüs kapma ihtimaliniz %20. virüsün sizi ağır hasta etme ihtimali ise 1%.

sırf bu entiri için biraz ekonomide son haberlere bakayım da kanıt koyayım istedim, yok aq! son bir ay içerisinde kimse artan işsizliğe, maaşını alamayan çalışana, dükkanını kapatan esnafa değinmemiş! ötv'nin ikiye katlanması, bulunan doğalgazın vatandaşa zam olarak dönmesi (?) gibi şeylerden bahseden yok!

o yüzden şunu bırakıyorum:






sputnik v

tabi ki rus aşısı ilk önce rus halkına yapılmayacaktı. "benim kızım bu aşıyı oldu durumu iyi" diyen putinin kızı olduğunu biliyor muydunuz mesela? hem de iki tane varmış; hangisine yapıldığını söylememişler.

belarustan azıcık bahsedelim. rusya ile polonya arasında bulunan bu ülke, bir bakıma tampon bölge olarak kullanılıyor bütün avrupa tarafından. çünkü rusya'nın polonya'ya sınırı olması demek, bir ayağının avrupada olması demek coğrafi olarak.

belarus'ta geçenlerde başkanlı kseçimi yapıldı, ve sovyetlerin dağılmasından (1991) beridir başta olan "seçilmiş" lider tekrar seçildi 80% ile. halk ayaklandı, polis şiddetle karşılık verdi, olaylar hala sürüyor. putin, belarus liderine "herhangi bir şey olursa yanındayız", ab'ye ise "ayağınızı denk alın" dedi.

şu anda küresel büyük güçler aşı yarışındalar, milyarlar akıtıyorlar piyasaya önce bir şeyler sürebilmek için. bunun için güvenli olmayan prototipleri kötü testlerle ilerletiyorlar.
(bkz:jennıfer haller)
(bkz:covid-19 aşısı)

aslında faz 3'e kadar insana yapmakta bir sakınca yok eğer gönüllü denek bulabilirseniz; ama baktıkları şey aşağı yukarı "o an öldürüyor mu" kadar sığ. asıl, toplu denemeler faz 3'te yapılıyor.

bu fazı da tutup kendi halklarına yapacaklarını düşünmüyorsunuz herhalde? ölseler umurlarında olmayacak, ve hatta ölümünü isteyecekleri birilerine vuracaklar aşıyı.

bu prototip aşıları muhalif biri mi önce gönüllü vurdurur, iktidar yanlısı mı?

dolayısıyla rusya belarus'ta test edecek aşısını.
amerika nerede test eder bilmiyorum, belki türkiye'de bile olur aramız düzelirse (!)
çin desen toplama kampları var.

gözümüzü açmamız gerek ki kimler gerçekten sağlığımızı düşünüyor, kimler cebini kimler ruhunu görebilelim.

jennifer haller

gerçekten cesur, ve asla ama asla yalnız olmayan insan.

ian haydon, jennifer ile aynı teste girmiş. onda en yüksek dozu denemişler hatta; vücudu tepki verdiği için hastaneye gitmesi gerekmiş.
neal browning keza aynı deneyin bir parçası.

bu insanlarla röportajlar yapılmış, merak eden olursa tercüme eder koyarım. bir kaç cümle koyacağım çeşitli röportajlardan derlediğim.

ian: "kızarkadaşım ve ailemle konuştum. pandemi çoktan seattle'ı mahvediyordu. benim 1923'te ispanyol gribinden ölen bir büyük dedem var. ben bilimadamlarına çözüm üretecekleri konusunda güveniyorum. deneylere inanıyorum. bir biyoloji öğretmenim zamanında eğer başlamadan sonuçları biliyorsan bilim yapmıyorsun demişti. bilinmezlikle barıştım. bütün formları imzaladım."

bu abimiz "benim pandemiden ölen dedem var" bile demiş yahu, kovid aşısı kamu spotu gibi açıklama olmuş.

"ikinci faz 600 kişi, üçüncüsü ise 30000 kişi ile bu ay başlıyor (3 temmuz 2020)"

neal'ın röportajındaki haber kısmı: 45 kişilik test grubundan 8 kişide savaşan antikorlar üretildi; ki bu değer ilerideki covid 19 vakalarına karşı biraz koruma sağlayabileceğini düşündürüyor.

neil: "aslında, moderna şirketinden kimseyle temasım olmadı. kaiser'de çalışanlara sorduğumda, onların da karanlıkta olduğunu ve hiç bir şeyin söylenmediğini öğrendim.
şu an bildiklerimi bilerek, gene olsa gene yaparım diyorum. şirket çok yeni bir şirket, 10 yıllık, ve daha önce piyasa çıkmış herhangi bir ürünleri yok. daha önce mRNA teknolojisini kullanmışlar ve Zika için devam ediyorlar. ama bu aşı daha önce hayvanlarda bile denenmemişti, biz hem ilk insan hem de hayvan deneyiydik."

röportajlardan hiç birinde bu insanların hastalık kapıp kapmadığını göremedim. aynı şekilde, bu ismini bildiklerimiz antikor üretmiş mi onu da bilemiyoruz, kapalı deney olduğu için.

10 yıllık ve hiç bir ürünü olmayan bir şirketin, 45 kişilik hayvan kobay grubu olmak gerçekten büyük cesaret.
insanların %18'inde antikor üretmiş bir aşıyı "iyi bu" diye devam ettirmek de öyle.
kimseden bilgi alamadığın, şirket çalışanının bile "valla bize de bişi söylemiyolar" dediği bir ortamda 2 doz bir şey zerk ettirmek hele deli cesareti, helal olsun.

bunları söyleme sebebim ne çare arama çabalarını küçümsemek, ne de "bu gerçek değil" gibi iddialarda bulunmak. bir sorum var sadece;
aşının yapıldığı 16 mart döneminde abd'de vaka sayısı 4600 civarı. siz bu yukarıda bilgilerini verdiğim şirketin ilk 45 kobayından biri olur muydunuz?

dünyanın anasını ağlatan kötü bir grup var. bize musallat ettikleri bu boktan durumdan kurtulmak için gene aynı adamlara güvenemeyiz.

cuties

netflix'in eylül ayında çıkartacağı yeni filmin adı. fransız yapımı olan bu film, 2020 sundance'te ödül almış. orijinal adı "mignonnes".

filmin resmi özeti: 11 yaşındaki Amy, bulduğu "özgür ruhlu" dans ekibi sayesinde muhafazakar ailesine karşı isyan etmeye başlar.

hayatımda duyduğum en boktan film özeti olmasını geçiyorum. amme hizmeti olarak fragmanı izledim, saniye saniye önemli anları bırakıyorum aşağıya. bunu neden yaptın, ya da bu cümleler tam dinci lafları demeden önce şu etnry'yi bırakayım:(bkz:ölümü gösterip sıtmaya razı etmek)

başlayalım:
00:01 - 00:04: 13-14 yaşlarındaki bir kız kıvrak bel hareketleriyle dans ediyor, saçını ütüyle düzleştiriyor
00:13: küçük çocuklar flash mob yapıyor, hepsinde derin dekolte kıyafetler ve makyajlar
00:22: iki tane kız dolap benzeri bir şeyde "dans edelim mi" diye konuşuyorlar.
00:29: birbirinin üstüne devrilen ve bacaklarını ayıran bir kız çocuğu.
00:31 - 00:49: muhafazakar aile sorunları. sorunların kendisi yok düğüne ne giyelim filan; ama o 11 yaşındaki kıza kurulan cümle: "you are a woman now" (sen artık bir kadınsın)
00:50: bodrum katında bir jüri karşısında twerk yapan kız çocukları.
00:58: başrol kızımız para çalıyor, arkadaşı "oha çok iyi" diyor ve gidip iç çamaşırı alışverişi yapıyorlar.
1:01: ve işte büyük drama. annesi bir tokat atıyor kıza, "kimsin sen, neler yapıyosun kızım böyle" diyor.
1:13: bizim kızlar, baya 18 yaşlarına yakın bir grup gençle karşılaşıyorlar, yaşları konusunda yalan söylüyorlar. 11 değil de, 14 yaşındayız diyorlar.

fragmanın kalan kısımları boş editler ve bir şey ifade etmeyen koşma ağlama vs. sahneleri. gene bu fragmanın şu anda youtube'da 800 binden fazla dislike'ı var. işin korkutucu kısmı ise, 23 bin like'ı olması.

filmin yönetmeni, bundan önce 1 (yazıyla bir) tane kısa filmi olan bir kadın. (edit: o filminde de küçük bir çocuk, üvey bebek kardeşini çöp tenekesine atarak bitiyor). 2017'de yazmış senaryoyu, ve bir göçmen olarak kendi çocukluğundan esinlenmiş. amacı, muhafazakarlık ile internet kültürü arasında kalmış bir kızı resmetmek; aynı zamanda çocukların aşırı seksileştirilmesine dikkat çekmek.

vallahi çekti dikkatimizi; şu anda bu kadının parasını kim veriyor gibi olayları araştırıyorum şahsen. ama hazır ilgimiz burdayken; bu filmdeki "internet kültürü" ve çatışma konseptinde bu aşağıdaki kızlar ne yapıyor?



ben söyleyeyim, tiktok videosu çekiyorlar. bu uygulamayı bilahare detaylı yazacağım; ama özetle çocuklar için son derece tehlikeli ve yetişkin olan bizlerin anlamadığı için müdahele edemediği bir çin casus uygulaması. oraya poposunu sallarken fotoğraf yükleyen ve bunu sevinçle yapan masum çocuklar, ve onları izleyenler var.

cuties sadece bir başka deneme, tutmayacak bir şey. netflix'in paraya ihtiyacı da yok, yayımladıkları böyle sanat filmlerinden çok da sevilen de yok. ama böyle bir fragman yayınladılar, ve 4.5 milyon izlenme kadar saydığım görüntüleri gösterdiler.

amaçlarına ulaştılar yani. çünkü sistem o kadar aşağılık ki, bu fragmandan şikayet etmeye gene tiktoka gidiyor insanlar.

ölümü gösterip sıtmaya razı etmek

güzel dilimizdeki harika deyişlerden biri. anlamı, daha kötü bir haber verip, korkutup, sonrasında daha azına "oh şükür" dedirtmek. biraz nabız yoklamaya da yakın.

bu yöntemi en çok kullananlar ise politikacılar. farazi bir ülke varsayın; ekonomisi çok kötü giden. yeni zamları açıklamadan piyasaya dedikoduları yayarsın, "%25 zam gelecekmiş!" diye. sonra gerçek zam 15% olduğunda halk ayaklanmaz.

psikolojide, ve özellikle beyin yıkamada en önemli faktörlerden birisi tekrardır. yavaş yavaş, bir fikri ufak ufak göstere göstere, tekrar ede ede yerleştirilir. aynı şey reklamcılıkta da geçerli; siz bir reklamı ne kadar çok izlerseniz o ürünün aklınızda kalma ihtimali artar.

işte tam bu yüzden, amaç aslında sıtmaya razı etmek değil, size ölümü göstermek.

netfliz geçenlerde cuties adlı bir programın afişini yayınladı. afişin en büyük olayı, kameraya bakan bir çocuk ve onu öpmeye eğilmiş üç farklı çocuk olması. internet yıkıldı tepkiler küfürler filan; sonra "bu film aslında bilmemkimin çocuk istismarına dikkat çekmek için yaptığı..." filan dediler.

ve bu şov yayınlanacak. sonuçta hiç bir şey değişmedi, belki üyeliğini iptal edenler oldu belki olmadı. ama ne oldu? afişte sübliminali verdiler, her yere yapıştırdılar, fragmanda twerk yapan 12 yaşında kız çocuklarını gösterdiler.

önemli olan cuties'in çıkması değil; önemli olan bizim gözümüze seks objesi olarak fotoğraflanmış çocuklar sokmalar. cuties iptal olur muties çekerler, o olmadı çizgifilm yaparlar içinde sex yazan.

ama bu tekrar tekrar aynı mesaja maruz bırakmaya devam ediyorlar.

kamala harris

abd'nin yeni başkan yardımcısı adayı. aday demişken, orada başkan adayları kendi yardımcılarını seçiyor; yoksa oy verenler joe biden'a oy verenler. öyle de bir sistem.

neyse, şimdi bu kadınla ilgili bir kaç haber bırakalım ki düşmanımızı tanıyalım.

2016 yılından beri senatör olan bu ablamız, siyahi bir baba ve hintli bir annenin kızı. bunu da seçimlerde sık sık kullanıyorlar.



olsun, nabza göre şerbet vermek bütün politikacıların yaptığı bir şey değil mi? bu yüzden ciddi haberlere bakalım:

nisan 2020: harris diyor ki, "joe biden hakkındaki tecavüz / taciz iddialarında kurbanlara inanıyorum". bunların arasında yıllar öncesine ait olanlar da var, yakın zamanda olanlar da. bu joe biden'ın ne büyük bir şerefsiz olduğunu şu videodan da görebilirsiniz, 34. saniye:


temmuz ayının başında haberlere düşen bir olay; bu kadının mikipedya hesabını çok ciddi elden geçirip temizlemişler / temizliyorlar. hakkında yazan olumsuz şeyler direk siliniyor.

aynı hafta içinde, bir gazete "joe biden'ın başkan yardımcısının Kamala Harris olacağı netleşti" diye bir haber sızdırıyor. kimse anlamıyor tabi bu olay nasıl oldu diye; sonuçta bu kadın değil mi biden'ın tacizci olduğunu söyleyen?

bir kaç hafta içinde de başkan yardımcısı adayı oluyor.

diyeceksiniz ki "bu politikacılar hep böyle dönek, ne var ki bunda?". haklısınız; ama tek yürek hareket ettikleri ve hiç birinin kimseyi satmadığı tek bir amaçları var: çocukları taciz etmek.

yukarıdaki biden videosunu gördünüz; "joe biden swear-ins" yazarak daha çok çocuğu rahatsız ettiği şeyleri görebilirsiniz. kamala harris'in tarafı da boş değil.

2019 yılında bu kadın savcı iken, katolik kilisesinin çocuk tacizi davalarının tamamına gizlilik kararı getirerek tacizcilerin kimliklerinin öğrenilmesini ve davaların ilerlemesini engellemiş.

şu hakkında filmler çekilip herkesin uyandığı Epstein var ya? bir dava sürecinde daha az ceza verilmesi karşılığında bu adamın avukatlarından para almış. aynı zamanda bu kadının, epstein'in adasına gittiğine dair iddialar var ama kaynak bulmadan eklemiyorum.

hiç bir politikacıya güvenmeyin; ne türkiye'de ne dünyada. amaçları zarar, amaçları pislik; insan olana düşman ve çocuk tacizcisi bir güruh bunlar. hesabı sorulurken patlamış mısırlarla izlemek nasip olur umarım hepimize.

kaynaklar:
[url]https://apnews.com/c70a21451ac64c99af1525af0bd73a26[/url]
https://www.foxnews.com/media/politico-biden-vp-kamala-harris-running-mate-mistake
https://thehill.com/homenews/campaign/437107-harris-i-believe-biden-accusers#.XzL8x1qo1ot.twitter
https://theintercept.com/2020/07/02/kamala-harris-wikipedia/
https://www.businessinsider.nl/joe-biden-allegations-women-2020-campaign-2019-6?international=true&r=US



radyasyon

insan sağlığı üzerinde ciddi zararlı etkileri olan enerji / "ışıma".

yarattığı negatif etkiler ne kadar sürede, hangi miktarda radyasyona maruz kaldığına göre değişiyor. belirli bir seviyeden sonra artık klinik adı olan bir hastalık oluşuyor: akut radyasyon sendromu (zehirlenmesi).

zehirlenme belirtlerinden yüksek ateş, başağrısı, kusma, ishal en yaygın olanları. alınan doza göre şiddeti değişiyor.

ayrıca, doğrudan organlar ve sistemler üzerindeki etkilere baktığımızda merkezi sinir sistemi bozuklukları, bağışıklık sistemi zayıflaması, zaatüre gibi sorunlara yol açıyor.

burada doğrudan belirtilmesi gereken bir hastalık ise kanser. uzmanlara göre kanser'in başlıca sebepleri beslenme alışkanlıkları, ikincisi ise radyasyon. tabi hastalığın belli noktalarında radyasyon tedavi olarak uygulanıyor.

dünyada kanser sayılarına baktığımızda şaşırtıcı iki tane ülke başı çekiyor: avustralya ve yeni zelanda. yapılan araştırmalara göre avustralyalılar eh işte, yeni zelandalılar ise baya baya sağlıklı besleniyor. obezlik vb. genellikle kanser ile ilişkilendirilebilecek hastalıkları yok, sigara kullanımları düşük ve düşmeye devam ediyor.

kansere yaklanma sebepleri acaba radyasyon olabilir mi? neden / nasıl olacağının açıklaması uzun, bir durak daha yolumuz var ve de.

şu anda dünyayı kasıp kavuran wuhan virüsü olaylarını en sakin yaşayan ülkeler bunlar. hem toplam vaka sayıları, hem bir milyon kişiye düşen vaka sayılarında değil top 50, top 100'e ucundan girebiliyorlar.

radioresistance bizim vücudumuzun radyasyona bağışıklığı diyebiliriz. rada maruz kaldıkça biraz biraz bağışıklık kazanıyoruz gibi. dolayısıyla yukarda saydığım zehirlenme etkileri azalıyor ya da gözükmüyor.

bütün bu bilgileri birleştirme vakti. yeni zelanda'da 102 gün sonra yeniden virüs vakası çıkmış, hatta sıfırdan oluşmuş neredeyse. bu radyasyona şerbetli adamlar, virüsü sorunsuz götürüyorlar; ama tam da ikinci dalga çıkmaya başladığı zaman aylardır tek bir vaka olmayan ülkede 4 tane birden vaka çıkıyor.

bu covid 19 meselesinde virüsten başka bir şeyler olabilir mi ki?

kaynakça:
mikipedi: https://en.wikipedia.org/wiki/Acute_radiation_syndrome
radyasyonun akciğere etkileri: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1474274/
kanser istatistikleri: https://www.wcrf.org/dietandcancer/cancer-trends/data-cancer-frequency-country
yeni zelanda beslenme araştırması: https://www.rnz.co.nz/news/national/358173/how-healthy-is-the-nz-diet
sigara istatistikleri: https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_cigarette_consumption_per_capita
radioresistance: https://www.livescience.com/15723-doctors-exposed-radiation-adapt.html

wuhan virüsü

yeni zelanda'da tam 102 gün sonra tekrar vaka çıkmış, 4 tane. haber linki aşağıda, ama bu elim olay nasıl olmuş?

toplamda 4 yeni vaka çıkmış, hepsi aynı aileden. iki kez test yaptırıp ikisinde de pozitif çıkan kişi, hiç uluslararası seyahat etmemiş.

daha ilginci, ailesindeki diğer 6 kşiye test uygulamışlar, 3 kişi pozitif çıkmış, 3 kişi negatif.

artık iş daha da ciddi gençler. uçup kaçan 12 metreye bulaşıp plastik üstünde emekliliğe kadar yaşayabilen virüs değil. artık, yoktan peydah olabilen bir virüs var. tabi adam yarasa yakalayıp yemediyse.

ya da belki de bize bu illetle alakalı, çıkışından bulaşımına, etksinden tedavisine yalan söylüyorlar.

kaynak: https://www.rnz.co.nz/news/national/423305/covid-19-new-cases-push-new-zealand-into-resurgence-plan


wuhan virüsü

zaman geçtikçe bu hastalığın uzun dönem etkileri ortaya çıkıyor. şimdiye kadar araştırma yapılmış uzun dönem etkiler şunlar:

- akciğerlerde kalıcı hasar
- eklem ve kaslarda kalıcı yorgunluk
- karaciğer ve böbreklerde hasar
- sindirim sisteminde olumsuz etkiler
- "brain fog" - sersemlik
- testislerde hasar ve kısırlık

oh oh tepeden tırnağa her şeyi bozan ve yıkan bir "akciğer" virüsü. peki size, bu uzun dönem etkilerin hastaneye yatan hastalarda çıktığını söylesem?

okuduğum araştırmaların tamamı "hafif semptomlarla atlatanlarda en fazla geçici tat alma duyusu kaybı oluyor, ama hastaneye yatanlarda ciddi uzun dönem etkiler çıkıyor" diyor. bu bilgi cepte, unutmayın.

biraz da başka sayılara bakalım, gördüklerimiz mantıklı mı diye.
dünyada şu anda aktif 6.3 milyon, sonuca ulaşmış 13.6 milyon vaka var.
aktif vakaların %1'i ciddi şikayetlermiş. yani 63 bin kişi.
kapanmış vakaların %5'i ölümle sonuçlanmış, yani 735 bin kişi.
hastaneye yatan vakalarda, yoğun bakımda ölüm oranı %60'tan %42'ye düşmüş.

aktif vakaları örnek alalım, hatta virüse baya kıyak geçelim ve diyelim ki kapanan vakaların %5'i (mevcutun oranın 5 katı) ağır hasta olsun. bu da 680 bin ağır hastaya denk geliyor. yukarıdaki yoğun bakım sayılarını da pohpohlayalım, hastaneye gidenlerin hepsi vefat ediyor olsun.

ama kapanan vakalarda ölüm sayısı kaç? 734 bin. bu kadar uğraştıktan sonra hala nasıl resmi rakamın 50 bin kişi altında kaldık?

*****

tepeden tırnağa bütün vücut sistemini bozan son derece ölümcül bir hastalık var, ve hastaneye giderseniz ya ölüyorsunuz ya da kısır kalıyorsunuz. kurtulmak için tek şansınız "hafif atlatmak" ya da komple yakalanmamak.

ya da ortada beyinden taşaklara hasar veren bir akciğer virüsü değil, başka bir bok var.

(bkz:radyasyon)
(bkz:vaka sayılarında sahtecilik)
(bkz:korku pornosu)

kaynakça:
sayılar buradan https://www.worldometers.info/coronavirus/#countries
yoğun bakım sayıları buradan: https://www.reuters.com/article/us-health-coronavirus-survival/covid-icu-patients-survival-rate-has-improved-study-idUSKCN24G38S
semptomlar: https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/symptoms-testing/symptoms.html
kısırlık: https://www.thailandmedical.news/news/breaking-male-infertility-research-shows-that-sars-cov-2-coronavirus-may-indirectly-cause-testicular-damage-in-male-covid-19-patients-and-also-orchiti
















gurbetçi düşmanlığı

son 5-6 yıldır avrupa'da çeşitli şehirlerde yaşadım / yaşıyorum; ve bu düşmanlık hakkında bir yanlışı düzeltmek istiyorum.

"gurbetçi" kavramı artık eskisi gibi değil ve üçe ayrılıyor. yıllar önce gitmiş, oraya yerleşmiş olanlar, orada doğup büyümüş olanlar, bir de yakın zamanda gidenler.

ülkemizde son zamanlarda olan ayrıştırmacı politikalar içerisinde, düşmanlık beslenen kesim işte tam bu son söylediğim yakın zamanda gidenler. eski topraklar ya da kırık türkçesi ile konuşan gençler filan çoğunlukla takdirle, en kötü yaranma içgüdüsüyle övülüyor.

asıl düşmanlık beslenen, "kaçıp kendini kurtaranlar". akp döneminde ülkesine yabancılaştığını görenler, türk toplumunu araplara köle etmeye çalışılmasından rahatsız olanlar, ya da kendini güvende hissetmeyenler gidiyor. para için gidenler de var tabi.

ama bu düşmanlık gurbetçi - yerli düşmanlığı değil, parti fanatikliği düşmanlığı. eminim "gurbetçiler lölöl" diyen amcaların hiç biri, kendi yeğenleri çocukları gurbete gitse gıkını çıkartmaz. ama erasmus'a gidip oraya yerleşmiş pelinsu'ya düşmanlık duyar.

bu konuda 140journos'un ilgili videosunu da şuraya bırakayım. isimlere takılmayın; içindeki insanlar da muhteşem aydınlık bilmemne tipler değil, ama gidiş ve düşmanlık sebeplerini doğru anlamak için faydalı olabilir.

ceza sektörü

kontrollü sosyal hayat kapsamında, yılın ikinci yarısında daha da büyük geridönüşler sağlayacak olan sektör.

ha zaten arabada tek başına olan vatandaşa maske cezası kesilmişliği var, bunun virüsün yayılmasını ne kadar da engellediği malumunuz.
0 /