confessions

pipisik

- Yazar -

  1. toplam entry 23841
  2. takipçi 1
  3. puan 617536

ağız kaside

pipisik
garcia lorca’nın bir şiiri.

kapadım balkonumu
duymak istemiyorum ağıtı
ama yalnız ağıt var
gri duvarlar ardında

çok az melek var şarkı söyleyen
çok az köpek var havlayan
bin keman bir avuca sığıyor
ama ağıt koskoca bir köpek
ağıt koskoca bir melek
ağıt koskoca bir keman
gözyaşı ağzını tıkıyor rüzgarın
duyulmaz başka bir şey
ağıttan

gök öyle mavi

pipisik
paul verlaine’in bir şiiri.

gök öyle mavi, öyle durgun,
damlar üzerinde.
yeşil bir dal sallanadursun,
damlar üzerinde.

ürpertip gökyüzünü birden
bir çan tin tin eder.
bir kustur su ağaçta öten;
türküsünü söyler.

işte hayat! aç gözünü gör;
bak ne kadar sade.
her günkü sakin gürültüdür.
şehirden gelmekte.

ey sen ki durmadan ağlarsın,
döversin dizini;
gel söyle bakalım ne yaptın,
ne ettin gençliğini?

en mutlu gun

pipisik
edgar allan poe’ya ait bir şiir.

en mutlu gün - en mutlu saat
kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği,
en büyük umutları gücün ve gururun
hissettiğim, geçip gitti.

güç mü dedim? evet öyle düşünmüştüm;
ama yazık! çoktan yitip gitti hepsi,
gençliğimin hayalleri-
ama boşver şimdi.

ya gurur, ne yapacağım senle şimdi?
sakin ol ruhum!
belki bir diğer baş devralır,
üzerime döktüğün zehri.

en mutlu gün-en mutlu saat
gözlerimin gördüğü göreceği,
en parlak ışıltısı gücün ve gururun
hissettiğim:
ama o zaman çektiğim acıyla,
gücün ve gururun umudunu verselerdi,
yaşamazdım o parlak saati tekrar.

çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım;
ve çırptıkça-bir öz dökülüyordu;
öldürmeye yeterli,
onu bilen bir ruhu.

inandiramaz aynam yaslandigima beni

pipisik
william shakespeare’e ait bir şiir.

inandıramaz aynam yaşlandığıma beni.
değil mi ki doğduğunuz aynı gün gençlikle sen;
ama örtünce vaktin kırışıkları seni,
medet umarım ömrüm bitsin diye ecelden.
varlığına o eşsiz güzelliği giysen de
gönlümün urbasından başka şey giyemezsin.
yüreğim sende çarpar, yüreğin çarpar bende:
demek ki bana göre yaşlısın diyemezsin.
onun için, sevgilim, kendine bakman gerek,
nasıl ki ben bir hiçim bakmak dururken sana,
yüreğin bende diye üstüne titreyerek
olmuşum yavrusunu esirgeyen bir ana.
gönlüne bel bağlama gönlümü yok edersen,
geri almak yok diye onu verdin bana sen.

curuyen otlar

pipisik
cahit külebi’den...

ı

bilinmez hangi şehirde
yaşarsın aşktan habersiz,
küçük çakıl taşım, nasıl bulayım!
kaybolmuşsun bir kocaman nehirde.

bu kimin çocuğu, der, seni görenler.
benim çocuğum, diye, sesim gelir uzaktan.
bunca kötülüğü bağışlatır bakışın
yanakların kızarır ağlamaktan.

bir gün sokakta rastlasam, ellerini
alsam avuçlarıma okşasam.
sıcaklığını tanır da mısralarımdan
kız kardeşimsin sanırlar belki.

son orada, ben burada
birbirimizden habersiz
ayrı yaylalarda yeşeren otlar gibi
bekleye bekleye çürüyeceğiz.


ıı

senin oturduğun şehirde
gökyüzü mavidir benimkinden,
çiçekler daha taze
kuşlar bile güzeldir birbirinden.

şarkılar daha neşeli, daha mahzun
akşamlar daha garipsi,
umut alabildiğine geniş,
umutsuzluksa denizler gibi;

trenler bile daha sevinçli
daha kederli gelir gider.
gençler bütün haşarı
yaşlılar büsbütün kederlidirler.

kadınların sütü daha gür, daha ak
çocukların iştahı, yerinde,
gemiciler bile daha sarhoştur
doğup büyüdüğün şehirde.

garibim! nazlım! öksüzüm
hayal rüzgarlarıyla emzir beni de
uzak ya, kokunu duyuyorum
gül gibi açıldığın şehirde.

güneşli çayır

pipisik
cahit külebi şiiri.

pınarlardan içiyorum seni
ince ve mavi bileklerinden,
kısrak memelerinin gürlüğünde
sabah bahçelerinin serinliğinden.

kaç yaşıma gelirsem geleyim
ölmem ben gencim uzun yıllar.
ayna gibi akan bir dere
ve dibinde beyaz çakıllar.

yaşamım böyle çağlar gider
cırcırböcekleri, ormanlar ötesinde,
sarı kokusuyla harmanların
ve düğenlerin ezip geçmesinde.

ayışığı uçuşsun gözlerinden,
teninden aklığı sabahların.
karanlık gecelerden çıktıkça
güneşli bir çayırsın sen.

cebeci köprüsü

pipisik
cahit külebi eseri.

cebeci köprüsünün üstü
karınca yuvasına benziyor.
hamallar, körler, topallar
oturmuş nasibini bekliyor.

cebeci köprüsü yüksek,
altından tren geçiyor.
ya benim aklımdan geçenler?
kimse bilmiyor.

şu dünya güzelim dünya
tıkır tıkır işliyor,
insanlar insanlar insanlar
neden böyle çekişir durur?
aklım ermiyor.

cebeci köprüsünün korkulukları
kara boyalı.
daha böyle köprülerden geçersin çok
cahit külebi!

guz yorumu

pipisik
cahit külebi şiiri.

hava bugün de bulutlu
rüzgâr daha serin esecek.
bütün insanlar umutlu,
şairler mahzun gezecek.

yağmur yağacak ince,
muşambalı kızlar görülecek.
ağaçlara, çocuklara gelince
bir karış büyüyecek.

şairlerin ateşi, âşıkların
belki bin dereceye yükselecek.
cahil kızlar, küçük kediler,
çocuklar üşüyecek.

bu şiiri yazan, caddelerde
seninle başbaşa yürüyecek.
gelip geçenler, yağmur altında
bu adam tek başına ne geziyor, diyecek.
yapraklar yollara dökülecek.

uyusun da büyüsün

pipisik
rıfat ılgaz’ın bir şiiri.

tüketme nefesini maviş kızım
bildiğin türkçe kıt gelir masallarıma
sözden sazdan anlamazsın
kuştan yapraktan haberin yok

biz yaşlılar neler de bilmeyiz
hele sen belle dilimizi
biliriz de güzel laf etmesini
çekiniriz konuşmaktan
yazmasını bilir yazamayız

üzme beni yum gözlerini
uyutacak ninnilerim yok
türküler mi istersin benden
yanık memleket türküleri
ne arasın bende o ses
ıslıkla söyleni marşlar mı istersin
bunlar size gelmez
uykusunu kaçırır çocukların

sana hazır ninniler söylesem
bahçeye kurdum desem salıncak
inanır mısın
ne bahçe var ne beşik
bir arabacık da istemezdi şu asfalt
yorganın yatağın iğreti
doğdun doğalı ne oyun gördün
ne oyuncak

uyu benim maviş kızım
dem geçecek devran geçecek
keloğlan muradına erecek
sökülecek hasbahçenin çitleri
ağlayan nar gülecek.

bir arabacık da istemezdi şu asfalt
yorganın yatağın iğreti
doğdun doğalı ne oyun gördün
ne oyuncak

uyu benim maviş kızım
dem geçecek devran geçecek
keloğlan muradına erecek
sökülecek hasbahçenin çitleri
ağlayan nar gülecek.

kadınlar ülkeler denizler

pipisik
cahit külebi eseri.

gözlerin gözlerime değince
su katılıyor rakıya
denizler açılıyor önümde.

üç çeşit deniz var bildiğim:
birincisi süt liman deniz.
ilkgünün özenle okşadığı,
gökyüzüyle kaynaşan deniz.

ikincisi dalgalı oynak,
bir kedi gibi önce sokularak
sonra tozu dumana katan deniz.
balıklara beşik sallayan deniz.

üçüncüsü volkansı dağlar...
tüfek namlusundan menevişli,
baştan başa gövdesi köpek dişli,
kendi kendine savaşan deniz.
anadolu dağları gibi kıraç,
kış ortasında kurtlar gibi aç
karanlığa uluyan deniz.

senin gözlerin de öyle uzak,
üç türlü denizde balkıyarak
bütün yaşamımı alıp gitti.
türküler yitirdim dağlarda.
çiğdemleri rüzgar okşar ya,
sarkar ya söğütler ırmağa
rakıya su katılır gibi
gözlerin başlar yansımaya

gözlerin gözlerime değince su katılıyor rakıya,
ülkeler de kadınlara benziyor,
başlıyor yansımaya.

işte güvercin kemikli kız!
koca fransa, akdeniz...
ve almanya ki lahana, tütün,
sokakları kan kokarken bir gün
gençliğimi orada bırakıp geldim.
oysa balık gibiydi urzula rayh
bir sarı çiğdem gibi severdim.

evvel zaman

pipisik
cahit külebi şiiri.

asardın okulu her sabah
sen de aşıktın bir zamanlar,
geceleri sokak sokak gezerdin
ellerin ceplerinde, yıldızları sayarak.

insanın sevdası on beşinde
horoz şekerlerine güneşlere benzer,
gülerdi tramvaylarda küçük bir kız
bekareti beyaz dişlerinde.

içi kadın çamaşırı doluydu vitrinlerin,
allık pudra, frenk altını küpeler,
o tarihte dükkanların önünde
dalıp giderdin.

dostlara türkü

pipisik
cahit külebi şiiri.

dostlar bilin ki burda
bir fakir cahit külebi
garaja çekilmiş hurda
paslanmış kamyonlar gibi
bekler durur ankarada.

ne kadın, ne aşk, ne kumar
ne çalışmak, akşamadek;
yüz vermez oldu sokaklar
bir bardak su, biraz ekmek,
yaşa yaşadığın kadar!

gel be dünyalık hevesim
sokul bir parça yanıma!
toplasalar çıkmaz sesim
bütün kızları başıma,
gelmez elimi süresim.

hasreti yeşerten, ufak
ufak esen mavi rüzgâr
nerde rüyalı ve uzak
bıldır gezdığım tarlalar!
dul bir kadın kadar sıcak!

günler bana bir hikaye anlatti

pipisik
cahit külebi şiiri.

geçen gün bir kadın gördüm,
kucağında bir çocuk vardı.
yüzü kehribar rengindeydi.
ne oldu sana bebek dedim
noldu da böyle zayıfladın?
çocuk yüzüme bakıp güldü.
geçen gün bir çocuk gördüm
yüzü kehribar rengindeydi.

geçen gün bir gelin gördüm
gelinin yüzü gül rengindeydi.
kocasının koluna asılarak gider.
ne oldu gelin sana dedim,
noldu da böyle güzelleştin?
gelin yüzüme bakıp güldü.
gözleri zeytin rengindeydi.

çok güvenme haline gelin dedim
bir gün gelir sen de anlarsın.
dünya dediğin şeker şerbet
içi başka dışı başkadır.
bir gün şu kadına dönersin,
dönersin de sonra ağlarsın.
çok güvenme haline gelin dedim.

geçen gün bir adam gördüm
bir şeyden korkar gibiydi.
kim korkuttu adam seni dedim
herif yüzüme bakıp güldü,
geçen gün bir adam gördüm.

dayanamıyorum onların haline
yüreğime oklar saplanıyor.
istiyorum ki kadınlar her zaman
vefalı, iyi, sıcak,
erkekler sağlam yapılı, çalışkan,
çocuklar tosun gibi,
istiyorum ki pırıl pırıl olsun
dünyamızın günleri.
ne çare evdeki hesap
çarşıdakine uymuyor
insanlar bol bol laf ediyor ya
yine de işlerine
akıl fikir ermiyor.

bizim bir dünyamız var ki
istesek güzel olur,
denize gisek balık gibi
yumuşar kemiklerimiz,
güneşin altında otursak
ısınır dinleniriz.
bizimdir rüzgarı, ağacı, meyvesi
bizimdir dostluğu, kardeşliği, sevdası.
ama biz insanoğulları
babadan mirasa konmuşuz
her gün bir taşını söker atarız
hele bir işimize elversin
tozu dumana katarız.
ama biz insanoğulları
babadan mirasa konmuşuz.

gel seninle resim yapalim

pipisik
cahit külebi’den:

gel seninle resim yapalım
bir yüz çizelim ince,
küçük nezleli bir burun
ve gözler zeytin iriliğinde.

sonra bir gelincik, ince bir boyun,
soyulmuş bademden daha ak bir ten,
öyle bir yüz ki seher vakti
mutluluk estirsin güneş doğarken

ve saçları çizelim, bulutlar,
türküler, masallar gibi,
hepsinin üztüne sonra
kocaman bir insan yüreği.

öyle bir yürek ki sevgiyle
arkadaşlıkla, mutlulukla dolsun,
isterse ondan sonra
bütün şairler ölsün.

olumlu insanlar için

pipisik
cahit külebi’nin, enfes eseri.

hepiniz öleceksiniz!
tanrı katına çıkacaksınız utanmadan!
ruhlarınız koyup kaçacak sizi!
topraklara gömüleceksiniz.

kurtlar, böcekler, solucanlar
sevinçle saldıracak üstünüze.
elleriniz bomboş kalacak,
kimse bakmayacak resminize.

sevilmiş kadınların hayali
dumanlar gibi dağılacak;
faydaydı, şöhretti, merhametti
semtinize uğramayacak.

gözleriniz yok artık!
dünyamızı göremeyeceksiniz!
okşamak, gülmek, konuşmak
yok olmuş bir selde yüzeceksiniz,

yavaş yavaş çürüyeceksiniz.

sivas yollarında

pipisik
bir cahit külebi eseri.

sıvas yollarında geceleri
katar katar kağnılar gider
tekerleri meşeden.
ağız dil vermeyen köylüler
odun mu, tuz mu, hasta mı götürürler?
ağır ağır kağnılar gider
sıvas yollarında geceleri.

ne, yıldızlar kaynaşır gökyüzünde,
ne sevdayla dolar taşar gönüller
bir rüzgar eser ki, bıçak gibi
el ayak şişer.
sıvas yollarında geceleri
ağır ağır kağnılar gider.

kamyonlar gelir geçer, kamyonlar gider
toz duman içinde,
şavkı vurur yollara,
arabalar dağılır şöförler söğer,
sıvas yollarında geceleri
katar katar kağnılar gider.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol