nefis bir cahit külebi şiiri.
1917 senesinde
topraklarında doğmuşum.
anamdan emdiğim süt
çeşmenden tarlandan gelmiş.
emmilerim hudutlarında
senin için döğüşürken ölmüşler.
kalelerin burcunda
uçurtma uçurmuşum,
çimmişim derelerinde.
bir andız fidanı gibi büyümüşüm.
topraklarının üstünde.
koca koca kamyonlara binmişim.
daha büyük şehirlerine
okumaya gitmişim.
eşkiyalar yolumu kesmiş,
alacak şey bulamamışlar.
topraklarının üstünde
top oynamış, aşık olmuş, düşünmüş,
ahbap edinmişim.
kederlendiğim günler olmuş
naçar dolaşmışım sokaklarında,
sevinçli günlerim olmuş
başım havalarda gezmişim.
bağrımı açıp ılgın ılgın
esen serin rüzgarlarına,
ilk defa kıyılarından
denizi seyretmişim.
ıssız çorak ovalarında
günlerce yolculuk etmişim.
ağladığım senin içindir
güldüğüm senin için
öpüp başıma koyduğum
ekmek gibisin.
bir cahit külebi şiiri.
bir halin var seviyorum
küçük ellerinden daha çok
bir halin var özlüyorum
sıcak dudaklarında yok
yıldızlı gözlerinde ayrı ufuk
bir halin var düşünüyorum
bir halin var gülüyorum
arsız burnunda çocuk
bir halin var özlüyorum
bir halin var seviyorum
küçük ellerinden daha çok
bir halin var özlüyorum
sıcak dudaklarında yok
yıldızlı gözlerinde ayrı ufuk
bir halin var düşünüyorum
bir halin var gülüyorum
arsız burnunda çocuk
bir halin var özlüyorum
cahit külebi şiiri.
ben yalnızlığı
gökte uçar gördüm.
ben yalnızlığı
garip naçar gördüm.
ben yalnızlığı
gelir geçer gördüm.
ben yalnızlığı
gökte uçar gördüm.
ben yalnızlığı
garip naçar gördüm.
ben yalnızlığı
gelir geçer gördüm.
cahit külebi şiiri.
evin önünde hark vardı,
harkın önünde alçacık köprü,
köprünün üstündeki çocuklar
hayalet gibi bir kuş gördü.
eğilip baktık tahtalar arasından
uzaklardan gelme bir garip kuş.
kuzgun gibi,balıkcıl gibi birşey,
köprünün altına yorgun düşmüş.
kutupların,denizlerin,romanların,
sihrini taşıyordu.
biz ona bakıyorduk, o bize
korkusuyla karanlık ormanların.
kimimiz deynekle dürte dürte...
kimimizde kaynar su döktük,
işedik bir güzelce üstüne,
garip kuşu öldürdük.
yaralı bir gemi gibi yüze yüze
köprünün dışına çıktı.
vura vura eğlendik,
attık birbirimize.
uzaklardan gelme garip kuş
mürekkep rengi gözlerinle
artık dünyamızı göremezsin!
bağrışmamız gitmez kulaklarına,
yaprakların arasında güneşe karşı
çiftleşemezsin.
dişiysen yumurtlayamazsında!
böyle deyip kuşun dört yanında
akşama kadar hora teptik
insan olduğumuzu iyice
garip kuşa öğrettik
evin önünde hark vardı,
harkın önünde alçacık köprü,
köprünün üstündeki çocuklar
hayalet gibi bir kuş gördü.
eğilip baktık tahtalar arasından
uzaklardan gelme bir garip kuş.
kuzgun gibi,balıkcıl gibi birşey,
köprünün altına yorgun düşmüş.
kutupların,denizlerin,romanların,
sihrini taşıyordu.
biz ona bakıyorduk, o bize
korkusuyla karanlık ormanların.
kimimiz deynekle dürte dürte...
kimimizde kaynar su döktük,
işedik bir güzelce üstüne,
garip kuşu öldürdük.
yaralı bir gemi gibi yüze yüze
köprünün dışına çıktı.
vura vura eğlendik,
attık birbirimize.
uzaklardan gelme garip kuş
mürekkep rengi gözlerinle
artık dünyamızı göremezsin!
bağrışmamız gitmez kulaklarına,
yaprakların arasında güneşe karşı
çiftleşemezsin.
dişiysen yumurtlayamazsında!
böyle deyip kuşun dört yanında
akşama kadar hora teptik
insan olduğumuzu iyice
garip kuşa öğrettik
bir cahit külebi şiiri.
bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın
öyle yorgunum ki hiç sorma
sen halimden anlarsın
sabahlara kadar oturup konuşalım
kimse duymasın
mavi bir gökyüzümüz olsun
kanatlarımız dokunarak uçalım
insanlardan buz gibi soğudum
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki hiç sorma
anlarsın
bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın
öyle yorgunum ki hiç sorma
sen halimden anlarsın
sabahlara kadar oturup konuşalım
kimse duymasın
mavi bir gökyüzümüz olsun
kanatlarımız dokunarak uçalım
insanlardan buz gibi soğudum
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki hiç sorma
anlarsın
cahit külebinin şiiri.
bir gül mahzun durur bahçede
yaprakları yorgun.
sen pembe güllerin en pembesi!
hasta solgun.
bir gül taze durur bahçede
yaprakları diri.
sen beyaz güllerin en beyazı
sabahlar kadar iri.
bir gül baygın durur bahçede
yaprakları serin.
sen sarı güllerin en sarısı
yağmur gibisin.
pembe gül hülyandır açılmış,
beyaz gül yanakların,
sarı gül dağınık saçlarındır,
ve mahzun kalbim ateş gibi
yanan dudaklarındır.
bir gül mahzun durur bahçede
yaprakları yorgun.
sen pembe güllerin en pembesi!
hasta solgun.
bir gül taze durur bahçede
yaprakları diri.
sen beyaz güllerin en beyazı
sabahlar kadar iri.
bir gül baygın durur bahçede
yaprakları serin.
sen sarı güllerin en sarısı
yağmur gibisin.
pembe gül hülyandır açılmış,
beyaz gül yanakların,
sarı gül dağınık saçlarındır,
ve mahzun kalbim ateş gibi
yanan dudaklarındır.
cahit külebiden kısa bir şiir.
artık ne pencerem var seni koyacak
ne masam
sevgilim de yok bu şehirde
çiçek seni alıp ne yapsam
artık ne pencerem var seni koyacak
ne masam
sevgilim de yok bu şehirde
çiçek seni alıp ne yapsam
can yücel şiiri.
geldi yine sonbahar dedirten görüntü.
yaprak dökümü..
sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar
mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar
çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar
o çocuklar
o yapraklar
o şarabi eşkiyalar
onlar da olmasa benim gayrı kimim var?.
geldi yine sonbahar dedirten görüntü.
yaprak dökümü..
sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar
mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar
çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar
o çocuklar
o yapraklar
o şarabi eşkiyalar
onlar da olmasa benim gayrı kimim var?.
can yücelden:
gün gelir bu işe bu millet de şaşar
tam kurşun işlemez deminde karanlığın
bir ateş böceğidir başlar
gün gelir bu işe bu millet de şaşar
tam kurşun işlemez deminde karanlığın
bir ateş böceğidir başlar
etkisi kaybolmamış, henüz hatıralardan düşmemiş olaylara ilişkin zaman dilimi. cumhuriyet dönemi, yakın tarihtir örneğin.
can yücel şiiri.
öyle bir gül atıcam ki size gelecek maçta
âdem abim bile tutamaz elleri yanar
pipişikin notu:
(âdem dediği; beşiktaşın ve fenerbahçenin eski kalecisi)
öyle bir gül atıcam ki size gelecek maçta
âdem abim bile tutamaz elleri yanar
pipişikin notu:
(âdem dediği; beşiktaşın ve fenerbahçenin eski kalecisi)
can yücelden:
dünyamın güzeli martılar
sizden nasıl da yok yere korkmuşum
kaşık ada’nın orda!
dalın üstüme dalın
vurun beni, urun
denizanası kokan gagalarınızla!
ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum!
bilmiyordum ki çünkü
ben hem balığım hem kuşum
ben ama hala anlayamıyorum ki
bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum
dünyamın güzeli martılar
sizden nasıl da yok yere korkmuşum
kaşık ada’nın orda!
dalın üstüme dalın
vurun beni, urun
denizanası kokan gagalarınızla!
ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum!
bilmiyordum ki çünkü
ben hem balığım hem kuşum
ben ama hala anlayamıyorum ki
bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum
can yücelin kaleminden:
ayaklarıyla ezip fıçıya mı bastılar seni
nefti kasnaklı bir fıçıya,
aldırma, kara üzüm!
sen, o kırmızı şarabına doğru
içten içe
harıl harıl
çalışmana bak, iki gözüm!
ayaklarıyla ezip fıçıya mı bastılar seni
nefti kasnaklı bir fıçıya,
aldırma, kara üzüm!
sen, o kırmızı şarabına doğru
içten içe
harıl harıl
çalışmana bak, iki gözüm!
bir can yücel şiiri.
butün bu cılgıldaklar
pencerenin ağzına asılı
bütün bu fırıldaklar
bütün bu pervaneler
bütün bu değirmenler
bütün bu uçurtmalar ve uçaklar
poyrazın doğrultusunda...
gülibrişim, mimoza ve manolya, kavak
yaprakları dahil
bütün bu kıpır kıpır insanlar
elleri kolları ve kulaklarıyla
ve erken öten bir horozun sesiyle
kaçmışlar öbür dünyaya şimdiden
seslerini bırakmışlar geriye
bu ölümlü dünyaya yadigar...
butün bu cılgıldaklar
pencerenin ağzına asılı
bütün bu fırıldaklar
bütün bu pervaneler
bütün bu değirmenler
bütün bu uçurtmalar ve uçaklar
poyrazın doğrultusunda...
gülibrişim, mimoza ve manolya, kavak
yaprakları dahil
bütün bu kıpır kıpır insanlar
elleri kolları ve kulaklarıyla
ve erken öten bir horozun sesiyle
kaçmışlar öbür dünyaya şimdiden
seslerini bırakmışlar geriye
bu ölümlü dünyaya yadigar...
can yücelin şiiri.
trabzon hurması ağacına döndüm
tüyüm tüsüm döküldü, yapraksız kaldım
yine de meyvaya duruyorum bu cıbıl halimle
tepeden tırnağa
turuncu turuncu
kütür kütür
bu benim sonbaharım
bu benim son gürlüğümdür
trabzon hurması ağacına döndüm
tüyüm tüsüm döküldü, yapraksız kaldım
yine de meyvaya duruyorum bu cıbıl halimle
tepeden tırnağa
turuncu turuncu
kütür kütür
bu benim sonbaharım
bu benim son gürlüğümdür
can yücelden:
bu gül birşeyin anısı olacak ama neydi unuttum
kimbilir belki de sabah sabah yeniden açan umudum
bu gül birşeyin anısı olacak ama neydi unuttum
kimbilir belki de sabah sabah yeniden açan umudum
bir can yücel eseri.
yakın gözlüğümü yitirdim
yitirince seni kadın-
doğumun ardından
çatladı kapı sanki
öyle uzak bir doğu ki her şey
görünmüyor burnumun ucundan
çiğnenecekmiş gibi geliyor hep
geçerken kıtadan kıtaya
ters bir dizeye rastladım demin
taburcuymuş, öyle dedi
çıkışını yaptırıyormuş acundan
lâf!
ne sen ne ben sevgilim
öldükse ölümden değil
sevişmenin acısından
yakın gözlüğümü yitirdim
yitirince seni kadın-
doğumun ardından
çatladı kapı sanki
öyle uzak bir doğu ki her şey
görünmüyor burnumun ucundan
çiğnenecekmiş gibi geliyor hep
geçerken kıtadan kıtaya
ters bir dizeye rastladım demin
taburcuymuş, öyle dedi
çıkışını yaptırıyormuş acundan
lâf!
ne sen ne ben sevgilim
öldükse ölümden değil
sevişmenin acısından
can yücelden...
bir fasulye çimleniyordu
çiseledikçe yağmur.
koştum vardım ki yanına
anlasın ne nimet olduğunu
sen git yerine! dedi ayşa kadın
böyle kibar erkeyin ayağ’na
ben kendi ayağ’mnan gelirim
bu muhabbeti görünce uzaktan
kıpkırmızı oldu biberiye
bayram nedir ki dedim kendi kendime
bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye
bir fasulye çimleniyordu
çiseledikçe yağmur.
koştum vardım ki yanına
anlasın ne nimet olduğunu
sen git yerine! dedi ayşa kadın
böyle kibar erkeyin ayağ’na
ben kendi ayağ’mnan gelirim
bu muhabbeti görünce uzaktan
kıpkırmızı oldu biberiye
bayram nedir ki dedim kendi kendime
bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye
can yücel şiiri.
vadideki kurra zambak
kökü dünyada da olsa
mevtaya çiçek açacak...
kaçak !
kaçak !
kaçak !
kaçak !
sen ölürsen tavşanından ak
tavşanından kim kaçacak ?
vadideki kurra zambak
kökü dünyada da olsa
mevtaya çiçek açacak...
kaçak !
kaçak !
kaçak !
kaçak !
sen ölürsen tavşanından ak
tavşanından kim kaçacak ?
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?