confessions

pipisik

- Yazar -

  1. toplam entry 23841
  2. takipçi 1
  3. puan 617536

yurdum

pipisik
nefis bir cahit külebi şiiri.

1917 senesinde
topraklarında doğmuşum.
anamdan emdiğim süt
çeşmenden tarlandan gelmiş.
emmilerim hudutlarında
senin için döğüşürken ölmüşler.
kalelerin burcunda
uçurtma uçurmuşum,
çimmişim derelerinde.
bir andız fidanı gibi büyümüşüm.
topraklarının üstünde.

koca koca kamyonlara binmişim.
daha büyük şehirlerine
okumaya gitmişim.
eşkiyalar yolumu kesmiş,
alacak şey bulamamışlar.
topraklarının üstünde
top oynamış, aşık olmuş, düşünmüş,
ahbap edinmişim.

kederlendiğim günler olmuş
naçar dolaşmışım sokaklarında,
sevinçli günlerim olmuş
başım havalarda gezmişim.
bağrımı açıp ılgın ılgın
esen serin rüzgarlarına,
ilk defa kıyılarından
denizi seyretmişim.
ıssız çorak ovalarında
günlerce yolculuk etmişim.

ağladığım senin içindir
güldüğüm senin için
öpüp başıma koyduğum
ekmek gibisin.

kuşun hikayesi

pipisik
cahit külebi şiiri.

evin önünde hark vardı,
harkın önünde alçacık köprü,
köprünün üstündeki çocuklar
hayalet gibi bir kuş gördü.

eğilip baktık tahtalar arasından
uzaklardan gelme bir garip kuş.
kuzgun gibi,balıkcıl gibi birşey,
köprünün altına yorgun düşmüş.

kutupların,denizlerin,romanların,
sihrini taşıyordu.
biz ona bakıyorduk, o bize
korkusuyla karanlık ormanların.

kimimiz deynekle dürte dürte...
kimimizde kaynar su döktük,
işedik bir güzelce üstüne,
garip kuşu öldürdük.

yaralı bir gemi gibi yüze yüze
köprünün dışına çıktı.
vura vura eğlendik,
attık birbirimize.

uzaklardan gelme garip kuş
mürekkep rengi gözlerinle
artık dünyamızı göremezsin!
bağrışmamız gitmez kulaklarına,
yaprakların arasında güneşe karşı
çiftleşemezsin.
dişiysen yumurtlayamazsında!

böyle deyip kuşun dört yanında
akşama kadar hora teptik
insan olduğumuzu iyice
garip kuşa öğrettik

anlarsın

pipisik
bir cahit külebi şiiri.

bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın
öyle yorgunum ki hiç sorma
sen halimden anlarsın
sabahlara kadar oturup konuşalım
kimse duymasın
mavi bir gökyüzümüz olsun
kanatlarımız dokunarak uçalım
insanlardan buz gibi soğudum
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki hiç sorma
anlarsın

sevda bahçesi

pipisik
cahit külebi’nin şiiri.

bir gül mahzun durur bahçede
yaprakları yorgun.
sen pembe güllerin en pembesi!
hasta solgun.

bir gül taze durur bahçede
yaprakları diri.
sen beyaz güllerin en beyazı
sabahlar kadar iri.

bir gül baygın durur bahçede
yaprakları serin.
sen sarı güllerin en sarısı
yağmur gibisin.

pembe gül hülyandır açılmış,
beyaz gül yanakların,
sarı gül dağınık saçlarındır,
ve mahzun kalbim ateş gibi
yanan dudaklarındır.

yaprak dökümü

pipisik
can yücel şiiri.

geldi yine sonbahar dedirten görüntü.

yaprak dökümü..

sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar
mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar
çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar
o çocuklar
o yapraklar
o şarabi eşkiyalar
onlar da olmasa benim gayrı kimim var?.

ukde

pipisik
can yücel’den:

dünyamın güzeli martılar
sizden nasıl da yok yere korkmuşum
kaşık ada’nın orda!
dalın üstüme dalın
vurun beni, urun
denizanası kokan gagalarınızla!
ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum!
bilmiyordum ki çünkü
ben hem balığım hem kuşum
ben ama hala anlayamıyorum ki
bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum

susss ma

pipisik
bir can yücel şiiri.

butün bu cılgıldaklar
pencerenin ağzına asılı
bütün bu fırıldaklar
bütün bu pervaneler
bütün bu değirmenler
bütün bu uçurtmalar ve uçaklar
poyrazın doğrultusunda...
gülibrişim, mimoza ve manolya, kavak
yaprakları dahil
bütün bu kıpır kıpır insanlar
elleri kolları ve kulaklarıyla
ve erken öten bir horozun sesiyle
kaçmışlar öbür dünyaya şimdiden
seslerini bırakmışlar geriye
bu ölümlü dünyaya yadigar...

son gürlük

pipisik
can yücel’in şiiri.

trabzon hurması ağacına döndüm
tüyüm tüsüm döküldü, yapraksız kaldım
yine de meyvaya duruyorum bu cıbıl halimle
tepeden tırnağa
turuncu turuncu
kütür kütür
bu benim sonbaharım
bu benim son gürlüğümdür

nese ye sone

pipisik
bir can yücel eseri.

yakın gözlüğümü yitirdim
yitirince seni kadın-
doğumun ardından
çatladı kapı sanki

öyle uzak bir doğu ki her şey
görünmüyor burnumun ucundan

çiğnenecekmiş gibi geliyor hep
geçerken kıtadan kıtaya

ters bir dizeye rastladım demin
taburcuymuş, öyle dedi
çıkışını yaptırıyormuş acundan

lâf!

ne sen ne ben sevgilim
öldükse ölümden değil
sevişmenin acısından

muhabbet

pipisik
can yücel’den...

bir fasulye çimleniyordu
çiseledikçe yağmur.
koştum vardım ki yanına
anlasın ne nimet olduğunu
sen git yerine! dedi ayşa kadın
böyle kibar erkeyin ayağ’na
ben kendi ayağ’mnan gelirim

bu muhabbeti görünce uzaktan
kıpkırmızı oldu biberiye

bayram nedir ki dedim kendi kendime
bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol