confessions

pipisik

- Yazar -

  1. toplam entry 23841
  2. takipçi 1
  3. puan 617698

celalettin arif bey başkanlığı bırakmıyor

pipisik
-celâlettin arif bey meclis-i meb’usan başkanlığını bırakmıyor-

nutuk’tan...

celâlettin arif bey, bildirimizi inceledikten sonra, içindekilerin, düşündüğü esaslara genellikle uygun olduğunu söylemekle birlikte, bu esasları destekler nitelikte bir bildiri yazıp ilân etmiyor. bunu ankara’ya geldikten ve görüşmeler yaptıktan sonraya bırakıyor.

efendiler, celâlettin arif bey, ankara’ya geldikten sonra, kendisiyle ve diğer bazı hukukçularla bu konu üzerinde uzun süren görüşmeler ve tartışmalar yapıldı. fakat aldanmıyorsam, celâlettin arif bey, hiçbir vakit benim büyük millet meclisi’nin nitelik ve yetkisi hakkındaki görüşüme katılmamıştır.

o, daima toplanmış olan hey’etin esas görevini, istanbul meclis-i meb’usan’ının toplanmasını sağlamaktan ibaret olarak görmüş ve kendisini de daima istanbul’daki meclis-i meb’usan’ın başkanı saymıştır. bu kanaatta yanılmadığımı gösteren ufak bir hâtıramı müsaade ederseniz bilginize sunayım.

ben, türkiye büyük millet meclisi başkanı ve kendisi ikinci başkan bulunduğu sırada, bir gün, başkanlık divanı toplantısında, celâlettin arif bey’in, ödenek meselesini açtığını ve kendisinin meclis-i meb’usan başkanı olması dolayısıyla o makama ait ödenek isteğinde bulunduğunu, o tarihte meclis genel sekreteri olarak bulunan recep bey anlattı.

yüksek malûmlarınızdır ki, o devirde meclis başkanı ve ikinci başkanı ile diğer başkanlar ve meclis üyelerinin ödenekleri arasında fark yoktu.

celâlettin arif bey, meclis-i meb’usan başkanı sıfatıyla yalnız kendisini ayrı tutarak, fazla ödenek almanın kanunî hakkı olduğundan bahsediyordu. ben başkanlık divanı’nın bu meselenin çözümünde yetkili olmadığını, kendisi bu istek ve iddiada ısrar ederse, konuyu meclis genel kurulu’na sunarak, alınacak karara göre hareket edilebileceğini ileri sürdüm. celâlettin arif bey, meclis önüne çıkmayı uygun bulmayarak isteğinden vazgeçti.

devamı için:

-seçimler sırasında, bazı yerlerdeki büyük hükümet memurlarının çıkardıkları güçlükler-

(bkz: seçimlerde memurların çıkardıkları güçlükler)

celalettin arif bey le görüş ayrılığı

pipisik
nutuk’tan...

(bir öncekinden devam )

...

söz konusu edilen 19.3.1920 tarihli bildiriyi görmedim. olağanüstü bir meclisin toplanması her ne kadar yerinde ise de, böyle bir meclisin, elden geldiği kadar kanuna dayanması gereklidir.

gerçi, bizim anayasa’mızda böyle olağanüstü bir meclisin toplanabilmesi ile ilgili bir işaret yoksa da, başka anayasalarda bulunan hükümlerden yararlanılabilir. söz gelişi, fransız anayasasına göre, meclis kanunsuz olarak dağıtılır veya bir saldırıya uğrarsa, saldırıya uğrayan meclis üyelerinden kurtulabilenler, vilâyet ve sancak idare meclislerinden seçilecek ikişer üye ile birlikte uygun bir yerde toplanırlar. meclisin yeniden açılması veya saldırının önlenmesi için kararlar alırlar. bu meclisin kararları mutlaktır, uyulması zarurîdir. bu kararları dinlemeyenler vatan hainliği ile suçlandırılırlar. bendeniz de bu yolu düşünmekte idim.

19.3.1920 tarihli bildirinin ne gibi esaslara dayandığı anlaşıldıktan sonra, ankara’ya varışımda yapacağım görüşmeler sonunda, bir bildiri hazırlamak düşüncesindeyim. yine görüşürüz. makine başında yanımda bulunan ismail fazıl paşa ile saruhan milletvekili reşit bey’le birlikte saygılarımızı sunarak veda ederiz. arkadaşlarımdan kırşehir milletvekili rıza bey de saygılarını sunuyor ve kendisinin de bolu’da bulunduğunun keskin’deki babasına haber verilmesini istirham ediyor, efendim.

celâlettin arif

bu cevap telgrafında yazılanlar dikkatle gözden geçirilirse, celâlettin arif bey ile görüşlerimiz arasında büyük ayrılık olduğu kolaylıkla farkedilir. ben, olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin ankara’da toplanmasına karar verirken, bizim anayasa’mızda böyle bir meclisin toplanmasıyla ilgili bir işaret bulunmadığını elbette bilirdim.

fakat kararımı verebilmek için böyle bir işaretin var olup olmadığını düşünmek asla hatırıma gelmedi. bundan başka, saldırıya uğrayan meclis üyelerinden kurtulabilenlerle vilâyet ve sancakların idare meclislerinden seçilecek ikişer üyeyle birlikte, meclis-i meb’usan’ın yeniden eski şekil ve niteliğinde toplanmasını sağlamak için çalışmayı asla hatırıma getirmedim.

aksine, büsbütün başka nitelik ve yetkide, sürekli bir meclis kurmayı ve bu meclisle, tasavvur ettiğim inkılâp safhalarını birlikte geçirmeyi düşündüm. buna göre biribirleriyle zıtlaştığına şüphe etmediğim düşüncelerimizin, görüştükten sonra da birleşmesine imkân bulunacağına ümidim kalmadı. bununla birlikte 19 mart 1920 tarihli bildirimi telgrafla celâlettin arif bey’e verdirdim. ertesi gün aldığım cevap şuydu:

düzce, 28.3.1920
ankara’da mustafa kemal paşa hazretleri’ne

yüksek hey’et-i temsiliye’nizin 19.3.1920 tarihli genel bildirisi incelendi. içindeki maddeler ana hatlarıyla bendenizin düşündüğü esaslara uygundur. bu bakımdan, bendenizin ankara’ya gelişinden sonra, görüşülerek ayrıca bir bildirinin yayınlanması tabiîdir. yarın ister istemez bolu’da kalınarak 29 mart 1920’de ankara’ya hareket edileceği saygıyla arz olunur.

meclis-i meb’usan başkanı
celâlettin arif

devamı için:

-celâlettin arif bey meclis-i meb’usan başkanlığını bırakmıyor-

(bkz: celâlettin arif bey başkanlığı bırakmıyor)

meclisin ankara da toplanması kararı

pipisik
-olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin ankara’da toplanması kararı-

nutuk’tan...

efendiler, 16 martta istanbul işgal edilir edilmez, hemen aldığım tedbirler arasında, daha birtakımları vardır ki, onları büyük millet meclisi’nin ilk açılışında anlattığım için burada yeniden açıklamadım. örnek olarak, eskişehir ve afyonkarahisar’daki yabancı birliklerin silâhlarının alınması veya oradan uzaklaştırılmaları, geyve ve ulukışla yakınlarındaki tahribi ve anadolu’da bulunan yabancı subayların tutuklanması gibi tedbirlerle ilgili ayrıntıları, büyük millet meclisi’nin ilk tutanaklarında okumuşsunuzdur.

bu tedbirler arasında en önemlisi; olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin ankara’da toplanmasını sağlama konusundaki millî ve vatanî görevimize ait karar ve bu kararın uygulanmasıdır.
efendiler, bu konudaki kararımızı ve bu kararın nasıl uygulanacağını gösteren bir bildiriyi, 19 mart 1920’de, yani istanbul’un işgalinden üç gün sonra yayınladım.

efendiler, bu konu üzerinde, iki gün kadar komutanlarla makine başında görüşerek düşüncelerini aldım. ben ilk yazdığım müsveddede «kurucu meclis» deyimini kullanmıştım. maksadım da toplanacak meclisin ilk anda «rejim» i değiştirme yetkisine sahip olmasını sağlamaktı. fakat bu deyimin kullanılmasındaki maksadı gereğince açıklayamadığım veya açıklamak istemediğim için, halkın alışkın olmadığı bir deyimdir, gerekçesiyle erzurum ve sivas’tan uyarıldım. bunun üzerine «olağanüstü yetkiye sahip bir meclis» deyimini kullanmakla yetindim.

valiliklere, bağımsız sancaklara ve kolordu komutanlarına
itilâf devletleri tarafından devlet merkezinin bile resmen işgali, devletin yasama, yargı ve yürütmeden ibaret olan millî güçlerini işlemez duruma sokmuş ve bu durum karşısında görev yapmaya imkân bulamadığını hükûmete resmen bildirerek. meclis-i meb’usan dağılmıştır.

şu halde devlet merkezinin korunmasını, milletin bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin, ankara’da toplantıya çağrılması ve dağılmış olan milletvekillerinden ankara’ya gelebileceklerin de bu meclise katılmaları zarurî görülmüştür. bu bakımdan aşağıda verilen talimat gereğince seçimlerin yapılması, yüksek ve derin vatanseverlik anlayışından beklenir :

1 — memleket işlerini idare etmek ve denetlemek üzere, ankara’da olağan üstü yetkilere sahip bir meclis toplanacaktır.

2 — bu meclise üye olarak seçilecek kimseler, milletvekilleri ile ilgili yasa hükümlerine bağlıdırlar.

3 — seçimlerde sancaklar esas alınacaktır.

4 — her sancaktan beş üye seçilecektir.

5 — seçim her sancakta, o sancağın kendi ilçelerinden çağıracağı ikinci seçmenlerle, sancak merkezinden seçilecek ikinci seçmenlerden, sancak idare ve belediye meclisleriyle müdafaa-i hukuk yönetim kurullarından; illerde, il merkez kurullarıyla, il yönetim kurullarından, il merkezindeki belediye meclisinden il merkezi ile merkez ilçesi ve merkeze bağlı ilçelerin ikinci seçmenlerinden oluşturulmuş bir kurul tarafından aynı günde ve aynı oturumda yapılır.

6 — bu meclis üyeliğine, her parti, zümre ve dernek tarafından aday gösterilmesi mümkün olduğu gibi, her ferdin de bu kutsal mücadeleye fiilen katılması için bağımsız olarak adaylığını istediği yerden koyma hakkı vardır.

7 — seçimlere her bölgenin en büyük sivil yöneticisi başkanlık edecek ve seçim güvenliğinden sorumlu olacaktır.

8 — seçim, gizli oyla ve salt çoğunluk esasına göre yapılacak; oylar, kurulun kendi içinden seçeceği iki kişi tarafından ve kurul önünde sayılacaktır.

9 — seçim sonunda, bütün kurul üyelerinin imzalayacakları veya kendi mühürleri ile mühürleyecekleri üç nüsha tutanak düzenlenecek; bir tanesi yerinde alıkonularak, öteki iki nüshadan biri seçilen şahsa verilecek, diğeri meclis’e gönderilecektir.

10 — üyelerin alacakları ödenek daha sonra meclis’çe kararlaştırılacaktır. ancak, geliş yollukları seçim kurullarının zarurî masraflar olarak uygun görecekleri miktar üzerinden mahallî idarelerce karşılanacaktır.

11 — seçimler, en geç on beş gün içinde ankara’da çoğunlukla toplanmayı sağlayacak şekilde tamamlanarak, üyeler hareket edecek ve sonuç üyelerin adlarıyla birlikte derhal bildirilecektir.

12 — telgrafın alındığı saat bildirilecektir.

dağıtım: kolordu komutanlarına, valiliklere ve bağımsız sancaklara tebliğ edilmiştir.
hey’et-i temsiliye adına
mustafa kemal

efendiler, bir hafta içinde, çeşitli yerlerden ankara’ya gelmekte olan milletvekilleriyle, telgrafla haberleşilerek bizzat temasa geçildi. kendilerine, üzüntülerinin giderilmesine, maneviyatlarının yükseltilmesine yarayacak bilgiler verildi. istanbul’da artık dâvâmızı yürütecek kimse kalmamıştı.

aylarca ve çeşitli yol ve yöntemlerle yaptığımız uyarmalara rağmen, bizim dediğimiz şekilde teşkilât kurmayıp karakol cemiyeti’nin kurulmasına çalışanların başları malta’ya gitmiş, istanbul’daki üyelerinin hayat ve faaliyetlerinden eser kalmamıştı. orada yeniden teşkilât kurabilmek için çok zahmetli çalışmalara ve o günkü durumumuza göre imkânlarımızın üstünde para harcamaya mecbur oldum.

saygıdeğer efendiler, genel konuşmalarım arasında bir iki yerde, benim istanbul’daki meclis-i meb’usan’a başkan seçilmem konusundan ve bundaki maksattan bahsetmiştim. bunun gerçekleştirilememiş olması dolayısıyla küçük bir güçlükle karşılaştığımı da arz etmiştim.

gerçekten de, istanbul’da meclis saldırıya uğrayıp dağılınca, milletvekillerini toplamak ve özellikle daha önce de açıkladığım üzere bir meclis kurulmasına teşebbüs edebilmek için bir an kararsızlık geçirdim. meclis-i meb’usan başkanı olan celâlettin arif bey’in ankara’ya gelip gelmeyeceğini şüphesiz bilemiyordum. gelmesi halinde, onun gelişini beklemeyi ve daveti onun vasıtasıyla yaptırmayı düşündüm.

ne var ki, durum çok acele hareket etmemizi gerektiriyordu. gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmez bir ihtimale bağlanarak vakit kaybetmeyi ihtiyata uygun bulmadım. fakat vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için de, bir iki gün telgraf başında, bütün komutanların görüşlerini almakla vakit geçirme gereğini duydum. celâlettin arif bey’le 27/28 mart gecesi düzce’ye varışında bağlantı kurulmuştu. kendisine şu telgrafı yazdım:

sayı: 34 ankara, 27.3.1920
düzce’de meclis-i meb’usan başkanı sayın celâlettin arif beyefendi’ye

istanbul’un resmen ve fiilî olarak ingilizler tarafından işgaliyle devlet kuvvetlerinin baskı ve esareti altına alınmış, meclis-i meb’usan’a saldırılarak milletin istiklâl ve namusuna tecavüz edilmiş olması ve bu yüzden milletvekillerinin memleketin kaderi ile ilgili görevlerini yerine getirmeyi başaramayacaklarını anlayarak milletin bağrına sığınmak mecburiyetinde kalmaları dolayısıyla, devlet ve milletin bütün kuvvetlerini hüküm ve denetimi altında bulunduracak olağanüstü bir meclisin toplanmasına şiddetle ihtiyaç duyulmuş olduğundan, hey’et-i temsiliye’nin, ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanmasına karar verdiği ve gereğinin yapılmasının her yere genelge ile bildirildiği yüksek malûmlarıdır.

bu konudaki 19.3.1920 tarihli bildiri metnini inceledikten sonra, içindekileri bir kere daha belirtmek ve seçimlerin en kısa zamanda yapılarak meclisin bir an önce toplanmasını sağlamak için, bu görüşümüzün sizin tarafınızdan da bir bildiri şeklinde kamuoyuna şimdiden duyurulmasını yararlı buluyoruz. değerli cevabınızı beklemekteyim, efendim.

mustafa kemal

celâlettin arif bey’in verdiği cevap şudur:

ankara’da mustafa kemal paşa hazretleri’ne

...

devamı için:

(bkz: celâlettin arif bey le görüş ayrılığı)



millete yayınladığım bildiri

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, aynı günde millete de şu bildiriyi yayınladım:

bildiri

bütün komutanlara, vali ve mutasarrıflara, müdafaa-i hukuk cemiyetlerine, belediye başkanlıklarına ve basın derneğine
itilâf devletleri’nin şimdiye kadar memleketimizi paylaşmaya yol bulmak için başvurdukları çeşitli tedbirler bilinmektedir. önce, ferit paşa ile anlaşarak ve milleti savunmasız bırakarak yabancı idaresine esir etmek ve memleketin birçok önemli yerlerini galip devletlerin sömürgeleri arasına katmak düşünülmüştü.

kuva-yı milliye’nin, bütün bir milletin desteği ile bağımsızlığı savunma konusunda gösterdiği azim ve kararlılık, bu tasavvuru altüst etti. ikincisi, kuva-yı milliye’yi aldatmak ve onun müsaadesi ile doğu’da bir üstünlük sağlama siyaseti gütmek için hey’et-i temsiliye’ye başvuruldu.

heyet, milletin bağımsızlığı ve vatanın bütünlüğü garanti edilmedikçe ve özellikle işgal bölgelerinin boşaltılmasına teşebbüs edilmedikçe, herhangi bir görüşmeye yanaşmadı. üçüncüsü, kuva-yı milliye ile işbirliği yapan hükûmetlerin çalışmalarına karışmak suretiyle millî birliği sarsmak, haince muhalefetleri teşvik etmek ve cür’etlerini artırmak yolu benimsendi. ne var ki, milli birliğin yarattığı kuvvet ve dayanışma karşısında bu saldırılar da eridi.

dördüncüsü, vatanın kaderi ile ilgili kaygı verici kararlar alındığından söz edilerek, kamuoyuna baskı yapılmaya başlandı. namusunu ve yurdunu savunma uğrunda her fedakârlığı göze almış olan osmanlı milletinin azim ve iradesi önünde, bu gözdağının da bir yararı olmadı. nihayet bugün, istanbul’u zorla işgal etmek suretiyle, osmanlı devleti’nin yedi yüz yıllık hayat ve hakimiyetine son verildi.

yani, bugün türk milleti, medenî kabiliyetinin, yaşama ve bağımsız kalma hakkının ve bütün bir geleceğinin savunulmasına çağrıldı. insanlık dünyasının takdirlerini kazanmak ve islâm dünyasının kurtuluş emellerini gerçekleştirmek, hilâfet makamının yabancı etkilerden kurtarılmasına ve millî bağımsızlığın şanlı geçmişimize yaraşır bir imanla savunulup kazanılmasına bağlıdır. vatanımızı ve istiklâlimizi kurtarmak için giriştiğimiz kutsal mücadelede tanrı’nın yardım ve koruyuculuğu bizimledir.

anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk
cemiyeti hey’et-i temsiliyesi adına
mustafa kemal

efendiler, aynı zamanda bütün islâm dünyasına da seslenilerek, yapılan saldırı, bir bildiride etraflı şekilde anlatılarak çeşitli vasıtalarla ilân edildi.

efendiler, olay üzerinde fazla bilgi almayı beklemeksizin, telgrafçı, manastırlı hamdi efendi’nin verdiği bilgilerden ve işgal kuvvetlerinin bu bilgileri doğrulayan bildirisinden, durumun içyüzünü anlayarak gerekli bulduğum ve derhal alınmasında zaruret gördüğüm tedbirleri, açıklandığı gibi hemen işgal günü aldım ve uyguladım.

istanbul’un işgal şekli ve tutuklamalar hakkında çeşitli kaynaklardan biribirini tutmaz abartılmış bilgiler gelmeye başladı. biz de çeşitli yollarla araştırma ve soruşturmalarımıza devam ettik. yasama görevinin yerine getirilmesine imkân göremeyerek dağılan milletvekillerinin ve bazı şahısların istanbul’dan kaçarak ankara’ya gelmekte oldukları anlaşıldı. yolculuklarını kolaylaştırmak için, geçecekleri yerlerdeki ilgililere gereken emirleri verdim.

devamı için:

-olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin ankara’da toplanması kararı-

(bkz: meclisin ankara da toplanması kararı)

yabancı devletlere yaptığım protesto

pipisik
nutuk’tan...

efendiler, aynı günde çeşitli vasıtalarla şu protestoyu gönderdim:
16.3.1920
protesto

istanbul’da ingiliz, fransız, italyan siyasî temsilcilerine, amerikan siyasî temsilcisine, bütün tarafsız devletler dışişleri bakanlıklarına, fransa, ingiltere, italyan millet meclislerine verilmek üzere antalya’da italyan temsilciliğine

millî bağımsızlığımızı temsil eden meclis-i meb’usan da dahil olmak üzere, istanbul’da bütün resmî daireler, itilâf devletleri’nin askerî kuvvetleri tarafından resmen ve zorla işgal edilmiş ve millî dâvâ uğrunda çalışan birçok vatansever kimsenin de tutuklanmasına teşebbüs edilmiştir.

osmanlı milletinin siyasî hakimiyet ve hürriyetine indirilen bu son darbe, ne pahasına olursa olsun hayatını ve varlığını savunmaya azmetmiş olan biz osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl medeniyet ve insanlığının kutsal saydığı bütün esaslara, hürriyet, milliyet, vatan duyguları gibi bugünkü insan toplumlarının temelinde yatan bütün ilkelere ve insanlığın bu ilkeleri meydana getiren ortak vicdanına indirilmiş demektir.

biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz mücadelenin kutsallığına ve hiçbir kuvvetin bir milleti yaşama hakkından mahrum edemeyeceğine inanıyoruz.

tarihin bugüne kadar kaydetmediği bir suikast olan ve wilson prensiplerine dayanan bir ateşkes anlaşması’nın, milleti savunma imkânlarından yoksun bırakmış olmasından doğan bir hileye de dayanmış olması bakımından, ilgili milletlerin şeref ve haysiyetleriyle de bağdaşmayan bu hareketin ne demek olduğunun takdirini, resmi avrupa ve amerika’nın değil, bilim, kültür ve medeniyet avrupa ve amerika’sının vicdanına bırakmakla yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihî sorumluluğa, son olarak bir kez daha dünyanın dikkatini çekeriz. dâvâmızın haklılık ve kutsallığı, bu güç zamanlarda, tanrı’dan sonra en büyük yardımcımızdır.

anadolu ve rumeli müdafaa-i
hukuk heyeti temsiliyesi
adına
mustafa kemal

aynı günün gecesi şu talimatı bir genelgeyle yayınladım:

şifre 16.3.1920
bütün vali ve komutanlara

istanbul’un ve resmî dairelerin, özellikle meclis-i meb’usan’ın, itilâf devletleri tarafından ve zorla işgal edilmiş olduğunu, ayrıca, bu hareketin, ateşkes anlaşması ile milleti silâhsız bıraktıktan sonra yapıldığını dile getirerek, itilâf devletleri temsilcilerine, bütün tarafsız devletlerin dışişleri bakanlıklarıyla, itilâf devletleri’nin millet meclisi başkanlıklarına protesto telgrafları çekilmek üzere mitingler yapılması gerekli görülmektedir.

protesto telgraflarında özellikle, yapılan saldırının osmanlı hakimiyetinden çok, yirmi asırlık bir medeniyet ve insanlığın eseri olan hürriyet, milliyet ve yurtseverlik prensiplerine bir darbe olacağı, osmanlı milletinin varlık ve bağımsızlığını savunma konusundaki kararlılık ve imanına bu olayın hiçbir etki yapamayacağı, yalnız, medeni milletlerin bu saldırıyı kabul etmekle, büyük bir tarihi sorumluluk altına girmiş olacakları belirtilmelidir.

tarafsız devletlerin dışişleri bakanlıklarıyla millet meclisi başkanlıklarına çekilecek telgraflar, istanbul’da ait oldukları makamlara verilmekle birlikte, antalya’da italyan temsilcisi vasıtasıyla da verilmelidir. protesto telgraflarının birer suretinin de buraya gönderilmesini rica ederiz.
hey’et-i temsiliye adına

mustafa kemal
şifre 16.3.1920
albay refet bey’e

son olaylar dolayısıyla, her tarafta yapılan gösteri toplantıları sonunda çekilecek protesto telgraflarının birer suretlerinin de itilâf devletleri’nin toplantı halinde bulunan millet meclisleri başkanlıklarına ve tarafsız devletlerin’de dışişleri bakanlıklarına gönderilmesini yararlı buluyoruz. bu konuda antalya’daki italyan temsilcisinin de yardımını sağlamanızı rica ederiz.

hey’et-i temsiliye adına
mustafa kemal

devamı için:

(bkz: millete yayınladığım bildiri)

milli bir kabine kurulmasının imkansızlığı

pipisik
nutuk’tan...

saygıdeğer efendiler, rauf bey, 19 şubat 1920 tarihli bir şifre ile, hükûmet ve meclis hakkında üzerinde durup düşünülmeye değer bilgiler veriyordu. bu bilgileri özetleyeyim :

«şubatın on dokuzuncu günü, sadrazam, dahiliye nâzırı, bahriye nâzırı felâh-ı vatan grubu’nun toplantısına gitmişler. sadrazam, kuva-yı milliye’nin ikinci bir hükûmet şeklinde görünmemesi, hükûmet işlerine karışmaması ve maraş taraflarındaki çatışmaların daha ilerilere götürülmeyerek durdurulmasını, düzen ve güvenliğin sağlanması gereğini siyasî bakımdan yararlı gördüğünü söylemiş, ziya paşa’nın vali ve ahmet fevzi paşa’nın da kolordu komutanı olarak ankara’ya gönderileceğini bildirmiş. dahiliye nâzırı da serbestçe iş görmesine karışılmamasını istemiş. polis müdürü ile jandarma komutanı’nın değiştirilmesine güçlerinin yetmediğini anlatmış.

eskiden beri dostu olan keşfi bey’in dürüstlüğünden ve onu bursa’ya vali, faik ali bey’i de müsteşar yaptığından bahsetmiş. salih paşa da, maraş ve dolaylarında boşaltılan yerlere, hükûmetçe el koymayı siyasî bakımdan mümkün görmemiş, fransız basınını aleyhimize çevirir, demiş. padişah, hükûmete, meclis’ten çok hâkim imiş. meclis’in ruh haline göre, bu hükûmeti düşürmek ve yerine gerekli şartları taşıyan millî bir kabineyi getirmek mümkün değilmiş» (belge: 236)
bu bilgileri, anadolu ve rumeli’de bulunan tekmil komutanlara bildirirken, şunu da ekledik:

hey’et-i temsiliye, işgal ve çeşitli yabancı etkilerin baskısı altında bulunan istanbul’da, daha millî ve fedakâr bir hükûmetin işbaşına getirilmesindeki güçlükleri takdir ettiğinden, sadrazam paşa’nın bilinen bildirisine karşılık, 17 şubat 1920 tarihindeki genelgeyle görüşünü bütün teşkilâtına duyurmuştu.

millî birliği bozma düşüncesi ile yapılacak her teşebbüs ve saldırıyı, akıllıca davranışlarla başarısızlığa uğratmak şarttır. millî dâvaya uygun bir barış yapılmadıkça, kuva-yı milliye’nin faaliyetine son vermesinin mümkün olamayacağı hususunda ilgililerin yeniden dikkati çekilmekle birlikte, millî birlik ve dayanışmayı güçlendirme ve devam ettirme konusunda, her zamankinden daha ileri görüşlü ve uyanık bulunulmasını özellikle rica eder ve bekleriz (belge: 287).
rauf bey’e de cevap olarak şunu yazdım:

21.2.1920
harbiye nezareti başyaveri salih bey’e
rauf bey’e
ilgi: 19.2.1920 tarihli şifre:

felâh-ı vatan grubu’nun sadrazam paşa ve arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalardan genellikle anlaşıldığına göre, bugünkü hükûmetin millî meclis’ten aldığı güven oyuna dayanarak, kuva-yı milliye’nin memleketteki nüfuz ve etkisini yok etmeye çalıştığı açıkça görülüyor. millî mücadele’ye karşı tutumundan dolayı azledilen faik ali bey’i müsteşarlığa, ferit paşa ve
ali kemal ile birlikte çalışan müsteşar keşfi bey’i, bursa valiliğine ataması ve daha önce memuriyetleri milletçe kabul edilmeyen ahmet fevzi paşa ile ziya paşa’yı da ankara’ya göndermek hususunda ısrar etmesi, açıktan açığa kuva-yı milliye aleyhine hareket edildiğinin kesin bir belirtisidir.

hükûmetle milletin tam bir birlik içinde çalışarak tespit edilen ilkeler çerçevesinde millî dâvâya uygun bir barış yapılması gereğini her zamandan daha çok takdir etmekte olduğundan, hükûmet işlerine karşı her türlü muhalefetten ve güçlük çıkarmaktan kaçınmayı bir vatan görevi sayıyoruz. her şey bitmiş, millî gayeye ulaşılmış değildir.

arada pek korkunç ihtimaller vardır. geleceğin sonsuz bilinmezlikleri içinde, kuva-yı milliye’nin kurtarıcı çalışmalarına değer verip vermediğinin hükûmetten sorulması gerekir. bize gelince: tarihin bu memlekette şimdiye kadar yaratmadığı bu millî birlik ve dayanışmayı bozmaya yeltenen her hareketi bir vatan hainliği sayarak ona göre gerekli tedbirleri almaktan çekinmeyeceğiz.
bu mecburiyet ve zaruretlerin hükûmet üyelerince bilinmesi pek yararlı olacaktır. hükûmet ile aramızdaki uyum ve birliğin korunması, ancak bugünkü durumun devam ettirilmesiyle mümkün olabilir.
gereksiz atama ve görevden almaların yapılması ve özellikle millî mücadele’ye karşı geldikleri için görevden alınmış olan memurlar üzerinde ısrar edilmesi, kuva-yı milliye aleyhinde bir düşmanlık sayılacağından, bu gibilerin memuriyetlerine göz yumulmayacaktır. hele ahmet fevzi paşa ile ziya paşa’nın, gönderildikleri takdirde hemen geri çevrilmelerinin bir oldubitti sayılması gerekir.

bugünkü durumun ağırlığını kavramış olan millî meclis’teki arkadaşların bile, böyle anormal olaylar karşısında susmayı tercih etmesi, her taraftan kışkırtılan ve teşvik gören hükûmeti cesaretlendireceğinden, gayeye bağlı arkadaşların bu konuda da kesin ve açık bir tavır takınmaları gerekmektedir.
hükûmetin meclis’e hâkim olması, denetleme görevini güçleştireceğinden, böyle bir durum ortaya çıktığı takdirde, vatanın kurtuluşu için yerinde kararların alınamayacağı ve sonunda millî gayenin gerçekleşemeyeceği şüphesizdir.

bütün milletçe benimsenen ve kutsal sayılan kuva-yı milliye gayelerinin, meclis’çe de benimsenip gerçekleştirilmesinin sağlanması ve hükûmet işlerinin bu gayeler açısından denetlenmesi konusunda, vatanseverlik görevinin sonuna kadar esirgemeden yerine getirilmesini önemle rica ederiz.

hey’et-î temsiliye adına

mustafa kemal
rauf bey’in bir başka yazısına verdiğimiz karşılığı da arz edeyim:
şifre 21.2.1920
harbîye nezareti başyaveri salih bey’e
rauf b e y’e:
ilgi: 20.2.1920 tarihli şifre:

hükûmetin millî meclis’teki gruba karşı gözdağı verici bir tavır takınmasının, grubun, dayanışma halinde bir siyasî güç olarak gelişip varlığını gösterememesinden ileri geldiği açıkça anlaşılmaktadır.

her şeyden önce, grubun bu bakımdan bilinçli bir denetim gücü haline getirilmesi gerektiği belli oluyor. hükûmetin sonradan gönül almak maksadıyla sizleri davet etmesi, bugünkü güçsüzlüğünü anlamasından ve güç kazanıncaya kadar oyalayıp vakit kazanmak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. hükûmete karşı kesin bir durum alma zamanı gelmiştir. sadrazama ve dahiliye nâzırı’na açıkça söylemek gerekir ki, kuva-yı milliye, sonuç alınıncaya kadar çalışmalarını sürdürecektir.

memleketi işgal eden ve milletimizi tam bir kölelik derecesine düşürmek isteyen düşmanlarımız, kuva-yı milliye’nin faaliyetini istememekte kendilerini haklı bulabilirler. fakat, devlet ve milletin kurtarılmasına çalışan bir millî kuvvete, kendi hükûmetimiz tarafından hücum ve saldırıya geçilmesi görülmemiş bir şeydir.

itilâf devletleri’nin, istanbul’un osmanlı hâkimiyetinde bırakılması ile ilgili görüşü ne kadar sevinçle karşılanmış ise, izmir ve adana cephelerinde savaştan vazgeçilmesi konusundaki istekleri de o kadar hayretle karşılanmıştır.

harbiye nâzırı’na, izmir ve adana’nın da osmanlılar’ın elinde kalması sağlanıncaya kadar silâhların bırakılamayacağı,
ermenilere karşı bizim tarafımızdan bir saldırının yapılmadığı, fransızlar tarafından silâhlandırılan ve kışkırtılan
ermenilerle aramızda bazı olaylar çıkmışsa, bunun sorumluluğunun ermeni milliyetçilerine ve onları kışkırtanlara ait olacağı bildirilmiştir.

hükûmetin, maraş ve urfa’dan ileriye geçilmemesi yolundaki teklifine karşı, millete güven vermek ve kuva-yı milliye’yi durdurabilmek için, fransızların adanayı derhal boşaltmaya başlamaları istenmelidir.

aksi takdirde, kuva-yı milliye’yi, memleketi kurtarma mücadelesinden alıkoymanın mümkün olamayacağını, bu ateşin halep ve
suriye’ye sıçramak üzere bulunduğunu; fransızların, adana ve dolaylarının boşaltılmasında ne kadar çabuk davranırlarsa, o kadar kârlı çıkacaklarını kendilerine açıkça anlatmalıdır. anadolu basınının kullandığı sert dilin hafifletilmesi, itilâf
devletleri’nin zulüm ve saldırılarına son vermeleriyle mümkündür. bunca haksızlıklara, zulümlere, hattâ katliamlara karşı feryat eden suçsuz bir milleti susturmak zulmünü bizden istememelidir. aslında, dünyanın her yerinde basın, bu türlü sıkı kayıtlardan kurtulmuş olup hür ve serbesttir.
akbaş cephesinden bir kısmının ingilizlere geri verilmesi için hiçbir yardımda bulunmamanızı isterdik. boş bir fişek kovanının bile ingilizlere geri verilmemesi daha yerinde olur, düşüncesindeyiz.

hükûmet, itilâf devletleri’ne karşı böyle sahte yaranma hareketlerinde bulunarak merhamet uyandırmayı başarabileceği ve iki yüzlü davranışların, barış şartlarının değişmesini etkileyeceği zannını besliyorsa, kendilerinin gafletine acırız.

kısacası, barışımızın söz konusu olduğu şu çetin günlerde, kuva-yı milliye’yi zayıf gösterecek her hareketin, milletimizin kaderi üzerinde uğursuz bir etki yapacağı şüphesiz olduğundan, meclis’teki arkadaşlara düşen denetleme görevinin her türlü fedakârlığa katlanarak yerine getirilmesini özellikle rica ederiz.

hey’et-i temsiliye adına

mustafa kemal

devamı için:

(bkz: kuva yı milliye nin mücadeleye devamı)
261 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol