kahramanmaraşın afşin ilçesi ve köyleri ağızlarında: öfkelenmek, kızmak.
eskişehir ve adananın kimi yöre ağızlarında: nazlanmak, cilce yapmak.
çorum/iskilip ağzında: istemeye istemeye gönlü olmak.
çorum/iskilip ağzında: istemeye istemeye gönlü olmak.
trabzon ağzında: soğukkanlı, aşırı derecede vurdum duymaz olmak.
ing.: davranış, muamele, usul.
ing.: misket, saçma (tanesi).
ing.: geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kişi.
sadece cinsel açıdan değil, toplumca yadırganan ya da garip olan ne varsa ona denilebilecek sözcük.
ing.: dingil, eksen.
ing.: ayıklanmaz durumda, birbirine karışmış.
ing.: matara, termos.
ing.: hava (caka, kuruntulu hal/tavır).
-celâlettin arif bey meclis-i mebusan başkanlığını bırakmıyor-
nutuktan...
celâlettin arif bey, bildirimizi inceledikten sonra, içindekilerin, düşündüğü esaslara genellikle uygun olduğunu söylemekle birlikte, bu esasları destekler nitelikte bir bildiri yazıp ilân etmiyor. bunu ankaraya geldikten ve görüşmeler yaptıktan sonraya bırakıyor.
efendiler, celâlettin arif bey, ankaraya geldikten sonra, kendisiyle ve diğer bazı hukukçularla bu konu üzerinde uzun süren görüşmeler ve tartışmalar yapıldı. fakat aldanmıyorsam, celâlettin arif bey, hiçbir vakit benim büyük millet meclisinin nitelik ve yetkisi hakkındaki görüşüme katılmamıştır.
o, daima toplanmış olan heyetin esas görevini, istanbul meclis-i mebusanının toplanmasını sağlamaktan ibaret olarak görmüş ve kendisini de daima istanbuldaki meclis-i mebusanın başkanı saymıştır. bu kanaatta yanılmadığımı gösteren ufak bir hâtıramı müsaade ederseniz bilginize sunayım.
ben, türkiye büyük millet meclisi başkanı ve kendisi ikinci başkan bulunduğu sırada, bir gün, başkanlık divanı toplantısında, celâlettin arif beyin, ödenek meselesini açtığını ve kendisinin meclis-i mebusan başkanı olması dolayısıyla o makama ait ödenek isteğinde bulunduğunu, o tarihte meclis genel sekreteri olarak bulunan recep bey anlattı.
yüksek malûmlarınızdır ki, o devirde meclis başkanı ve ikinci başkanı ile diğer başkanlar ve meclis üyelerinin ödenekleri arasında fark yoktu.
celâlettin arif bey, meclis-i mebusan başkanı sıfatıyla yalnız kendisini ayrı tutarak, fazla ödenek almanın kanunî hakkı olduğundan bahsediyordu. ben başkanlık divanının bu meselenin çözümünde yetkili olmadığını, kendisi bu istek ve iddiada ısrar ederse, konuyu meclis genel kuruluna sunarak, alınacak karara göre hareket edilebileceğini ileri sürdüm. celâlettin arif bey, meclis önüne çıkmayı uygun bulmayarak isteğinden vazgeçti.
devamı için:
-seçimler sırasında, bazı yerlerdeki büyük hükümet memurlarının çıkardıkları güçlükler-
(bkz: seçimlerde memurların çıkardıkları güçlükler)
nutuktan...
celâlettin arif bey, bildirimizi inceledikten sonra, içindekilerin, düşündüğü esaslara genellikle uygun olduğunu söylemekle birlikte, bu esasları destekler nitelikte bir bildiri yazıp ilân etmiyor. bunu ankaraya geldikten ve görüşmeler yaptıktan sonraya bırakıyor.
efendiler, celâlettin arif bey, ankaraya geldikten sonra, kendisiyle ve diğer bazı hukukçularla bu konu üzerinde uzun süren görüşmeler ve tartışmalar yapıldı. fakat aldanmıyorsam, celâlettin arif bey, hiçbir vakit benim büyük millet meclisinin nitelik ve yetkisi hakkındaki görüşüme katılmamıştır.
o, daima toplanmış olan heyetin esas görevini, istanbul meclis-i mebusanının toplanmasını sağlamaktan ibaret olarak görmüş ve kendisini de daima istanbuldaki meclis-i mebusanın başkanı saymıştır. bu kanaatta yanılmadığımı gösteren ufak bir hâtıramı müsaade ederseniz bilginize sunayım.
ben, türkiye büyük millet meclisi başkanı ve kendisi ikinci başkan bulunduğu sırada, bir gün, başkanlık divanı toplantısında, celâlettin arif beyin, ödenek meselesini açtığını ve kendisinin meclis-i mebusan başkanı olması dolayısıyla o makama ait ödenek isteğinde bulunduğunu, o tarihte meclis genel sekreteri olarak bulunan recep bey anlattı.
yüksek malûmlarınızdır ki, o devirde meclis başkanı ve ikinci başkanı ile diğer başkanlar ve meclis üyelerinin ödenekleri arasında fark yoktu.
celâlettin arif bey, meclis-i mebusan başkanı sıfatıyla yalnız kendisini ayrı tutarak, fazla ödenek almanın kanunî hakkı olduğundan bahsediyordu. ben başkanlık divanının bu meselenin çözümünde yetkili olmadığını, kendisi bu istek ve iddiada ısrar ederse, konuyu meclis genel kuruluna sunarak, alınacak karara göre hareket edilebileceğini ileri sürdüm. celâlettin arif bey, meclis önüne çıkmayı uygun bulmayarak isteğinden vazgeçti.
devamı için:
-seçimler sırasında, bazı yerlerdeki büyük hükümet memurlarının çıkardıkları güçlükler-
(bkz: seçimlerde memurların çıkardıkları güçlükler)
nutuktan...
(bir öncekinden devam )
...
söz konusu edilen 19.3.1920 tarihli bildiriyi görmedim. olağanüstü bir meclisin toplanması her ne kadar yerinde ise de, böyle bir meclisin, elden geldiği kadar kanuna dayanması gereklidir.
gerçi, bizim anayasamızda böyle olağanüstü bir meclisin toplanabilmesi ile ilgili bir işaret yoksa da, başka anayasalarda bulunan hükümlerden yararlanılabilir. söz gelişi, fransız anayasasına göre, meclis kanunsuz olarak dağıtılır veya bir saldırıya uğrarsa, saldırıya uğrayan meclis üyelerinden kurtulabilenler, vilâyet ve sancak idare meclislerinden seçilecek ikişer üye ile birlikte uygun bir yerde toplanırlar. meclisin yeniden açılması veya saldırının önlenmesi için kararlar alırlar. bu meclisin kararları mutlaktır, uyulması zarurîdir. bu kararları dinlemeyenler vatan hainliği ile suçlandırılırlar. bendeniz de bu yolu düşünmekte idim.
19.3.1920 tarihli bildirinin ne gibi esaslara dayandığı anlaşıldıktan sonra, ankaraya varışımda yapacağım görüşmeler sonunda, bir bildiri hazırlamak düşüncesindeyim. yine görüşürüz. makine başında yanımda bulunan ismail fazıl paşa ile saruhan milletvekili reşit beyle birlikte saygılarımızı sunarak veda ederiz. arkadaşlarımdan kırşehir milletvekili rıza bey de saygılarını sunuyor ve kendisinin de boluda bulunduğunun keskindeki babasına haber verilmesini istirham ediyor, efendim.
celâlettin arif
bu cevap telgrafında yazılanlar dikkatle gözden geçirilirse, celâlettin arif bey ile görüşlerimiz arasında büyük ayrılık olduğu kolaylıkla farkedilir. ben, olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin ankarada toplanmasına karar verirken, bizim anayasamızda böyle bir meclisin toplanmasıyla ilgili bir işaret bulunmadığını elbette bilirdim.
fakat kararımı verebilmek için böyle bir işaretin var olup olmadığını düşünmek asla hatırıma gelmedi. bundan başka, saldırıya uğrayan meclis üyelerinden kurtulabilenlerle vilâyet ve sancakların idare meclislerinden seçilecek ikişer üyeyle birlikte, meclis-i mebusanın yeniden eski şekil ve niteliğinde toplanmasını sağlamak için çalışmayı asla hatırıma getirmedim.
aksine, büsbütün başka nitelik ve yetkide, sürekli bir meclis kurmayı ve bu meclisle, tasavvur ettiğim inkılâp safhalarını birlikte geçirmeyi düşündüm. buna göre biribirleriyle zıtlaştığına şüphe etmediğim düşüncelerimizin, görüştükten sonra da birleşmesine imkân bulunacağına ümidim kalmadı. bununla birlikte 19 mart 1920 tarihli bildirimi telgrafla celâlettin arif beye verdirdim. ertesi gün aldığım cevap şuydu:
düzce, 28.3.1920
ankarada mustafa kemal paşa hazretlerine
yüksek heyet-i temsiliyenizin 19.3.1920 tarihli genel bildirisi incelendi. içindeki maddeler ana hatlarıyla bendenizin düşündüğü esaslara uygundur. bu bakımdan, bendenizin ankaraya gelişinden sonra, görüşülerek ayrıca bir bildirinin yayınlanması tabiîdir. yarın ister istemez boluda kalınarak 29 mart 1920de ankaraya hareket edileceği saygıyla arz olunur.
meclis-i mebusan başkanı
celâlettin arif
devamı için:
-celâlettin arif bey meclis-i mebusan başkanlığını bırakmıyor-
(bkz: celâlettin arif bey başkanlığı bırakmıyor)
(bir öncekinden devam )
...
söz konusu edilen 19.3.1920 tarihli bildiriyi görmedim. olağanüstü bir meclisin toplanması her ne kadar yerinde ise de, böyle bir meclisin, elden geldiği kadar kanuna dayanması gereklidir.
gerçi, bizim anayasamızda böyle olağanüstü bir meclisin toplanabilmesi ile ilgili bir işaret yoksa da, başka anayasalarda bulunan hükümlerden yararlanılabilir. söz gelişi, fransız anayasasına göre, meclis kanunsuz olarak dağıtılır veya bir saldırıya uğrarsa, saldırıya uğrayan meclis üyelerinden kurtulabilenler, vilâyet ve sancak idare meclislerinden seçilecek ikişer üye ile birlikte uygun bir yerde toplanırlar. meclisin yeniden açılması veya saldırının önlenmesi için kararlar alırlar. bu meclisin kararları mutlaktır, uyulması zarurîdir. bu kararları dinlemeyenler vatan hainliği ile suçlandırılırlar. bendeniz de bu yolu düşünmekte idim.
19.3.1920 tarihli bildirinin ne gibi esaslara dayandığı anlaşıldıktan sonra, ankaraya varışımda yapacağım görüşmeler sonunda, bir bildiri hazırlamak düşüncesindeyim. yine görüşürüz. makine başında yanımda bulunan ismail fazıl paşa ile saruhan milletvekili reşit beyle birlikte saygılarımızı sunarak veda ederiz. arkadaşlarımdan kırşehir milletvekili rıza bey de saygılarını sunuyor ve kendisinin de boluda bulunduğunun keskindeki babasına haber verilmesini istirham ediyor, efendim.
celâlettin arif
bu cevap telgrafında yazılanlar dikkatle gözden geçirilirse, celâlettin arif bey ile görüşlerimiz arasında büyük ayrılık olduğu kolaylıkla farkedilir. ben, olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin ankarada toplanmasına karar verirken, bizim anayasamızda böyle bir meclisin toplanmasıyla ilgili bir işaret bulunmadığını elbette bilirdim.
fakat kararımı verebilmek için böyle bir işaretin var olup olmadığını düşünmek asla hatırıma gelmedi. bundan başka, saldırıya uğrayan meclis üyelerinden kurtulabilenlerle vilâyet ve sancakların idare meclislerinden seçilecek ikişer üyeyle birlikte, meclis-i mebusanın yeniden eski şekil ve niteliğinde toplanmasını sağlamak için çalışmayı asla hatırıma getirmedim.
aksine, büsbütün başka nitelik ve yetkide, sürekli bir meclis kurmayı ve bu meclisle, tasavvur ettiğim inkılâp safhalarını birlikte geçirmeyi düşündüm. buna göre biribirleriyle zıtlaştığına şüphe etmediğim düşüncelerimizin, görüştükten sonra da birleşmesine imkân bulunacağına ümidim kalmadı. bununla birlikte 19 mart 1920 tarihli bildirimi telgrafla celâlettin arif beye verdirdim. ertesi gün aldığım cevap şuydu:
düzce, 28.3.1920
ankarada mustafa kemal paşa hazretlerine
yüksek heyet-i temsiliyenizin 19.3.1920 tarihli genel bildirisi incelendi. içindeki maddeler ana hatlarıyla bendenizin düşündüğü esaslara uygundur. bu bakımdan, bendenizin ankaraya gelişinden sonra, görüşülerek ayrıca bir bildirinin yayınlanması tabiîdir. yarın ister istemez boluda kalınarak 29 mart 1920de ankaraya hareket edileceği saygıyla arz olunur.
meclis-i mebusan başkanı
celâlettin arif
devamı için:
-celâlettin arif bey meclis-i mebusan başkanlığını bırakmıyor-
(bkz: celâlettin arif bey başkanlığı bırakmıyor)
-olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin ankarada toplanması kararı-
nutuktan...
efendiler, 16 martta istanbul işgal edilir edilmez, hemen aldığım tedbirler arasında, daha birtakımları vardır ki, onları büyük millet meclisinin ilk açılışında anlattığım için burada yeniden açıklamadım. örnek olarak, eskişehir ve afyonkarahisardaki yabancı birliklerin silâhlarının alınması veya oradan uzaklaştırılmaları, geyve ve ulukışla yakınlarındaki tahribi ve anadoluda bulunan yabancı subayların tutuklanması gibi tedbirlerle ilgili ayrıntıları, büyük millet meclisinin ilk tutanaklarında okumuşsunuzdur.
bu tedbirler arasında en önemlisi; olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin ankarada toplanmasını sağlama konusundaki millî ve vatanî görevimize ait karar ve bu kararın uygulanmasıdır.
efendiler, bu konudaki kararımızı ve bu kararın nasıl uygulanacağını gösteren bir bildiriyi, 19 mart 1920de, yani istanbulun işgalinden üç gün sonra yayınladım.
efendiler, bu konu üzerinde, iki gün kadar komutanlarla makine başında görüşerek düşüncelerini aldım. ben ilk yazdığım müsveddede «kurucu meclis» deyimini kullanmıştım. maksadım da toplanacak meclisin ilk anda «rejim» i değiştirme yetkisine sahip olmasını sağlamaktı. fakat bu deyimin kullanılmasındaki maksadı gereğince açıklayamadığım veya açıklamak istemediğim için, halkın alışkın olmadığı bir deyimdir, gerekçesiyle erzurum ve sivastan uyarıldım. bunun üzerine «olağanüstü yetkiye sahip bir meclis» deyimini kullanmakla yetindim.
valiliklere, bağımsız sancaklara ve kolordu komutanlarına
itilâf devletleri tarafından devlet merkezinin bile resmen işgali, devletin yasama, yargı ve yürütmeden ibaret olan millî güçlerini işlemez duruma sokmuş ve bu durum karşısında görev yapmaya imkân bulamadığını hükûmete resmen bildirerek. meclis-i mebusan dağılmıştır.
şu halde devlet merkezinin korunmasını, milletin bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin, ankarada toplantıya çağrılması ve dağılmış olan milletvekillerinden ankaraya gelebileceklerin de bu meclise katılmaları zarurî görülmüştür. bu bakımdan aşağıda verilen talimat gereğince seçimlerin yapılması, yüksek ve derin vatanseverlik anlayışından beklenir :
1 — memleket işlerini idare etmek ve denetlemek üzere, ankarada olağan üstü yetkilere sahip bir meclis toplanacaktır.
2 — bu meclise üye olarak seçilecek kimseler, milletvekilleri ile ilgili yasa hükümlerine bağlıdırlar.
3 — seçimlerde sancaklar esas alınacaktır.
4 — her sancaktan beş üye seçilecektir.
5 — seçim her sancakta, o sancağın kendi ilçelerinden çağıracağı ikinci seçmenlerle, sancak merkezinden seçilecek ikinci seçmenlerden, sancak idare ve belediye meclisleriyle müdafaa-i hukuk yönetim kurullarından; illerde, il merkez kurullarıyla, il yönetim kurullarından, il merkezindeki belediye meclisinden il merkezi ile merkez ilçesi ve merkeze bağlı ilçelerin ikinci seçmenlerinden oluşturulmuş bir kurul tarafından aynı günde ve aynı oturumda yapılır.
6 — bu meclis üyeliğine, her parti, zümre ve dernek tarafından aday gösterilmesi mümkün olduğu gibi, her ferdin de bu kutsal mücadeleye fiilen katılması için bağımsız olarak adaylığını istediği yerden koyma hakkı vardır.
7 — seçimlere her bölgenin en büyük sivil yöneticisi başkanlık edecek ve seçim güvenliğinden sorumlu olacaktır.
8 — seçim, gizli oyla ve salt çoğunluk esasına göre yapılacak; oylar, kurulun kendi içinden seçeceği iki kişi tarafından ve kurul önünde sayılacaktır.
9 — seçim sonunda, bütün kurul üyelerinin imzalayacakları veya kendi mühürleri ile mühürleyecekleri üç nüsha tutanak düzenlenecek; bir tanesi yerinde alıkonularak, öteki iki nüshadan biri seçilen şahsa verilecek, diğeri meclise gönderilecektir.
10 — üyelerin alacakları ödenek daha sonra meclisçe kararlaştırılacaktır. ancak, geliş yollukları seçim kurullarının zarurî masraflar olarak uygun görecekleri miktar üzerinden mahallî idarelerce karşılanacaktır.
11 — seçimler, en geç on beş gün içinde ankarada çoğunlukla toplanmayı sağlayacak şekilde tamamlanarak, üyeler hareket edecek ve sonuç üyelerin adlarıyla birlikte derhal bildirilecektir.
12 — telgrafın alındığı saat bildirilecektir.
dağıtım: kolordu komutanlarına, valiliklere ve bağımsız sancaklara tebliğ edilmiştir.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
efendiler, bir hafta içinde, çeşitli yerlerden ankaraya gelmekte olan milletvekilleriyle, telgrafla haberleşilerek bizzat temasa geçildi. kendilerine, üzüntülerinin giderilmesine, maneviyatlarının yükseltilmesine yarayacak bilgiler verildi. istanbulda artık dâvâmızı yürütecek kimse kalmamıştı.
aylarca ve çeşitli yol ve yöntemlerle yaptığımız uyarmalara rağmen, bizim dediğimiz şekilde teşkilât kurmayıp karakol cemiyetinin kurulmasına çalışanların başları maltaya gitmiş, istanbuldaki üyelerinin hayat ve faaliyetlerinden eser kalmamıştı. orada yeniden teşkilât kurabilmek için çok zahmetli çalışmalara ve o günkü durumumuza göre imkânlarımızın üstünde para harcamaya mecbur oldum.
saygıdeğer efendiler, genel konuşmalarım arasında bir iki yerde, benim istanbuldaki meclis-i mebusana başkan seçilmem konusundan ve bundaki maksattan bahsetmiştim. bunun gerçekleştirilememiş olması dolayısıyla küçük bir güçlükle karşılaştığımı da arz etmiştim.
gerçekten de, istanbulda meclis saldırıya uğrayıp dağılınca, milletvekillerini toplamak ve özellikle daha önce de açıkladığım üzere bir meclis kurulmasına teşebbüs edebilmek için bir an kararsızlık geçirdim. meclis-i mebusan başkanı olan celâlettin arif beyin ankaraya gelip gelmeyeceğini şüphesiz bilemiyordum. gelmesi halinde, onun gelişini beklemeyi ve daveti onun vasıtasıyla yaptırmayı düşündüm.
ne var ki, durum çok acele hareket etmemizi gerektiriyordu. gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmez bir ihtimale bağlanarak vakit kaybetmeyi ihtiyata uygun bulmadım. fakat vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için de, bir iki gün telgraf başında, bütün komutanların görüşlerini almakla vakit geçirme gereğini duydum. celâlettin arif beyle 27/28 mart gecesi düzceye varışında bağlantı kurulmuştu. kendisine şu telgrafı yazdım:
sayı: 34 ankara, 27.3.1920
düzcede meclis-i mebusan başkanı sayın celâlettin arif beyefendiye
istanbulun resmen ve fiilî olarak ingilizler tarafından işgaliyle devlet kuvvetlerinin baskı ve esareti altına alınmış, meclis-i mebusana saldırılarak milletin istiklâl ve namusuna tecavüz edilmiş olması ve bu yüzden milletvekillerinin memleketin kaderi ile ilgili görevlerini yerine getirmeyi başaramayacaklarını anlayarak milletin bağrına sığınmak mecburiyetinde kalmaları dolayısıyla, devlet ve milletin bütün kuvvetlerini hüküm ve denetimi altında bulunduracak olağanüstü bir meclisin toplanmasına şiddetle ihtiyaç duyulmuş olduğundan, heyet-i temsiliyenin, ankarada olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanmasına karar verdiği ve gereğinin yapılmasının her yere genelge ile bildirildiği yüksek malûmlarıdır.
bu konudaki 19.3.1920 tarihli bildiri metnini inceledikten sonra, içindekileri bir kere daha belirtmek ve seçimlerin en kısa zamanda yapılarak meclisin bir an önce toplanmasını sağlamak için, bu görüşümüzün sizin tarafınızdan da bir bildiri şeklinde kamuoyuna şimdiden duyurulmasını yararlı buluyoruz. değerli cevabınızı beklemekteyim, efendim.
mustafa kemal
celâlettin arif beyin verdiği cevap şudur:
ankarada mustafa kemal paşa hazretlerine
...
devamı için:
(bkz: celâlettin arif bey le görüş ayrılığı)
nutuktan...
efendiler, 16 martta istanbul işgal edilir edilmez, hemen aldığım tedbirler arasında, daha birtakımları vardır ki, onları büyük millet meclisinin ilk açılışında anlattığım için burada yeniden açıklamadım. örnek olarak, eskişehir ve afyonkarahisardaki yabancı birliklerin silâhlarının alınması veya oradan uzaklaştırılmaları, geyve ve ulukışla yakınlarındaki tahribi ve anadoluda bulunan yabancı subayların tutuklanması gibi tedbirlerle ilgili ayrıntıları, büyük millet meclisinin ilk tutanaklarında okumuşsunuzdur.
bu tedbirler arasında en önemlisi; olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin ankarada toplanmasını sağlama konusundaki millî ve vatanî görevimize ait karar ve bu kararın uygulanmasıdır.
efendiler, bu konudaki kararımızı ve bu kararın nasıl uygulanacağını gösteren bir bildiriyi, 19 mart 1920de, yani istanbulun işgalinden üç gün sonra yayınladım.
efendiler, bu konu üzerinde, iki gün kadar komutanlarla makine başında görüşerek düşüncelerini aldım. ben ilk yazdığım müsveddede «kurucu meclis» deyimini kullanmıştım. maksadım da toplanacak meclisin ilk anda «rejim» i değiştirme yetkisine sahip olmasını sağlamaktı. fakat bu deyimin kullanılmasındaki maksadı gereğince açıklayamadığım veya açıklamak istemediğim için, halkın alışkın olmadığı bir deyimdir, gerekçesiyle erzurum ve sivastan uyarıldım. bunun üzerine «olağanüstü yetkiye sahip bir meclis» deyimini kullanmakla yetindim.
valiliklere, bağımsız sancaklara ve kolordu komutanlarına
itilâf devletleri tarafından devlet merkezinin bile resmen işgali, devletin yasama, yargı ve yürütmeden ibaret olan millî güçlerini işlemez duruma sokmuş ve bu durum karşısında görev yapmaya imkân bulamadığını hükûmete resmen bildirerek. meclis-i mebusan dağılmıştır.
şu halde devlet merkezinin korunmasını, milletin bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin, ankarada toplantıya çağrılması ve dağılmış olan milletvekillerinden ankaraya gelebileceklerin de bu meclise katılmaları zarurî görülmüştür. bu bakımdan aşağıda verilen talimat gereğince seçimlerin yapılması, yüksek ve derin vatanseverlik anlayışından beklenir :
1 — memleket işlerini idare etmek ve denetlemek üzere, ankarada olağan üstü yetkilere sahip bir meclis toplanacaktır.
2 — bu meclise üye olarak seçilecek kimseler, milletvekilleri ile ilgili yasa hükümlerine bağlıdırlar.
3 — seçimlerde sancaklar esas alınacaktır.
4 — her sancaktan beş üye seçilecektir.
5 — seçim her sancakta, o sancağın kendi ilçelerinden çağıracağı ikinci seçmenlerle, sancak merkezinden seçilecek ikinci seçmenlerden, sancak idare ve belediye meclisleriyle müdafaa-i hukuk yönetim kurullarından; illerde, il merkez kurullarıyla, il yönetim kurullarından, il merkezindeki belediye meclisinden il merkezi ile merkez ilçesi ve merkeze bağlı ilçelerin ikinci seçmenlerinden oluşturulmuş bir kurul tarafından aynı günde ve aynı oturumda yapılır.
6 — bu meclis üyeliğine, her parti, zümre ve dernek tarafından aday gösterilmesi mümkün olduğu gibi, her ferdin de bu kutsal mücadeleye fiilen katılması için bağımsız olarak adaylığını istediği yerden koyma hakkı vardır.
7 — seçimlere her bölgenin en büyük sivil yöneticisi başkanlık edecek ve seçim güvenliğinden sorumlu olacaktır.
8 — seçim, gizli oyla ve salt çoğunluk esasına göre yapılacak; oylar, kurulun kendi içinden seçeceği iki kişi tarafından ve kurul önünde sayılacaktır.
9 — seçim sonunda, bütün kurul üyelerinin imzalayacakları veya kendi mühürleri ile mühürleyecekleri üç nüsha tutanak düzenlenecek; bir tanesi yerinde alıkonularak, öteki iki nüshadan biri seçilen şahsa verilecek, diğeri meclise gönderilecektir.
10 — üyelerin alacakları ödenek daha sonra meclisçe kararlaştırılacaktır. ancak, geliş yollukları seçim kurullarının zarurî masraflar olarak uygun görecekleri miktar üzerinden mahallî idarelerce karşılanacaktır.
11 — seçimler, en geç on beş gün içinde ankarada çoğunlukla toplanmayı sağlayacak şekilde tamamlanarak, üyeler hareket edecek ve sonuç üyelerin adlarıyla birlikte derhal bildirilecektir.
12 — telgrafın alındığı saat bildirilecektir.
dağıtım: kolordu komutanlarına, valiliklere ve bağımsız sancaklara tebliğ edilmiştir.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
efendiler, bir hafta içinde, çeşitli yerlerden ankaraya gelmekte olan milletvekilleriyle, telgrafla haberleşilerek bizzat temasa geçildi. kendilerine, üzüntülerinin giderilmesine, maneviyatlarının yükseltilmesine yarayacak bilgiler verildi. istanbulda artık dâvâmızı yürütecek kimse kalmamıştı.
aylarca ve çeşitli yol ve yöntemlerle yaptığımız uyarmalara rağmen, bizim dediğimiz şekilde teşkilât kurmayıp karakol cemiyetinin kurulmasına çalışanların başları maltaya gitmiş, istanbuldaki üyelerinin hayat ve faaliyetlerinden eser kalmamıştı. orada yeniden teşkilât kurabilmek için çok zahmetli çalışmalara ve o günkü durumumuza göre imkânlarımızın üstünde para harcamaya mecbur oldum.
saygıdeğer efendiler, genel konuşmalarım arasında bir iki yerde, benim istanbuldaki meclis-i mebusana başkan seçilmem konusundan ve bundaki maksattan bahsetmiştim. bunun gerçekleştirilememiş olması dolayısıyla küçük bir güçlükle karşılaştığımı da arz etmiştim.
gerçekten de, istanbulda meclis saldırıya uğrayıp dağılınca, milletvekillerini toplamak ve özellikle daha önce de açıkladığım üzere bir meclis kurulmasına teşebbüs edebilmek için bir an kararsızlık geçirdim. meclis-i mebusan başkanı olan celâlettin arif beyin ankaraya gelip gelmeyeceğini şüphesiz bilemiyordum. gelmesi halinde, onun gelişini beklemeyi ve daveti onun vasıtasıyla yaptırmayı düşündüm.
ne var ki, durum çok acele hareket etmemizi gerektiriyordu. gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmez bir ihtimale bağlanarak vakit kaybetmeyi ihtiyata uygun bulmadım. fakat vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için de, bir iki gün telgraf başında, bütün komutanların görüşlerini almakla vakit geçirme gereğini duydum. celâlettin arif beyle 27/28 mart gecesi düzceye varışında bağlantı kurulmuştu. kendisine şu telgrafı yazdım:
sayı: 34 ankara, 27.3.1920
düzcede meclis-i mebusan başkanı sayın celâlettin arif beyefendiye
istanbulun resmen ve fiilî olarak ingilizler tarafından işgaliyle devlet kuvvetlerinin baskı ve esareti altına alınmış, meclis-i mebusana saldırılarak milletin istiklâl ve namusuna tecavüz edilmiş olması ve bu yüzden milletvekillerinin memleketin kaderi ile ilgili görevlerini yerine getirmeyi başaramayacaklarını anlayarak milletin bağrına sığınmak mecburiyetinde kalmaları dolayısıyla, devlet ve milletin bütün kuvvetlerini hüküm ve denetimi altında bulunduracak olağanüstü bir meclisin toplanmasına şiddetle ihtiyaç duyulmuş olduğundan, heyet-i temsiliyenin, ankarada olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanmasına karar verdiği ve gereğinin yapılmasının her yere genelge ile bildirildiği yüksek malûmlarıdır.
bu konudaki 19.3.1920 tarihli bildiri metnini inceledikten sonra, içindekileri bir kere daha belirtmek ve seçimlerin en kısa zamanda yapılarak meclisin bir an önce toplanmasını sağlamak için, bu görüşümüzün sizin tarafınızdan da bir bildiri şeklinde kamuoyuna şimdiden duyurulmasını yararlı buluyoruz. değerli cevabınızı beklemekteyim, efendim.
mustafa kemal
celâlettin arif beyin verdiği cevap şudur:
ankarada mustafa kemal paşa hazretlerine
...
devamı için:
(bkz: celâlettin arif bey le görüş ayrılığı)
nutuktan...
efendiler, aynı günde millete de şu bildiriyi yayınladım:
bildiri
bütün komutanlara, vali ve mutasarrıflara, müdafaa-i hukuk cemiyetlerine, belediye başkanlıklarına ve basın derneğine
itilâf devletlerinin şimdiye kadar memleketimizi paylaşmaya yol bulmak için başvurdukları çeşitli tedbirler bilinmektedir. önce, ferit paşa ile anlaşarak ve milleti savunmasız bırakarak yabancı idaresine esir etmek ve memleketin birçok önemli yerlerini galip devletlerin sömürgeleri arasına katmak düşünülmüştü.
kuva-yı milliyenin, bütün bir milletin desteği ile bağımsızlığı savunma konusunda gösterdiği azim ve kararlılık, bu tasavvuru altüst etti. ikincisi, kuva-yı milliyeyi aldatmak ve onun müsaadesi ile doğuda bir üstünlük sağlama siyaseti gütmek için heyet-i temsiliyeye başvuruldu.
heyet, milletin bağımsızlığı ve vatanın bütünlüğü garanti edilmedikçe ve özellikle işgal bölgelerinin boşaltılmasına teşebbüs edilmedikçe, herhangi bir görüşmeye yanaşmadı. üçüncüsü, kuva-yı milliye ile işbirliği yapan hükûmetlerin çalışmalarına karışmak suretiyle millî birliği sarsmak, haince muhalefetleri teşvik etmek ve cüretlerini artırmak yolu benimsendi. ne var ki, milli birliğin yarattığı kuvvet ve dayanışma karşısında bu saldırılar da eridi.
dördüncüsü, vatanın kaderi ile ilgili kaygı verici kararlar alındığından söz edilerek, kamuoyuna baskı yapılmaya başlandı. namusunu ve yurdunu savunma uğrunda her fedakârlığı göze almış olan osmanlı milletinin azim ve iradesi önünde, bu gözdağının da bir yararı olmadı. nihayet bugün, istanbulu zorla işgal etmek suretiyle, osmanlı devletinin yedi yüz yıllık hayat ve hakimiyetine son verildi.
yani, bugün türk milleti, medenî kabiliyetinin, yaşama ve bağımsız kalma hakkının ve bütün bir geleceğinin savunulmasına çağrıldı. insanlık dünyasının takdirlerini kazanmak ve islâm dünyasının kurtuluş emellerini gerçekleştirmek, hilâfet makamının yabancı etkilerden kurtarılmasına ve millî bağımsızlığın şanlı geçmişimize yaraşır bir imanla savunulup kazanılmasına bağlıdır. vatanımızı ve istiklâlimizi kurtarmak için giriştiğimiz kutsal mücadelede tanrının yardım ve koruyuculuğu bizimledir.
anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk
cemiyeti heyet-i temsiliyesi adına
mustafa kemal
efendiler, aynı zamanda bütün islâm dünyasına da seslenilerek, yapılan saldırı, bir bildiride etraflı şekilde anlatılarak çeşitli vasıtalarla ilân edildi.
efendiler, olay üzerinde fazla bilgi almayı beklemeksizin, telgrafçı, manastırlı hamdi efendinin verdiği bilgilerden ve işgal kuvvetlerinin bu bilgileri doğrulayan bildirisinden, durumun içyüzünü anlayarak gerekli bulduğum ve derhal alınmasında zaruret gördüğüm tedbirleri, açıklandığı gibi hemen işgal günü aldım ve uyguladım.
istanbulun işgal şekli ve tutuklamalar hakkında çeşitli kaynaklardan biribirini tutmaz abartılmış bilgiler gelmeye başladı. biz de çeşitli yollarla araştırma ve soruşturmalarımıza devam ettik. yasama görevinin yerine getirilmesine imkân göremeyerek dağılan milletvekillerinin ve bazı şahısların istanbuldan kaçarak ankaraya gelmekte oldukları anlaşıldı. yolculuklarını kolaylaştırmak için, geçecekleri yerlerdeki ilgililere gereken emirleri verdim.
devamı için:
-olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin ankarada toplanması kararı-
(bkz: meclisin ankara da toplanması kararı)
efendiler, aynı günde millete de şu bildiriyi yayınladım:
bildiri
bütün komutanlara, vali ve mutasarrıflara, müdafaa-i hukuk cemiyetlerine, belediye başkanlıklarına ve basın derneğine
itilâf devletlerinin şimdiye kadar memleketimizi paylaşmaya yol bulmak için başvurdukları çeşitli tedbirler bilinmektedir. önce, ferit paşa ile anlaşarak ve milleti savunmasız bırakarak yabancı idaresine esir etmek ve memleketin birçok önemli yerlerini galip devletlerin sömürgeleri arasına katmak düşünülmüştü.
kuva-yı milliyenin, bütün bir milletin desteği ile bağımsızlığı savunma konusunda gösterdiği azim ve kararlılık, bu tasavvuru altüst etti. ikincisi, kuva-yı milliyeyi aldatmak ve onun müsaadesi ile doğuda bir üstünlük sağlama siyaseti gütmek için heyet-i temsiliyeye başvuruldu.
heyet, milletin bağımsızlığı ve vatanın bütünlüğü garanti edilmedikçe ve özellikle işgal bölgelerinin boşaltılmasına teşebbüs edilmedikçe, herhangi bir görüşmeye yanaşmadı. üçüncüsü, kuva-yı milliye ile işbirliği yapan hükûmetlerin çalışmalarına karışmak suretiyle millî birliği sarsmak, haince muhalefetleri teşvik etmek ve cüretlerini artırmak yolu benimsendi. ne var ki, milli birliğin yarattığı kuvvet ve dayanışma karşısında bu saldırılar da eridi.
dördüncüsü, vatanın kaderi ile ilgili kaygı verici kararlar alındığından söz edilerek, kamuoyuna baskı yapılmaya başlandı. namusunu ve yurdunu savunma uğrunda her fedakârlığı göze almış olan osmanlı milletinin azim ve iradesi önünde, bu gözdağının da bir yararı olmadı. nihayet bugün, istanbulu zorla işgal etmek suretiyle, osmanlı devletinin yedi yüz yıllık hayat ve hakimiyetine son verildi.
yani, bugün türk milleti, medenî kabiliyetinin, yaşama ve bağımsız kalma hakkının ve bütün bir geleceğinin savunulmasına çağrıldı. insanlık dünyasının takdirlerini kazanmak ve islâm dünyasının kurtuluş emellerini gerçekleştirmek, hilâfet makamının yabancı etkilerden kurtarılmasına ve millî bağımsızlığın şanlı geçmişimize yaraşır bir imanla savunulup kazanılmasına bağlıdır. vatanımızı ve istiklâlimizi kurtarmak için giriştiğimiz kutsal mücadelede tanrının yardım ve koruyuculuğu bizimledir.
anadolu ve rumeli müdafaa-i hukuk
cemiyeti heyet-i temsiliyesi adına
mustafa kemal
efendiler, aynı zamanda bütün islâm dünyasına da seslenilerek, yapılan saldırı, bir bildiride etraflı şekilde anlatılarak çeşitli vasıtalarla ilân edildi.
efendiler, olay üzerinde fazla bilgi almayı beklemeksizin, telgrafçı, manastırlı hamdi efendinin verdiği bilgilerden ve işgal kuvvetlerinin bu bilgileri doğrulayan bildirisinden, durumun içyüzünü anlayarak gerekli bulduğum ve derhal alınmasında zaruret gördüğüm tedbirleri, açıklandığı gibi hemen işgal günü aldım ve uyguladım.
istanbulun işgal şekli ve tutuklamalar hakkında çeşitli kaynaklardan biribirini tutmaz abartılmış bilgiler gelmeye başladı. biz de çeşitli yollarla araştırma ve soruşturmalarımıza devam ettik. yasama görevinin yerine getirilmesine imkân göremeyerek dağılan milletvekillerinin ve bazı şahısların istanbuldan kaçarak ankaraya gelmekte oldukları anlaşıldı. yolculuklarını kolaylaştırmak için, geçecekleri yerlerdeki ilgililere gereken emirleri verdim.
devamı için:
-olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin ankarada toplanması kararı-
(bkz: meclisin ankara da toplanması kararı)
nutuktan...
efendiler, aynı günde çeşitli vasıtalarla şu protestoyu gönderdim:
16.3.1920
protesto
istanbulda ingiliz, fransız, italyan siyasî temsilcilerine, amerikan siyasî temsilcisine, bütün tarafsız devletler dışişleri bakanlıklarına, fransa, ingiltere, italyan millet meclislerine verilmek üzere antalyada italyan temsilciliğine
millî bağımsızlığımızı temsil eden meclis-i mebusan da dahil olmak üzere, istanbulda bütün resmî daireler, itilâf devletlerinin askerî kuvvetleri tarafından resmen ve zorla işgal edilmiş ve millî dâvâ uğrunda çalışan birçok vatansever kimsenin de tutuklanmasına teşebbüs edilmiştir.
osmanlı milletinin siyasî hakimiyet ve hürriyetine indirilen bu son darbe, ne pahasına olursa olsun hayatını ve varlığını savunmaya azmetmiş olan biz osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl medeniyet ve insanlığının kutsal saydığı bütün esaslara, hürriyet, milliyet, vatan duyguları gibi bugünkü insan toplumlarının temelinde yatan bütün ilkelere ve insanlığın bu ilkeleri meydana getiren ortak vicdanına indirilmiş demektir.
biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz mücadelenin kutsallığına ve hiçbir kuvvetin bir milleti yaşama hakkından mahrum edemeyeceğine inanıyoruz.
tarihin bugüne kadar kaydetmediği bir suikast olan ve wilson prensiplerine dayanan bir ateşkes anlaşmasının, milleti savunma imkânlarından yoksun bırakmış olmasından doğan bir hileye de dayanmış olması bakımından, ilgili milletlerin şeref ve haysiyetleriyle de bağdaşmayan bu hareketin ne demek olduğunun takdirini, resmi avrupa ve amerikanın değil, bilim, kültür ve medeniyet avrupa ve amerikasının vicdanına bırakmakla yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihî sorumluluğa, son olarak bir kez daha dünyanın dikkatini çekeriz. dâvâmızın haklılık ve kutsallığı, bu güç zamanlarda, tanrıdan sonra en büyük yardımcımızdır.
anadolu ve rumeli müdafaa-i
hukuk heyeti temsiliyesi
adına
mustafa kemal
aynı günün gecesi şu talimatı bir genelgeyle yayınladım:
şifre 16.3.1920
bütün vali ve komutanlara
istanbulun ve resmî dairelerin, özellikle meclis-i mebusanın, itilâf devletleri tarafından ve zorla işgal edilmiş olduğunu, ayrıca, bu hareketin, ateşkes anlaşması ile milleti silâhsız bıraktıktan sonra yapıldığını dile getirerek, itilâf devletleri temsilcilerine, bütün tarafsız devletlerin dışişleri bakanlıklarıyla, itilâf devletlerinin millet meclisi başkanlıklarına protesto telgrafları çekilmek üzere mitingler yapılması gerekli görülmektedir.
protesto telgraflarında özellikle, yapılan saldırının osmanlı hakimiyetinden çok, yirmi asırlık bir medeniyet ve insanlığın eseri olan hürriyet, milliyet ve yurtseverlik prensiplerine bir darbe olacağı, osmanlı milletinin varlık ve bağımsızlığını savunma konusundaki kararlılık ve imanına bu olayın hiçbir etki yapamayacağı, yalnız, medeni milletlerin bu saldırıyı kabul etmekle, büyük bir tarihi sorumluluk altına girmiş olacakları belirtilmelidir.
tarafsız devletlerin dışişleri bakanlıklarıyla millet meclisi başkanlıklarına çekilecek telgraflar, istanbulda ait oldukları makamlara verilmekle birlikte, antalyada italyan temsilcisi vasıtasıyla da verilmelidir. protesto telgraflarının birer suretinin de buraya gönderilmesini rica ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
şifre 16.3.1920
albay refet beye
son olaylar dolayısıyla, her tarafta yapılan gösteri toplantıları sonunda çekilecek protesto telgraflarının birer suretlerinin de itilâf devletlerinin toplantı halinde bulunan millet meclisleri başkanlıklarına ve tarafsız devletlerinde dışişleri bakanlıklarına gönderilmesini yararlı buluyoruz. bu konuda antalyadaki italyan temsilcisinin de yardımını sağlamanızı rica ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: millete yayınladığım bildiri)
efendiler, aynı günde çeşitli vasıtalarla şu protestoyu gönderdim:
16.3.1920
protesto
istanbulda ingiliz, fransız, italyan siyasî temsilcilerine, amerikan siyasî temsilcisine, bütün tarafsız devletler dışişleri bakanlıklarına, fransa, ingiltere, italyan millet meclislerine verilmek üzere antalyada italyan temsilciliğine
millî bağımsızlığımızı temsil eden meclis-i mebusan da dahil olmak üzere, istanbulda bütün resmî daireler, itilâf devletlerinin askerî kuvvetleri tarafından resmen ve zorla işgal edilmiş ve millî dâvâ uğrunda çalışan birçok vatansever kimsenin de tutuklanmasına teşebbüs edilmiştir.
osmanlı milletinin siyasî hakimiyet ve hürriyetine indirilen bu son darbe, ne pahasına olursa olsun hayatını ve varlığını savunmaya azmetmiş olan biz osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl medeniyet ve insanlığının kutsal saydığı bütün esaslara, hürriyet, milliyet, vatan duyguları gibi bugünkü insan toplumlarının temelinde yatan bütün ilkelere ve insanlığın bu ilkeleri meydana getiren ortak vicdanına indirilmiş demektir.
biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz mücadelenin kutsallığına ve hiçbir kuvvetin bir milleti yaşama hakkından mahrum edemeyeceğine inanıyoruz.
tarihin bugüne kadar kaydetmediği bir suikast olan ve wilson prensiplerine dayanan bir ateşkes anlaşmasının, milleti savunma imkânlarından yoksun bırakmış olmasından doğan bir hileye de dayanmış olması bakımından, ilgili milletlerin şeref ve haysiyetleriyle de bağdaşmayan bu hareketin ne demek olduğunun takdirini, resmi avrupa ve amerikanın değil, bilim, kültür ve medeniyet avrupa ve amerikasının vicdanına bırakmakla yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihî sorumluluğa, son olarak bir kez daha dünyanın dikkatini çekeriz. dâvâmızın haklılık ve kutsallığı, bu güç zamanlarda, tanrıdan sonra en büyük yardımcımızdır.
anadolu ve rumeli müdafaa-i
hukuk heyeti temsiliyesi
adına
mustafa kemal
aynı günün gecesi şu talimatı bir genelgeyle yayınladım:
şifre 16.3.1920
bütün vali ve komutanlara
istanbulun ve resmî dairelerin, özellikle meclis-i mebusanın, itilâf devletleri tarafından ve zorla işgal edilmiş olduğunu, ayrıca, bu hareketin, ateşkes anlaşması ile milleti silâhsız bıraktıktan sonra yapıldığını dile getirerek, itilâf devletleri temsilcilerine, bütün tarafsız devletlerin dışişleri bakanlıklarıyla, itilâf devletlerinin millet meclisi başkanlıklarına protesto telgrafları çekilmek üzere mitingler yapılması gerekli görülmektedir.
protesto telgraflarında özellikle, yapılan saldırının osmanlı hakimiyetinden çok, yirmi asırlık bir medeniyet ve insanlığın eseri olan hürriyet, milliyet ve yurtseverlik prensiplerine bir darbe olacağı, osmanlı milletinin varlık ve bağımsızlığını savunma konusundaki kararlılık ve imanına bu olayın hiçbir etki yapamayacağı, yalnız, medeni milletlerin bu saldırıyı kabul etmekle, büyük bir tarihi sorumluluk altına girmiş olacakları belirtilmelidir.
tarafsız devletlerin dışişleri bakanlıklarıyla millet meclisi başkanlıklarına çekilecek telgraflar, istanbulda ait oldukları makamlara verilmekle birlikte, antalyada italyan temsilcisi vasıtasıyla da verilmelidir. protesto telgraflarının birer suretinin de buraya gönderilmesini rica ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
şifre 16.3.1920
albay refet beye
son olaylar dolayısıyla, her tarafta yapılan gösteri toplantıları sonunda çekilecek protesto telgraflarının birer suretlerinin de itilâf devletlerinin toplantı halinde bulunan millet meclisleri başkanlıklarına ve tarafsız devletlerinde dışişleri bakanlıklarına gönderilmesini yararlı buluyoruz. bu konuda antalyadaki italyan temsilcisinin de yardımını sağlamanızı rica ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: millete yayınladığım bildiri)
nutuktan...
saygıdeğer efendiler, rauf bey, 19 şubat 1920 tarihli bir şifre ile, hükûmet ve meclis hakkında üzerinde durup düşünülmeye değer bilgiler veriyordu. bu bilgileri özetleyeyim :
«şubatın on dokuzuncu günü, sadrazam, dahiliye nâzırı, bahriye nâzırı felâh-ı vatan grubunun toplantısına gitmişler. sadrazam, kuva-yı milliyenin ikinci bir hükûmet şeklinde görünmemesi, hükûmet işlerine karışmaması ve maraş taraflarındaki çatışmaların daha ilerilere götürülmeyerek durdurulmasını, düzen ve güvenliğin sağlanması gereğini siyasî bakımdan yararlı gördüğünü söylemiş, ziya paşanın vali ve ahmet fevzi paşanın da kolordu komutanı olarak ankaraya gönderileceğini bildirmiş. dahiliye nâzırı da serbestçe iş görmesine karışılmamasını istemiş. polis müdürü ile jandarma komutanının değiştirilmesine güçlerinin yetmediğini anlatmış.
eskiden beri dostu olan keşfi beyin dürüstlüğünden ve onu bursaya vali, faik ali beyi de müsteşar yaptığından bahsetmiş. salih paşa da, maraş ve dolaylarında boşaltılan yerlere, hükûmetçe el koymayı siyasî bakımdan mümkün görmemiş, fransız basınını aleyhimize çevirir, demiş. padişah, hükûmete, meclisten çok hâkim imiş. meclisin ruh haline göre, bu hükûmeti düşürmek ve yerine gerekli şartları taşıyan millî bir kabineyi getirmek mümkün değilmiş» (belge: 236)
bu bilgileri, anadolu ve rumelide bulunan tekmil komutanlara bildirirken, şunu da ekledik:
heyet-i temsiliye, işgal ve çeşitli yabancı etkilerin baskısı altında bulunan istanbulda, daha millî ve fedakâr bir hükûmetin işbaşına getirilmesindeki güçlükleri takdir ettiğinden, sadrazam paşanın bilinen bildirisine karşılık, 17 şubat 1920 tarihindeki genelgeyle görüşünü bütün teşkilâtına duyurmuştu.
millî birliği bozma düşüncesi ile yapılacak her teşebbüs ve saldırıyı, akıllıca davranışlarla başarısızlığa uğratmak şarttır. millî dâvaya uygun bir barış yapılmadıkça, kuva-yı milliyenin faaliyetine son vermesinin mümkün olamayacağı hususunda ilgililerin yeniden dikkati çekilmekle birlikte, millî birlik ve dayanışmayı güçlendirme ve devam ettirme konusunda, her zamankinden daha ileri görüşlü ve uyanık bulunulmasını özellikle rica eder ve bekleriz (belge: 287).
rauf beye de cevap olarak şunu yazdım:
21.2.1920
harbiye nezareti başyaveri salih beye
rauf beye
ilgi: 19.2.1920 tarihli şifre:
felâh-ı vatan grubunun sadrazam paşa ve arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalardan genellikle anlaşıldığına göre, bugünkü hükûmetin millî meclisten aldığı güven oyuna dayanarak, kuva-yı milliyenin memleketteki nüfuz ve etkisini yok etmeye çalıştığı açıkça görülüyor. millî mücadeleye karşı tutumundan dolayı azledilen faik ali beyi müsteşarlığa, ferit paşa ve
ali kemal ile birlikte çalışan müsteşar keşfi beyi, bursa valiliğine ataması ve daha önce memuriyetleri milletçe kabul edilmeyen ahmet fevzi paşa ile ziya paşayı da ankaraya göndermek hususunda ısrar etmesi, açıktan açığa kuva-yı milliye aleyhine hareket edildiğinin kesin bir belirtisidir.
hükûmetle milletin tam bir birlik içinde çalışarak tespit edilen ilkeler çerçevesinde millî dâvâya uygun bir barış yapılması gereğini her zamandan daha çok takdir etmekte olduğundan, hükûmet işlerine karşı her türlü muhalefetten ve güçlük çıkarmaktan kaçınmayı bir vatan görevi sayıyoruz. her şey bitmiş, millî gayeye ulaşılmış değildir.
arada pek korkunç ihtimaller vardır. geleceğin sonsuz bilinmezlikleri içinde, kuva-yı milliyenin kurtarıcı çalışmalarına değer verip vermediğinin hükûmetten sorulması gerekir. bize gelince: tarihin bu memlekette şimdiye kadar yaratmadığı bu millî birlik ve dayanışmayı bozmaya yeltenen her hareketi bir vatan hainliği sayarak ona göre gerekli tedbirleri almaktan çekinmeyeceğiz.
bu mecburiyet ve zaruretlerin hükûmet üyelerince bilinmesi pek yararlı olacaktır. hükûmet ile aramızdaki uyum ve birliğin korunması, ancak bugünkü durumun devam ettirilmesiyle mümkün olabilir.
gereksiz atama ve görevden almaların yapılması ve özellikle millî mücadeleye karşı geldikleri için görevden alınmış olan memurlar üzerinde ısrar edilmesi, kuva-yı milliye aleyhinde bir düşmanlık sayılacağından, bu gibilerin memuriyetlerine göz yumulmayacaktır. hele ahmet fevzi paşa ile ziya paşanın, gönderildikleri takdirde hemen geri çevrilmelerinin bir oldubitti sayılması gerekir.
bugünkü durumun ağırlığını kavramış olan millî meclisteki arkadaşların bile, böyle anormal olaylar karşısında susmayı tercih etmesi, her taraftan kışkırtılan ve teşvik gören hükûmeti cesaretlendireceğinden, gayeye bağlı arkadaşların bu konuda da kesin ve açık bir tavır takınmaları gerekmektedir.
hükûmetin meclise hâkim olması, denetleme görevini güçleştireceğinden, böyle bir durum ortaya çıktığı takdirde, vatanın kurtuluşu için yerinde kararların alınamayacağı ve sonunda millî gayenin gerçekleşemeyeceği şüphesizdir.
bütün milletçe benimsenen ve kutsal sayılan kuva-yı milliye gayelerinin, meclisçe de benimsenip gerçekleştirilmesinin sağlanması ve hükûmet işlerinin bu gayeler açısından denetlenmesi konusunda, vatanseverlik görevinin sonuna kadar esirgemeden yerine getirilmesini önemle rica ederiz.
heyet-î temsiliye adına
mustafa kemal
rauf beyin bir başka yazısına verdiğimiz karşılığı da arz edeyim:
şifre 21.2.1920
harbîye nezareti başyaveri salih beye
rauf b e ye:
ilgi: 20.2.1920 tarihli şifre:
hükûmetin millî meclisteki gruba karşı gözdağı verici bir tavır takınmasının, grubun, dayanışma halinde bir siyasî güç olarak gelişip varlığını gösterememesinden ileri geldiği açıkça anlaşılmaktadır.
her şeyden önce, grubun bu bakımdan bilinçli bir denetim gücü haline getirilmesi gerektiği belli oluyor. hükûmetin sonradan gönül almak maksadıyla sizleri davet etmesi, bugünkü güçsüzlüğünü anlamasından ve güç kazanıncaya kadar oyalayıp vakit kazanmak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. hükûmete karşı kesin bir durum alma zamanı gelmiştir. sadrazama ve dahiliye nâzırına açıkça söylemek gerekir ki, kuva-yı milliye, sonuç alınıncaya kadar çalışmalarını sürdürecektir.
memleketi işgal eden ve milletimizi tam bir kölelik derecesine düşürmek isteyen düşmanlarımız, kuva-yı milliyenin faaliyetini istememekte kendilerini haklı bulabilirler. fakat, devlet ve milletin kurtarılmasına çalışan bir millî kuvvete, kendi hükûmetimiz tarafından hücum ve saldırıya geçilmesi görülmemiş bir şeydir.
itilâf devletlerinin, istanbulun osmanlı hâkimiyetinde bırakılması ile ilgili görüşü ne kadar sevinçle karşılanmış ise, izmir ve adana cephelerinde savaştan vazgeçilmesi konusundaki istekleri de o kadar hayretle karşılanmıştır.
harbiye nâzırına, izmir ve adananın da osmanlıların elinde kalması sağlanıncaya kadar silâhların bırakılamayacağı,
ermenilere karşı bizim tarafımızdan bir saldırının yapılmadığı, fransızlar tarafından silâhlandırılan ve kışkırtılan
ermenilerle aramızda bazı olaylar çıkmışsa, bunun sorumluluğunun ermeni milliyetçilerine ve onları kışkırtanlara ait olacağı bildirilmiştir.
hükûmetin, maraş ve urfadan ileriye geçilmemesi yolundaki teklifine karşı, millete güven vermek ve kuva-yı milliyeyi durdurabilmek için, fransızların adanayı derhal boşaltmaya başlamaları istenmelidir.
aksi takdirde, kuva-yı milliyeyi, memleketi kurtarma mücadelesinden alıkoymanın mümkün olamayacağını, bu ateşin halep ve
suriyeye sıçramak üzere bulunduğunu; fransızların, adana ve dolaylarının boşaltılmasında ne kadar çabuk davranırlarsa, o kadar kârlı çıkacaklarını kendilerine açıkça anlatmalıdır. anadolu basınının kullandığı sert dilin hafifletilmesi, itilâf
devletlerinin zulüm ve saldırılarına son vermeleriyle mümkündür. bunca haksızlıklara, zulümlere, hattâ katliamlara karşı feryat eden suçsuz bir milleti susturmak zulmünü bizden istememelidir. aslında, dünyanın her yerinde basın, bu türlü sıkı kayıtlardan kurtulmuş olup hür ve serbesttir.
akbaş cephesinden bir kısmının ingilizlere geri verilmesi için hiçbir yardımda bulunmamanızı isterdik. boş bir fişek kovanının bile ingilizlere geri verilmemesi daha yerinde olur, düşüncesindeyiz.
hükûmet, itilâf devletlerine karşı böyle sahte yaranma hareketlerinde bulunarak merhamet uyandırmayı başarabileceği ve iki yüzlü davranışların, barış şartlarının değişmesini etkileyeceği zannını besliyorsa, kendilerinin gafletine acırız.
kısacası, barışımızın söz konusu olduğu şu çetin günlerde, kuva-yı milliyeyi zayıf gösterecek her hareketin, milletimizin kaderi üzerinde uğursuz bir etki yapacağı şüphesiz olduğundan, meclisteki arkadaşlara düşen denetleme görevinin her türlü fedakârlığa katlanarak yerine getirilmesini özellikle rica ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: kuva yı milliye nin mücadeleye devamı)
saygıdeğer efendiler, rauf bey, 19 şubat 1920 tarihli bir şifre ile, hükûmet ve meclis hakkında üzerinde durup düşünülmeye değer bilgiler veriyordu. bu bilgileri özetleyeyim :
«şubatın on dokuzuncu günü, sadrazam, dahiliye nâzırı, bahriye nâzırı felâh-ı vatan grubunun toplantısına gitmişler. sadrazam, kuva-yı milliyenin ikinci bir hükûmet şeklinde görünmemesi, hükûmet işlerine karışmaması ve maraş taraflarındaki çatışmaların daha ilerilere götürülmeyerek durdurulmasını, düzen ve güvenliğin sağlanması gereğini siyasî bakımdan yararlı gördüğünü söylemiş, ziya paşanın vali ve ahmet fevzi paşanın da kolordu komutanı olarak ankaraya gönderileceğini bildirmiş. dahiliye nâzırı da serbestçe iş görmesine karışılmamasını istemiş. polis müdürü ile jandarma komutanının değiştirilmesine güçlerinin yetmediğini anlatmış.
eskiden beri dostu olan keşfi beyin dürüstlüğünden ve onu bursaya vali, faik ali beyi de müsteşar yaptığından bahsetmiş. salih paşa da, maraş ve dolaylarında boşaltılan yerlere, hükûmetçe el koymayı siyasî bakımdan mümkün görmemiş, fransız basınını aleyhimize çevirir, demiş. padişah, hükûmete, meclisten çok hâkim imiş. meclisin ruh haline göre, bu hükûmeti düşürmek ve yerine gerekli şartları taşıyan millî bir kabineyi getirmek mümkün değilmiş» (belge: 236)
bu bilgileri, anadolu ve rumelide bulunan tekmil komutanlara bildirirken, şunu da ekledik:
heyet-i temsiliye, işgal ve çeşitli yabancı etkilerin baskısı altında bulunan istanbulda, daha millî ve fedakâr bir hükûmetin işbaşına getirilmesindeki güçlükleri takdir ettiğinden, sadrazam paşanın bilinen bildirisine karşılık, 17 şubat 1920 tarihindeki genelgeyle görüşünü bütün teşkilâtına duyurmuştu.
millî birliği bozma düşüncesi ile yapılacak her teşebbüs ve saldırıyı, akıllıca davranışlarla başarısızlığa uğratmak şarttır. millî dâvaya uygun bir barış yapılmadıkça, kuva-yı milliyenin faaliyetine son vermesinin mümkün olamayacağı hususunda ilgililerin yeniden dikkati çekilmekle birlikte, millî birlik ve dayanışmayı güçlendirme ve devam ettirme konusunda, her zamankinden daha ileri görüşlü ve uyanık bulunulmasını özellikle rica eder ve bekleriz (belge: 287).
rauf beye de cevap olarak şunu yazdım:
21.2.1920
harbiye nezareti başyaveri salih beye
rauf beye
ilgi: 19.2.1920 tarihli şifre:
felâh-ı vatan grubunun sadrazam paşa ve arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalardan genellikle anlaşıldığına göre, bugünkü hükûmetin millî meclisten aldığı güven oyuna dayanarak, kuva-yı milliyenin memleketteki nüfuz ve etkisini yok etmeye çalıştığı açıkça görülüyor. millî mücadeleye karşı tutumundan dolayı azledilen faik ali beyi müsteşarlığa, ferit paşa ve
ali kemal ile birlikte çalışan müsteşar keşfi beyi, bursa valiliğine ataması ve daha önce memuriyetleri milletçe kabul edilmeyen ahmet fevzi paşa ile ziya paşayı da ankaraya göndermek hususunda ısrar etmesi, açıktan açığa kuva-yı milliye aleyhine hareket edildiğinin kesin bir belirtisidir.
hükûmetle milletin tam bir birlik içinde çalışarak tespit edilen ilkeler çerçevesinde millî dâvâya uygun bir barış yapılması gereğini her zamandan daha çok takdir etmekte olduğundan, hükûmet işlerine karşı her türlü muhalefetten ve güçlük çıkarmaktan kaçınmayı bir vatan görevi sayıyoruz. her şey bitmiş, millî gayeye ulaşılmış değildir.
arada pek korkunç ihtimaller vardır. geleceğin sonsuz bilinmezlikleri içinde, kuva-yı milliyenin kurtarıcı çalışmalarına değer verip vermediğinin hükûmetten sorulması gerekir. bize gelince: tarihin bu memlekette şimdiye kadar yaratmadığı bu millî birlik ve dayanışmayı bozmaya yeltenen her hareketi bir vatan hainliği sayarak ona göre gerekli tedbirleri almaktan çekinmeyeceğiz.
bu mecburiyet ve zaruretlerin hükûmet üyelerince bilinmesi pek yararlı olacaktır. hükûmet ile aramızdaki uyum ve birliğin korunması, ancak bugünkü durumun devam ettirilmesiyle mümkün olabilir.
gereksiz atama ve görevden almaların yapılması ve özellikle millî mücadeleye karşı geldikleri için görevden alınmış olan memurlar üzerinde ısrar edilmesi, kuva-yı milliye aleyhinde bir düşmanlık sayılacağından, bu gibilerin memuriyetlerine göz yumulmayacaktır. hele ahmet fevzi paşa ile ziya paşanın, gönderildikleri takdirde hemen geri çevrilmelerinin bir oldubitti sayılması gerekir.
bugünkü durumun ağırlığını kavramış olan millî meclisteki arkadaşların bile, böyle anormal olaylar karşısında susmayı tercih etmesi, her taraftan kışkırtılan ve teşvik gören hükûmeti cesaretlendireceğinden, gayeye bağlı arkadaşların bu konuda da kesin ve açık bir tavır takınmaları gerekmektedir.
hükûmetin meclise hâkim olması, denetleme görevini güçleştireceğinden, böyle bir durum ortaya çıktığı takdirde, vatanın kurtuluşu için yerinde kararların alınamayacağı ve sonunda millî gayenin gerçekleşemeyeceği şüphesizdir.
bütün milletçe benimsenen ve kutsal sayılan kuva-yı milliye gayelerinin, meclisçe de benimsenip gerçekleştirilmesinin sağlanması ve hükûmet işlerinin bu gayeler açısından denetlenmesi konusunda, vatanseverlik görevinin sonuna kadar esirgemeden yerine getirilmesini önemle rica ederiz.
heyet-î temsiliye adına
mustafa kemal
rauf beyin bir başka yazısına verdiğimiz karşılığı da arz edeyim:
şifre 21.2.1920
harbîye nezareti başyaveri salih beye
rauf b e ye:
ilgi: 20.2.1920 tarihli şifre:
hükûmetin millî meclisteki gruba karşı gözdağı verici bir tavır takınmasının, grubun, dayanışma halinde bir siyasî güç olarak gelişip varlığını gösterememesinden ileri geldiği açıkça anlaşılmaktadır.
her şeyden önce, grubun bu bakımdan bilinçli bir denetim gücü haline getirilmesi gerektiği belli oluyor. hükûmetin sonradan gönül almak maksadıyla sizleri davet etmesi, bugünkü güçsüzlüğünü anlamasından ve güç kazanıncaya kadar oyalayıp vakit kazanmak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. hükûmete karşı kesin bir durum alma zamanı gelmiştir. sadrazama ve dahiliye nâzırına açıkça söylemek gerekir ki, kuva-yı milliye, sonuç alınıncaya kadar çalışmalarını sürdürecektir.
memleketi işgal eden ve milletimizi tam bir kölelik derecesine düşürmek isteyen düşmanlarımız, kuva-yı milliyenin faaliyetini istememekte kendilerini haklı bulabilirler. fakat, devlet ve milletin kurtarılmasına çalışan bir millî kuvvete, kendi hükûmetimiz tarafından hücum ve saldırıya geçilmesi görülmemiş bir şeydir.
itilâf devletlerinin, istanbulun osmanlı hâkimiyetinde bırakılması ile ilgili görüşü ne kadar sevinçle karşılanmış ise, izmir ve adana cephelerinde savaştan vazgeçilmesi konusundaki istekleri de o kadar hayretle karşılanmıştır.
harbiye nâzırına, izmir ve adananın da osmanlıların elinde kalması sağlanıncaya kadar silâhların bırakılamayacağı,
ermenilere karşı bizim tarafımızdan bir saldırının yapılmadığı, fransızlar tarafından silâhlandırılan ve kışkırtılan
ermenilerle aramızda bazı olaylar çıkmışsa, bunun sorumluluğunun ermeni milliyetçilerine ve onları kışkırtanlara ait olacağı bildirilmiştir.
hükûmetin, maraş ve urfadan ileriye geçilmemesi yolundaki teklifine karşı, millete güven vermek ve kuva-yı milliyeyi durdurabilmek için, fransızların adanayı derhal boşaltmaya başlamaları istenmelidir.
aksi takdirde, kuva-yı milliyeyi, memleketi kurtarma mücadelesinden alıkoymanın mümkün olamayacağını, bu ateşin halep ve
suriyeye sıçramak üzere bulunduğunu; fransızların, adana ve dolaylarının boşaltılmasında ne kadar çabuk davranırlarsa, o kadar kârlı çıkacaklarını kendilerine açıkça anlatmalıdır. anadolu basınının kullandığı sert dilin hafifletilmesi, itilâf
devletlerinin zulüm ve saldırılarına son vermeleriyle mümkündür. bunca haksızlıklara, zulümlere, hattâ katliamlara karşı feryat eden suçsuz bir milleti susturmak zulmünü bizden istememelidir. aslında, dünyanın her yerinde basın, bu türlü sıkı kayıtlardan kurtulmuş olup hür ve serbesttir.
akbaş cephesinden bir kısmının ingilizlere geri verilmesi için hiçbir yardımda bulunmamanızı isterdik. boş bir fişek kovanının bile ingilizlere geri verilmemesi daha yerinde olur, düşüncesindeyiz.
hükûmet, itilâf devletlerine karşı böyle sahte yaranma hareketlerinde bulunarak merhamet uyandırmayı başarabileceği ve iki yüzlü davranışların, barış şartlarının değişmesini etkileyeceği zannını besliyorsa, kendilerinin gafletine acırız.
kısacası, barışımızın söz konusu olduğu şu çetin günlerde, kuva-yı milliyeyi zayıf gösterecek her hareketin, milletimizin kaderi üzerinde uğursuz bir etki yapacağı şüphesiz olduğundan, meclisteki arkadaşlara düşen denetleme görevinin her türlü fedakârlığa katlanarak yerine getirilmesini özellikle rica ederiz.
heyet-i temsiliye adına
mustafa kemal
devamı için:
(bkz: kuva yı milliye nin mücadeleye devamı)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?