(bkz: dostluk)
(bkz: bavulları hep toplu durmalı insanın)
(bkz: geçmiş yaz)
ben eski zaman aşığıyım
sevda çeker düşünürüm ağlarım
bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız
bazen çocuk gibiyim bacak kadarım
herkes aşık olur sevdalanır
bir yolu var gönül çekmenin de
benimki sevda değil ateşten gömlek
bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde
ama ben eski zaman aşığıyım
sevmek kadar katlanmak da gelir elimden
gece hayalimde gündüz fikrimde
ela gözlü o yar çıkmaz gönülden
(bkz: oktay rıfat)
sevda çeker düşünürüm ağlarım
bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız
bazen çocuk gibiyim bacak kadarım
herkes aşık olur sevdalanır
bir yolu var gönül çekmenin de
benimki sevda değil ateşten gömlek
bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde
ama ben eski zaman aşığıyım
sevmek kadar katlanmak da gelir elimden
gece hayalimde gündüz fikrimde
ela gözlü o yar çıkmaz gönülden
(bkz: oktay rıfat)
(bkz: eski zaman aşığı)
bavulları hep toplu durmalı insanın...
bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
ihanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı..
yalnızlığa alışmalı..
çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti.
dayanışma, günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
bireyin keşif çağı.
terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil;
zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır...
işte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan...
güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı...
hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli...
sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
romanlardan, yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...
"yalnızlık paylaşılmaz/paylaşılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...
telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kimse yok!" denmeli,
"belki de hiç olmayacak..." cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
haklılığın onuru yaşatır insanı...
susmanın utancı öldürür...
o yüzden en sessiz gecelerde "doğruydu, yaptım" la teselli bulmalı insan.
feryada komşuların yetişmemesine,
soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı...
kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı... gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye,
kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı...
hep alıp başını gidebilecek kadar cesur,
ama hep kalıp savaşacak kadar gözüpek olabilmeli...
ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
yollarla barışmalı...
yalnızlığa alışmalı...
can dündar
bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
ihanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı..
yalnızlığa alışmalı..
çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti.
dayanışma, günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
bireyin keşif çağı.
terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil;
zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır...
işte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan...
güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı...
hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli...
sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
romanlardan, yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...
"yalnızlık paylaşılmaz/paylaşılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...
telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kimse yok!" denmeli,
"belki de hiç olmayacak..." cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
haklılığın onuru yaşatır insanı...
susmanın utancı öldürür...
o yüzden en sessiz gecelerde "doğruydu, yaptım" la teselli bulmalı insan.
feryada komşuların yetişmemesine,
soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı...
kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı... gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye,
kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı...
hep alıp başını gidebilecek kadar cesur,
ama hep kalıp savaşacak kadar gözüpek olabilmeli...
ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
yollarla barışmalı...
yalnızlığa alışmalı...
can dündar
saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
"nereden çıktın bu vakitte"dememeli,
bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"gözünün dilini"bilmeli;
dinlemeli sormadan,söylemeden anlamalı...
arka bahçede varlığını sezdirmeden,mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi
köklenmeli hayatında;
sen,her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli.
kovuklarına saklanabilmelisin.
kucaklamalı seni güvenli kolları.
dalları bitkin başına omuz,
yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
en mahrem sırlarını verebilmeli,
en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin;
gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
onca dalkavuk arasında bir tek o,
sözünü eğip bükmeden söylemeli,
yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
alkışlandığında değil sadece,
asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
övmeli alem içinde,baş başayken sövmeli
ve sen öyle güvenmelisin ki ona,
övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin,
"hak ettim" diyebilmelisin.
teklifsiz kefili olmalı hatalarının;
günahlarının yegane şahidi...
seni senden iyi bilen,sana senden çok çok güvenen bir sırdaş...
gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
ve sen ağladığında,onun gözünden gelmeli yaş...
can dündar
"nereden çıktın bu vakitte"dememeli,
bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"gözünün dilini"bilmeli;
dinlemeli sormadan,söylemeden anlamalı...
arka bahçede varlığını sezdirmeden,mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi
köklenmeli hayatında;
sen,her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli.
kovuklarına saklanabilmelisin.
kucaklamalı seni güvenli kolları.
dalları bitkin başına omuz,
yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
en mahrem sırlarını verebilmeli,
en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin;
gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
onca dalkavuk arasında bir tek o,
sözünü eğip bükmeden söylemeli,
yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
alkışlandığında değil sadece,
asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
övmeli alem içinde,baş başayken sövmeli
ve sen öyle güvenmelisin ki ona,
övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin,
"hak ettim" diyebilmelisin.
teklifsiz kefili olmalı hatalarının;
günahlarının yegane şahidi...
seni senden iyi bilen,sana senden çok çok güvenen bir sırdaş...
gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
ve sen ağladığında,onun gözünden gelmeli yaş...
can dündar
mükemmel bir ataol behramoğlu şiiri.
gövdemden sızan sular gibi
akıp gitti bir yaz daha
sevişmelerle gündüz vakti
ve beyaz öğle uykularıyla
bir yazdı yaşanan her saniyesi
ve şimdi kumsaldan eserken rüzgar
üşür bir deniz kabuğu belki
ve küçük bir kızı anımsar..
gövdemden sızan sular gibi
akıp gitti bir yaz daha
sevişmelerle gündüz vakti
ve beyaz öğle uykularıyla
bir yazdı yaşanan her saniyesi
ve şimdi kumsaldan eserken rüzgar
üşür bir deniz kabuğu belki
ve küçük bir kızı anımsar..
temiz kadınlardır, çöplerini yere atmıyorlar işte.
nereye yazacağımı kestiremediğim komut. entry kutucuğuna yazdım bir şey olmadı, adres çubuğuna yazdım hata verdi.
buram buram yaratıcılık kokan bir başlık aynı zamanda. allah sahibine bağışlasın.
buram buram yaratıcılık kokan bir başlık aynı zamanda. allah sahibine bağışlasın.
çok tatlıdırlar, yesen yiyemezsin, yanında yatsan rahat duramazsın. hadi yedin diyelim, bitiremezsin. vallahi öyle böyle değillerdir.
(bkz: adam madam kayarım)
(bkz: adam madam kayarım)
(bkz: dribbling)
uyanacağı günü iple çektiğim balık.
dublajı berbat ötesi.
(bkz: nevermind)
yerken harcanan kalori, kendisinde bulunan kaloriden daha fazladır.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?