(bkz: ağıt)
ilk bu sabah
ilk bu sabah göğü görmedim
ilk bu sabah kayısı çiçeklerini
hüzün ilk kez konuk gibi gelmedi
efendim,ev sahabım
karacamı suya indiremedim..
(bkz: gülten akın)
ilk bu sabah göğü görmedim
ilk bu sabah kayısı çiçeklerini
hüzün ilk kez konuk gibi gelmedi
efendim,ev sahabım
karacamı suya indiremedim..
(bkz: gülten akın)
(bkz: ağıt)
oktay rifat horozcu (10 haziran 1914 – 18 nisan 1988),şair.orhan veli kanık ve melih cevdet anday ile birlikte garip akımının kurucularındandır.
kopardilar dalindan yemisi
cignediler nalcali topukla
simdi daglarin ardi kan rengi
simdi gozlerin kanli ve susuz
tut beni gulum, bu benim elim
kurudu gozlerimin sevinci.
(bkz: oktay rifat)
cignediler nalcali topukla
simdi daglarin ardi kan rengi
simdi gozlerin kanli ve susuz
tut beni gulum, bu benim elim
kurudu gozlerimin sevinci.
(bkz: oktay rifat)
(bkz: ağıt)
her sey güzeldi bir zaman,çok önce
sehirler,insanlar,günes,deniz
mutlulugumu görebilirdiniz
çökmeseydi içime bu son gece
her sey bir anda bitmeseydi,yazik
olmasaydi gençligime aptalca
belki de o yerlere varirdik
o uzak daglara ulu koskoca
orada her sey degisirdi belki
acardi umutlarimiz bakarsin
ates rengi,kan rengi güller gibi
topraginda kim bilir hangi askin
oysa simdi nerdeyiz,neyiz bak
her umut belirtisinden uzagiz
o sevilmis gözlerde saf ve berrak
bir ayna bile yok bakacagimiz
her sey kursuni bir renk almis,soguk
bozkirlardir uzayan önümüzde
kime baksan o yüz veremli,soluk
tek mavi kalmamis gökyüzümüzde
her yerde bitmisligi güzelligin
kum kamyonlari putreller betonlar
sonra ta besikten mezara deyin
sifirlar,yüzler,binler ve milyonlar
hadi öl bakalim ölebilirsen
zincirlerle bagliyken yasamaya
omuzla yükünü,hadi yalniz sen
isterse gücün olmasin tasimaya
yenik dusmusuz iste gerçek ortada
çokmus boynumuza zulmün elleri
bir tutsak,bir dolap beygiri ya da
bir mahkum gibiyiz kaç yildan beri
yargiç hükmünü çoktan vermis oku
boynundaki yasamak fermanini
yasamak sonra ölmek iki korku
geri getirmezken bir anini
terkedilmis sehirleri bilirsin
bilirsin gömülmüs uygarliklari
ve düsün ki patlamasi bilincin
yirtmaya yetmiyor karanliklari
öyleyse çek sapla göge biçagini
de ki benim isim tanriliktan güç
benim hem yüksek,hem en asagi
iste ellerimde sonsuzluk ve hiç
de ki ömür verdin..
en büyük yalan ..
de ki beden verdin..
içi bos ve kof..
iste! ,
yüce eserin,iste insan
ve yirt gögsünü,bagir:of tanrim
(bkz: umit ya$ar oğuzcan)
sehirler,insanlar,günes,deniz
mutlulugumu görebilirdiniz
çökmeseydi içime bu son gece
her sey bir anda bitmeseydi,yazik
olmasaydi gençligime aptalca
belki de o yerlere varirdik
o uzak daglara ulu koskoca
orada her sey degisirdi belki
acardi umutlarimiz bakarsin
ates rengi,kan rengi güller gibi
topraginda kim bilir hangi askin
oysa simdi nerdeyiz,neyiz bak
her umut belirtisinden uzagiz
o sevilmis gözlerde saf ve berrak
bir ayna bile yok bakacagimiz
her sey kursuni bir renk almis,soguk
bozkirlardir uzayan önümüzde
kime baksan o yüz veremli,soluk
tek mavi kalmamis gökyüzümüzde
her yerde bitmisligi güzelligin
kum kamyonlari putreller betonlar
sonra ta besikten mezara deyin
sifirlar,yüzler,binler ve milyonlar
hadi öl bakalim ölebilirsen
zincirlerle bagliyken yasamaya
omuzla yükünü,hadi yalniz sen
isterse gücün olmasin tasimaya
yenik dusmusuz iste gerçek ortada
çokmus boynumuza zulmün elleri
bir tutsak,bir dolap beygiri ya da
bir mahkum gibiyiz kaç yildan beri
yargiç hükmünü çoktan vermis oku
boynundaki yasamak fermanini
yasamak sonra ölmek iki korku
geri getirmezken bir anini
terkedilmis sehirleri bilirsin
bilirsin gömülmüs uygarliklari
ve düsün ki patlamasi bilincin
yirtmaya yetmiyor karanliklari
öyleyse çek sapla göge biçagini
de ki benim isim tanriliktan güç
benim hem yüksek,hem en asagi
iste ellerimde sonsuzluk ve hiç
de ki ömür verdin..
en büyük yalan ..
de ki beden verdin..
içi bos ve kof..
iste! ,
yüce eserin,iste insan
ve yirt gögsünü,bagir:of tanrim
(bkz: umit ya$ar oğuzcan)
(bkz: ağıt)
dün gece seyrimde gördüm cerenim.
kızlar ne kadar çok seviyorlarmış ki seni
mosmor olmuş gülyazısı bedenin
mormor olmuş gülyazısı bedenin
düşmüş sanki erguvanlar içinde
en genç burcu yıldızdan bir kalenin
en enç burcu yıldızdan bir kalenin
uçmuş sanki uçsuz bir uçuruma
gökyüzünün çakır gözlerinden
gökyüzünün çakır gözlerinden
düşmüş bir damla,bir deniz feneri
işınlarıyla şile bezlerinin
güdüyor çobansız kalmış tekneleri
(bkz: can yücel)
kızlar ne kadar çok seviyorlarmış ki seni
mosmor olmuş gülyazısı bedenin
mormor olmuş gülyazısı bedenin
düşmüş sanki erguvanlar içinde
en genç burcu yıldızdan bir kalenin
en enç burcu yıldızdan bir kalenin
uçmuş sanki uçsuz bir uçuruma
gökyüzünün çakır gözlerinden
gökyüzünün çakır gözlerinden
düşmüş bir damla,bir deniz feneri
işınlarıyla şile bezlerinin
güdüyor çobansız kalmış tekneleri
(bkz: can yücel)
(bkz: 3 haziran 1963)
(bkz: cevap)
behey!
kara boynuz gibi kaşlı
mukaddes apis başlı
adam;
behey!
kara maça bey!
sen şiirin asil kamusuyla konuşuyorsun,
ben asaletten anlamam.
şapka çıkarmam konuştuğun dile,
düşmanıyım asaletin
kelimelerde bile.
behey!
kara maça bey!
ben bilirim
bu tehevvür bu şikâyaaat niçin?
bilirim
beni uykumda boğmak için
bekliyorsun geceyi..
ben ki bileklerimde tel kelepçeyi
bir altın bilezik gibi taşımışım,
ben ki ilmikleri sabunlu iplere bakıp
kıllı kalın ensemi kaşımışım,
tehdidine pabuç
bırakır mıyım hiç?
behey!
kara boynuz gibi kaşlı
mukaddes apis başlı
adam,
behey!
kara maça bey,
behey, yüzü kara.
ruhunu bir zenci esir gibi çıkardın pazara,
bir orospu odası yaptın kafatasını...
hâki ceketli ölülerin ceplerinden
çalarak parasını
satın aldın kendine
isviçre dağlarının havasını.
ve işte bundandır ki, bugün
ablak sarı suratında senin
kanlı altınların kızıllığı var..
acayip rüzgârlar esmiyegörsün başımdan.
yoksa musahhih maaşımdan
haftada üç papel taksite bağlayıp seni
bir şamar oğlanı gibi kullanırım.
beyimin böyle işlerle ülfeti var sanırım,
mükemmel yapar vazifesini..
behey!
kara maça bey!
halka ahmak diyen sensin.
halkın soyulmuş derisinden
sırtına frak giyen sensin.
yala bal tutan beş parmağını
beş çürük muz gibi,
homurdanarak dolaş besili bir domuz gibi.
meydan senin...
mi dersin?
hata edersin,
bizde o göz var mı baksana!!
ben içirmek için sana
kendi kara kanını
bir ateş çemberle çevirdim dört yanını!
sağa git
yok geçit,
sola git yok,
ileri
geri
yok.
kıvır kuyruk kalemini kalbine sok
bir akrep gibi intihar et...
(bkz: nazım hikmet ran)
kara boynuz gibi kaşlı
mukaddes apis başlı
adam;
behey!
kara maça bey!
sen şiirin asil kamusuyla konuşuyorsun,
ben asaletten anlamam.
şapka çıkarmam konuştuğun dile,
düşmanıyım asaletin
kelimelerde bile.
behey!
kara maça bey!
ben bilirim
bu tehevvür bu şikâyaaat niçin?
bilirim
beni uykumda boğmak için
bekliyorsun geceyi..
ben ki bileklerimde tel kelepçeyi
bir altın bilezik gibi taşımışım,
ben ki ilmikleri sabunlu iplere bakıp
kıllı kalın ensemi kaşımışım,
tehdidine pabuç
bırakır mıyım hiç?
behey!
kara boynuz gibi kaşlı
mukaddes apis başlı
adam,
behey!
kara maça bey,
behey, yüzü kara.
ruhunu bir zenci esir gibi çıkardın pazara,
bir orospu odası yaptın kafatasını...
hâki ceketli ölülerin ceplerinden
çalarak parasını
satın aldın kendine
isviçre dağlarının havasını.
ve işte bundandır ki, bugün
ablak sarı suratında senin
kanlı altınların kızıllığı var..
acayip rüzgârlar esmiyegörsün başımdan.
yoksa musahhih maaşımdan
haftada üç papel taksite bağlayıp seni
bir şamar oğlanı gibi kullanırım.
beyimin böyle işlerle ülfeti var sanırım,
mükemmel yapar vazifesini..
behey!
kara maça bey!
halka ahmak diyen sensin.
halkın soyulmuş derisinden
sırtına frak giyen sensin.
yala bal tutan beş parmağını
beş çürük muz gibi,
homurdanarak dolaş besili bir domuz gibi.
meydan senin...
mi dersin?
hata edersin,
bizde o göz var mı baksana!!
ben içirmek için sana
kendi kara kanını
bir ateş çemberle çevirdim dört yanını!
sağa git
yok geçit,
sola git yok,
ileri
geri
yok.
kıvır kuyruk kalemini kalbine sok
bir akrep gibi intihar et...
(bkz: nazım hikmet ran)
(bkz: gözlerin)
gözlerin gözlerin gözlerin,
ister hapisaneme,ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu mayıs ayı sonlarında öyledir işte
antalya tarafında ekinler seher vakti.
gözlerin gözlerin gözlerin,
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.
gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmaya görsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.
gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri bursa’nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat istanbul.
gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm,gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.
(bkz: nazım hikmet ran)
ister hapisaneme,ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu mayıs ayı sonlarında öyledir işte
antalya tarafında ekinler seher vakti.
gözlerin gözlerin gözlerin,
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.
gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmaya görsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.
gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri bursa’nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat istanbul.
gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm,gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.
(bkz: nazım hikmet ran)
(bkz: vera nin uykudan uyani$i)
iskemleler ayakta uyuyor
masa da öyle
serilmiş yatıyor sırtüstü kilim
yummuş nakışlarını
ayna uyuyor
pencerelerin sımsıkı kapalı gözleri
uyuyor sarkıtmış boşluğa bacaklarını balkon
karşı damda bacalar uyuyor
kaldırımda akasyalar da öyle
bulut uyuyor
göğsünde yıldızıyla
evin içinde dışında uykuda aydınlık
uyandın gülüm
iskemleler uyandı
köşeden köşeye koşuştular
masa da öyle
doğrulup oturdu kilim
nakışları açıldı katmer katmer
ayna seher vakti gölü gibi uyandı
açtı kocaman mavi gözlerini pencereler
uyandı balkon
toparladı bacaklarını boşluktan
tüttü karşı damda bacalar
kaldırımlar akasyalar ötüştü
bulut uyandı
attı göğsündeki yıldızı odamıza
evin içinde dışında uyandı aydınlık
doldu saçlarına senin
dolandı çıplak beline ak ayaklarına senin
(bkz: nazım hikmet ran)
masa da öyle
serilmiş yatıyor sırtüstü kilim
yummuş nakışlarını
ayna uyuyor
pencerelerin sımsıkı kapalı gözleri
uyuyor sarkıtmış boşluğa bacaklarını balkon
karşı damda bacalar uyuyor
kaldırımda akasyalar da öyle
bulut uyuyor
göğsünde yıldızıyla
evin içinde dışında uykuda aydınlık
uyandın gülüm
iskemleler uyandı
köşeden köşeye koşuştular
masa da öyle
doğrulup oturdu kilim
nakışları açıldı katmer katmer
ayna seher vakti gölü gibi uyandı
açtı kocaman mavi gözlerini pencereler
uyandı balkon
toparladı bacaklarını boşluktan
tüttü karşı damda bacalar
kaldırımlar akasyalar ötüştü
bulut uyandı
attı göğsündeki yıldızı odamıza
evin içinde dışında uyandı aydınlık
doldu saçlarına senin
dolandı çıplak beline ak ayaklarına senin
(bkz: nazım hikmet ran)
(bkz: gözleri siyah kadın)
gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki
çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben
koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
ömrümü bir yudumda ellerinden içerim
gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.
(bkz: nazım hikmet ran)
çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben
koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
ömrümü bir yudumda ellerinden içerim
gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.
(bkz: nazım hikmet ran)
(bkz: saman sarısı)
(bkz: sana dair)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?