confessions

goetica

- Yazar -

  1. toplam entry 15657
  2. takipçi 3
  3. puan 262708

new moon different day

goetica
çok güzel bir the gathering $arkısı.

i’m at the waterside
my cold feet are numb
and i follow my dream
i want to cross
i want to get inside

the clouds make a circle
on the soil that i’m on
and i trust what surrounds me
i want to cross

i break the storm through the clouds

i’m on the other side
i watch time pass
and i see, i have to go along
with the water that will lead the way
and i feel, the rain on my head
and the drops hit me one by one

i break the storm through the clouds

have you ever really loved a woman

goetica
1995 senesinden unutulmaz bir bryan adams $arkısı olup don juan de marco filminin soundtrackidir.
her daim sevilecek $arkılardandır.


to really love a woman
to understand her
you’ve got to know what deep inside
hear every thought, see every dream
and give her wings when she wants to fly
and when you find yourself lying helpless, in her arms
you know you really love a woman

when you love a woman
you tell her that she’s really wanted
when you love a woman
you tell her that she’s the one
she needs somebody
to tell her that it’s gonna last forever
so tell me have you ever really
really, reallly
ever loved a woman?

to really love a woman
to let her hold you
till you know how she needs to be touched
you’ve gotta breath her
and really taste her
until you can feel her in your blood
when you can see your unborn children in her eyes
you know you really love a woman

when you love a woman
you tell her that she’s really wanted
when you love a woman
you tell that she’s the one
she needs somebody
to tell her that you’ll always be together
so tell me have you’ve ever really,
really, really ever loved a woman?

you’ve got to give her some faith
hold her tight
a little tenderness
you’ve gotta treat her right
she will be there foryou
taking good care of you
you’ve really gotta love your woman
and when you find yourself lying helpless in her arms
you know you really love a woman

when you love a woman
you tell her that she’s really wanted
when you love a woman
you tell her that she’s the one
she needs somebody
to tell her that it’s gonna last forever
so tell me have you ever, really
really, really, ever loved a woman?
just tell me have you ever really,
really, really, ever loved a woman?
just tell me have you ever really,
really, really, ever loved a woman?

geliş gidiş

goetica
atilla atalay hikayesidir..sıdıka’da yer alır.

o giderken ne yapacağınızı bilirsiniz…
kara gün dostlarınızı arar, yaşamınızı alkol buğulu geyiklere gömer, on bin kitap, yüz bin film izlemeye çalışırsınız…
öğrenciyseniz, okulun en kazık dersine, durduk yere niye kafayı takıp,nasıl tek vuruşta o dersi haklayabildiğinize kimse –kendiniz dahil- hiçbir anlam yükleyemez…
deli gibi halı sahada top koşturanlar, çeşitli kurslara yazılanlar, kibritten ev, şişe içinde gemi, marangozluk yapanlar, balık tutmaya kalkışanlar bile olur…
bu unutmaya çalışmanın hüzünlü bir deliliğidir… onunla birlikte kendinizi de unutmaya çalışırsınız aslında…
kendinize ”yaşam devam ediyor,geçip gidecek.“ dersiniz…
unutur musunuz peki?bu zamanla ilgili bir şeydir…
parmağına çekiç vurmuş bir insanın, elini deli gibi sallayıp zıplaması, söz konusu acıyı asla geçirmez…

gittiğini boş verelim şimdilik…
ben geleceği günü anımsıyorum…
asıl çekici o gün vurdum parmağıma…
duvara yağlı boya resim asmaya kalkıştım.
resmi severdi…
onu etkilemek istiyordum…
olduğumdan başka görünmek istemiyordum…
ama gerçekten, odam benden izleri asla taşımazdı… k
itaplarımı, kasetlerimi boş karton kutulara yığar, bir tek benim bilebileceğim yerlere koyardım…
onların dışında çek yat, televizyon, masa falan işte…
en baba kitaplarımı bulup ortalığa serpiştirdim… çalmam gerekir diye bağlamalarımı,gitarımı akord edip,çekiç vurduğum parmağı 45 dakika kadar emdim, duvara astığım resme tükürdüm sonra… acayip canım yanıyordu…
buzdolabının buzluğundan bir parça et çıkarıp parmağıma bağladım…
zonklaması biraz azalmıştı…
aslında başlangıçta iyi niyetliydim…
sadece odam benden izler taşısın istiyordum… sonra annemlerin oturma odasındaki hayvani müzik setini kendi odama nasıl soktuğumu, fıratlara telefon edip evlerindeki mor, lila ve fuşya renkli köşe yastıklarını niye ödünç istediğimi bilmiyorum…
o gün çıkıp beş saat gitanes sigarası aradıktan sonra, kendime zippo çakmak almam da bir muammadır…

aniden geldi…
elini sıkıp onu öperken, avcuna, az önce parmağıma sardığım et parçasını bırakmışım… gözünden yaş gelinceye kadar güldü…
ama zaten her şey komikti…
o oda benim değildi,o herif ben değildim… allahtan manyak mavi gözleri epey derine bakardı,onca şeyin arasında beni de gördü…
o ilk gelişinden sonraki gidişinde, ardından, oturduğu yerlere oturdum…
kamera gibi bakmaya çalıştım…
yastıkları görmüş müydü, müzik setinin yeri iyi miydi?
o inanılmaz zarifliğiyle attığı adımlardan attım, durduğu yerlerde durdum, onun gibi bakabildiğimi sanarak baktım, durdum…
bunlar işte… her geliş gidişte bir seri anlamsız hareketi tekrarlarsınız…

unuturken, sinemaya gidersiniz, öyküler okursunuz, gülersiniz, gözleriniz dolar… “gerçekten başından geçti mi? “ diye sorarsınız öykücülere, oysa ”anlatılan sizin hikayenizdir” hep…
birileri avcunuza kalbini bırakır, derin mavi bakmayı bilmiyorsanız,göremezsiniz…
263 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol