(bkz: açlığın ba$a vurması)
(bkz: günah)
(bkz: küçük iskender)
kendisi bu gün herhangi bir yemeğe salya akıtıp hummmmmm mmmmmmmmmmmmh $eklinde tepkiler vermezse eğer, sözlükten 1 porsiyon iskender kazanacaktır.
men$ei yeri güney afrika olan güçlü likördür.
hammaddesi olan marula meyvesi yüzünden diğer likörlere göre daha vurucu etkiye sahiptir. güney afrikada karınlarını doyurmak isteyen hayvanların bu meyveyi yedikten sonra patır patır sallandığını görürseniz $a$ırmayın. fillerin bile devrildiği görülmü$tür.
o yüzden likör mikör demeden içki niyetine için annem siz.
hammaddesi olan marula meyvesi yüzünden diğer likörlere göre daha vurucu etkiye sahiptir. güney afrikada karınlarını doyurmak isteyen hayvanların bu meyveyi yedikten sonra patır patır sallandığını görürseniz $a$ırmayın. fillerin bile devrildiği görülmü$tür.
o yüzden likör mikör demeden içki niyetine için annem siz.
(bkz: amarula likörü)
afrikada yetişen tohumları protein açısından zengin, meyvesi yenen ve likör(amarula) yapımında kullanılan, yağı ise afrikanın en önemli kozmetik hammaddelerinden biri olan bir bitkidir. (sclerocarya birrea).marula yılda bir defa ve tam da afrikanın en sıcak ve en kurak mevsiminde ürün verir. son derece sulu olan marula meyveleri aynı zamanda % 17 alkol içerir. bu bunaltıcı mevsimde bir çok hayvan hem yakıcı güneşden korunmak ve hem de karınlarını doyurmak için bu ağacın altında toplanır.aşırı yemek,sarhoşluğa neden olabilir.
online uyeler
independence (jedi) [msg] [kim]
john maynard keynes (2. nesil bilgic) [msg] [kim]
proserpina (2. nesil bilgic) [msg] [kim]
elma sekeriiii (moderator) [msg] [kim]
orqn (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
mutant (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
jabba (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
coco (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
ata the wise (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
insl (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
here comes the rain again (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
$u anda yonetimden
1 jedi,
1 moderator,
1 bot(genelde gorunmez bu),
uyelerden ise
0 gammaz,
9 bilgic,
0 comez,
uyelerden toplam 11 ki$i sozlukte at ko$turuyorlar.
ayrica
$u anda bilgi sozluku 8 ki$i okuyor.
independence (jedi) [msg] [kim]
john maynard keynes (2. nesil bilgic) [msg] [kim]
proserpina (2. nesil bilgic) [msg] [kim]
elma sekeriiii (moderator) [msg] [kim]
orqn (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
mutant (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
jabba (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
coco (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
ata the wise (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
insl (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
here comes the rain again (5. nesil bilgic) [msg] [kim]
$u anda yonetimden
1 jedi,
1 moderator,
1 bot(genelde gorunmez bu),
uyelerden ise
0 gammaz,
9 bilgic,
0 comez,
uyelerden toplam 11 ki$i sozlukte at ko$turuyorlar.
ayrica
$u anda bilgi sozluku 8 ki$i okuyor.
#967179
spam o lan.
spam o lan.
ne ayaksın sen $eklindeki soru cümlesinin sorulması gereken ki$i, zat, hede.
geçtiğimiz pazar caddede yayınlanan yazısı...
yaşarken cehennemi görmek, arkadaşının düğününde bekar olarak salınmak olsa gerek...
neredeyse bütün arkadaşlarım evleniyor, hatta bir tanesi evlenmekle kalmayıp ikinci çocuğuna hamile şu anda. hayır biz bunlarla karar vermiştik, hiçbirimiz evlenmeyecektik, evlilik zayıf kadınların istediği bir şeydi, bir erkeğe bağımlı olmak yerine çikolataya bağlı kalacaktık biz, birbirimize yetecektik. sözlerinde durmadılar ama, hoop manitaya gören duvağı taktı! üstelik onlardan önce benim evlenmem gerekirken! onlardan, kocalarından, mutlu minik yuvalarından nefret ediyorum!
hafta sonu liseden bir arkadaşımın düğünündeydim, yapayalnız kereste gibi gittim oraya. kuaförde başladı homurdanmalarım. kızla da çok yakınız diye yanıbaşından ayrılmıyorum, sürekli suratımda yapmacık bir gülümseme. ama gel sen içime sor nasıl kıskançlıklara gebeyim; o böyle “evimizi bir gör pucca harika, bembeyaz döşettik her yeri. ama çok yoruldum canım çıktı” dedikçe, “çıksın o canın pislik karı, beyaz döşetmişmiş, gelip evine lekelemez miyim o koltukları ben” diye içimden saydırıyorum. dışımdan ise gülümseyip “bebeğimsin, sen her şeyin en güzelini hakettin, yorgunluğuna değecek inan buna” diyorum!
düğünde kim güzel olabilir ki?
bir de böyle kendi gibi etrafında kızlar var onlarla toplaşıp, banyo takımı hakkında uzun uzun konuşuyorlar. aynadan kesiyorum böyle o gerizekalı sıfatlarıyla kendilerini dünyanın en güzel kızı zannedip gelinin kaynını kim kapacak yarışındalar sinsi sinsi. gerçi ne kadar uğraşsalar da düğünlerde hiç kimse güzel olmuyor. kadınlar mutasyona uğruyor tamamen, o iğrenç abiye adı altında pullu dallı kıyafetler, önden boynuz gibi çıkartılmış iki bukle saç, simler sağa sola saçılmış, gözlerinin üstünde masmavi bir far ve iğrenç ucuz bir ruj! herkes adeta seda sayan’ın ilk gazino döneminden fırlamış gibi.
bir yandan onları kestim, diğer taraftan şarapları içerken eski sevgililerimin hepsine teker teker küfür ettim. şu an o beyaz kasnaklı bezin içerisinde ben olabilirdim. ağzımı yırtarcasına gülerek, karşımdaki zengin ama düdük herifle dans edebilirdim. sonra beyaz pofidik koltuklarımızı insanlara dünyanın en önemli meselesi gibi anlatabilirdim. oysa şu an masada tek başına oturmuşum, kafam iyi, rimelim akmış, ayakkabılarımı çıkartmış, her gelenin saçmalıklarını dinliyorum.
ağzının payını verdim
düğünlerdeki “evlenmelisin kızım, bizim bir görümce var 30’unda, ıı ıh evlenemedi kaldı öyle, 20 ideal yaş, orada evlendin evlendin yoksa olmuyor, sen kaç yaşındasın, ohooo neyse kör topal biri çıkar” diyerek sana yanaşan menopozlu ablalar etrafımı sarmadan, “kalkıp gideyim kendim gibi bekar kızlarla taksim’e akayım” dedim.. gittim gelin ve damada hoşça kal demek için yanlarına... kız şöyle bir sarıldı, kulağıma doğru yaklaşarak, “ayy sıra sen de bir sen kaldın, çok geç kalırsan kimse almaz seni ben söyleyeyim hihihih” diye şuursuzca konuşunca, içtiğim şarapların etkisiyle, içimde yanıp duran kıskançlığın gazıyla, ikisiyle de göz göze gelecek şekilde “kendini birine kapaklamana en çok ben sevindim, artık evimi garsoniyer gibi kullanamayacaksın canımın içi” diyerek arkamı döndüm ve gittim. arkadan bir takım sesler duydum ama hiç sallamadım hızlanarak çıktım oradan...
yazının norma’sı:
coğrafya hocamız cadının tekiydi; “evlensin bir şeyi kalmaz pamuk olur” diye arkasından konuşurlardı. şu an çok iyi anlıyorum kadıncağızı.
http://cadde.milliyet.com.tr/2010/08/10/yazardetay/1270786/bekarlara_cin_iskencesi
yaşarken cehennemi görmek, arkadaşının düğününde bekar olarak salınmak olsa gerek...
neredeyse bütün arkadaşlarım evleniyor, hatta bir tanesi evlenmekle kalmayıp ikinci çocuğuna hamile şu anda. hayır biz bunlarla karar vermiştik, hiçbirimiz evlenmeyecektik, evlilik zayıf kadınların istediği bir şeydi, bir erkeğe bağımlı olmak yerine çikolataya bağlı kalacaktık biz, birbirimize yetecektik. sözlerinde durmadılar ama, hoop manitaya gören duvağı taktı! üstelik onlardan önce benim evlenmem gerekirken! onlardan, kocalarından, mutlu minik yuvalarından nefret ediyorum!
hafta sonu liseden bir arkadaşımın düğünündeydim, yapayalnız kereste gibi gittim oraya. kuaförde başladı homurdanmalarım. kızla da çok yakınız diye yanıbaşından ayrılmıyorum, sürekli suratımda yapmacık bir gülümseme. ama gel sen içime sor nasıl kıskançlıklara gebeyim; o böyle “evimizi bir gör pucca harika, bembeyaz döşettik her yeri. ama çok yoruldum canım çıktı” dedikçe, “çıksın o canın pislik karı, beyaz döşetmişmiş, gelip evine lekelemez miyim o koltukları ben” diye içimden saydırıyorum. dışımdan ise gülümseyip “bebeğimsin, sen her şeyin en güzelini hakettin, yorgunluğuna değecek inan buna” diyorum!
düğünde kim güzel olabilir ki?
bir de böyle kendi gibi etrafında kızlar var onlarla toplaşıp, banyo takımı hakkında uzun uzun konuşuyorlar. aynadan kesiyorum böyle o gerizekalı sıfatlarıyla kendilerini dünyanın en güzel kızı zannedip gelinin kaynını kim kapacak yarışındalar sinsi sinsi. gerçi ne kadar uğraşsalar da düğünlerde hiç kimse güzel olmuyor. kadınlar mutasyona uğruyor tamamen, o iğrenç abiye adı altında pullu dallı kıyafetler, önden boynuz gibi çıkartılmış iki bukle saç, simler sağa sola saçılmış, gözlerinin üstünde masmavi bir far ve iğrenç ucuz bir ruj! herkes adeta seda sayan’ın ilk gazino döneminden fırlamış gibi.
bir yandan onları kestim, diğer taraftan şarapları içerken eski sevgililerimin hepsine teker teker küfür ettim. şu an o beyaz kasnaklı bezin içerisinde ben olabilirdim. ağzımı yırtarcasına gülerek, karşımdaki zengin ama düdük herifle dans edebilirdim. sonra beyaz pofidik koltuklarımızı insanlara dünyanın en önemli meselesi gibi anlatabilirdim. oysa şu an masada tek başına oturmuşum, kafam iyi, rimelim akmış, ayakkabılarımı çıkartmış, her gelenin saçmalıklarını dinliyorum.
ağzının payını verdim
düğünlerdeki “evlenmelisin kızım, bizim bir görümce var 30’unda, ıı ıh evlenemedi kaldı öyle, 20 ideal yaş, orada evlendin evlendin yoksa olmuyor, sen kaç yaşındasın, ohooo neyse kör topal biri çıkar” diyerek sana yanaşan menopozlu ablalar etrafımı sarmadan, “kalkıp gideyim kendim gibi bekar kızlarla taksim’e akayım” dedim.. gittim gelin ve damada hoşça kal demek için yanlarına... kız şöyle bir sarıldı, kulağıma doğru yaklaşarak, “ayy sıra sen de bir sen kaldın, çok geç kalırsan kimse almaz seni ben söyleyeyim hihihih” diye şuursuzca konuşunca, içtiğim şarapların etkisiyle, içimde yanıp duran kıskançlığın gazıyla, ikisiyle de göz göze gelecek şekilde “kendini birine kapaklamana en çok ben sevindim, artık evimi garsoniyer gibi kullanamayacaksın canımın içi” diyerek arkamı döndüm ve gittim. arkadan bir takım sesler duydum ama hiç sallamadım hızlanarak çıktım oradan...
yazının norma’sı:
coğrafya hocamız cadının tekiydi; “evlensin bir şeyi kalmaz pamuk olur” diye arkasından konuşurlardı. şu an çok iyi anlıyorum kadıncağızı.
http://cadde.milliyet.com.tr/2010/08/10/yazardetay/1270786/bekarlara_cin_iskencesi
(bkz: norma jeane mortenson)
6 ayak parmağı vardı; bu onu e$siz yapan özelliklerindne sadece bir tanesiydi.
(bkz: marilyn monroe)
marilyn monroe (1 haziran 1926 - 5 ağustos 1962), (asıl adı norma jeane mortenson) yahudi asıllı aktrist. abd’li sinema oyuncusu, şarkıcı ve model. 20. yüzyılın en ünlü sinema yıldızlarından, seks sembollerinden ve pop ikonlarından biriydi.
yıllarca küçük rollerde kendini gösterdikten sonra gentlemen prefer blondes, how to marry a millionaire, some like it hot ve the seven year itch gibi filmlerde gösterdiği komedi yeteneği, seksi cazibesi ve ekrandaki görünüşü 1950’lerde ve 1960’lı yılların başında en popüler film yıldızlarından biri olmasını sağladı. kariyerinin sonlarına doğru başarısının ölçüsüyle bus stop ve the misfits gibi filmlerde dramatik rollerde de oyunculuğunu gösterdi ve eşi görülmemiş popüler bir ilgi nesnesi haline gelip, kazandığı bu şöhret ile zamanının diğer yıldızlarını geride bıraktı. oysa ki, halkın gözündeki mutlu imajının aksine, özel hayatında yaşadığı hayal kırıklıkları ve güvensizlikleri zaten var olan problemlerini daha da derinleştirdi. özellikle 1950’li yılların sonuyla 1960’lı yılların başından itibaren yaşadığı çeşitli sağlık sorunları ve kişisel problemleri kariyerine de yansımış ve monroe’nun çalışması zor ve dengesiz biri olarak kötü ün yapmasına sebep olmuştur. yine de ölümününden itibaren ünü gitgide artarak tüm zamanların en önemli kültürel figürü ve ikonlarından biri olmuş, sık sık diğer ünlüler tarafından taklit edilmiştir. ölümü resmi olarak aşırı dozda uyku hapından kaynaklanan muhtemel intihar olarak geçse de ölüm sebebi üzerine pek çok spekülasyon yapılmış, komplo teorileri oluşturulmuştur.
monroe, 1999 yılında american film institute’un tüm zamanların en büyük kadın film yıldızı sıralamasında altıncı sıraya yerleşti.
yıllarca küçük rollerde kendini gösterdikten sonra gentlemen prefer blondes, how to marry a millionaire, some like it hot ve the seven year itch gibi filmlerde gösterdiği komedi yeteneği, seksi cazibesi ve ekrandaki görünüşü 1950’lerde ve 1960’lı yılların başında en popüler film yıldızlarından biri olmasını sağladı. kariyerinin sonlarına doğru başarısının ölçüsüyle bus stop ve the misfits gibi filmlerde dramatik rollerde de oyunculuğunu gösterdi ve eşi görülmemiş popüler bir ilgi nesnesi haline gelip, kazandığı bu şöhret ile zamanının diğer yıldızlarını geride bıraktı. oysa ki, halkın gözündeki mutlu imajının aksine, özel hayatında yaşadığı hayal kırıklıkları ve güvensizlikleri zaten var olan problemlerini daha da derinleştirdi. özellikle 1950’li yılların sonuyla 1960’lı yılların başından itibaren yaşadığı çeşitli sağlık sorunları ve kişisel problemleri kariyerine de yansımış ve monroe’nun çalışması zor ve dengesiz biri olarak kötü ün yapmasına sebep olmuştur. yine de ölümününden itibaren ünü gitgide artarak tüm zamanların en önemli kültürel figürü ve ikonlarından biri olmuş, sık sık diğer ünlüler tarafından taklit edilmiştir. ölümü resmi olarak aşırı dozda uyku hapından kaynaklanan muhtemel intihar olarak geçse de ölüm sebebi üzerine pek çok spekülasyon yapılmış, komplo teorileri oluşturulmuştur.
monroe, 1999 yılında american film institute’un tüm zamanların en büyük kadın film yıldızı sıralamasında altıncı sıraya yerleşti.
(bkz: seize the day)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?