tgrt

dublikasyon
baslangicta buyuk umutlar baglanan, seren serengil, gergen bergen, hulya yavsar gibi acuzeleri iner ayak tekrar piyasaya sunan, iktidar ve askerin hangisini yalayacagina karar veremeyip sandwiche yonelen yalama kanal
serco
popularitesini yitirmis medya maymunlarini tek bir cati altinda toplamayi misyon edinmis kanal. nerde gereksiz, medya artigi insan var; tgrt tarafindan ozenle secilir, ya program sundurulur ya saka yapilir. nerede bitmis tukenmis diger kanallar tarafindan posasi cikarilmis bir format var israrla prime time’da yayinlanir.
ankakusu
bir zamanlarin imanli kanali.
simdilerde caga ayak uyduruyum derken iyice bokhu cikmistir. imani ve dini birakmistir.
hayir her gun kadinin bilmemnesi olmasa yine izlenebilir olurdu.
mrvai
tgrt kar eden bir medya degildir. ihlas holdingin para yardimi(dış sermaye,axuliry enterprises) ile ayakta durmaktadir ki bu da kanalin icerigini yani hayat gorusunu bize anlatir.
ankakusu
bundan sonra bambaska bir cizgide olan tgrte izleyecegimiz ortadadir. hos zaten son bir kac yildir hic izlenmiyordu ama bakalim bundan sonra neyin propagandasini yapacak bu kanal.
ankakusu
hürriyet gazetesi yazarı ahmet hakan’ın yazısı...

hey gidi tgrt hey

televizyonculuğa tgrt’de başlamıştım, bir yeniyetme olarak.

yıllar önceydi ve henüz ülkemiz "açılıp, saçılmak" anlamında kullanılan "tgrt’leşmek" tabiriyle tanışmamıştı.

açılıp saçılmak da ne demek! o dönemde acayip "tutucu" bir yayın çizgisi izleniyordu bu ekranda.

biraz "milliyetçi", biraz "mukaddesatçı", çokça "devletçi" bir yayın çizgisi.

milliyetçilikleri "ceddin deden, ceddin baban / hep kahraman türk milleti" vurgusuyla belirginleşirdi.

yani yoksul gecekondularda hayat mücadelesi verenleri, "bilmem kaç kıtada at koşturan atalar" ile avuturlardı.

devletçilikleri "mehmetçik" programları ve fazla vurgulu şehit edebiyatının yer aldığı haberlerle öne çıkardı.

mukaddesatçılıkları ise evliya menkıbelerine endekslenmişti. keramet sahibi ulu kişilerin sırlarla dolu "zararsız" öyküleriyle mukaddesatçı kimliklerini ortaya koyduklarını sanırlardı.

ayrıca... dini konularda fazlasıyla arkaik takılıyorlardı. onlara göre "içtihat kapısı sımsıkı kapalıydı". bütün fetvalar, asırlar önce yeryüzüne gelen yüce şahsiyetler tarafından verilmişti ve bize de o fetvaları tekrar etmek düşüyordu.

mesela "dini müzikte enstrüman kullanılamaz" diyorlardı. bu nedenle meşhur "huzura doğru" programlarında söylenen ilahilerde tef dışında hiçbir enstrümana yer verilmiyordu...

bir de iflah olmaz bir şekilde "öztürkçe" düşmanıydılar. 9 kişiden oluşan "denetimci abiler" kadrosu, program kasetlerini izler, bırakın programcıyı, konuklardan biri diyelim ki "olanak" ya da "olasılık" türünden bir sözcüğü telaffuz etti, o sözcüğün montajla sansürlenmesini emrederlerdi.

işte böyle bir televizyondu "mümin tgrt".

***

ama olmadı, olamadı.

çünkü "durakta beklerken gelen ilk otobüse binmesiyle meşhur" enver abi, yaklaşan tehlikeyi sezmişti.

madem ki "yeşil sermaye" falan denilerek bir silindir gibi üzerinden geçilmesi mukadderdi.

o halde duraktan geçen 28 şubat otobüsüne atlamanın ve gevşemenin vaktiydi.

gevşedi de...

seda sayan’a cip hediye etmeler, sibel can’a elleriyle pasta yedirmeler, "ben sizin bildiğiniz dincilerden değilim" mesajının altını çizmeler falan...

dönem "din-iman" dönemi değil, malı kurtarma dönemiydi.

malı kurtarmanın yolu da alemin ünlü kadınlarının yoluna gül dökmekten geçiyordu.

o da öyle yaptı. o gül döktükçe de dönemin irtica konusunda fazlasıyla duyarlı çevreleri, "yahu bu adamın bildiğimiz dincilerle ilgisi yok. baksanıza adam sibel can’a elleriyle pasta yediriyor. daha ne yapsın" dediler.

yani kurtarmıştı enver abi.

***

dincilikten kurtardı ama bankacılıktan kurtaramadı.

ihlas finans’a el konmasıyla başlayan sürecin sonunda işte bakın tgrt, abd’nin "neo-con" sermayesine satılıyormuş!

ne diyelim, hayırlı olsun.

ama şu noktayı belirginleştirmeden de geçmeyelim:

bir süre önce "gazeteciliğin dinamikleriyle dindarlığın dinamikleri arasında maalesef iflah olmaz çelişkiler vardır, bu yüzden ’dindar gazete’ çok zor" demiştik ya.

aynı saptamayı, biraz daha kuvvetlendirerek televizyonculuk için de yapabiliriz:

"dindar televizyon" olmadı, olamıyor, olamaz.

çünkü televizyon, eninde sonunda "öldüren eğlence"dir ve aletin yapısal durumu dindarlığa pek izin vermemektedir.

nasıl versin ki, "dindarlık" neyi emrediyorsa, "televizyonculuk" aksini emrediyor.

üstüne üstlük sen daha "islam’da neşe" meselesine doğru dürüst bir yanıt geliştirememişsin, nasıl televizyonculuk yapacaksın?

bütün bunlara "reklam düzeni"nden, "reyting sistemi"ne başka dinamikleri de eklediğimizde durumun umutsuzluğu daha da belirginleşir.

yani enver abi üzülmesin.

malı kurtarma zorunluluğu olmasaydı da o yayın çizgisini sürdüremezdi.

http://www.haberturk.com/[email protected]=227137&c_id=140
westkhan
son zamanlarda yeşil sermayeden hızla emperyalist firmaların eline geçip fox kisvesi altına bürünen kanaladır aslında isabet olmuştur çünkü fox ta amerikanın tgrtsidir en rezalet dizileri yapan en rezalet formata sahip olan bir kanaldır bence tencere kapak atasözü bu duruma cuk oturur

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol