fyodor mihailovic dostoyevski

0 /
mereteme
19. yy. da yaşamış rus roman yazarı. sara hastalığı ve kumar bağımlılığıyla bilinir. eserleri ölümünden sonra değer görmüştür. en bilinen eseri suç ve ceza dır. zirve kitabı karamazov kardeşlerdir. bazı otoriteler tarafından bu güne kadar yazılmış en üst metin olarak kabul edilir. Dostoyevski okumaya yeni başlıyorsanız okunacak son kitaptır kanımca. Ben kumarbaz ile başladım ve çok keyif aldım. suç ve ceza ile de başlanabilir.
insl
suç ve ceza adlı kitabıyla birlikte şahsımda yeni vizyonlar oluşturmuş kişidir. her an cinayet işleyebilir ve cinayete kurban gidebiliriz gibi paranoyak bir fikre sahip oldum raskolnikovla birlikte.
(bkz: raskolnikov sendromu)
dede
genelde sadece dostoyevski olarak bilinen ve diger iki adının bilinme oranının %0.01 olan tapılası yazar.
sevmiyorum seni gaye
tarihteki ilk emo. bakın, komiklik olsun diye söylemiyorum. modernizme dair birtakım şebekliklere niyetlenmiştim, ama üşendim.

adam insancıklar’ı yazıyor. buradan bi’ kaybediyor gerçi. neyse. insancıklar’ı gören belinsky, turgenyev falan mutlu maymunlar misal ellerini ayaklarını birbirine vurarak "bulduk bulduk, gogol’un paltosunun altından bir şey çıktı." diye seviniyorlar falan. evlerine davet ediyorlar. house party dedikleri cinsten. rus çağırıyorlar eve. fyodor’la tanıştırıyorlar. votka veriyorlar.

sonuç? canı sıkılıyor abimizin. içtikçe daha bi’ çirkinleşiyor insanlar. güzel olanlara zaten yaklaşamıyor. kolay tabi arkasından "parmaklarınızdan öpüyorum" yazmak. sıkıysa aban alt dudağa? olmuyor ama. yapamıyor garibim. seke seke evine kaçıyor. odasına kapanıp salya sümük nöbetlere giriyor.

bu kadar hayvani bir entry yazma olanağını bana sağlayan jediye ve emeği geçenlere çok teşekkür ederim. tşk, kib.
independence
19. yüzyılın ikinci yarısında ün salan ve batı’da en çok tanınan üç usta yazardan- tolstoy, çehov ve dostoyevski- sonuncusu, batı edebiyatının gelişesinde çok büyük etkisi olmuş, bir edebiyat dahisi, ’’suç ve ceza’’ ve ’’karamazov kardeşler’’ gibi klasiklerin rus yazarı.




feodor mihayloviç dostoyevski 30 ekim 1821 yılında moskova’da doğdu. askeri doktor olan babası mihail andreyeviç dostoyevski oldukça sert bir adamdı. en büyük tutkusu içkiydi ve ailesini sıkı bir disiplin altında yönetiyordu. kocaman kız oldukları halde kızlarının yalnız başlarına sokağa çıkmasına izin vermezdi. dört oğluna ise bir başçavuş sertilğiyle davranıyordu. çok çabuk sinirlenir, çocukları ise kaçacak delik ararlardı. adamın başka bir özelliği de cimriliğiydi. durumunun iyi olmasına rağmen, çocukları 16 17 yaşına gelene kadar onlara cep harçlığı bile vermemişti. anne dostoyevski ve çocuklar, yaz aylarını tula’da geçiriyorlardı. işte feodor babasına hizmet eden köylülerle bu sırada tanıştı ve onlara bağlandı. bu deneyim, çocuğun gelecekteki yaşantısı üzerinde çok derin etki yaratacaktı.
1837’de annesini kaybeden feodor, ağabeyiyle birlikte mühendislik okuluna girmek üzere başvurdular.

karısının ölümünden sonra kendini büsbütün içkiye veren baba dostoyevski ise artık çalışamaz hale geldi ve toprağına çekildi. burada köylülere ve kölelerine o kadar kötü davrandı ki en sonunda kendisini öldürmelerine yol açtı.

feodor ise 1834 yılında mühendislik okulunu bitirip orduya katıldı. kendisi için hiç bir anlamı olmayan bir hayata dalmıştı. bohem çevrelere dadandı, maaşına ve topraktaki payından aldığı yıllık 5.000 rublelik gelire karşılık devamlı sıkıntı içindeydi. bilardoya merak salmıştı ve hep kaybediyordu. hayatı boyunca serseri yaşamı nedeniyle, son yıllarında kitaplarından sağladığı gelirin dışında hep yoksulluk içinde kıvrandı.

bu garip kontrol dışı davranışlarına karşılık, hayatını baştan başa değiştirecek olay yaklaşıyordu. edebiyatla ilgilenmeye başlamıştı ve işe balzac’ın ’’eugenie grandet’’sini rusçaya çevirmekle başladı. ordudaki hayattan da iyice sıkılmıştı. abeyine 1843 yılında yazdığı mektupta, ’’ askerlikten patatesten nefret ettiğim kadar nefret ediyorum’’ diye yazmıştı. ertesi yıl da daha fazla dayanamayarak istifa etti. kararını kardeşine mektupla haber verirken şöyle diyordu: ’’hiç pişman değilim. bir ümidim var. romanımı bitirmek üzereyim. orjinal bir eser olacak.’’

dostoyevski, romanını oteşestvenya zapiski adlı ünlü bir edebiyat dergisinde yayınlatmayı ummuştu; fakat aradan bir yıl geçtiği halde dergi, romanında önemli değişiklikler yapmadıkça, eserini yayınlamayı reddetmeye devam ediyordu. o da istenen değişiklikleri yapmak yerine, eserini kendi hesabına bastırmayı kararlaştırdı ve kazanacağı parayla borçlarını kapatabileceği umuduyla 1846’da ’’insancıklar’’ı yayınladı. kitabı okuduktan sonra zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden biri, ona şu mektubu gönderdi: ’’siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst olun. böylece büyük bir yazar olabilirsiniz.’’

eserini öven yalnızca bu eleştirmen değildi. dostoyevski bir gün içinde ününün doruğuna ulaştığını gördü. ağabeyine, ’’herşey adeta bir mucize gibi oldu,’’ diyordu.

fakat üne kavuştuktan sonra iyice küstahlaşarak kendisine hayran olan insanlara sert şekilde davranan dostoyevski’nin bu tutumu, taşradan geldiği için alaya alınmasına ve küçük düşmesine neden oldu. insancıklar’ın hızlı gelen başarısından sonra durgun ve başarısız bir dönem geçirdi. saldırgan hareketleri yüzünden yapayalnız kalan yazarın borçları başına dert oldu. bu yüzdende yazmaya yeterli zamanı ayıramaz olmuştu. ilk başarısını tekrar yakalayamayacakmış gibi görünüyordu. edebiyat dünyasının kendisine karşı alaycı tutumu ise artarak devam etmekteydi.



insan ruhu, şeytanın tanrıyla savaştığı bir savaş alanıdır.

bu çevrenin kapılarının yüzüne kapanmasıyla dostoyevski bir başkasına döndü ve reformculara katıldı. hükümet her türlü söz özgürlüğünü yasaklayan ve köylülerin kölelikten kurtulmalarını öngören yazıları sansür edecek çalışmalar yapıyordu. dostoyevski iki nedenden bu konuyla yakından ilgiliydi; biri yazar olarak, ikincisi de babasının tula’daki toprağı yüzündendi.

23 nisan 1849 yılında çarlık polisi tarafından yatağında tutuklanan dostoyevski, grubun diğer yirmi üyesiyle beraber 22 aralık’ta kurşuna dizilmek üzere semyonevski alanına götürüldü. tam asılacakken ölüm cezasının hapis cezasına çevrilmesiyle omska’ya gönderildi. dostoyevski, dört yıl boyunca çektiği acıları, 1861’de yayınlanan ’’ölüler evinden anılar’’da anlatmıştır. dostoyevski biraz olsun toparlanabilmek için er olarak yeniden orduya girdi. buradayken ’’ölü evi’’ni yazmaya başaldı. bir subayın karısı olan mariya isssyev’e aşık olan dostoyevki, subay ölünca dul eşiyle evlendi.

1858’de sürgün dönemi sona erdi ve st. petersburg’a dönmesine izin verildi. ’’ölüler evinden anılar’’ı burada tamamladı ve eseri kitap haline getirmeden önce, vremya dergisinde yayınladı.

karısı vereme yakalanmış, sibirya’daki tver şehrine dönmüştü. dostoyevski bundan yararlanıp ilk defa yurt dışına çıktı; 1862’de paris, londra ve cenevre’yi ziyaret etti. 1863’te roma’ya geçti. ardından almanya ve danimarka’yı dolaştı.

karısının ve çocuğunun masraflarını karşılayabilmek için, edebiyattan kazandıklarını arttırmak hevesiyle kumara başladı. rulet oynuyordu. şansı yaver giden yazar bir gecede 10.000 frank kazandı ertesi gece 3000 frank daha ekledi. ama bir gece sonra 5.000 dışında kazandıklarının hepsini kaybetti.

1864’te karısını, ağabeyi mihail’i, dostu ve meslektaşı apollon grigoriyev’i kaybetti.

1862 ve 1863 yılları arasında avrupa’ya birlikte gittiği arkadaşı pauline suslov’la evlenerek, ilk mutsuz evliliğini unutmayı tasarladı. ancak pauline, verdiği sözden caydı. bu sırada dostoyevski ’’suç ve ceza’’üzerinde çok sıkı bir şekilde çalışmaktaydı ve oyalanmamak için wiesbaden’e gitmişti. pauline de bunu bahane edip aralarındaki ilişkiyi kesti.

dostoyevski’nin wiesbaden’de bulunduğu sırada ’’yeraltından mektuplar’’ yayınlandı. yeni bir deha ortaya çıkıyordu ve bu eleştirmenlerin ciddi şekilde ilgisini çekmeye başlamıştı. bu sırada ağabeyi mihail’in ardında bıraktığı borçları da üstlenen dostoyevski, yine mali sıkıntı çekiyordu.

’’suç ve ceza’’ 1866’da tefrika halinde yayınlandı. bu sayede borçlarından kurtulabilir, maddi yönden bolluğa kavuşabilirdi, fakat bunun yerine daha da kötü duruma düştü. kitabı çeşitli tepkilerle karşılaştı. çağının çok ilerisinde yazan yazar bir türlü tam olarak anlaşılamıyordu. eserini bölüm bölüm yazarken yayınlamıştı. daha bunu tamamlamadan yarıda bırakıp bir başka romana başladı; ’’kumarbaz’’.

mümkün olduğu kadar çok yazmak büyük usta için bir tutku olmuştu ve bu yüzden gözleri bozuldu. bu sefer genç bir steno tuttu. adı anna snitkin olan stenoyla ilk defa 4 ekim 1866’da tanıştılar ve 8 kasımda da nişanlandılar. 1867 paskalya yortusundan önce evlenip balayı için avrupa’ya gittiler. yola çıkarken, niyetleri dışarda iki üç ay kalmaktı; fakat dört yıl geçmeden rusya’ya dönmediler. dostoyevski en sonunda mutlu bir evliliğe kavuşmuştu. karısı elinden geldiğince kocasına yardımcı oluyordu. yazarın sadece kitaplarına konsantre olması için, alacaklılarla ve gürültücü akrabalarıyla o başetti.

yabancı ülkelerde bulunduğu sırada, dostoyevski asıl ününü sağlayan beş büyük romanından üçünü yazdı; ’’budala’’, ’’ebedi koca’’ ve ’’ecinniler’’. anna dostoyevski’nin ustaca yönetimi sayesinde bütün borçlar yavaş yavaş ödendi ve artık sadece rahat bir hayat sürebilecek kadar paraya sahip oldular. büyük yazar, hayatında ilk defa mutluydu ve rusya’nın geleceği üzerine fikirlerine ve gazeteciliğe ayıracak zaman bulabiliyordu. ama dostoyevski’nin gittikçe kötüleşen sağlığı, mutluluklarını gölgeliyordu. daha çocukluğunda sara nöbetleri geçiren yazar gençliğinin başından itibaren bu hastalıktan çekmeye başlamıştı. şimdi iyice başına bela olan hastalığı yazarı her an yazmaktan alıkoysa da 1879’da belkide eserlerinin en büyüğü ’’karamazov kardeşler’’ üzerinde çalışmaya başladı. aynı yılın sonunda roman, russki weistnik dergisinde tefrika edildi, ondan sonraki yıl boyunca da tefrika yayınlanmaya devam etti. 8 kasım 1880’de romanın son bölümünü yayınevine gönderdi.

25 ocak1881’de yeniden hastalandı. gece gelen krizden sonra artık pek fazla zamanı olmadığı anlaşılmıştı. hasta yatağında karısından ona ’’sefahatten dönen oğul’’dan parçalar okumasını istedi. bir papaz da başında dua okuyordu. son nefesini verinceye kadar aklı başında kaldı ve akşam saat sekiz buçukta öldü. ölümünden sonra kitapları baskı üzerine baskı yapan büyük yazar, yalnızca rus edebiyatında değil dünya edebiyatının gelişimde de büyük rol oynayan eserler yarattı.



nerede okumuştum, hani bir idam mahkumu ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya da düşünmüştü: ’yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmamda gerekse o şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir.’ yeterki yaşasındı, sırf yaşasın! nasıl olursa olsun, ama yeter ki yaşasın! suç ve ceza’dan...


eserleri

roman

* insancıklar (1846)

* öteki (1846, 1978)

* ev sahibesi (1951, 1970)

* beyaz geceler (1934, 1983)

* bir yufka yürekli (1957, 1985)

* netoçka neznanova (1937, 1964)

* stepançikovo köyü (1948, 1973)

* ölü bir evden hatıralar (1946, 1969)

* ezilenler (1957, 1982)

* yeraltından notlar (1973, 1985)

* suç ve ceza (1945, 1984)

* kumarbaz (1941, 1986)

* budala (1941, 1985)

* ebedi koca (1955, 1984)

* ecinniler (1960, 1984)

* delikanlı (1946, 1985)

* karamazov kardeşler (1880)

* başkasının karısı

* tatsız bir olay

öykü

* amcamın rüyası (1868, 1973)

günlük

* bir yazarın günlüğü (günlük) 1975) konuşma

* batı çıkmazı: puşkin üzerine konuşma (1975)
pelagehatun
politika, siyaset, psikoanaliz, felsefe gibi bir çok konuyla ilgili düşüncelerini beyan ettiği gibi tanrıyla ilgili düşüncelerinde de romanlarında yer vermiştir. sürgüne gittiğinde yanında kitap olarak bir tek incilin olması onun tanrıyla alakalı düşüncelerinde yoğunlaşmasına sebep olmuştur.

"s’iln’existait pas dieu il faudrait l’invanter" ve garip olanı, insanda hayranlık uyandıran, tanrının gerçekten varolması değildir. asıl hayranlık uyandıran şey, insan gibi acımak bilmeyen vahşi bir hayvanın içinde "tanrının varolması zorunlu bir şeydir!" diye bir düşüncenin uyanmasıdır.
pelagehatun
kitaplarının bir kere okunması asla yeterli gelmeyen yazardır. belirli aralıklarla tekrar tekrar okunmalı, mümkünse çeşitli yayın evlerinden okunmalıdır. her yayın evinin çevirisi farklı olacağından hiç birisi tam olarak dostoyevskiyi yansıtmaz.özellikle rusçadan direkt çevirilerinin okunması en makbuludur. hatta mümkünse kitaplarını okumak için rusça öğrenilmelidir.evet.

tasvirlerini öyle yapar ki, gözünüzde tamamiyle anlanır karakter, en paspal anlattığı kişiye bile aşık olabilirsiniz.

karamasof kareşler, suç ve ceza, kumarbaz, yeraltından notlar, budala gibi olağanüstü başyapıtlarının yanında insancıklar beyaz gece, cinler, bir yufka yürekli adlarındaki öyküleri de çok başarılı ve bir solukta okunabilen kitaplardır.
pelagehatun
sara hastası olan psikoanaliz de gelmiş geçmiş en başarılı yazardır, dahidir, ulaşılmazdır. idamdan son anda kurtulduğuna sevinilesidir, keşke hiç ölmeyesidir.
0 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol