confessions

quantitatif

Yazar

  1. toplam entry 480
  2. takipçi 0
  3. puan 1942

ıssız adam

özellikle istanbul’da yaşayanlar için sanki semtinizin sokaklarında dolaşıyormuşsunuz havası hakim olan filmde,buram buram taksim kokuyor.(belki de şehirden uzak olmamdan kaynaklanabilir)basit bir senaryosu olmasına rağmen duygulu ve hemen hemen herkezin başında geçebilecek birkaç şeyi barındırdığından etkili olmayı başarmıştır.oyunculuklar detaycılıktan uzak olmaya çalışlmıştır, sanki.birkaç denemeden sonra çekilmiş kolay sahneler hakimdir.özellikle erkeğin cinsellikteki anlayışını-bakışını irdelemesiyle önemlidir.kadına bakışı ise tamamen anne kimliği ile kalmış ne yazık ki.sevgili rolündeki kadın bile bir
’anne’kimliği ile yaklaşıyor,erkeğe.biraz daha feminist bir hava katılabilirdi. sanırım yönetmen filmin adından da anlaşılacağı üzere sadece erkek kimliği ön plana çıkarmaya çalışmıştır.sahneler biraz daha farklılaştırılsaydı sanırım fransız flimlerine benzer bir flim seyredebilirdik.kadın-erkek arasındaki diyolagların bazıları oldukça at seviyelerde olmasına rağmen kadının erkeğe oranla daha aklı başında şeyler söylemesi sevindiricidir.bazı yönleriyle n.bilge ceyla’nın iklimler filmini anımsattı.

oruç tutmuyor diye adam dövmek

dinin kişilere tanıdığı önemli özgürlüklerden birisidir.hepimiz biliyoruz ki bundan daha fenaları da vardır.mesala din savaşları.hatta aynı dinden olupta farklı türünü benimseyenler arasında da pek çok insanın ölümüne sebep olan savaşlar olmuştur.günümüzde de devam edenleri vardır.bazıları öğle ölümlerdir ki yapanın insanlığından şühpe edersiniz.dinin,böylesi manevi bir şeyin,yol açtığı benzersiz ölümlerden sonra adam dövmenin pekte bir ağırlığı yoktur.belkide tarihte ki en büyük insan kayıplarının nedenidir,din.yaradanın insanlığa en büyük armağanının böylesi şeylere yol açması da oldukça çelişkili ve dramatiktir.

hüzün

derin bir nefes alırım,hüzün,içime çekerim!yavaş yavaş tüm organlarımı sarar.olmadık yerlere sapar bir işaret bırakır.kaçırılan birisinin bulunması ümidiğle izler bırakması gibidir,ilk bakışta ama bu sefer farklıdır.kaçırılan değil kaçan bırakır izleri,tekrar geriye döndüğünde karıştırmamak için yolu.yüreğimi kanatır her işarette,kanarım hüzün hüzün.yağmur, yağmur parmaklarımın ucuna birikir.dışarı akıtamam.tüm hücrelerimi saran silinmesi zor olandır.beynime sıçrar ve kimliğimi ele geçirir.bu gözlerden bakan bir başkasıdır artık.artık dokunduğum yere hüzün bulaşır.bir yağ lekesi gibi.üzerine tuz döksende fayda etmez.silsen bulaşır.sakın,deneme!hüzün ki hüzün,salkım saçak yesemin yağmurları,salkım saçak yüreğim.hüzün ki hüzün.dinlediğin her şey bu şarkının sözlerini ve melodisini hatırlatır.salkım saçak ve hüzün.hüzün,salkım,saçak şarkı olup yağar üzerime ve zor geçer geceler.karmaşıklaşır her şey.sözler karışır,adımlarına dolanır.sendelersin.evinin adresi karışır.yanlış sokaklara girersin.tuhaf bakışlar üzerinden silinmez.nefesin daralır,verdiğinden fazlasını alırsın.hüzün ki hüzün...yağmur yağar,sokak lambası kararır,hava soğur.dışında gelişen tüm şeylere bulaşırsın.kimliğinde adının yerini hüzün alır soyadın hüzün.bir vakte kadar panzehirini bulamazsan hüzün olarak kalırsın.yavaş yavaş bulanıklaşır,silinirsin.hüzün,hüzün,hüzün...

özlemek

özlemek kelimesi ve dostum darth sidious’un yazdıklarını düşününce atilla ilhan’nın meşhur şiirinden(ayrilık da sevdaya
dahil)aşağıda okuyacağınız bölüm geliyor aklıma;

rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan

ben erimiyorum
kahır biniyor en sevdiğim kelimelerin sırtına
kahretsin özlüyorum
bedenimin en kuytusunda kalan kanser gibi
özlüyorum.(son bölümü ben ekledim,dayanamadım.)


aşkımiz hiç bitmesin

bir demir parçasaydı yüzünü iki parçayan ayıran ve hüzün düşmüş kirpiklerin,gölgelenmiş kaşların,derinleşmiş gözlerinin bakışlarıydı beni de ayıran.bölünen bir kimliğin gölgesiydi ellerine düşen.parmakların diğer parmaklarınla bir hayalin oyununu sergiler.güneşli bir günün ardından yağan yağmura eşlik eden köylülerinin dansıdır,hareketleri.büyük bir gölge oyununda kuklaların saçlarının dansı gibidir.
ahh,sevgilim!
bu yol hiç bitmesin.
rüzgar essin,seni kaybatsemde kokunu getirsin bana.bir demirin ayırdığı ve ellerimizin birleştirdiği bu kimlik,senindir.sustuğun yerde çığlık olup akan bir derenin en büyük havzasında yüreğimiz beslenir.kalbinin her atışında sevgi pompalanır,bizim yüreğimize.aşkımız hiç bitmesin.

aşkımiz hiç bitmesin

bir an gelir ve aklından olmadık düşler kurarsın.dans eden kadınlar,kuklalar,yaz,kış,yağmur,demir...
karmakarışık şeylerden bir an seçersin üzerine küçük bir kimlik koyarsın,fotoğraf bölümü boş olan.din bölümünde şöyle bir şey yazar:aşkımız hiç bitmesin!
yaşanan ve koybolan tüm aşklar için küçük bir iltifattır ama yüreğinde hiç erimeyen büyüz bir buz dağı taşırsın.

melekler

uyurken senin için inciler dizmek bana düşer

sağ yanımda bir melek söyletir sözleri

gülümser

hayallerim uçar

hayallere karışır

şarkı olur yağar üstüme yağar ki zor geçer geceler



hüzün ki hüzün

salkım saçak yasemin yağmurları

salkım saçak yüreğim



uyurken senin için bir şeyler söylemek bana düşer

sol yanımda zamansız sus çocuk gözleri

iyimser

masallarım uçar masallara karışır

şarkı olur yağar üstüme yağar ki zor geçer geceler



hüzün ki hüzün

salkım saçak yasemin yağmurları

salkım saçak yüreğim.

vedat sakman’nın usulca adlı albümünde yer alan eşsiz bir şarkıdır,melekler.

volver

pedro almodovar’ın kadınları.ya da ahh,şu kadınlar!güzel ve nağmeliler.bir mucize gibi nadiren yeryüzünde görülebilirler.ve aslında bütün erkekler böylesi anlara çok az tanıklık ederler.belki sadece ömür boyu bir an aşık olup akıllarından çıkarmazlar.titreyen dudaklar ve sesler.kadının elleri,birbiriyle yarattığı muhteşem ezginin dokunuşuyla kulaklarına,dağılırsın.uzaklara bakar da verir nefesini oysa yakınındaki ağlar.gözlerinden damlayan her yaş dünyanın en kıymetlisidir.

http://www.youtube.com/watch?v=b_nodjbkyz4

hastayım yalnızım

hastayım, yalnızım, seni yanımda;
sanıp da bahtiyâr ölmek isterim.
mahmûr-u hülyânım, câm-ı leb’inden;
kanıp da bahtiyâr ölmek isterim.

bir olmaz emelin koştum peşinden,
vuruldum hüsnünün şen güneşine,
güzel gözlerinin aşk ateşine,
yanıp da bahtiyâr ölmek isterim.

tâliin kahrı var her hevesimde,
boğulmuş figânlar titrer sesimde,
o güzel ismini son nefesimde;
anıp da bahtiyâr ölmek isterim.

hicaz makamı,semai usülü bu eserin güftesi rızâ tevfik bölükbaşı bestesi lem’i atlı’ya aittir.

kirli sabahın aydınlik yuzu

saat 05:30.uyandım.perdeyi aralayıp pencereyi açtım.hafif serin bir rüzgar değdi hemen tenime.başımı yukarıya kaldırıp gökyüzüne baktım.maviyi andıran bir renk hakimdi.ama yıldızları pek seçemiyordum.gerekli banyo ihtiyaçlarımı karşıladıktan sonra giyindim.saat 06:00’da dışarı çıktım.hava bir ton daha aydınlanmıştı.metroydu,otobüstü işe gitmek için epey yol aldım.biraz aceleyle ofise girdim.köşedeki simitçi yoktu.bayramdı.pek çok kişi çalışmayacağından tezgahını açmamıştı.bir bardak çay elimde diğeriyle çantamı masaya bırakıp bilgi-sayar-mış-ı açtım.
gözüm dışarıyı takıldı birden.kirli gri bir renge bürünmüştü gökyüzü.iç karatıcıydı.kalbimi ve beynimi açmalıyım,derin bir nefes alarak,akşam izlediğim ’soğuktu ve yağmur çiseliyordu’ filminde ekrem bora’nın söylediği o şarkıyı hatırlamaya çalıştım;
ayrılık yaman kelime
benzetmek azdır ölüme
kim uğrarsa bu zulüme
aman aman...
gündüzü olurmuş gece.
sanırım bir sadettin kaynak eseri,gerçeği googleda bulurduk kime ait olduğunu ve makamını ama teknolojiyi karıştırmak istemiyorum,böylesi bir lezzete,makamı da hüzzam olabilir.çünkü hüzünlü bir melodisi var.
mırıldanıyorum ve dolaşıyorum olmadık insanlarla olmadık yerlerde ve kendimi hiç bilmediğim bir yerde ağaçların arasında yapraklarla üstü örtülmüş bir gölün kenarında buluyorum.iki ağacın arasında duran banka oturuyorum.ıslaktı ve üşüyordum;ama yüreğim sıcaktı.gramofon tadında çok uzaklardanmış gibi duyuluyordu şarkı hala.uçuyordum,dalların arasına konuyordum.yapraklardan bir damla alıp içiyordum,sıcacıktı.
ters giden bir şeyler var gibiydi böylesi bir sabahın en aydınlık yuzune erişmiş olmanın huzuruna erecekken pat,diye telefonum çaldı!
iyi günler ben ... nasıl yardımcı olabilirim.

kadınların büyük korkuları

günümüz insanının en zelil hali olan kadının büyük korkuları demek yerine korkmadıklarını saymak daha kolay olacaktır,sanırım.ne yazık ki vahşi kapitalizmin kirli oyunlarının oluşturduğu bataklığa iyice batan kadınların en büyük korkusu kendisinin hiçbir şey olmadığının bilinilmesinin idrak edilmesidir.
0 /