confessions

orqn

Yazar

  1. toplam entry 6868
  2. takipçi 0
  3. puan 23164

mynet.com

güney afrika’daki bir aslan sığınağını ziyaret ederken kafesine girdiği bir aslanın saldırısına uğrayan gazeteciyle ilgili haberi ’aslan muhabire saldırdı’ şeklinde verip aslanı suçlu göstermiş ve benim kalbimi kırmış sitedir.kalbimin kırılması ne denli umurlarında olur orasını bilemem ama bu olayda bir suçlu varsa o da muhabirdir.adam aslanın kişisel bölgesine girmiş kameralarla,aslan ne yapacaktı yani ’buyur hoş geldin abi’ mi diyecekti.şimdi sorarım size,sizin odanıza izinsiz eli mikrofonlu kameralı bir adam girse dövmez misiniz?hiç yalan söylemeyin döversiniz tabi.

yaran houston diyalogları

bir ex-yazarın sözlük hesabının kapatılması üzerine;

uçan yazar; haydeee. wats hepınd gülüm?? neyimi sevmedin?

orqn; sevip sevmeme meselesi değil bu. formattan bihabersin. yeni bir nick alıp, akıllı ol butonunu yalayıp yutarak tekrar gelebilirsin, ama bu şekilde mümkün değil.

uçan yazar; ne demek ya? sen beni sildin mi şimdi?

orqn; uçtun bile. kimse görmüyor yazdıklarını.

uçan yazar; sen kimsin peki. uyarmadan ucuruyosun?

orqn; 20 tane düzgün entry yazıp bir tane format dışı entry yazsaydın uyarırdım. yazdıklarının hiçbirinin bilgi sözlük formatıyla alakası yok. uzatma, illa bu sözlükte yazmak istiyorsan önce yazılanları bir oku, sonra yeni bir nick al öyle gel.

uçan yazar; bana bak ayarın bozulmus senin, teknik servis gonderebilirim. benmle uzatma bilmemne vs konusamazsın. bulent ısrarla gel dedigi icin geldim ben sozluge bi kac saat once. sen uyarmadan silemezsin. sende işini ogren gel. o entryleri geri getireceksin. ben senin turevlerini cok iyi tanıyorum. sanki hic sozlukte yazmadık. hic mod olmadık. adam gibi yap işini. bi kadınla da nasıl konusacagını ogren gel. hadi evladım. zekasından suphe ettiiğim.

orqn; peki.

uçan yazar; sen simdi 24 saati bile dolmamış bir yazara bu saçma sapan tavrı ve hata niki altına yazdıgın seviyesiz tehditi (birazdan ucurucam etrylerini eline verip) vs commentlarını sozlugun sahibine acıkla bakalım.ustelik kendisinin ricasını kırmayarak gelmişken. kraldan cok kralcısınız. sizin gibi ergenlere deli oluyorum.bide inciyi fln begenmezsiniz de. fake aristokratlar entel adamlar sizi. su klavyeyi kafanda parcalasam doymam suanda!! peki dio birde . kıt.

orqn; çok haklısınız. her söylediğinize katılıyorum.

uçan yazar; ozur dileyip hesabımı ve entrylerimi geri vermeni bekliyorum.

orqn; beklemeye devam edin.

bisiklet

ona güzel baktığınız sürece çok iyi bir dosttur. bir kaç bakım-tutum önerisini paylaşıyorum;

1- pedal aksamına çok dikkat edin. özellikle bisiklet üzerinde ayakta durarak pedallara yüklendiğinizde oldukça fazla kuvvet biniyor üstlerine. bu da doğal olarak pedalı gövdeye bağlayan dişlide gerilmelere yol açıyor. bu nedenle güzel güzel çevirin pedalları, artistlik yapmayın.

pedal çevirme doğrultusu da bu aksama en fazla zarar veren şeylerden biridir. herkes çok düzgün çevirdiğini zanneder ama durum öyle değil. bir çok insan pedalı çevirirken istemeden de olsa gövdeye doğru baskı uygular. böylece yalnızca tek bir doğrultuda( gövdeye paralel ) olması gereken kuvvetin diğer bir bileşeni ortaya çıkmış olur. bu da zamanla pedala zarar verir.

ara sıra pedalları söküp yağlamakta fayda vardır.

2- tekerlekler; aslında bisikletinizi sürekli kullanıyorsanız bu konuda pek problem yaşamazsınız. en fazla havası iner, onu da 2 dakikada halledersiniz zaten. daha çok uzun süre kömürlüklerde, balkonlarda kalan bisikletlerin tekerleri sorun çıkartır. böyle bir durumda tekerlerin direkt olarak zeminle temas etmemesini sağlarsanız güzel olur. hatta elinizdeyse, uzun süre kullanmayacağınız zaman alın havasını tekerlerin öyle kaldırın bisikleti.

3- zincir; bisikletin en hareketli aksamı olan zincirlere biraz özen gösterdiğiniz sürece hiç bir sorun yaşamazsınız. yapmanız gereken şey çok basit; yağlamak. her hareketli makine parçası gibi zincirler de yağ ile beslenirler. eğer belirli aralıklarla yağlamazsanız hem her pedal çevirdiğinizde rahatsız edici bir ses duyarsınız, hem de zincirlerin ömrünü azaltırsınız. kullanım sıklığınızla ters orantılı olarak zincirleri yağlamayı ihmal etmeyin.

4- amortisörler; burada sorun tamamen yanlış kullanımdan kaynaklanıyor. amortisörler siz çukurlara girip çıktığınızda rahatsız olmamanız için vardır. yurdum insanı bunları denemek için merdivenlerden inip çıkınca doğal olarak canlarına okunuyor. onları sadece ihtiyacınız olduğunda kullanın. mecbur kalmadıkça kaldırımlardan inerken bile bisikletinizin üzerinden inin. sonra çukurlardan geçerken kıçınız acıyınca çok ararsınız o günleri.

bakım-tutum çok önemli. aldığınız malın ömrü %50 kalitesiyle alakalıyken emin olun %50 de sizin ona nasıl baktığınızla alakalıdır. bisiklet iyi bakıldığı sürece pek sorun çıkarmaz. fren telinin gevşemesi, zincir atması gibi ufak ve tamiri zevkli şeyler dışında öyle çok makro problemler yaşatmaz size. güzeldir. candır.

her daim alet çantası taşıyın bisikletinizin yanında. içinde çok fazla şey olmasına gerek yok, bir kaç anahtar ve pense işinizi görecektir. yükte hafif, işlevde ağır şeyler bunlar.

bisiklet tepesindeyken müzik dinlemek büyük zevk, biliyorum; ama yine de siz siz olun dışarıdaki seslerden tamamen absorbe etmeyin kendinizi. görünmez kazalara maruz kalmak istemiyorsanız etrafınızda olup biteni duyun.

bir bisiklet alın kendinize. boş günlerinizde atlayın tepesine, çıkın sahile. geri döndüğünüzde emin olun çok daha hafif biri olacaksınız.

bilgi itiraf

demet akalın, serdar ortaç ve bengü hayranlarının oluşturduğu takım; gittiği her yerde fotoğraf çektirip hemen akşamında facebookta paylaşanlar, hayattaki en önemli derdi aziz yıldırım’ ın akıbeti olanlar ve cep telefonlarından 40 cm uzakta yaşayamayanların oluşturduğu takımla kolezyumda savaşsın istiyorum. bu savaşı neden hiç okul yaptırmadığını her şeyden çok merak ettiğimiz tarkan’ ın hayranları izlesin. hatta gizlice hayranlarının arasına karışan tarkan birden kendini kolezyumun ortasına atsın ’ bu bir ödül töreni ne yapıyoruz biz, bu bir ödül töreni ne yapıyoruz? ’ desin istiyorum. savaştan sağ çıkanların hepsi kafalarına isabet eden tek bir kurşunla ölsünler, kurşunun çıktığı tabancanın kabzasındaki el nihat doğan’ ın olsun. sağ kalan herkesi tek tek vursun. niğat doğan’ ın bacakları seda sayan’ ın omzunda olsun istiyorum. kolezyumdaki bütün sağ kalanları öldürdükten sonra namluyu seda sayan’ a çevirsin, onu da vursun istiyorum. hatta hızını alamayıp kendini de vursun istiyorum. olaya tanık olan erkekler daha bunun üzüntüsünü yaşayamadan hilal cebeci’ nin iki panpişi arasında boğularak can versinler. olaya tanık olan bütün kadınlar da o hep kendilerini bir adım yukarıda gördükleri erkekler olmadan ne kadar eksik olduklarını anlayıp üzüntüden o an eriyip toprağa karışsınlar istiyorum. sonra hep birlikte toprak olalım. sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyelim. özümüze ulaşalım. çiçeğin üzerine bir arı konsun. sonra yılın 9 ayı üç kuruş için mevsimlik işçi olarak evinden uzakta çalışan yaşlı ve çirkin bir kadın kimseye görünmeden o arının üzerine sıçsın istiyorum. bok olalım hepimiz. sırıtacağımızı düşünmüyorum. justin bieber’ ı seviyorum.

baba

hayatı boyunca sigarası eksik olmamıştı ağzından.sigaradan içli bir nefes çekmek nasıl büyük bir zevkse onun için,o nefesi bir yudum rakıdan sonra çekmek daha büyük bir zevkti.nefes alıyorum böyle diyordu.
25 dakikalık bir ambulans yolculuğundan sonra varılmıştı hastaneye.öksürüklerin ardı arkası kesilmiyordu.burundaki oksijen tüpü de yetmiyordu artık.oğlu ona hava yapmak için gazete kağıdı buldu bir yerden.sonra yeterli olmadığını anlayınca başka bir şeyler bulmak için bakındı etrafa.biri eline büyükçe bir karton tutuşturdu.onunla hava yapmaya başladı.bu babasının hoşuna gidiyordu,belliydi,yavaş yavaş toparlıyordu kendini.biraz rahatlayınca babası,oğlu da rahatladı.dakikalardır elinde olan kartonun üstüne baktı; ’tekel’ yazıyordu,güldü.

türkiye büyük millet meclisi

kızıyoruz ediyoruz ama zaman zaman çok mantıklı tespitler de yapmıyor değil bu topluluk.

misal; son iki ayda 47 kişinin ölümüne sebep olan maden ocaklarımızı incelemeyi akıl etmişler ve şak diye tespit etmişler sorunu; " madencilikte çok ilkeliz. "!

soruyorum size; hangimiz bu olayları inceledikten sonra bu kadar güzel bir tespit yapabilirdik? yani neymiş, öyle atıp tutmadan önce adamların yaptığı bu güzel işleri de dikkate almak lazımmış. bu 47 kişi ve tabi daha önce de kaybettiğimiz işçiler hayattayken bu konulara yoğunlaşsalardı biraz daha iyi olurdu tabi ama onlar da haklı, meşgul adamlar.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25114913/

yaz saati uygulaması

sözlüğe entry giriyorum, saati 15.53 gösteriyor.

sonra odamdaki duvar saatine bakıyorum; 14.53.

kol saatime baktım; o da 15.00 .

bu karışıklıkla baş edemem ben. en iyisi işler düzelene kadar yatıp uyumak.

bilgiçlerin şiirleri

(bugün günlerden hiç benim adım yok. kanatlanıyor içimden binlerce siyah kelebek. savruluyor rüzgârda yaprak gibi
kalbim, uzaklarda bir yerde. kalbim kayıp.)
sessiz, yorgun, ağır, gözkapaklarım kapanıyor yine… yine…
(karanlığa dokunabiliyor sanki ellerim.)
yıkık, dökük, bu şehrin duvarları birer birer üstüme yıkılıyor yine…
(sadece sesler duyuyorum..)
yine…
(ayak sesleri uzaklarda..)
kuş sürüleri terk ederken bu şehri, ardında yoksul ve kimsesiz çocuk gibi bırakıyor yine…
(susuyorum.)
yine…
(sessizlik keskin..)
ve sonbahar sinsice yaklaşarak peşinde köpek gibi bir yalnızlığı üstüme sürüklüyor yine…
(bekliyorum)
yine…
(beklemek keskin)
sözler hep yalan! yeminleri unut!
bir veda bir sebepsiz tokat gibi çarpıyor yine…
(burdan gitmem gerek)
yüzüme…
şarkılar yalan! duyduklarını unut!
bir hikaye rüzgarın ellerinde savruluyor yine…
(herşeyi unutmam gerek)
yine!
kestim! akıttım! damarlarımdaki kanımda akan o kirli siyah yalanları!
(acımıyor bileklerim)
olmadı!
(acımıyor hiç)
sildim! çıkardım! yüzümden kazıdım yüzüme çizdiğin o siyah derin yazıları!
(acımıyor ellerim avuçlarım)
olmadı!
(acıtmıyor hiçbirşey)
kustum! tükürdüm içimde senden kalan o keskin o acıtan hatıraları!
(acımıyor tenim, ve acımıyor)
olmadı!
(dokunduğun yerler)
söktün! defalarca diktim o küçük ellerinle açtığın ve sızlayan bütün yaralarımı!
(acımıyor artık kalbim)
olmadı!
(kalbim)
bana ne yaptın… ne yaptın… ne yaptın… ne yaptın çocuk!
(sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ellerimin izlerini.)
niye yaptın… niye yaptın… niye yaptın ahh çocuk!
(sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki kaderimin sökülüşünü.)
bana ne yaptın… ne yaptın… ne yaptın… ne yaptın çocuk!
(sadece sessizce durup öylece izlemek istedim bir meleğin ellerindeki kalbimi.)
niye yaptın… niye yaptın… niye yaptın ahh çocuk!
(sadece öylece durup sessizce izlemeyi istedim, sadece bir meleği sevmeyi.)
göremiyorum, duyamıyorum artık dokunamıyorum çocuk!
(hep bir şey eksik gibi ve hep bir şey yarım ve hep bir şey yok artık sanki.)
anlatamıyorum anlatamıyorum artık ağlayamıyorum çocuk!
(ne bir ışık var ne de bir şarkı artık sokaklarında bu kaybetmiş şehrin)
inanmıyorum inanmıyorum artık inanamıyorum çocuk!
(ne bir isim var duvarlarında, ahh ne de okunabilen bir cümle.)
bilmiyorum bilmiyorum artık sevemiyorum çocuk!
(sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ölümümü.)
ne yağmur, ne kar, ne yüzüme vuran rüzgar, canımı yakan acıtan sonbahar, daha dinmedi çocuk!
(öyle beyaz)
seni silmedi çocuk!
(öyle maviydi ki)
alev alev yanan kirpiklerinde saçılan kıvılcımlarınla başlayan bu yangın daha sönmedi çocuk!
(öyle güzeldi ki ve öyle..)
sönemedi çocuk!
(öyle masum ama… )
bu viran şehirde, bu viran hikaye henüz bitmedi!
bitmedi bitmedi bitmedi çocuk!
(öyle yanlış öyle…)
bitemedi çocuk!
(öyle yanlış ki ve öyle… )
bu aciz şarkılar, bu aciz dualar seni geri getirmedi getirmedi getirmedi çocuk!
(ve öyle çocuk)
dönmedin çocuk!
(kalbim…)
bana ne yaptın… ne yaptın… ne yaptın… ne yaptın çocuk!
(tüm maviler kirli şimdi ve tüm beyazlar utanç içinde ve sadece uyumak)
bunu niye yaptın… niye yaptın… niye yaptın… niye yaptın çocuk!?
(uyumak istiyorum… )









lisede uygulanan 45cm lik haremlik seramlık kuralı

mersin’deki nevit kodallı güzel sanatlar ve spor lisesi’nde uygulanan kuraldır. bu kurala göre kız ve erkek öğrenciler birbirlerine 45 cm den fazla yaklaşamıyorlarmış;

http://www.ntvmsnbc.com/id/25169690/


----------------------------------------------(bkz:spoiler)----------------------------------------------

sayın müdürü canı gönülden kutluyorum. tam güzel sanatlar lisesine müdür olacak nitelikte bir adammış kendisi. benim lisemde böyle bir uygulama olsaydı şu anda bambaşka bir yerde olurdum eminim. kızların koluna bacağına değmeye çalışmaktan derslere çalışamadık. esasında aynı mantıkla sosyal hayatta da kadın ve erkeğin birbirine yaklaşmasının önüne geçebilirsek bir çok sorunu daha bu sayede çözebiliriz diye düşünüyorum. bu iki cinsi aynı gün sokağa çıkarmayarak trafik sorununu çözebiliriz mesela. görüyor musunuz işte süpersonik zekalı bir müdürümüzün keşfettiği fikir nasıl oluyor da yeni fikirlere ışık tutuyor.

benim haberde en çok dikkatimi çeken detay ’ 45 cm ’. bu sayıyı neye göre hesapladıklarını çok düşündüm. bu mesafede duran erkek ve kadının birbiri üzerinde oluşturdukları manyetik alanı hesapladım, kepler kanunlarından yola çıkarak olayın elektrik kısmını inceledim, newton’ un çekim yasalarını hatim ettim ama bir sonuca ulaşamadım.

tam ümidi kesmiştim ki aklıma gezegenin gördüğü en büyük matematikçinin yarattığı akım; sayın devlet bahçeli metodu geldi. anında çözdüm olayı.

bize verilen problemin kahramanları 1 kadın ve 1 erkek.

1 + 1 = 2

bir de gözü bunların üzerinde olan müdür var;

2 + 1 = 3

haberin detayında öğrendiğimiz bilgiye göre bu lisedeki din kültürü hocaları kaç tane?

3 tane;

3 + 3 = 6

bu 6 insanın kişi başı 2 şerden toplam kaç tane memesi var;

6 x 2 = 12

45 - 12 = 33

33 ne?

mersin’ in plakası.

(bkz:her şeyin bir şeyi vardır)

----------------------------------------------(bkz:spoiler)----------------------------------------------

nevrotik sayıklamalar

yan yana oturduk.

‘ neden konuşmuyorsun? ‘ dedi.
‘ ne olacak ki konuşsam? ‘ dedim.
‘ artık benimle hiç konuşmuyorsun. havadan sudan da olsa konuş. ‘ dedi.
‘ o zaman ne farkın kalır ki? ‘ dedim.
anlamadı.

‘ hadi kalk! ‘ dedim.
‘ nereye? ‘ dedi.
‘ ne önemi var ki? ‘ dedim.
‘ nereye olduğunu söylemezsen gelmem! ‘ dedi.
anlamadı.

onunla birlikte saatlerce konuşmadan oturabilmeyi seviyordum.
anlamadı.
nerede olduğumuzun bir önemi yok. nereye götürse giderdim.
anlamadı.

ona aşıktım.
anlamadı.

yanlış kişiye aşıktım.
anlamadım.

foursquare

bir anda ortadan kaybolan, gittiği yeri kimseye söylemeyen, başkaları o’ na ulaşamasın diye telefonunu kapatan insan(lığ)ın geldiği son noktadır. o zihniyetten buraya nasıl geldik inan aklım almıyor.

çok saçma değil mi; ben bir adamın ( yahut kadının ) sabahtan akşama kadar nerelere gittiğini, nerede oturduğunu, öğle yemeğini nerede yediğini, gece eğlenmek için hangi mekanları tercih ettiğini - hiç umrumda olmamasına rağmen - takip ediyorum. bu çok kötü. daha da kötüsü; bunun benim değil, karşı tarafın isteği sonucu olması.

’ gittiğim yerleri paylaşıyorum, böylece yakınımda olan arkadaşlarım beni aramak zorunda kalmadan hemen bulunduğum yere geliyor, görüşmüş oluyoruz. ’ diyerek bu uygulamayı savunanlar var.

benim de onlara şöyle bir cevabım var;

sevgili pek akıllı kızım ( yahut oğlum ); seninle görüşmek isteyen insan zaten seni arar. bu çok basit bir denklem değil mi? eğer sırf yakınında bir yerde olduğunu öğrendiği için seni görmeye geliyorsa bırak hiç gelmesin. geldiyse de hemen kov onu, siktirsin gitsin. yapmacık samimiyetlere ihtiyacın yok ki senin. neden böyle yapıyorsun?

amacın ne kadar sosyal bir insan olduğunu hepimize göstermekse tamam biz kabul ettik onu. söz, herkese anlatacağız senin ne kadar sosyal, ne kadar gezgin bir insan olduğunu. ama n’ olur yapma artık böyle, rezil etme kendini.

p.s tüm foursquare kullanıcılarına kafam girsin!

sözlükte türkçe karakter açılımı

sözlüğe zarar verdiğini düşündüğüm açılımdır.

kolay bir iş değil tabi o kadar başlığı düzeltmek.bir de başlıkların her zaman tek bir kelimeden oluşmadığını,bir başlık içerisinde üç,dört,beş kelimenin birden düzeltiğini düşünürsek hakikaten zor bir iş ama yine de yapılmasa daha iyi olurdu gibi.

şu sıralar sözlükte bir şey aramak çok zorlaştı.mesela;aradığım başlık karşıma çıkmayınca bir de türkçe karakterli yazıyorum,yine çıkmazsa yarısını türkçe yazıp arıyorum,yine çıkmazsa diğer yarısını türkçe yazıp bir daha arıyorum.bu kadar uğraştan sonra bulmanın ya da bulamamanın bir anlamı kalmıyor tabi.

bir diğer olumsuz yanı da yanlış türkçeleştirilen başlıklar.gördüğümüz her noktasız harfin üzerine nokta koyunca türkçeleştirmiş olmuyoruz malesef o kelimeleri.önce bir okuyup doğrusu nedir diye düşünmek gerekiyor.yazılan kelimeden bihabersek onu bir araştırıp doğru yazılışını bilmek gerekiyor.eğer hiç duymadığımız bir kişinin ismiyse onu bir googlelamak gerekiyor.yani kısacası sorumluluk ve dikkat gerektiriyor.

biraz da çalışmak,elini taşın altına koymak gerekiyor tabi.sen ne yapıyorsun,çalışıyor musun diye sorarsan hemen cevap vereyim çalışmıyorum.bu da benim özeleştirim olarak dursun burda.

2010

özetle;

* istanbul bir seneyi avrupa’ nın kültür başkenti olarak geçirdi.

bu olay ülke çapında sevinçle kutlandı;

(bkz:21 eylül 2010 tophane sanat galerisi baskını)

* deniz baykal 18 yıl boyunca oturduğu koltuktan kalktı.

kaba etindeki pişikler nedeniyle daha da bir yere oturamadı.

* solda vitrin değişti, mağazanın içi aynı kaldı.

* sağ cephesinde yine yeni bir şey olmadı.

* kemal kılıçdaroğlu yıl boyunca değer kaybetti.

* dolar yıl boyunca değer kazandı.

* 12 eylül 2010 referandumunda akp nin istediği oldu.

* maden ocakları can almaya devam etti;

(bkz:17 mayıs 2010 zonguldak maden ocağında patlama)

30 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın üzerinden 6 ay geçti. ölenlerin çocukları 6 ay daha büyüdü, aileleri bu 6 ayda 6 yıl daha yaşlandı.

bu konuda yıl boyunca başka bir gelişme yaşanmadı.

* türkiye kürt açılımı, alevi açılımı, ermeni açılımı derken açılımdan açılıma koştu.

sonra yoruldu.

* filistin’ e yardım götüren mavi marmara gemisi israil askerlerinin saldırısına uğradı.

* ergenekon operasyonu devam etti.

yine bir sürü kişi gözaltına alındı.

ve hala kimse bu operasyonu anlayamadı.

* 1 mayıs, yıllar sonra taksim’ de kutlandı.

* futbolda dünya kupası ispanya’ nın oldu.

* haydarpaşa garı muhteşem bir ışık gösterisine sahne oldu;

http://www.vimeo.com/12584289

sonra yandı;

(bkz:28 kasım 2010 haydarpaşa garı yangını)

* inci sözlük aldı başını gitti.

sonra geri geldi.

* allianoi antik kenti sessiz sedasız yok edildi.

* türkiye iban diye bir şeyle tanıştı.

* sporda coştuk; 12 dev adam dünya ikincisi filenin sultanları dünya altıncısı oldu.

* bursaspor ligi birinci sırada bitirdi.

bu sonuçla tam 26 yıl sonra anadoludan bir takım şampiyon oldu.

* 2 buçuk yıl kapalı kalan youtube nihayet açıldı.

* metallica, u2 ve scorpions istanbul’ da konser verdi.

* manga eurovison da ikinci oldu

* aşk ı memnu ve yaprak dökümü bitti.

* öyle bir geçer zaman ki başladı.

* serdar ortaç ve demet akalın ikilisine yine bir şey olmadı.


ve yine;

ülke çapında 1000 den fazla kişi trafik kazalarında hayatını kaybetti.

işsizlik medyaya minimalize edilerek yansıdı;

onlara göre 2010 yılında ülke çapındaki işsizlik oranı %13 iken, gerçek rakamı telaffuz etmeye bu sene de kimsenin cesareti yetmedi.


ve

bütün bu gelişmeler yaşanırken bilgi sözlük çalışmaya devam etti;

bilgi tube, bilgi e dergi, bilgi tweet ve bilgi sözlük resim galerisi hizmete girdi.

235 yeni yazar aramıza katıldı.

bu yıl içerisinde sözlüğe;

75 binin üzerinde entry girildi,

25 binin üzerinde yeni başlık açıldı.

yıl boyunca başta türkiye, almanya ve amerika olmak üzere dünyanın dört bir yanından 250 bini aşkın insanın yolu bir şekilde bilgi sözlüğe düştü.

3 milyon 6 yüz binden fazla sayfa görüntülendi.

ülke gündemini eş zamanlı olarak sözlüğe taşıyarak, bazı olaylara üzülüp bazılarına sevinerek, bir sürü şeye kızıp içimizi sözlüğe dökerek, sözlük aracılığıyla birilerine mesaj göndererek, küserek, barışarak… yani öyle ya da böyle bilgi sözlük ailesi olarak hep birlikte bir seneyi daha geride bıraktık.

seneye görüşürüz canlarım!

yeni yazarlara tavsiyeler

eski yazarların da en az yeni yazarlar kadar dikkatle okuması gereken tavsiyelerdir.

chapter one; başlık açmak.

# başlık açarken dikkat edilecek hususların en başında aramaya inanmak geliyor. başlık açmayı kafanıza koyduysanız rica ediyorum aramaya inanın. ama öyle az inanmayın, çok inanın. ’ konu bir başka başlık altında inceleniyor ’ diye bir mesaj düşüyorsa houstonunuza bilin ki yeterince inanmadığınız içindir.

# türkçe karakter sorunu; sözlükte türkçe karakterlerle alaklı ciddi bir sorun var, fark etmişsinizdir mutlaka. o nedenle başlık açmadan önce açacağınız başlığın türkçe karakterli, türkçe karaktersiz, yarı öyle yarı böyle hallerini iyice bir araştırmanız lazım. bu araştırmaları nasıl daha kolay yapabileceğinizi bir örnekle açıklayalım;

mesela ’ trafik kazasından sonra ilk düşünülen şey ’ diye bir başlık açacaksınız. t-r-a ve f harflerinde türkçeleştirilmek açısından bir sorun olamaz. burada sorun i harfinde başlıyor. o zaman hemen ’ trafi ’ yazıp inceliyoruz. sözlük zaten ’ trafi ’ ile başlayan bütün başlıkları sizin önünüze getirecektir. ha olmadı mı; o zaman da ’ trafı ’ yazıp aratıyorsunuz. başlık bu şekilde mevcutsa karşınıza çıkacaktır. iki türlü de karşınıza gelmediyse bu demektir ki sözlükte öyle bir başlık yok. ama özellikle kitap, şarkı isimleri gibi sözlükte daha önceden açılmış olma ihtimali çok yüksek olan başlıkları iyice bir aratmak faydalı olacaktır. 7 senedir hayatta olan bir sözlükte ’ vadideki zambak ’ başlığının açılmamış olmasını beklemek çok gerçekçi olmaz.

chapter two; entry girmek.

entrylerin silinme sebepleri başlığını dikkatlice okursanız bu konuda sorunla karşılaşacağınızı zannetmiyorum. yalnız her entrynin noktalama işaretiyle bitmesi gerektiğini unutmayın. sonunda nokta olmayan cümleler hoş durmuyor. bu kurala yalnızca bakınızlardan oluşan entryler dahil değil tabii ki.

# bakınız demişken onlardan da biraz bahsetmek lazım; bakınızlar önemlidir. başlıktan başlığa yönlendirilmeyi sağlar ki sözlüğün temel amaçlarından biri de budur. eğer cümle içerisinde bir bakınız kullanacaksanız gbkz sizin için idealdir, bkz değil.

yanlışı; geçen gün (bkz:galatasaray) maçına...

doğrusu; geçen gün galatasaray maçına...

bakınızların içerisinde noktalama işaretleri bulunmamalı. buna da dikkat etmek lazım;

yanlışı; ... gittim.

doğrusu; ... gittim.

chapter three; moderasyondan şikayet etmek.

bu konuda rahat olun. bilgi sözlük moderasyonu eleştirilerden gocunacak kadar küçük değildir. sözlükte beğenmediğiniz, değişmesini istediğiniz, olmasını beklediğiniz bir durum varsa; sözlükte olması gerekenler başlığını kullanabilirsiniz.

moderasyonun amacının sözlüğün selametini korumak olduğunu unutmayın. eğer amaç entry silmek olsaydı bu nasrettin hoca’ nın bindiği dalı kesmesine benzerdi. entryniz silindi diye üzülmeyin, bunun kişisel olduğunu düşünmeyin. sizinle ne zorumuz olabilir.

sözlükte şikayet et butonu diye bir buton olduğunu bilin. silinmesi gerektiğini düşündüğünüz ve moderasyonun gözünden kaçmış entryleri bu buton aracılığıyla şikayet edin. en kısa zamanda geri dönüşleri alacaksınızdır. ama bu butonu kullanmadığınız halde ’ vay efendim o entry nasıl silinmedi ’ diye yakınmayın. unutmayın ki moderasyon da kusursuz değil, tıpkı sizin olmadığınız gibi.

chapter four; sözlüğün ıvır zıvırları.

# bilgi radyo’ da dj, bilgi e dergi de yazar olmak istiyorsanız houston yoluyla bana ulaşın.

# twitter ve facebook u da unutmayın.

http://twitter.com/bilgisozluk

(bkz:bilgi sözlük facebook grubu)

chapter five; kendinize iyi bakın.

23 nisan 2011 bir milyonuncu entry zirvesi

sevgili bilgi sözlük sakinleri!!

7 senedir binlerce insanın az ya da çok emek vererek, o çok değerli vaktinden ayırarak büyüttüğü, önce yürümeyi, sonra koşmayı öğrettiği bilgi sözlük artık 1 milyonluk oldu.

öyle 1 milyon deyip geçme. içinden birer birer bi say bakalım 1 milyona kadar kaç saatte sayabiliyorsun.

işte bu eşiği geçmenin gururunu hep birlikte yaşamak, mutluluğunu paylaşmak için 23 nisan cumartesi gecesi toplanıyoruz.

zirve büyük olasılıkla taksim-beyoğlu civarında bir yerlerde gerçekleşecek. mekan kesinleştiğinde ben yine bu başlık altından duyuracağım sizlere.

daha önceki zirvelere gelen arkadaşlar bilir. çok samimi geçer bilgi sözlük zirveleri. o yüzden henüz hiç bir zirveye katılmamış arkadaşlar sakın çekinmesin, yabancılık yapmasınlar. kafalarını kırarım. gelin işte oğlum coşup eğlenelim hep birlikte. tanışmış oluruz hem fena mı?

istanbul içerisinde yaşayan arkadaşlardan tam katılım bekliyorum. şehir dışında yaşayanların da konaklama sorunlarını hallederiz. yeter ki zirveye gelmek istediklerini belirtsinler.

şimdilik zirveyle ilgili aktaracaklarım bu kadar. gelişmeleri bu başlık altından takip edebilirsiniz.

yalnız 1 milyonu geçtik diye şımarmayın lütfen. önümüzde daha nice bir milyonlar var. sözlüğe 1 milyondan sonra da iyi davranın. sizden ricam; kırmayın onu, icitmeyin onu. o’ na iyi bakın. ona yeni doğmuş bir bebeğin uyurken haline bakarmış gibi bakın, seyredin. yeni doğmuş bir bebeğe nasıl sarılır iseniz sözlüğü de öyle sarılın. ağlatmayın onu, üzmeyin onu. bundan sonra da mutlu ve gülen bir bilgi sözlük istiyorum sizlerden.

24 şehit verilen gün eğlenmeye giden insan

belki de olaylardan haberi yoktur. ya da fark edememiştir neler olup bittiği, ya da alışmıştır belki bu haberlere artık. şey gibi bu; hani türkiye’ de 4.1 büyüklüğünde bir deprem olduğunda hayat dururken, japonya’ da 6.5 lerden sonra bile hiçbir şey olmamış gibi insanlar hayatlarına devam ediyorlarya, onun gibi. bir şeyi çok sık yaşadığın zaman alışıyorsun, duyarlılığını yitiriyorsun.

iki kemal arasındaki 7 fark

(bkz:kemal unakıtan) vs (bkz:kemal kılıçdaroğlu)
1-biri kemal zamakıtan lakabını alacak kadar sevilmezken,diğeri solun yükselen değeri olarak görülür.
2-unakıtan özelleştirmecidir;’fırsatını buldum mu kaçırmam,özelleştiririm.’ demiştir.kılıçdaroğlu özelleştirmeye karşıdır.
3- kılıçdaroğlunun kariyer grafiği artan ivmeli hareketin hız-zaman grafiği gibidir.unakıtan’ınki geri geri giden arabanın konum-zaman grafiği gibi.
4- kılıçdaroğlu ince uzundur,yiğit özgür karikatürleri gibidir,unakıtan tombiktir,erdil yaşaroğlu karikatürlerine benzer.
5-unakıtan:
-bütün rusya ülkelerini gezdim,baktım biz daha komünistiz.
-türkler vergi vermeyi sever.
-paranızı dikkatli harcayın, yoksa şapa oturursunuz.
cümlelerini kuracak kadar ağzından çıkanı kulağı duymayan bir insandır.kılıçdaroğlu kendisine yöneltilen suçlamaları bile en az 1 gün düşünüp ondan sonra cevap verecek kadar ne söylediğini bilen biridir.
6- unakıtan türk filmlerinde mahalleye sürekli faizle borç para veren tombul,kötü kalpli tefecilere benzer,kılıçdaroğlu doğruluğun peşindeki polis figürleri gibidir.
7-unakıtan diyalogdan kaçar,monolog hastasıdır,kılıçdaroğlu insanlar konuşa konuşa felsefesini benimsemiştir.


yeni yıl geldi böyle oldu

------------------------bu entry aşırı dozda kişiseldir------------------------

msn listemde kimse online değil arkadaş!neden?çünkü yeni yıl geldi böyle oldu.ben bilmiyorum sanki bilgisayarın başında olduklarını,akılları sıra çevrimdışı görünüp ’ah işte yine bir yeni yıl ve yine ben dışarıda deliler gibi eğleniyorum’ havası verecekler.yer miyim lan ben bu numaraları?hayır yani bu yeni yıla girerken eğlenme mecburiyeti nereden geliyor onu anlamıyorum.ben hiç eğlenmiyorum mesela.ve eminin benim gibi hiç eğlenmeyen insanları arkama alıp parti kursam barajı geçer,mecliste 15-20 sandalye kaparım.

her şey tamam da anneme ne oluyor?sen 50 yaşında kadınsın utanmıyor musun oğlunu arayıp "biz ne güzel eğleniyoruz hep beraber sen otur evde tek başına mal mal" tripleri yapmaya.ben olsam utanırdım.çok eğlensem bile eğlenemeyenlere ayıp olmasın diye belli etmezdim.

valla elimde olsa girmeyeceğim yeni yıla.hiç istifimi bozmadan otururum ben 2009da.iyiyim böyle.

------------------------bu entry aşırı dozda kişiseldir-----------------------

bilgi sözlük

sevgili çömez, ya da okur, ya da yeni yazar; eğer bilgi sözlük’ te güzel bir kariyerinin olmasını istiyorsan diyeceklerimi iyi dinle;

- içki ile alakalı ne düşünüyorsun bilmiyorum ama eğer burada popüler olmak istiyorsan mutlaka içmen lazım. bizim buralarda içmeyeni sevmezler.

- zirvelere katılman lazım. evinden dışarı çıkmazsan, her çağırıldığın yere gitmezsen işin çok zor.

- sözlük aracılığıyla tanıştığın insanları çok sevmen ve onların nick altına övgüler dizmen lazım. hayatında tanıdığın en muhteşem insanlar olmalı onlar. bak gör nasıl artacak birden puanın.

- sakın farklı olmaya kalkma. mesela kemalist değilsen hemen kapa browseri. hatta bilgisayara bir reset at. sağ üst köşeden de anlayacağın gibi biz burada atatürk’ ü sevmeyenleri sevmeyiz. farklı fikirlere tahammülümüz yoktur. hemen topla pılını pırtını.

- bilgi sözlük’ ü çok sev. sakın ola eksiklerini görme. sorgusuz sualsiz sev. hayran ol sözlüğe. mutlaka bilgi sözlük başlığı altına yaz ama bunları.

- biraz kamuoyu yoklaması yap. bir konuyla alakalı millet ne yazıyorsa, yani ortak kanı neyse, sen onun iki katını yaz. öyle düşünmesen bile yaz boşver. böyle yaparsan çok sever seni sözlük ahalisi.

- houston aracılığıyla yazarlarla samimi ol. yüzlerine karşı hep gül. söyledikleri her şeyi kabullen. sakın karşı çıkma. sakın ola onların benimsemediği bir şeyi savunma.

dediklerimi yap. göreceksin bak; saçma sapan, tek kelimelik entryler yazsan bile hemen haftanın en beğenilenlerine gireceksin. herkes sana hayran olacak. sadece bir kaç saat aynı masada oturduğun insanlar sana en yakın arkadaşın gibi davranacak. iyi hissedersin belki kendini. belki böyle mutlu olabilirsin ha, bir dene istersen?

taksim

iki yüz üç yüz kadar sik kafalı tarafından istila edilmiş durumda.

arkadaşım siz manyak mısınız? bu saatte taksimde kime sesinizi duyurmaya çalışıyorsunuz?

hayır böyle bir aptallık yapacaksınız madem, neden benim dışarı çıktığım geceyi seçiyorsunuz.

kırk yılda bir dışarı çıkarım, onda da karşılaştığım duruma bak amk.

ps: şunu da söylemeden edemeyeceğim, hayatımda bu kadar kötü bir eylem organizasyonu görmedim. bi köşede elinde megafonla slogan atan bi adam, diğer tarafta olan bitenden sıkılmış evine giden elinde filistin bayraklı insanlar, bir tarafta istiklalin ortasında namaz kılanlar, bir tarafta caddeden geçen kafası güzel adamlara namaz kılmayı teklif edenler..

(bkz:bsg)

bilgi sözlük

#988024

bilgi sözlük entry siliyor

haberin başlığı bu. bunu inkar edecek değiliz, tabiki entry siliyoruz ama acaba sözlükle alakalı bir habere başlık olacak kadar abartılı bir durum var mı ortada?

bu sorunun cevabını bulmak çok kolay. bir kaç istatistik yeterli olacaktır;

-bilgi sözlük-

genel entry; 988.135

silinen entry; 145.063

entry silme oranı; % 14,6

-uludağ sözlük-

toplam entry; 8.269.288

toplam silinmiş entry; 2.450.250

entry silme oranı; % 29,6

-meydan sözlük-

toplam entry; 2.293.443

silinmiş entry; 474.356

entry silme oranı; % 20,6

-itü sözlük-

toplam entry; 4.081.155

toplam silinen entry; 2.272.535

entry silme oranı; % 55,6

peşin edit; ekşi sözlük silinen entry sayısıyla ilgili istatistiği artık yayınlamadığı için o bilgileri aktaramıyorum.

görüldüğü üzere sadece bilgi sözlük değil bütün sözlükler entry siliyor. hatta bilgi sözlük içlerinde bu konuda en masum olanı. demekki neymiş, bir yeri bir kişiyi eleştirirken gözlerimizi kapatıp klavyenin karşısına oturmayacakmışız. uydurduğumuz yalanları destekleyecek gerçekler yoksa o söylediğimiz yalanlar gün gelir götümüzü tırmalarmış!

necip fazıl kısakürek

’’sanki aşk sustu ’’ dedim..

’’aşk hiç susar mı? ’’ dedi..

’’ sen susuyorsun ya’’ dedim..

’’ ben aşk mıyım’’ dedi..

’’aşksın ’’ dedim..

...sustu...

bohem

ucuz mekandır. fiyatları düşük tutup öğrenci mekanı olmayı hedefliyorlar galiba; fakat ben bir öğrenci olarak gidebilecek son yer de olsa bir daha adımımı atmam oraya.

ortam rakı içmeye pek uygun değil. buna rağmen rakı içmek istediğimizi söylediğimizde ’ rakı burada en çok sattığımız içkidir ’ geyiği yaptılar bize. rakı diye bahsettikleri şey de piyasadaki en dandik rakı olan burgaz. e peki dedik bir ufağı kaça açıyorsun, ufak açmıyoruz dedi. evet en çok sattığı içkinin sadece bir markası ve onun da sadece 70 liğini bulunduran bir mekan burası. ufak rakı yok burada. ha büyük açtırayım desen onu da açmazlar, illa kadeh hesabı yapacaklar.

bir de çok acayip tezatları var; mesela rakı var; ama peynir yok, şalgam yok. portakal- tarçın la içilen tequila var ama ne portakal var ne de tarçın!

böyle extreme bir gece geçirip cebinizden fazla para çıkmasın istiyorsanız gidin buraya, bir daha da gitmezsiniz zaten.

kanalistanbul

bu projenin sebebi ’ gemi trafiğinden bunalan boğazı rahatlatmak ’ olduğuna göre olayı bir de uluslararası denizcilik kuralları çerçevesinde değerlendirmek lazım.

---(bkz:esas konuya geçmeden önce bir kavram kargaşasına açıklık getirmek istiyorum)---

istanbul boğazı’ ndan gemiler transit geçiş yapmıyor. uluslararası denizcilik kuralları 3 çeşit geçiş vardır der; transit, serbest(uğraksız), zararsız. bu üçünün benzer tarafları olsa da çok kritik noktalarda birbirlerinden ayrılıyorlar. gerek görsel gerek yazılı basında boğaz geçişleri için sürekli ’transit’ kelimesi kullanılsa da o işin aslı, montrö’ yle birlikte hayatımıza giren serbest(uğraksız) geçiştir. transit geçiş kıyı devletinin yetkilerini minimuma indiren, elini kolunu bağlayan bir geçiş olduğunda türkiye bu geçişi kabul etmez. serbest(uğraksız) geçiş kıyı devletine daha fazla yetki verir. doğal olarak, bir kıyı devleti olan türkiye’ de kendi menfaatleri çerçevesinde bu geçişi tanır.

---(bkz:esas konuya geçmeden önce bir kavram kargaşasına açıklık getirdim)---

bu proje maddi olarak ne kadar mantıklı emin değilim doğrusu. türkiye boğaz geçişlerinden para kazanan bir ülke değil. geçiş yapan gemiler römorkör ya da kılavuz kaptan almak gibi hizmetlerden yararlanırlarsa onun parasını ödüyorlar sadece. ki bu paraların devede kulak kaldığına emin olabilirsiniz. ayrıca boğazdan geçen gemilerin bu hizmetleri kullanma zorunluluğu da yok. yalnızca boğaz sınırları içerisinde demir atacak gemiler kılavuz kaptan almak zorunda. yani eğer bir gemi duraksamadan boğazı geçecekse herhangi bir kıyı hizmetini kullanmak zorunda değil.

türkiye’ nin günde ortalama 150 geminin geçiş yaptığı boğazlardan, süveyş ve panama kanalı’ nın aksine, para kazanamadığı aşikar. fakat bu konuda çok suçlayıcı olmamak gerek. süveyş ve panama kanallarından geçiş yapan gemiler çok yüklü miktarlarda paraları kıyı devletine bırakıyor olsalar da istanbul boğazı’ nı direkt onlarla karşılaştırmak doğru olmaz. çünkü o kanallar bir nevi kestirme görevi gören, keyfi geçiş kanallarıdır. oysa istanbul boğazı akdenizi karadenize bağlayan tek yol. uluslararası kurallar gereği gemiler oradan geçmek zorunda. trajik de olsa gerçek bu.

peki yeni kanal açılınca türkiye bu geçişlerden para kazanabilecek mi?

gemileri boğazın o en kalabalık bölgesine sokmadan kestirmeden yukarı/aşağıya geçirmek kıyı devleti kadar gemilerin de işine gelir. boğaz geçişi sırasında vts komutlarına göre hareket eden gemiler, trafik sebebiyle hatırı sayılır zamanlar kaybediyorlar. bu kanal onlar için bir kazanç olabilir.

kanal tamamlandığında buradan geçiş yapacak gemilerin kılavuz kaptan alması zorunlu hale getirilecektir mutlaka. bu maddi açıdan türkiye’ ye destek sağlar. fakat biraz yukarılarda dediğim gibi bu hizmet bedelleri ancak devede kulak kalabilir. ekstra bir vergilendirme yolunda gidilirse de bu sefer gemiler maddi yükten kaçmak için tekrar boğaza girmeyi göze alabilirler. ücretlendirme bu projenin en kritik ayağı. gemilerin kazanacağı zaman karşılığında elde edecekleri maddi kar, kıyı devletine bırakacakları parayı geçmemeli.

işin diğer boyutu da çevre güzelliği tabi. tonlarca petrol türevi taşıyan tankerlerin her gün boğazdan geçiş yapması büyük risk. bu riski istanbul’ un kalbinden ne kadar uzaklaştırırsak o kadar iyidir.

bilgi sözlük



bu mekanın kalitesini anlamak için birazcık başka sözlüklerde gezinmek yeterli olacaktır. çok değil bak birazcık diyorum.

o çok büyük sözlüklerin birinden bir başlık ve entry getiriyorum şimdi buraya;

başlık: " tanrı kaldıramayacağı ağırlıkta bir taş yaratır mı "

entry: " taşınızın da tanrınınızın da amına koyim. "

ve bu entryi yazan kişinin nick altına çok iyi entry, gülmekten kırdın bizi tadında şeyler yazılması da cabası.

böyle bir entry bilgi sözlük te 2 dakikadan daha uzun süre kalmaz diye tahmin ediyorum. en azından buradaki topluluk bu entryi yazan insana methiyeler düzecek kadar aklını yitirmiş değil. öyle işte.

midye

bu hayvanın en sevdiğim yanı uysallığıdır. yarım saatte 2 kilo kadar toplayabilirsiniz bunlardan. ama bir kuş, bir geyik öyle mi? onlar sizden kaçar, midye kaçmaz. neden; çünkü midye candır. bir de bu hayvanı yiyerek tüketebildiğiniz gibi aynı zamanda balık avında da kullanabilirsiniz. bir sürü mezgit yakalarsınız midyeyi kullanarak. ama bir kuşu, bir geyiği taksanız oltanın ucuna mezgit gelir mi; gelmez tabii ki. neden; çünkü midye candır.

topuk

yaklaşık olarak 20 sene 8 ay 18 gündür ayaklarımın altında, bir adet solda ve bir adet sağda olmak üzere toplamda 2 tane olmalarına rağmen bir kez olsun kafamı çevirip dikkatlice bakmamıştım bunlara. yaklaşık olarak 1 saat 50 dakikadır uzun uzun bakıyorum kendilerine. şunu fark ettim ki topuklar, insanın kendisinden çok daha yaşlı; fakat bir o kadar da çocuk gibi. etrafı kırış kırış olmuş, sertleşmiş, ciddi görünümlü ve nereden baksan 1000 yaşında. ama ortalara yaklaştıkça, biraz derine indikçe yumuşuyor; bebek poposu kadar pürüzsüz ve yumuşak bir hal alıyor. bu haliyle de adeta 4 yaşındaki bir çocuk izlenimi bırakıyor. güler yüzlü fakat suskun bir hali var. belli ki çok yorgun. bütün bir vücudu taşımak, insanı ayakta tutmak gibi çok önemli bir göreve sahip olmasına rağmen maruz kaldığı vefasızlıktan rahatsız bir hali var. hani aile babaları bir şeylerden şikayetçi olurlar; fakat sitem etmeyi kendilerine yakıştıramadıkları için bu sitem yüzlerine sessizlik olarak çöker ya, işte öyle bir sessizlik topuklarınki. bütün bu yaşadıklarına rağmen, taşıdığı ağırlığa, yaklaşık olarak 20 sene 8 ay 18 gündür hak ettiği saygıyı görmemesine rağmen hala inatla yumuşak olması, güler yüzlü olması insanı biraz umutlandırıyor.

topuklarımla baş başa geçirdiğim sürenin yaklaşık olarak 45. dakikasında sağ el işaret parmağımı uzun uzun sol topuğuma bastırdım. topuğum merkeze doğru küçülerek parmağımı kısmen de olsa içine aldı. hiçbir şey sormadı, yargılamadı, değerlendirmedi… ve en önemlisi içerisine aldığı bu parmak onun yapısını değiştirdi, geometrik şeklini bozdu. artık yusyuvarlak değildi sol topuğum. garip bir gurur kapladı içimi. sadece birkaç saniye içerisinde sol topuğumun şeklini değiştirmeyi başarmış, gece gece hiç hesapta olmayan bir zafer kazanmıştım. bu zaferin sarhoşluğuyla iki elimi birbirine vurarak ses çıkarma gösterisi yaptığım anda birden başımdan aşağıya kaynar sular döküldü; sağ el işaret parmağımı topuğumun üzerinden çektiğim anda topuğum eski haline dönmüştü. sanki hiçbir şey yokmuş gibi, ben dakikalardır üzerine parmağımı bastırmıyormuşum gibi, hiçbir şey yaşanmamış gibi devam ediyordu hayatına. tek bir mimik bile yoktu yüzünde. ayrılığı umursamıyordu. benimle dalga geçer gibiydi. ayrıldıktan sonra dünya hala dönüyormuş gibi davranan eski sevgili gibiydi.

daha fazla onun yanında kalamazdım. hemen çoraplarımı giydim,ayaklarımı popomun altına alarak kamufle ettim. yaklaşık olarak 28 dakikadır konuşmuyorum topuklarımla. uzun bir süre daha da onlarla göz göze gelebileceğimi zannetmiyorum. bunu kaldıramayabilirim.