confessions
  1. toplam entry 114815
  2. takipçi 57
  3. puan 278450

5 ekim 2017 erdoğan gökçek görüşmesi

elinde kaset olduğu konuşuluyor kulislerde. bence kaset değildir o flash disk veya harici hard disktir. neyse konudan sapmayalım, kasetin içinde ne olabilir analiz edelim ;
1- Hırsızlık veya rüşvet videosu : Böyle bir şey olsa bile malum kişi geri adım atmaz. sonuçta daha önce de böyle şeyler çıktı. halk umursamadı. müslüman, çalsa da çalışıyor. bu yeterli bir tehdit unsuru değil.
2- Cinsel içerikli video : böyle bir durumda da halk ne kadar duyar gösterir kestiremiyorum. sonuçta dinimizin emri 2. kadını imam nihakıma aldım diye sıyırabilir sanki. 2 .kadın başkasıyla evliyse o zaman biraz ortalık karışabilir.
3- cia ile iş birliği videosu : Bence bundan da sıyrılmak kolay. Çomarlara açıklamayı şu şekilde yapabilir, cia bizi kandırdı, sonra hadlerini bildirdik falan.
4- din'e küfür eden video : işte bu noktada açıklama yapamazlar. yukarıda olduğu gibi millet 'anamı sik ama dinime dokunma' seviyesinde olduğundan dolayı en tehlikeli video bu olabilir. başka bir dine ayin yapılırken çekilen video veya din ile alakalı bir alay videosu malum kişinin fişini çekebilir.

aşk

Kimi zaman çok kızdıran, öfkeden deli ettiren bir duygu. Yani aşk yoksa aman zikerler diyip işin içinden çıkarsın ama Kızıyorsan sen o kişiye büyük duygular hissettiğin içindir. Sonra kimi zaman dalda ötüşen iki kuşa bakıp sevdiğini hatırlamaktır. Arttırıyorum, yere düşen yaprağın romantizmiyle sevdiceğini özlemektir. Aslında ot böcek yaprak kadar basit, kalbinde uyandırdığı duygular kadar derin bir şey aşk. Çıkın gidin aşık olun olm, herseye ragmen eşsiz bir duygu, tarifsiz bir bağ şekli.

k9

eğitimli polis köpeği



"bundan bir önceki model neydi, k8 miydi? kaç sene oldu hala k9, niye k10 çıkmıyo lann?" diye soranlar için boş bir bilgi vereyim..

k9 bir kelime oyunu.. okunuşu "key" ve "nayn".. "keynayn"

bir başka kelimenin okunuşuyla aynı "canine"..

canine ne demek? canine köpek demek..


trivia bir bilgidir..

jüpiter

gazlı dev

böyle bir dev bu... gazlar fırtınalar filan..

şimdi bu resim mikipedia'dan..


2014 yılında çekilmiş bu resim.

resmin orijinali
https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter#/media/File:Jupiter_and_its_shrunken_Great_Red_Spot.jpg
sayfanın orijinali
https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter

aşağıdaki videonun 40. saniyesinden sonra bu fırtınalar anlatılıyor..


işte böyle manyak bir gezegen bu. bir anı bir anını tutmuyor filan..

neyse ... 2016 yılında bir resim daha çekilmiş


"The Hubble Space Telescope has captured images of glowing auroras over Jupiter just days before NASA's new Juno spaceship arrives to orbit the gas giant."
http://edition.cnn.com/2016/07/01/health/hubble-jupiter-juno-auroras/index.html


resmin orijinali
https://www.nasa.gov/sites/default/files/thumbnails/image/hs-2016-24-a-print-new.jpg

sayfanın orijinali
https://www.nasa.gov/feature/goddard/2016/hubble-captures-vivid-auroras-in-jupiter-s-atmosphere

bu resimde şu olmuş 2016 temmuz'unda juno denen uzay fikiboku jüpiter'in yörüngesine girecekmiş.. bu olayın birkaç gün öncesinde hubble teleskopu jüpiter'den bu görüntüyü yakalamış.. resimde jüpiter'in tepesindeki aurora'lar görüküyor.. yani kutup ışıkları..

mesele ne?

iki resim arasında fark yok.. fırtınlar, tayfunlar, boralar filan ama iki yılda en ufak bir fark yok.. tepesine fotoşopla atılan gelinin kızkardeşi simleri dışında hiçbir şey değişmemiş.. bulana öpicik..

genellikle böyle şeyler yazdığımda soruyorum yani "ulan acaba bizi mi sikiolar" diye.. taşak geçmek için soruyorum haliyle.. tabi ki bizi sikiolar..

sana bu jüpiter hakkında saatler boyunca bomboş konuşacak bir adam tanıtayım.. tanırsınız zaten.. discovery channel'da bol bol gördüğünüz bir aktör..

lawrence krauss.



çok zeki deha fizikçi filan diye pazarlanıyor.. ama lawrence kardeş de tıpkı diğer bilimci geldi hanım rolü verilen aktörlerden neil degrasse tyson gibi ne konuştuğunun bile farkında olmayan bir hebek..

bilimci lawrence'in bir resmini daha görelim..


bu resimde bir pedofil var..
jeffrey epstein


pedofil deyince böyle üç beş yaşında çocuklara filan tecavüz eden tipler geliyor aklımıza ama jerry daha çok ergen kızlarla ilgileniyor.. paranın, prestijin çok önemli şeyler olduğunu düşünen henüz tam olgunlaşmamış çocuklar..


jeffrey sadece yiyici değil satıcı. sabıkası bilem var.. 13 yaşındaki bir kızı satmaktan


namuslu bir hakim bulunmuş zamanında da verilebilmiş bu ceza.. sayın hakim şu koru hastanesi olayına da bir el atsa keşke..

jeffrey'in bir adası var.. orji adası



lolita express diye bir uçakla zenginler, şarkıcılar, devlet yöneticileri (teröristler), bankacılar (teröristler) vs adaya götürülüyor.. küçük kızlar filan.. sen olsan bari'nin videosunu çeken arkadaşlar mevzuyu daha iyi bilir..

konuya dönelim.. lawrence da adanın ziyaretçilerinden..


http://www.thesmokinggun.com/documents/crime/jeffrey-epstein-brief-history-of-slime-786903

"In 2012, Epstein hosted Stephen Hawking at a science conference held on his private Caribbean island. The theoretical physicist joined the sex offender, three Nobel Prize winners, and other noted scientists like Lawrence Krauss for a discussion on gravity."

yerçekimini tartışmışlar.. çocuk pornosu çekimini tartışacak halleri yok heralde.. ne fesatız..
lawrence arkadaşını savundu bile beaa
http://skepchick.org/2011/04/lawrence-krauss-defends-a-sex-offender-embarrasses-scientists-everywhere/

kafadan suçlama yapmayalım di mi.. en iyisini lawrence'in karısı bilir.. bulursan sorarsın.. 2012 yılında boşandılar..

sormadığımız soruya dönelim..

acaba bizi mi sikiolar?

evet.. bizi sikiyolar.. hepimizi.. çocuklarımızdan başlayarak.

necmettin yılmaz

necmettin


aybüke


neşe


ağa


sempatik


barış güvercini


eroin sevkiyatçısı


sevkiyat koruma görevlisi


dünya lideri


süper müslüman


nobel barış ödülü sahibi


terörist


müsadenizle sokayım böyle nizama

sözlükçülerin başından geçen garip olaylar

Toplaşın anlatacaklarım var. Dün gece 10 11 arası acil bir durum icin caddeye atmye arabayla çıktık. Dönüşte u yapıp eve gelmek için biraz daha uzaklaştık. İstanbulun iyi bir semtinde oturduğumu ve o saate ragmen çok işlek bir cadde olduğumu belirteyim. Dönüşte bir araba peşimize takıldı. Sağa döndüm sağa geldi sola döndüm sola geldi. Takip mesafesini kalabalık yerlerde korudu, sokaga dönünce tampon tampona pesimden gelmeye devam etti. Bu ne olm tanıdık mı acaba dedim ama arkamdan ayrılmıyordu. Siteye gireceğim sokaga döndüm o araba da döndü. Otoparkı açtık peşimden ayrılmadan siteye daldı. Tesadüfe bak komşularla peşisıra caddeden buraya geldim dedim. Dedim ama arabayı park edene kadar peşimde olduğuna emin olduğum takipçi kontağı kapattığım an buhar oldu uçtu. Gece boyu üç harfliler beni bmw ile takip etti kuruntusuyla yaşadım çünkü başka açıklama yoktu. Gel gelelim demin bir tanıdıktan aldığım haber sayesinde elim kolum tutmuyor. Son zamanlarda revaçta olan bir grup sapık gece geç saatlerde sadece bayan gördükleri arabanın peşine takılıyormuş. Dipdibe yolculuk sonucu uygun gördüğü yerde ya adres sormak için yanına yaklaşıyor ya da tenhada arabana arkadan vurup sen çıktığın an 3 4 kişi seni bayıltıyormuş. Yakın zamanda bizim semtte bir kadını bu şekilde kıstırıp 3 adam apartmana kadar kovalamış. Kadın kıl payı kurtulmuş. Ben ucuz yırtmışım ki site olduğunu anlayan kişi veya kişiler otopark kapanmadan tüymüş ama bunu okuyan sevgili hemcinslerim gözünüzu seveyim dikkatli olun benim gibi boyle bir durumda ayran budalasi gibi iyimser kalmayın. Karakola falan çekin. Hadi iyi akşamlar benim bunu biraz sindirmem lazım. 15 20 gün kafamı yorgana gömüp dünya niye böyle kötü düşünmeye ihtiyacım var.

ekşi sözlük koru hastanesi ilişkisi

vay arkadas, zurnanin zirt dedigi deligi buldum, paylasayim. bu da gol degilse ne gol olur artik bilinmez.

oncelikle hatirlamakta fayda var, su basligi bir gozden gecirelim.

(bkz:9 nisan 2017 koru hastanesi'ndeki rezalet)

bu baslik eksi'de silinmis, ardindan basligi acan kisi ucurulmus, bu da eksi de buyuk yanki uyandirmis ve olay eksi sozluk protestosuna kadar uzanmisti.

(bkz:24 mayıs 2017 ekşi sözlük protestosu)

meger olaylarin ic yuzu hic de gozuktugu gibi degilmis. meger eksi sozluk ile rezalete sahne olan hastane arasinda son derece siki fiki iliskiler varmis, hem de onmilyarca liralari iceren dostane iliskilerden bahsediyorum.

bahse konu olan olaydan hemen once yahut hemen sonra eksi sozluk yani esas ismi ile eksi teknoloji sirketi, koru hastanesine sosyal medya danismanligi teklifinde bulunuyor ve hastaneye bir teklif yolluyor.



ardindan eksi teknolojide calisan personel ile koru hastanesinde yetkili bir personelin yazismalari basliyor ve 45 bin tl ile anlasma saglaniyor.

buyurun bunlar da belgeler;







eksi sozluk ile koru hastanesi arasindaki dostane iliskinin eksi sozluk'e dolayisi ile kanzuk'a olan getirisi 45 bin tl, hesaplamadim ama kafadan 500 dürüm eder belki daha fazla, yaninda da ayran.

peki ben bunlari nicin desifre ettim, zorum ne?

tum varligini borclu oldugu yazarlari her vesilede sirtindan vuran, emeklerini yok sayan, isin ucu kendilerine dokundugu zaman yazar hesabi katliami yapan ve fakat hicbir kosulda yazarlarina, dolayisi ile kendilerine bu hayati saglayan kisilere minnet duymayan insanlara ozel bir gicigim var.

eksi sozluk'un yazarlarina da bayilirim, eksi sozluk'un kodlamasina da bayilirim ama şu dürüm aski yok mu, onu hazmedemiyorum iste. hani kanzuk sulu kofte yese vallahi bu kadar tilt olmayacagim.

bugün bu ülkede şahit olduğunuz en güzel şey

Arabayı özenle (yolun ortasına beş kala) park edip indikten sonra sevdiceğimin bir bakışını yakaladım oooolum sanırsım abye girmişiz siyasal islam falan ölmüş öyle hoşuna gitmiş bakıyor. Benim bugün bu ülkede karşılaştığım en güzel şey bu.

Her seçimde sonuç belli gencolar. Ben artık sandık satıldı oy çalındı muhabbetine inanmıyorum. Bu millet celladına aşık. O yüzden Free zone izmirde edilen dans da hayvansever berduşt arkadaş da pek umrumda degil.

team fortress 2

Bakın bu oyun bir baş yapıt bir sanat eseridir. Oyunun üzerinde 9 yıl çalışılmış ve hala geliştirilmekte.
Öncelikle oyunun sanatsal yapısından bahsedeyim. Oyunun karakter tasarımında J. C. Leyendecker'ın illüstrasyonlarından esinlenilmiş. Leyendecker illüstrasyonlarında kostüm ve malzeme detayını oldukça yüksek tutarken aynı zamanda temiz ve keskin çizimler ortaya koyan bir illüstratör. Dikkat ederseniz bu özellikleri hem Leyendecker'in çizimlerinde hem de team fortress 2 karakter tasarımlarında görebilirsiniz.
J.C. Leyendecker'in çizimlerinden bir kaçı:







Team fortress 2 karakterleri:







Oyunun çevre tasarımı da özenle hazırlanmış. Oyunda iki takım var blu(mavi renkli), red(kırmızı renkli), bu fark tahmin edeceğiniz üzere oyuncuların takım arkadaşlarını, karşı takımdan ayırmak için yaratılmış. Çevre renklerine baktığımızda ise daha gri ve kahveye kaçan renkleri görüyoruz bunun sebebi karakterlerin çevre renkleri arasında kaybolmasını engellemek.



Bonus:
Oynarken çok eğleneceğinize eminim.
Oyunda kazotsky kick adında bir dans var ve bazen bütün oyuncular asıl oynanışı bırakıp dans ediyor. Dansın kendisi rus kökenli olup oyun içi görüntülerine aşağıdan göz atabilirsiniz.



İleride vaktim olursa bu güzel oyunu övmeye devam edeceğim.

9 nisan 2017 koru hastanesi'ndeki rezalet

bu konuda dün karara bozma ve itiraz başvurumuzu resmi olarak yaptık. olayın toplumun vicdanını ilgilendirdiğini, anayasal hak olan madde 26'dan ifade özgürlüğünün korunduğunu, suç sayılacak tüm içeriklerin kaldırıldığını ancak diğer eleştirisel ifadelerin kaldırılmadığını itirazen bildirmiş olduk.

burada da paylaşmak istedim çünkü normalde avukatla başvururdum ama bu defa ben bizzat gittim. önce çağlayan adliyesi asliye hukuk sonra bakırköy adliyesi 5. sulh ceza'da tekrar itiraz başvurumuzu yaptık.

bunu burada paylaşmamın sebebi, esin kaynağım independence 'dir. kendisine huzurlarınızda ayrı bir teşekkürü borç biliyorum. bir entry yazmıştı şu an bulamadım.

kısaca eleştirebiliriz vicdanen bunda bir sakınca görmüyorum.

hükümet tarafından özelleştirilen kurumlar

Çok huyum değildir siyasete karışmak ancak yıllar önce bir liste hazırlamışım ve tekrar karşıma çıktı. Paylaşmak istedim ;
2003 – akp lideri tayyip erdoğan'ın adli sicilini temizleyen yasa kabul edildi.
2003 – seka balıkesir işletmesi satıldı.
2003 – taksan takım tezgahlarısanayi satıldı.
2003 – tzdk sakarya traktör işletmesi satıldı.
2003 – petkim standart kimya şirketi satıldı.
2003 – tekel çankırı kaya tuzlası satıldı.
2003 – seka aksu işletmesi satıldı.
2003 – sümerbank nazilli basma fabrikasısatıldı.
2003 – ormanların satışını öngeren yasa kabul edildi.
2003 – kuşadası limanı satıldı.
2003 – seka kastamonu işletmesi satıldı.
2003 – gerkonsan gerede çelik konstrüksiyon ve teçhizat fabrikaları satıldı.
2003 – trabzon, dikili limanı satıldı.
2003 – seka taşucu tersane alanı satıldı.
2003 – seka çaycuma işletmesi satıldı.
2003 – tcdd izmir limanı satıldı.
2004 – seka karacasu işletmesi satıldı
2004 – ebk manisa et ve tavuk kombinası satıldı.
2004 – eti bakır işletmeleri satıldı.
2004 – tekel sekili tuzlasısatıldı.
2004 – bursa gaz satıldı.
2004 – eti elektrometalurji satıldı.
2004 – sümer holding bakırköy işletmesi satıldı.
2004 – kütahya şeker fabrikası satıldı.
2004 – thy'deki kamu hisselerinin %23'ü satıldı.
2004 – eti gümüş satıldı.
2004 – seka ardanuç işletmesi satıldı.
2004 – sümerbank diyarbakır işletmesi satıldı.
2004 – çayeli bakır işletmeleri satıldı.
2004 – tügsaş'a ait gemlik gübre sanayi satıldı.
2004 – tekel alkollü içkiler sanayi satıldı. (iki yılı ödemesiz 292 milyon dolara alan şirket 2 yıl sonra 920 milyon dolara amerikalılara sattı. devlet yaklaşık 600 milyon dolar zarar ettirildi.)
2004 – tekel içki bölümünün satışının ardından 9 fabrika kapatıldı.
2004 – esgaz satıldı.
2004 – etikrom satıldı.
2004 – tümosan türk motor sanayi satıldı.
2004 – igsaş(istanbul gübre sanayi) satıldı.
2005 – sümerbank manisa pamuklu mensucat satıldı.
2005 – seka'ya ait üretim yapan 120 tesisin yıkımı tamamlandı.
2005 – şeker kurumu ve idari birimleri bakanlar kurulu kararıyla kaldırıldı.
2005 – sümerbank beykoz deri ve kundura satıldı.
2005 – seka izmit işletmeleri satıldı.
2005 – eti seydişehir alüminyum satıldı.
2005 – tügsaş'a ait tekirdağ depoları satıldı.
2005 – türk telekom (iki yıllık karına) yabancılara satıldı.
2005 – adapazarı şeker fabrikası satıldı.
2006 – tüpraş satıldı.
2006 – thy'daki kamu hisselerinin %28'i daha satıldı.
2006 – erdemir satıldı.
2006 – büyük ankara oteli satıldı.
2006 – tekel kaldırım, yavşan ve kayacık tuzlaları satıldı.
2007 – tcdd derince limanı satıldı.
2007 – deveci maden sahası işletme hakkı satıldı.
2007 – araç muayene istasyonu i ve ii. bölgeleri satıldı.
2007 – tcdd mersin limanı satıldı.
2008 – petkim satıldı.
2008 – tcdd bandırma ve samsun limanları satıldı.
2008 – ankara doğalgaz üretim'e ait 9 santral satıldı.
2008 – tekel sigara sanayi işletmeleri satıldı.
2008 – tekel'in adana, malatya, tokat, bitlis ve samsun sigara fabrikaları geniş arsalarıyla birlikte yabancılara satıldı.
2008 – tekel'in sigara bölümünün satışının ardından istanbul, adana, bitlis, malatya ve tokat sigara fabrikaları kapatıldı.
2008 – türkiye genelinde 60 yaprak tütün işleme tesisi kapatıldı.
2009 – başkent elektrik dağıtım satıldı.
2009 – meram elektrik dağıtım satıldı.
2009 – kastamonu, kırşehir, turhal, yozgat, çorum ve çarşamba şeker fabrikaları satıldı. (bu fabrikalarda sadece iki yıllık karına yabancılara satılmıştır.)
2009 – iller bankası'nın tasfiyesi için yasa hazırlandı.
2009 – güneydoğu sınırındaki arazilerin yabancılara satılması için yasa çıkartılmış olup, bu toprakların yabancılara devri için hazırlıklar devam etmektedir.

solucan gübresi

tanım: organik maddelerdeki besleyicilerin solucanlarla yeniden bitkiler için kullanılabilir hale getirilmesi

resimleri ileride güncelleyeceğim. yenilerini filan eklerim..

fazla kimya, biyoloji detayına girmeden kendi deneyimimi özetlemeye çalışayım. madem anafikri anlamışsınız ki burayı okuyorsunuz, o halde gerçek sorunları ve kendimce bulduğum çözümleri göstereyim.

organik maddeler derken evimizden çıkan bitkisel artıkları kastediyorum. domates, salatalık, portakal kabuğu, çay posası, havuçların uç kısımları filan...

şunlar gibi




ama yemek artığı değil. çünkü içinde çok fazla tuz (sodyum) var. tuz istemiyoruz.

ne var organik maddelerin içinde? karbon (c), hidrojen (h), azot (n), oksijen (o), magnezyum (mg), kalsiyum (ca), demir (fe), potasyum (k) vs... ama sodyum pek yok.. bitkiler sodyumu sevmez. sodyum istemiyoruz.. gelicez...

şimdilik konuyu basitleştirmek için çürüme sırasında karbon, hidrojen ve oksijenin havaya karıştığını söyleyelim. geri kazanmak istediğimiz şeyler n, mg, ca, k, fe gibi bitkilerin bol bol ihtiyaç duyduğu elementler..

nasıl yapıyoruz?

basitçe şudur

3 litrelik bir yoğurt kabının içine günlük bitkisel atıklarımızı koyuyoruz, içine de beş altı tane solucan koyuyoruz, solucanlar çürüyen bitki artıklarını yiyip dışkılıyor geride solucan gübresi dediğimiz şey kalıyor.. ingilizcesi worm castings.. solucanlar atıkları aktif olarak tükettikleri için çürüme işini muazzam şekilde hızlandırıyor. yutupta bir sürü insanın videosunu bulabilirsiniz.

karşılaşacağınız 3 temel sorun var.

koku
sinek
su

şimdi bu 3 temel soruna benim kullandığım çözümleri anlatayım.. sizin şartlarınızda ufak tefek düzeltmeler gerekebilir.

biraz teknik çok değil ama

koku: organik atıklar bakteri, maya ve küf gibi mikroorganizmaların etkisiyle çürür.. bu çürüme işlemi ya oksijenli ortamda olur (aerobik) ya da oksijensiz ortamda olur (anaerobik)... çürüme oksijensiz ortamda gerçekleşiyorsa kötü kokularla uğraşır durursunuz.

ortamda oksijen olup olmamasına göre farklı mikroorganizmalar devrede olabileceği gibi bazı mikroorganizmalar hem oksijenli hem oksijensiz ortamda yaşayabilir. bizim için önemli olan şey ortamdaki oksijeni olabildiğince yüksek tutmak. yani atıklarımıza çürürken bol bol hava sağlamalıyız. kötü koku oluşuyorsa oksijen yetersiz demektir.

ben şöyle yapıyorum

insanoğlunun en faydalı teknolojik buluşuyla tanışalım.. boş yoğurt kabı..


bir yoğurt kabını alıp altına ve yanlarına bir sürü küçük delik açıyorsun.


delikler olabildiğince çok olmalı ama fazla büyük çaplı olmamalı (sinek meselesi). ben lehim havyası kullanıyorum.



gayet güzel işe yarıyor, bir iki dakika içinde kabım hazır oluyor. havya ısınınca cort cort diye açıyorsun delikleri. sokakta filan satıyorlar 5 liraya gördüm.. yani ufak bir yatırım yapabilirsiniz.

daha büyük kaplar da kullanabilirsiniz. örneğin 10 litreye kadar plastik saksılar gibi. bundan daha fazla büyürse iç kısımlara oksijen ulaştırmada problem yaşarsınız.

bu delikler kabın içine yanlardan hava girmesini sağlayacak. solucanlar işte bu noktada işe yarıyor yanlardan giren hava solucanların açtığı kanallardan kabın en orta noktasına kadar ulaşıyor. yani koku problemi ortadan kalkıyor, çünkü kabın içine yeterince oksijen gitmesini sağlamış oluyorsun.

kabı nasıl hazırlıyorsun?

kabın altına 5 cm kadar toprak koyuyorsun, üzerine 10 santim kalınlıkta çöpleri koyuyorsun artı birkaç solucan (5-10) ve en üstüne tekrar 5 santim toprak koyuyorsun. kabı hazırlama işlemi bu kadar basit. çok iriyarı bitki artıklarınız varsa bıçakla bir miktar ufaltabilirsiniz.

ikinci problem sinek

bunu da şöyle aşıyorum

bir lastik alıyorsun.. paket lastiği olabilir ya da ben çok sexsiyim diyorsan don lastiği de olur . hava geçiren bir kumaş buluyorsun. örneğin eski tüller gibi ve kabın üstüne örtüp lastiği takıyorsun.. istersen kabın tamamını kaplayabilirsin. sinekler yeni çürümeye başlayan şeylerin kokusuna çok hassastır. dakikalar içinde çöpü bulup yumurtalarını bırakmaya çalışırlar. ama içeri girmelerini engellerseniz kabın etrafında dönüp durular ve ölürler.. yani ilk başta bir miktar sineği çekebilirsiniz ama üreyemedikleri için sorun olmaz. bir hafta kadar sonra da zaten çöpler ilk çürüme evresini geçer ve sineklerin ilgisini çekmez. kaplarınızı tuttuğunuz yer sürekli rüzgar alıyorsa sinekler istese bile gelemez.

üçüncü problem su

atıklarınızın %90'ı sudur. zaten bir hafta içinde hacmin azaldığını göreceksiniz. çöpler çürümeye başladığında altından muazzam miktarda su çıkarır. balkonunuz filan batabilir. o yüzden kabınızın altına mutlaka saksı altlığı gibi bir şey koyun. doldukça suyu kabınızın üstünden geri dökün.. çünkü korumak istediğimiz elementlerin birçoğu o suda. o suyu kaybetmek istemiyoruz.

alternatif ve daha iyi bir yol olarak iki tane yoğurt kabıyla başlayın. üst üste yerleştirin. solucanlı olanı üste, alttakine sadece toprak doldurun. bulabildiğiniz en kıraç toprak olabilir. üstteki kaptan sızan suyla çok kısa sürede son derece zengin bir toprak haline gelecektir. ama onu kullanmayın. o sizin fazla suyu toplamak için kullandığınız bir depo. her ihtimale karşı alta yine bir saksı altlığı..

normal şartlarda bu şekilde hazırlayacağınız bir kabın içindeki çöpler 5-6 hafta içinde tamamen tüketilmiş olur.

sonuçta şu şekilde bir şey elde edersiniz..



bunun adı solucan gübresidir. bu aşamada artık koku filan diye bir şey yok.. bir kaba biriktirip kullanacağınız zamana kadar kenarda bırakabilirsiniz. böylece daha da parçalanmaya devam eder. koku filan yapmaz, sinekleri çekmez.

ben basit bir elek aldım..


solucan gübresinin nemi azalıncaya kadar bekliyorum.. elekten geçiriyorum ve şuna benzer bir şey elde ediyorum.


benim elde ettiğim de şudur


saklanması ve kullanılması daha uygun oluyor. solucan gübresini tamamen kurutmayın.. yüksek su tutma özelliği, azot içeriği gibi çok değerli niteliklerini kaybetmesine neden olursunuz. nemini korumalı.

solucan gübresi basitçe bu.. balkonunuzun köşesinde bile yapabilirsiniz.. ama hızlı gitmeyin, ufaktan başlayın, sorunları gözünüzle görüp çözümlerinizi geliştirin..

bazı solucan türleri (örneğin kırmızı kaliforniya solucanı denen tür) atıkları çok hızlı tüketiyor. ayrıca fazla derine dalmıyor. bu gibi avantajları nedeniyle tercih ediliyor. ama bana sorarsanız bahçenizden alacağınız solucanlar da aynı işi gayet güzel yapıyor. bizim topraklarımızda doğal olarak bulunan solucan european nightcrawler diye geçiyor.

şu an kış olduğu için toprağın altında uykuya çekilmişlerdir. ilk denemeniz için bence baharı bekleyin. taşların altını kaldırıp bir kazmayla kazarsanız bulursunuz. internette solucan satan yerler de var. onları da deneyebilirsiniz ama biraz pahalıdır.

solucanlar yumurtayla ürüyor.. cocoon diyorlar.. çapları 4-5 milimetre kadar.




üstteki resimde çok fazla yumurta görünüyor.. siz büyük ihtimalle şuna benzer bir durum göreceksiniz.



bulduğunuz yumurtaları yeni kaplara transfer edin. yumurtanın içinden birkaç hafta içinde 2-6 kadar solucan çıkıyor. yani kabınıza koyacağınız solucanlar bir yılda çok hızlı artabilir. yeri gelmişken solucanlar hermafrodittir.. yani erkek dişi diye bir şey yok. bir araya koyacağınız 3-5 solucan şartlar uygun olduğu sürece üreyecektir.

solucan gübresinin diğer gübrelerden en büyük farkı doğrudan kullanılabilir olmasıdır. yani kuş kakasını filan fazla kaçırırsanız toprakta anormal azot birikir ve bitkiniz yanar. ama solucan gübresinde böyle bir problem yok.. ben yetiştirdiğim her şeyi doğrudan solucan gübresinin içinde yetiştiriyorum. yani hiç toprak kullanmıyorum. solucan gübresi ayrıca kokusuzdur. evinizin içindeki bitkilerde de gayet rahat kullanabilirsiniz.

Bütün bunları yaptınız ama kötü koku problemi oluştu... hep bu meekma yüzünden.. dur sakin ol. Problem büyük değil.. sorunun nasıl geliştiğini anlayalım çözüm de zaten kendiliğinden ortaya çıkacak..

kötü koku kabın içindeki hava bittiği zaman ortaya çıkıyor. Oksijen tükeniyor, oksijenli fermentasyon bitiyor, oksijensiz fermentasyon başlıyor. Ve kötü koku..

ama bu bir anda olmuyor. Oksijenli ortamda solunum yapan mikroorganizmalar (kısaca bakteriler diyelim) sürekli spor üretiyor. Hatta içerideki oksijen miktarı azaldıkça daha fazla miktarda spor üretmeye başlıyorlar, çünkü işlerin boka sardığını anlıyorlar. Sporlar bakterinin kendisinden daha zor şartlara dayanabiliyor.

En nihayetinde oksijenli solunum tümüyle duruyor. Oksijensiz solunum başlıyor. Elinizde kötü kokulu ama içinde bol miktarda oksijenli solunum yapabilen bakteri sporu bulunan bir döküntü kalıyor.. Çözüm? Oksijen.

En kolayı bahçeniz varsa. Kötü kokan yığını bir köşeye koyup dağıtın. Oksijen almasını sağlayın. İçerideki sporlar hızlıca faaliyete geçecek birkaç saat içinde kötü koku azalmaya başlayacak. Bir iki gün içinde de yeniden oksijenli solunum ortamı kurulacak.

Bahçeniz yoksa elinizdeki yığını bir saksının altına gömün. Su miktarı zaten epey azalmıştır. Üstünü toprakla kapatın ve içine bir şey, örneğin bir çiçek dikin. O haliyle de gübre olarak kullanılabilir. Üç beş ay sonra çiçeğiniz ömrünü tamamladığında alttaki başarısız gübre de normale dönmüş olacaktır. Su vermeniz yeterli. Yağmur suyu. Hep yağmur suyu..

solucan gübresini nasıl toplayacaksınız? en basit yöntem şu.. kabın üstünden bir miktar alıp başka bir kaba aktarın. solucanlar açıkta kalacak ve hemen derine kaçmaya çalışacaktır. birkaç dakika aşağı çekilmelerini bekleyin ve tekrar bir miktar alın.. bir süre sonra solucanlar kabınızın dibindeki 5 santim kadar bir yere hapsolacaktır. kabın içine tekrar atıklarınızı doldurup hazırlayın ve kenarda biriktirdiğiniz toprak/solucan gübresi karışımıyla da üstünü kapatın. hasat ettiğiniz gübrenin içine de solucanlar ve yumurtalar karışmış olabilir, onları da geri atın.. bu işlerde mutlaka eldiven kullanın.

şimdi.. ilk denemenizi başarıyla yaptığınızı varsayalım. elinizde çok az bir miktar solucan gübresi oldu, bu şekilde ürete ürete artık tek başına bir yoğurt kabı dolduracak solucan gübreniz olduysa şimdi bir seviye yukarı taşıyalım.

hani su problemi vardı ya.. işte onu şöyle aşıyoruz. diyelim ki dört kabınız oldu.. hepsini hazırlayıp üst üste koyuyorsunuz ve sadece en üsttekinin üstüne bez kapatıyorsunuz. kaplardan sızan sular alta doğru ilerliyor. yine en altta bir saksı altlığınız olsun, suyun balkonunuzu filan kirletmesine izin vermeyin. sistemli çalışırsanız ve yeterli yeriniz varsa tüm “çöplerinizi” yararlı bir ürüne dönüştürebilirsiniz.

solucan apartmanı


karşılaşacağınız sorunlardan birisi de (özellikle yazın ama kışın da) kabın içindeki nemin tamamen yitirilmesi. yani solucanların kuruması. işte böyle üst üste koyduğunuz zaman su kaybını azaltıyorsunuz ve sistem gayet güzel işliyor.. ilk seferki denemenizde kabın içinin nemli kalmasına dikkat edin. duruma göre ara ara üstten su dökmeniz bile gerekebilir. dökeceğiniz suyun yağmur suyu olması tercih sebebidir. damacana su değil, yağmur suyu.

solucanlar soğukta uyur.. aşırı sıcakta kendilerini dışarı atmaya çalışır. 15-25 derece arası idealdir. kaplarınızı güneşte bırakmayın...

gelelim şu sodyum meselesine..

genel olarak bitkiler pek sodyum kullanmaz... yani bitkilerin yapısında fazla sodyum yoktur. buna karşın potasyum çok tüketirler.. hayvanların sinir iletimi içinse hem sodyum hem de potasyum gereklidir. o yüzden otobur canlılar (örneğin keçiler) potasyum ihtiyaçlarını bitkilerle giderir, sodyum için taşları filan yalarlar.

şimdi bir bitkisel molekül görelim

bu klorofil... bitkilerin yeşil olmasının sebebi.




molekülün en ortasında bir tane magnezyum var. yani bitkinizi yetiştirdiğiniz toprakta magnezyum yoksa bitkileriniz klorofil yapamaz, klorofil yapamayınca güneşten yararlanamaz, ışıktan yararlanamayınca da gelişmez.

işte sodyum (tuz diye basitleştirelim) burada önemli. toprağınızda yeterli miktarda magnezyum olsa bile bitkileriniz magnezyum eksikliği çekebilir. çünkü ortamda çok fazla tuz bulunuyorsa bitkinin kökleri sodyumlardan kurtulup bir türlü magnezyumu aradan çekemez. aynı şey bitkilerin ihtiyaç duyduğu diğer elementler için de geçerli. o yüzden bitkilerinizi mecbur kalmadıkça musluk suyuyla sulamayın.. yağmur suyu tercih edin.

solucanlar da birer hayvan oldukları için kaba koyacağınız çöplerdeki az miktarda sodyumu bünyelerine alıp ortamdan uzaklaştırabilir. ama yemek artıkları çok fazla tuz getirir, onun tamamını topraktan çekemezler, o kadar tuz içeren gübreniz de pek işe yaramaz. yani yemek artıklarını koymayın.

karbon, hidrojen ve oksijene tekrar geri dönelim.. bunlar tamamen yok oluyor demiştik ama aslında öyle olmuyor. vitaminler, hormonlar gibi içinde önemli oranda c ve h içeren moleküller de toprakta kalıyor ve bitkilerin gelişimine katkıda bulunuyor.

solucanlarınız aşırı ürerse aldığınız bahçeye geri bırakabilirsiniz veya tavuk filan yetiştiriyorsanız onlara verebilirsiniz.

bitkilerinizi tamamen solucan gübresi içinde yetiştirebilirsiniz ama saksınıza koymadan önce içinde solucan ve yumurta kalmamasına dikkat edin yoksa garibanlar açlıktan bitkinizin köklerini yemeye başlar.

peki bu kadar zahmet sonucunda ne alıyorsunuz?

ödülünüz bu..












özetle; okuyun, elektronik öğrenin, kimya öğrenin, bir enstruman çalmayı öğrenin. nar şarabı yapın, kendinize bir youtube kanalı kurun. üretin. üretmek sizi insan yapan şeylerin başında gelir..

yorulacaksınız ama değecek çünkü geleceğinizi elinize almak için yorulmayı göze alamıyorsanız başkalarının size yazdığı hayatı yaşarsınız.

bilmem anlatabiliyor muyum?
https://www.youtube.com/watch?v=BawkcZdr3QI

kim jong un

aktör

iki üç hafta öncesine kadar kuzey koreyle yatıp kuzey koreyle yatıyorduk.. yok cükleer attı, yok füze denedi, yok bomba salladı filan.. noldu? tavsadı o iş..

anlatalım. bak şimdi böyle bir resim var


görmedin mi?

göstereyim.. arkada seks yapan peluş hayvanları gördün mü? hatta bir tanesine wink wink göz bile kırptırmışlar.. fotoğraf bir kreşte çekilmiş..

şimdi bu puştun ezdiği, sömürdüğü, kimseye nefes aldırmadığı, allahın günü cinayet işleyerek yönettiği bir ülkede bu foto şans eseri mi medyaya veriliyor? tabi ki hayır. kuzey kore denen cehennem çukurundan çıkan her türlü materyal mafyanın kontrolünde..

neden bu resim geliyor peki? dalga geçmek için.. gerçeği gözünün önüne koyup görmemeni bekliyorlar.. oynadıkları oyunun kurallarından biri bu..

dünyayı bir mafya yönetiyor. bu mafya vakti zamanında koreyi kuzey ve güney olarak ikiye böldü. siz yukarıdakiler komünist komünist takılın vakti gelince kötü adam rolünü oynarsınız dediler.. bu puşt familyası da ülkeyi köle düzeniyle yönetiyor..

şimdi geriye dönüp baktığın zaman görüyorsun ki soğuk savaş denen şey bir korku pornosundan ibaretmiş.. hiç amerikayla rusya birbirine daldı mı? hayır.. güya en sert rekabeti yaşayan iki ülke birbirilerine hiçbir zarar vermedi. olan hep gariban ülkelere oldu.. vietnam, angola, panama... ve biz..

bizde de mesela komünizmle mücadele dernekleri filan vardı di mi.. oralarda devşirilen bir ağlakullah ülkenin içine sıçtı bıraktı.. ne kozmik odası kaldığı talan etmediği, ne atatürkçü askerleri kaldı zalimlik yapmadığı, ne madeni kaldı sömürmediği... şimdi de amerika'da ajan abilerinin kucağında hop hop hopluyor.. adam orospu.. orospu geldi orospu gidiyor.. ama önemli olan nokta şu, bir zarar gördü mü? görmedi.. keyfi yerinde.. unutma olan hep fakire, garibana, kimsesize olur..

anadolu'daki gariban çocuklar birbirlerini kestiler, boğazladılar. kesmeye boğazlamaya yanaşmadıkları zaman cia'sı mossadı geldi onların kılığında cinayetler işledi ki karşılıklı nefret körüklensin diye... bugün yaşadığımız problemlerin tohumları 70'li yıllardaki bu orospular sayesinde ekildi.

fakir fukara çocukları birbirilerini boğazlarken soğuk savaşın güya tarafları hep medeni oldu birbirlerine karşı.



kim jong sik song.. bu ibneye geri dönelim. zamanı gelince kötü adamı oynasın diye konmuş paçoz bir aile. zamanı da geldi sanki.. orta doğu'da bombalanmadık bir santimetrekare kalmadı.. ırak'ı yerle bir ettiler kimyasal silah var diye.. ama yokmuş yani.. her biri birer insanlık suçlusu orospu evlatları hala saygın adamlar olarak geziyorlar.. neyse zamanı gelince alırsın ifadelerini.. sen.

bak şimdi bu da bir iki hafta önceki resim.. kuzey kore ordusu tatbikatta .. allah allah!




bu ne abicim? internet kafede red alert mi oynuyorsun? böyle bir savaş düzeni mi var? sahile yığmışsın tankı topu tüfeği kel alaka bir yere ateş ediliyor filan. tamamen dijital üretilmiş bir foto olma ihtimali bile son derece yüksek..

bu pezevengi üçüncü dünya savaşı goygoyunu pazarlamak için saldılar bir iki hafta önce.. biraz gerginlik yoklaması filan .. ama youtube'da çok sağlam adamlar var.. bu rezili itin götüne sokup çıkardılar.. ve noldu? kapandı konu... kuzey kore füze denedi, kuzey kore şiddetli osurdu bilmem ne diye haberler vardı geçen ay.. eee? devamı nerde? bitti.. yemedi.. şimdilik rafa kaldırdılar..

bu dünyada hepimize karşı bir savaş yürütülüyor.. ellerinde ne varsa atıyorlar, kimyasal, biyolojik, psikolojik her türlü silahı en insafsız şiddetlerde kullanıyorlar..

ama unutma kazanmaları mümkün olmayan savaş senin kafanın içinde olan.. bütün bu rezillikler senin kafanın içindeki savaşı kazanmak için yapılıyor.. o savaşta güçlü olmaya bak, çünkü sen izin vermediğin sürece oraya hiç kimse giremez.

kedi

yımışak burunlu hayvan



şimdi gerçek bir hikaye anlatıyorum. üniversitedeyken bir bağyan arkadaşım var bunun da evde bir kedisi var.. kendi kedisi de değil aslında ona da bir arkadaşı bırakmış bir süreliğine baksın diye.. ismi barbaros sanırım.. ya da baybars... böyle tumturaklı bir erkek ismi iste..

neyse bu kızın bir de başka bir kız arkadaşı daha var. o da bir süre onun evinde kalıyor..

şimdi bu kedilerin burnu yumuşak, nemli, eti puf kıvamında ya .. bu barbaros geceleri geliyor burnunu kızların burnuna yapıştırıyor öyle uyuyor. kızlar da bayılıyor bu harekete. mır mır mır gur gur gur sabaha kadar öyle huzur içinde uyulloar filan.. kediyi paylaşamıyorlar ama o derece yani.

neyse bir cuma akşamı bunlar okuldan erken çıkmışlar. taksi tutmuşlar.. akşam da naparız nederiz filan konuşuyorlar.. işte balık yaparız bilmem ne filan.. kızların biri öbürüne diyor ki "bu gece baybarsla ben yatıcam".. öbürü de diyor ki hayır "baybarsla dün gece sen yattın, esas bu gece ben yatıcam" filan.. derken dikiz aynasından taksiciyle göz göze geliyorlar...

ekşi sözlük koru hastanesi ilişkisi

merak eden varsa
https://eksisozluk.com/entry/68862122

dava filan açmamışlar.. independence kendisi de son bilgileri verebilir.

orada hesabınız varsa siz de sorabilirsiniz. ama bence bir yanıt gelmeyecek. ekşi sözlük ölü taklidi yapıyor.

o trol mezarlığında yazmanın bir manası kalmadı. çünkü en bomba yazıları bile yazsan bir bebeğin hakkını savununca şutlanıyorsun.. gerek yok bu adamlara para kazandırmaya.

buraya da demokrasi olduğu için gelmedim.

yani vaat edildiği üzere aktrol boktrol bilmem ne tespit edildiği anda uçurulması gibi net bir beklentim var. çünkü bu şerefsizler 5 senede içine sıçtılar oranın. ellerini sürdükleri her şeye yaptıkları gibi.

üstelik bu adamlar da konuşsun diyen ben dahil yüzlerce insan varken sürekli "sizi evinizden aldıracağız", "emniyete gönderdim entirini" filan gibi hitler gençliği derecesinde sadistlik yaparak nefret ettirdiler kendilerinden..

dediğim gibi buraya demokrasi var diye gelmedik, gücü olan gücünü hakkaniyetle kullanacağını vaat ettiği için geldik independıns bey.

pedofili infaz etmek

foruma dönüşmemesi dileğiyle

tanım: yapılması gereken şey.. pedofiller infaz edilmeli.

bu hukuk yoluyla olmalı tabi. ilk entirideki dexter kardeş yüreğimizi soğutuyor ama doğru bir davranış değil haliyle..

en değerli varlığımız çocuklarımızdır. onlara dokunanların da cezası ölüm olmalı.

tecavüzcüler.. hele de çocuk tecavüzcüleri tedavi olmuyor, ıslah olmuyor. dışarı çıktıkları anda yeniden av aramaya başlıyorlar. tabi bir önceki sefer çocuk ötmüşse de hapse girmişse bu sefer çocuğu da öldürüyorlar.

şimdi iki tane adam var.


Lawrence Bittaker ve Roy Norris..

Bunlar hapishanede tanışıyorlar. çıktıkları zaman yakalanmadan tecavüz etme planları yapıyorlar. bir minibüs alıp içini manyakça düşüncelerine göre düzenliyorlar.



5 tane genç kızı kaçırıp tecavüz ediyorlar. işkenceyle öldürüyorlar.

mahkemede kaydettikleri bir teyp kasedi dinleniyor. jüri üyeleri kendilerini salondan dışarı atıyorlar.. ytube'da ararsanız görüntülerini bulursunuz.

kurbanın adı Shirley Lynette Ledford.. 16 yaşında. tecavüze uğramış. kasette olan şey işkence.. ne işkencesi? kızın arka tarafından bir pense sokmuş, sıkıştırmış ve içeride döndürüyor..

merak eden varsa kasedin transkripti.
http://watchingrobertpickton88015.yuku.com/topic/3312/Transcript-Shirley-Lynette-Ledford-audio-recording-Bittake#.WUESpriddck

bu piçler Hapishanede tanıştılar demiştik.. ikisi de tecavüzden içeride.. Roy 8 yıl ceza almış.. Lawrence'a demiş ki içeride.. "8 yıl aldım ama değdi"

tecavüzcüler.. hele de çocuk tecavüzcüleri tedavi olmuyor, ıslah olmuyor. bu kadar somut..

ceza ölüm.. çok net.. nasıl ki bir tavuğun bile yavrusuna dokunmaya korkuyorsun insanın yavrusuna da dokunmaya korkacaksın. başına neler geleceğini bileceksin..

dünyayı yöneten bir şey var.. uğursuz bir şey. george soros gibi karanlık adamlar bile bunun yanında ilkokul 3 öğrencisi gibi kalıyor..

dünyayı yöneten uğursuz şey idama karşı. insanları çok sevdiği için değil, tam tersi insanlardan nefret ettiği için..

bu uğursuz şeye teslim olmuş yönetimler idam getiremez. çünkü yasak.


tecavüzcüler hapishanelerde yer olmadığı için serbest bırakılmıyor.. çıksın birine daha tecavüz etsin diye serbest bırakılıyor.. 100 sabıkalı hırsızlar gitsin yeniden bir eve girsin, belki birilerini de öldürür diye aramıza salınıyor.

http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/kadikoyde-dehset-hirsizlar-kapiciyi-doverek-oldurdu-1789020/

çünkü dünyayı yöneten uğursuz şey öyle emrediyor. idam olmayacak.. tecavüzcüler, hırsızlar, katiller salınacak..

pippa bacca'yı öldüren pislik hani ağırlaştırılmış müebbet almıştı?
http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/04/21/pippa.baccanin.katiline.ceza.indirimi/658133.0/index.html

dava unutuldu, uğursuz şeyin sevecen kolları katile kıyağını yaptı.. beş altı yıla aramıza da katılır..

arada bir goygoy gündemi oluyor yok idam gelecek bilmem ne filan diye.. bak şimdi ne olacağını yazalım.. diyelim ki idam geldi.. etöcü, fetöcü, ketöcü takır takır idam ediyoruz insanları.. süper.. yaşıyoz da noluyo icabında.. derken bir pedofil çıkacak... yönetime herhangi bir çıkarı olmadan gönlüyle oy veren insanlar da dahil olmak üzere herkes idam bekleyecek.. ama yönetim o pedofili idam edemeyecek.. neden? çünkü yasak.. bu sefer akıllara şüpheler düşecek... noluyoruz lan demeye başlayacak geniş halk kitleleri.. toplumun en safça inanmış kesimleri de yönetimi sorgulamaya başlayacak .. çaktın?

bütün sapıklar, tacizciler, psikopatlar ellerine silah alıp diledikleri gibi gezebiliyor ama medyada filmlerde filan sana sürekli silahın ne kadar kötü bir şey olduğu propagandası yapılıyor.. sen bir kadın olarak altgeçitten tırnakları sökülmüş bir kedi gibi savunmasız geçerken, arkandan seni takip eden sapık bıçağı, muştası, tabancası tam teçhizat silahlanmış yaklaşıyor.. propagandaya kanma .. bireysel silahlanma temel bir insan hakkıdır...

özeti.. bir daha idam gelecekmiş goygoyuna ciddi ciddi vakit ayırırsan kendi zamanını ve enerjini boşa harcamış olursun.. çünkü idam filan gelmeyecek. çünkü yasak..

pedofili infaz etmek

eğitim sistemimizde sosyal bilimlerin eksikliğini bir kere daha göstermiş başlıktır. hakkında kimse atıp tutmakta bir sakınca görmediğine göre en kısa zamanda böbrek hastalarına kolanın içine leblebi koyup içmelerini, yatırım yapacaklara yüklü miktarda uganda şilini almalarını, fabrika sahiplerine de makine mühendislerini işten çıkarıp yerine makineye iki üç vurabilecek vasıfsız eleman almalarını tavsiye etmeye başlıyorum.

bakın ne yapalım. çevresine karşı agresif davranışlar gösterebilen (gayet adam da öldürebilirler) şizofreni hastaları hakkında çözüm odaklı çalışmaları durdurup hepsini asalım. ama yarın kendi çocuğunuza şizofreni teşhisi koyulursa ağlayıp sızlamak yok, devlet bir hafta içerisinde alacak, en kısa zamanda gaz odalarında infaz edecek.

pedofili şu an için psikoloji, sosyoloji, genetik gibi disiplinlerin araştırma konusudur, bu disiplinlere emek vermiyorsanız eğer, eleştirebileceğiniz tek şey mevcut hukuk sisteminin işleyişi ile alakalı bozukluklardır. bundan sadece bir asır önce, bugün oral antibiyotik tedavisiyle çözülebilecek kadar basit hastalıklara sahip insanların tecrit adalarında nasıl ölüme terk edildiklerini unutmamak lazım.

edit: imla

sözlükçülerin başından geçen garip olaylar

aracı satacağım için dün sabah erkenden kalkıp, son kontrolleri ve temizliğini yapmak için sokağa indim. tam her şeyi kontrol ettiğim sırada ağzında garip bir nesne taşıyan sokak köpeğini gördüm. fakat, nesnenin ne olduğuna bir türlü anlam veremiyorum. en sonunda yanına gittim köpeğin. kıvrak bir ayak ucu darbesiyle, köpeği incitmeden ağzındaki nesneyi düşürdüm. "yohh amk, daha neler.." dedidiğimi hatırlıyorum. ammış.
bildiğin 'am'. hangi manyak sokağa am atar amk?

köpek biraz parçalamış ama görüntü aşikâr.

https://i.hizliresim.com/ZZ4Ebo.jpg
https://i.hizliresim.com/ldlWag.jpg

shih tzu

çin menşeli minicik, bol tuylu, tuylerden agzi ve gozleri gozukmeyen, goz ve agiz olmasi gereken yerlerin tam ortasinda minicik bir burnu olan, fazla buyumeyen bir kopek cinsi.
ayrica yeni kopegim.


ekşi sözlük

Üç beş ergen yuvası. Yazarı degilim, takip etmeyi bırakalı çok oldu. Yarısı abazan erkek başlıkları, kalanı gündeme göre değişiyor. Bir ünlü vefat eder yüzlerce ışıklar içinde yat güzel adam ve bir o kadar x kim amk entrysi döşenir, ygs açıklanmasına bir gün kala bir ton açıklandı! Kandırdım zaaaaaa!! Entrysi girilir. Bilgi namına bir şey yok. Forumdan zerre farkı yok. Eskiden gerçekten güzeldi ama her şey zaten eskiden güzeldi. Zaman geçti, biz büyüdük ve sen de artık herkes gibisin ekşi sözlük.

fetullah gülen'in 4 milyar doları kktc'ye transferi

2 dolarlık banknotlarla gerçekleştirilen transferdir. gelin birlikte inceleyelim:

100$'lardan oluşan 4 milyar dolar ağırlık olarak 4 ton, hacim olarak 41,4 m3 yapar. ucuca eklendiğinde uzunluğu 4 km'yi bulur. türkiye'nin kıbrıs'a uzaklığı 112 km'dir. yani 100$ kullanılsaydı, kıbrıs'a para transfer edebilmek için en azından 28 milyar dolar gerekecekti.

oysa 4 milyar dolarlık aynı transferi 2 dolarlık banknotlarla yaparsak 200 km'ye erişimimiz olur. hem adaya çıkabilir hemde istediğimiz yere gidebiliriz.

şu ilkokulu bir bitireyim, adımı daha çok duyacaksınız.

sokak hayvanları

bugün malum hava serin, ara ara yağmur yağıyor. sokagimizin başında bir kedi var sabit oralarda takılır. halini duruşunu kötü gördüm biraz kuru mama getirdim, yanına oturdum. kedi mamaya burnunu bile sürmeden kucagima atladı. montumun içine yerleşti belliki üşümüş. patisiyle kolumu kavradı ve uyudu. birakicam, birakmamda lazım kiyamiyorum. eve alsam ilgilensem evde kedim var hiç affetmez önce kediyi sonra beni döver annemden bahsetmiyorum bile. neyse işte sözlük sen ne güzelsin ne tatlısın dedikce hayvan rahatliyor belli. sımsıkı sarıldım bissuru konuştum sevdim. bir gözü katarakt diğer akmış iltihaplı. perişan halde. belki yarım saat kucagimda öyle durdu. mecburen sonra eve döndüm. siz de yakınınızdaki canları boş geçmeyin. bir paket yaş mama 2.5 tl bir öğün yeter. olmadı süt verin. o da olmadı sevin. konuşun. hayvan dediğimiz hissediyor konuştuğumuz şeyi sevgimizi anlıyor. sokak hayvanlarını biraz daha fark edelim.

1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum

inci sözlükte roadrunnersikenjackal'ın, şırnak'ta askerlik yaptığı günleri anlattığı hikaye.

bir günde independence'in anlatsam mı anlatmasam mı başlığını görünce, bu hikayeden bahsetmek istedim. muhtemelen kimse ilgilenmez. ama popüler bir hikaye. biri googleda aratırsa, bizim sözlüğümüzden de okusun.

uydurma olduğunu düşünenler olsa da, ben gerçek olduğunu düşünüyorum. bazı yerlerde mübalağa var sadece. o günleri yaşayan bir insanın gözünden bakmak çok farklı. beni çok ağlatmıştır vefasız. o değil de, o zamanlar terörle mücadele varmış be!

Şuradan sadece yazarın entrylerini okuyabilirsiniz.

not: hikayenin sonunda yağmur ölüyor.

valentina vladimirovna tereskova

valentina vladimirovna tereşkova (d. 6 mart 1937), emekli sovyet kozmonotu ve uzaya çıkan ilk kadındır.

valentina vladimirovna tereşkova, rusya sovyet federatif sosyalist cumhuriyeti'ne bağlı yaroslavl'da küçük bir köy olan bolşoye maslennikovo'da doğdu. okulu bitirince bir lastik fabrikasında çalıştı, daha sonra mühendislik tahsili yaptı. bu sırada hobi olarak paraşütçülüğe başladı. 1961'de yerel komsomol'un (komünist gençlik kolu) sekreteri oldu ve ardından sovyetler birliği komünist partisi'ne katıldı.

uzay yarışı'nın başlangıç yıllarında, sovyetler uzayda mümkün olduğunca çok "ilk"e imza atmaya çalışıyordu. 1961'de gagarin'in uzaya çıkan ilk insan olmasının ardından, sovyet uzay programını yöneten başmühendis korolyov, bu kez bir kadını uzaya gönderme fikrini öne sürdü. böylece sovyetler yeni bir teknoloji geliştirmeye gerek kalmadan dünya çapında prestij kazanmış olacaktı. ayrıca kadınların erkeklerle eş başarılar göstermesi, sovyet ideolojisine son derece uygundu.

ilk uzaykadınını belirlemek için geniş çaplı bir tarama başlatıldı. kıstaslar, adayların paraşütçü, 30 yaşın altında, 170 cm'den kısa ve 70 kg'dan hafif olmasıydı. tereşkova, seçilen dört kişiden biri olmayı başardı ve seçilen diğer arkadaşlarıyla birlikte yoğun bir eğitim programına tabi tutuldu. programda ağırlıksız uçuşlar, paraşüt atlamaları, izolasyon sınamaları, merkezkaç sınamaları, roket kuramı, uzay mühendisliği ve pilotluk eğitimi bulunuyordu.

tereşkova, "proleter" geçmişi sayesinde diğer adaylardan daha şanslı görülüyordu. programın sonunda tereşkova'yı bizzat nikita kruşçev ilk uzaykadını olarak seçti.

16 haziran 1963'de tereşkova vostok 6 ile uçarak uzaya çıkan ilk kadın ve ilk sivil oldu. dünya yörüngesinde 48 tur attı ve neredeyse üç gün uzayda kaldı (o zamana kadar uzaya giden abd'li uzayadamlarının toplam süresinden fazla).

buna karşın, başmühendis korolyov, tereşkova'nın gösterdiği performanstan memnun değildi. tereşkova, dünya'dan gelen telsiz çağrılarına cevap vermemiş ve uzun süre suskun kalmıştı. korku yüzünden paralize olduğu iddia edilmekteydi. bunun üzerine uzay aracının kontrolü ilk uzaykadınına bırakılmadı ve otomatik sistemle dünyaya dönmesi sağlandı. tereşkova, uçuştaki başarısızlığıyla ilgili iddiaları reddetmektedir.

belki de tereşkova'nın başarısız olduğuna ilişkin kamuoyundan gizli tutulan bu iddialar yüzünden, sovyetler daha sonra uzun süre uzaya kadın personel göndermedi.

alın teri değil copy paste.

bilgiçlerin şiirleri

2004'te bir gece yapmış güzel bir hırs
eline sağlık büyük jedi independence
kodları yazar durur yapmaz hiç dırdır
bu sözlük sana çok şey borçlu bigcoder

aydınlatıp bizi göğe bakmamızı sağladı
o ki işte gunesiminyerininezamanampulaldi
sözlükte her başlığı işte yine sen hallettin
kafası güzel, kendi güzel, güzel ruknettin

entryleri es geçilmez, rana, ruşen bir inci.
bilmiyorsanız tanıyın o bir profesyonelogrenci
delirdiğimizde müracaat ona olacaktır elbet,
şu okulu yala yut da sendeyiz bak ismettt

bir meçhul azîm-i edîb var ki kalpte karha.
uzun müddet oldu yok, neredesin yâ terra?
buralarda bir münevver musikişinas var;
mütevazıdır kendisi, pek muhterem gabyar

üşenmez didinir yazar, entryleri hoştur çok
klavyene kuvvet saygıdeğer antiformalistrayok
yenilikçidir, ilerigörüşlü sözlüğe çok şey katar
çünkü ona buralarda derler ki herkonudafikrimvar

iyi özümse entrylerini, her fikrini dikte et.
böyle bir yazar daha gelmez, o scalet
azimlidir hem kendisi çalışkandır hem
ritmi çok yüksektir; dakikada 125bpm

bir psikolog olsa gerek; böyledir kanım.
uçsuz bucaksız derya hmmmmmtmmcnm
ele geçirebilir buraları, bulursa eğer bug,
sözlüğün önemli bir değeridir pipolarbozuk

her daim bir başkadır onun kalbimdeki yeri
delikanlıdır, adamdır, dosttur akillibirdeli
bu kendini bilmezden döküldü birkaç kelam.
naçizane bir şeyler söyledi mustaitbiradam

not: adını geçiremediğim nice yazardan özür dilerim. :) bir başka sefere. :)

en sevdiğiniz sözlük yazarları

(bkz:bigcoder)

küçük bir neden :

mesela rikki roath hakkında bilmediğim baya şeyi onun entrysinden öğrendim. internette araştırdığımdan daha fazlasını o entry de gördüm.

(bkz:independence)

küçük bir neden :

güncel hemen herşeyi buraya da taşıyor ve en önemlisi hiç yazarlarla bu kadar ilgili olan bir moderatör görmedim. 2 kez mesaj attım ve 3 dk sürmedi geri dönüş. ve benzeri birçok şey. emeğine sağlık.

(bkz:hmmmmmtmmcnm)

kendisi bayan bi psikolog sanırım.
hergün 5+ terim öğrenmekteyim kendisinden. sağolsun. emeğine sağlık.

(bkz:herkonudafikrimvar)

üşenmeyip yazan yazar arkadaşlardan.instagramını paylaşmıştı kendisi.tespitleri güzeldir bence.iidir hojdır instagram pujdır kısaca.

(bkz:ruknettin)

aktif bir yazar. hatırladığım birkaç entrysine hatırladıkça gülerim. ondan da öğrendim baya şey. emeğine sağlık.

(bkz:scalet)

dikkatle okurum yazdıklarını.ondan da öğrendiğim oldu baya. sağolsun. emeğine sağlık.

(bkz:gunesiminyerininezamanampulaldı)
haklıdır.dili de sivridir.ama haklıdır.harbi haklıdır.has partili sanırım.güneşten ampule. :)
evet kötü bir espri.

var daha. mobilden yazmak yorucu sadece.

hayatın ne kadar güzel olduğunun anlaşıldığı anlar

bunu entryimi hangi başlığın altına gireyim bilemedim, yeni bir başlık da açmak istemedim.

bu akşam sisteme karşı gelip parkın basket sahasında her zamanki futbol oynuyoruz. maç yaptığımız esnada pas atarken basketbol oynayan küçük bir çocuğun yüzüne top çarptı. çocuk beklemiyordu tabi devrildi. kalktı, ablası diye tahmin ettiğim bir kızın kucağına ağlayarak gitti. o sırada kenardan annesi diye tahmin ettiğim bir bayan da geldi. ben de çocuğun durumu için oraya gittim. bayan, çocuğun yüzüne bakıp okşayarak:
"hani bakayım arda, neresi, gözünün altı mı, acıyor mu, yok bir şeyin oğlum." deyip ağlamasını durdurmaya çalıştı. ablası da kucağından yere bırakınca çocuğu tutup:
"arda, iyi misin, gel öpeyim." diyerek gözünden öptüm. ardından "barıştık mı?" dedim.
arda o anda boynuma sarılıp beni yanağımdan öpüp sadece gülümsedi.

ulan, çocuklar kadar masum canlılar yok şu dünyada.
büyüdükçe kirleniyor ve tüm masumiyetimizi kaybediyoruz.

arda, yarın parka gel de basket oynayalım dostum.

kocaeli çocuk rehabilitasyon merkezinde ki olaylar

ekşi sözlüğün gündeme getirdiği önemli başlık.
makrodalga adlı yazarın öne sürdüğü bu olay gerçekten dikkat çekici. lakin yazar arı kovanına çomak sokmuş gibi duruyor. bu tip konuların incelenmesi ve gündeme taşınması önemli. anonim olarak işleyen bu tarz kurumlar ensar vakfı örneği teşkil edebilir. ensar vakfı sadece bir örnekti. türkiye'de bu şekilde istimara göz yuman daha çok kurum olduğunu düşünmek bile korkutucu. dikkate alınmalı ve önemsenmesi gereken konulardır.

"okula giderken tanık olduğum ve kayda aldığım olaylardır. videoyu entrynin sonunda paylaşacağım. kurumun ismi bambaşka bir şey de olabilir, zira tesisin üzerinde en ufak bir tabela dahi yoktu. birazdan değineceğim.

bu sabah ev arkadaşımla okula giderken etrafı çitlerle çevrili bi tesisten imdat çığlıkları yükseldiğini duyduk. arabayı tesisin önüne çekip güvenlik görevlisine ne olduğunu sorduğumda önemli bir şey olmadığını ve gitmemiz gerektiğini söyledi. adamın tavırları garip geldiği için "burası nedir?" diye sordum. özel bi tesis olduğunu ve yine gitmemiz gerektiğini söyledi, fakat ne binanın üzerinde, ne de kapı girişinde tesisin ne olduğuna dair en ufak bir tabela yoktu. durumdan iyice şüphelenip polisi çağıracağımı söyledim ve bana zaten bilgileri olduğunu ve birazdan geleceklerini söyledi. bu esnada kızlar sürekli pencereden çığlık atmaya devam ediyordu. ben yine de arayacağımı söyleyip 155i aradım. çıkan memura olaydan bahsedip bi ekip göndermelerini istedim. konuştuğum yetkili kişi ekip gelene kadar orada beklememizi rica etti. polis ekibi gelene kadar içerideki kişiler sert bir şekilde gitmemizi söylüyordu. beş dakika kadar sonra sivil bi araç gelip kapıdan içeri girdi. aracın plakasını alıp bi daha polisi aradık ve gelen kişilerin sivil polis olduğunu teyit ettik, fakat içeride bulundukları on dakika boyunca binaya girmek dışında hiçbir şey yapmadılar. kızlar hala çığlık çığlığa yardım istiyorlardı. kapıyı üstlerine kilitlemişler ve soyunma odalarında kamera olduğunu, kendilerine işkence edildiğini ve aileleriyle görüşmelerine izin verilmediğini bağırarak söylüyorlardı. bu esnada farklı ve diğerlerine nazaran daha ılımlı görünen bi güvenlik görevlisine çitlere yaklaşıp ne olduğunu sorduk. adam gizli bi rehabilitasyon merkezi olduğunu ve yine gitmemiz gerektiğini söyledi. on dakika kadar sonra sivil polisler binadan çıktı fakat değişen hiçbir şey olmadı. kızlar hala bağırmaya devam ediyordu. olayların iyice kontrolden çıkacağını fark edip orayı terk ettik.

ardından hukuki konularda yetkin bi arkadaşıma durumu anlattım ve bunu savcılığa taşımamı önerdi. bulunduğumuz yerden ayrılıp kocaeli adliyesine, savcılığa suç duyurusunda bulunmaya gittik. bu kısımdan sonra işler biraz daha şüpheli bi hal almaya başladı.

ilk önce a isimli savcının odasına giderek durumu izah ettik. bu savcı kişisi tarif ettiğimiz yeri tam olarak bilmediğini, b isimli savcının daha iyi yardımcı olabileceğini söyleyerek b savcısına gitmemizi söyledi. tamam deyip b isimli savcının odasına gittik ve durumu yine izah ettik. ardından b savcısı a savcısını telefonla arayarak neden bizi kendisine gönderdiğini sordu. kısa bi konuşmanın ardından cep telefonu çaldı ve c isimli ünvanını bilmediğim birisi b savcısına bi şeyler anlatmaya başladı. bu esnada b savcısı telefonu hoparlöre alarak bize dinletmeye başladı. telefondaki adam çocukların ifadelerinin alındığını ve bi sorun olmadığını söyleyip telefonu kapattı. peki bu c kişisi hiçbir şey yokken bir anda konuştuğumuz savcıyı arayıp neden bilgi verdi? biz savcıyla görüşürken arka planda ne dönüyordu ve adam neden arayıp brifing verme ihtiyacı hissetti?
savcı telefonu kapattıktan sonra bize dönüp tesisin mağdur ve istismara uğramış çocuklar için yapıldığını, gizli olması gerektiğini ve soruşturmanın devam ettiğini söyledi. ben de ilk önce soruşturma ne kadar sürecek dedim. bir hafta da sürebilir, bir ay da sürebilir, üç yıl da sürebilir dedi. soruşturmanın takipçisi olmak istediğimi söyleyince gizli yürütüldüğü için bunun mümkün olmadığını söyledi. ardından duruşmalara katılmak istediğimi ve bu tür olaylarda soruşturma sürecinin bir aciliyeti olduğu için aslında söylediği kadar uzun sürmediğinden bahsettim. bu söylediklerimden sonra sert bi ses tonuyla altı ay da sürebilir üç sene de, duruşmalara katılmak istiyorsan medyadan takip edip katılabilirsin dedi. bütün bu süreçte okul servisinin en arkasında koltuğa yayılmış bir dördüncü sınıf öğrencisi oturuşuyla konuşuyordu. pekala deyip odadan çıktık.

bütün bunlar yaşandıktan bir-iki saat kadar sonra ev arkadaşımın kullandığı aracın plakasını alıp babasına ulaşmışlar. arayan polis çekim yaptığımız için bizden şikayetçi olunduğunu söylemiş, fakat böyle bir durumu kayıt altına almak herhangi bir suç teşkil etmiyor.

bütün bunlar yaşanırken gerek benim, gerekse ev arkadaşımın kafasında bir takım şüpheli sorular belirdi;

- eğer burası bir devlet kurumuysa neden herhangi bir tabela yoktu?
- bu tesis bahsedildiği gibi legal olsa dahi yönetimdeki belli kişiler bu çocukları istismar ediyor olabilirler mi?
- yukarıda bahsettiğim c kişisi neden durduk yere savcıyı arayıp bilgilendirme yaptı?
- b savcısı neden bu kadar agresif ve kesinlikle aydınlatıcı olmayan bi tutum sergiledi?
- eğer bu yaşananlarda herhangi bir anormallik yoksa neden bizden şikayetçi olundu?
- kurumun bizden şikayetçi olması bi tür sindirme politikası mı?

videolar için (yer yer küfür içeriyor):

[1http://sendvid.com/azay5de8 ]
[2http://sendvid.com/m63qpvx0 ]
[3http://sendvid.com/zmwjzv5z ]"
https://eksisozluk.com/kocaeli-cocuk-rehabilitasyon-merkezindeki-olaylar--5077810?a=popular

evrim teorisi

doğada gözlemlediğimiz bir gerçeği açıklamak adına oluşturulmuş bir teoridir. çokça tartışması olur. işbu entry bu tartışmalar üzerinedir.

başlayalım.
sanırım buradaki en büyük sorun teori nedir bilmemekten çıkıyor.

teori bilimde bizim felsefede ya da halk dilinde kullandığımız gibi "attım bir teori tutarsa güzel olur" şeklinde kullanılmıyor önce bunu bilelim. o en fazla hipotezdir ki hipotez için bile belli başlı çalışmalar gerekir. oradan çok çok sonra teori gelir. bilimde ulaşılabilecek en üst nokta kanundur. onun bir tık altına teori denir.

canlılıkla uğraştığınız zaman sonuçlar çok değişken olduğu için matematikteki bir teori bir denklem çözüldüğünde doğrulanıp kesin bir kanuna dönüşürken biyolojide bu çok mümkün olamıyor ne yazık ki.
bu teorinin kesinleşip kanun olma sürecinin uzamasının sebebi de budur.

ben burada yerçekimi örneğini vermeyi seviyorum. yerçekiminin de bir teori olduğunu söylemeyi. olan şu yani: normalde kütleçekim var kimse dünyadan uzaya düşmüyor. ama bu nasıl var? yerçekimi teorisi budur. uzun zaman kullanılmıştır. kütleçekim denklemi oluşturulduğunda da bu teori kanuna dönüşmüştür. o denklem oluşturulduğunda yerçekimi teorisini yanlışlasaydı teori çökerdi ama yerçekimi hala bizi dünyada tutuyor olurdu. yani en fazla teori yanlışlanabilir. yerçekimine bir şey olmaz. veya yerçekimi teorisinin yanlış olduğu bugün kabul edilse ortaya bu gerçeğin mekanizmasını açıklayacak başka bir hipotez atılır. bilimsel süreçlerden geçer güçlenirse yeni teori o olur.

aynı şekilde evrim de bir gerçektir. bunun mekanizmasını anlatan bilimsel yola da evrim teorisi denir. bu teoriyi yanlışlamak tabi ki mümkündür. eksikleri de olabilir. ama bu evrimi sarsmaz. evrim teorisini komple yıksan evrimi anlatacak başka bir hipotez oluşur ve bu denenir bunun üzerine çalışılır. yanlışsa başkası ve bir başkası gelir. en doğrusunu bulana kadar devam eder. bilimde kimse babasının oğlunun hipotezine bazı standartları karşılamıyorsa teori demez. bilime bu yüzden güvenilir. bilime yalancı diyemezsiniz.

yine bu teoriyi yanlışlamak sadece bilimsel yollarla mümkündür. her şeyin bir usulü vardır neticede. ha yine evrim teorisi çok rererörö diyen olur mu? olur. ama bilimin yolu bu değildir. bir çalışma bir makale olmadan kimse ciddiye almaz. yazılmış bir makaleyi eleştirmiyorsanız kimse yüzünüze bakmaz.

bir gerçeği bu şekilde yok edemezsiniz. fikir yürüterek bilimsel veriyi çürütemezsiniz. söylemek istedim.

ne sonuca vardık?
evrim var mıdır yok mudur konusu ve evrim teorisi yalan mı gerçek mi konusu bambaşka konulardır. bunu bilerek entry girersek anlaşmazlığın biraz azalacağını düşünüyorum.

esen kalın.

bilgi sözlük

mobil sitesinin fazla guzel oldugu sozluk. bugun deneme imkanim oldu. hic bir fazlalik yok cicek yok böcek yok. tamamiyle kullanim amacina uygun verimin en yuksek alinacagi sekliyle tasarlanmis. duzeltilmesi gereken hicbir sey carpmadi gozume. o kadar islevsel ki masaustu surumu birakip butun gun mobilde durabilirim. birkac gunde bu kadar iyi birsey cikarmak azim isidir. bilgi sozluk kalitesi hosuma gitti bir kez daha.