confessions
  1. toplam entry 117011
  2. takipçi 68
  3. puan 283125

amerikan seçimleri ile covid vaka sayısı ilişkisi

kasım ayında yapılacak ve trump'ın tamam mı devam mı göreceği abd seçimleri yaklaştı. linkini vereceğim sitede, hangi eyaletlerin cumhuriyetçi, hangilerinin demokrat ve hangilerinin "arada kalmış" olduğu gösteriliyor. ama bir resim olarak atayım:


burada "toss-up" arada kalmış eyaletler, "leaning" ise kesin değil ama belirli bi tarafa daha yakın olanlar.

gelin bir de amerika'da eyalet eyalet vaka sayılarına bakalım. ilki, toplam vaka sayısı, top 10 dün itibariyle:


ikincisi, yeni vaka sayısına göre top 10, dün itibariyle:


bu virükün en çok uğradığı ve şu anda en çok artış gösteren eyaletler ya biden'in kazanacağı ya da arada kalmış eyaletler. halbuki bu adamlar bu virüs işini ciddiye alıyor, önlem alıyorlar di mi? tramp takipçileri ise maskesiz gezenler hiç sallamayanlar.

e o zaman neden önlem alan eyaletlerde daha çok virüs çıkıyor?

biraz daha araştıralım bakalım. 29 haziran tarihli bir haberde, en başabaş ve kimin kazanacağı belli olmayan 5 eyaleti sıralamışlar. Texas, arizona, north carolina, ohio, iowa.

texas: 9 temmuz'daki bir habere göre son 3 günde rekor üstüne rekor kırmış vaka sayıları.
arizona: 6 temmuz'daki habere göre son bir hatada rekor üstüne rekor kırıyormuş.
north carolina: 12 temmuz (dün)'daki habere göre cumartesi günü rekor kırmışlar vaka sayısında (gene).
ohio: 10 temmuz'daki habere göre ohio son 21 günün vaka rekorunu kırmış.
iowa: 6 temmuz'daki habere göre burada vaka sayıları gene artış trendine girmiş, dünün haberine göre 350 bin vaka sayısını geçmişler.

valla ne zaman eyaleti kimin alacağı belirsizleşince virüs patlama yapıyor. artık virüs de istikrar mı istiyor, beka mı arıyor nedir...

şaka bir yana, seçimler için bir kaç aydır tartışılan bir konu var: mektupla oy verme. tramp diyor ki, bu olay hileye yol açar, kesinlikle olmasın. karşı taraf diyor ki "virüs var, bu güvenli değil, mektupla oy verilsin".

bu arada kalmış eyaletlerde vürük patlayınca sizce mektupla mı oy verirler yoksa normal seçim mi yaparlar?

ha bu seçim olayı tamamen tiyatro tabi. tramp gelince bir bok değişmediği gibi giderse de değişmeyecek, orta sınıfı bitirme çalışmalarına devam edecekler.

ama insanları ne ölçüde oyuncak ettikleri ne yüzsüzlükle yalan söylediklerini görün istedim.

kaynakça:
seçim anketleri: https://ig.ft.com/us-election-2020/
vaka sayıları: https://www.worldometers.info/coronavirus/country/us/
texas haber: https://finance.yahoo.com/news/u-cases-top-3-million-224445416.html
arizona haber: https://eu.azcentral.com/story/news/local/arizona-health/2020/07/06/arizona-covid-19-cases-pass-100-000-hospitalizations-continue-rise/5383347002/
north carolina haber: https://www.newsobserver.com/news/coronavirus/article244160742.html
ohio haber: https://www.fox19.com/2020/07/10/new-positive-covid-cases-ohio-health-officials-say/
iowa haber: https://www.thegazette.com/subject/news/health/iowas-coronavirus-cases-on-the-rise-again-20200706

nasanın sikinin ucuyla iş yapması

insanlık olarak “ayh 2020 yetti artık kaçıcam buradan” diyerek uzaya gitmenin bir yolunu daha ısrarlı aradığımız bu dönemde, uzaya insan gönderme çabalarının geçmişiyle ilgili bilgiler paylaşmak isterim. başlık nasa, ama bütün ülkelerin kurumları aynı ölçüde beceriksiz - aşağıda örneklerine bakacağız.

Hep söylendiği gibi rusya ve amerika ilk uzaya çıkan ve ilk aya giden insanlar olabilmek için çok yoğun bir yarış halindeydi. Bu kapışma 69 yılında neil'ın “benim için küçük…”le başlayan cümlesiyle ilk etabını tamamlıyordu.

Hala süregelen ve günümüzde çok zenginlerin de hobi olarak dahil olduğu bu uzaya gitme kapışması içerisinde pek çok başarısız görev gerçekleştirildi. Bu görevlerden, doğrudan teknik aksaklıklar içerenlere bir bakalım.

1967 - Soyuz 1 - Rusya (SSCB)
Uzay yolculuğunun ilk şehidi Komarov'un da bulunduğu kapsül, paraşütleri açılmadığı için yere çakılıyor. Iddialara göre rus komutanları ona son taziyelerini sunarken (uyarı: gerçekliğine inanıyorsanız hassas bir foto): https://i.redd.it/8t50vqum71751.jpg

Göktaşlarını yakıp toza çeviren kalkanımız atmosferimiz, hafif kavurup bırakmış çok şükür ki geleceğe dair ders olsun.

1967 - Apollo 1 - Amerika
Meşhur görevden önce, daha test aşamalarındayken oluşan bir kaza. Elektrik kaçağı sonucunda, 100% oksijen olan kabin bir anda alev alıyor. Içerideki üç astronot hayatlarını kaybediyor.

100% oksijen mi? Halbuki sağlığa zararlı, biz onu solusak bile çok kısa sürede zehirlenmeye yol açıyor. ama kabinleri öyleymiş demek, alev alması ise zaten.

1971 - Soyuz 11 - Rusya (SSCB)
Tarihimizde uzayda ölen sadece üç kişi var; Soyuz 11 görevindeki rus kozmonotlar. Görevlerinin dönüşünde yörüngeye girerken, pek çok talihsizlik peşpeşe yaşanıyor. Anladığımız kadarıyla; sırayla patlaması gereken bir “ayrılma” modülü, aynı anda ateşleniyor. Bunun üzerine içeride hava ve basınç dengesini koruması gereken bir vana patlıyor. Daha da talihsizi bu vanayı geri takmak mümkün değil çünkü kozmonotların koltuklarının altındaymış.

Özetle, pek çok tırt teknik hatadan kaynaklı bir başarısızlık olarak tarihe geçiyor.

1986 - Challenger - Amerika

Artık abd'nin şova kalkmaya çalıştığı dönemlerdeki büyük trajedi. Açıklamalara göre, araçta kullanılan o-ringler (contalar) kalkış günü hava çok soğuk olduğundan (-3 santigrat derece) düzgün tutamıyor ve araç peşpeşe bir sürü olayın sonucunda havaya uçuyor.

Bu -3 derecede patlayan contaları kullanmak istedikleri uzay boşluğunun sıcaklığı -269 derece (4 Kelvin).

2003 - Columbia - Amerika

Kalkışta ısı yalıtımı ve yakıt depolarını uzayın soğuğundan korumak için olan bir sünger parçası kopuyor. Bu sünger uzay aracının sol kanadına düşüyor ve kanatta bir delik açıyor. Nasa yetkilileri “aman siktiret bu sünger meselesi önceki testlerde de oldu” diyip gönderiyorlar. Daha komiği bu araç 2 hafta boyunca yakıt deposu yalıtımsız ve kanadında bir delikle uzayda geziyor. Sonra yörüngeye girerken yanarak yok oluyor.

Bütün mürettebat ölmüş, ama “yerçekimsiz ortamın kurtçuk fizyolojisine etkisi” isimli deneylerindeki kurtçuklar, petri kabında hayatta kalmışlar. ilk uzay gazilerimiz de bu kurtçuklar demek.

----

Bu kadar başarısızlık ve can kaybı dışında, bir de doğrudan para israfları var. Mesela:
- uzayda kaybolan - Rusya, Proton Roketi (2011)
- mars'ı ıskalayıp bir daha görünmeyen - Lockheed Martin, Mars Orbiter
- Mars'a varıp bir daha haber alınamayan - NASA, Mars Polar Lander
- ağırlığı yanlış hesaplanıp yanarak düşen - Güney Kore, Naro-1
- Dünyaya düşüp okyanusta kaybolan - NASA, Glory (Climate Orbiter)
- Kalkıştan 17 dakika sonra çakılan - NASA, OCO uydusu
- Metrik sistem - emperyal sistemi karıştırmaları yüzünden yanan (ahashffs, ki bu ilk sefer değil) - NASA, Mars Climate Orbiter
- Vidalamayı unuttukları için fabrikada taşınırken devrilen ve mundar olan - Lockeed Martin, NOAA19

Bütün bunları başka herhangi bir devlet kurumu herhangi bir ülkede yapsa 8 kere kapanmış, demokratlar da “cehape nasayı batırdı” diye demogoji yapıyor olurdu.

nasa ve ve bütün bu organizasyonlar sikinin ucuyla iş yapıyorlar, ve her sene bok gibi para ezmeye devam ediyorlar.

----

Bütün bu saydıklarım sonucunda bir noktada “yok artık lan” dediniz mi? bu uzay organizasyonlarının yetkinliği konusunda bir saçmalık olduğunu düşünüyor musunuz?

Size bir anahtar vereyim: keşif ve/veya araştırma görevleri her zaman aslında askeri operasyonlardır. Bu askeri operasyonların pek çoğunu bilmeyiz, araştırma yapmadan isimlerini bile duymayız ama dünyamız hakkında öğrendiğimiz şeyler bu operasyonlardan gelir. Uzayla ilgili iki tanesine bakalım:

Operation fishbowl: 1962'de yapılan yüksek irtifa nükleer bomba testleri. Yani anlayacağımız dilden; adamlar atmosfere nükleer bomba atmışlar defalarca. Wikipedya'da bunun neden yapıldığıyla ilgili bir bilgi yok, tahmin etmek zorundayız. Fishbowl akvaryum demek - operasyonda nükleer füze atarak bu akvaryumu kırmaya çalışmışlar. Atmosferin kırılcak bir şey değil de hava olduğunu çözememişlerse demek o zamanlar (ki aya gitmemizden sadece 7 sene önce).

Operation highjump: 1946-47 yıllarındaki bu operasyonda, amiral richard byrde önderliğindeki bir filo antartika'ya gidiyor. Katıldığı bir televizyon programında antartika'da bütün dünyaya uzun yıllar yetecek kömür, petrol ve uranyum bulduklarını, ve bundan sonra her yıl oraya bir keşif görevi düzenleyeceklerini söylüyor.

Özetle, nasa'ya ya da herhangi bir kamu kuruluşunun deneylerinden önce, bu askeri operasyonları öğrenmemiz gerekiyor - ki doğru bilgiye ulaşalım.

Daha cıvata sıkmayı beceremeyip mars gezegenini ıskalayan bu kurumlara, nükleer testleri askerlere bıraktığı için de bir teşekkür edelim.

çilek

neredeyse 10 senedir balkonumda yetiştirmeye çalışıyordum ve nihayet başardım.

bu süre içinde 5 paket filan çilek tohumu kullanmışımdır. olmadı da olmadı.

geçen sene karşıdaki yaşlı teyzeyle sohbet ederken çilek yiyordum. özel bir çilek filan değil, marketten aldığın çilek işte.. neyse... konuşurken ara ara da üstündeki küçük tohumlardan alıp önümdeki saksıya atıyordum. laf olsun diye..

derken onlar çimlenmesin mi.. neredeyse 1.5 sene saksı değiştir, gübrele, sula falan felan bu sene çilek verecek büyüklüğe ulaştılar.. ama ortada çilek milek yok. sadece yaprak var. dedim herhalde bunlar gdo'lu çilekti. tohumu meyve vermiyor. 1 ay daha bekleyeyim, yine olmazsa atarım gider diye düşünüyordum.

derken küçük bir sap çıktı, ucunda da 6 tane çiçek yuvası.. çiçekler açtı. soldu.. sonra o yuvalar çileğe dönmeye başladı..

10 sene sonra nihayet ilk defa balkonumda tohumdan çilek yetiştirdim..



tadına henüz bakmadım. güzeldir diye ümit ediyorum.biraz yamuk yumuklar ama sorun yok..



azmedince oluyormuş..


edit:
"azmedince oluyormuş" yazmışım ama bakınca aslında anlattığım şey "vazgeçince oluyormuş" durumuymuş... neyse siz anladınız meseleyi. gülücükler..

korona manyaklıkları

65 yaş üstü bir emeklinin torununun atm den maaşını çekmesinden 2 saat sonra; emeklinin telefonuna +65 yaş sokağa çıkma ihlali yüzünden üc bin küsür liralık para cezasının gelmesi...

açılın ben yazıcam

tilkinin dönüp dolaşacağı başlık. buradan ne zamanlar ayrılsam, mutlaka basıma bir olay gelir. hayır,hayır olay değil; olaylar silsilesi!
2009 civarı rastgele bir bara girip, asla orada dinleyeceğimizi tahmin edemeyeceğimiz müzisyenlerle karşılaştık. değmeyin keyfimize! bir gitarist vardı ki adam adeta Ritchie Blackmore... agzımın suyu yerinde durur mu, sası halde dinliyordum vs.
velhasıl kelam program bitti, ben gittim. ama hep o adamı aradım. bir daha ne gören var ne bilen. ismi Murat idi tek bildiğim o. facebook o zamanlar kayıp bulma masası gibi tabi. elinde gitar olan ne kadar Murat varsa hepsiyle arkadaş olmuştum. arkadaş listem alabildiğine Murat'tı ama o halen bulunamayanlar listesindeydi. yıllar gecti, sene geldi 2014 e. e tabi o sırada kimler geldi, ama hep bir ukde vardır ya o geçmedi. bir gece hafif çakır keyif hallerde murat arama sevdama tutuldum... veee buldum. Normalde facebook kullanmıyormuş o sırada arkadası onun için yeni açmış. hemen telefon numaramı aldı. 3 saniyede onun olduğunu teyit ettikten sonra 45 dk telefonda konuştuk. tabi ben uçuyorum. azmin sonu ..
ertesi gün beni aradı yine evlenmeyi düşünüyor musun diye? ben de salakça daha küçüğüm ben muamelesi yaptım. ( nasıl paniklediysem)
her neyse günler geçti o turneden döndü, buluştuk. o gün annesi ile bile tanıştım. sonra ayrıldık onun yine konseri vardı, takside beni aradı. ben sana aşık oldum... lütfen kabul et benimle olmayı dedi. adeta şoka girmiştim. ama acayip bir korku almıştı içimi. şaşkındım moruk düşünsene, hayran olduğun ve yıllarca aradığın adamdı bunları söyleyen. Bir müddet uzak durdum, ama görüşmeye devam ettik. yıllık iznimi alıp tatile gideceğim zaman, onların konseri vardı. 5 temmuz jolly joker hiç unutmam. mini valizimle konsere gidip, oradan sabaha karsı yola çıkacaktım. Konser bitti, son bir şeyler içmek için başka mekana gidildi. veda zamanı geldi, ama hiç vedalaşamadık. O gün valizimle Murat'ın evine gittik ve 4 yıl boyunca hep o evde beraber yaşadık. dost olduk, aile olduk, ama en sonunda bir şeyleri olduramadık ve ayrıldık. ne yazık ki sağlık sorunları olmuş zamanla... ve bir gün arkadaşım aradı. Kız nedense telefonda konuşamıyordu. ona birşey oldu sandım. Ama meğerse Murat'ın ölüm haberi için bas sağlığı dilemeye aramış. ne kadar olduğunu bilmiyorum ama uzun bir süre orada kaldığımı biliyorum. Murat ölmüştü, benim saçlarına, ellerine, gülüşüne, sanatına hayran olduğum adam artık yoktu. bir ara yer sarsıldı sanki, sonra kendime geldim bir şekilde... çünkü içeride yatan hasta ve anne ve babama bakmak zorundaydım. Cenazesi memleketinde yapıldıgı için gidemedim. dogrusu, annemi bırakamazdım. Murat'ı 39. yasında toprağa karıştırırken, ölümünün 2. ayında annemi kaybettim. bu acının ise hiç tarifi yok... sağ yanım yokmuş gibi geziniyordum boş gözlerle. annem de vefat ettikten 39 gün sonra dışarıdaydım... yürüyordum ve kendi kendime karar vermiştim. evet murat gitti ,annem gitti, ama babam halen benimle! ona sarılmalıyım... cok güzel olacak dedim. eve dondum. babamın bakıcısı dısarıya birşey almak için cıktı. ben de yanına girdim babamın. ona seslendim duymadı, uyuyordu. ama rengi bir garipti. tekrar seslendim, cevap yok. meğerse ben babamla plan yaparken o da uçmaya hazırlanıyormuş.... ve babam da gitti.

4 ay içinde en sevdiklerimi kaybettim.
bundan sonra çok mu tamım? hayır hep bir eksik var...

devam eder miyim bilmiyorum ama burada kessem iyi olacak. öptüm.


retribution

Beni sozluge o getirdi.
2005 yılı Kadıköy'de bir internet cafede. Şu an bu satırları ise belki de onun sayesinde uzaklardan Amsterdam'dan yazıyorum.
Bir insan her şeyi bilir mi? Herşeyi bilirdi. Etrafındaki herkesten daha zeki olmanın yalnızlığını sevenler biriktirerek ezdi, yok etti. Farkında olmadan da o kadar çok akla, hayata dokundu ki görseydi inanamazdı.

Eğer zamanda yolculuk var ise keşfetmiş fakat kimseye söylememiş birinci nesil yazardır kendisi. Bugün hala günlük hayatımızda küçük küçük işaretler bırakır bize görünmeden 4 aralık öncesine döner. Aslında hala burdadır da biz bilmeyiz.

Onun mutlu olmasina sebep herkese teşekkürler.

retribution

Biraz kalp kırıcı bir entry olacak sözlük. Eski entrylerine bakmak için sözlüğe yıllar sonra döndüğüm yazardır.
Beni sözlükle sadece sözlükle değil hayatın her yönüyle tanıştıran, bütün zevklerimi şekillendiren, ilk hayranlığım olan, hayatımın her şeyi, en büyük kalp ağrım, geçtiğimiz 4 Aralık'ta kaybettiğimiz abimdir.

5g

quentin karantino günleri için uzun bir yazı.. çayınızı kahvenizi alınız.

soru: 80 kiloluk bir arkadaşınız var. tek elinizi kullanarak arkadaşınızı yerden 1.5 metre yükseğe kaldırabilir misiniz?

cevabı "hayır" değil mi?

şimdi biraz süsleyelim;

soru aynı…. ama fakat;

https://previews.123rf.com/images/ljupco/ljupco1601/ljupco160100215/51639776-delighted-young-guy-swinging-on-a-wooden-swing-and-looking-at-the-camera-isolated-on-white-backgroun.jpg


cevabınız değişti mi?

iki durum arasındaki farkı yaratan şey nedir? cevap: frekans.

düzgün tekrarlanan hareketlerin bir frekansı vardır.

salıncağı nasıl salladığınızı bir düşünün.. salıncak ileri gidiyor, sonra tekrar geri, size doğru gelmeye başlıyor, tam önünüzde en yüksek konumdayken ittiriveriyorsunuz ve salıncak biraz daha hızlanıyor.

salıncağı rastgele konumlarda itmiyorsunuz. yani ortadayken ya da size daha tam ulaşmamışken vs değil. tam doğru konumdayken itiyorsunuz. diğer bir deyişle salıncağın hareketine, yani "frekansına" uymanız gerekiyor. ancak o zaman uyguladığınız o küçük küçük kuvvetler birikerek etki etmeye başlıyor.

salıncağın frekansına tam uyduğunuzda, salıncakla "rezonansa" girmiş oluyorsunuz.

rezonansın önemi şu; salıncağın frekansına uygun darbeleri verdiğiniz sürece salıncağın hareketi daha da şiddetlenecektir. kumbaraya para atar gibi düşünün. çok devam ederseniz en sonunda salıncağın ipini parçalayabilir, arkadaşınızı 5 metre ileri fırlatabilirsiniz..

rezonans önemli yani..

şimdi bir terim daha görelim, hertz. saniyede 1 kere olan şeyin frekansı 1 hertz'tir. örneğin duvar saatinin saniye kolunun frekansı tam olarak 1 hZ'tir. saniyede 1 kere oluyor.

hareket saniyede 2 kere tekrarlıyorsa 2hertz, 1000 kere tekrarlıyorsa 1 kilohertz, 1 milyonsa megahertz, 1 milyarsa gigahertz..

bu büyüklükleri şöyle basitçe gösterelim.




dalgaboyu ve frekans özünde aynı şeyi anlatan iki farklı terim. ha "hoca ali", ha "ali hoca" der gibi düşünün. yarın bugün biriyle bu konuları konuşursanız frekans yerine yanlışlıkla dalgaboyu diyebilirsiniz.. sorun yok.. günlük sohbet bağlamında çok da kritik bir hata yapmadınız yani, merak etmeyin.


en bildiğimiz dalga tiplerinden biri olan ses dalgalarının da bir frekansı var. ses dalgaları da tekrarlayan bir harekettir.

şöyle bir işitme testi vereyim. biraz bu frekans meselesine hakimiyetiniz artsın.

öncesinde bir küçük bilgi.. yaşınız arttıkça tiz sesleri, yani yüksek frekanslı sesleri duyamaz hale gelirsiniz. yalnızca bas sesleri, yani düşük frekanslı sesleri duyarsınız. nedeni nasılı uzun hikaye.. yapın bakalım kulaklarınıza bir yaş testi. 13 bin hz civarını duyabiliyorsanız ergensinizdir. orta yaş için 8000'e kadar duymanız yeterli ve iyidir.




devam edelim. elektromanyetik radyasyon nedir?

elektromanyetik radyasyon bir dalgadır. ses dalgasından farklı ama özünde yine tekrarlayan bir hareket. çok basit bir ifadeyle radyo dalgası.

radyo dalgası derken her şey içinde; radyo yayınları, televizyon yayınları, telsizler, mikrodalga fırınlar, cep telefonları..tüm dalgalarda olduğu gibi frekansı var, dalgaboyu var vs.

radyo dalgası denince aklınıza evinizdeki ampul ya da mum ışığı veya güneş gelmeyebilir. ama onlar da birer elektromanyetik radyasyon kaynağı. yani bildiğiniz ışık da aslında elektromanyetik radyasyondur.

şöyle bir elektromanyetik spektrum resmi koyalım.



elektromanyetik spektrum çok geniş bir dalga boyu aralığını kapsıyor.. gözümüzle gördüğümüz ışık yani "görünür bölge" bunun çok küçük bir kısmı.. radyo yayınları, televizyon yayınları, telsizler, cep telefonları filan bunların hepsinin çalıştığı belirli frekans aralıkları var.

aklınızda tutmanız gereken önemli bir yer mikrodalga aralığı.. yani çok kabaca 1 gigahertz ile 1000 gigahertz arasındaki bölge.

sorumuzu soralım: elektromanyetik radyasyonla insan vücuduna zarar verilebilir mi?

önce biraz kimya görelim ama daha öncesinde bir itirafta bulunayım.. ben bize okullarda öğretilen şeylerden artık pek emin değilim güzel dostlar. yani moleküldür, atomdur bilmem nedir, bunların ne kadarı gerçek, ne kadarı saptırılmış bilgi, ne kadarı tamamen fantazi bilemiyorum. ama yine de aşağıdaki metinde hepimizin anladığı anlamda moleküldür, atomdur, elektrondur gibi terimleri kullanacağım. maksat hem gönüller hoş olsun hem de anlaşabilelim.


size bir molekül göstereyim



molekülün adı hcn, hidrojen siyanür.. evet. zehirli. hem de çok.. siyanürle zehirlenen insanların kullandığı bu değil, buna yakın başka bir molekül..potasyum siyanür veya sodyum siyanür.

hidrojen siyanürün içinde hangi atomlar var? hidrojen h, karbon c ve azot n.

şimdi de vücudunuzda olan bir molekül görelim.

glisin.. vücudunuzda doğal olarak bulunan bir amino asit.



fark ettiyseniz onun içinde de hidrojen, karbon ve azot var.

madem vücudumuzda azot var, hidrojen var karbon var, neden siyanür zehirlenmesinden ölmüyoruz?

çünkü kimya öyle işlemiyor.

moleküller atomların bir araya gelmesiyle oluşuyor ve her bir molekülün oluşması için özel basamaklardan geçilmesi gerekiyor. atomları lego parçaları gibi düşünün.




lego parçalarını bir kovanın içine atıp çalkaladığınızda karşınıza yapılmış bir ev çıkmıyor.. legodan ev yapmak için tek tek uğraşmanız gerekiyor. atomlardan belli bir moleküle ulaşmanız için de aynı şey geçerli.. hele vücudumuzdaki devasa moleküller gibi binlerce atomun belli bir düzende bir araya getirilebilmesi için çok çok çok çok çok özel basamaklar gerekiyor.

yanisi; evet vücudumuzda en azılı zehirleri oluşturabilecek atomlar bile var ama zehir filan oluşmuyor, endişe etmeyin.

ama bu demek değil ki dışarıdan bir müdahaleyle vücudumuzda hiçbir şey yapılamasın..


devam ediyoruz. şu molekül işine geri dönelim.

molekül demek iki veya daha fazla atomun bağlanması demektir. iki atom yan yana geliyor ve birbirlerine bağlanıyor. ama bunu atomlar çiviyle çakılmış gibi sabit duruyor olarak düşünmeyin.. aslında atomlar şöyle bağlanıyor.





frekansı görebildiniz mi? görmüşsüzdür..

frekans, salıncak, şiddet vs.. ortadaki kırmızı atomla yanlardaki beyaz atomlar arasındaki bağı nasıl kırabileceğiniz konusunda bir fikir belirdi mi aklınızda? dürteceksiniz değil mi? belli bir frekansta.. neydi onun adı? rezonans.


bir video daha var. doğrudan 2. dakikaya da gidebilirsiniz. su molekülünü anlatıyor, daha spesifik bir bilgi veriliyor, genç kulaklarınızı iyi açın.


suyun titreşimleri hangi frekans aralığındaymış? mikrodalga. şimdilik bunu not edin.

teorik olarak düşündüğünüzde; madem ki bir moleküldeki atomlar belli bir frekansla hareket edip duruyor, o halde tam o frekansta bir etkiyle moleküldeki atomları ayırabiliriz.

peki gerçekten de spesifik bir reaksiyonu, spesifik bir dalgaboyuyla (frekansla) başlatabilmek, yönlendirebilmek, hızlandırmak, yavaşlatmak mümkün mü?.. cevap "evet". birazdan gözümüzle göreceğiz.

başka bir moleküle bakıyoruz. HCL… hidroklorik asit. günlük hayatınızda da karşılaştığınız bir asit. tuz ruhu..

şimdi çok sağlam bir bilimsel bilgi veriyorum: hidrojen gazı ve klor gazı bir araya konduğunda çok şiddetle tepkimeye girerek hidroklorik asit oluşturur.

önce bunun kimyasal ifadesini görelim..

h2+cl2 ---> 2 hcl

dikkat edin h2 ve Cl2 yazıyor. tek başına h ve cl değil.

sol taraftaki 2'lerin anlamı şu.. gazlar doğal hallerinde molekül olarak geziyor, yani yan yana iki atom birlikte olacak şekilde. tek tek atomlar şeklinde değil.

burayı da anladık.. o zaman soru soralım;

"bir kabın içine hidrojen gazı ve klor gazı koyup çalkalarsan hidrojen ve klor çok şiddetle tepkimeye girerek Hcl oluşturur.." doğru mu yanlış mı?

cevap: yanlış..


çünkü kimya öyle işlemiyor..

hidrojen ve klor gazlarından hidroklorik asit elde etmen için önce klor molekülünü kırıp iki tane klor atomu elde etmen gerekiyor.

şimdi düşünelim, klor atomları belli bir frekansla titreşiyorsa ve aralarındaki bağı kırmanız gerekiyorsa bu bağı titreştirebileceğiniz özel bir dalgaboyu var olabilir mi?

elbette var. ultraviyole. yukarıdaki grafikte soldaki lacivert renkten hemen sonra başlayan dalgaboyları.

gözümüzle görelim.. deney tüpünün içine klor ve hidrojen gazları konmuş.. farklı renklerde, yani farklı frekanslarda ışık tutuyorlar.. kırmızı, sarı, mavi, mor.. hiçbir şey olmuyor.. ta ki ultraviyole gelinceye kadar.



demek ki spesifik bir reaksiyonu belli dalga boylarını kullanarak başlatmamız, hızlandırmamız, durdurmamız, yönlendirmemiz mümkün.. genel anlamda molekülleri ve daha da genel anlamda etrafımızda gördüğümüz her şeyi elektromanyetik radyasyonla etkileyebiliyoruz.

son bir not; videodaki arkadaşlar deneyi laboratuarda değil kapalı bir amfide yapıyorlar. neden? çünkü penceresi olan bir mekana güneş ışığı girer. güneş ışığında ultraviyole de var. yani klor ve hidrojeni güneş ışığının çok az girdiği bir yerde yapsan bile çok hızlı ve çok tehlikeli bir tepkime gerçekleşir.

şimdi yavaş yavaş bizi daha yakından ilgilendiren bir moleküle gelelim.

h2o.. su.. vücudunuzun %70'i.

suyu etkileyebileceğimiz özel bir dalgaboyu aralığı var mı? var değil mi? yukarıdaki videoda söyledi zaten. mikrodalga. tam olarak 2450 megahertz, 2.45 gigahertz.

mikrodalga fırın görmüşsünüzdür, değil mi?



hepimiz üç aşağı beş yukarı ne olduğunu biliyoruz.. mikrodalganın içine kesinlikle elimizi sokmuyoruz. mikrodalga yiyeceklerdeki suyu ısıtıyor. tabak soğuk ama yemek sıcak.. da ne kadar sıcak?



size zarar vermek isteyen biri mikrodalga fırınla, deyim yerindeyse "kanınızı kaynatabilir mi?"

kaynatır kaynatmasına da.. gerek yok..

şöyle söyleyeyim; vücudunuzun normal sıcaklığı 36.5 derece. 38 oldu mu yatağa yatıyorsun, 41'de yataktan kalkamıyorsun, 42'de beyin hasarı başlıyor, 44'te "hesabı alabilir miyim" diyorsun. yani birilerin mikrodalgayla size zarar verebilmesi için ille de sizi buharlaştırması gerekmiyor.

"eyvah! ya birileri mikrodalga yayan bir silah yaparsa" diye endişeleniyorsanız vaktinizi boşuna harcamayın, yapıldı bile..

adı Active Denial System
https://en.wikipedia.org/wiki/Active_Denial_System

Bildiğiniz mikrodalga fırının çok daha güçlüsü diye düşünebilirsiniz.

Toplumsal olaylarda kullanılmak üzere üretilmiş bir silah. "gösterici" olma görevi verilen insanlar yandıkları için etrafa kaçışıyor.




Toplumsal olaylarda kullanılan bir silah dedik ama aletler ne için yapıldıklarını bilmezler, böyle de bir gerçek var. kötü niyetli biri o silahı bir bebeğin üstüne doğrulttuğunda alet dile gelip "ama abi ben toplumsal olay felan" demez.. hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum, silahlar cinayet işlemez, insanlar cinayet işler.


şimdi geliyoruz daha güncel olan soruya..

elektromanyetik radyasyonla birileri bizi hasta edebilir mi? örneğin oksijen moleküllerini etkileyerek nefes alışverişiniz üzerinde bir etki oluşturulabilir mi?

şu videoda kadının anlattığı mevzu..


evet, mikrodalga radyasyonuyla bir çok şey mümkün, nefes alış verişiniz bozulabilir, baş dönmesi, mide bulantısı, baygınlık gibi şeylere sebep olunabilir. basit zararlardan çok daha fazlası da yapılabilir.

bir de bu dünyada bizden başka yaşayanlar da var diye hatırlıyorum sanki. arılar? kuşlar? ağaçlar?.. sadece "insan sağlığı" diyerek açıkçası biraz bencillik yapmış oluyoruz.

işte 5g'nin artıları eksileri diye tartacak olursak üzerinde ısrarla durmamız gereken noktalardan başında bunlar var.

ama onlar test edilmiştir, güvenli olduğu onaylanmıştır filan diye düşünüyor olabilirsiniz. hiçbir şey test edilmiyor.. başka bir deyişle; testlerle ilgili paylaşılan bilgi ve sizin sıradan bir vatandaş olarak o bilgileri doğrulama şansınız o kadar az ki, o testleri hiç yapmasalar ruhunuz bile duymaz.

aksini iddia edecek olanlar ddt'yi araştırabilir.

ddt bir tarım ilacı.. nasıl onaylanmış, ne zaman kullanılmaya başlanmış, ne kadar süre kullanılmış, neden yasaklanmış, kaç tane bebek sakat doğmuş boş vaktinizde araştırıp görebilirsiniz.

bu işin sağlık kısmı.. bunun bir de politik izdüşümü var.

bu ne?


çiçek sulama aleti. birileri bu alete bile çip takmak istiyor. her şeyi saniyesi saniyesine raporlasın. kaç kere bastınız, kaç litre su doldurdunuz, saat kaçta kullandınız vs.. neden? belli değil. siz nasıl düşünürsünüz bilemiyorum ama bu bana manyakça geliyor.

gözümüzle görelim, kulağımızla duyalım. FCC başkanı 5g övüyor.


hadi çiçek sulama pompası tamam da buzdolabınız, televizyonunuz? insülin pompanız? kalp piliniz? videodaki arkadaşın dışarıdan müdahale edebileceği bir arabayla uzun yola çıkmak ister misiniz? ben istemem.

unutmayın; özgürlüğünüz de en az sağlığınız kadar önemlidir. dahası özgürlüğünüz yoksa, sağlığınız da tehlikede demektir.

bence mesele 3g, 5g, 10g meselesi değil. hem sağlık hem de insan hakları açısından "kablosuz iletişim" denen bu kavrama çok daha temelden bakmamız gerekiyor. ne veriyoruz, karşılığında ne alıyoruz.. oturup yeni baştan değerlendirmeliyiz..

bizim için en cazip yanı olan internet bağlantısını yalnızca evimizde/ofisimizde kablolu olarak kullansak veya kablosuz erişim şehirlerde çok kısıtlı alanlarda mümkün olsa çok mu canımız sıkılır? en sevdiğimiz diziyi 4K izliyoruz da acaba 10 yıl sonraki kanserin tohumunu da ekmiş oluyor muyuz? ben kesin konuşamıyorum.

bildiğim bir şey var, yolda yürürken instagrama layk atamadınız diye ölmezsiniz.. bunu size garanti ederim. ama kötü niyetli birileri çok tehlikeli teknolojileri burnunuzun dibine kadar getirdiğinde güvende olabilir misiniz? sanmıyorum.


sizin de düşünmenizi rica ederim.


madem buraya kadar okudunuz son bir soru sorayım bari: DNA'nızı değiştirebilir miyim? Daha açık sorayım, sadece yediklerinizi içtiklerinizi kontrol ederek DNA'nızı değiştirebilir miyim?

cevap "hayır" di mi?.. mümkün değil.

… inşallah öyledir.

corona testi

tane tane anlatmaya çalışayım

antikor nedir?

zikipedya tarifi
Bağışan ya da antikor, çok hücreli hayvansal organizmaların bağışıklık sistemi tarafından kendi organizmalarına ait olmayan organik yapılara karşı geliştirilen glikoproteinin yapısındaki moleküllerdir. Bu moleküller organizmayı yabancı moleküllerin yol açması muhtemel zarar verici etkilere karşı erkenden uyararak koruyuculuk sağlarlar. İmmünglobulinler; IgG, IgM, IgA, IgD, IgE tipleri vardır.


türkçesi; hastalanıyorsun, vücudun hastalığı tanıyor ve hastalığa yol açan mikropları temizlemek için antikor üretiyor. mikroplar temizleniyor, antikorlar ömrün boyunca kanında kalıyor ve o hastalığa karşı bağışıklık kazanmış oluyorsun.

bu götten uydurma hastalıkla ilgili milyon tane efsane üretildi, yok 17 gün yaşıyormuş, havada 3 metre gidiyormuş, yok 10 metre gidiyormuş, yok ebesinin amına gidiyormuş filan.. kiminde hiç belirti vermiyormuş, kimisinde akciğerlerin taş kesiliyormuş, yok testlerin hata oranı %30'muymuş, %80'miymiş, adamın biri önce pozitif vermiş, sonra tedavi olmuş negatif vermiş, sonra bi bakmışlar gene pozitif olmuş filan..

paniğinizi ölçüyorlar. siz panik yaptıkça daha saçma sapan efsaneleri dolaşıma sokuyorlar. bu bir tanesi bir tanesini tutmayan zırvaların nedeni bu.

boşuna panik yapıyorsunuz. karşımızda en kabadayı haliyle her sene olan griplerden biri var, muhtemelen o bile yok. insanları evlerine kapattılar, korku içinde yaşatıyorlar, güneş görmek yok, hareket yok, depresyon son gaz.. yetmezmiş gibi hapishaneler boşaltılıyor hapçısı, torbacısı ortalığa salınıyor.. ekonomi belki de çökme noktasını geçti.. bu ateşe kendi paniğinizle odun atarsanız günde 100 ölüm filan olan günleri mumla arar hale gelirsiniz çok yakında.

bir de maske işi var.. yolda görüyorum vatandaşın 100 metre yakınında insan yok ama maskeyle dolaşıyor.. güzel dostlar vücudunuzdaki en azgın bakterilerden birisi ağzınızda yaşayan streptokoklardır. hadi toplu taşımayı filan anlarım da açıkhavada maske takıp ağzınızdan çıkan havayı tekrar tekrar içinize çekmenin mantığını hiç anlamıyorum. o streptokoklardan birini akciğerinize yerleştirirseniz çok daha büyük iş alırsınız başınıza.

peki nereye gidiyor bu vaziyet?

tüm dünya genelinde bir polis devleti geliyor, getirmeye çalışıyorlar ve kartlarını açtılar. bütün bu tantana bundan. bill gates'inden, bilmem ne kurulu uzmanına kadar hepsi bir takımda, siz bir takımdasınız. ya buna uyanırsınız ya da uykuda ölüm.

konuya geri dönüyoruz corona testi

belli ki bir sıkıyönetim durumu olacak ve birileri tırnak içinde "karantinaya" alınacak...... da nasıl?


corona testi antikora dayalıymış..
https://www.scientificamerican.com/article/heres-how-coronavirus-tests-work-and-who-offers-them/

bak şimdi hastalığı hiç almadın, vücunda mikrop yok, dolayısıyla antikor yok.. negatif verirsin... eee? sonra? güvende mi olacaksın? hastalığı kapmayacak mısın? elbette kapacaksın.

sonunu baştan söyleyeyim, aşı diyecekler yani filmin sonunu görün artık. o aşının içinde mikroçip olacak mı? haliyle.. mesele virüs değil sen hala anlamadın mı? mesele sensin. seni kontrol etmek istiyorlar. çünkü çok güçlüsün.. uyuyan bir devsin. ah şunu bir anlasanız.

hastalığı aldın, hiçbir semptom göstermeden veya aksırarak tıksırarak hastalığı yendin ve antikor ürettin. test sonucun ? pozitif.. e nolcak şimdi sapasağlam halinle karantinaya mı gideceksin? ailen, çocukların, sevgilin?

ya da şöyle düşün, hastalığı yarım saat önce kaptın. antikor üretimi filan hiçbir şey başlamadı.. test sonucun? negatif.. ee şimdi etrafındakiler güvende mi oldu? yarım saatte bir gidip test mi yaptıracaksın?

saçmalığı bir kere daha ifade etmeye çalışayım, antikora dayalı bir testte pozitif verirsen vücudunda antikor var demektir, yani ya hastalığı yenmişsindir, ya da yenmek üzeresindir. zaten olması gereken şey bu.. niye karantinaya alıyorsun bu insanı?

bir de şöyle düşün, bağışıklık sistemi tamamen bozulmuş bir şahıs var, mikrobu almış ama vücudu antikor üretemiyor, hastalıkla savaşamadığı için doğru dürüst belirti de vermiyor, ateşi bile çıkmamış (ateşi çıkaran mikrop değildir, vücudunuzdur. vücudunuz hastalıkla savaşmak için ateşi yükseltir. çünkü akyuvarlar sıcakta daha etkin çalışır.) bu bağışıklık sistemi bozulmuş adamın testi ne çıkacak? negatif.. haydaaa... di mi?

her kafadan bir ses çıkıyor, bu da benimkisi olsun.

varsa bu işlerden anlayan bir doktor filan tanıdığınız sorun anlatsın siz de buraya yazın. neymiş bu plastik testin mantığı..


bana sorarsanız antikor mantikor bile hikaye.. belki basit bir kan grubu testine yeni ambalaj bastılar hepsi bu..
(bkz:pcr)

amaç ne? yarın dünya çapında sıkıyönetim ilan edildiği zaman sokak ortasında test yapıp birilerini zorla askeri karantina araçlarına tıkmak için.. böyle dramatik görüntüleri her köşebaşında sergileyecekler ki geride kalan zavallı etler (siz oluyorsunuz bu) aklını başına devşirsin.

çok büyük bir kötülük zincirinden boşaldı.. o kötülüğü götünün üstüne oturtabilecek gücünüz var ama henüz farkında bile değilsiniz..

sadece soru sorun.. bu bile yeterli.. merak etmeyin cevap veremeyecekler, cevap veremedikçe de onlar panik olmaya başlayacak.. biraz da onlar panik olsun amk.. yeter lan!

biraz silkinmeye çalışın, böyle kuzu kuzu giderseniz bu işin sonunda bıçak var.. benden uyarması.

ev ekonomisi

gelin kankalar biraz başka şeyler konuşalım. ev ekönömisi. malum zor günler geliyor.

evet... ekönömisi. iktisat fakültesi mezunuyum ama ekonomi diyemiyorum. bütün hayatım türk milletine ihanet etmekle geçti.. bilin bakalım ben kimim?

bunak bir hainle dalgamızı da geçtik mevzuya dönelim. bugünkü konumuz marul.

şu arkadaş


şimdi bunun yaprağını yiyorsunuz dip kısmını atıyorsunuz ya.. işte onu atmıyorsunuz. toprağa dikip suluyorsunuz ve yeniden marulunuz oluyor.



https://ibb.co/CPcQS34

bir tane de değil üstelik, diktiğiniz bir maruldan 3 tane filan marulunuz oluyor. birkaç milimetrelik kısmı toprak üstünde kalacak şekilde dikin, su vermeyi ihmal etmeyin, köklenene kadar da fazla cozur cozur güneşte tutmayın. sağ taraftakiler de roka.. aynı şeyi ona da yapabilirsiniz.

bu da ıspanak. o da oluyor merak etmeyin.

https://i.hizliresim.com/DPd5kO.jpg

yumurtalı ıspanak filan deneyebilirsiniz...

yumurta di mi? herkes onu merak ediyor. onu da açıklayalım.

kendisi bir adet kumru yumurtası oluyor. bu kumru kuşları doğada yüksek kayalık yerlere yuvalarını yapıyorlar, sanırım o yüzden de balkonda duran saksı gibi şeyler onlara çok cazip geliyor.

bir tanesi de tutmuş yumurtasını benim saksıma bırakmış. normalde rüzgar gülü koyuyordum saksının üstüne bu tip ufak kazaları önlemek için. çünkü saksıların olduğu yer kumruların sandığı kadar güvenli değil. etrafta bir sürü karga var, yumurtaya yatan kumru gördüler mi hemen gelip anneyi kovalıyorlar sonra da yumurtaları yağmalıyorlar. bu resim iki gün önce çekilmişti. muhtemelen yumurtlayan kumru sonradan yaptığı hatayı anladı ve yumurtasını bırakıp gitti. ertesi gün de yumurta gitti.

bu sene havalar hala ısınmadığı için elimi ağırdan alıyordum saksıları doldurmada, o yüzden rüzgar gülünü ihmal ettim. biraz da benim hatam oldu.

bimilyoncularda topraklar satılıyor. plastik saksılar da ucuz. siz de mutlaka deneyin. toprağın tamamını ondan kullanmanıza gerek yok. saksınızı yarısına kadar evinizden çıkan çerçöple doldurabilirsiniz, salatalık kabukları, sıkılmış limonlar, çay posaları filan gibi. bir mevsim saksının dibinde kaldığı zaman onlar da toprağa dönüşüyor.. yani bir torba toprakla birden fazla saksıyı doldurmanız mümkün.. çiçek de dikin. hep midenize çalışmayın, biraz ruhunuzu da besleyin.

özeti; hainler, marullar, zor günler .. hayat devam ediyor. gözlerinizi dört açın.

zafer çağlayan

Tek kalemde belki yüzbinlerce asgari ücrerli maaşi kadar rüşvet alan bir bok surat. Çocuklarını ısıtamadığı için kendini asan annenin olduğu ülkede yaşıyoruz. Tez zamanda geberin.

mustafa kemal atatürk

Örnek aldığım, ileride çocuklarıma hep anlatacağım, kendi çapımda unutturmamak için elimden geleni yapacağım liderim. Herkesin ayıya dayı dediği bu yıllarda atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı insanlar sindirilmiş gözükse de yemin ediyorum son nefesime kadar izinden ayrılmayacağım tek insan olacak. Birilerinin götünün kılı olmak yerine onurumla bilimin izinde olacagim.

call of duty warzone

Bugün ps4, xbox one ve pc platformlarına çıkışını yapan, oynaması ücretsiz battle royale oyunu.

An itibariyle call of duty modern warfare sahipleri için indirmeye açılsa da, sahip olmayanlar için türkiye saatiyle 22.00 ve 23.00 arası bir zamanda açılacak.

Eğer sunucu sorunları, p2p öğeler gibi saçma sapan işlere bulaşmazlarsa; önümüzdeki bir kaç yılın battle royale/f2p piyasasını silip süpüreceğini düşünüyorum.

Peki böyle düşünme sebebimiz nedir ?

Birincisi tabiki call of duty oyunu. Arkasında koskoca actvision gibi bir firma var.

İkinci olarak ise aşağıdaki oynanış videosundan gördüğünüz gibi, oyunun akıcılığı ve performansı gerçek çok iyi görünüyor. Grafikler de keza öyle. Burada kilit noktalardan biri de, gerçekçi grafiklerin olması -ki bu noktaya tekrar geleceğim.

Şu an piyasada bulunan rakiplerini ele alırsak:

- Pubg
oyun dünyasıyla alakası olmayan insanların bile pubg mobil sayesinde aşina olduğu bir oyun. Gerçekçi grafikler ve oynanışıyla ciddi bir kitlesi bulunuyor. Geçen sene kadar popülaritesi kalmasa da, yine de battle royale türünün başını çekenlerden. Ancak oyunun performansı ne yazıkki bunca geçen süreye rağmen çok iyi değil. Pc tarafında sağlam bir sistemle iyi sonuç almak mümkün olsa da, bir alt segmentin oynadığı oyun kalitesi gerçekten göze batıyor. Pc tarafına değindik lakin pubg konsol tarafında tamamıyla rezalet. Yine konsol tarafında cod warzone ile yarışabilmesi mümkün bile değil.

- fortnite
Tıpkı pubg gibi oyun dünyasına damga vuran bir başka battle royale oyunu. Bilmeyenler için fortnite, çizgi film tarzı grafikleri ve özünde yapı inşa etme mantığıyla oynanan bir oyun. Sürekli üzerine koyması, arkasında epic games gibi bir devin bulunması, fortnite'ı zirveye taşıdı. Hatta bir ara netflix ile yarıştıkları dönem de vardı. Şu an sular biraz durulsa da milyon dolarlar kazanmaya devam ediyor. Grafiklerin tarzından bahsettik, kendi tarzında başarılı grafikleri var. Ama gerçekçi diyebileceğimiz grafik arayanlara hiç hitap etmemekte. Performans ve akıcılık konusunda da başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

- apeX legends
Geçen sene rastgele bir gün duyurulup, sonraki gün çıkışını yaparak bir anda piyasayı alt üst eden başka battle royale oyunu. Arkasında electronic arts ve respawn bulunuyor. Fortnite için saydığım grafik, performans ve akıcılık konusu, bu oyun için de hemen hemen benzer durumda. Grafik tarzları benziyor. Eldeki verilere baktığımızda şu an piyasanın en iyisi. Ama herkesin zevki farklı tabiki. Çizgi film tarzı grafikler bu oyunda da devreye giriyor.

- cuisine royale
Aslında pubg, fortnite ve apex legends üçlüsüne bir rakip olarak görülmüyor olabilir. Şahsi düşüncem en az onlar kadar iyi olduğu yönünde. Grafik konusunda belki de hepsinden iyi, performans ve akıcılık konusunda geride olsa da kendine has tarzıyla piyasadaki yerini koruyor. Ben de uzun süredir oynuyorum. Pubg konsol sürümünden çok daha iyi olsa da, apex ve fortnite ile rakip olamaz ne yazıkki.

Bu oyunları sayma sebebim, cod warzone için genel tablo çıkartmaktı. Çünkü bu adamlar bakmış ki, pubg gerçekçi lakin performans sorunları oynatmıyor. Fortnite ve apex legends performans, akıcılık konusunda iyi ama çizgi film grafikleri sayesinde çoğu insan umduğunu bulamıyor...

Actvision hepsinin eksik yanlarını alıp, oyuncunun istediği şekile sokmayı başarmış.
Cod warzone,
grafikleri harika ve gerçekçi tarzda
Performans sorunu yok
Oyun yağ gibi akıcılıkta oynanıyor

Üstelik konsol sürümünden bahsediyoruz. Pc tarafı daha farklı coşmuştur.

Bu oyun sektöre baya damga vuracaktır. Ben de heyecanla indirmeye açılmasını bekliyorum. Oynadıktan sonra da bir inceleme yapacağım. Bakalım dışarıdan görüldüğü kadar potansiyeli var mı...

petek temizliği

Amatör ruhla yapılınca en büyük hazzın alındığı işlemdir. Sadece birazcık çabayla petrol bulmuş teksaslı gibi siyaha boyanabilirsiniz.

Benim gibi amatör ruhla bu işlemi yapacak arkadaşlara tavsiyelerim;
1- Petek vanasını kapatmayın. Basınç iyice artsın. (patlama için gerekli)
2- Neyle uğraştığınızı merak eden kedilerinizin etrafınızda toplanmasına fırsat verin.
3- Patlama sonrası temizlik işlemlerinin uzun ve ızdıraplı olması için gece saatlerini tercih edin.
4- Petekleri temizlemek için kombiyi kapatmamız gerekiyor ya? Benim yaptığım gibi soğuk bir geceyi seçin.
5- Salonun bütün beyaz perdelerini ve o tertemiz tülleri arkanızda toplayın. (sizi aşan siyah suyun kirletebilmesi için)
6- Suyu tahliye edeceğiniz (patlatacağımız nokta) vayanı hızlıca açın.
7- boom!!!

Tebrikler. Artık ortamda kedi, insan, beyaz perde, tül, kiralık ev duvarı ve kendiniz dahil herşeyi siyaha boyadınız. Geçen her saniye de soğuyan evi ve gece gece çıldırmış ev ahalisinin verdiği hazzı ancak yaşayanlar bilir. Kendini kamçılatan insanlar olduğunu okumuştum ama herhalde bunun kadar keyif alamam.

153news.net

kedi videoları izleyecekseniz youtube hala yeterli.. pedofillere, uyuşturucu meraklılarına da her zamanki gibi hitap ediyor yadigar tube'muz..

ama iş gerçekleri söylemeye gelince korkuyor youtube denen faşist borusu. herhangi bir olayda ana akım medyaya pompalanan palavraları sorgulayan tüm videolar zırt diye siliniyor. alternatif bir çözüm olarak

153news.net

dünyamızı gasp etmiş olan pedofil mafya buraları da yok etmek isteyecektir ama olsun. şimdilik bu kadarı bile yeterli.

yeni zelanda cami baskını...

henüz saldırganın girmemiş olduğu camide yerde şarjörler ne arıyor ??... di mi?

işte size youtube'da göremeyeceğiniz bir video
https://153news.net/watch_video.php?v=Y7R8WNWUB17W

153news.net
https://153news.net
ayaklarına taş değmesin

independence

toplam 116k entrysi olup 15 yılda günlük ortalama 21 entry girmiş bir ruh hastası. ya hobi yada sözlüğün bir gün patlayacağı umuduyla girmiş. umarım enerjisini hiç kaybetmez.

kuzey kore

dünyanın en büyük film seti

gezegenimizi gasp etmiş pedofil mayfa tarafından zamanı geldiğinde yeni bir savaşı tetiklemek üzere kullanılmak için sotada bekletilen feyk bir ülke.

bu resimde kuzey kore denen kolpa ülkenin süper uzay roketi tesisleri görülüyor


teknisyenimsi görünümlü adamların yanında duran alet ses mixeri

işte bu kadar feyk bir ülke

jay dyer bu kolpa ülkeyi parçik pinçik ediyor
https://jaysanalysis.com/2017/04/18/north-korea-is-a-fake-cia-state/

bu da videolu izah


jay dyer süber bir adamdır. takip edilesi.

kuzey kore'yle ilgili gerginlikler mafya orospusu medya tarafından her gündeme getirildiğinde jay dyer gibi insanlar medyayı da, kuzey korenin başındaki kolpacı gebeşi de itin götüne sokup çıkarıyor..


bir türlü olmuyor istenen korku pornosu.

o yüzden şimdilik suudi - iran gerginliğinden yürümeye çalışıyorlar.. hayırlısı be gülüm diyoruz..

kolpacı gebeşin türkiye'deki en büyük destekçisi doğu perinçek'tir. ki kendisi de ne bok olduğu belli olmayan bir adamdır.


özeti; kuzey kore'nin nükleerleri cükleerleri filan diye boşuna gerilmeyin. yok öyle bir şey. raad olun. işinize bakın.

tubal cain

incil'de genesis 4:22'de adı geçen karakter.

"Zillah also had a son, Tubal-Cain, who forged all kinds of tools out of bronze and iron. Tubal-Cain's sister was Naamah."

insanlık tarihinin ilk katili kabil'in büyük büyük torunu.

metal işçiliği üzerine uzman. bilumum savaş silahını yapan bir bey.

tubal cain'e ses olarak benzer olduğu için kullanılan two ball cane ifadesi var. two ball cane iki top ve bir baston demek.

two ball cane ifadesini kullanan arkadaşların da ortak bir profili var.

bakalım profil resimlerine




gözüme sok iyi göremedim diyenler için


hiram miram hikaye yani..


iki top ve bir baston.. şöylekine


ya da şöyle


ya da şöyle


işte bunlar hep rastlantı...

evlilik yaşı

tartışılmaya açılması gereken bir konu aslında,
ancak hemen sapık veya yobaz muamelesi görüldüğü için yoğurdu da üfleyerek yemek gerekiyor ;
günümüzde 18 yaşından küçük bireylerin sağlıklı akıl yaşına sahip olmadığı için evlenmeleri doğru bulunmuyor.
peki bu 18 yaş sınırı nasıl belirlenmiş, bundan 30-40 yıl önce bir grup hümanist oturmuş, insan aklının bu yaşta olgunluğu eriştiğini oy çokluğu ile kabul etmiş. biz de tüm yasalarda bunu baz almışız. halbuki abd'de ehliyet yaşı 16, kumar yaşı 21, asya'da ise reşit olma yaşı 17 olarak belirlenmiş. aslında insanların bulunduğu toplumlara göre sonradan belirlediği sanal bir yaşı baz alinmis.
Şimdi gelelim evlilik yaşına,
homo-sapiens yani akıllı insan tarihini yuvarlak olarak 200 bin yıl kabul ediyoruz. bu 200 bin yıllık tarihin sadece 30 yıllık kesiminde legal evlilik için 18 yaşı baz alıyoruz. peki kalan 199.970 yıldır insanlar nasıl evleniyor? Cevap çok basit,
kadın ergenliğe adımını attığı gün yani 11 – 12 bilemedin 13 yaşında evleniyor. Çok eskiden (5-6 bin yıl once) bunun 'evlilik' diye bir adı da yoktu tabi. Doğanın bir yasasıydı. Kadın ergenleşmeye başladığından itibaren cinsel hayatı da başlardı. Kimi zaman kabile şefi, kimi zaman komün hayatı, kimi zaman kabilenin en hızlı koşanı. Kimse de, kızı 18'e kadar bekleyelim iyice aklı başına gelsin, demezdi.
Yani yüz binlerce yıl boyunca kızlar regl çağına gelir gelmez cinseliğe başlardı. Hepimizin ataları oradaydı. Hepimizin soy ağacı bu gerçekleri içeriyor. Yani hepimiz oradaydık !
Fazla uzağa da gitmeye gerek yok, hepimizin baba anneleri, nineleri hadi onlar değilse de 1 üst kuşakları 14- 15-16 yaşında evlenmedi mi?
Milyonlarca yılda gelişen bu evrimsel iç güdüye sonradan sanal duvarlar koyulabilir ancak bu evrimin beyinde biriktirdiği kalıcı içgüdü nöronlarına ne kadar dur diyebilir ki?
Evrim bize milyonlarca yıldır şunu kodlamış ;
Kızların ergenlik çağında kendini koruyup kollayacak kendinden yaşçabüyük (çünkü koruma kollama ve eve av getirme konusunda tecrübeli) erkeklere ilgi duyması.
Erkeklerin kendinden yaşça küçük kızlara ilgi duyması. (doğurganlık, çeviklik vs)
17 yaşındaki liseli kızın 21 yaşındaki üniversiteli erkeğe aşık olması. Ilişki yaşayınca hemen tecavüz mecavüz. Sanki 18 yaş sınırı evrimsel süreçlerin çok da umrundaydı. Evrim yaş hesabı tutmaz..
Veya ikisi de 18 yaş altı gençlerin sevişmesi.. evrim 2 kişinin sevişecek çekime girdiğini söylüyorsa ne yasalar durdurabilir ne de sonradan dayatılan kurallar.
Ha buradan şu sonuç da çıkmasın ,
50 yaşındaki köy ağasının veya din hocasının 15 yaşındaki kızı ailesinden satın alması hoş bir şey mi, asla değil ve engellenmeli..
Ancak, sonradan dayatılan ahlak kuralları belirlenirken de içimizdeki milyonlarca yıllık içgüdüleri de keskin bir şekilde kesip atmamak gerekmekte. 17 yaşındaki bir kız 21 yaşındaki bir gençle kendi isteğiyle beraber olunca, o kendi karar veremez diye, 21 yaşındaki erkek tecavüzden hapse girmeli mi?
Düşünmek gerekir..

seri katiller

Teee kurban bayramı öncesine yetiştirmeye çalıştığım bir yazıydı ama kısmet bugüneymiş.. çoluk çocuk vergi, iş güç vergi vergi, biraz dinlenme nefes alma filan sonra vergi vergi vergi... kusura bakmayın.


Tanım:

İşte budur

http://img.timeinc.net/time/daily/2007/facelift/360_lecter0103.jpg

Yani hollywood böyle diyor.

Şu youtube videosunu bi izleyek hele



Youtube demişken.. Geçen gün Youtube'dan bir mesaj aldım.



Kolpalar kolpası brüksel havaalanı patlaması siksiğiyle ilgili videoları bir listeye atmıştım. Listemi sakıncalı bulmuşlar... Yanlış anlamayalım, videoları ben yüklemedim yani. Başkalarının videolarını listeme koymuşum. Global düşünce polisi artık ne izleyeceğinize bile biz karar vereceğiz diyor..

Önce şunu söyleyeyim, Biliyorum iktidar orospusu medyaların “korkunç saldırı”, “bombalı katliam”, “kamyonlu müslüman” hikayelerine maruz kaldıktan sonra kolpa molpa deyince epey tuhaf geliyordur, hatta sinirleniyor olabilirsiniz, ama siz gene de karar vermeden önce biraz sabırlı olun. bu kolpadan terör saldırısı mizansenleriyle ilgili çok yazdım trol mezarlığında. O yazıları da taşırım buraya. medyanın anlattığı hikayelere farklı bir gözle, bir kez daha bakarsınız. Dediğim gibi biraz sabır. Valla Vakit yok..

Vakit demişken de; bu uzun yazıyı okumadan sadece altın değerinde bir öğüt alıp ayrılmak isteyenler için köprüden önce son çıkış: Bu dünyadaki en değerli şey vakittir. vaktinizi boşa harcamayın..

Yuğtup sadece izleyene bu kadar karışıyorsa içerik üretene kim bilir ne yapıyordur değil mi?

İleri demokrasiye geçtiler. Seslerini kesiyorlar. Çünkü cevap verebilecek güçleri ve akılları yok.

Son 1 ayda kapatılan kanallardan bazıları

Barry Soetoro Channel
https://www.youtube.com/channel/UCgziCnF8Fx_7UOGcBXxMMrQ


DITRH
https://www.youtube.com/channel/UC3XjdiuLcckJCFg7q-2Bvfg


Enter the stars
https://www.youtube.com/channel/UCxgB6grGSx3bcB3vlcy7Tfg


Free Radio Revolution
https://www.youtube.com/channel/UC3xHAfZZqbMMWjc1ed1ajow


Kearnsy74
https://www.youtube.com/channel/UCcVqXLiCh7nMQ5hraBbwzuQ


Lift the veil
https://www.youtube.com/channel/UC_rHIryFaY1d9Tt46SQE8tQ


Odd tv
https://www.youtube.com/channel/UCzSm4zNeyLT6urzUoGb5IVQ


Peekay 22
https://www.youtube.com/channel/UCBbjle1Uh5CpnY2m451XHcA


Russian Vids
https://www.youtube.com/channel/UCTrZJrLbsoN171bMFQKN5Xw


kilitlenen kanallar
Crrow777
https://www.youtube.com/channel/UCW4k9vXjgOSDcYq6Ge9hWWg
Olağanüstü bir kanaldır. dünyanızı daha iyi tanımak için buradaki videoları ders niyetine izleyebilirsiniz, hatta işinizi yaparken bile dinleyebilirsiniz. Genellikle sadece sohbet şeklinde.

How I See The World
https://www.youtube.com/channel/UC85FErR-Kn_IX-xrpBpIkMQ


henüz ağzını açanı öldürme aşamasına gelmedik. şimdilik kanal kapatmayla yetiniyorlar.. yutup kurallarına aykırılıktan.. çünkü çok hassas bu youtube komünitesi bilion mu?.. bakıcaz şimdi ne kadar hassaslarmış.


5000 yılda kurdukları düzen 5 yılda iki seksen yere uzatıldı. Sayısı iki elin parmaklarını geçmeyen insanlar tarafından. Sebep bu. Paniğe kapılmış durumdalar. İnsan denen varlığın gücünü ilk kez gördüler.

Dürtülerinden başka hiçbir motivasyonu olmayan bir öküze tapmanın bedeli olacaktı elbette, onu ödemeye başladılar. korkularını gizleyemiyorlar artık. Siz fark etmiyor olabilirsiniz belki ama onlar kaybettiklerini çok iyi görüyorlar. çünkü onlar için galibiyetin tanımı sizinkinden farklı...

Neyse... youtube bana diyor ki, sen böyle çok gomble teorisi filan sakıncalı şeyler izliyorsun aslanım, yapma böyle, arada komikli kedi videosu filan da izle diyor.

Ben de “sakıncasız” video izlemek için youtube'a “frozen” “elsa” “spiderman” “funny” yazdım... küçük bir çocuk komik video izlemek için arama kutusuna ne yazarsa o tarz şeyler yani.

Sonuç





Bu videolardan youtube'da bir sürü var
https://www.youtube.com/results?search_query=frozen+elsa+spiderman


şu video konuyu biraz daha detaylı görmenize yardımcı olur

https://www.youtube.com/watch?v=58TuVrQLQsw

Türkçe aramalarda da aynı sonuçlar geliyor. Çocuğunuz, yeğeniniz filan varsa dikkatli olun. Ufaklık telefonunuzu kapıp “komik video” filan yazınca birkaç video sonra youtube bunları önermeye başlıyor. Bilmeyenler için not, akıllı telefonunuz kimin elinde olduğunu anlayabiliyor.

Nedir bu tuhaf videolardan elde etmek istedikleri bilmiyorum. Belki yeni nesil seri katilleri yetiştirmeye filan çalışıyorlardır. olmaz öyle şey diyemiyorum.. 100,000 çocuktan 1 tanesi etkilense yeterli. Seri katil zaten öyle tonla olan bir şey değil.. yüz binde bir gayet iyi bir rakam.. amaç buysa yani..

bir de youtube klasiği rus pedo kanalları var.. küçük kız çocuklarını kullanan rus youtube kanalları..
моё утро
bu rusça bir ifade.. “sabah hallerim” gibi bir manaya geliyor.. küçük kızlar sabah yataklarından kalkıyorlar, ellerini yüzlerini filan yıkıyorlar, giyiniyorlar... anladın mevzuyu..


bulabildiğim en usturuplu videolardan birini atayım.

https://www.youtube.com/watch?v=UpvA1lFoCsI


tıklanma sayısı enteresan tabi.. küçük bir kızın sabah halleri 1 milyondan fazla izlenmiş... vay canına. Videonun yorumları da ayrı bir alem.

Bunlar çok hassas youtube'un “sakıncasız” videoları.. Bunlardan binlerce var. Yutubun bu videolarla hiçbir sorunu yok. Eric schmidt gibi nazi artığı bir bilderberg müdaviminden çocuk istismarı konusunda hassasiyet beklemek hata olur zaten..

Yutubun bu gayretkeş sansürcülüğünün altında yatan şey pizzagate.. Elit emmiler bebeklere tecavüz ederken yakalandılar.. aslında yakalanmadılar, başka bir şey oldu da onu açıklaması bir başka yazının konusu olsun.. pizzagate işinden beri de youtube şizofrene bağladı. Böyle ota boka karışır oldu.. Canım youtube yaa.. iyi ki bizi düşünüyorsuns..

bütün mesele çocuklar.. yaratılmış en değerli varlığın dünyaya getirdiği en değerli varlığa saldırmak istiyorlar. Olayın özeti bu.

Neyse... çok uzattık.. tıraşı kesiyoruz konuya giriyoruz; seri katiller...

Hannibal lecter... seri katil.. insanları yiyor. Çok ama çok zeki.. yakalanması mümkün olmayan şeytani zekalı katil.. bir deha... klasik müzik dinliyor.. ve zeki.. illa ki doktor filan... normal doktor da kesmiyor, bazen purofesör doktor.. ve süper yetenekli... hobi olarak karakalem, heykel filan çalışıyor... zeki demiş miydim?

Hollywood eliyle bize yapılan propaganda bu..

da Acaba Hannibal Lecter karikatürü gerçeği ne kadar yansıtıyor? Yani seri katiller hakikaten manya kötesi zekalara sahip tipler mi... yoksa bizi mi sikiolar?

“Sistem” denen şu şeyi bir de Hollywood – Polis düzleminden görelim.

Gerçek bir seri katile bakarak başlayalım.

John wayne gacy

http://trendingfeeds.com/wp-content/uploads/2015/02/John-Wayne-Gacy.jpg


32 tane erkek çocuğunu evine çağırdı, içki içeriz, sana porno izlettiririm bilmem ne filan diye.. çocuklara tecavüz ettikten sonra boğdu ve evinin altına gömdü. Walter white'ın parasını sakladığı yere. Evinin altında ölü gömecek yer kalmayınca cesetleri nehre atmaya başladı. Birkaç kurban daha aldıktan sonra yakalandı.. O hatayı yapıncaya kadar polisin Gacy diye bir adamın varlığından bile haberi yoktu...

Son cümledeki kofti dramayı ben ekledim.. bakalım öyle miymiş? Yani gerçekten de polisin Gacy'ye dikkatli bakmak için bir sebebi yok muymuş onu bir görelim.

Bu çocuk John Butkovich

http://img.thefreedictionary.com/thumb/1/1b/John_Butkovich.png


Gacy'nin ikinci kurbanı. 17 yaşında... Gacy'nin bir inşaat firması var, orada çalışıyor.. Sonra da ortadan kayboluyor.

Butkovic'in ailesi yugoslav göçmeni. Oğulları kaybolduktan sonra polise gidiyorlar.. sürekli.. ama sürekli polise gidiyorlar.. Oğullarını John wayne gacy'nin öldürdüğünü, hatta oğullarının cesedinin gacy'nin evinin altında gömülü olduğunu bile söylüyorlar..

Aşağıdaki videonun 25. dakikasından itibaren ailenin bizi dinleselerdi böyle olmazdı diye sitem edişini izleyebilirsin.

https://youtu.be/dPX4jk3JEto?t=1615


Polisin aileyi dinlememesinin sebebi gacy'nin başkan carter'in karısıyla fotoğraf çektirebilecek kadar mevkili bir işadamı olması olabilir mi?


http://murderpedia.org/male.G/images/g/gacy/gacy392.jpg


Yok canım olur mu öyle şey.. İsterse kralın oğlu olsun.. kanun kanundur.. şeriatın kestiği barmak acımaz cart curt, zart zurt.. yemiyorsunuz di mi bu palavraları?

Yok yok.. doğrusunu söyleyeyim.. polisin gacy hakkındaki iddiaları araştırmamasının sebebi gacy'nin tertemiz bir geçmişe sahip olması....

hala dalga geçiyorum.. gacy sabıkalı bir tecavüzcü. 1967 yılında 15 yaşında bir çocuğa tecavüz ediyor. 10 yıl hapis cezasına çarptırılıyor.. Sonra Islah olmuş ki demek, hapisten çıkarmışlar...

Sistemin palavralarından biri de bu.. ıslah olmak... olmuyor.. Tecavüzcülerin hele de çocuk tecavüzcülerinin ıslah olduğu filan yok. Tecavüzden 8 sene yemiş adam hapisteyken buradan çıkınca yakalanmadan nasıl tecavüz ederim diye plan yapıyor..

Okursun bi ara..
(bkz:#1144938)

Gacy'nin 1968'deki davasında sadece oğlancılık yok, zorla oral seks yaptırdığı çocuk mahkemede konuşmasın diye bir başka çocuğa para verip onu dövdürtüyor filan.. böyle bir ağır psikopat. 10 yıl ceza alıyor ama tahmin edersin 10 yıl yatmıyor. sistem gacy'deki ışığı görmüş ki 18 ay sonra şartlı tahliye..


Matematik zamanı.
Butkovic Gacy'nin kaçıncı kurbanıydı? Cevap: 2

polis butkovic'in ailesini dinleyip gacy'yi adam gibi araştırsaydı kaç çocuk kurtulurdu?

32 genç çocuk - 2 genç çocuk = 30 genç çocuk...

30 genç çocuk.

https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/originals/de/4c/d0/de4cd0300e8b1eedda4886a70aeaf8c7.jpg

Hollywoodum yaaa... biz sıçtık be gözüm. Bize bi film çeker misin? Konusu şey olsun “seri katiller çok zekidir” olsun..


devam edelim.. başka bir yakalanması imkansız şeytani zekalı katile bakalım

Jeffrey Dahmer


https://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/a/ad/Jeffrey_Dahmer_Sheriffs_1991_mugshot.jpg/150px-Jeffrey_Dahmer_Sheriffs_1991_mugshot.jpg

Mikipediası
https://en.wikipedia.org/wiki/Jeffrey_Dahmer

Dahmer deyince araya bir parantez açalım. Bazı gombile teoricileri Dahmer olayının amerika'da siyah-beyaz gerilimini kaşımak için üretilmiş bir psikolojik operasyon olduğunu iddia ediyorlar. (Dahmer'in kurbanlarının büyük çoğunluğu zenci.) Ben öyle düşünmüyorum. Yani dahmer'in gerçekten var olan bir seri katil olduğunu düşünüyorum. Polisin yalancısıyım Evinden çıkan şeylerin görüntüsü şöyle

kafasını kestiği bir kurbanın resmi bu.. iyi bakın bu konu sınavda çıkacak..

http://www.geocities.ws/karamppp/images/dahmervictim2good.jpg


Hazır dokanmışken.. psikolojik operasyon olarak bir seri katil tiplemesi yaratılıp topluma sunulabilir mi?

Cevap: Evet..

Charles Manson... çok büyük olasılıkla manson bir aktör, sharon tate cinayeti de tamamen psikolojik operasyon..

“The Tate Murders - The Monsters Dupe Us Again” böyle bir video var. İnternet aleminin en çok silinen videosu olabilir. Youtube bu video yüklendiği zaman çıldırıyor. Bulursanız mutlaka izleyin. Charlie manson'un neden bir aktör olduğunu, sharon tate'in cia bağlantılarını, suç mahalli ve otopsi fotoğraflarının kolpalığını filan tane tane anlatıyor.

Amaç ne peki? “Bizim Vietnam'da ne işimiz var?” diye başlayan 68 gençlik hareketini, LSD kullanmaktan beyni yanmış tipler olarak lanse edebilmek. bu arada, LSD devletten başka hiç kimsede olmayan bir madde.. onu da hatırlatalım. dediğim gibi bulursanız mutlaka izleyin.

Konuya dönüyoruz.. Jeffrey Dahmer.. bence gerçek bir olay.

Dahmer eşcinsel. Sahip olmayı hayal ettiği bir şey var. Her istediğini yapabileceği itaatkar bir seks kölesi. Bunu elde etmek için şöyle yapıyor, kurbanlarını sarhoş ettikten sonra ellerini kollarını bağlıyor, kafalarının arkasına matkapla bir delik açıyor ve o delikten içeri o aradığı robot-insanı yapabilmek için denediği sıvıları döküyor. Alkol, bulaşık deterjanı, asit vs...

Bir gün Konerak Sinthasomphone adında 14 yaşında genç bir çocuğu evine getiriyor.. sarhoş ediyor. Kafasını deliyor ve seks kölesi yaratma denemesine başlıyor. Bu arada da evde içki bittiği için dışarı çıkıyor.. Dahmer alkolik.. Ne oluyorsa ondan sonra oluyor.. Çocuk uyanıyor. Sersemlemiş bir halde evden dışarı çıkıyor.

Manzarayı gözünün önünde canlandır. sokağın ortasında 14 yaşında çırılçıplak bir çocuk var. Ne yaptığını bilmez bir halde ortalıkta dolanıyor.. Kafasının arkası delinmiş, kanlar akıyor.. jeffrey o sırada içki dükkanında..

İki kadın çocuğu görüp 911'i arıyor..


iki tane polis memuru olay yerine ulaşıyor. John Balcerzak ve Joseph Gabrish.. polisler çocuğun yanındayken dahmer de elinde içki şişeleriyle geri dönüyor.. polislerin yanına gidiyor ve anlatıyor.. “Bu benim sevgilim” diyor, biz eşcinseliz.. zaten o da 18 yaşında, Reşit yani. Kafasına yaptığım şey rızasıyla olmuştur amirim, biz biraz öyleyiz” falan filan... ama yer mi? polis dahmer'in hikayesinden şüpheleniyor, “yörüyün bakim karakola” diyor...


demiyor tabi...dese biz bu yazıyı yazmayız.


Polisler kim uğraşacak bunlarla ya deyip çekip gidiyorlar.... Mı acaba??


Maalesef... öyle de olmuyor..

Şöyle oluyor.. polisler çocuğa bir havlu veriyorlar. Sonra da bu ikisini jeffri'nin evine bırakıyorlar. daireden kötü kokular geldiğini filan da fark ediyorlar ama kaka yapmıştır bunlar filan diye düşünüyorlar.. çocuğun kimliğini, yaşını vs doğrulama ihtiyacı bile duymuyorlar.. jeffrey'in anlattıkları yeterli geliyor.. ondan sonra gidiyorlar.

Bir de ayrılırken telsizde komiklikler yapıyorlar... “bugün iki ibneyi barıştırıp sevaba girdik” mealinde şeyler.. Kendin dinle..
https://www.youtube.com/watch?v=XYoLpY_ObNA&feature=youtu.be&t=74


bu iki polis memuruna noldu acaba?

“Balcerzak and Gabrish were terminated, and took their termination to court where a judge reinstated them. John Balcerzak went on to serve as president of the Milwaukee Police Association from 2005 to 2009. He later opened a tavern. Gabrish was hired as a police officer in suburban Grafton, Wisconsin.”

https://blackbutterfly7.wordpress.com/2015/08/08/the-jeffrey-dahmer-victim-who-did-not-have-to-die/

21. yüzyılda İngilizce bilmeden yaşayabileceğine inanan arkadaşlara ceza olarak ben çeviriyorum. Adamlar bitmiş, birini hemen oracıkta linç etmişler, öbürü de vicdan azabından kirpik kanseri olmuş.

konerak'tan sonra Jeffrey 4 kişiyi daha öldürdü.. konerak'ın kardeşi dahil. hollywood bu muhteşem zekalı katilin filmini çekti mi? Çekti tabi..


Sıradaki über zekamıza bakalım..

Gary Ridgway.. Nam-ı Diğer “Greenriver Katili”.

Palavralar ansiklopedisinden link de atalım...
https://en.wikipedia.org/wiki/Gary_Ridgway

Ridgway 1982 – 1998 arasında (16 yıl) işlediği 49 cinayetten hüküm giydi. Öldürdüğü kadın sayısının 90 küsur olduğu tahmin ediliyor, tam rakamı kendisi de bilmiyor. Kurbanlarına tecavüz edip boğduktan sonra cesetlerini ormanlık yerlere atıyor. 16 yıl boyunca yakalanmadığına göre Gary kesin çok ileri zekalıdır.. öyle olması lazım yani..

Önce bu arkadaşı tanıyalım
Dave reichert

https://reichert.house.gov/sites/reichert.house.gov/files/images/Bio-big.jpg

Reichert o yıllarda King County şerifiydi. Gary Ridgway'i o yakaladı... DNA (sperm) kanıtıyla.. sene 2001. Reichert sonra politikeci oldu.. bu kadar başarılı olunca haliyle yani..

meşhur Ted Bundy var bildin mi?

http://www.newyorker.com/wp-content/uploads/2015/10/Beale-AnnRulesTedBundybook-320-240-05160819.jpg

yağuşuklu, karizmatik, yetenekli, hukuk terk Ted Bundy... Ted Bundy'ye ayrıca da gelicez ama burada anlatmamız gereken başka bir mevzu var.

Kuzuların sessizliği filminin esin kaynağı Ted bundy. şerif reichert Greenriver Katilini yakalamak için o dönemde hapiste olan başka bir katille, yani bizim Ted'le görüşmüş.. deyim yerindeyse “akıl almış”. Ted Bundy filmdeki hannibal lecter'in aksine pek öyle süper psikolocik analizler yapamamış, ama şöyle bir şey söylemiş. “Bu greenriver katili ormana attığı cesetlere de tecavüz ediyor olabilir.”

eee... ne demişler.. Kişi kendinden bilir işi... Ted kardeş de cesetlere tecavüz eden bir tip. Bazen yokluktan, bazen manyaklıktan..

Var mı böyle bir şey peki? Gary öldürdüğü kadınların cesetlerine tecavüz etmek için geri dönüyor muymuş?

Haftada en az 1 kez.. Bazı zamanlarda hafta 3 kez. Cesetlere kokudan yaklaşılamaz hale gelinceye kadar yapıyormuş bu işi..

Gary'nin çatır çatır kadın boğazladığı o yıllarda, cinayetler sıklaştığı zaman fahişelerin beklediği caddeye Tedbiren bir polis arabası koyuyorlarmış. İşte bu ceset tecavüzleri o dönemlerde daha çok oluyor. Gary polis otosunu görünce doğruca ormana attığı kurbanlarına gidiyormuş. Cesetleri atmak için kullandığı birkaç tane mekan var zaten.

Şimdi kendini Reichert'in yerine koy. Akıl danıştığın nekrofil seri katil sana demiş ki “Sizin katil de cesetlere tecavüz ediyor olabilir”.. ne yapardın?

Ben olsam mesela cesetleri bulduğum yere kamuflajlı bir grup yerleştirir, bir iki hafta orada tutardım. Nolur nolmaz. Çok mu fantağzi oldu? peki.. bu olasılığı geçelim..

90'lı yılların başında Reichert ekibiyle birlikte Greenriver Katili olabilecek 8 kişiyi belirlemiş. Aralarında Gary de var. Süper.. Ben reichert olsam o sekiz kişiyi takibe alırım. Gene mi abartılı oldu? Adam hangi birine yetişsin icabında di mi? Hem nereden bilsin katilin Gary olduğunu filan? Haklısın..

Gary Ridgway şöyle yakalanıyor. Ellerindeki DNA örneğini Codis dedikleri veritabanına giriyorlar ama bir sonuç çıkmıyor. Bunun üzerine vakti zamanında tespit ettikleri 8 şüpheliden DNA örneği alıyorlar ve teste gönderiyorlar. Derken, yardımcısı elinde zarfla Reichert'e geliyor. İşte aradığımız katilin adı burada yazılı filan.. dun dun duuuun... dramatikli müzik..

Dave Reichert ne diyor biliyor musun?

“Dur tahmin edeyim. Gary değil mi?”... diyor..

Şu videonun 34. Dakikasından itibaren kendi ağzından dinleyebilirsin..
https://youtu.be/gx7wXA6tF-k?t=2054


Süper polis Reichert aradığı adamın gary ridgway olduğundan bu kadar eminken elinden kaçırıyor.. bu sadece kendi ağzıyla söylediği.. dosyaya baksak kim bilir başka ne çuvallamalar göreceğiz.. neler olabilir mesela? Gary Ridgway bir fabrikada çalışıyor. Kadın çalışanlara öldürdüğü kızlardan çaldığı ucuz küpeleri filan hediye ediyor.. İş arkadaşları arasındaki lakabı “Greenriver Gary”.


Hollywoodcuğum yaa gene biz.. bize bi süper zekalı seri katil filmi daha çeker misııaaan?

Niye bu kadar uzun sürdü Gary'nin yakalanması? Basit açıklaması şu; Ridgway'in öldürdüğü kadınların çoğu fahişeydi, bir kısmı uyuşturucu müptelasıydı. Kimisi yoksul ailelerin kızları, kimisi evden kaçmış genç kızlar. Kimse umursamadı yani..

asıl sebep “sistemin” gary gibilerin toplumun içinde gezmesini istemesi.


Sıradaki...


http://www.newyorker.com/wp-content/uploads/2015/10/Beale-AnnRulesTedBundybook-320-240-05160819.jpg


ted bundy.. o bari zekidir di mi... heralde yağni.. Adam Hapishaneden filan kaçtı...

Şaka lan şaka. Hapishaneden kaçmadı. Kütüphaneden kaçtı. Aynen böyle oldu..

- “bir kaçırma ve tecavüz suçlamasından 15 yıl hüküm giymişken”,
- “bir cinayet davasında yargılanmışken”,
- “hapishanenin bahçesinde çalılıkların arasına bir yol haritası ve bir sosyal güvenlik kartı saklarken yakalanmışken”

kütüphaneden kaçtı..

Nası oldu bu iş? Ted dedi ki “ben cinayet davamda kendimi savunmak istiyorum. Ne de olsa hukuk terk ben.. işte bir takım kitaplar okumam gerek filan, kütüphaneye gidebilir miyim”.. hay hay Git dediler. O da gitti.. kütüphanenin camından atlayıp kaçtı. Çok şükür 6 gün sonra can almadan kendiliğinden geri geldi. Camdan atlarken bacağı uf olmuş da ondan..


sonra bir kere daha kaçtı..
- Hapishaneye testere filan gibi şeyler sokturmuş.
- Mapus arkadaşları bu eleman kaçacak diye gardiyanla ihbarda bulunmuş.

Ona rağmen kaçtı. Hepiciği mikilipedya'da var
https://en.wikipedia.org/wiki/Ted_Bundy


Ted ikinci sefer kaçtığında ayağını burkmadı. Florida'ya kadar gitti. Kız yurduna girdi, dört genç kıza saldırdı. Saldırdı derken sadece tecavüzden bahsetmiyorum, o zaten var da, ayrıca saldırdı. Bulduğu bir Odunla suratlarını parçaladı, erkekliğinin yetmediğine elindeki odun parçasıyla tecavüz etti. Kızlardan İkisi öldü.

Margaret bowman

http://assets.nydailynews.com/polopoly_fs/1.2864863.1485967707!/img/httpImage/image.jpg_gen/derivatives/gallery_1200/victim-margaret-bowman.jpg


Bulunduğunda bu haldeydi


https://i.pinimg.com/736x/a2/0d/82/a20d82a62c4873891f45a943c355c9c2--sorority-houses-ted-bundy.jpg


Şu zeki seri katil efsanesine dönelim.. seri katillerin zeka seviyesi nedir?

Cevap: Toplumun geri kalanının zeka ortalaması neyse seri katillerinki de odur

... diyemiyoruz maalesef.


Seri katillerin birçoğu ortalama zekanın altında. ted bundy ve ed kemper gibi ağzı laf yapan bir iki tanesini saymazsan çoğu aptala yakın..

Örneğin Gary ridgway... 16 yıl içinde 90 küsur kadını öldüren über...


http://www.newsmax.com/Newsmax/files/1a/1a9fcaf2-670c-4558-b47e-b743a12f01f6.jpg

iq testi denen şey neyi ölçer, ne kadar hassasiyetle ölçer filan başka bir tartışmanın konusu ama Gary ridgway kemiksiz 82 ayküsüyla bildiğin “mankafa” kategorisinde..

mevzuyu çakmışsındır artık.. birkaç tane örnek verdim ama dilediğin seri katil efsanesine bakabilirsin. Her birisinde benzer ihmalleri, aptallıkları, umursamazlıkları göreceksin. Her şeyiyle Çürümüş bir düzende yaşıyoruz. Yakalanamamalarının sebebi zeki olmaları filan değil.


Bundy için 6 tane film çekti hollywood..

The Deliberate Stranger (1986), starring Mark Harmon
Ted Bundy (2002), starring Michael Reilly Burke
The Stranger Beside Me (2003), starring Billy Campbell
The Riverman (2004), starring Cary Elwes
Bundy: A Legacy of Evil (2008), starring Corin Nemec
The Capture of the Green River Killer (2008), starring James Marsters


çog zeki oluyollar lan bu seri katiller var ya..

Gerçekten akıllı sayılabilecek bir seri katile bakalım mı? Bakalım..

Israel Keyes

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/5/55/Israel_Keyes_FBI_mugshot.jpg

Bilinen cinayet sayısı 3. Kurban sayısının 8'den fazla, hatta 11'den fazla olabileceği konuşuluyor. Ama tam rakamı bilmiyoruz. Çünkü keyes öldü. Hapishanede öldü.

mikilipediası
https://en.wikipedia.org/wiki/Israel_Keyes

cinayetlerini 2 yıl önceden planlamaya başlıyor. Öldüreceği kişinin/kişilerin evlerine yakın bir ağaçlık yer buluyor. Kullanacağı eldiveni, bıçağı, küreği vs. oraya gömüyor.. işinden izin alıp önce alakasız bir kente uçuyor, sonra cinayeti işleyeceği yere. Yapacağını yapıyor ve aynı şekilde iki aktarmayla 24 saat içinde evine dönüyor. Kurbanları için bir kayıp ilanı olsa bile polis olayı araştırmaya başladığında o binlerce kilometre ötede oluyor.. baktığın zaman gerçekten akıllıca.

son olarak bu kızı öldürdü
samantha koenig. 18 yaşında.


http://www.alaskapublic.org/wp-content/uploads/2012/04/Samantha-Koenig.jpg

Kızı öldürdükten sonra fidye istemek için o günün gazetesiyle bir fotoğraf çekip ailesine yolladı. Ölü bir kız için nasıl fidye istenir di mi?

Gözlerini dikti.

Çektiği fotoğrafta Samantha'nın hala hayattaymış gibi görünmesi için göz kapaklarını dikiş iğnesiyle gözünün üstüne dikti. Çok meraklıysanız resim internetlerde var.

Nasıl mı yakalandı? Samantha'nın banka kartıyla para çektiği için yakalandı..

Sen şimdi diyorsun ki bu nasıl akıllı adam lan? Mal gibi kurbanının kartını kullanıyor filan..

cevap şu: israel keyes muhtemelen tahmin edilenden çok daha fazla sayıda cinayet işlemiş birisi.. ilk başlardaki titizliği zamanla tavsıyor çünkü Samantha cinayetine kadar kurbanlarının hiçbirisi için polis ciddi bir araştırma yapmamış. Keyes bu durumdan yanlış bir ders alıyor ve son cinayetinde laçkalaşmanın bedelini ödüyor..


Soru: Hollywood bu seri katil güzellemelerini kaç kere çekmiştir?

Dahmer 5 film

• The Secret Life: Jeffrey Dahmer, 1993
• Dahmer, 2002
• Raising Jeffrey Dahmer, 2006.
• Jeff, 2012,
• My Friend Dahmer, 2017


Gacy 4 film
• To Catch a Killer, 1992
• Gacy, 2003.
• Dear Mr. Gacy, 2010
• 8213: Gacy House, 2010

Gary Ridgway gibi bir öküzde anlatılacak pek bir şey olmadığı için onun filmi yok.. ama hikayesinin ufak detayları dizilerde filan bol bol kullanılıyor. Rekor 6 filmle Ted Bundy'de tabi.

Soru: israel keyes'in “maceralarının” filmi var mı?
Cevap: Yok.
Soru: ne zaman çekilecek?
Cevap: hiçbir zaman.

Anlamadın mı?..

Şöyle söyleyeyim o zaman.
Hollywood adı “İsrail” olan bir seri katilin filmini bize asla göstermeyecek.

Şimdi anlamışsındır.

Zeki seri katil diye bir şey yok.. aslına bakarsan “Seri katil” diye bir şey yok. Katiller var.. polis işini yapmayınca seriye bağlıyorlar. Hollywood da zeki seri katil filmleriyle gaz alıyor, sistemin götünü kurtarıyor.. Bu kadar basit.

Seri katil filmlerinin büyüsünü bozduysam kusuruma bakmayın. Masal filmi izlemeyecek kadar yetişkin olduğunuzu düşünüyorum.

Bir tane de çözülmemiş dava görelim. Bu dava belki de bizim ömrümüz içinde çözülecek.. yapılan alçaklıkları canlı yayında göreceksiniz yani..

Bu Tirrel Santiago
https://www.findthemissing.org/en/cases/9508/53

16 yaşında, yoksul bir ailenin çocuğu, eşcinsel. 2005'ten beri kayıp.

DNA sekmesine git. Orada şöyle yazıyor.
“Sample submitted - Tests complete”

Yani “ailesinden DNA örneği alındı, testler tamamlandı” diyor.

o ibare 24 Haziran 2017 günü eklendi. Tirrel'in kaybolmasından 12 yıl sonra. kardeşiniz 5 yıl uğraştı o DNA örneği için. Bu 5 yıl içinde yardım edebileceğini düşündüğüm onlarca kişiye yazdım. Mesela jesse jackson'a mail attım.



şöyle bir organizasyonu var
http://www.rainbowpush.org/


black lives matterdir, gökkuşağıdır mökkuşağıdır her şey tamam yani.. gariban bir zenciye başka kim yardım edebilir.. di mi?

Soru: yazdık da ne oldu?

a) Jesse Jackson mailime bizzat döndü. 16 yaşında bir çocuğun sırf zenci ve eşcinsel diye yok sayılmasının kabul edilemez olduğunu, Tirrel için DNA örneği alınmasını şahsen takip edeceğini yazdı.
b) Cevap bile yazmadılar.


Soruya başka bir soruyla cevap vereyim..

Soru: LGBT nedir?

a) LGBT eşcinsel bireylerin haklarının çiğnenmemesi için kurulmuş bir organizasyondur.
b) LGBT global polis devletinin eşcinselliği normalleştirmek için yürüttüğü bir istihbarat faaliyetidir.

ikinci sorunun cevabını biliyorsan birinci sorunun cevabını da biliyorsun demektir.

Jesse Jackson demişken “negro” kelimesinin neden “hakaret” sayıldığını, onun yerine “African American” deyiminin neden yerleştirildiğini anlatayım bir gün. Namussuzluğun derecesini görün.

Neyse... konuya dönelim... Tirrel'in davası bir adım ilerledi.. şimdi DNA'sının karşılaştırılması var. Kayıp insanlar veritabanının yanında bir de kimliği belirsiz cesetler veritabanı var. Maalesef Tirrel'in hikayesi orada bitiyor. Şimdi o karşılaştırmanın yapılması gerekiyor.

Diyorsun ki madem DNA örneği verildi neden hala eşleştirme yapılmadı. Otomatik zannediyorsun di mi? Filmlerde öyle gösteriyorlar çünkü.. DNA örneği giriliyor bilgisayar bidi bidi bidi çalışıyor, sonra diyor “Match found” filan.. Gerçek hayatta öyle olmuyor.

Kayıp kişilerle kimliği belirsiz ceset veritabanı birbirine otomatik bağlı değil. Yani sen oraya dna koydun diye iş bitmiyor. Her bir karşılaştırma için polisin tek tek onay vermesi gerekiyor. Yasa böyle.

Bunun pratikteki anlamı nedir? İstedikleri davayı çözüyorlar, istemedikleri böyle sürüncemede kalıyor.

polis izin verir de Tirrel'in davası çözülürse size daha çok şeyler anlatıcam.

Mesela bu adamı anlatacağım

Hugues francois.


Kız arkadaşını öldürmekten 40 yıl verdiler. Süper. Hikayesi çok uzun ama şöyle sorayım; Mahkemede ne yapmasına izin vermediler?

a) osurmasına
b) uyumasına
c) konuşmasına

Cinayetle yargılandığı davada konuşmasına izin verilmedi. Hem de özgürlükler ülkesi Amerika'da. Hem de Obama'nın saltanatı sırasında.

Obama'yı pazarlandığı şekliyle çok insancıl, demokrat, ahlaklı biri filan zannediyorsan sürpriz olmuştur. ben onu Akdeniz'i bebek cesetleriyle doldururken fazla itiraz gelmesin diye nobel barış ödülüyle parlatılmış pedofil bir ileri demokrasi canavarı olarak görüyorum. Bize sürpriz yok.

Bana sorarsanız francois suçsuz yere hapiste. Mahkemede konuşturmamalarının da bir nedeni var.

Mesela bu adamı da anlatacağım
James Burke


Arabasında çocuk pornosuyla gezen polis şefi. Çocuk pornosu için tutuklanmadı haliyle. İt iti ısırmaz. James yanlış bir ayağa bastı, ondan tutuklandı.

Çocuklar... Her zaman çocuklar. yaratılmış en değerli varlığın dünyaya getirdiği en değerli varlığa saldırmak istiyorlar. Olayın özeti bu. Pedofil canavarların yönettiği bir pizza gezegeninde yaşıyoruz.

Pizzagate. Panikleri bununla başladı.

Tony Podesta...


maillerinde pizzadan bahsetmeye doyamayan arkadaş... cheese pizza aşağı cheese pizza yukarı. Cheese pizza “child porn” için kod oluyor.

tony'nin evindeki heykel tanıdık geldi mi?

Tony bey gergin ama en azından içeride olmamanın rahatlığını yaşıyor. Çünkü her yerdeler.

washington dc polis vakfı.. bak bakalım yönetim kurulunda kim var.
http://www.dcpolicefoundation.org/board-members.html

Söylemekten dilimde tüy bitti. İllüminati millüminati gibi süslü markalara takılma.. bu janjanlı ismin altında çok daha basit ve çok daha tanıdık bir organizasyon var. Mafya.. Mafya tarafından yönetiliyoruz. Sinema, siyaset, bilim, sanat, tıp, medya her şey onların elinde. Ama Bu kadar güce rağmen korktukları bir şey var. Sen. O yüzden uyanmaya bak.


Bütün bunlar bizi ne kadar ilgilendiriyor? Bunlar bizi hiç ilgilendirmiyor. Biz en bi süper bi ükede yaşıyoruz. Bizim küçük problemlerimiz var.

Mesela.... Gülşen var. 13 yaşında. 4 aydır kayıp



Gülbahar var, 1 aydır kayıp



Yasin var, 6 yaşında. 1 yıldır kayıp



Büşra var, 15 yaşında. 1 yıldır kayıp



Bu çocuklar nerede? Bilmiyoruz. Belki kocaya kaçmışlardır. Belki de kemikleri bir yol kenarındadır. Bilmiyoruz.

Ama günahını almayalım.. polisimiz çok meşgul.. fetö metö filan.

Bu kadar hunharca mücadele edilen terör örgünün başı ne yapıyor?

Ali baba'nın çiftliğinde, karnı tok, keyfi yerinde. Pedofil mafyanın medyasına poz veriyor.


Enteresan ülke bizimkisi, burada ateistim diyen insanlar seccadeye ayakkabıyla basıp poz vermez. Bence Fettullah bey bu resimde bize bir şey anlatmaya çalışıyor da mevzuyu dağıtmayalım, başka yazının konusu olsun..

Gözünüzün önüne konan şeylere daha dikkatli bakın diye bu kadar yazı yazdım. Çünkü bu dünyada gözünüze sokulan her şey yalandır. Bu kadar yalanın söylenmesinin de tek bir nedeni var.. Sen. En büyük korkuları sensin.

İçinizi boşuna karartmayın. hiçbir şeyden korkmanıza gerek yok. Çoğunluk olan sizsiniz, aklı çalışan sizsiziniz, yetenekli olan sizsiniz. Onların elinde olan tek şey gaz, cop, polis, gözaltı, sansür, yalan, şiddet, terör, cinayet, hırsızlık. Başka da hiçbir şeyleri yok. Siz olmadan nefes bile alamazlar.

Ne kadar güçlü olduğunuzun farkında bile değilsiniz. Çünkü bu sistem size kendinizi unutturmak için kuruldu. Moraliniz bozuluyorsa o yüzdendir. Sakın kendinizi gömmeyin. televizyonu kapatın. beyninizi yıkatmayın. gözünüzü açıp etrafınıza daha dikkatli bakmaya başlayın.

Çünkü bu dünyada oynadıkları oyunun kuralları var. Örneğin, yalanı gözünün önüne koyup görmemeni bekliyorlar. onlar için galibiyetin tarifi bu. Senin kafanın içindeki savaşı kazanmaya çalışıyorlar.

Kafandaki savaşı bir kez kazandığında sonsuza kadar kazanmış olacaksın. Çünkü sen izin vermediğin sürece oraya bir daha kimse giremez. İşte O yüzden en büyük korkuları sensin..

Özetle; mafyanın gasp ettiği bu dünyada güvenliğin için gözlerini açman yeterli.

Fazlası için? Fazlası için biraz daha fazlasını yapman lazım. Yapmıyorsan istemiyorsun demektir. İste. Çünkü, tek bir korkuları var...

https://www.youtube.com/watch?v=0lt7JDqzr84

5 ekim 2017 erdoğan gökçek görüşmesi

elinde kaset olduğu konuşuluyor kulislerde. bence kaset değildir o flash disk veya harici hard disktir. neyse konudan sapmayalım, kasetin içinde ne olabilir analiz edelim ;
1- Hırsızlık veya rüşvet videosu : Böyle bir şey olsa bile malum kişi geri adım atmaz. sonuçta daha önce de böyle şeyler çıktı. halk umursamadı. müslüman, çalsa da çalışıyor. bu yeterli bir tehdit unsuru değil.
2- Cinsel içerikli video : böyle bir durumda da halk ne kadar duyar gösterir kestiremiyorum. sonuçta dinimizin emri 2. kadını imam nihakıma aldım diye sıyırabilir sanki. 2 .kadın başkasıyla evliyse o zaman biraz ortalık karışabilir.
3- cia ile iş birliği videosu : Bence bundan da sıyrılmak kolay. Çomarlara açıklamayı şu şekilde yapabilir, cia bizi kandırdı, sonra hadlerini bildirdik falan.
4- din'e küfür eden video : işte bu noktada açıklama yapamazlar. yukarıda olduğu gibi millet 'anamı sik ama dinime dokunma' seviyesinde olduğundan dolayı en tehlikeli video bu olabilir. başka bir dine ayin yapılırken çekilen video veya din ile alakalı bir alay videosu malum kişinin fişini çekebilir.

aşk

Kimi zaman çok kızdıran, öfkeden deli ettiren bir duygu. Yani aşk yoksa aman zikerler diyip işin içinden çıkarsın ama Kızıyorsan sen o kişiye büyük duygular hissettiğin içindir. Sonra kimi zaman dalda ötüşen iki kuşa bakıp sevdiğini hatırlamaktır. Arttırıyorum, yere düşen yaprağın romantizmiyle sevdiceğini özlemektir. Aslında ot böcek yaprak kadar basit, kalbinde uyandırdığı duygular kadar derin bir şey aşk. Çıkın gidin aşık olun olm, herseye ragmen eşsiz bir duygu, tarifsiz bir bağ şekli.

k9

eğitimli polis köpeği



"bundan bir önceki model neydi, k8 miydi? kaç sene oldu hala k9, niye k10 çıkmıyo lann?" diye soranlar için boş bir bilgi vereyim..

k9 bir kelime oyunu.. okunuşu "key" ve "nayn".. "keynayn"

bir başka kelimenin okunuşuyla aynı "canine"..

canine ne demek? canine köpek demek..


trivia bir bilgidir..

jüpiter

gazlı dev

böyle bir dev bu... gazlar fırtınalar filan..

şimdi bu resim mikipedia'dan..


2014 yılında çekilmiş bu resim.

resmin orijinali
https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter#/media/File:Jupiter_and_its_shrunken_Great_Red_Spot.jpg
sayfanın orijinali
https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter

aşağıdaki videonun 40. saniyesinden sonra bu fırtınalar anlatılıyor..


işte böyle manyak bir gezegen bu. bir anı bir anını tutmuyor filan..

neyse ... 2016 yılında bir resim daha çekilmiş


"The Hubble Space Telescope has captured images of glowing auroras over Jupiter just days before NASA's new Juno spaceship arrives to orbit the gas giant."
http://edition.cnn.com/2016/07/01/health/hubble-jupiter-juno-auroras/index.html


resmin orijinali
https://www.nasa.gov/sites/default/files/thumbnails/image/hs-2016-24-a-print-new.jpg

sayfanın orijinali
https://www.nasa.gov/feature/goddard/2016/hubble-captures-vivid-auroras-in-jupiter-s-atmosphere

bu resimde şu olmuş 2016 temmuz'unda juno denen uzay fikiboku jüpiter'in yörüngesine girecekmiş.. bu olayın birkaç gün öncesinde hubble teleskopu jüpiter'den bu görüntüyü yakalamış.. resimde jüpiter'in tepesindeki aurora'lar görüküyor.. yani kutup ışıkları..

mesele ne?

iki resim arasında fark yok.. fırtınlar, tayfunlar, boralar filan ama iki yılda en ufak bir fark yok.. tepesine fotoşopla atılan gelinin kızkardeşi simleri dışında hiçbir şey değişmemiş.. bulana öpicik..

genellikle böyle şeyler yazdığımda soruyorum yani "ulan acaba bizi mi sikiolar" diye.. taşak geçmek için soruyorum haliyle.. tabi ki bizi sikiolar..

sana bu jüpiter hakkında saatler boyunca bomboş konuşacak bir adam tanıtayım.. tanırsınız zaten.. discovery channel'da bol bol gördüğünüz bir aktör..

lawrence krauss.



çok zeki deha fizikçi filan diye pazarlanıyor.. ama lawrence kardeş de tıpkı diğer bilimci geldi hanım rolü verilen aktörlerden neil degrasse tyson gibi ne konuştuğunun bile farkında olmayan bir hebek..

bilimci lawrence'in bir resmini daha görelim..


bu resimde bir pedofil var..
jeffrey epstein


pedofil deyince böyle üç beş yaşında çocuklara filan tecavüz eden tipler geliyor aklımıza ama jerry daha çok ergen kızlarla ilgileniyor.. paranın, prestijin çok önemli şeyler olduğunu düşünen henüz tam olgunlaşmamış çocuklar..


jeffrey sadece yiyici değil satıcı. sabıkası bilem var.. 13 yaşındaki bir kızı satmaktan


namuslu bir hakim bulunmuş zamanında da verilebilmiş bu ceza.. sayın hakim şu koru hastanesi olayına da bir el atsa keşke..

jeffrey'in bir adası var.. orji adası



lolita express diye bir uçakla zenginler, şarkıcılar, devlet yöneticileri (teröristler), bankacılar (teröristler) vs adaya götürülüyor.. küçük kızlar filan.. sen olsan bari'nin videosunu çeken arkadaşlar mevzuyu daha iyi bilir..

konuya dönelim.. lawrence da adanın ziyaretçilerinden..


http://www.thesmokinggun.com/documents/crime/jeffrey-epstein-brief-history-of-slime-786903

"In 2012, Epstein hosted Stephen Hawking at a science conference held on his private Caribbean island. The theoretical physicist joined the sex offender, three Nobel Prize winners, and other noted scientists like Lawrence Krauss for a discussion on gravity."

yerçekimini tartışmışlar.. çocuk pornosu çekimini tartışacak halleri yok heralde.. ne fesatız..
lawrence arkadaşını savundu bile beaa
http://skepchick.org/2011/04/lawrence-krauss-defends-a-sex-offender-embarrasses-scientists-everywhere/

kafadan suçlama yapmayalım di mi.. en iyisini lawrence'in karısı bilir.. bulursan sorarsın.. 2012 yılında boşandılar..

sormadığımız soruya dönelim..

acaba bizi mi sikiolar?

evet.. bizi sikiyolar.. hepimizi.. çocuklarımızdan başlayarak.

necmettin yılmaz

necmettin


aybüke


neşe


ağa


sempatik


barış güvercini


eroin sevkiyatçısı


sevkiyat koruma görevlisi


dünya lideri


süper müslüman


nobel barış ödülü sahibi


terörist


müsadenizle sokayım böyle nizama

sözlükçülerin başından geçen garip olaylar

Toplaşın anlatacaklarım var. Dün gece 10 11 arası acil bir durum icin caddeye atmye arabayla çıktık. Dönüşte u yapıp eve gelmek için biraz daha uzaklaştık. İstanbulun iyi bir semtinde oturduğumu ve o saate ragmen çok işlek bir cadde olduğumu belirteyim. Dönüşte bir araba peşimize takıldı. Sağa döndüm sağa geldi sola döndüm sola geldi. Takip mesafesini kalabalık yerlerde korudu, sokaga dönünce tampon tampona pesimden gelmeye devam etti. Bu ne olm tanıdık mı acaba dedim ama arkamdan ayrılmıyordu. Siteye gireceğim sokaga döndüm o araba da döndü. Otoparkı açtık peşimden ayrılmadan siteye daldı. Tesadüfe bak komşularla peşisıra caddeden buraya geldim dedim. Dedim ama arabayı park edene kadar peşimde olduğuna emin olduğum takipçi kontağı kapattığım an buhar oldu uçtu. Gece boyu üç harfliler beni bmw ile takip etti kuruntusuyla yaşadım çünkü başka açıklama yoktu. Gel gelelim demin bir tanıdıktan aldığım haber sayesinde elim kolum tutmuyor. Son zamanlarda revaçta olan bir grup sapık gece geç saatlerde sadece bayan gördükleri arabanın peşine takılıyormuş. Dipdibe yolculuk sonucu uygun gördüğü yerde ya adres sormak için yanına yaklaşıyor ya da tenhada arabana arkadan vurup sen çıktığın an 3 4 kişi seni bayıltıyormuş. Yakın zamanda bizim semtte bir kadını bu şekilde kıstırıp 3 adam apartmana kadar kovalamış. Kadın kıl payı kurtulmuş. Ben ucuz yırtmışım ki site olduğunu anlayan kişi veya kişiler otopark kapanmadan tüymüş ama bunu okuyan sevgili hemcinslerim gözünüzu seveyim dikkatli olun benim gibi boyle bir durumda ayran budalasi gibi iyimser kalmayın. Karakola falan çekin. Hadi iyi akşamlar benim bunu biraz sindirmem lazım. 15 20 gün kafamı yorgana gömüp dünya niye böyle kötü düşünmeye ihtiyacım var.

ekşi sözlük koru hastanesi ilişkisi

vay arkadas, zurnanin zirt dedigi deligi buldum, paylasayim. bu da gol degilse ne gol olur artik bilinmez.

oncelikle hatirlamakta fayda var, su basligi bir gozden gecirelim.

(bkz:9 nisan 2017 koru hastanesi'ndeki rezalet)

bu baslik eksi'de silinmis, ardindan basligi acan kisi ucurulmus, bu da eksi de buyuk yanki uyandirmis ve olay eksi sozluk protestosuna kadar uzanmisti.

(bkz:24 mayıs 2017 ekşi sözlük protestosu)

meger olaylarin ic yuzu hic de gozuktugu gibi degilmis. meger eksi sozluk ile rezalete sahne olan hastane arasinda son derece siki fiki iliskiler varmis, hem de onmilyarca liralari iceren dostane iliskilerden bahsediyorum.

bahse konu olan olaydan hemen once yahut hemen sonra eksi sozluk yani esas ismi ile eksi teknoloji sirketi, koru hastanesine sosyal medya danismanligi teklifinde bulunuyor ve hastaneye bir teklif yolluyor.



ardindan eksi teknolojide calisan personel ile koru hastanesinde yetkili bir personelin yazismalari basliyor ve 45 bin tl ile anlasma saglaniyor.

buyurun bunlar da belgeler;







eksi sozluk ile koru hastanesi arasindaki dostane iliskinin eksi sozluk'e dolayisi ile kanzuk'a olan getirisi 45 bin tl, hesaplamadim ama kafadan 500 dürüm eder belki daha fazla, yaninda da ayran.

peki ben bunlari nicin desifre ettim, zorum ne?

tum varligini borclu oldugu yazarlari her vesilede sirtindan vuran, emeklerini yok sayan, isin ucu kendilerine dokundugu zaman yazar hesabi katliami yapan ve fakat hicbir kosulda yazarlarina, dolayisi ile kendilerine bu hayati saglayan kisilere minnet duymayan insanlara ozel bir gicigim var.

eksi sozluk'un yazarlarina da bayilirim, eksi sozluk'un kodlamasina da bayilirim ama şu dürüm aski yok mu, onu hazmedemiyorum iste. hani kanzuk sulu kofte yese vallahi bu kadar tilt olmayacagim.

bugün bu ülkede şahit olduğunuz en güzel şey

Arabayı özenle (yolun ortasına beş kala) park edip indikten sonra sevdiceğimin bir bakışını yakaladım oooolum sanırsım abye girmişiz siyasal islam falan ölmüş öyle hoşuna gitmiş bakıyor. Benim bugün bu ülkede karşılaştığım en güzel şey bu.

Her seçimde sonuç belli gencolar. Ben artık sandık satıldı oy çalındı muhabbetine inanmıyorum. Bu millet celladına aşık. O yüzden Free zone izmirde edilen dans da hayvansever berduşt arkadaş da pek umrumda degil.

team fortress 2

Bakın bu oyun bir baş yapıt bir sanat eseridir. Oyunun üzerinde 9 yıl çalışılmış ve hala geliştirilmekte.
Öncelikle oyunun sanatsal yapısından bahsedeyim. Oyunun karakter tasarımında J. C. Leyendecker'ın illüstrasyonlarından esinlenilmiş. Leyendecker illüstrasyonlarında kostüm ve malzeme detayını oldukça yüksek tutarken aynı zamanda temiz ve keskin çizimler ortaya koyan bir illüstratör. Dikkat ederseniz bu özellikleri hem Leyendecker'in çizimlerinde hem de team fortress 2 karakter tasarımlarında görebilirsiniz.
J.C. Leyendecker'in çizimlerinden bir kaçı:







Team fortress 2 karakterleri:







Oyunun çevre tasarımı da özenle hazırlanmış. Oyunda iki takım var blu(mavi renkli), red(kırmızı renkli), bu fark tahmin edeceğiniz üzere oyuncuların takım arkadaşlarını, karşı takımdan ayırmak için yaratılmış. Çevre renklerine baktığımızda ise daha gri ve kahveye kaçan renkleri görüyoruz bunun sebebi karakterlerin çevre renkleri arasında kaybolmasını engellemek.



Bonus:
Oynarken çok eğleneceğinize eminim.
Oyunda kazotsky kick adında bir dans var ve bazen bütün oyuncular asıl oynanışı bırakıp dans ediyor. Dansın kendisi rus kökenli olup oyun içi görüntülerine aşağıdan göz atabilirsiniz.



İleride vaktim olursa bu güzel oyunu övmeye devam edeceğim.

9 nisan 2017 koru hastanesi'ndeki rezalet

bu konuda dün karara bozma ve itiraz başvurumuzu resmi olarak yaptık. olayın toplumun vicdanını ilgilendirdiğini, anayasal hak olan madde 26'dan ifade özgürlüğünün korunduğunu, suç sayılacak tüm içeriklerin kaldırıldığını ancak diğer eleştirisel ifadelerin kaldırılmadığını itirazen bildirmiş olduk.

burada da paylaşmak istedim çünkü normalde avukatla başvururdum ama bu defa ben bizzat gittim. önce çağlayan adliyesi asliye hukuk sonra bakırköy adliyesi 5. sulh ceza'da tekrar itiraz başvurumuzu yaptık.

bunu burada paylaşmamın sebebi, esin kaynağım independence 'dir. kendisine huzurlarınızda ayrı bir teşekkürü borç biliyorum. bir entry yazmıştı şu an bulamadım.

kısaca eleştirebiliriz vicdanen bunda bir sakınca görmüyorum.

hükümet tarafından özelleştirilen kurumlar

Çok huyum değildir siyasete karışmak ancak yıllar önce bir liste hazırlamışım ve tekrar karşıma çıktı. Paylaşmak istedim ;
2003 – akp lideri tayyip erdoğan'ın adli sicilini temizleyen yasa kabul edildi.
2003 – seka balıkesir işletmesi satıldı.
2003 – taksan takım tezgahlarısanayi satıldı.
2003 – tzdk sakarya traktör işletmesi satıldı.
2003 – petkim standart kimya şirketi satıldı.
2003 – tekel çankırı kaya tuzlası satıldı.
2003 – seka aksu işletmesi satıldı.
2003 – sümerbank nazilli basma fabrikasısatıldı.
2003 – ormanların satışını öngeren yasa kabul edildi.
2003 – kuşadası limanı satıldı.
2003 – seka kastamonu işletmesi satıldı.
2003 – gerkonsan gerede çelik konstrüksiyon ve teçhizat fabrikaları satıldı.
2003 – trabzon, dikili limanı satıldı.
2003 – seka taşucu tersane alanı satıldı.
2003 – seka çaycuma işletmesi satıldı.
2003 – tcdd izmir limanı satıldı.
2004 – seka karacasu işletmesi satıldı
2004 – ebk manisa et ve tavuk kombinası satıldı.
2004 – eti bakır işletmeleri satıldı.
2004 – tekel sekili tuzlasısatıldı.
2004 – bursa gaz satıldı.
2004 – eti elektrometalurji satıldı.
2004 – sümer holding bakırköy işletmesi satıldı.
2004 – kütahya şeker fabrikası satıldı.
2004 – thy'deki kamu hisselerinin %23'ü satıldı.
2004 – eti gümüş satıldı.
2004 – seka ardanuç işletmesi satıldı.
2004 – sümerbank diyarbakır işletmesi satıldı.
2004 – çayeli bakır işletmeleri satıldı.
2004 – tügsaş'a ait gemlik gübre sanayi satıldı.
2004 – tekel alkollü içkiler sanayi satıldı. (iki yılı ödemesiz 292 milyon dolara alan şirket 2 yıl sonra 920 milyon dolara amerikalılara sattı. devlet yaklaşık 600 milyon dolar zarar ettirildi.)
2004 – tekel içki bölümünün satışının ardından 9 fabrika kapatıldı.
2004 – esgaz satıldı.
2004 – etikrom satıldı.
2004 – tümosan türk motor sanayi satıldı.
2004 – igsaş(istanbul gübre sanayi) satıldı.
2005 – sümerbank manisa pamuklu mensucat satıldı.
2005 – seka'ya ait üretim yapan 120 tesisin yıkımı tamamlandı.
2005 – şeker kurumu ve idari birimleri bakanlar kurulu kararıyla kaldırıldı.
2005 – sümerbank beykoz deri ve kundura satıldı.
2005 – seka izmit işletmeleri satıldı.
2005 – eti seydişehir alüminyum satıldı.
2005 – tügsaş'a ait tekirdağ depoları satıldı.
2005 – türk telekom (iki yıllık karına) yabancılara satıldı.
2005 – adapazarı şeker fabrikası satıldı.
2006 – tüpraş satıldı.
2006 – thy'daki kamu hisselerinin %28'i daha satıldı.
2006 – erdemir satıldı.
2006 – büyük ankara oteli satıldı.
2006 – tekel kaldırım, yavşan ve kayacık tuzlaları satıldı.
2007 – tcdd derince limanı satıldı.
2007 – deveci maden sahası işletme hakkı satıldı.
2007 – araç muayene istasyonu i ve ii. bölgeleri satıldı.
2007 – tcdd mersin limanı satıldı.
2008 – petkim satıldı.
2008 – tcdd bandırma ve samsun limanları satıldı.
2008 – ankara doğalgaz üretim'e ait 9 santral satıldı.
2008 – tekel sigara sanayi işletmeleri satıldı.
2008 – tekel'in adana, malatya, tokat, bitlis ve samsun sigara fabrikaları geniş arsalarıyla birlikte yabancılara satıldı.
2008 – tekel'in sigara bölümünün satışının ardından istanbul, adana, bitlis, malatya ve tokat sigara fabrikaları kapatıldı.
2008 – türkiye genelinde 60 yaprak tütün işleme tesisi kapatıldı.
2009 – başkent elektrik dağıtım satıldı.
2009 – meram elektrik dağıtım satıldı.
2009 – kastamonu, kırşehir, turhal, yozgat, çorum ve çarşamba şeker fabrikaları satıldı. (bu fabrikalarda sadece iki yıllık karına yabancılara satılmıştır.)
2009 – iller bankası'nın tasfiyesi için yasa hazırlandı.
2009 – güneydoğu sınırındaki arazilerin yabancılara satılması için yasa çıkartılmış olup, bu toprakların yabancılara devri için hazırlıklar devam etmektedir.

solucan gübresi

tanım: organik maddelerdeki besleyicilerin solucanlarla yeniden bitkiler için kullanılabilir hale getirilmesi

resimleri ileride güncelleyeceğim. yenilerini filan eklerim..

fazla kimya, biyoloji detayına girmeden kendi deneyimimi özetlemeye çalışayım. madem anafikri anlamışsınız ki burayı okuyorsunuz, o halde gerçek sorunları ve kendimce bulduğum çözümleri göstereyim.

organik maddeler derken evimizden çıkan bitkisel artıkları kastediyorum. domates, salatalık, portakal kabuğu, çay posası, havuçların uç kısımları filan...

şunlar gibi




ama yemek artığı değil. çünkü içinde çok fazla tuz (sodyum) var. tuz istemiyoruz.

ne var organik maddelerin içinde? karbon (c), hidrojen (h), azot (n), oksijen (o), magnezyum (mg), kalsiyum (ca), demir (fe), potasyum (k) vs... ama sodyum pek yok.. bitkiler sodyumu sevmez. sodyum istemiyoruz.. gelicez...

şimdilik konuyu basitleştirmek için çürüme sırasında karbon, hidrojen ve oksijenin havaya karıştığını söyleyelim. geri kazanmak istediğimiz şeyler n, mg, ca, k, fe gibi bitkilerin bol bol ihtiyaç duyduğu elementler..

nasıl yapıyoruz?

basitçe şudur

3 litrelik bir yoğurt kabının içine günlük bitkisel atıklarımızı koyuyoruz, içine de beş altı tane solucan koyuyoruz, solucanlar çürüyen bitki artıklarını yiyip dışkılıyor geride solucan gübresi dediğimiz şey kalıyor.. ingilizcesi worm castings.. solucanlar atıkları aktif olarak tükettikleri için çürüme işini muazzam şekilde hızlandırıyor. yutupta bir sürü insanın videosunu bulabilirsiniz.

karşılaşacağınız 3 temel sorun var.

koku
sinek
su

şimdi bu 3 temel soruna benim kullandığım çözümleri anlatayım.. sizin şartlarınızda ufak tefek düzeltmeler gerekebilir.

biraz teknik çok değil ama

koku: organik atıklar bakteri, maya ve küf gibi mikroorganizmaların etkisiyle çürür.. bu çürüme işlemi ya oksijenli ortamda olur (aerobik) ya da oksijensiz ortamda olur (anaerobik)... çürüme oksijensiz ortamda gerçekleşiyorsa kötü kokularla uğraşır durursunuz.

ortamda oksijen olup olmamasına göre farklı mikroorganizmalar devrede olabileceği gibi bazı mikroorganizmalar hem oksijenli hem oksijensiz ortamda yaşayabilir. bizim için önemli olan şey ortamdaki oksijeni olabildiğince yüksek tutmak. yani atıklarımıza çürürken bol bol hava sağlamalıyız. kötü koku oluşuyorsa oksijen yetersiz demektir.

ben şöyle yapıyorum

insanoğlunun en faydalı teknolojik buluşuyla tanışalım.. boş yoğurt kabı..


bir yoğurt kabını alıp altına ve yanlarına bir sürü küçük delik açıyorsun.


delikler olabildiğince çok olmalı ama fazla büyük çaplı olmamalı (sinek meselesi). ben lehim havyası kullanıyorum.



gayet güzel işe yarıyor, bir iki dakika içinde kabım hazır oluyor. havya ısınınca cort cort diye açıyorsun delikleri. sokakta filan satıyorlar 5 liraya gördüm.. yani ufak bir yatırım yapabilirsiniz.

daha büyük kaplar da kullanabilirsiniz. örneğin 10 litreye kadar plastik saksılar gibi. bundan daha fazla büyürse iç kısımlara oksijen ulaştırmada problem yaşarsınız.

bu delikler kabın içine yanlardan hava girmesini sağlayacak. solucanlar işte bu noktada işe yarıyor yanlardan giren hava solucanların açtığı kanallardan kabın en orta noktasına kadar ulaşıyor. yani koku problemi ortadan kalkıyor, çünkü kabın içine yeterince oksijen gitmesini sağlamış oluyorsun.

kabı nasıl hazırlıyorsun?

kabın altına 5 cm kadar toprak koyuyorsun, üzerine 10 santim kalınlıkta çöpleri koyuyorsun artı birkaç solucan (5-10) ve en üstüne tekrar 5 santim toprak koyuyorsun. kabı hazırlama işlemi bu kadar basit. çok iriyarı bitki artıklarınız varsa bıçakla bir miktar ufaltabilirsiniz.

ikinci problem sinek

bunu da şöyle aşıyorum

bir lastik alıyorsun.. paket lastiği olabilir ya da ben çok sexsiyim diyorsan don lastiği de olur . hava geçiren bir kumaş buluyorsun. örneğin eski tüller gibi ve kabın üstüne örtüp lastiği takıyorsun.. istersen kabın tamamını kaplayabilirsin. sinekler yeni çürümeye başlayan şeylerin kokusuna çok hassastır. dakikalar içinde çöpü bulup yumurtalarını bırakmaya çalışırlar. ama içeri girmelerini engellerseniz kabın etrafında dönüp durular ve ölürler.. yani ilk başta bir miktar sineği çekebilirsiniz ama üreyemedikleri için sorun olmaz. bir hafta kadar sonra da zaten çöpler ilk çürüme evresini geçer ve sineklerin ilgisini çekmez. kaplarınızı tuttuğunuz yer sürekli rüzgar alıyorsa sinekler istese bile gelemez.

üçüncü problem su

atıklarınızın %90'ı sudur. zaten bir hafta içinde hacmin azaldığını göreceksiniz. çöpler çürümeye başladığında altından muazzam miktarda su çıkarır. balkonunuz filan batabilir. o yüzden kabınızın altına mutlaka saksı altlığı gibi bir şey koyun. doldukça suyu kabınızın üstünden geri dökün.. çünkü korumak istediğimiz elementlerin birçoğu o suda. o suyu kaybetmek istemiyoruz.

alternatif ve daha iyi bir yol olarak iki tane yoğurt kabıyla başlayın. üst üste yerleştirin. solucanlı olanı üste, alttakine sadece toprak doldurun. bulabildiğiniz en kıraç toprak olabilir. üstteki kaptan sızan suyla çok kısa sürede son derece zengin bir toprak haline gelecektir. ama onu kullanmayın. o sizin fazla suyu toplamak için kullandığınız bir depo. her ihtimale karşı alta yine bir saksı altlığı..

normal şartlarda bu şekilde hazırlayacağınız bir kabın içindeki çöpler 5-6 hafta içinde tamamen tüketilmiş olur.

sonuçta şu şekilde bir şey elde edersiniz..



bunun adı solucan gübresidir. bu aşamada artık koku filan diye bir şey yok.. bir kaba biriktirip kullanacağınız zamana kadar kenarda bırakabilirsiniz. böylece daha da parçalanmaya devam eder. koku filan yapmaz, sinekleri çekmez.

ben basit bir elek aldım..


solucan gübresinin nemi azalıncaya kadar bekliyorum.. elekten geçiriyorum ve şuna benzer bir şey elde ediyorum.


benim elde ettiğim de şudur


saklanması ve kullanılması daha uygun oluyor. solucan gübresini tamamen kurutmayın.. yüksek su tutma özelliği, azot içeriği gibi çok değerli niteliklerini kaybetmesine neden olursunuz. nemini korumalı.

solucan gübresi basitçe bu.. balkonunuzun köşesinde bile yapabilirsiniz.. ama hızlı gitmeyin, ufaktan başlayın, sorunları gözünüzle görüp çözümlerinizi geliştirin..

bazı solucan türleri (örneğin kırmızı kaliforniya solucanı denen tür) atıkları çok hızlı tüketiyor. ayrıca fazla derine dalmıyor. bu gibi avantajları nedeniyle tercih ediliyor. ama bana sorarsanız bahçenizden alacağınız solucanlar da aynı işi gayet güzel yapıyor. bizim topraklarımızda doğal olarak bulunan solucan european nightcrawler diye geçiyor.

şu an kış olduğu için toprağın altında uykuya çekilmişlerdir. ilk denemeniz için bence baharı bekleyin. taşların altını kaldırıp bir kazmayla kazarsanız bulursunuz. internette solucan satan yerler de var. onları da deneyebilirsiniz ama biraz pahalıdır.

solucanlar yumurtayla ürüyor.. cocoon diyorlar.. çapları 4-5 milimetre kadar.




üstteki resimde çok fazla yumurta görünüyor.. siz büyük ihtimalle şuna benzer bir durum göreceksiniz.



bulduğunuz yumurtaları yeni kaplara transfer edin. yumurtanın içinden birkaç hafta içinde 2-6 kadar solucan çıkıyor. yani kabınıza koyacağınız solucanlar bir yılda çok hızlı artabilir. yeri gelmişken solucanlar hermafrodittir.. yani erkek dişi diye bir şey yok. bir araya koyacağınız 3-5 solucan şartlar uygun olduğu sürece üreyecektir.

solucan gübresinin diğer gübrelerden en büyük farkı doğrudan kullanılabilir olmasıdır. yani kuş kakasını filan fazla kaçırırsanız toprakta anormal azot birikir ve bitkiniz yanar. ama solucan gübresinde böyle bir problem yok.. ben yetiştirdiğim her şeyi doğrudan solucan gübresinin içinde yetiştiriyorum. yani hiç toprak kullanmıyorum. solucan gübresi ayrıca kokusuzdur. evinizin içindeki bitkilerde de gayet rahat kullanabilirsiniz.

Bütün bunları yaptınız ama kötü koku problemi oluştu... hep bu meekma yüzünden.. dur sakin ol. Problem büyük değil.. sorunun nasıl geliştiğini anlayalım çözüm de zaten kendiliğinden ortaya çıkacak..

kötü koku kabın içindeki hava bittiği zaman ortaya çıkıyor. Oksijen tükeniyor, oksijenli fermentasyon bitiyor, oksijensiz fermentasyon başlıyor. Ve kötü koku..

ama bu bir anda olmuyor. Oksijenli ortamda solunum yapan mikroorganizmalar (kısaca bakteriler diyelim) sürekli spor üretiyor. Hatta içerideki oksijen miktarı azaldıkça daha fazla miktarda spor üretmeye başlıyorlar, çünkü işlerin boka sardığını anlıyorlar. Sporlar bakterinin kendisinden daha zor şartlara dayanabiliyor.

En nihayetinde oksijenli solunum tümüyle duruyor. Oksijensiz solunum başlıyor. Elinizde kötü kokulu ama içinde bol miktarda oksijenli solunum yapabilen bakteri sporu bulunan bir döküntü kalıyor.. Çözüm? Oksijen.

En kolayı bahçeniz varsa. Kötü kokan yığını bir köşeye koyup dağıtın. Oksijen almasını sağlayın. İçerideki sporlar hızlıca faaliyete geçecek birkaç saat içinde kötü koku azalmaya başlayacak. Bir iki gün içinde de yeniden oksijenli solunum ortamı kurulacak.

Bahçeniz yoksa elinizdeki yığını bir saksının altına gömün. Su miktarı zaten epey azalmıştır. Üstünü toprakla kapatın ve içine bir şey, örneğin bir çiçek dikin. O haliyle de gübre olarak kullanılabilir. Üç beş ay sonra çiçeğiniz ömrünü tamamladığında alttaki başarısız gübre de normale dönmüş olacaktır. Su vermeniz yeterli. Yağmur suyu. Hep yağmur suyu..

solucan gübresini nasıl toplayacaksınız? en basit yöntem şu.. kabın üstünden bir miktar alıp başka bir kaba aktarın. solucanlar açıkta kalacak ve hemen derine kaçmaya çalışacaktır. birkaç dakika aşağı çekilmelerini bekleyin ve tekrar bir miktar alın.. bir süre sonra solucanlar kabınızın dibindeki 5 santim kadar bir yere hapsolacaktır. kabın içine tekrar atıklarınızı doldurup hazırlayın ve kenarda biriktirdiğiniz toprak/solucan gübresi karışımıyla da üstünü kapatın. hasat ettiğiniz gübrenin içine de solucanlar ve yumurtalar karışmış olabilir, onları da geri atın.. bu işlerde mutlaka eldiven kullanın.

şimdi.. ilk denemenizi başarıyla yaptığınızı varsayalım. elinizde çok az bir miktar solucan gübresi oldu, bu şekilde ürete ürete artık tek başına bir yoğurt kabı dolduracak solucan gübreniz olduysa şimdi bir seviye yukarı taşıyalım.

hani su problemi vardı ya.. işte onu şöyle aşıyoruz. diyelim ki dört kabınız oldu.. hepsini hazırlayıp üst üste koyuyorsunuz ve sadece en üsttekinin üstüne bez kapatıyorsunuz. kaplardan sızan sular alta doğru ilerliyor. yine en altta bir saksı altlığınız olsun, suyun balkonunuzu filan kirletmesine izin vermeyin. sistemli çalışırsanız ve yeterli yeriniz varsa tüm “çöplerinizi” yararlı bir ürüne dönüştürebilirsiniz.

solucan apartmanı


karşılaşacağınız sorunlardan birisi de (özellikle yazın ama kışın da) kabın içindeki nemin tamamen yitirilmesi. yani solucanların kuruması. işte böyle üst üste koyduğunuz zaman su kaybını azaltıyorsunuz ve sistem gayet güzel işliyor.. ilk seferki denemenizde kabın içinin nemli kalmasına dikkat edin. duruma göre ara ara üstten su dökmeniz bile gerekebilir. dökeceğiniz suyun yağmur suyu olması tercih sebebidir. damacana su değil, yağmur suyu.

solucanlar soğukta uyur.. aşırı sıcakta kendilerini dışarı atmaya çalışır. 15-25 derece arası idealdir. kaplarınızı güneşte bırakmayın...

gelelim şu sodyum meselesine..

genel olarak bitkiler pek sodyum kullanmaz... yani bitkilerin yapısında fazla sodyum yoktur. buna karşın potasyum çok tüketirler.. hayvanların sinir iletimi içinse hem sodyum hem de potasyum gereklidir. o yüzden otobur canlılar (örneğin keçiler) potasyum ihtiyaçlarını bitkilerle giderir, sodyum için taşları filan yalarlar.

şimdi bir bitkisel molekül görelim

bu klorofil... bitkilerin yeşil olmasının sebebi.




molekülün en ortasında bir tane magnezyum var. yani bitkinizi yetiştirdiğiniz toprakta magnezyum yoksa bitkileriniz klorofil yapamaz, klorofil yapamayınca güneşten yararlanamaz, ışıktan yararlanamayınca da gelişmez.

işte sodyum (tuz diye basitleştirelim) burada önemli. toprağınızda yeterli miktarda magnezyum olsa bile bitkileriniz magnezyum eksikliği çekebilir. çünkü ortamda çok fazla tuz bulunuyorsa bitkinin kökleri sodyumlardan kurtulup bir türlü magnezyumu aradan çekemez. aynı şey bitkilerin ihtiyaç duyduğu diğer elementler için de geçerli. o yüzden bitkilerinizi mecbur kalmadıkça musluk suyuyla sulamayın.. yağmur suyu tercih edin.

solucanlar da birer hayvan oldukları için kaba koyacağınız çöplerdeki az miktarda sodyumu bünyelerine alıp ortamdan uzaklaştırabilir. ama yemek artıkları çok fazla tuz getirir, onun tamamını topraktan çekemezler, o kadar tuz içeren gübreniz de pek işe yaramaz. yani yemek artıklarını koymayın.

karbon, hidrojen ve oksijene tekrar geri dönelim.. bunlar tamamen yok oluyor demiştik ama aslında öyle olmuyor. vitaminler, hormonlar gibi içinde önemli oranda c ve h içeren moleküller de toprakta kalıyor ve bitkilerin gelişimine katkıda bulunuyor.

solucanlarınız aşırı ürerse aldığınız bahçeye geri bırakabilirsiniz veya tavuk filan yetiştiriyorsanız onlara verebilirsiniz.

bitkilerinizi tamamen solucan gübresi içinde yetiştirebilirsiniz ama saksınıza koymadan önce içinde solucan ve yumurta kalmamasına dikkat edin yoksa garibanlar açlıktan bitkinizin köklerini yemeye başlar.

peki bu kadar zahmet sonucunda ne alıyorsunuz?

ödülünüz bu..












özetle; okuyun, elektronik öğrenin, kimya öğrenin, bir enstruman çalmayı öğrenin. nar şarabı yapın, kendinize bir youtube kanalı kurun. üretin. üretmek sizi insan yapan şeylerin başında gelir..

yorulacaksınız ama değecek çünkü geleceğinizi elinize almak için yorulmayı göze alamıyorsanız başkalarının size yazdığı hayatı yaşarsınız.

bilmem anlatabiliyor muyum?
https://www.youtube.com/watch?v=BawkcZdr3QI

kim jong un

aktör

iki üç hafta öncesine kadar kuzey koreyle yatıp kuzey koreyle yatıyorduk.. yok cükleer attı, yok füze denedi, yok bomba salladı filan.. noldu? tavsadı o iş..

anlatalım. bak şimdi böyle bir resim var


görmedin mi?

göstereyim.. arkada seks yapan peluş hayvanları gördün mü? hatta bir tanesine wink wink göz bile kırptırmışlar.. fotoğraf bir kreşte çekilmiş..

şimdi bu puştun ezdiği, sömürdüğü, kimseye nefes aldırmadığı, allahın günü cinayet işleyerek yönettiği bir ülkede bu foto şans eseri mi medyaya veriliyor? tabi ki hayır. kuzey kore denen cehennem çukurundan çıkan her türlü materyal mafyanın kontrolünde..

neden bu resim geliyor peki? dalga geçmek için.. gerçeği gözünün önüne koyup görmemeni bekliyorlar.. oynadıkları oyunun kurallarından biri bu..

dünyayı bir mafya yönetiyor. bu mafya vakti zamanında koreyi kuzey ve güney olarak ikiye böldü. siz yukarıdakiler komünist komünist takılın vakti gelince kötü adam rolünü oynarsınız dediler.. bu puşt familyası da ülkeyi köle düzeniyle yönetiyor..

şimdi geriye dönüp baktığın zaman görüyorsun ki soğuk savaş denen şey bir korku pornosundan ibaretmiş.. hiç amerikayla rusya birbirine daldı mı? hayır.. güya en sert rekabeti yaşayan iki ülke birbirilerine hiçbir zarar vermedi. olan hep gariban ülkelere oldu.. vietnam, angola, panama... ve biz..

bizde de mesela komünizmle mücadele dernekleri filan vardı di mi.. oralarda devşirilen bir ağlakullah ülkenin içine sıçtı bıraktı.. ne kozmik odası kaldığı talan etmediği, ne atatürkçü askerleri kaldı zalimlik yapmadığı, ne madeni kaldı sömürmediği... şimdi de amerika'da ajan abilerinin kucağında hop hop hopluyor.. adam orospu.. orospu geldi orospu gidiyor.. ama önemli olan nokta şu, bir zarar gördü mü? görmedi.. keyfi yerinde.. unutma olan hep fakire, garibana, kimsesize olur..

anadolu'daki gariban çocuklar birbirlerini kestiler, boğazladılar. kesmeye boğazlamaya yanaşmadıkları zaman cia'sı mossadı geldi onların kılığında cinayetler işledi ki karşılıklı nefret körüklensin diye... bugün yaşadığımız problemlerin tohumları 70'li yıllardaki bu orospular sayesinde ekildi.

fakir fukara çocukları birbirilerini boğazlarken soğuk savaşın güya tarafları hep medeni oldu birbirlerine karşı.



kim jong sik song.. bu ibneye geri dönelim. zamanı gelince kötü adamı oynasın diye konmuş paçoz bir aile. zamanı da geldi sanki.. orta doğu'da bombalanmadık bir santimetrekare kalmadı.. ırak'ı yerle bir ettiler kimyasal silah var diye.. ama yokmuş yani.. her biri birer insanlık suçlusu orospu evlatları hala saygın adamlar olarak geziyorlar.. neyse zamanı gelince alırsın ifadelerini.. sen.

bak şimdi bu da bir iki hafta önceki resim.. kuzey kore ordusu tatbikatta .. allah allah!




bu ne abicim? internet kafede red alert mi oynuyorsun? böyle bir savaş düzeni mi var? sahile yığmışsın tankı topu tüfeği kel alaka bir yere ateş ediliyor filan. tamamen dijital üretilmiş bir foto olma ihtimali bile son derece yüksek..

bu pezevengi üçüncü dünya savaşı goygoyunu pazarlamak için saldılar bir iki hafta önce.. biraz gerginlik yoklaması filan .. ama youtube'da çok sağlam adamlar var.. bu rezili itin götüne sokup çıkardılar.. ve noldu? kapandı konu... kuzey kore füze denedi, kuzey kore şiddetli osurdu bilmem ne diye haberler vardı geçen ay.. eee? devamı nerde? bitti.. yemedi.. şimdilik rafa kaldırdılar..

bu dünyada hepimize karşı bir savaş yürütülüyor.. ellerinde ne varsa atıyorlar, kimyasal, biyolojik, psikolojik her türlü silahı en insafsız şiddetlerde kullanıyorlar..

ama unutma kazanmaları mümkün olmayan savaş senin kafanın içinde olan.. bütün bu rezillikler senin kafanın içindeki savaşı kazanmak için yapılıyor.. o savaşta güçlü olmaya bak, çünkü sen izin vermediğin sürece oraya hiç kimse giremez.

kedi

yımışak burunlu hayvan



şimdi gerçek bir hikaye anlatıyorum. üniversitedeyken bir bağyan arkadaşım var bunun da evde bir kedisi var.. kendi kedisi de değil aslında ona da bir arkadaşı bırakmış bir süreliğine baksın diye.. ismi barbaros sanırım.. ya da baybars... böyle tumturaklı bir erkek ismi iste..

neyse bu kızın bir de başka bir kız arkadaşı daha var. o da bir süre onun evinde kalıyor..

şimdi bu kedilerin burnu yumuşak, nemli, eti puf kıvamında ya .. bu barbaros geceleri geliyor burnunu kızların burnuna yapıştırıyor öyle uyuyor. kızlar da bayılıyor bu harekete. mır mır mır gur gur gur sabaha kadar öyle huzur içinde uyulloar filan.. kediyi paylaşamıyorlar ama o derece yani.

neyse bir cuma akşamı bunlar okuldan erken çıkmışlar. taksi tutmuşlar.. akşam da naparız nederiz filan konuşuyorlar.. işte balık yaparız bilmem ne filan.. kızların biri öbürüne diyor ki "bu gece baybarsla ben yatıcam".. öbürü de diyor ki hayır "baybarsla dün gece sen yattın, esas bu gece ben yatıcam" filan.. derken dikiz aynasından taksiciyle göz göze geliyorlar...

ekşi sözlük koru hastanesi ilişkisi

merak eden varsa
https://eksisozluk.com/entry/68862122

dava filan açmamışlar.. independence kendisi de son bilgileri verebilir.

orada hesabınız varsa siz de sorabilirsiniz. ama bence bir yanıt gelmeyecek. ekşi sözlük ölü taklidi yapıyor.

o trol mezarlığında yazmanın bir manası kalmadı. çünkü en bomba yazıları bile yazsan bir bebeğin hakkını savununca şutlanıyorsun.. gerek yok bu adamlara para kazandırmaya.

buraya da demokrasi olduğu için gelmedim.

yani vaat edildiği üzere aktrol boktrol bilmem ne tespit edildiği anda uçurulması gibi net bir beklentim var. çünkü bu şerefsizler 5 senede içine sıçtılar oranın. ellerini sürdükleri her şeye yaptıkları gibi.

üstelik bu adamlar da konuşsun diyen ben dahil yüzlerce insan varken sürekli "sizi evinizden aldıracağız", "emniyete gönderdim entirini" filan gibi hitler gençliği derecesinde sadistlik yaparak nefret ettirdiler kendilerinden..

dediğim gibi buraya demokrasi var diye gelmedik, gücü olan gücünü hakkaniyetle kullanacağını vaat ettiği için geldik independıns bey.

pedofili infaz etmek

foruma dönüşmemesi dileğiyle

tanım: yapılması gereken şey.. pedofiller infaz edilmeli.

bu hukuk yoluyla olmalı tabi. ilk entirideki dexter kardeş yüreğimizi soğutuyor ama doğru bir davranış değil haliyle..

en değerli varlığımız çocuklarımızdır. onlara dokunanların da cezası ölüm olmalı.

tecavüzcüler.. hele de çocuk tecavüzcüleri tedavi olmuyor, ıslah olmuyor. dışarı çıktıkları anda yeniden av aramaya başlıyorlar. tabi bir önceki sefer çocuk ötmüşse de hapse girmişse bu sefer çocuğu da öldürüyorlar.

şimdi iki tane adam var.


Lawrence Bittaker ve Roy Norris..

Bunlar hapishanede tanışıyorlar. çıktıkları zaman yakalanmadan tecavüz etme planları yapıyorlar. bir minibüs alıp içini manyakça düşüncelerine göre düzenliyorlar.



5 tane genç kızı kaçırıp tecavüz ediyorlar. işkenceyle öldürüyorlar.

mahkemede kaydettikleri bir teyp kasedi dinleniyor. jüri üyeleri kendilerini salondan dışarı atıyorlar.. ytube'da ararsanız görüntülerini bulursunuz.

kurbanın adı Shirley Lynette Ledford.. 16 yaşında. tecavüze uğramış. kasette olan şey işkence.. ne işkencesi? kızın arka tarafından bir pense sokmuş, sıkıştırmış ve içeride döndürüyor..

merak eden varsa kasedin transkripti.
http://watchingrobertpickton88015.yuku.com/topic/3312/Transcript-Shirley-Lynette-Ledford-audio-recording-Bittake#.WUESpriddck

bu piçler Hapishanede tanıştılar demiştik.. ikisi de tecavüzden içeride.. Roy 8 yıl ceza almış.. Lawrence'a demiş ki içeride.. "8 yıl aldım ama değdi"

tecavüzcüler.. hele de çocuk tecavüzcüleri tedavi olmuyor, ıslah olmuyor. bu kadar somut..

ceza ölüm.. çok net.. nasıl ki bir tavuğun bile yavrusuna dokunmaya korkuyorsun insanın yavrusuna da dokunmaya korkacaksın. başına neler geleceğini bileceksin..

dünyayı yöneten bir şey var.. uğursuz bir şey. george soros gibi karanlık adamlar bile bunun yanında ilkokul 3 öğrencisi gibi kalıyor..

dünyayı yöneten uğursuz şey idama karşı. insanları çok sevdiği için değil, tam tersi insanlardan nefret ettiği için..

bu uğursuz şeye teslim olmuş yönetimler idam getiremez. çünkü yasak.


tecavüzcüler hapishanelerde yer olmadığı için serbest bırakılmıyor.. çıksın birine daha tecavüz etsin diye serbest bırakılıyor.. 100 sabıkalı hırsızlar gitsin yeniden bir eve girsin, belki birilerini de öldürür diye aramıza salınıyor.

http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/kadikoyde-dehset-hirsizlar-kapiciyi-doverek-oldurdu-1789020/

çünkü dünyayı yöneten uğursuz şey öyle emrediyor. idam olmayacak.. tecavüzcüler, hırsızlar, katiller salınacak..

pippa bacca'yı öldüren pislik hani ağırlaştırılmış müebbet almıştı?
http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/04/21/pippa.baccanin.katiline.ceza.indirimi/658133.0/index.html

dava unutuldu, uğursuz şeyin sevecen kolları katile kıyağını yaptı.. beş altı yıla aramıza da katılır..

arada bir goygoy gündemi oluyor yok idam gelecek bilmem ne filan diye.. bak şimdi ne olacağını yazalım.. diyelim ki idam geldi.. etöcü, fetöcü, ketöcü takır takır idam ediyoruz insanları.. süper.. yaşıyoz da noluyo icabında.. derken bir pedofil çıkacak... yönetime herhangi bir çıkarı olmadan gönlüyle oy veren insanlar da dahil olmak üzere herkes idam bekleyecek.. ama yönetim o pedofili idam edemeyecek.. neden? çünkü yasak.. bu sefer akıllara şüpheler düşecek... noluyoruz lan demeye başlayacak geniş halk kitleleri.. toplumun en safça inanmış kesimleri de yönetimi sorgulamaya başlayacak .. çaktın?

bütün sapıklar, tacizciler, psikopatlar ellerine silah alıp diledikleri gibi gezebiliyor ama medyada filmlerde filan sana sürekli silahın ne kadar kötü bir şey olduğu propagandası yapılıyor.. sen bir kadın olarak altgeçitten tırnakları sökülmüş bir kedi gibi savunmasız geçerken, arkandan seni takip eden sapık bıçağı, muştası, tabancası tam teçhizat silahlanmış yaklaşıyor.. propagandaya kanma .. bireysel silahlanma temel bir insan hakkıdır...

özeti.. bir daha idam gelecekmiş goygoyuna ciddi ciddi vakit ayırırsan kendi zamanını ve enerjini boşa harcamış olursun.. çünkü idam filan gelmeyecek. çünkü yasak..

pedofili infaz etmek

eğitim sistemimizde sosyal bilimlerin eksikliğini bir kere daha göstermiş başlıktır. hakkında kimse atıp tutmakta bir sakınca görmediğine göre en kısa zamanda böbrek hastalarına kolanın içine leblebi koyup içmelerini, yatırım yapacaklara yüklü miktarda uganda şilini almalarını, fabrika sahiplerine de makine mühendislerini işten çıkarıp yerine makineye iki üç vurabilecek vasıfsız eleman almalarını tavsiye etmeye başlıyorum.

bakın ne yapalım. çevresine karşı agresif davranışlar gösterebilen (gayet adam da öldürebilirler) şizofreni hastaları hakkında çözüm odaklı çalışmaları durdurup hepsini asalım. ama yarın kendi çocuğunuza şizofreni teşhisi koyulursa ağlayıp sızlamak yok, devlet bir hafta içerisinde alacak, en kısa zamanda gaz odalarında infaz edecek.

pedofili şu an için psikoloji, sosyoloji, genetik gibi disiplinlerin araştırma konusudur, bu disiplinlere emek vermiyorsanız eğer, eleştirebileceğiniz tek şey mevcut hukuk sisteminin işleyişi ile alakalı bozukluklardır. bundan sadece bir asır önce, bugün oral antibiyotik tedavisiyle çözülebilecek kadar basit hastalıklara sahip insanların tecrit adalarında nasıl ölüme terk edildiklerini unutmamak lazım.

edit: imla

sözlükçülerin başından geçen garip olaylar

aracı satacağım için dün sabah erkenden kalkıp, son kontrolleri ve temizliğini yapmak için sokağa indim. tam her şeyi kontrol ettiğim sırada ağzında garip bir nesne taşıyan sokak köpeğini gördüm. fakat, nesnenin ne olduğuna bir türlü anlam veremiyorum. en sonunda yanına gittim köpeğin. kıvrak bir ayak ucu darbesiyle, köpeği incitmeden ağzındaki nesneyi düşürdüm. "yohh amk, daha neler.." dedidiğimi hatırlıyorum. ammış.
bildiğin 'am'. hangi manyak sokağa am atar amk?

köpek biraz parçalamış ama görüntü aşikâr.

https://i.hizliresim.com/ZZ4Ebo.jpg
https://i.hizliresim.com/ldlWag.jpg

shih tzu

çin menşeli minicik, bol tuylu, tuylerden agzi ve gozleri gozukmeyen, goz ve agiz olmasi gereken yerlerin tam ortasinda minicik bir burnu olan, fazla buyumeyen bir kopek cinsi.
ayrica yeni kopegim.


ekşi sözlük

Üç beş ergen yuvası. Yazarı degilim, takip etmeyi bırakalı çok oldu. Yarısı abazan erkek başlıkları, kalanı gündeme göre değişiyor. Bir ünlü vefat eder yüzlerce ışıklar içinde yat güzel adam ve bir o kadar x kim amk entrysi döşenir, ygs açıklanmasına bir gün kala bir ton açıklandı! Kandırdım zaaaaaa!! Entrysi girilir. Bilgi namına bir şey yok. Forumdan zerre farkı yok. Eskiden gerçekten güzeldi ama her şey zaten eskiden güzeldi. Zaman geçti, biz büyüdük ve sen de artık herkes gibisin ekşi sözlük.

fetullah gülen'in 4 milyar doları kktc'ye transferi

2 dolarlık banknotlarla gerçekleştirilen transferdir. gelin birlikte inceleyelim:

100$'lardan oluşan 4 milyar dolar ağırlık olarak 4 ton, hacim olarak 41,4 m3 yapar. ucuca eklendiğinde uzunluğu 4 km'yi bulur. türkiye'nin kıbrıs'a uzaklığı 112 km'dir. yani 100$ kullanılsaydı, kıbrıs'a para transfer edebilmek için en azından 28 milyar dolar gerekecekti.

oysa 4 milyar dolarlık aynı transferi 2 dolarlık banknotlarla yaparsak 200 km'ye erişimimiz olur. hem adaya çıkabilir hemde istediğimiz yere gidebiliriz.

şu ilkokulu bir bitireyim, adımı daha çok duyacaksınız.

sokak hayvanları

bugün malum hava serin, ara ara yağmur yağıyor. sokagimizin başında bir kedi var sabit oralarda takılır. halini duruşunu kötü gördüm biraz kuru mama getirdim, yanına oturdum. kedi mamaya burnunu bile sürmeden kucagima atladı. montumun içine yerleşti belliki üşümüş. patisiyle kolumu kavradı ve uyudu. birakicam, birakmamda lazım kiyamiyorum. eve alsam ilgilensem evde kedim var hiç affetmez önce kediyi sonra beni döver annemden bahsetmiyorum bile. neyse işte sözlük sen ne güzelsin ne tatlısın dedikce hayvan rahatliyor belli. sımsıkı sarıldım bissuru konuştum sevdim. bir gözü katarakt diğer akmış iltihaplı. perişan halde. belki yarım saat kucagimda öyle durdu. mecburen sonra eve döndüm. siz de yakınınızdaki canları boş geçmeyin. bir paket yaş mama 2.5 tl bir öğün yeter. olmadı süt verin. o da olmadı sevin. konuşun. hayvan dediğimiz hissediyor konuştuğumuz şeyi sevgimizi anlıyor. sokak hayvanlarını biraz daha fark edelim.

1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum

inci sözlükte roadrunnersikenjackal'ın, şırnak'ta askerlik yaptığı günleri anlattığı hikaye.

bir günde independence'in anlatsam mı anlatmasam mı başlığını görünce, bu hikayeden bahsetmek istedim. muhtemelen kimse ilgilenmez. ama popüler bir hikaye. biri googleda aratırsa, bizim sözlüğümüzden de okusun.

uydurma olduğunu düşünenler olsa da, ben gerçek olduğunu düşünüyorum. bazı yerlerde mübalağa var sadece. o günleri yaşayan bir insanın gözünden bakmak çok farklı. beni çok ağlatmıştır vefasız. o değil de, o zamanlar terörle mücadele varmış be!

Şuradan sadece yazarın entrylerini okuyabilirsiniz.

not: hikayenin sonunda yağmur ölüyor.