confessions

hakki bashar

Yazar

  1. toplam entry 152
  2. takipçi 0
  3. puan 434

6 nisan 2009 barack obama nin türkiye ziyareti

abd’de, psikopat güneylilerden olan cumhuriyetçi george w bush’un, dünyayı bombok hale getiren savaşçıl karakteriyle geçen 8 yıldan sonra bir demokratın başkan seçilmesi, gerçekten de dünyadaki birçok ülke tarafından olumlu karşılandı.

başkan seçilmeden önce abd’deki ermeni lobisine "sözde" ermeni soykırımını kabul edeceği sinyalleri vermişti. burada türkiye cumhuriyeti politikaları ile obama’nın seçim çalışmalarındaki çıkar çatışıyordu. fakat bu söylem, o zamanlar zenci ve müslüman bir aileden gelen ve aynı zamanda adı hüseyin olan birinin abd’de seçilme ihtimalinin düşük olduğu düşünüldüğünden medyada çok yankı uyandırmamıştı. fakat bu demokrat "change we can" sloganıyla başkan oldu ve ilk resmi ziyaretini ülkemize yapmaya karar verdi. o zaman "sözde" ermeni soykırımı konusunda ne diyeceği tartışılmaya başlandı.

obama ankara’ya akşam air force one ile indi, yattı uyudu ve ilk işi sabahtan anıtkabir’e gitti. zaten protokolde bu var, sike sike gidecek yani. fakat sevinilebilecek birşey var, anıtkabir özel defterine ulu önder mustafa kemal atatürk’ü öven yazısını yazdı. süper, şimdilik harika gidiyoruz.

bush denen texas’lı psikopatın söylemi olan ılımlı islam saçmalığını bıraktı ve cumhuriyetimizi laik ve demokratik bir ülke olarak gördüğünü söyledi. hala müthiş gidiyoruz.

daha sonra meclisi gitti, muhalefet liderleri ile görüştü. aslında bu, bir bakıma dikta yönetimini daha da azılı bir şekilde uygulayan akp hükümetinin sona yaklaştığını, vadesini doldurduğunu düşündüğünü gösteren bir işaret olarak algılanabilir. bana göre bu da süper. devam edelim.. silahlı terör örgütü pkk’nın tbmm şubesi dtp partisinin lideri ahmet türk ile görüşmesi sırasında silah ile birşeylerin çözülemeyeceğini adama anlattı. bu da obama’nın dtp’nin iç yüzünü bildiğini gösteren birşey. dolayısıyla hala müthiş gidiyoruz.

buraya kadar tüm gelişmeler süper. gelgelelim vahim tarafına;

obama kürsüye çıktı ve nazikçe dediki;

1)ruhban okulunun açılmasına izin verin,
2)ermeni sınırını açın,
3)ermeni meselesi ve soykirim iddiaları konusunda tarihinizle yüzleşin.

sırayla hepsini ele alalım.

1)tamam açalım. iyi de, bu ülkede milli eğitim bakanlığı diye birşey var. müfredat belli. o zaman müfredata bağlı olmayan başka kimbilir neler çıkar bu ülkede. okulun bakanlığa bağlı olmasını istemiyorlar.
2)tamam açalım. iyi de, ermenistan türkiye cumhuriyeti’nin dostu olan ve enerji kaynakları bakımından önem gösterdiği azerbaycan’ın topraklarını işgal etti. bu yüzden sınır kapalı be adam.
3)tamam yüzleşelim. iyi de, yüzleşmeyen taraf ermenistan be adam. tarihçileri ülkemize davet ediyoruz gelmiyorlar.

devam edelim..

abdullah gül ile görüştükten sonra yaptıkları basın toplantısında yine "sözde" ermeni soykırımı ile ilgili düşüncelerinin değişmediğini söyledi. yani bunu kabul ettiğini açıkça söyledi! bunu görmezsen körsün! sonra istanbul’a uçtu. ayasofya ve sultanahmet’i gezdi. sonra temiz pak giyinmiş, iyi ingilizce bilen çağdaş öğrencilerin karşısına çıktı ve konuşmaya başlamadan da şunu söyledi;
"fazla konuşamayacağım, o yüzden ezana kadar konuşalım, 30 - 40 dakika" dostlar, kabul edelim. müslüman olarak çoğumuz 5 vakit namaz kılmıyoruz. en azından ben kılmıyorum. günahtır, değildir, o beni ilgilendirir. fakat adamın ezan ile zamanı bağdaştırması ve medyanın bunu "saygısından öyle dediydi" falan demesi beni şaşırttı. ve en önemlisi yazının en başlarında "ılımlı islam" saçmalığından uzak duruyor dediğimiz mr president, ülkemizi cidden ılımlı islam ülkesi olarak gördüğünü belli etti bana göre.

toparlayalım; adam geldi, "çok iyisiniz, süpersiniz" dedi pohpohladı. "şunları şunları istiyoruz. bunları da verirsiniz çünkü önceden de dediğim gibi süpersiniz" dedi. sonrada gitti. şu anda biz de azerbaycan’la olan sıçmış ilişkilerimizi toparlasak, yoksa abd’ye ayıp olmasın diye bize etmediği ibneliği bırakmayan ermenistan ile mi anlaşsak, yoksa rektörleri ve eğitime destek verenleri hapse mi tıksak ne yapsak bilemiyoruz. allah sonumuzu hayır etsin. amin.

7777

bizzat yollayarak tecrübe ettim. öncelikle bulunduğunuz yerin adresi geliyor, daha sonra en yakın polis - jandarma karakolu, akabinde en yakın hastane. buraların uzaklığı da metre cinsinden mesajda yazmakta. fakat ben "neredeyim" yazıp 2222’ye yollamıştım fark orada.

kemal kılıçdaroğlu nun chp başkanı olması

kendisi bunu ne kadar istemiyor görünse dahi bir zaman gelecek ve bu koltuğa oturacak. adamın öyle bir tutumu var ki, istiyor mu istemiyor mu belli değil. fakat bir insan evladının gözünün her zaman daha yüksekte olduğu bir gerçek. dolayısıyla ben kemal kılıçdaroğlu’nun içten içe chp’nin genel başkanı olmayı istediğini düşünüyorum. fakat şu ana kadar medya önünde gördüğümüz kadarıyla kendisi mütevazi biri. dolayısıyla mustafa sarıgüllük yapacak biri değil. zamanı gelince şu anda inatla koltuğunda oturmaya devam eden deniz baykal tarafından bizzat aday gösterileceğine inanıyorum. tabi bu, önümüzdeki genel seçimlerde olmayacaktır.

istanbul büyükşehir belediye başkanlığı’na aday gösterildikten sonra düşündüğüm şey; adamın şimdiye kadar ortaya çıkardığı ve milletvekillerini partilerindeki pozisyonlarından ettirdiği yolsuzluk dosyaları yüzünden, halk ve özellikle medya tarafından sevilen dürüst politikacı kimliği, istanbuldaki yerel seçimlerde büyük bir mağlubiyet alarak unutulacak duruma geleceğiydi . fakat açılan sandıklardaki %40’a yakın oy oranı, ki bu daha sonradan düşmesine rağmen akıllarda kalan sayıdır, daha sonradan akpliler tarafından "noldu boyunun ölçüsünü aldın istanbulda" tarzı lafların kendisine söylenmemesini sağlayacak düzeyde idi.

gelgelelim başlığa; efendim, dün siyaset meydanı programını izleyen herkes, üniversite gençliğinin ağzını bir karış açarak kemal kılıçdaroğlu’na nasıl hayran hayran baktığını görmüştür. bu da belli bir eğitim seviyesine ulaşmış insanların kendisini desteklediğini göstermiştir. program esnasında gençlerin kemal kılçdaroğlu’na chp genel başkanı olması hususunda inanılmaz baskı yapmıştır. bu baskı durmaksızın basın tarafından da yapılıyor. zaten insanlar siyasette yeni yüzler görmek istiyorlar. deniz baykal artık bir yorgun savaşçı, çok fazla seçim kaybetti. dolayısıyla kemal kılıçdaroğlu’nun chp genel başkanlığı yakındır. fakat bunu, kendisinin de ima ettiği gibi, bir iç savaş çıkartarak deniz baykal’ı koltuğundan etmek yoluyla yapmayacaktır. bunu zamanı gelince deniz baykal’ın bizzat, kendisi yapacaktır.

ravanelli

yazmayım yazmayım, gereksiz polemik yaratmayım diyordum fakat dayanamıyorum artık. akp’yi gönülden destekliyenlerden olduğu kesin. düşüncesini beyan edebilmesi hoş. aynı zamanda sözlükteki iktidar karşıtlarının yoğun olduğu düşünülürse, muhalefet ederken kendisine baskı yapılmaması da sözlük açısından hoş. fakat savunduğu düşünceleri en azından belli mantık çerçevesi içinde neden savunduğunu anlatabilirse daha hoş olacak.
mesela; kemal kılıçdaroğlu ile ilgili "verdiği yalandan ayarlar" gibi birşey demiş, yahu ne dedi de yalan diyorsun, açıkla bunu o zaman gönülden destekliyeceğim seni. bir zamanlar 31subat vardı. tepki toplayan şeyler yazardı, ama adam her zaman neden böyle dediğini de yazardı. bir cümle yazıp, laf sokup kaçmazdı.
son iki cümle; fikir beyan ederken, gerekçelerinin neye dayandığını da açıklamasını istediğim bir yazardır. biraz daha detaylı bilgi, hepimizi nirvana’ya ulaştırır.

darbeyi yaşamayan gençliğin darbeyi desteklemesi

ben de bunlardan biriydim ortaokulda iken. tabi bu dönemler necmettin erbakan’ın başbakan olduğu ve ciddi anlamda, saman altından su yürütmeye çalışmadan direktman samanın üstünden suyu yürüterek şeriat yönetiminin türkiye cumhuriyeti’nin yönetim biçimi haline dönüştürülmeye çalışıldığı dönemlerdi. en sonunda da sessiz darbe diye nitelendirilebilecek 28 şubat meydana geldi. tsk, "hoca bokunu çıkardın, bi siktir" çekti. bu darbe başlıktaki darbeden kasıtsa, çocukluğumdan beri görüşüm hiç değişmemiş. fakat sanıyorum ki başlıktaki darbe, 12 eylüle atıfta bulunuyor. deniz gezmiş ve arkadaşları’nın yok yere asıldığı dönem yani. o zaman hem solcular, hem sağcılar "ben ülkemi senden daha çok seviyorum" diye kavga ediyorlardı. ne kadar saçma değil mi? o zaman dünyanın sahibi, iki büyük güç olan abd ve sscb bu boku yarattı, biz de enayi gibi ayak uydurduk.
bana göre ordu, her zaman sivil otoritenin emrinde olmalı, demokrasiyi korumalı. evet. fakat öyle bir zaman geliyor ki, artık işler rayından çıkıyor, düzeltilemiyor, daha beter derinlere batıyor. öyle bir zaman geliyor ki demokrasinin korunabilmesi için darbe yapılıyor. ne kadar ironik değil mi? dolayısıyla her yönünü düşünmek lazım olayların.

ps: darbe’nin hastası değilim. sadece fikir beyanıdır.
(bkz:konuşan türkiye)
(bkz:demokrasi)

yazılacak başka entry olmayan başlık

uzun uzun bilgi olur bu başlıkta, anlatılacak herşey sen yazana kadar anlatılmış olur. hatta bazen tek entry bile yeterli olabilir herşeyi anlatmak için bu tip başlıklarda. sol framee yazılanlara bakarsın, "ulan iyi başlıkmış, accık da ben yazayım şuna dersin", bir de bakarsın ki bu da yazilacak baska entry olmayan basliklardan.

(bkz:geçti bolu pazarı sür eşşeğini niğdeye)

img nin yeni seçim afisi

dostlar bunu biraz geç yazdım özür dilerim. yaklaşık bir hafta önce çıktı bu. her neyse aktarayım hemen;

img bir kaynaktan rte’nin birisiyle konuşması esnasında medya tarafından cekilen bir resmini bulmus. bu resimde rte, yanındakine iğrenç bir şekilde sırıtıyor, bu arada kafasını hafif sağa döndürmüş. img de kendisi sola dönük bir şekilde birisine fotoğrafını çektirmiş ve bunu artık fotoshopla mı birleştirdiler artık ne yaptılar bilmiyorum, birbirlerine liseli aşıklar gibi gülümsüyorlar.

murat karayalçın

kendi yaptırdığı ankete göre de 2 puan fark ile kazanacağını açıklamıştı ntv radyo’da. fakat ankara’da chp’nin kalesi çankaya ilçesi ile benim de oyumu kullandığım yenimahalle ilçesindeki oylar ysk’nın sistemine girilemiyormuş. bunların küçük bir basın toplantısı yaparak açıkladı murat karayalçın.

30 mart 2009 sabahına güzel bir şekilde uyanmamı sağlayacak bir murat karayalçın galibiyetini umutla bekliyorum. kazanması takdirde img’nin 15 yıllık padişahlık devri sona erecek ve yolunmayan bir ankara halkı olacaktır. aynı zamanda kazanırsa arabama atlayıp chp genel merkezi’ne gidicem. beni televizyonda murat karayalcın’ zorla öpen genç olarak görebilirsiniz.

mehmet barlas

dün yorum farkı programında söyledigi birkac seyden bahsedelim.

1) secim yarisinda vaatlerde bulunmak yerine bok atmak edebiyatından bahsederken kemal kılıçdaroğlu’nun, kadir topbas’ın ve/veya istanbul büyüksehir belediyesi’nin yolsuzluklarını açıklamak içinson ana kadar beklemesinin doğru olmadığını, bu tip yolsuzlukların gerçekten eğer varsa önceden açıklanmasının gerekli olduğunu söyledi. katılıyorum.

2) istanbul ve ankara’da geçen seçim yarışlarında adayların vaat vermekten çok birbirleriyle uğraştığını ve kötülediğini söyledi. bundan farklı olarak izmir’deki chp ve akp adaylarının birbirleriyle uğraşmak yerine vatandaşa vaatlerde bulunduğunu, bunun çok güzel olduğunu söyleyerek şöyle devam etti; "izmir’de akp’nin adayı taha aksoy çok iyi bir rakip, dalaşmıyor halka vaatlerde bulunuyor".

amma ve lakin ikisine de söylenecek birşey var.

1) güzel dedin, hoş dedin üstad. haklısın, vaatlerde bulunmak, icraatlerini söylemek bok atmaktan bin kat iyidir. kemal kılıçdaroğlu belli ki kazanma şansını bir nebze arttırabilmek için son anı bekledi istanbul büyükşehir belediyesi yolsuzluklarını açıklamak için. peki akp’nin açıkladığı ekonomik kriz önlem paketlerinin neden seçimden aylar önce değil de birkaç hafta önce, hatta birkaç gün önce açıklandığını neden izleyicilere hatırlatmadın? bunun son anda açıklanması bir seçim yatırımı değil miydi?

2) akp’nin izmir büyüksehir belediye baskanı adayı taha aksoy’un izmirlilere vaatlerinden bir tanesi;
"izmir’de sevgililerin el ele kol kola dolasmasina hicbir sekilde mudahele etmeyecegiz" böyle vaatte bulunan adama "gerçekten iyi bir rakip" denebilir mi?

biri de çıkıp "be adam neden muhalefete eleştiri yapıp, iktidarı körü körüne destekliyorsun?" demez mi? tamam iki tarafından da yanlışı var, ama ikisinin de kötü yönlerini de iyi yönlerini de söylemek senin işinin gereğidir. birinin kötüsünü görmezden gelerek iyi yanlarını söylemek, diğerinin kötülerini sıralamak yarışta olan iki rakibi seçecek kişileri kandırmaktır. böyle de gazetecilik, siyaset yorumculuğu yapılmaz.

gökçek gidecek sol gelecek

afişleri canlı canlı gören bir kişi olarak hemen birşeyler söyleyeyim. dün eskisehir yolu’nda melih gökcek’in "ankarada hizmet var ankarada gökcek var" afişlerinin yerini bugün "gokcek gidecek sol gelecek" afişleri aldı. altında "şu kişisi" falan yazmıyordu. simsiyah bir fon, yazının alt kısmında gökçek gidecek yazıyor, üst kısmında ise sol gelecek yazıyordu. bu afişin ilgi çeken kısmı ise "sol" kelimesinin belirgin bir şekilde diğer kelimelerden daha büyük puntolarla yazılmış olmasıydı.

dostlar, hemen hatırlayalım, img ne demişti sincan mitinginde; "sevgili hemşerilerim, oyları bölmeyiniz, sağda birleşelim". bunun meali nedir? "sevgili mhpliler eskiden oyunuz hep bana idi fakat mansur yavas gelince ona oy vereceksiniz, bu da solun tek adayı murat karayalcin’a yarayacak. sizler oyunuzu bana vermezseniz murat karayalcin gelir başınıza haa!"

vatandaşla röportaj yapıyorlar, "sizce kim yaptırdı bu afişleri?" diye soruyorlar. vatandaş ilk bakışta doğal olarak "murat karayalcin yaptırmıştır" dedi. fakat göremedikleri bir şey var. zamanında dsp’nin güçlü adaylarının seçime girmesiyle solun oyları bölünmüş murat karayalcin başkanlığı img’ye kaptırmıştı. ne kadar ilginçtir ki şimdi aynı şey img’nin başına geliyordu. şimdi enayi olmayalım, muhtemel bir sol galibiyetine karşı bundan korunmak için kim yaptırmış olabilir bu afişleri?

afişlerin son akıbetini de hemen aktarayım; sol yazısının üstüne murat karayalcin resimleri yapıştırıldı. tabi bunun bir cezası vardır, afiş üzerine başka bir afiş yapıştırmak muhakkak yasaktır, para cezası falan vardır. ama kim şikayetçi olacak? afişleri bastıran kişi. e bu kişi kim? taseron bir adam. bu adam şikayetçi olarak ortaya çıkınca img ile bağlantısı sayfa sayfa haber olacak mı? evet. img bu yüzden seçimde puan kaybeder mi? hayır. işte sorun burada zaten.

hakki bashar ankara’dan bildirdi, söz merkezde. independence.

melih gökçek

kemal kilicdaroglu melih gokcek kapismasinin en sonunu hatırlayalım. ne demişti oturumu yöneten uğur dündar?
- "sayın gökçek, şunu da belirtmeliyim ki, bir daha sizin olduğunuz bir programa katılmam"
neden böyle söylemişti? melih gökçek’in verecek cevabı olmadığından devamlı bağırıp çağırmasından, oturuma müdahale etmesinden ve kemal kılıçdaroğlu’nu konuşturmamasından ötürü.
peki img ne demişti? hani mızıkçı veletler olurya "o zaman ben de seni sevmiyorum, o zaman ben de bunu yapmıyorum" falan der.
- "ben de sizin olduğunuz programa katılmıyorum" demişti.

bu ikilinin düşmanlığı artık belli olmuştu bu laflardan sonra. hatta uğur dündar ertesi gün star ana haber bülteni’ne telefonla katılarak img’yi burada da eleştiri topuna tutmuştu.

gelgelelim bugüne; img sincan mitinginde aynen şöyle dedi;

- "uğur dündar ve mehmet ali birand’a bu dünyayı dar edeceğim"

nasıl yani? pardon siz belediye başkanı ve adayı değil miydiniz? bu ne ya? ne oluyoruz? kimsin be adam? tabiki de bu kurtlar vadisi’nden çıkma polat alemdar tehditleri karşısında büyük tepki aldı. ne dedi biliyor musunuz?

- "efendim ben bunu derken sizi emin çölaşan’a döndüreceğim demek istedim"

çevir kazı yanmasın! hem ne demek şimdi bu? emin çölaşan’ın nesi var? hala çatır çatır döktürüyor senin hakkında, hem de biz kendisini severek izliyoruz!

tekrar belediye başkanı seçilirse disneyland yapacakmış. bir internet sitesindeki reklamda california’da, tokyo’da, paris’te var, ankara’da da disneyland olacak diyor. arkadaş inşallah sen seçilmezsin, ama seçildin diyelim, umarım yapacağın o disneyland tahmin ettiğin gibi turist çeker de bir boka yarar.

kendisi hakkında çoğunuzun bilmediği birkaç bilgi daha vereyim;
img’nin oğlu benimle aynı sene başkent üniversitesi’nden mezun oldu. babası, mehmet haberal’ın yanında protokolde yerini almıştı tabiki. fakat bu güzel günde hesaba katmadığı birşey vardı. o da öğrencilerin kendisini yuhalamaları.

hemen bir bilgi daha; ankara eryaman’da oturan arkadaşımın anlattıklarını aktarıyorum. birgün bir bayan ile bir bay, arkadaşın kapısını çalıyorlar. diyorlar ki;
- "efenim biz belediyeden geliyoruz, size sosyal yardım amaçlı şu kadar liralık çek veriyoruz, şayet oyunuzun fotoğrafını çekip img’ye oy verdiğinizi kanıtlarsanız ve img tekrar seçilirse size aynı çekten bir tane daha vereceğiz"
kendisi de oyunu kesinlikle img’ye vermeyeceğini söylemiş cevap olarak.

dürüstlüğünden şüphe duyduğum fakat oyunu kesinlikle img’ye vermeyeceğinden emin olduğum arkadaşıma şöyle dedim.
- "çeki alsaydın sen de"

cevap şöyleydi;

- "çeki alınca da kuran’a el bastırıp yemin ettiriyorlar"

inanması güç değil mi? bu kadar şeyleri gözüyle gördükten sonra bir insanın oy vermemesi gerekir ama mecbur bırakılıyor bir sadakaya, bir dini istismara.

çok yazık..

altan erkekli

eski düzen bir sanatçı, daha doğrusu tiyatrocu olduğunu bugün caglayan meydanindaki chp mitinginde göstermiştir. eski düzenin anlamını hemen açalım; yaklaşık 10 senedir hatta daha uzun bir zamandır sanatçı, oyuncu geçinen bir tane adam çıkıp, "ben şunu destekliyorum, bana şunlar yanlış geliyor" demedi. çünkü yemedi. eski sanatçılar özellikle tiyatrocular çatır çatır söylüyorlardı. şimdi bakıyoruz, ya adam yalakalık yapıyor, ya "birkaç kırıntı toplarım nasiplenirim" diyerek peşine takılıyor veyahut hakikaten sinir oluyor ama açık açık söylüyor "yemiyor eleştirmek" diyor. eskiler söylüyordu.

onur akın ve altan erkekli önceden açık açık belirtmişlerdi kemal kılıçdaroğlu’nu desteklediklerini. daha sonra inanılır gibi değil ama mehmet ali erbil bile çıkıp tek partili iktidarı eleştirdi. çünkü o da eski düzen, eski konservatuarcılardan.

aslında entry’nin ana fikri şu; artık "yemiyor". çünkü inanılmaz bir baskı var. levent kırca’nın bülent ecevit, oya basar’ın rahsan ecevit oldugu skeçler eskilerde kaldı. bu sanatçıların yerlerini artık "davos fatihi, işte kasımpaşalı böyle olur" diyerek rte’yi kitap, gazete okumayan ev hanımlarının gözünde yücelten seda sayanlar aldı.

her neyse başlığa dönelim; altan erkekli, siyasi görüşünü açık bir şekilde belirterek ne kadar cesur bir sanatçı olduğunu göstermiştir. aynı zamanda eminim ki sunuculuğundan ya çok az miktarda para almıştır ya da hiç almamıştır.

ek bilgi: vizontele filminde küçük bir binanın tepesinden köylülere, vizontelenin köylerine geldiğini bildirirken "yurttaşlarım" diye seslenmesine ve bunu söylerken de sesinin detone olmasına filmi her izlediğimde gülerim.
0 /