confessions

darkofdirt

Yazar

  1. toplam entry 596
  2. takipçi 0
  3. puan 1126

1 mayıs

12 eylülün gerçekleşmesi için bir sebep haline getirilen "kanlı 1 mayıs" yani 1 mayıs 1977’de olan olaylar bir başka bakışla "1 mayıs katliamı" bu ülkede bir şeyleri değiştirmeden önce katletme gereğinin tarihi bir kanıtı olarak görünüyor. o gün 34 kişi hayatını kaybetti. hak istiyorlardı. ve hak olarak görülen şey 136 yaralı 34 ölü idi.

taksim işte bu yüzden önemli bir yerdir. yoksa şu an baktığınızda yozlaşmış bir sokaktır. aslına bakarsanız yakında avm’lerden geçilmeyecek bir tür nişantaşı bir tür şişli’dir. tarihi dokusu değiştikçe anlamı da değişecek uzun vadede. ya da bir anlamı kalmayacak. popüler kültürün tüketici ahlakı hızlıca aynı bu sosyal paylaşım platformları gibi tüketecek sokakları da. içindeki insanlar ise uyum göstermede şahaneler. ben bu konuda sıkıntılıyım. elimden de bir şey gelmiyor. öylesine yapmak ve öylesine yapmamak arasındayım. öylesine sevmekle sevmemek. öylesine istemek ve istememek. tam olarak nedenlerine vakıf değilim. ona vakıf olanları kıskanıyorum içten içe. onun bildiği ve benim bilmediğim şeyler beni tam anlamıyla sarsıyor.

sabah kahvaltı ederken dışarıda, biber gazı geldi. önce burnumun neden yandığını düşünüyordum sonra kahvaltı eden herkes içeriye kaçıştı. "piston düştü" demişti sanki bir o.çocuğu! bilemiyorum öyle ya biz neticede olayların içinde değildik. neticede biz izliyorduk ve dışarıda kıyamet kopuyordu muhtemelen. neticede. fakat gerçekten bir şey yapmıyorduk. ya da bilerek bir şey yapamayacak durumdaydık. camdan dışarıya bakarken bir sürü genç ama çok genç kızlı erkekli gruplar koşturuyordu yolda. ağızlarını kapamışlar bezlerle ve koşuyorlar. bazıları sağa sola bakarak koşuyor.
açıkçası ben çay içiyordum. ve bu gençlerin kaçı bunu hangi duyguyla yapıyordu bilmiyordum. izliyordum sadece. pek de önemli değildi. bir şey istiyorlardı. iyi yaşamak istiyorlardı. belki varlığını onamak istiyordu. ezilmek istemiyorlardı. kaderlerine başkaldırmak istiyorlardı. onların gibi aşağı-yukarı olan bir kesim kolluk kuvvetleri de onlara verilen görevi yapıyordu. yani bu iki grup yer değiştirse bana aynı şeyi yapacaklarmış gibi geliyor yine. bir mekaniklik var sokaklarda. bunu her tarafta görmek mümkün. sanki belli ödevler de var. çünkü yeni bir şey geliştirilemiyor. bir planlama yok. sonsuza dek gidecek ve takip edilecek bir yol var. o yolda ölmek ya da ölmemek var. o yol çizilmiş bir yol. yolun dışına çıkmak yok. yolu sorgulamak ya da yeni yollar açmak yok. tarihsel izdüşümleri korumak var. tarihi tekrar etmek istemek var. ve yine haklı olmak. çünkü herkes her zaman haklıdır. buna şüphe etmiyorum.


beni yanlış anlamayın. haklarınızı aramalısınız. adalet elde edilir. verilen bir şey değildir. sadece dikkatli olun. sadece yanınızda koştuğunuz ya da yanınızda koşanlara birlikte biber gazı sıktığınız kişilere dikkat edin. o ödev bilincine dikkat edin. çünkü o algı sizi de 12’den vurmayı sorun etmez. o algı öyle menem bir şeydir ki kendi kendini parçalayarak var eder. güç arzusu. yok etme isteği. tanrı olmak. başarmak. ve hakkı aramak ile hakkın kendisine sahip olmak. bunları yaparken çevrenize iyi bakın.. o yolda harcarken birilerini sorun etmemeye başlıyorsunuz. bunu iyi anlayın. bana korkutucu geliyorsunuz. bunu da anlayın bir ara. hepinizle bir yandan konuşmak ve gerçekten anlamak istiyorum bir yandan ise buna hiç yanaşasım yok. biliyorum bir şey değişmeyecek. ve ben de değişemiyorum size ve kendime. kendimden biliyorum dersem hata etmiş olmam.

bence iyi şeyler düşünüyorsunuz. iyi olsun istiyorsunuz. seçtiğiniz yolda amacınız araçlarınız ile uymuyor olabilir. bunu sorun etmiyorsunuz. ben ediyorum. bir gün haklı bir gün haksız olabilmenizi kafama takıyorum. inançlara da ihtiyaç var. en çok birilerine duyulan inançlara. birçoğu kendi başaramıyor bunu. destek eleman ihtiyacı. desteğe gelenlerle elde edilen o yüce "birlik arzusu" o yüce gurur, o yüce varlık, o yüce önünde durulmaz erk. ona karşı duran güçlü devlet, güçlü varlık, kendi kuyruğundan korkan o sefil.

o tüm histeri krizleri. saplantılar.


hepiniz haklısınız ama. sebepleriniz var. o sebeplere her şeyinizle uyum göstermek zorundasınız. kırılgan ve saldırgan. içe dönük ve şovenist. hüzünlü ve umutlu. mühim olmayabilir söylediklerim.

tek isteğim uzak durmak. tek isteğim aitliği duyabileceğim küçük sünepeler. küçük kayıplar. küçük nevrozlar ve kancıklar. tek isteğim biraz viski. biraz da ayran. ikisi karışınca çok güzel oliyi.

pazar sabahı

bana hiçbir şey ifade etmeyen gün. bir şeyin önem arz etmesi yüklediğiniz anlamlarla ilgili. ben mesala çarşambaları severim. yıllar önce soğuk bir çarşamba akşamı dedemi kaybetmiştim. anlıyorsunuz değil mi şahane bir akşamdı. ama perşembeleri sevmem. ilk aşık olduğum kadın benim neden onunla konuşmak istediğimi sormuştu. farkettiniz değil mi? elbette onunla yatmak istediğimi söylemedim. yoo hiç yatmadık. tamam daha sonra ;). ama sevmem perşembeleri. çünkü bilmelisiniz ki çoğu zaman bir kadınla yatmak hayalinizdeki gibi değildir. bazen de çok daha iyisidir. ne diyorduk? cuma. cumaya nötr-üm ama cumartesilere bayılırım. garip bir heyecanı var. her an bir şey olacakmış gibi. çok yaşayan bir gün cumartesi. hayat, yaşam ve ölüm dolu cumartesileri.

alkole getirilen ekran yasağı

" akp ’li nurettin canikli’nin verdiği önergeye göre, içki satışı artık 22.00 ile sabah 06.00 arasında perakende olarak yapılamayacak. turizm bölgelerindeki satışlar için de geçerli olacak sınırlamaya göre, bir turist saat 22.00’dan sonra içki almak istese de alamayacak. "



alkol çok kötü bir şeydir. bence içmemeliyiz. hükümetimiz bizi düşündüğü için alkolü yasak etmek istemiştir. çünkü hükümetimiz hep bizi düşünür. sonra alkol tüm kötülüklerin anneannesidir. annesi ise sigaradır. kayınçosu uyuşturucudur. kuzeni ise kumardır. bunlar böyle bir pis aileler çünkü. bunların yanına hiç yaklaşılmaz.

çocuğum olsa alkol içse ona işkence yapardım. yurduna milletine hayırlı evlat olacak o hele bir olmasın, kendini onun için feda edecek ve devlet babamız diyecek. neden devlet babadır biliyor musunuz? ilahi sizi cumalara gidebildiği için elbette!

bu yüzden ne zaman tekelin önünden geçsem camına taş atıyorum. neden mi? şakacılar sizi, tabi ki kötülüğün anneannesini satan bir pezevengi görüyormuşum gibi oluyor da o yüzden. insanları anlayamıyorum. bunu yapıyorum çünkü hala anlamadıysanız inanılmaz bir ahlak örgüsüne sahibim. yurduma milletime hayırlı bir evladım diye yapıyorum. insan bu kadar ahlaklı ve kendini bilen biri olunca yolda alkol tüketen bir genç görünce elbette dövüyor. neden mi? hahaha tabi ki onları düşünüyorum canım benim. ben de serdar ortaç kadar zeki biriyim inanın bana. onun gibi hükümetimiz başa geçince gözüm açıldı, gönül gözüm açıldı, ticari zekam arttı, analitik düşünebildim ve takım çalışmasına yatkın oldum. namaz çıkışlarında eve gelip arkadaşlarla tavaf etmece oynuyoruz ki öneririm.

alkolün bir yudumunun bile insanı öldürebileceğini biliyor musunuz? elbette bilmiyorsunuz. ah işte bizim insanımız nereden bilecek. eğitim şart diyorum ben her yerde. çünkü ne demiştim size? ben alkolün karşısında duran ahlaklı ve eğitimi önemseyen bir gencim. küçükken büyükler içince özeniyorduk tabi iyi bir şey zannediyorduk. bir keresinde bir yudum alayım dedim ve ne oldu tahmin edersiniz? tabi ki kendimden geçtim, küfürler savurdum, insanlara saldırdım. ağzımdan adeta bira köpüğü gibi köpükler çıkıyordu.. neyse ki beni oturduğum banka bağladılar kendime gelene kadar. sonra bu işlerin bir yudumla başladığını fark ettim. ertesi sabah uyandığımda titriyordum, duvarlara kafamla vuruyor, camları çerçeveleri yere indiriyordum. anneme ağlayarak bana bira alması gerektiğini söyledim. yoksa kendime zarar verecektim. hastaneye kaldırıldım. vücudumdaki kalan alkolün adeta şeytan gibi yerleştiğini ve çıkana kadar beynimde kötü düşüncelere sebebiyet verdiğini fark etmişlerdi. dualar okundu, kafama kurşunlar döküldü, yüzüme nineler bir şeyler fısıldayıp üflüyorlardı. nineden daha kötüsü bir de onun yüzüne yüzüne üflemesidir. tabi o zamanlar öyle zannediyordum. şimdi artık onun cennet ırmakları gibi koktuğunu biliyorum. terbiyesizliğin lüzumu yok!

ben bunun yeterli olduğunu zannetmiyorum. ama sonunda gençlerin düşünülmesi beni çok mutlu ediyor. buradan genç dostlarıma sesleniyorum : " alkol içinde yüzersen ölürsün" şaka zannedin siz. 4. murad alkolden öldü 28 yaşında biliyor musunuz? yasak ettiğine bakmayın. bütün içkiler ona kalsın diye yasak etti elbette. sonra bir gün depoda alkolün içinde, içe içe yüzerken vefat etti. biraz bilgi. gençlerimiz tarihlerini bilmiyorlar. bugün dünya kötü bir haldeyse neden zannediyorsunuz? hahaha içkiden tabi çılgın;)

hem yasak etmeden anlamayacaksınız belli. siz ancak çıplaklı diziler/filmler izleyip sonra da alkol tüketin. ancak bunu yapın. resmen sinirleniyorum. bu kadar kendini bilmezlik, bu kadar yaşadığını anlamamazlık, bu kadar.



"kim demiş alkol kötüdür diye ben her şeyimi ayıkken kaybettim" diyen başbakanımızın haliyle düşman olduğu genç dostlarım. öncesinde alkol içmişsin belli. hemen o an kaybetmen gerekmiyor hay allah’ım ya sanki böyle bir kural var, adamı çıldırtırsınız. o belli bir zamana yayılmıştır tabi ki ne zannediyorsun ki? bu kadar da cahillik pes doğrusu, pes!

alkol kötüdür. zem zem iyidir. azcık edepli ol, adam ol. diyeceklerim bunlar.

hala da anlaşılamadıysa git tövbe et bir an önce kardeşim. lütfen. zor kullanmamak için zor kullanıyorum kendimi.


size bir şiirle veda etmeye karar verdim:

adam 65’indeydi, karısı 66, alzheimer
hastası.

adamın ağzı
kanserdi.
geçirdiği ameliyatlar ve gördüğü
ışın tedavileri
çene kemiğini eritince
tel takmışlardı
çenesine.

bir bebeğin altını
değiştirir gibi
her gün
altını değiştirirdi
karısının.


durumundan dolayı
araba süremediği için
hastaneye taksi ile
gider,
konuşmakta zorlandığı için
adresi kağıda yazardı.

son ziyaretine
bir ameliyat daha
gerektiğini söylediler
ona; sol
yanağının ve dilinin
biraz daha temizlenmesi gerekiyordu.
eve döndüğünde
karısının altını değiştirdi,
fırına dondurulmuş hazır yemeklerden
koydu, akşam haberlerini
izledikten sonra
yatak odasına gitti, silahı
aldı, karısının şakağına
dayadı ve ateşledi.

kadın soluna
yığıldı, adam
kanepeye
oturdu,
namluyu ağzına soktu ve
tetiği çekti.
silah sesleri komşuları
harekete geçirmedi.
daha sonra fırında
yanan yemeğin kokusu
geçirdi.

biri geldi, kapıyı
omuzlayarak açtı ve gördü
çok geçmeden
polisler gelip
işe koyuldular, bazı şeyler
buldular:

bakiyesi bir dolar on dört sent olan
bir tasarruf hesabı defteri
sonuca vardılar
intihar.

üç hafta sonra
iki yeni kiracı
taşındı daireye:

ross adında
bir bilgisayar mühendisi ile
bale eğitimi alan
karısı anatana.

yükselme eğiliminde
çiftlerden biri gibi
görünüyorlardi

charles bukowski

darkofdirt

göğü tutan yüce atlasin kahrolasi gururuna belki yorgunluk adini takanlar biziz. biri icin kendini feda ederek yukselen ve utandirani yorgunlukla odullendirenler bizizdir belki. belki daha az utanmak icin boyle bir yol secmisizdir. tanri bilir ne sikim-sonik kaygilarimiz var

darkofdirt

-"bu"gün- ....

yozlaşmadan önce herkes güzelmiş gibi geliyordu. istanbul’a ilk geldiğimde henüz küçük yaşta, bir şekilde akrabalarımın bile kirli olduğunu düşünürdüm. gaziosmanpaşa’ya gelirdik, minübüse binerdik, camdan dışarıya bakarken toz-toprak midemi bulandırırdı. her şey çok hızlı gibiydi ve insanlar sanki yetişemiyordu hızına, yorgundular. bu şehirde her insan aslında yorgundu.

kirlilik özgüvendir. birkez sınırı geçtiğinizde artık fikirleriniz ve duygularınıza kulplar takarsınız, rengarenktir. yaşam masalına boyun eğer, diğer her şeyi çok yüzeysel bulduktan sonra sırf haklı çıkmak için yadsımaya başlarsınız. hepiniz. ben de. sonrası malum.

büyümek denen sadece alışmaktan ibaret. o yüzden sormak utanç haline geldiğinde artık ikiyüzlülüğünüzü gizlemek kalmıştır.

düşünceler çorap söküğü gibidir, açıldıkça çıplak kalır. çıplaklıktan hoşlanmak üst bir zevk gibi geliyor.

bugün yolda giderken aceleyle, kendime gülerken yakaladım yine ben-i. gideceğim yere yaklaştığımda gökdelenler dibinde bir küçük ev önünde bir adam gördüm. çimler üzerinde yanında koyun, keçi oturmuş oynaşıyorlardı. o anki mutluluğumu tarif edemiyordum, harikulade bir sanat eseri dahi böyle güzel duramazdı. ben betona gidiyordum. ne olursa olsun kurallar mühimdir diyen biri yaşamıyordu ve ölü gözleriyle katlettikleri ruhlarını satışa çıkarmışlardı. yanyanaydık, midemi bulandırıyordu hepsi. oysa adam türkü tutturmuş çarpıttığı görüntüde elmas gibi duruyor, göz alıyordu. bugün aklımdan hiç çıkmadı bu görüntü.

dönerken taksideydim, kaybolduk. aslında bu beni mutlu ediyordu böylece lanet bir yazı yazmayacaktım yada içmeyecektim. arada trafiğe takıldık. şoför, taksici ile taksi şoförü arasında farklılıkları anlatıyordu. gülmekle gülmemek arasındaydım. nasıl olurda bu denli derinleştirebiliyordu anlayamıyordum. kendi taksi şoförü olarak takdim ettiğinde garip bir gurur duyuyor gibiydi. aptal bir suratı vardı, başaramadığı çok şeyin altında kalmış gibi. çabuk çökmüştü ve erken öleceğini düşünüyordum yada belki onun için geçtir. tüm parasını birilerine yardım edeyim derken kaybetmiş ve dertliydi. günde 2 paket sigara içiyormuş. bire indir dedim. ona birisi demiş ki: "olay beyinde biter". ben de: "bitmez" dedim. bu: "zaten beynim yok" dedi. güldüm, dayanamadım. "bu şehir biraz böyle" dedim. anlaştık. eve yaklaşıyordum, içeri girdiğimde bu iğrenç yazıyı yazmaya karar verdim, gerçekleri saklayarak. gerçek denen sadece kişinin kendine ifade etmeye korktuğu şeylerdir. dolayısıyla anılarını ve yaşadığı şeyleri sürekli anlatanların çok kolay yalan söyleyebildiklerini düşünürüm. neyse gittim ben.

bengi dönüş

düşün bir kez, tekrar dünyaya gelsen yine aynı şeyleri yaptığını düşün. bu milyonlarca kere tekrarlandığını düşün. niçe’nin düşünceleri arasında temel sunmadan kabullenme üzerine olan görüşü. zerdüşt’te an köprüsü üzerinde oturan cüce arasında geçen bir konuşmayla açıklar. cüce bağdaş kurar ve zamana karşı gelir.

güç istenci

nietzsche’nin geliştirdiği bir görüş. buna göre insanlar güç iradesini ve gücü istemekteler. yöntebilmek, ezebilmek, üstünlüğü sağlayabilmek. fakat şu var ki bilimsel olarak her davranışı güç istencidir diyemezsiniz. insanın farklı ve geniş yelpazesindeki bir çok duygusu farklı temellerle de onu hareket ettirebilir. dolayısıyla güç istenci tikeldir diyebiliriz.

utanmak

bıyıklıya göre en büyük kötülük. yani niçe gibi ahlaki tersten çevirip bakan biri de utandırmayı lanetlemekte. utanmak özgüvenle ilgili bir sorun gibi durabilir. her zaman değil. bazen temiz olma durumudur. beyaz çabuk farklı renkleri gösterir. sadece bu oysa.

bilgi sözlük

bilgi sözlük benim ilk yuvamdı. 2006 girişli falan olmam gerekiyor. 4. nesil görünüyorum ama girdim çıktım o yüzden. yanlış anlamayın. fakat demem şu ki bu sözlük çok şeyler yitirdi. indi’nin yalnızlığı şu an bu yüzden. ondan sürekli mailler atıyor eskiden sahiplenenler dönsün deyu. ama kötü yönetim vardı indi. ayrıca sözlük hiç gelişmedi. burdan kopup giden başka sözlük kuran insanlar 10 numara sistemi kurup geliştirdiler bir çok aparatla, bilgi sözlük klasik halinin ötesine geçemedi. çok kaliteli yazarlarını küstürdü. gereken değeri veremedi. şimdi yalnızlığında. indi entryleriyle canlandırmaya çalışıyor, son demler. çok güzel adı vardı, ortam güzeldi, ben ilk defa internet ortamında tanışan toplaşan insanların yanına gitmiştim bir zirveyle, evimde dahi topladım burdan kopan insanların daha sonra başka yere geçen ama kökleri burasıydı. daha sonra tekrarlamadım, güzeldi. indi’nin köpeği kadar güzel. neyse. sevgilerle, umarım her şey eskisinden iyi olur.

solculuk

anlaşılamayan olgu. solculuk müdahaledir...
chp ile akp’nin ekonomi planı aynı olduğu için ikiside aynı partidir. zengin olmaktır tek istedikleri.
solculuk ab değildir!
solculuk yanlışlığa müdahale edebilmek, paranın hükmünü düşürmek, duygu katmak ve milletin için çalışmaktır.
bunun türkiye’de uygulananamamasını çeşitli sebepleri vardır. en büyük neden var olan sistmin tanrısı paradır. para sahibi, özel sermayeye hükmeden; bir kaşık bal çalıp yığınları kandırmayı iyi bilir.

o eblekler karşı çıkmaz! çünkü onun aklına egemen olan; sivil toplum örgütleri, çeşitli kurumlar, medya!, diziler ve filmler vardır. aydınlar ve kitaplar, köşe yazarları.
özel mülkiyet ve zenginleşme övülür. birinin değeri cebindeki kadardır.
bu adiler; hiçte aklına bakmaz! çünkü dilenci bilincinin övülmesine alışmışlardır.

"birey" kendini yıkıp yeniden oluşturabilendir! bunlar solu sakallı ve yaşı küçük gençler sanarlar. "kapitali" diyelim küçümserler. toplum kurtuluşundan zerre anlamazlar! bireysel kurtuluşla- ekonomik unsurların, çevresel faktörlerin zerre farkında değillerdir.
türkiye de ben solum diyene göre solculuğu tanımlarlar. bu apatallık. e bende ben dinciyim diyene göre dini tanımlayım. oldu mu şimdi?
birazcık daha kitap. ha gayret okuyalım biraz. yıllardır oy uğruna insanlara bir gıdım para atan bu insanlara boyun eğmek neden?
çözüm; toplu okumadır. öğrenmedir. çözüm budur! köklü çözüm budur!

demokrasi

demokrasiye; eşit hak diyen birşey bilmiyordur.
devlet yönetimi ve yönetimlerinden zerre anlamıyor onu eşitlik sayan onu görmüyordur.

demokrasi; halkın dikatatörlüğe yavaş yavaş boyun eğmesi, süreçlerin yavaşlaması ve devletin ağır baskısına her halükarda boyun eğmesidir. demokrasi sizin dediğiniz gibi olsaydı devlet olmazdı. özel mülkiyet olmazdı. herkes halk için çalışırdı. bana o zaman tekrar demokrasiden bahsedin!

bazıları mis gibi hayatlar yaşayıp bazıları açlık sınırında olacaklar ve söz hakları aynı olacak öyle mi? hassiktir ordan.

kitap okumayi zaman kaybı olarak gören insan

cahilliği meşru kılmaya çalışan insandır.
açıkçası bu nasıl insandır ki; okumadan o kadar büyük fikirlere sahiptir; bilmeyi-okumamaktan ayırabiliyor bambaşka boyuta koyabiliyordur? bu aslında basbayağ saflıktır.


- ben okumayı zaman kaybı olarak görüyorum!
+ ahh inanmıyorommm, tapıyorum sana mehmet, inanılmaz laf ettin.
-ah evet tabi, o yüzden hiç kitap okumadım!
+ ayyy cok zekisinnn

-----------------------------------------------------

-ben okumayı zaman kaybı olarak görüyorum!
+ kitap okudunuz mu? örneğin ne gibi görüşler sizi bundan soğuttu. asıl olarak bu görüşünüzü neye dayandıracaksınız bunu merak etmekteyim. beni nasıl ikna ediceksiniz?
- he, ben kitap okumadım okuyanları görüyorum ne düzeltiyorsunuz ki siz? okuyan çok kişi aptalca şeyler yapıyor!
+ tüm hataların başı cahilliktir diyor sokrat. ama dur sana daha iyi bir lafım var; hangi gelişim okumamanın ötesinde, safça ve su katılmadan oluştu? bakınız bu yazıdan önce ve sonra olan insan hakkında yorum yapmaya benzer. gelişim sürecinde, bilgi; alış verişi en üst seviyede olandır. bu da tabi ki okuyarak, araştırarak olur.
- hebe hübele
+ neyse, kendine iyi bak. umarım denersin.
-hebelede hübelede
+ "le" yi ekleyerek orjinal bir cümle kurmamış oldun
- hebebe hübebebe
+neyse, hoşçakal

nevrotik sayıklamalar

nevrotik sayıklamalar;

sayıklamak yerine ormancıyı bırakarak odunları kesmesini neden sağlamıyorsun?
neden korkuların senin rüyaların!
sen neden güneşten kaçan bir yarı-tanrı olasın!
asıl olarak tuzağa düşmüşsün, en azılı düşmanın, kelimelerin.

güç kelimesinin altını boşalttıkça sen, onu renksiz söylemen değişmeyecek, sonuç olarak bu da sayıklama olucaktır.
sonunda tüm sevgiler kendini acındırarak yaşandı. hep birisi ellerini açıp bekliyordu.
burada doğan yavrular başları dik kazanmak ve kaybetmek nedir bilemedi!

nevrotik sayıklamalar

sayıklamalar;

saymaya başlasınız tüm sayıların aynı olduğunu görerek şaşıracaksınız. bu sizin sayıklamanız!

asıl olarak bunlar kokuşmuş. insanlığın baştan beri zayıf savaşçıları.
siz ancak sayıklarsınız. saymazsınız.

bilinçaltı temizleyicisi

böyle birşey olamaz!! bilinç altlarınız sayesinde günlük hayatlarınızı problemsiz geçirebiliyorsunuz.
bilinç altı sünger gibidir ve tüm tavırlarınızı barındırır.
onu silmek demekte ne demek?
bu bas bayag bilinç bilgisi fakirliğidir.
ayrıca;
kişi bilinçaltı sadece pis midir? bu çok büyük bir yanılgı ve bilisizliktir.

tüm hareketlerinizin temeli bilinç altıdır!
eğer ki onu yok ederseniz kendinizide yok edersiniz ki bu mümkün değil! saçma.
0 /