confessions
  1. toplam entry 423
  2. takipçi 0
  3. puan 1239

telefon görgüsüzlükleri

dalgınlıktan dolayı yanlış cevirdiğiniz numaranın sahibi olan tek hücreli organizmadan (o sırada homo sapiens olduğunu zannederken) rahatsız ettiğiniz için özür diledikten sonra ’bir daha olmasın lan’ cevabını alıp yüzünüze telefonun kapatılması. sonrası evrim basamaklarından geriye doğru hızlı bir yuvarlanma, küfürler, sinir krizleri vs.

kemalizm ve ordu

gazi’den anekdotlarla açıklanabilecek ilişki.

’1911’de vardar’da alay komutanı andertin, bardağını "arnavutluk ayaklanmasını bastıran osmanlı ordusu onuruna" kaldırır. bunun üzerine mustafa kemal söze girerek:

“ türk ordusu için iç savaşta başarıya ulaşmak bir zafer değildir. bu olayın onuruna, ülkeyi seven bir adam olarak ve türk subayı olarak sevinip kadeh kaldıramam. bundan ancak üzüntü duyabilirim. arkadaşlar, bana dikkat edin, sözlerime kulak verin. osmanlı ordusu değil türk ordusu bir gün gelecek türk varlığını, türkün bağımsızlığını kurtaracaktır. işte asıl o vakit sevineceğiz, öğreneceğiz. işte o vakit türk ordusu görevini yapmış olacaktır. ”


bu sözler, atatürk’ün ordunun işleviyle ilgili genel yaklaşımını yansıtır. ama kemalizm açısından asıl önemli olan, atatürk’ün kafasındaki "ordu-siyaset" ilişkisidir. 1924’de tbmm açış konuşmasında şu tümceler vardır:

“ sayın üyeler, ülkenin genel yaşamında ordunun siyasetten soyutlanması cumhuriyetin her zaman gözönünde tuttuğu temel bir ilkedir. şimdiye kadar izlenen bu yolda cumhuriyet orduları vatanın güvenilir ve güçlü bekçileri olarak saygın ve kuvvetli kalmışlardır. ”


atatürk daha ileri yıllardaki bir konuşmasında da şöyle demiştir:

“ arkadaşlar, tüm tarih bize gösteriyor ki uluslar yüce hedeflerine ulaşmak istediklerinde bu coşkularının karşısında üniformalı çocuklarını bulmuşlardır. tarihin bu geneli içinde büyük bir istisna bizim tarihimizde, türk tarihinde görülür. bilirsiniz ki türk ulusu ne vakit yükselmek için bir adım atmak istemişse, önünde hep önder olarak, yüksek ulusal ülküyü gerçekleştirecek hareketlerin kılavuzu olarak, kendi kahraman çocuklarından oluşan ordusunu görmüştür... bu evlatlarımız arasında yarının kahramanlarını yetiştiren öğretmenlerimiz de vardır... ben büyük ordumuzun subaylarından ve onlarla birlikte olan, fikriyle, vicdanıyla ve bilim anlayışıyla ulusal kahramanlığı katılmaya hazır türk gençlerinden söz etmiş oluyorum. ”


atatürk konuyla ilgili hemen tüm konuşmalarında, orduyu ulusun üzerinde değil "ulusun emrinde" bir güç olarak tanımlamaya özen göstermiştir. ordunun "ilerici" yönünü vurgulamıştır. "ordu-siyaset" ilişkisiyle ilgili tutumunu ise, daha genç bir subayken ittihat ve terakki’nin 1909 selanik kongresi’nde ortaya koymuştur:

“ subaylar partide kaldığı sürece, ne güçlü bir partiye ne de güçlü bir orduya sahip olabiliriz. üçüncü kolorduya bağlı subayların çoğunluğu aynı zamanda partinin de üyesidirler, etkili bir güç oluşturduklarını ise söylemek zordur. buna karşılık, parti de halkı kendine çekme imkanına sahip değildir; çünkü gücünü ordudan almaktadır. partide kalmak isteyen subayların ordudan istifa etmeleri kararını burada verelim. ayrıca geleceğin subaylarına siyasal ilişkiler kurmayı yasaklayan bir kanunun kabulüne de ihtiyacımız vardır. ”


atatürk’ün "ya üniforma ya siyaset" tavrı o kadar nettir ki cumhurbaşkanı olduktan sonra, halkın karşısına hep sivil kıyafetle çıkmaya bile özen göstermiştir. üstelik "mareşal" üniformasını yaşamı boyunca taşımak hakkına sahip olduğu halde; ve asker kökenli olmayan birçok devlet başkanının bile resmi törenlerde üniforma taşıdıkları bir dönemde...’

bütün bunlara ilaveten söylenebilecek şey türk ordusunun soğuk savaş döneminde tamamen bu perspektiften ve ilkelerden -en önemlisi de kendisini vareden temel olgu olan anti emperyalizm- uzaklaşıp karşı devrim aracı haline gelmiş olmasıdır. işte bu yüzden günümüzde kemalizmin darbeciliğe yol açtığını iddia edenler 12 mart’ta tam bağımsız türkiye diyerek asılan gençleri, 12 eylül cuntasının türk islam sentezciliğini herhalde unuttuklarından pek ağızlarına almazlar.

kemalizm

kemalizm; temel ilkelerini atatürk’ün belirlediği, türk ulusunun, akıl ve bilimin yol göstericiliğinde ileri bir toplum olarak çağdaş uygarlık düzeyine erişmesini, tüm insanlığın içinde bağımsız, eşit ve şerefli bir biçimde yer almasını amaçlayan bir düşünce sistemidir. atatürkçülük olarak da adlandırılan bu sistem, türk toplumunun gereksinim ve isteklerinden doğmuş; devlet yaşamına, düşünce yaşamına, ekonomik yaşama, toplumun temel kurumlarına ilişkin gerçekçi düşünce ve ilkeleri içeren tümden bir ulusal çağdaşlaşma, değişim ve dönüşüm modelidir.

hepimizin bildiği gibi 6 temel unsuru vardır:

cumhuriyetçilik
milliyetçilik
halkçılık
devletçilik
laiklik
devrimcilik

türk toplumununun varlığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu dönüşümün teorik ve pratik araçlarını vareden bu düşünce sistemi ’kemalizm’ adıyla ilk defa 1930’larda kullanılmaya başlanmış 9 mayıs 1935 tarihindeki 4. chp kurultayında ise ilk defa parti programında zikredilmiştir. dolayısı ile mustafa kemal yaşadığı yıllarda kendisi tarafından tanımlanmış bu fikri sistemin üyesi ya da destekleyicisi olmaktan öte kurucusudur.

birazcık daha fazla okuyalım canlar.

her ihtilal darbe değildir

tansel çölaşan’a ait dogru önerme. kelimelerin ifade ettiklerini sadece kısıtlı zeka, eğitim, toplumsal şartlanmışlıkları çerçevesinde düşünmek durumunda olanlar tarafından saniyesinde eleştirilen cümledir de aynı zamanda.

şöyle bir hikaye vardı, hatırladığım kadarıyla:

’kısa ve sıkıcı yaz bittip kuşlar göç etmeye başladığında son derece bülbülsü duygularla şarkı türkü söylemeye dalmış saf bir bülbülcük kışın geldiğini anlayamamış. havalar iyice soğuduğunda aklı başına gelmiş ama ne çare. bir müddet kanat çırptıktan sonra soğuktan kaskatı bir şekilde tarlanın birinde yumuşak karın üzerine düşüvermiş. tam ufacık gövdesindeki son nefesini vereceği sırada o soğukta o ülkeyi terkedebilme lüksüne sahip olmayan çiftliğine sütüyle, gücüyle katkı sağlamaya çalışan ama maalesef sesi mööö diye çıkan çok öküz görünümlü bir öküz bülbülcüğün üzerine sıçıvermiş. bizim salak bülbül o haldeyken bile zaten hiç sevmediği bu öküz milletinin bu öküz ferdine içinden saydırırken o da ne?? öküzün boku ona bir canlılık getirmiş. içindeki hayatı çeken soğuk kaybolmaya bokun sıcaklığıyla canlanmaya başlamış. yine özgürlük türküleri söyleyebilecek, pır pır o daldan bu dala konarak gününü gün edebilecekmiş. ama öküze hala kızgınmış. çünkü öküz üzerine sıçmak yerine neden oraya bir şömine inşa etmemişmiş bir ocak kurmamışmış? hem zaten öküz çok öküzmüş yıllardır hep mööö diyormuş. çiftlik için ne yaptığı önemli değilmiş önce şu mööö diye sayıklamayı bu konudaki statükoculuğunu bıraksınmış. zaten bu öküz takımı çiftliğin bürokrat eliti olmuşmuş birazcık daha kendine geldimi bu konuda şarkılar türküler söyleyecekmiş, öküzlerle taşak geçecekmiş.

dedik ya bizim bülbül hafif salak çok da saf. çiftliğe hep kuş beyniyle kuş bakışı baktığı için anlamazmış öküzlerin fedakarlığını. anlamazmış onların elitliğinin çiftlikteki en fedakar olmaktan kaynaklandığını, görmezmiş bu gariban öküzlerin bok içinde yaşadığı salaş ahırlarını.

zaten bunları düşünürken de bizim bülbül unutuvermiş hemencecik az önce soğuktan ölmek üzere olduğunu. tek amacı boktan kurtulmak olmuş. işte böyle debelenip dururken bir hareket olmaya başlamış. birşey eşelemeye başlamış bülbülün içinde sıcacık durduğu öküz bokunu. bir müddet sonra görmüş bülbül tilki kardeşi. can hıraş uğraşıyormuş boku temizlemeye bülbülü de bokun içinden çıkarmaya.

bülbül çok duygulanmış ve yine hırslanmış öküzlere. bunca yıldır bu tilkiler hakkında atıp tutan bu öküzler değil miymiş, bu tilkiler hep bu öküzler yüzünden yabanda saklanmak zorunda kalmamış mıymış, kümeslere ağıllara sokulmayıp dışlanmamış mıymış, hep bu çirkin demode öküzler yüzünden eziyet görmemişler miymiş? ama bak işte tilki kardeş soğuğa hiç aldırmadan bülbülcüğün özgürlüğü için uğraşıp duruyormuş. ah bir kurtulsun şurdan tilkilerin kümeslere de girebilmeleri için şarkılar yazıp türküler yakacakmış. nasıl olsa dünya da hiç soğuk tehlikesi yokmuş, hayat her zaman sıcacık ve yem doluymuş. zaten her zaman gidecek sıcak bir ülke de varmış.

işte bizim safımız böyle hayaller kurarken, tilki olduğu için tilki gibi davranan bu yüzden de bu hikayedeki okuyucunun öfkesini zerre kadar haketmeyen tilki kardeş bu salak bülbülü bokun içinden çıkarmış. onu güzelce yalayıp üstündeki boku temizlerken bülbülümüz keyiften dört köşeymiş. tilki kardeş tamamdır deyip bunu mideye yuvarladığında başına ne geldiğini anlayacak vakti bile olmamış ’

peki kısıtlı zeka, eğitim, toplumsal şartlamışlık çerçevesiyle bu hikayeyi okuyan arkadaşların hala ekrana mal mal bakmalarının sebebi nedir?

sebep şu aşağıdaki kavrama kafalarının basmamalarıdır.

’görecelik kavramı’

konumuzla ilişkilendirirsek. nasıl ki bizi boktan her çıkaranın tek amacı bizi boktan kurtarmak değilse, üzerimize sıçan her arkadaşta habis veya puşt değildir. olaylar şartlara göre değerlendirilir. bir eylem onu doğuran koşullarla, amaçla ve ortaya koyduklarıyla değerlendirilmezse anlaşılamaz.

hay çerçevenize koyayım. hala bakmayın öyle. tamam tamam net örnek veriyorum.

hitler ve mussolini gibi canavarlar demokratik sistemlerin dışında hareket etmeden tamamen oyunu kurallarına göre oynayarak başa gelip dünyanın ırzına geçmişlerdi. 1935-1939 yılları arasında hitleri devirmiş bir darbe olsaydı bu darbeye karşı ’adam demokrasiyle geldi halk bu elemanı çok seviyor, bak öfkeye bak sanata. yapabiliyorsan sen de yap. yiyosa seçimle devir efendi.’ demek biraz bülbülce olmaz mıydı?

son birşey daha:

eğer illaki politik ahlaki açıdan sabit bir taraf savunulacaksa bu taraf sistemin pratik işleyişinden daha çok demokratik düşünce, hoşgörü, rasyonellik gibi kavramlara (tabi bunların altyapısını laiklik oluşturur) sadakat olmalıdır.

bu sadakate sahip olmayanlarla mücadele etmenin başka bir yolu kalmadığında 40 kere ihtilal de yapılır yüzlerce giyotin de kurulur.

fetosizm

ahir zamana özgü psiko-siyasi (kaynak, götüm) davranıs bozukluğu. fransız aristokrasisinden hiçbir eksiği olmayan, yurdun dört köşesine yayılmış lord, kont, vikont dedelerinden yadigar şatolarında yaşayan beyaz peruklu cumhuriyet bürokrasisinin elitleri arasında şakirtgetiren, damladöktüren diye de bilinir.

belirtiler:

zaman gazetesi, sızıntı mecmuası gibi mazur görülebilecek nesriyatın bedava dagıtılmadıgı sanrısı.

’peygamberimiz bööeeefıajdsfıjafğ ühü ühü’ diye konusmasına baslayamayan, bir lokmaya muhtac hırkalı amcanın adı geçtiğinde gözlerde başlayan yanma.

kadınbudu, dilberdudağı gibi yemeklere alerji.

sadece alaturka tuvalete sıçabilmekten kaynaklı eklem rahatsızlıkları.

mustafa kemal’i iskeletorla özdeşleştirme.

’kuran peygambere aboneliksiz, kdvsiz, ücretsiz geldi. zaman gazetesi de ücretsiz dağıtılıyor (zaman zaman). o halde zaman gazetesi kuran’ın appendix’i. hem zaman= tersten namaz.’ gibi hatalı mantık zincirleme kazaları.

ırak ta bir milyonu aşkın müslamanı öldürmüş abd’nin bir eyaletinde yıllardır yaşamakta olup; bu işgale, 11 eylül sonrası abd’de müslüman topluma karsı yapılan sayısız insan hakları ihlallerine tek kelime laf etmeyen zat-ı şahanenin içinde bulundugu çelişkiyi görmezden gelme.

yayın organı, televizyonlar, yüzlerce okul ve dersane (bunların taşınmazlarını, gayrimenkullerini ve de diğer varlıklarını saymıyorum) sahibi olan bir tarikatın başında olan kişiyi gariban sanma.

tarikatları sivil toplum örgütü zannetmek

(bkz:daha gider bu)


demem o ki melun bir rahatsızlıktır. ilacı iki şişe biradır.

pavlus un mektubu ve türban

format kutsaldır, once tanım :

isa nın havarilerinden kimine gore cebren ve hile ile kimine göre de liyakat ve sadakatla klise kurma görevine layık görülmüş kisinin incil de tefrika edilmis girdileriyle (entry yani anla ama dilimize sadakat), günümüzün gündem paratoneli, basiret manipülatörü, 11 ayın herbirisinin ayrı ayrı sultanı, islamın 6. ama en önemli sartı olan turbandan otel olmayanı arasındaki iliski.

meramım daha kutsaldır ama efendilik biz de kalsın iste. (buradan sonra ciddi-leş-iyorum parantez içi parantez aç perihan magden gibi yazmaya başladım, tiksindim kendimden parantez içi parantez kapa)

semum çarpsın bundan sonrası harbiden ciddi;

pavlus’un mektubu

‘fakat bilmenizi isterim ki, her erkeğin başı mesih ve her kadının başı erkek ve mesihin başı allahtır. başı örtülü olarak dua eden yahut peygamberlik eden her erkek, başını küçük düşürür. fakat başı örtüsüz olarak dua eden, yahut peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. çünkü traş edilmiş olmakla bir ve aynı şeydir. çünkü eğer kadın örtünmüyorsa, saçı da kesilsin, fakat kadına saç kesmek, yahut tıraş olmak ayıp ise örtünsün. çünkü erkek allahın sureti ve izzeti olduğu için başını örtmemelidir, fakat kadın erkeğin izzetidir. çünkü erkek kadından değil, fakat kadın erkektendir, çünkü erkek de kadın için değil, fakat kadın erkek için yaratıldı. bunun için melekler sebebinden kadın, başı üzerinde hakimiyet belirtisine sahip olmalıdır. ’

kiliseyi kuran kişinin sözleri bunlar. islamiyet ya da musevilik’teki fikirlerden farkı var mıdır? bence çok yoktur zira bu üç sistem aynı ataerkil mitolojik kökenden beslenmektedir ki bu bambaşka bir tartışma konusu zaten. peki günümüz tartışmalarıyla bu sözlerin ilişkisi nedir?
kendimce şöyle açıklamaya çalışayım: ben laiklik mücadelesinin türkiye de eksik yürütüldüğünü düşünüyorum. türkiye özelde müslüman unsurların çoğunlukta olduğu bir ülkedir fakat islamiyet diğer dinlerde olduğu gibi genelde skolastik ve totaliter anlayışın hakim olduğu bir sistemdir. laiklik mücadelesinde kitlelerin uyandırılabilmesi ve bu kitlelerin mürteci hakimlerin sinsi tuzağındaki fikri kararsızlıklarından kurtarılabilmeleri için mücadelenin islamiyet’in hükümleriyle değil skolastik ve ataerkil bağnazlığa karşı yapıldığını anlatabilmek tartışmayı bu alana çekebilmek şarttır.
bağlıyorum;

türban nedir? erkek için yaratılmış kadının başı üzerindeki hakimiyet belirtisidir. 15 yaşında evlendirilmiş bir kız öğrenciyi evine hapseden gücün hükümdarlık alametidir. gerçek özgürlük mücadelesi ise o kızı kölelikten kurtarma mücadelesidir. peki çeşitli nedenlerden bu köleliğe gönüllü insanların durumu ne olacaktır? köle olmaya itiraz edip başkasının köleliğine de razı olmamak aydın asaletidir tersi ise sadece aymaz cehaleti olabilir.

perihan mağden

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=236483

su günde dahi sucu bizde, eksikligi bizde bulmus, pkk hakkında bir degerlendirme yapmamıs, usulden de olsa bu alcakları kınamamıs, olayı hala savas karsıtlığı ekseninde degerlendirip (ki boyle bir bakıs acısının alt metni sudur: ’iki taraf vardır; savas karsıtları ve siddet yanlıları - bu yuzden pkk ve turk ordusu arasında bir fark yoktur’) sehitlerimizin vebalini de pusuyu kuran pkk ya değil bu aslanları askere alan kurumlara yukleyen dahili bedhah. tiksinti...

21 ekim 2007 hakkari pkk çatışması

12 aslanımızı daha kaybettiğimiz olay.

terör başarıya ulaşıyor, ülkem büyük bir karamsarlık ve öfke içinde kıvranıyor. büyüdüğüm toprakların kuraklığı yine kanla doyurulmaya çalışılıyor. bbc, cnn teröristlere hala asi, isyancı diyor. abd beslemesi kabile reislerinin altın semerlileri barzani & talabani şu günde bile hiç çekinmeden açıkça meydan okuyor. abd ’nin bölgede etkin olduğu her dönem köpeklerin daha da kudurduğu gerçeği bir kez daha ispatlanıyor. sıfır noktasındaki terör 5 yıl içinde tekrar zirve yapıyor. ülkem karaktersiz, esnaf bozması geçmişine soktuğumun politikacılarının, haddini bilmeyen, mesleği dışında herşey ile yakından ilgilenen, egosu şişik işe yaramaz komut atamayanların, gürültücü,aymaz, kıç yalamaktan dili kahverengiye dönmüş, gençliğinde devrimci cebi para görünce değişimci cumhuriyete numara takmaktan başka vizyonu hedefi olmayan paçavra yazarlarının ve kendi küpünden başka ilkesi olmayan ilkesiz, utanmadan pkk nın yerleşmiş olduğu bölgeyle her türlü ticareti yapan (elektriklerini bile biz veriyoruz yuh artık) kendini işadamı zanneden fırsatçı sansar sürülerinin elinde eriyip gidiyor.

ve bütün bu pezevenklerin kazançlarının bedeli o (kaç) 12’lerin 15’lerin evlerinde, en iyi asker ocağına gittikten sonra kıymetini anladıkları ve kendi kendilerine ’eve bir döneyim bir dediğini ikiletmiyeceğim.’ diye ugruna artık tutamayacakları sözler verdikleri analarının gözyaşlarıyla ödeniyor.

kahroluyorum. tam boğazımdan acı mı acı kördüğümleniyorum.
0 /