at yarışında bir oyun. günlük programdaki son dört yarışın birincisini bulmak için oynanır. bir benzeri için:
(bkz: üçlü ganyan)
at yarışında bir oyun. günün yarış programındaki son üç ayakta oynanır. aynı altılı ganyanda olduğu gibi birinci gelen atı bulmak durumundadır oyuncu. birim fiyatı ise sadece 5 kuruş.
hangi ayağa ne kadar at yazıyorsanız, birbirleriyle çarpımının 5 kuruşla katlanması sonucu ödenecek para ortaya çıkıyor. çok para vermez. o günün yarışlara verilen paraları geri kurtarmak adına oynanır bahisçilerce.
hangi ayağa ne kadar at yazıyorsanız, birbirleriyle çarpımının 5 kuruşla katlanması sonucu ödenecek para ortaya çıkıyor. çok para vermez. o günün yarışlara verilen paraları geri kurtarmak adına oynanır bahisçilerce.
at yarışlarında bir oyun. oynanış biçimi yönünden altılı ile aynı ama altılı ganyandan farkı:
günün son yedi koşusunda oynanması ve yazılan atın ikinci olması halinde de kazanılıyor olması. altılı kadar para vermiyor elbet. gene de çerez paralar bulmak için ideal.
günün son yedi koşusunda oynanması ve yazılan atın ikinci olması halinde de kazanılıyor olması. altılı kadar para vermiyor elbet. gene de çerez paralar bulmak için ideal.
kura-ı kerimin altıncı suresidir ve 165 ayetten oluşur. türkçede enam, ehli(leştirilmiş) hayvan anlamına gelir.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1. hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan allahadır. (bundan) sonra bile, inkar edenler, rablerine (birtakım varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar.
2. sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen odur. adı konulmuş ecel, onun katındadır. sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz.
3. göklerde ve yerde allah odur. gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir.
4. onlara rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyiversin, mutlaka ondan yüz çevirirler.
5. kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir.
6. kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. ama günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik.
7. biz kitabı üzerine yazılı bir kağıtta göndersek ve onlar elleriyle dokunsalar bile, inkar edenler, tartışmasız: "bu apaçık bir büyüden başkası değildir" derler.
8. ve derler ki: "ona bir melek indirilmeli değil miydi?" eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.
9. onu eğer bir melek kılsaydık, elbette erkek (suretinde bir melek) kılardık ve mutlaka katmakta oldukları (şüpheleri) yine katardık.
10. andolsun, senden önceki elçiler de alaya alındı da alaya aldıkları şey, onlardan maskaralık yapanları çepeçevre kuşatıverdi.
11. de ki: "yeryüzünde gezip dolaşın, sonra yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir görün."
12. de ki: "göklerde ve yerde olanlar kimindir?" de ki: "allahındır." o, rahmeti kendi üzerine yazdı. sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.
13. geceleyin ve gündüzün barınan herşey onundur. o, işitendir, bilendir.
14. de ki: "o, gökleri ve yeri yaratırken ve o, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben allahtan başkasını mı veli edineceğim?" de ki: "bana gerçekten müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: sakın müşriklerden olma." (denildi.)
15. de ki: "şüphesiz ben, rabbime isyan edersem o büyük günün azabından korkarım."
16. o gün, kim ondan (azaptan) alıkonursa, elbette, o, onu esirgemiştir. işte apaçık olan kurtuluş ve mutluluk budur.
17. şayet allah sana bir zarar dokunduracak olursa, ondan başka bunu giderecek yoktur. sana bir iyilik dokunduracak olursa da o, herşeye güç yetirendir.
18. o, kulları üzerinde kahredici olandır. o, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
19. de ki: "şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" de ki: "allah benimle sizin aranızda şahiddir. sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana şu kuran vahyedildi. gerçekten allahla beraber başka ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" de ki: "ben şehadet etmem." de ki: "o, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."
20. bizim kendilerine kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır.
21. allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden veya onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.
22. onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz ki: "nerede (o bir şey) sanıp da ortak koştuklarınız?"
23. (bundan) sonra onların: "rabbimiz olan allaha andolsun ki, biz müşriklerden değildik" demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.)
24. bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve düzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup-uzaklaştı.
25. onlardan seni dinleyenler vardır; oysa biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. onlar, hangi apaçık-belgeyi görseler, yine ona inanmazlar. öyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: "bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir" derler.
26. onlar, hem ondan alıkoyarlar, hem kendileri kaçarlar. onlar, yalnızca kendi nefislerinden başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda değildirler.
27. ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık."
28. hayır, önceden saklı tuttukları kendilerine açıklandı. şayet (dünyaya) geri çevrilseler bile, kendisinden sakındırıldıkları şeylere şüphesiz yine döneceklerdir. çünkü onlar, gerçekten kafirlerdir.
29. onlar dediler ki: "bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. ve bizler diriltilecek değiliz."
30. rablerinin karşısında durdurulduklarında onları bir görsen: (allah:) "bu, gerçek değil mi?" dedi. onlar: "evet, rabbimiz hakkı için" dediler. (allah:) "öyleyse inkar edegeldikleriniz nedeniyle azabı tadın" dedi.
31. allaha kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır. öyle ki, saat (kıyamet günü) apansız onlara geliverince, günahlarını sırtlarına yüklenerek: "onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize…" derler. dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri ne kötüdür.
32. dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
33. kesin olarak biliyoruz ki, onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor. doğrusu onlar, seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler, allahın ayetlerini inkar ediyorlar.
34. andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. allahın sözlerini (vadlerini) değiştirebilecek yoktur. andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana da geldi.
35. eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, onlara bir ayet getirmek için yerde bir tünel açmaya veya göğe bir merdiven dayamaya gücün yetiyorsa (yap). eğer allah dileseydi, onların tümünü hidayet üzere toplardı. öyleyse sakın cahillerden olma.
36. ancak dinleyenler icabet eder. ölüleri (ise,) onları da allah diriltir. sonra ona döndürülürler.
37. "ona rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" dediler. de ki: şüphesiz allah, ayet indirmeye güç yetirendir." ama onların çoğu bilmezler.
38. yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar rablerine toplanacaklardır.
39. bizim ayetlerimizi yalan sayanlar karanlıklar içinde sağırdırlar, dilsizdirler. allah, kimi dilerse onu şaşırtıp-saptırır, kimi dilerse de onu dosdoğru yol üzerinde kılar.
40. de ki: "düşündünüz mü hiç; eğer size allahın azabı gelirse ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa, allahtan başkasını mı çağıracaksınız? eğer doğru sözlüler iseniz (çağırın bakalım.)"
41. hayır, yalnızca onu çağırırsınız, dilerse kendisini çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı unutursunuz.
42. andolsun, senden önceki ümmetlere (peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik. umulur ki yalvarırlar diye.
43. onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? ama onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü) gösterdi.
44. derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine herşeyin kapılarını açtık. öyle ki kendilerine verilen şeylerle sevince kapılıp şımarınca, onları apansız yakalayıverdik. artık onlar umutları suya düşenler oldular.
45. böylece zulmeden topluluğun kökü kurutuldu. hamd, alemlerin rabbi olan allahadır.
46. de ki: "düşündünüz mü hiç; eğer allah sizin işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi mühürlerse, onları size allahtan başka getirebilecek ilah kimdir?" bak, biz nasıl ayetleri çeşitli biçimlerde açıklıyoruz da sonra onlar (yine) sırt çevirip-engelliyorlar?
47. de ki: "düşündünüz mü hiç; size allahın azabı apansız ya da açıktan geliverirse, zulme sapan kavimden başkası mı yıkıma uğrayacak?"
48. biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
49. ayetlerimizi yalanlayanlara, fıska sapmalarından dolayı azap dokunacaktır.
50. de ki: "size allahın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." de ki: "kör olanla, gören bir olur mu? yine de düşünmeyecek misiniz?"
51. rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (kuranla) uyarıp-korkut; onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri. umulur ki korkup-sakınırlar.
52. sabah akşam -onun yüzünü (rızasını) dileyerek- rablerine dua edenleri kovma. onların hesabından senin üzerinde bir şey (yükümlülük), senin hesabından da bir şey (yükümlülük) yoktur ki onları kovman gereksin. yoksa zalimlerden olursun.
53. böylece: "allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?" demeleri için onlardan bazısını bazısıyla denedik. allah, şükredenleri daha iyi bilen değil mi?
54. bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "selam olsun size. rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, o, bağışlayandır, esirgeyendir."
55. suçlu-günahkarların yolu apaçık ortaya çıksın diye, ayetlerimizi işte böyle birer birer açıklıyoruz.
56. de ki: "ben, sizin allahtan başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." de ki: "ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan olurum."
57. de ki: "ben, gerçekten rabbimden kesin bir belge üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. sizin kendisine acele ettiğiniz (azap) yanımda değildir. hüküm yalnızca allahındır. o, doğru haberi verir ve o, ayırt edenlerin en hayırlısıdır."
58. de ki: "kendisine acele etmekte olduğunuz şey benim yanımda olsaydı, benimle aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu. allah zulmedenleri en iyi bilendir.
59. gaybın anahtarları onun katındadır, ondan başka hiç kimse gaybı bilmez. karada ve denizde olanların tümünü o bilir, o, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.
60. sizi geceleyin öldüren (uyutan) ve gündüzün güç yetirip etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) odur. sonra en son dönüşünüz onadır. sonra yapmakta olduklarınızı size o haber verecektir.
61. o, kulları üzerinde kahredici (kahhar) olandır. size koruyucular gönderiyor. sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz onun hayatına son verirler. onlar (bu işte, ne eksik ne fazla) kusur etmezler.
62. sonra gerçek mevlaları olan allaha döndürülürler. haberiniz olsun; hüküm yalnızca onundur. ve o, hesap görenlerin en süratli olanıdır.
63. de ki: "sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz."
64. de ki: "ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi allah kurtarmaktadır. sonra siz yine şirk koşmaktasınız."
65. de ki: "o, size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azap göndermeye veya sizi parça parça birbirinize kırdırıp kiminizin şiddetini kiminize taddırmaya güç yetirendir." bak, iyice kavrayıp-anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz?
66. senin kavmin, o (kuran) hak iken onu yalanladı. de ki: "ben, üzerinize bir vekil değilim."
67. her bir haber için kararlaştırılmış bir zaman (müstakar) vardır. siz de bileceksiniz.
68. ayetlerimiz konusunda alaylı tartışmalara dalanlar: -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.
69. korkup-sakınanlar üzerinde onların hesabından herhangi bir şey (sorumluluk) yoktur. ancak (bu,) bir hatırlatmadır. umulur ki sakınırlar.
70. dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. onunla (kuranla) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) allahtan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. işte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır.
71. de ki: "bize yararı ve zararı olmayan allahtan başka şeylere mi tapalım? allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "doğru yola, bize gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?" de ki: "hiç şüphesiz allahın yolu, asıl yoldur. ve biz alemlerin rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk."
72. bir de: "namazı kılın ve ondan korkup-sakının (diye de emrolunduk.) huzuruna (götürülüp) toplanacağınız odur."
73. o, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. onun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, onun sözü haktır. sura üfürüldüğü gün, mülk onundur. o, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. o, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
74. hani ibrahim, babası azere (şöyle) demişti: "sen putları ilahlar mı ediniyorsun? doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum."
75. böylece ibrahime, -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
76. gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "bu benim rabbimdir." fakat (yıldız) kayboluverince: "ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.
77. ardından ayı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: "bu benim rabbim" demiş, fakat o da kayboluverince: "andolsun" demişti, "eğer rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum."
78. sonra güneş’i (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "işte bu benim rabbim, bu en büyük" demişti. ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: "ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."
79. "gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. ve ben müşriklerden değilim."
80. kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. dedi ki: "o beni doğru yola erdirmişken, siz benimle allah konusunda çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz? sizin ona şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak allahın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. rabbim, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"
81. "hem siz, o’nun haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri allah’a ortak koşmaktan korkmazken, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? şu halde güvenlik içinde olmak bakımından iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? eğer bilebilirseniz."
82. iman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir.
83. bu, ibrahime, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. şüphesiz senin rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
84. ve ona ishakı ve yakubu armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de nuhu ve onun soyundan davudu, süleymanı, eyyubu, yusufu, musayı ve harunu hidayete ulaştırdık. biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
85. zekeriyayı, yahyayı, isayı ve ilyası da (hidayete eriştirdik.) onların hepsi salihlerdendir.
86. ismaili, elyasayı, yunusu ve lutu da (hidayete eriştirdik). onların hepsini alemlere üstün kıldık.
87. babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
88. bu, allahın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir. onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri onlar adına boşa çıkmış olurdu.
89. bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. eğer bunları tanımayıp-küfre sapıyorlarsa, andolsun, biz buna (karşı) inkara sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.
90. işte allahın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. de ki: "ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. o (kuran), alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir."
91. onlar: "allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle allahı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. de ki: "musanın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." de ki: "allah." sonra onları bırak, içine daldıkları saçma uğraşılarında oyalanıp-dursunlar.
92. işte bu (kuran), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası (mekke) ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu kitap’tır. ahirete iman edenler buna inanırlar. onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.
93. allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “bana da vahy geldi" diyen ve "allahın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? sen bu zalimleri, ölümün şiddetli sarsıntıları sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün allaha karşı haksız olanı söylediğiniz ve onun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen...
94. andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda) bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. içinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır.
95. taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz allahtır. o, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. işte allah budur. öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?
96. o, sabahı yarıp çıkarandır. geceyi bir sükun (dinlenme), güneş ve ayı bir hesap (ile) kıldı. bu, üstün ve güçlü olan, bilen allahın takdiridir.
97. o, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız için size yıldızları var edendir. bilebilen bir topluluk için biz ayetleri birer birer (bölüm bölüm) açıkladık.
98. o, sizi tek bir nefisten yaratandır. (sizin için) bir karar (kalış) ve emanet (olarak konuluş) yeri vardır. kavrayabilen bir topluluk için ayetleri birer birer açıkladık.
99. o, gökten su indirendir. bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.
100. cinleri allaha ortak koştular. oysa onları o yaratmıştır. bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın ona oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. o ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır.
101. gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. onun nasıl bir çocuğu olabilir? onun bir eşi (zevcesi) yoktur. o, herşeyi yaratmıştır. o, herşeyi bilendir.
102. işte rabbiniz olan allah budur. ondan başka ilah yoktur. herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse ona kulluk edin. o, herşeyin üstünde bir vekildir.
103. gözler onu idrak edemez; o ise bütün gözleri idrak eder. o, latif olandır, haberdar olandır.
104. gerçek şu ki size rabbinizden basiretler gelmiştir. kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir. ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim.
105. işte biz, ayetleri çeşitli biçimlerde böyle açıklıyoruz. öyle ki sana: "sen ders almışsın" desinler ve biz de bilebilen bir topluluğa onu açıkça göstermiş olalım.
106. rabbinden sana vahyedilene uy. ondan başka ilah yoktur. ve müşriklerden yüz çevir.
107. eğer allah dileseydi onlar şirk koşmazdı. biz seni onlar üzerinde bir gözetleyici kılmadık; sen onlar üzerinde bir vekil değilsin.
108. allahtan başka yalvarıp-yakardıklarına (taptıklarına) sövmeyin; sonra onlar da haddi aşarak bilmeksizin allaha söverler. işte böyle, biz her ümmete yaptıklarını süslü (çekici) gösterdik, sonra onların son varışları rablerinedir. o, yapmakta olduklarını onlara haber verecektir.
109. olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair allaha yemin ettiler. de ki: "ayetler, ancak allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz?
110. biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terk ederiz.
111. gerçek şu ki, biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, -allahın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. ancak onların çoğu cahillik ediyorlar.
112. böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.
113. bir de ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte olduklarını yüklenedursunlar.
114. allahtan başka bir hakem mi arayayım? oysa o, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma.
115. rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. onun sözlerini değiştirebilecek yoktur. o, işitendir, bilendir.
116. yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni allahın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler.
117. şüphesiz rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. o, dosdoğru yolda olanları daha iyi bilendir.
118. eğer onun ayetlerine inanıyorsanız, artık üzerinde yalnızca allahın ismi anılanlardan yiyin.
119. ne oluyor ki size, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, o, size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, üzerinde allahın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz? gerçekten çoğu, bir ilim olmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar. şüphesiz, senin rabbin haddi aşanları en iyi bilendir.
120. günahın açıkta olanını da, gizlisini de terk edin. çünkü günahı kazananlar, yüklenegeldikleri nedeniyle karşılık göreceklerdir.
121. üzerinde allahın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısktır (yoldan çıkıştır). gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. onlarla itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz.
122. ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir? işte, kafirlere yapmakta oldukları böyle süslü ve çekici gösterilmiştir.
123. böylece biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.
124. onlara ne zaman bir ayet gelse, derler ki: "allahın elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacağız." allah, elçiliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. bu, suçlu-günahkarlara, kurdukları hileli-düzenleri nedeniyle şiddetli bir azap ve allah katında bir küçüklük isabet edecektir.
125. allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü islama açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.
126. bu, rabbinin dosdoğru yoludur. öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık.
127. onlar için rableri katında barış yurdu vardır ve o, yapmakta oldukları dolayısıyla onların velisidir.
128. onların tümünü toplayacağı gün: "ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek). insanlardan onların dostları derler ki: "rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim için tespit ettiğin süreye ulaştık." (allah) diyecek ki: "allahın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." şüphesiz rabbin, hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir.
129. böylece biz, kazandıkları dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının başına geçiririz.
130. ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? onlar: "nefislerimize karşı şehadet ederiz" derler. dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.
131. bu, halkı habersizken, rabbinin ülkeleri zulüm ve helak edici olmadığındandır.
132. yapmakta oldukları dolayısıyla her biri için dereceler vardır. rabbin, onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.
133. rabbin, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan rahmet sahibidir. dilerse sizi giderir ve dilerse, sizi bir başka kavmin soyundan (inşa edip) var ettiği gibi yerinize bir başkasını getirir.
134. hiç şüphesiz, size vadedilen mutlaka gelecektir. ve siz aciz bırakılacak değilsiniz.
135. de ki: "ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz. gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir."
136. onun üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan allah için bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "bu allahındır, bu da ortaklarımızındır" dediler. kendi ortakları için olan (pay), allah tarafına geçmez, ama allaha ait olan kendi ortaklarının tarafına (payına) geçer. ne kötü hüküm veriyorlar?
137. yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için. allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları bırak.
138. ve kendi zanlarınca dediler ki: "bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. onları bizim dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (şu) hayvanların da sırtları haram kılınmıştır." öyle hayvanlar vardır ki, -ona iftira etmek suretiyle- üzerlerinde allahın ismini anmazlar. yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı o, cezalarını verecektir.
139. bir de dediler ki: "bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. eğer o, ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar." allah, (bu) düzmelerinin cezasını verecektir. şüphesiz o, hüküm sahibi olandır, bilendir.
140. çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile allaha karşı yalan yere iftira düzüp allahın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.
141. asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan odur. ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. çünkü o, israf edenleri sevmez.
142. hayvanlardan yük taşıyan ve (yünlerinden, tüylerinden) döşek yapılanları da (yaratan odur). allahın size rızık olarak verdiklerinden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın. çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
143. sekiz çift; koyundan iki, keçiden de iki. de ki: "iki erkeği mi haram kıldı? yoksa iki dişiyi mi, ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? eğer doğru sözlüler iseniz bana bir ilimle haber verin."
144. deveden iki, sığırdan da iki. de ki: "iki erkeği mi haram kıldı? yoksa iki dişiyi mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? yoksa allah, bunları sizlere tavsiye ettiği zaman şahid miydiniz?" hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? şüphesiz allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
145. de ki: "bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da allahtan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum. kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla- (bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). şüphesiz senin rabbin bağışlayandır, esirgeyendir.
146. yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları nedeniyle onları böyle cezalandırdık. biz şüphesiz doğru olanlarız.
147. şayet seni yalanlayacak olurlarsa, de ki: "rabbiniz geniş rahmet sahibidir. o’nun şiddetli çarpması, suçlu-günahkarlar topluluğundan geri çevrilemez."
148. şirk koşanlar diyecekler ki: "allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." onlardan öncekiler de, bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. de ki: "sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve tahminle yalan söylersiniz."
149. de ki: "en üstün ve apaçık delil allahındır. eğer o dileseydi elbette tümünüzü hidayete yöneltip-iletirdi."
150. de ki: "gerçekten allahın bunu haram kıldığına şehadet edecek şahidlerinizi getirin." şayet onlar, şehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte şehadet etme. ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri ve varlıkları) rablerine denk tutmaktadırlar.
151. de ki: "gelin size rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. hakka dayalı olma dışında, allahın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. işte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz."
152. "yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. allahın ahdine vefa gösterin. işte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz."
153. bu benim dosdoğru olan yolumdur. şu halde ona uyun. sizi onun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup-sakınırsınız.
154. sonra biz musaya, iyilik yapanların üzerinde (nimetimizi) tamamlamak, herşeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak kitabı verdik. umulur ki rablerine kavuşacaklarına inanırlar.
155. bu indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. şu halde ona uyun ve korkup-sakının. umulur ki esirgenirsiniz.
156. "bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik" dememeniz;
157. ya da: "kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. allahın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup-çevirenden daha zalim kimdir? ayetlerimizden alıkoyup-çevirenlere, bu engelleme ve çevirmelerinden dolayı pek çetin bir azapla karşılık vereceğiz.
158. onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da rabbinin gelmesini mi veya rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. de ki: "bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."
159. gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. onların işi ancak allahadır. sonra o, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.
160. kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
161. de ki: "rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, ibrahimin hanif (muvahhid) dinine… o, müşriklerden değildi."
162. de ki: "şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin rabbi olan allahındır."
163. "onun hiçbir ortağı yoktur. ben böyle emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim."
164. de ki: "o, herşeyin rabbi iken, ben allahtan başka bir rab mi arayayım? hiçbir nefis, kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. günahkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. sonunda dönüşünüz rabbinizedir. o, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir."
165. o sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle yükseltti. şüphesiz senin rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz o, bağışlayandır, esirgeyendir.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1. hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan allahadır. (bundan) sonra bile, inkar edenler, rablerine (birtakım varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar.
2. sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen odur. adı konulmuş ecel, onun katındadır. sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz.
3. göklerde ve yerde allah odur. gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir.
4. onlara rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyiversin, mutlaka ondan yüz çevirirler.
5. kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir.
6. kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. ama günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik.
7. biz kitabı üzerine yazılı bir kağıtta göndersek ve onlar elleriyle dokunsalar bile, inkar edenler, tartışmasız: "bu apaçık bir büyüden başkası değildir" derler.
8. ve derler ki: "ona bir melek indirilmeli değil miydi?" eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.
9. onu eğer bir melek kılsaydık, elbette erkek (suretinde bir melek) kılardık ve mutlaka katmakta oldukları (şüpheleri) yine katardık.
10. andolsun, senden önceki elçiler de alaya alındı da alaya aldıkları şey, onlardan maskaralık yapanları çepeçevre kuşatıverdi.
11. de ki: "yeryüzünde gezip dolaşın, sonra yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir görün."
12. de ki: "göklerde ve yerde olanlar kimindir?" de ki: "allahındır." o, rahmeti kendi üzerine yazdı. sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.
13. geceleyin ve gündüzün barınan herşey onundur. o, işitendir, bilendir.
14. de ki: "o, gökleri ve yeri yaratırken ve o, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben allahtan başkasını mı veli edineceğim?" de ki: "bana gerçekten müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: sakın müşriklerden olma." (denildi.)
15. de ki: "şüphesiz ben, rabbime isyan edersem o büyük günün azabından korkarım."
16. o gün, kim ondan (azaptan) alıkonursa, elbette, o, onu esirgemiştir. işte apaçık olan kurtuluş ve mutluluk budur.
17. şayet allah sana bir zarar dokunduracak olursa, ondan başka bunu giderecek yoktur. sana bir iyilik dokunduracak olursa da o, herşeye güç yetirendir.
18. o, kulları üzerinde kahredici olandır. o, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
19. de ki: "şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" de ki: "allah benimle sizin aranızda şahiddir. sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana şu kuran vahyedildi. gerçekten allahla beraber başka ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" de ki: "ben şehadet etmem." de ki: "o, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."
20. bizim kendilerine kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır.
21. allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden veya onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.
22. onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz ki: "nerede (o bir şey) sanıp da ortak koştuklarınız?"
23. (bundan) sonra onların: "rabbimiz olan allaha andolsun ki, biz müşriklerden değildik" demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.)
24. bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve düzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup-uzaklaştı.
25. onlardan seni dinleyenler vardır; oysa biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. onlar, hangi apaçık-belgeyi görseler, yine ona inanmazlar. öyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: "bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir" derler.
26. onlar, hem ondan alıkoyarlar, hem kendileri kaçarlar. onlar, yalnızca kendi nefislerinden başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda değildirler.
27. ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık."
28. hayır, önceden saklı tuttukları kendilerine açıklandı. şayet (dünyaya) geri çevrilseler bile, kendisinden sakındırıldıkları şeylere şüphesiz yine döneceklerdir. çünkü onlar, gerçekten kafirlerdir.
29. onlar dediler ki: "bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. ve bizler diriltilecek değiliz."
30. rablerinin karşısında durdurulduklarında onları bir görsen: (allah:) "bu, gerçek değil mi?" dedi. onlar: "evet, rabbimiz hakkı için" dediler. (allah:) "öyleyse inkar edegeldikleriniz nedeniyle azabı tadın" dedi.
31. allaha kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır. öyle ki, saat (kıyamet günü) apansız onlara geliverince, günahlarını sırtlarına yüklenerek: "onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize…" derler. dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri ne kötüdür.
32. dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
33. kesin olarak biliyoruz ki, onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor. doğrusu onlar, seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler, allahın ayetlerini inkar ediyorlar.
34. andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. allahın sözlerini (vadlerini) değiştirebilecek yoktur. andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana da geldi.
35. eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, onlara bir ayet getirmek için yerde bir tünel açmaya veya göğe bir merdiven dayamaya gücün yetiyorsa (yap). eğer allah dileseydi, onların tümünü hidayet üzere toplardı. öyleyse sakın cahillerden olma.
36. ancak dinleyenler icabet eder. ölüleri (ise,) onları da allah diriltir. sonra ona döndürülürler.
37. "ona rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" dediler. de ki: şüphesiz allah, ayet indirmeye güç yetirendir." ama onların çoğu bilmezler.
38. yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar rablerine toplanacaklardır.
39. bizim ayetlerimizi yalan sayanlar karanlıklar içinde sağırdırlar, dilsizdirler. allah, kimi dilerse onu şaşırtıp-saptırır, kimi dilerse de onu dosdoğru yol üzerinde kılar.
40. de ki: "düşündünüz mü hiç; eğer size allahın azabı gelirse ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa, allahtan başkasını mı çağıracaksınız? eğer doğru sözlüler iseniz (çağırın bakalım.)"
41. hayır, yalnızca onu çağırırsınız, dilerse kendisini çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı unutursunuz.
42. andolsun, senden önceki ümmetlere (peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik. umulur ki yalvarırlar diye.
43. onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? ama onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü) gösterdi.
44. derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine herşeyin kapılarını açtık. öyle ki kendilerine verilen şeylerle sevince kapılıp şımarınca, onları apansız yakalayıverdik. artık onlar umutları suya düşenler oldular.
45. böylece zulmeden topluluğun kökü kurutuldu. hamd, alemlerin rabbi olan allahadır.
46. de ki: "düşündünüz mü hiç; eğer allah sizin işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi mühürlerse, onları size allahtan başka getirebilecek ilah kimdir?" bak, biz nasıl ayetleri çeşitli biçimlerde açıklıyoruz da sonra onlar (yine) sırt çevirip-engelliyorlar?
47. de ki: "düşündünüz mü hiç; size allahın azabı apansız ya da açıktan geliverirse, zulme sapan kavimden başkası mı yıkıma uğrayacak?"
48. biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
49. ayetlerimizi yalanlayanlara, fıska sapmalarından dolayı azap dokunacaktır.
50. de ki: "size allahın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." de ki: "kör olanla, gören bir olur mu? yine de düşünmeyecek misiniz?"
51. rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (kuranla) uyarıp-korkut; onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri. umulur ki korkup-sakınırlar.
52. sabah akşam -onun yüzünü (rızasını) dileyerek- rablerine dua edenleri kovma. onların hesabından senin üzerinde bir şey (yükümlülük), senin hesabından da bir şey (yükümlülük) yoktur ki onları kovman gereksin. yoksa zalimlerden olursun.
53. böylece: "allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?" demeleri için onlardan bazısını bazısıyla denedik. allah, şükredenleri daha iyi bilen değil mi?
54. bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "selam olsun size. rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, o, bağışlayandır, esirgeyendir."
55. suçlu-günahkarların yolu apaçık ortaya çıksın diye, ayetlerimizi işte böyle birer birer açıklıyoruz.
56. de ki: "ben, sizin allahtan başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." de ki: "ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan olurum."
57. de ki: "ben, gerçekten rabbimden kesin bir belge üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. sizin kendisine acele ettiğiniz (azap) yanımda değildir. hüküm yalnızca allahındır. o, doğru haberi verir ve o, ayırt edenlerin en hayırlısıdır."
58. de ki: "kendisine acele etmekte olduğunuz şey benim yanımda olsaydı, benimle aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu. allah zulmedenleri en iyi bilendir.
59. gaybın anahtarları onun katındadır, ondan başka hiç kimse gaybı bilmez. karada ve denizde olanların tümünü o bilir, o, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.
60. sizi geceleyin öldüren (uyutan) ve gündüzün güç yetirip etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) odur. sonra en son dönüşünüz onadır. sonra yapmakta olduklarınızı size o haber verecektir.
61. o, kulları üzerinde kahredici (kahhar) olandır. size koruyucular gönderiyor. sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz onun hayatına son verirler. onlar (bu işte, ne eksik ne fazla) kusur etmezler.
62. sonra gerçek mevlaları olan allaha döndürülürler. haberiniz olsun; hüküm yalnızca onundur. ve o, hesap görenlerin en süratli olanıdır.
63. de ki: "sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz."
64. de ki: "ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi allah kurtarmaktadır. sonra siz yine şirk koşmaktasınız."
65. de ki: "o, size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azap göndermeye veya sizi parça parça birbirinize kırdırıp kiminizin şiddetini kiminize taddırmaya güç yetirendir." bak, iyice kavrayıp-anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz?
66. senin kavmin, o (kuran) hak iken onu yalanladı. de ki: "ben, üzerinize bir vekil değilim."
67. her bir haber için kararlaştırılmış bir zaman (müstakar) vardır. siz de bileceksiniz.
68. ayetlerimiz konusunda alaylı tartışmalara dalanlar: -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.
69. korkup-sakınanlar üzerinde onların hesabından herhangi bir şey (sorumluluk) yoktur. ancak (bu,) bir hatırlatmadır. umulur ki sakınırlar.
70. dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. onunla (kuranla) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) allahtan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. işte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır.
71. de ki: "bize yararı ve zararı olmayan allahtan başka şeylere mi tapalım? allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "doğru yola, bize gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?" de ki: "hiç şüphesiz allahın yolu, asıl yoldur. ve biz alemlerin rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk."
72. bir de: "namazı kılın ve ondan korkup-sakının (diye de emrolunduk.) huzuruna (götürülüp) toplanacağınız odur."
73. o, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. onun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, onun sözü haktır. sura üfürüldüğü gün, mülk onundur. o, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. o, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
74. hani ibrahim, babası azere (şöyle) demişti: "sen putları ilahlar mı ediniyorsun? doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum."
75. böylece ibrahime, -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
76. gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "bu benim rabbimdir." fakat (yıldız) kayboluverince: "ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.
77. ardından ayı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: "bu benim rabbim" demiş, fakat o da kayboluverince: "andolsun" demişti, "eğer rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum."
78. sonra güneş’i (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "işte bu benim rabbim, bu en büyük" demişti. ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: "ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."
79. "gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. ve ben müşriklerden değilim."
80. kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. dedi ki: "o beni doğru yola erdirmişken, siz benimle allah konusunda çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz? sizin ona şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak allahın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. rabbim, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"
81. "hem siz, o’nun haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri allah’a ortak koşmaktan korkmazken, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? şu halde güvenlik içinde olmak bakımından iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? eğer bilebilirseniz."
82. iman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir.
83. bu, ibrahime, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. şüphesiz senin rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
84. ve ona ishakı ve yakubu armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de nuhu ve onun soyundan davudu, süleymanı, eyyubu, yusufu, musayı ve harunu hidayete ulaştırdık. biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
85. zekeriyayı, yahyayı, isayı ve ilyası da (hidayete eriştirdik.) onların hepsi salihlerdendir.
86. ismaili, elyasayı, yunusu ve lutu da (hidayete eriştirdik). onların hepsini alemlere üstün kıldık.
87. babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
88. bu, allahın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir. onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri onlar adına boşa çıkmış olurdu.
89. bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. eğer bunları tanımayıp-küfre sapıyorlarsa, andolsun, biz buna (karşı) inkara sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.
90. işte allahın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. de ki: "ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. o (kuran), alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir."
91. onlar: "allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle allahı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. de ki: "musanın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." de ki: "allah." sonra onları bırak, içine daldıkları saçma uğraşılarında oyalanıp-dursunlar.
92. işte bu (kuran), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası (mekke) ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu kitap’tır. ahirete iman edenler buna inanırlar. onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.
93. allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “bana da vahy geldi" diyen ve "allahın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? sen bu zalimleri, ölümün şiddetli sarsıntıları sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün allaha karşı haksız olanı söylediğiniz ve onun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen...
94. andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda) bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. içinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır.
95. taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz allahtır. o, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. işte allah budur. öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?
96. o, sabahı yarıp çıkarandır. geceyi bir sükun (dinlenme), güneş ve ayı bir hesap (ile) kıldı. bu, üstün ve güçlü olan, bilen allahın takdiridir.
97. o, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız için size yıldızları var edendir. bilebilen bir topluluk için biz ayetleri birer birer (bölüm bölüm) açıkladık.
98. o, sizi tek bir nefisten yaratandır. (sizin için) bir karar (kalış) ve emanet (olarak konuluş) yeri vardır. kavrayabilen bir topluluk için ayetleri birer birer açıkladık.
99. o, gökten su indirendir. bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.
100. cinleri allaha ortak koştular. oysa onları o yaratmıştır. bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın ona oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. o ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır.
101. gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. onun nasıl bir çocuğu olabilir? onun bir eşi (zevcesi) yoktur. o, herşeyi yaratmıştır. o, herşeyi bilendir.
102. işte rabbiniz olan allah budur. ondan başka ilah yoktur. herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse ona kulluk edin. o, herşeyin üstünde bir vekildir.
103. gözler onu idrak edemez; o ise bütün gözleri idrak eder. o, latif olandır, haberdar olandır.
104. gerçek şu ki size rabbinizden basiretler gelmiştir. kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir. ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim.
105. işte biz, ayetleri çeşitli biçimlerde böyle açıklıyoruz. öyle ki sana: "sen ders almışsın" desinler ve biz de bilebilen bir topluluğa onu açıkça göstermiş olalım.
106. rabbinden sana vahyedilene uy. ondan başka ilah yoktur. ve müşriklerden yüz çevir.
107. eğer allah dileseydi onlar şirk koşmazdı. biz seni onlar üzerinde bir gözetleyici kılmadık; sen onlar üzerinde bir vekil değilsin.
108. allahtan başka yalvarıp-yakardıklarına (taptıklarına) sövmeyin; sonra onlar da haddi aşarak bilmeksizin allaha söverler. işte böyle, biz her ümmete yaptıklarını süslü (çekici) gösterdik, sonra onların son varışları rablerinedir. o, yapmakta olduklarını onlara haber verecektir.
109. olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair allaha yemin ettiler. de ki: "ayetler, ancak allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz?
110. biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terk ederiz.
111. gerçek şu ki, biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, -allahın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. ancak onların çoğu cahillik ediyorlar.
112. böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.
113. bir de ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte olduklarını yüklenedursunlar.
114. allahtan başka bir hakem mi arayayım? oysa o, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma.
115. rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. onun sözlerini değiştirebilecek yoktur. o, işitendir, bilendir.
116. yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni allahın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler.
117. şüphesiz rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. o, dosdoğru yolda olanları daha iyi bilendir.
118. eğer onun ayetlerine inanıyorsanız, artık üzerinde yalnızca allahın ismi anılanlardan yiyin.
119. ne oluyor ki size, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, o, size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, üzerinde allahın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz? gerçekten çoğu, bir ilim olmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar. şüphesiz, senin rabbin haddi aşanları en iyi bilendir.
120. günahın açıkta olanını da, gizlisini de terk edin. çünkü günahı kazananlar, yüklenegeldikleri nedeniyle karşılık göreceklerdir.
121. üzerinde allahın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısktır (yoldan çıkıştır). gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. onlarla itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz.
122. ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir? işte, kafirlere yapmakta oldukları böyle süslü ve çekici gösterilmiştir.
123. böylece biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.
124. onlara ne zaman bir ayet gelse, derler ki: "allahın elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacağız." allah, elçiliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. bu, suçlu-günahkarlara, kurdukları hileli-düzenleri nedeniyle şiddetli bir azap ve allah katında bir küçüklük isabet edecektir.
125. allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü islama açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.
126. bu, rabbinin dosdoğru yoludur. öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık.
127. onlar için rableri katında barış yurdu vardır ve o, yapmakta oldukları dolayısıyla onların velisidir.
128. onların tümünü toplayacağı gün: "ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek). insanlardan onların dostları derler ki: "rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim için tespit ettiğin süreye ulaştık." (allah) diyecek ki: "allahın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." şüphesiz rabbin, hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir.
129. böylece biz, kazandıkları dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının başına geçiririz.
130. ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? onlar: "nefislerimize karşı şehadet ederiz" derler. dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.
131. bu, halkı habersizken, rabbinin ülkeleri zulüm ve helak edici olmadığındandır.
132. yapmakta oldukları dolayısıyla her biri için dereceler vardır. rabbin, onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.
133. rabbin, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan rahmet sahibidir. dilerse sizi giderir ve dilerse, sizi bir başka kavmin soyundan (inşa edip) var ettiği gibi yerinize bir başkasını getirir.
134. hiç şüphesiz, size vadedilen mutlaka gelecektir. ve siz aciz bırakılacak değilsiniz.
135. de ki: "ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz. gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir."
136. onun üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan allah için bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "bu allahındır, bu da ortaklarımızındır" dediler. kendi ortakları için olan (pay), allah tarafına geçmez, ama allaha ait olan kendi ortaklarının tarafına (payına) geçer. ne kötü hüküm veriyorlar?
137. yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için. allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları bırak.
138. ve kendi zanlarınca dediler ki: "bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. onları bizim dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (şu) hayvanların da sırtları haram kılınmıştır." öyle hayvanlar vardır ki, -ona iftira etmek suretiyle- üzerlerinde allahın ismini anmazlar. yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı o, cezalarını verecektir.
139. bir de dediler ki: "bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. eğer o, ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar." allah, (bu) düzmelerinin cezasını verecektir. şüphesiz o, hüküm sahibi olandır, bilendir.
140. çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile allaha karşı yalan yere iftira düzüp allahın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.
141. asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan odur. ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. çünkü o, israf edenleri sevmez.
142. hayvanlardan yük taşıyan ve (yünlerinden, tüylerinden) döşek yapılanları da (yaratan odur). allahın size rızık olarak verdiklerinden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın. çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
143. sekiz çift; koyundan iki, keçiden de iki. de ki: "iki erkeği mi haram kıldı? yoksa iki dişiyi mi, ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? eğer doğru sözlüler iseniz bana bir ilimle haber verin."
144. deveden iki, sığırdan da iki. de ki: "iki erkeği mi haram kıldı? yoksa iki dişiyi mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? yoksa allah, bunları sizlere tavsiye ettiği zaman şahid miydiniz?" hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? şüphesiz allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
145. de ki: "bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da allahtan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum. kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla- (bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). şüphesiz senin rabbin bağışlayandır, esirgeyendir.
146. yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları nedeniyle onları böyle cezalandırdık. biz şüphesiz doğru olanlarız.
147. şayet seni yalanlayacak olurlarsa, de ki: "rabbiniz geniş rahmet sahibidir. o’nun şiddetli çarpması, suçlu-günahkarlar topluluğundan geri çevrilemez."
148. şirk koşanlar diyecekler ki: "allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." onlardan öncekiler de, bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. de ki: "sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve tahminle yalan söylersiniz."
149. de ki: "en üstün ve apaçık delil allahındır. eğer o dileseydi elbette tümünüzü hidayete yöneltip-iletirdi."
150. de ki: "gerçekten allahın bunu haram kıldığına şehadet edecek şahidlerinizi getirin." şayet onlar, şehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte şehadet etme. ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri ve varlıkları) rablerine denk tutmaktadırlar.
151. de ki: "gelin size rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. hakka dayalı olma dışında, allahın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. işte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz."
152. "yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. allahın ahdine vefa gösterin. işte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz."
153. bu benim dosdoğru olan yolumdur. şu halde ona uyun. sizi onun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup-sakınırsınız.
154. sonra biz musaya, iyilik yapanların üzerinde (nimetimizi) tamamlamak, herşeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak kitabı verdik. umulur ki rablerine kavuşacaklarına inanırlar.
155. bu indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. şu halde ona uyun ve korkup-sakının. umulur ki esirgenirsiniz.
156. "bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik" dememeniz;
157. ya da: "kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. allahın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup-çevirenden daha zalim kimdir? ayetlerimizden alıkoyup-çevirenlere, bu engelleme ve çevirmelerinden dolayı pek çetin bir azapla karşılık vereceğiz.
158. onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da rabbinin gelmesini mi veya rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. de ki: "bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."
159. gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. onların işi ancak allahadır. sonra o, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.
160. kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
161. de ki: "rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, ibrahimin hanif (muvahhid) dinine… o, müşriklerden değildi."
162. de ki: "şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin rabbi olan allahındır."
163. "onun hiçbir ortağı yoktur. ben böyle emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim."
164. de ki: "o, herşeyin rabbi iken, ben allahtan başka bir rab mi arayayım? hiçbir nefis, kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. günahkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. sonunda dönüşünüz rabbinizedir. o, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir."
165. o sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle yükseltti. şüphesiz senin rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz o, bağışlayandır, esirgeyendir.
kuran-ı kerimin dördüncü suresidir ve 176 ayetten oluşur. türkçede kadınlar anlamına gelir.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1. ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan rabbinizden korkup-sakının. ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz allahtan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. şüphesiz allah, sizin üzerinizde gözeticidir.
2. yetimlere mallarını verin ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. çünkü bu, büyük bir suçtur.
3. eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). bu, sapmamanıza daha yakındır.
4. kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.
5. allahın sizin için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.
6. yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yesin. mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. hesap görücü olarak allah yeter.
7. anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir pay vardır. bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir pay vardır.
8. (mirası) bölüşme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları ondan rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.
9. arkalarında bıraktıkları zayıf çocuklardan dolayı korku duyanların, (vasiyetleri altında olanlar için de) içleri ürpertiyle titresin. allahtan korksunlar ve onlara doğru söz söylesinler.
10. gerçekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir.
11. çocuklarınız konusunda allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (ölenin) bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda birdir. (ancak bu hükümler, ölenin) ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (bunlar) allahtan bir farzdır. şüphesiz allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
12. eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (yine bu hükümler,) edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte birde -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (bu size) allahtan bir vasiyettir, allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır.
13. bunlar, allahın sınırlarıdır. kim allaha ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
14. kim allaha ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. onun için alçaltıcı bir azap vardır.
15. kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun.
16. sizlerden fuhuş yapanların, her ikisine eziyet edin. eğer tevbe ederler de ıslah olurlarsa artık onlardan vazgeçin. şüphesiz allah, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
17. allahın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). işte allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
18. tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.
19. ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. apaçık olan çirkin bir hayasızlık yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) onlarla güzellikle geçinin. şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama allah onda çok hayır kılar.
20. bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey almayın. ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?
21. onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız. onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı.
22. kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. çünkü bu, çirkin bir hayasızlık ve öfke duyulan bir iğrençliktir. ne kötü bir yoldu o!..
23. sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi biraraya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. şüphesiz, allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
24. sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan evli ve özgür olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) bunlar, allahın üzerinize yazdığıdır. bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. öyleyse onlardan hangi şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tespit edildiği miktarıyla ödeyin. miktarın tespitinden sonra, karşılıklı hoşnut olduğunuz bir şey konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. şüphesiz allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
25. içinizden özgür mümin kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) allah sizin imanınızı en iyi bilendir. öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
26. allah, size açıklayarak anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
27. allah, tevbelerinizi kabul etmek ister; şehvetleri ardınca gidenler ise, sizin büyük bir sapma ile sapmanızı isterler.
28. allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (çünkü) insan zayıf olarak yaratılmıştır.
29. ey iman edenler, mallarınızı, sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka haksız nedenler ve yollarla’ (batılca) yemeyin. ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. şüphesiz, allah, sizi çok esirgeyendir.
30. kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, biz onu ateşe göndeririz. bu allah için pek kolaydır.
31. size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi onurlu-üstün bir makama sokarız.
32. allahın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. allahtan onun fazlını (ihsanını) isteyin. gerçekten, allah herşeyi bilendir.
33. anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık. yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. şüphesiz, allah, herşeye şahid olandır.
34. allahın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde sorumlu gözeticidir. saliha kadınlar, gönülden (allah’a), itaat edenler, allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. doğrusu allah yücedir, büyüktür.
35. (kadın ile kocanın) aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, allah da aralarında başarı sağlar. şüphesiz, allah, bilendir, haberdar olandır.
36. allaha ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. çünkü, allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.
37. onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. allahın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. biz o kafirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
38. ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, allaha ve ahiret gününe de inanmazlar. şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.
39. allaha ve ahiret gününe inanarak allahın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? allah, onları iyi bilendir.
40. gerçek şu ki, allah zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (bu ağırlıkta) bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanından pek büyük bir ecir verir.
41. her ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve onların üzerine seni şahit olarak getirdiğimiz zaman nasıl olacak?
42. o gün, küfre sapıp da elçiye isyan edenler, yerle bir olmayı severek-isteyecekler. oysa allahtan hiçbir sözü gizleyemezler.
43. ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. şüphesiz, allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
44. kendilerine kitaptan bir pay verilenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve sizin de yolu sapıtmanızı istediklerini görmedin mi?
45. allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak allah yeter, bir yardımcı olarak da allah yeter.
46. kimi yahudiler, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "dinledik ve karşı geldik. işit, -işitmez olası- ve raina bizi güt, bize bak" derler. eğer onlar: "işittik ve itaat ettik, sen de işit ve bizi gözet deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. fakat allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar.
47. ey kendilerine kitap verilenler birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi adamlarını (o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi onları da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (tevrat ve incili) doğrulayıcı olarak indirdiğimize (kurana) iman edin. allahın emri yapılagelmiştir.
48. gerçekten, allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. kim allaha şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.
49. kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? hayır; allah, dilediğini temizleyip yüceltir. onlar, bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.
50. allaha karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. bu, apaçık bir günah olarak yeter.
51. kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? onlar, tağuta ve cibte inanıyorlar ve diğer inkar edenler için: "bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar.
52. işte bunlar allahın kendilerini lanetlediğidir. allahın kendisini lanetlediğine hiçbir yardımcı bulamazsın.
53. yoksa onların mülkten bir payları mı var? eğer öyle olsaydı, insanlara çekirdeğin sırtındaki küçücük bir tomurcuğu bile vermezlerdi.
54. yoksa onlar, allahın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? doğrusu biz, ibrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik.
55. böylece, onlardan kimi ona inandı, kimi ona sırt çevirdi. çılgın ateş olarak cehennem yeter.
56. ayetlerimize karşı inkara sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. gerçekten, allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
57. iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. ve onları, ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe sokacağız.
58. şüphesiz allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. bununla allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. doğrusu allah, işitendir, görendir.
59. ey iman edenler, allaha itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu allaha ve elçisine döndürün. şayet allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız. bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
60. sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.
61. onlara: "allahın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.
62. öyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: "kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye allaha yemin ederler?
63. işte bunların, allah kalplerinde olanı bilmektedir. o halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.
64. biz elçilerden hiç kimseyi ancak allahın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip allahtan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette allahı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.
65. hayır öyle değil; rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.
66. eğer gerçekten biz, onlara: "kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu.
67. biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.
68. ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik.
69. kim allaha ve resule itaat ederse, işte onlar allahın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. ne iyi arkadaştır onlar?
70. bu fazl (bol ihsan), allahtandır. bilen olarak allah yeter.
71. ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın.
72. şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "doğrusu allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der.
73. eğer size allahtan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük kurtuluş ve mutluluğa erseydim."
74. öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, allah yolunda savaşsınlar; kim allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.
75. size ne oluyor ki, allah yolunda ve: "rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
76. iman edenler allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
77. kendilerine; "elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan allahtan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. de ki: "dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar bile haksızlığa uğratılmayacaksınız."
78. her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. onlara bir iyilik dokunsa: "bu, allahtandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa: "bu sendendir" derler. de ki: "tümü allahtandır." fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar?
79. sana iyilikten her ne gelirse allahtandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak allah yeter.
80. kim resûl’e itaat ederse, gerçekte allaha itaat etmiş olur. kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
81. "tamam-kabul" derler. ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. sen de onlardan yüz çevir ve allaha tevekkül et. vekil olarak allah yeter.
82. onlar hala kuranı iyice düşünmüyorlar mı? eğer o, allahtan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
83. kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan sonuç-çıkarabilenler, onu bilirlerdi. allahın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
84. artık sen allah yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. müminleri hazırlayıp-teşvik et. umulur ki allah, küfredenlerin ağır-baskılarını geri püskürtür. allah, kahredici baskısıyla daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.
85. kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. allah herşeyin üzerinde koruyucudur.
86. bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. şüphesiz, allah herşeyin hesabını tam olarak yapandır.
87. allah; ondan başka ilah yoktur. kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. allahtan daha doğru sözlü kimdir?
88. şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye? oysa allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmiştir. allahın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın.
89. onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. böylelikle bir olacaktınız. öyleyse allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. şayet yine yüz çevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün. onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı.
90. ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavme sığınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) allah dileseydi, onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı. eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık allah, sizin için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır.
91. diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız. (ama) fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar. şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size bırakmaz ve ellerini çekmezlerse, artık onları her nerede bulursanız tutun ve onları öldürün. işte size, onların aleyhinde apaçık olan destekleyici bir delil kıldık.
92. bir mümine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mümini öldürmesi yakışmaz. kim bir mü’mini hata sonucu öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. eğer o, mümin olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mümin bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mümin köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. bu, allahtan bir tevbedir. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
93. kim bir mümini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.
94. ey iman edenler, allah yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız) zaman gerekli araştırmayı yapın ve size (islam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: "sen mümin değilsin" demeyin. asıl çok ganimet, allah katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; allah size lütufta bulundu. öyleyse iyice açıklık kazandırın. şüphesiz allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
95. müminlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. tümüne güzelliği (cenneti) vadetmiştir; ancak allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
96. (onlara) kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir.) allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
97. melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "nerede idiniz?" onlar: "biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstazaflar) idik." derler. (melekler de:) "hicret etmeniz için allahın arzı geniş değil miydi?" derler. işte onların barınma yeri cehennemdir. ne kötü yataktır o?
98. ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstazaflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka.
99. umulur ki allah bunları affeder. allah affedicidir, bağışlayıcıdır.
100. allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. allaha ve resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz allaha düşmüştür. allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.
101. yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.
102. içlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da korunma araçlarını ve silahlarını alsınlar. küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. korunma tedbirlerinizi alın. şüphesiz, allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
103. namazı bitirdiğinizde, allahı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. artık güvenliğe kavuşursanız namazı dosdoğru kılın. çünkü namaz, müminler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
104. (düşmanınız olan) topluluğu aramakta gevşeklik göstermeyin. siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da, sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. oysa siz, onların umud etmediklerini allahtan umuyorsunuz. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
105. şüphesiz, allahın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana kitabı hak olarak indirdik. (sakın) hainlerin savunucusu olma.
106. ve allahtan bağışlanma dile. gerçekten allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
107. kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. hiç şüphesiz allah, ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez.
108. onlar, insanlardan gizlerler de allahtan gizlemezler. oysa o, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi geceleri düzenleyip kurarlarken, onlarla beraberdir. allah, yaptıklarını kuşatandır.
109. işte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. peki kıyamet günü onlardan yana allaha mücadele edecek kimdir? ya da onlara vekil olacak kimdir?
110. kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra allahtan bağışlanma dilerse allahı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.
111. kim bir günah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
112. kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.
113. eğer allahın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. allahın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.
114. onların gizlice söyleşmelerinin çoğunda hayır yok. ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. kim allahın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.
115. kim kendisine dosdoğru yol apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. ne kötü bir yataktır o!..
116. hiç şüphesiz, allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. kim allaha şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.
117. onlar, onu bırakıp da (birtakım) dişilere taparlar. onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.
118. allah, onu lanetlemiştir. o da (şöyle) dedi: "andolsun, kullarından miktarları tespit edilmiş bir grubu (kendime uşak) edineceğim.
119. onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve allahın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." kim allahı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.
120. (şeytan) onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey vadetmez.
121. onların barınma yerleri cehennemdir, ondan kaçacak bir yer bulamayacaklardır.
122. iman edip salih amellerde bulunanlar, biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. bu, allahın gerçek olan vadidir. allahtan daha doğru sözlü kim vardır?
123. ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla değil. kim kötülük yaparsa, onunla ceza görür; o, allahtan başka bir veli (dost) ve bir yardımcı bulamaz.
124. erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar bile haksızlığa uğramayacaklardır.
125. iyilik yaparak kendini allaha teslim eden ve hanif (tevhidi) olan ibrahimin dinine uyandan daha güzel dinli kimdir? allah, ibrahimi dost edinmiştir.
126. göklerde ve yerde ne varsa tümü allahındır. allah, herşeyi kuşatandır.
127. kadınlar konusunda senden fetva isterler. de ki: "onlara ilişkin fetvayı size allah veriyor. (bu fetva,) kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size kitapta okunmakta olanlardır. hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz allah onu bilir.
128. eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. barış daha hayırlıdır. nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
129. kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz. öyleyse, büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz, allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
130. eğer ikisi ayrılacak olurlarsa, allah her birine genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) allah, (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
131. göklerde ve yerde ne varsa allahındır. andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "allahtan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. eğer inkara saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa allahındır. allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamde layık olandır.
132. göklerde ve yerde ne varsa allahındır. vekil olarak allah yeter.
133. eğer dilerse, ey insanlar, sizi giderir (yok eder) ve başkalarını getirir. allah, buna güç yetirendir.
134. kim dünya sevab(yarar)ını isterse, dünyanın da, ahiretin de sevabı allah katındadır. allah işitendir, görendir.
135. ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü allah onlara daha yakındır. öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
136. ey iman edenler, allaha, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. kim allahı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.
137. gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar… allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.
138. münafıklara müjde ver: onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır.
139. onlar, müminleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. kuvvet ve onuru (izzeti) onların yanında mı arıyorlar? şüphesiz, bütün kuvvet ve onur, allahındır.
140. o, size kitap’ta: "allahın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. doğrusu allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.
141. onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. size allahtan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "sizinle birlikte değil miydik?" derler. ama kafirlere bir pay düşerse: "size üstünlük sağlamadık mı, müminlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.
142. gerçek şu ki, münafıklar (sözde), allahı aldatmaktadırlar. oysa o, onları aldatandır. namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. insanlara gösteriş yaparlar ve allahı ancak çok az anarlar.
143. arada bocalayıp dururlar. ne onlarla, ne bunlarla. allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.
144. ey iman edenler, müminleri bırakıp kafirleri veliler (dostlar) edinmeyin. kendi aleyhinizde allaha apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?
145. gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. onlara bir yardımcı bulamazsın.
146. ancak tevbe edenler, ıslah edenler, allaha sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler. allah müminlere büyük bir ecir verecektir.
147. eğer şükreder ve iman ederseniz, allah azabınızla ne yapsın? allah şükrün karşılığını verendir, bilendir.
148. allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. allah işitendir, bilendir.
149. bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz allah, affedicidir, güç yetirendir.
150. allahı ve elçilerini (tanımayıp) inkar eden, allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyen, "bazısına inanırız, bazısını tanımayız" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler.
151. işte bunlar, gerçekten kafir olanlardır. kafirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
152. allaha ve resûlü’ne inananlar ve onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
153. kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. musadan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. demişlerdi ki: "bize allahı açıkça göster." böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. yine bundan dolayı onları affettik ve musaya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik.
154. kesin söz vermeleri dolayısıyla turu üstlerine yükselttik ve onlara: "bu kapıdan secde ederek girin" dedik ve onlara: "cumartesinde haddi aşmayın" da dedik. ve onlardan kesin bir söz aldık.
155. onların kendi sözlerini bozmaları, allahın ayetlerine karşı inkara sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) hayır; allah, inkarları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmuştur. onların azı dışında, inanmazlar.
156. (bir de) inkara sapmaları ve meryemin aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri,
157. ve: "biz, allahın resulü meryem oğlu mesih isayı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. ama onlara (onun) benzeri gösterildi. gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. onu kesin olarak öldürmediler.
158. hayır; allah onu kendine yükseltti. allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
159. andolsun, kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.
160. yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi allahın yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık.
161. ondan nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri nedeniyle (öyle yaptık.) onlardan kafir olanlara pek acıklı bir azap hazırlamışızdır.
162. ancak onlardan ilimde derinleşenler ile müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. namazı dosdoğru kılanlar, zekâtı verenler, allaha ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz.
163. nuha ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. ibrahime, ismaile, ishaka, yakuba, torunlarına, isaya, eyyuba, yunusa, haruna ve süleymana da vahyettik. davuda da zebur verdik.
164. ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik). allah, musa ile de konuştu.
165. elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). öyle ki elçilerden sonra insanların allaha karşı (savunacak) delilleri olmasın. allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.
166. fakat allah, sana indirdiğiyle şahidlik eder ki, o, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. melekler de şahittirler. şahid olarak allah yeter.
167. şüphesiz, inkar edenler ve allah yolundan alıkoyanlar gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmışlardır.
168. gerçek şu ki, inkar edenler ve zulmedenler, allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.
169. ancak, onda ebedi kalmaları için cehennem yoluna (iletecektir.) bu da allaha pek kolaydır.
170. ey insanlar, şüphesiz elçi size rabbinizden hakla geldi. öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. eğer inkara saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü allahındır. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
171. ey kitap ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, allaha karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. meryem oğlu mesih isa, ancak allahın elçisi ve kelimesidir. onu (‘ol’ kelimesini) meryeme yöneltmiştir ve ondan bir ruhtur. öyleyse allaha ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. allah, ancak bir tek ilahtır. o, çocuk sahibi olmaktan yücedir. göklerde ve yerde her ne varsa onundur. vekil olarak allah yeter.
172. mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, allaha kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. kim ona ibadet etmeye karşı çekimser davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.
173. ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. çekimser davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azapla azaplandıracaktır ve kendileri için allahtan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır.
174. ey insanlar rabbinizden size kesin bir kanıt (burhan) geldi ve size apaçık bir nur (kuran) indirdik.
175. işte allaha iman edenler ve ona sarılanlar, onları kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir.
176. senden fetva isterler. de ki: "allah, çocuksuz ve babasız olanın (kelale’nin) mirasına ilişkin hükmü açıklar. ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. eğer kız kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. allah, herşeyi bilendir.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1. ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan rabbinizden korkup-sakının. ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz allahtan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. şüphesiz allah, sizin üzerinizde gözeticidir.
2. yetimlere mallarını verin ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. çünkü bu, büyük bir suçtur.
3. eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). bu, sapmamanıza daha yakındır.
4. kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.
5. allahın sizin için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.
6. yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yesin. mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. hesap görücü olarak allah yeter.
7. anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir pay vardır. bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir pay vardır.
8. (mirası) bölüşme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları ondan rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.
9. arkalarında bıraktıkları zayıf çocuklardan dolayı korku duyanların, (vasiyetleri altında olanlar için de) içleri ürpertiyle titresin. allahtan korksunlar ve onlara doğru söz söylesinler.
10. gerçekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir.
11. çocuklarınız konusunda allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (ölenin) bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda birdir. (ancak bu hükümler, ölenin) ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (bunlar) allahtan bir farzdır. şüphesiz allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
12. eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (yine bu hükümler,) edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte birde -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (bu size) allahtan bir vasiyettir, allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır.
13. bunlar, allahın sınırlarıdır. kim allaha ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
14. kim allaha ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. onun için alçaltıcı bir azap vardır.
15. kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun.
16. sizlerden fuhuş yapanların, her ikisine eziyet edin. eğer tevbe ederler de ıslah olurlarsa artık onlardan vazgeçin. şüphesiz allah, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
17. allahın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). işte allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
18. tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.
19. ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. apaçık olan çirkin bir hayasızlık yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) onlarla güzellikle geçinin. şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama allah onda çok hayır kılar.
20. bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey almayın. ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?
21. onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız. onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı.
22. kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. çünkü bu, çirkin bir hayasızlık ve öfke duyulan bir iğrençliktir. ne kötü bir yoldu o!..
23. sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi biraraya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. şüphesiz, allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
24. sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan evli ve özgür olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) bunlar, allahın üzerinize yazdığıdır. bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. öyleyse onlardan hangi şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tespit edildiği miktarıyla ödeyin. miktarın tespitinden sonra, karşılıklı hoşnut olduğunuz bir şey konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. şüphesiz allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
25. içinizden özgür mümin kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) allah sizin imanınızı en iyi bilendir. öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
26. allah, size açıklayarak anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
27. allah, tevbelerinizi kabul etmek ister; şehvetleri ardınca gidenler ise, sizin büyük bir sapma ile sapmanızı isterler.
28. allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (çünkü) insan zayıf olarak yaratılmıştır.
29. ey iman edenler, mallarınızı, sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka haksız nedenler ve yollarla’ (batılca) yemeyin. ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. şüphesiz, allah, sizi çok esirgeyendir.
30. kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, biz onu ateşe göndeririz. bu allah için pek kolaydır.
31. size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi onurlu-üstün bir makama sokarız.
32. allahın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. allahtan onun fazlını (ihsanını) isteyin. gerçekten, allah herşeyi bilendir.
33. anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık. yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. şüphesiz, allah, herşeye şahid olandır.
34. allahın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde sorumlu gözeticidir. saliha kadınlar, gönülden (allah’a), itaat edenler, allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. doğrusu allah yücedir, büyüktür.
35. (kadın ile kocanın) aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, allah da aralarında başarı sağlar. şüphesiz, allah, bilendir, haberdar olandır.
36. allaha ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. çünkü, allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.
37. onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. allahın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. biz o kafirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
38. ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, allaha ve ahiret gününe de inanmazlar. şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.
39. allaha ve ahiret gününe inanarak allahın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? allah, onları iyi bilendir.
40. gerçek şu ki, allah zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (bu ağırlıkta) bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanından pek büyük bir ecir verir.
41. her ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve onların üzerine seni şahit olarak getirdiğimiz zaman nasıl olacak?
42. o gün, küfre sapıp da elçiye isyan edenler, yerle bir olmayı severek-isteyecekler. oysa allahtan hiçbir sözü gizleyemezler.
43. ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. şüphesiz, allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
44. kendilerine kitaptan bir pay verilenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve sizin de yolu sapıtmanızı istediklerini görmedin mi?
45. allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak allah yeter, bir yardımcı olarak da allah yeter.
46. kimi yahudiler, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "dinledik ve karşı geldik. işit, -işitmez olası- ve raina bizi güt, bize bak" derler. eğer onlar: "işittik ve itaat ettik, sen de işit ve bizi gözet deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. fakat allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar.
47. ey kendilerine kitap verilenler birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi adamlarını (o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi onları da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (tevrat ve incili) doğrulayıcı olarak indirdiğimize (kurana) iman edin. allahın emri yapılagelmiştir.
48. gerçekten, allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. kim allaha şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.
49. kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? hayır; allah, dilediğini temizleyip yüceltir. onlar, bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.
50. allaha karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. bu, apaçık bir günah olarak yeter.
51. kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? onlar, tağuta ve cibte inanıyorlar ve diğer inkar edenler için: "bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar.
52. işte bunlar allahın kendilerini lanetlediğidir. allahın kendisini lanetlediğine hiçbir yardımcı bulamazsın.
53. yoksa onların mülkten bir payları mı var? eğer öyle olsaydı, insanlara çekirdeğin sırtındaki küçücük bir tomurcuğu bile vermezlerdi.
54. yoksa onlar, allahın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? doğrusu biz, ibrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik.
55. böylece, onlardan kimi ona inandı, kimi ona sırt çevirdi. çılgın ateş olarak cehennem yeter.
56. ayetlerimize karşı inkara sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. gerçekten, allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
57. iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. ve onları, ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe sokacağız.
58. şüphesiz allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. bununla allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. doğrusu allah, işitendir, görendir.
59. ey iman edenler, allaha itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu allaha ve elçisine döndürün. şayet allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız. bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
60. sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.
61. onlara: "allahın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.
62. öyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: "kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye allaha yemin ederler?
63. işte bunların, allah kalplerinde olanı bilmektedir. o halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.
64. biz elçilerden hiç kimseyi ancak allahın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip allahtan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette allahı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.
65. hayır öyle değil; rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.
66. eğer gerçekten biz, onlara: "kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu.
67. biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.
68. ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik.
69. kim allaha ve resule itaat ederse, işte onlar allahın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. ne iyi arkadaştır onlar?
70. bu fazl (bol ihsan), allahtandır. bilen olarak allah yeter.
71. ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın.
72. şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "doğrusu allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der.
73. eğer size allahtan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük kurtuluş ve mutluluğa erseydim."
74. öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, allah yolunda savaşsınlar; kim allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.
75. size ne oluyor ki, allah yolunda ve: "rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
76. iman edenler allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
77. kendilerine; "elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan allahtan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. de ki: "dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar bile haksızlığa uğratılmayacaksınız."
78. her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. onlara bir iyilik dokunsa: "bu, allahtandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa: "bu sendendir" derler. de ki: "tümü allahtandır." fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar?
79. sana iyilikten her ne gelirse allahtandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak allah yeter.
80. kim resûl’e itaat ederse, gerçekte allaha itaat etmiş olur. kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
81. "tamam-kabul" derler. ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. sen de onlardan yüz çevir ve allaha tevekkül et. vekil olarak allah yeter.
82. onlar hala kuranı iyice düşünmüyorlar mı? eğer o, allahtan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
83. kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan sonuç-çıkarabilenler, onu bilirlerdi. allahın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
84. artık sen allah yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. müminleri hazırlayıp-teşvik et. umulur ki allah, küfredenlerin ağır-baskılarını geri püskürtür. allah, kahredici baskısıyla daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.
85. kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. allah herşeyin üzerinde koruyucudur.
86. bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. şüphesiz, allah herşeyin hesabını tam olarak yapandır.
87. allah; ondan başka ilah yoktur. kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. allahtan daha doğru sözlü kimdir?
88. şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye? oysa allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmiştir. allahın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın.
89. onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. böylelikle bir olacaktınız. öyleyse allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. şayet yine yüz çevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün. onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı.
90. ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavme sığınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) allah dileseydi, onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı. eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık allah, sizin için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır.
91. diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız. (ama) fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar. şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size bırakmaz ve ellerini çekmezlerse, artık onları her nerede bulursanız tutun ve onları öldürün. işte size, onların aleyhinde apaçık olan destekleyici bir delil kıldık.
92. bir mümine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mümini öldürmesi yakışmaz. kim bir mü’mini hata sonucu öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. eğer o, mümin olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mümin bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mümin köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. bu, allahtan bir tevbedir. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
93. kim bir mümini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.
94. ey iman edenler, allah yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız) zaman gerekli araştırmayı yapın ve size (islam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: "sen mümin değilsin" demeyin. asıl çok ganimet, allah katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; allah size lütufta bulundu. öyleyse iyice açıklık kazandırın. şüphesiz allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
95. müminlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. tümüne güzelliği (cenneti) vadetmiştir; ancak allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
96. (onlara) kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir.) allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
97. melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "nerede idiniz?" onlar: "biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstazaflar) idik." derler. (melekler de:) "hicret etmeniz için allahın arzı geniş değil miydi?" derler. işte onların barınma yeri cehennemdir. ne kötü yataktır o?
98. ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstazaflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka.
99. umulur ki allah bunları affeder. allah affedicidir, bağışlayıcıdır.
100. allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. allaha ve resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz allaha düşmüştür. allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.
101. yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.
102. içlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da korunma araçlarını ve silahlarını alsınlar. küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. korunma tedbirlerinizi alın. şüphesiz, allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
103. namazı bitirdiğinizde, allahı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. artık güvenliğe kavuşursanız namazı dosdoğru kılın. çünkü namaz, müminler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
104. (düşmanınız olan) topluluğu aramakta gevşeklik göstermeyin. siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da, sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. oysa siz, onların umud etmediklerini allahtan umuyorsunuz. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
105. şüphesiz, allahın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana kitabı hak olarak indirdik. (sakın) hainlerin savunucusu olma.
106. ve allahtan bağışlanma dile. gerçekten allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
107. kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. hiç şüphesiz allah, ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez.
108. onlar, insanlardan gizlerler de allahtan gizlemezler. oysa o, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi geceleri düzenleyip kurarlarken, onlarla beraberdir. allah, yaptıklarını kuşatandır.
109. işte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. peki kıyamet günü onlardan yana allaha mücadele edecek kimdir? ya da onlara vekil olacak kimdir?
110. kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra allahtan bağışlanma dilerse allahı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.
111. kim bir günah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
112. kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.
113. eğer allahın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. allahın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.
114. onların gizlice söyleşmelerinin çoğunda hayır yok. ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. kim allahın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.
115. kim kendisine dosdoğru yol apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. ne kötü bir yataktır o!..
116. hiç şüphesiz, allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. kim allaha şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.
117. onlar, onu bırakıp da (birtakım) dişilere taparlar. onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.
118. allah, onu lanetlemiştir. o da (şöyle) dedi: "andolsun, kullarından miktarları tespit edilmiş bir grubu (kendime uşak) edineceğim.
119. onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve allahın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." kim allahı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.
120. (şeytan) onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey vadetmez.
121. onların barınma yerleri cehennemdir, ondan kaçacak bir yer bulamayacaklardır.
122. iman edip salih amellerde bulunanlar, biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. bu, allahın gerçek olan vadidir. allahtan daha doğru sözlü kim vardır?
123. ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla değil. kim kötülük yaparsa, onunla ceza görür; o, allahtan başka bir veli (dost) ve bir yardımcı bulamaz.
124. erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar bile haksızlığa uğramayacaklardır.
125. iyilik yaparak kendini allaha teslim eden ve hanif (tevhidi) olan ibrahimin dinine uyandan daha güzel dinli kimdir? allah, ibrahimi dost edinmiştir.
126. göklerde ve yerde ne varsa tümü allahındır. allah, herşeyi kuşatandır.
127. kadınlar konusunda senden fetva isterler. de ki: "onlara ilişkin fetvayı size allah veriyor. (bu fetva,) kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size kitapta okunmakta olanlardır. hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz allah onu bilir.
128. eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. barış daha hayırlıdır. nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
129. kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz. öyleyse, büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz, allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
130. eğer ikisi ayrılacak olurlarsa, allah her birine genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) allah, (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
131. göklerde ve yerde ne varsa allahındır. andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "allahtan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. eğer inkara saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa allahındır. allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamde layık olandır.
132. göklerde ve yerde ne varsa allahındır. vekil olarak allah yeter.
133. eğer dilerse, ey insanlar, sizi giderir (yok eder) ve başkalarını getirir. allah, buna güç yetirendir.
134. kim dünya sevab(yarar)ını isterse, dünyanın da, ahiretin de sevabı allah katındadır. allah işitendir, görendir.
135. ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü allah onlara daha yakındır. öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
136. ey iman edenler, allaha, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. kim allahı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.
137. gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar… allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.
138. münafıklara müjde ver: onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır.
139. onlar, müminleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. kuvvet ve onuru (izzeti) onların yanında mı arıyorlar? şüphesiz, bütün kuvvet ve onur, allahındır.
140. o, size kitap’ta: "allahın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. doğrusu allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.
141. onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. size allahtan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "sizinle birlikte değil miydik?" derler. ama kafirlere bir pay düşerse: "size üstünlük sağlamadık mı, müminlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.
142. gerçek şu ki, münafıklar (sözde), allahı aldatmaktadırlar. oysa o, onları aldatandır. namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. insanlara gösteriş yaparlar ve allahı ancak çok az anarlar.
143. arada bocalayıp dururlar. ne onlarla, ne bunlarla. allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.
144. ey iman edenler, müminleri bırakıp kafirleri veliler (dostlar) edinmeyin. kendi aleyhinizde allaha apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?
145. gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. onlara bir yardımcı bulamazsın.
146. ancak tevbe edenler, ıslah edenler, allaha sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler. allah müminlere büyük bir ecir verecektir.
147. eğer şükreder ve iman ederseniz, allah azabınızla ne yapsın? allah şükrün karşılığını verendir, bilendir.
148. allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. allah işitendir, bilendir.
149. bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz allah, affedicidir, güç yetirendir.
150. allahı ve elçilerini (tanımayıp) inkar eden, allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyen, "bazısına inanırız, bazısını tanımayız" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler.
151. işte bunlar, gerçekten kafir olanlardır. kafirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
152. allaha ve resûlü’ne inananlar ve onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
153. kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. musadan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. demişlerdi ki: "bize allahı açıkça göster." böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. yine bundan dolayı onları affettik ve musaya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik.
154. kesin söz vermeleri dolayısıyla turu üstlerine yükselttik ve onlara: "bu kapıdan secde ederek girin" dedik ve onlara: "cumartesinde haddi aşmayın" da dedik. ve onlardan kesin bir söz aldık.
155. onların kendi sözlerini bozmaları, allahın ayetlerine karşı inkara sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) hayır; allah, inkarları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmuştur. onların azı dışında, inanmazlar.
156. (bir de) inkara sapmaları ve meryemin aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri,
157. ve: "biz, allahın resulü meryem oğlu mesih isayı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. ama onlara (onun) benzeri gösterildi. gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. onu kesin olarak öldürmediler.
158. hayır; allah onu kendine yükseltti. allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
159. andolsun, kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.
160. yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi allahın yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık.
161. ondan nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri nedeniyle (öyle yaptık.) onlardan kafir olanlara pek acıklı bir azap hazırlamışızdır.
162. ancak onlardan ilimde derinleşenler ile müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. namazı dosdoğru kılanlar, zekâtı verenler, allaha ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz.
163. nuha ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. ibrahime, ismaile, ishaka, yakuba, torunlarına, isaya, eyyuba, yunusa, haruna ve süleymana da vahyettik. davuda da zebur verdik.
164. ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik). allah, musa ile de konuştu.
165. elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). öyle ki elçilerden sonra insanların allaha karşı (savunacak) delilleri olmasın. allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.
166. fakat allah, sana indirdiğiyle şahidlik eder ki, o, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. melekler de şahittirler. şahid olarak allah yeter.
167. şüphesiz, inkar edenler ve allah yolundan alıkoyanlar gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmışlardır.
168. gerçek şu ki, inkar edenler ve zulmedenler, allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.
169. ancak, onda ebedi kalmaları için cehennem yoluna (iletecektir.) bu da allaha pek kolaydır.
170. ey insanlar, şüphesiz elçi size rabbinizden hakla geldi. öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. eğer inkara saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü allahındır. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
171. ey kitap ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, allaha karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. meryem oğlu mesih isa, ancak allahın elçisi ve kelimesidir. onu (‘ol’ kelimesini) meryeme yöneltmiştir ve ondan bir ruhtur. öyleyse allaha ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. allah, ancak bir tek ilahtır. o, çocuk sahibi olmaktan yücedir. göklerde ve yerde her ne varsa onundur. vekil olarak allah yeter.
172. mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, allaha kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. kim ona ibadet etmeye karşı çekimser davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.
173. ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. çekimser davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azapla azaplandıracaktır ve kendileri için allahtan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır.
174. ey insanlar rabbinizden size kesin bir kanıt (burhan) geldi ve size apaçık bir nur (kuran) indirdik.
175. işte allaha iman edenler ve ona sarılanlar, onları kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir.
176. senden fetva isterler. de ki: "allah, çocuksuz ve babasız olanın (kelale’nin) mirasına ilişkin hükmü açıklar. ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. eğer kız kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. allah, herşeyi bilendir.
özgün adı "al-i imran suresi" olan kuran-ı kerimdeki imran suresinin türkçedeki adı.
kuran-ı kerimin üçüncü suresi. 200 ayetten oluşur. "al-i imran suresi" olarak geçer ve türkçede imran ailesi anlamına gelir.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1. elif, lam, mim.
2. allah... ondan başka ilah yoktur. diridir, kaimdir.
3. o, sana kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. o, tevratı ve incili de indirmişti.
4. bundan (kur’an’dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler. doğruyu yanlıştan ayıran (furkan)ı da indirdi. gerçek şu ki, allahın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. allah güçlüdür, intikam alıcıdır.
5. şüphesiz, yerde ve gökte allaha hiçbir şey gizli kalmaz.
6. döl yataklarında size dilediği gibi suret veren odur. ondan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
7. sana kitab’ı indiren odur. ondan, kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir. kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. oysa onun tevilini allahtan başkası bilmez. ilimde derinleşenler ise: "biz ona inandık, tümü rabbimizin katındandır" derler. temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
8. "rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. şüphesiz, bağışı en çok olan sensin sen."
9. "rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları gerçekten sen toplayacaksın. doğrusu allah, vadinden cayıp-dönmez."
10. şüphesiz inkar edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine allahtan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. ve onlar ateşin yakıtıdırlar.
11. tıpkı firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. ayetlerimizi yalanladılar, böylece allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
12. inkar edenlere de ki: "yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz." ne kötü yataktır o.
13. karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır. bir topluluk, allah yolunda çarpışıyordu, diğeri ise kafirdi ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı görüyorlardı. işte allah, dilediğini yardımıyla destekler. şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır.
14. kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara süslü ve çekici kılındı. bunlar, dünya hayatının metaıdır. asıl varılacak güzel yer allah katında olandır.
15. de ki: "size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? korkup sakınanlar için rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve allahın rızası vardır. allah, kulları hakkıyla görendir."
16. onlar: "rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler;
17. sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
18. allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de ondan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. aziz ve hakim olan ondan başka ilah yoktur.
19. hiç şüphesiz din, allah katında islamdır. kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma" (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. kim allahın ayetlerini inkar ederse, (bilsin ki) gerçekten allah, hesabı pek çabuk görendir.
20. eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi allaha teslim ettim." ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "siz de teslim oldunuz mu?" eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. allah, kulları hakkıyla görendir.
21. allahın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı müjdele.
22. onlar, yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. ve onların yardımcıları yoktur.
23. kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? aralarında allahın kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. onlar, işte böyle arka dönenlerdir.
24. bu, onların: "ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.
25. artık onları, kendisinde şüphe olmayan bir gün topladığımızda ve her bir nefse -haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tam olarak ödendiğinde nasıl olacak?
26. de ki: "ey mülkün sahibi allahım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır senin elindedir. gerçekten sen, herşeye güç yetirensin."
27. "geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin."
28. müminler, müminleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. kim böyle yaparsa, allahtan hiçbir şey (yardım) yoktur. ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka. allah, sizi kendisinden sakındırır. varış allahadır.
29. de ki: "sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- allah bilir. ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. allah, herşeye güç yetirendir."
30. her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün). allah, sizi kendisinden sakındırır. allah, kullarına karşı şefkatli olandır.
31. de ki: "eğer siz allahı seviyorsanız bana uyun; allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. allah bağışlayandır, esirgeyendir."
32. de ki: "allaha ve elçisine itaat edin." eğer yüz çevirirlerse şüphesiz allah, kafirleri sevmez.
33. gerçek şu ki, allah, ademi, nuhu, ibrahim ailesini ve imran ailesini alemler üzerine seçti;
34. onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. allah işitendir, bilendir.
35. hani imranın karısı: "rabbim, karnımda olanı, her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak sana adadım, benden kabul et. şüphesiz işiten bilen sensin sen" demişti.
36. fakat onu doğurduğunda -allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. erkek ise, kız gibi değildir. ona meryem adını koydum. ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan sana sığındırırım."
37. bunun üzerine rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. zekeriyayı ondan sorumlu kıldı. zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "bu, allah katındandır. şüphesiz allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.
38. orada zekeriya rabbine dua etti: "rabbim, bana katından tertemiz bir soy armağan et. doğrusu sen, duaları işitensin" dedi.
39. o mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "allah, sana yahyayı müjdeler. o, allahtan olan bir kelimeyi (isayı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir."
40. dedi ki: "rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?" "böyledir" dedi, "allah dilediğini yapar."
41. (zekeriya) "rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. rabbini çokça zikret ve akşam sabah o’nu tesbih et." dedi.
42. hani melekler: "meryem, şüphesiz allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti.
43. "meryem, rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et."
44. bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. onlardan hangisi meryemi sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kura atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.
45. hani melekler, dediler ki: "meryem, doğrusu allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. onun adı meryem oğlu isa mesihtir. o, dünyada ve ahirette seçkin, onurlu, saygındır ve (allaha) yakın kılınanlardandır."
46. "beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. ve o salihlerdendir."
47. "rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (fakat) allah neyi dilerse yaratır. bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir."
48. "ona kitab’ı, hikmeti, tevrat’ı ve incil’i öğretecek."
49. israiloğulları’na elçi kılacak. (o, israiloğulları’na şöyle diyecek:) "gerçek şu, ben size rabbinizden bir ayetle geldim. ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik allahın izniyle kuş oluverir. ve allahın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır."
50. "benden önceki tevratı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size rabbinizden bir ayetle geldim. artık allahtan korkup bana itaat edin."
51. "gerçekten allah, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. öyleyse ona ibadet edin. dosdoğru olan yol işte budur."
52. nitekim isa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: "allah için bana yardım edecekler kimdir?" havariler: "allahın yardımcıları biziz; biz allaha inandık, bizim gerçekten müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler.
53. "rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. böylece bizi şahidlerle beraber yaz."
54. onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.
55. hani allah, isaya demişti ki: "ey isa, doğrusu senin hayatına ben son vereceğim, seni kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. sonra dönüşünüz yalnızca banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda ben hükmedeceğim."
56. "inkar edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azaplandıracağım. onların hiç yardımcıları yoktur."
57. "iman edip salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. allah, zalim olanları sevmez."
58. bunları biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (kurandan) okuyoruz.
59. şüphesiz, allah katında isanın durumu, ademin durumu gibidir. onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi.
60. gerçek, rabbinden (gelen)dir. öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma.
61. artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip-tartışmalara girişirlerse de ki: "gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de allahın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım."
62. şüphesiz bu, gerçek bir olayın haberidir. allahtan başka ilah yoktur. ve şüphesiz allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
63. eğer yüz çevirirlerse elbette allah, fesat çıkaranları bilir.
64. de ki: "ey kitap ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. allahtan başkasına kulluk etmeyelim, ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve allahı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı rabler edinmeyelim." eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız."
65. "ey kitap ehli, ibrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? tevrat da, incil de ancak ondan sonra indirilmiştir. yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"
66. işte sizler böylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? oysa allah bilir, sizler bilmezsiniz.
67. ibrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı: ancak, o hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
68. doğrusu, insanların ibrahime en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. allah, müminlerin velisidir.
69. kitap ehlinden bir grup, sizi şaşırtıp saptırmayı arzuladı; fakat onlar ancak kendi nefislerini şaşırtıp-saptırırlar da şuuruna varmazlar.
70. ey kitap ehli, siz şahid olup dururken, ne diye allahın ayetlerini inkar ediyorsunuz?
71. ey kitap ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?
72. kitap ehlinden bir bölümü, dedi ki: "iman edenlere inene gündüzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. belki onlar da dönerler."
73. "ve sizin dininize uyanlardan başkasına inanıp güvenmeyin." de ki: "şüphesiz doğru yol allahın dosdoğru yoludur. size verilenin bir benzeri birine (islam peygamberine) veriliyor ya da rabbinizin katında onlar (müslümanlar) size karşı deliller getiriyorlar, diye mi (bu telaşınız?) de ki: "şüphesiz lütuf ve ihsan (fazl) allahın elindedir, onu dilediğine verir. allah (rahmeti) geniş olandır, bilendir."
74. o, kime dilerse rahmetini tahsis eder, allah büyük lütuf ve ihsan (fazl) sahibidir.
75. kitap ehlinden öylesi vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir; öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen, onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. bu onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya ehl-i kitap olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş olmalarındandır. oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde allaha karşı yalan söylemektedirler.
76. hayır; kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz allah da sakınanları sever.
77. allahın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar... işte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. ve onlar için acı bir azap vardır.
78. onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. oysa o kitaptan değildir. "bu allah katındandır" derler. oysa o, allah katından değildir. kendileri de bildikleri halde allaha karşı (böyle) yalan söylerler.
79. beşerden hiç kimsenin, allah kendisine kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: "allahı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. fakat o, "öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz kitaba göre rabbaniler olunuz” (deme görevindedir.)
80. o, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez. siz, müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?
81. hani allah peygamberlerden kesin bir söz (misak) almıştı: "andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." demişti ki: "bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" onlar: "ikrar ettik" demişlerdi de "öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti.
82. artık kim bundan sonra yüz çevirirse, onlar fasık olanlardır.
83. peki onlar, allahın dininden başka bir din mi arıyorlar? oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- ona teslim olmuştur ve ona döndürülmektedirler.
84. de ki: "biz allaha, bize indirilene, ibrahim, ismail, ishak, yakup ve torunlarına indirilene, musaya, isaya ve peygamberlere rablerinden verilenlere iman ettik. onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. ve biz ona teslim olmuşlarız."
85. kim islamdan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. o, ahirette de kayba uğrayanlardandır.
86. kendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi allah nasıl hidayete erdirir? allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.
87. işte bunların cezası, allahın meleklerin ve bütün insanların lanetlerinin üzerine olmasıdır.
88. içinde temelli kalıcıdırlar. onların azabı hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.
89. ancak bundan sonra tevbe edenler, salih olarak davrananlar başka. çünkü allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.
90. doğrusu, imanlarından sonra inkar edenler, sonra inkarlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. işte bunlar, sapıkların ta kendileridir.
91. şüphesiz küfredip kafir olarak ölenler, bunların hiçbirisinden, yeryüzü dolusu altını olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez. onlar için acı bir azap vardır ve onların yardımcıları yoktur.
92. sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. her ne infak ederseniz, şüphesiz allah onu bilir.
93. tevrat indirilmeden evvel, israilin kendine haram kıldıklarından başka, israiloğulları’na bütün yiyecekler helal idi. de ki: "şu halde eğer doğruysanız, tevratı getirin de onu okuyun".
94. artık bundan sonra kim allaha karşı yalan uydurup iftira düzerse, işte onlar, zalim olanlardır.
95. de ki: "allah doğru söyledi. öyleyse allahı bir tanıyan (hanif)ler olarak ibrahimin dinine uyun. o, müşriklerden değildi."
96. gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan ev, bekke (mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (kabe)dir.
97. orada apaçık ayetler (ve) ibrahimin makamı vardır. kim oraya girerse o güvenliktedir. ona bir yol bulup güç yetirenlerin evi haccetmesi allahın insanlar üzerindeki hakkıdır. kim de inkar ederse, şüphesiz, allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.
98. de ki: "ey kitap ehli, allah yaptıklarınıza şahid iken, ne diye allahın ayetlerini inkar ediyorsunuz?"
99. de ki: "ey kitap ehli, sizler şahidler olduğunuz halde, ne diye iman edenleri allah yolundan -onda bir çarpıklık bulmaya yeltenerek- çevirmeye çalışıyorsunuz? allah, yaptıklarınızdan gafil değildir."
100. ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.
101. allahın ayetleri size okunuyorken ve onun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz? kim allaha sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir.
102. ey iman edenler, allahtan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.
103. allahın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. dağılıp ayrılmayın. ve allahın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. hani siz düşmanlar idiniz. o, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz onun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. umulur ki hidayete erersiniz diye, allah, size ayetlerini böyle açıklar.
104. sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. kurtuluşa erenler işte bunlardır.
105. kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. işte onlar için büyük bir azap vardır.
106. bazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı gün... yüzleri kapkara-kesilecek olanlara: "imanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? öyleyse inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın” (denilir).
107. yüzleri ağaranlar ise, artık onlar allahın rahmeti içindedirler, içinde de temelli kalacaklardır.
108. bunlar sana hak olarak okumakta olduğumuz allahın ayetleridir. allah, alemlere zulüm isteyen değildir.
109. göklerde ve yerde olanlar allahındır ve (bütün) işler allaha döndürülür.
110. siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve islama uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve allaha iman edersiniz. kitap ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. içlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.
111. onlar size ezadan başka kesinlikle bir zarar veremezler. eğer sizinle savaşırlarsa size arkalarını dönüp kaçarlar. sonra kendilerine yardım da edilmez.
112. her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -allahın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur. onlar, allahtan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. bu, allahın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (yine) bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır.
113. onların hepsi bir değildir. kitap ehlinden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup allahın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.
114. bunlar, allaha ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. işte bunlar salih olanlardandır.
115. onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. allah, muttakileri bilendir.
116. gerçekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara allahtan yana bir şey sağlayamaz. işte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır.
117. onların bu dünya hayatındaki harcamaları kendi nefislerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinine isabet eden kavurucu soğukluktaki bir rüzgara benzer ki onu (ekini) helak etmiştir. allah, onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler.
118. ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.
119. sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. siz kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. de ki: "kin ve öfkenizle ölün." şüphesiz allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
120. size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların hileli düzenleri size hiçbir zarar veremez. şüphesiz, allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.
121. hani sen, müminleri savaşmak için elverişli yerlere yerleştirmek için evinden erkenden ayrılmıştın. allah işitendir, bilendir.
122. o zaman sizden iki grup, neredeyse çözülüp geri çekilmek istemişti. oysa allah onların (velisi) yardımcısıydı. artık müminler, yalnızca allaha tevekkül etmelidir.
123. andolsun, siz güçsüz iken allah size bedirde yardımıyla zafer verdi. şu halde allahtan sakının, ona şükredebilesiniz.
124. sen müminlere: "rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun.
125. evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.
126. allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. yardım ve zafer’ (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan allahın katındandır.
127. (ki bununla) inkar edenlerin önde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin) ya da umutları suya düşmüşler olarak onları tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler.
128. (allahın) onların tevbelerini kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azaplandırması işinden sana bir şey (sorumluluk ve görev) yoktur.
129. göklerde ve yerde olanların tümü allahındır. kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azaplandırır. allah bağışlayandır, esirgeyendir.
130. ey iman edenler, faizi kat kat artırılmış olarak yemeyin. ve allahtan sakının, umulur ki kurtulursunuz.
131. ve kafirler için hazırlanmış olan ateşten sakının.
132. allaha ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız.
133. rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.
134. onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. allah, iyilik yapanları sever.
135. ve çirkin bir hayasızlık işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, allahı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. allahtan başka günahları bağışlayan kimdir? bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
136. işte bunların karşılığı, rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (böyle) yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var).
137. gerçek şu ki, sizden önce nice sünnetler gelip-geçmiştir. bundan dolayı yeryüzünde gezip-dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonuç nasıl oldu bir görün.
138. bu (kuran) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.
139. gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.
140. eğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. işte o günleri biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. bu, allahın iman edenleri belirtip-ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. allah, zulmedenleri sevmez;
141. (yine bu) allahın, iman edenleri arındırması ve inkar edenleri yok etmesi içindir.
142. yoksa siz, allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
143. andolsun, siz onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz. işte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
144. muhammed, yalnızca bir elçidir. ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. şimdi o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? iki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, allaha kesinlikle zarar veremez. allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.
145. allahın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. o, süresi belirtilmiş bir yazıdır. kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz.
146. nice peygamberle birlikte birçok rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. allah, sabredenleri sever.
147. onların söyledikleri: "rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi.
148. böylece allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. allah iyilikte bulunanları sever.
149. ey iman edenler, eğer inkar edenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisin-geri çevirirler, böylece büyük hüsrana uğrayanlara dönersiniz.
150. hayır, sizin mevlanız allahtır. o, yardım edenlerin en hayırlısıdır.
151. kendisi hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi allaha ortak koştuklarından dolayı küfredenlerin kalplerine korku salacağız. onların barınma yerleri ateştir. zalimlerin konaklama yeri ne kötüdür.
152. andolsun, allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz onun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. sonra (allah) denemek için sizi ondan çevirdi. ama (yine de) sizi bağışladı. allah müminlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır.
153. siz o zaman durmaksızın uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. elçi de sürekli sizi arkadan çağırıyordu. (allah) elinizden kaçırdıklarınıza ve size isabet edene üzülmemeniz için sizi kederden kedere uğrattı. allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
154. sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. bir grup da, canları derdine düşmüştü; allaha karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. de ki: "şüphesiz işin tümü allahındır." onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. de ki: "evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (bunu) allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
155. iki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. ama andolsun ki, allah onları affetti. şüphesiz allah, bağışlayandır, yumuşak olandır.
156. ey iman edenler, inkar edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için: "yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. allah, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. dirilten ve öldüren allahtır. allah, yaptıklarınızı görendir.
157. andolsun, eğer allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, allahtan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır.
158. andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de şüphesiz allaha (varıp) toplanacaksınız.
159. allahtan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. eğer azmedersen artık allaha tevekkül et. şüphesiz allah, tevekkül edenleri sever.
160. eğer allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi yapayalnız ve yardımsız bırakacak olursa, o’ndan sonra size yardım edecek kimdir? öyleyse müminler, yalnızca allaha tevekkül etsinler.
161. hiçbir peygambere, emanete ihanet yaraşmaz. kim ihanet ederse, kıyamet günü ihanet ettiğiyle gelir. sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz olarak ödenir. onlar haksızlığa uğratılmazlar.
162. allahın rızasına uyan kişi, allahtan bir gazaba uğrayan ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? ne kötü barınaktır o.
163. allah katında onlar derece derecedir. allah yaptıklarını görendir.
164. andolsun ki allah, müminlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (ki o) onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.
165. iki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince mi: "bu nereden" dediniz? de ki: "o, sizin kendinizdendir." şüphesiz allah, herşeye güç yetirendir.
166. iki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak allahın izniyle idi. (bu, allahın) müminleri ayırt etmesi;
167. münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. onlara: "gelin, allahın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. o gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.
168. onlar, kendileri oturup kardeşleri için: "eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi" diyenlerdir. de ki: "eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse."
169. allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler saymayın. hayır, onlar, rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.
170. allahın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki, onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.
171. onlar, allahtan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten allahın müminlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.
172. kendilerine yara isabet ettikten sonra, allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır.
173. onlar, kendilerine insanlar: "size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "allah bize yeter, o ne güzel vekildir" diyenlerdir.
174. bundan dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve allahtan bir nimetle geri döndüler. onlar, allahın rızasına uydular. allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.
175. işte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. siz onlardan korkmayın, eğer müminlerseniz, benden korkun.
176. küfürde büyük çaba harcayanlar seni üzmesin. çünkü onlar, allaha hiçbir şeyle zarar veremezler. allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. onlar için büyük bir azap vardır.
177. onlar, imana karşılık küfrü satın alanlardır. onlar, allaha hiçbir şeyle zarar veremezler. onlar için acıklı bir azap vardır.
178. o küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.
179. allah, murdar olanı, temiz olandan ayırt edinceye kadar müminleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. ama allah, elçilerinden dilediğini seçer. öyleyse siz de allaha ve elçisine iman edin. eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.
180. allahın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. göklerin ve yerin mirası allahındır. allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
181. andolsun; "gerçek, allah fakirdir, biz ise zenginiz" diyenlerin sözlerini allah işitmiştir. onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve: "yakıcı olan azabı tadın" diyeceğiz.
182. bu, ellerinizin önden sunduklarıdır. allah, gerçekten kullara zulmedici değildir.
183. "allah bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmamamız konusunda and verdi," diyenlere de ki: "şüphesiz, benden önce nice elçiler, apaçık belgeler ve söylediklerinizle geldi; eğer, siz doğru idiyseniz, o halde onları ne diye öldürdünüz?"
184. eğer seni yalanlarlarsa, senden önce apaçık belgeler, zeburlar ve aydınlık kitapla gelen elçileri de yalanlamışlardır.
185. her nefis ölümü tadıcıdır. kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
186. andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.
187. hani kitap verilenlerden: "onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye kesin söz almıştı. fakat onlar, bunu arkalarına attılar ve ona karşılık az bir değeri satın aldılar. o aldıkları şey ne kötüdür.
188. getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş olarak sayma. onlar için acı bir azap vardır.
189. göklerin ve yerin mülkü allahındır. allah, herşeye güç yetirendir.
190. şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.
191. onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken allahı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (ve derler ki:) "rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."
192. "rabbimiz, şüphesiz sen kimi ateşe sokarsan, artık onu hor ve aşağılık kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur."
193. "rabbimiz, biz: "rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür."
194. "rabbimiz, elçilerine vadettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi hor ve aşağılık kılma. şüphesiz sen, vadine muhalefet etmeyensin."
195. nitekim rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: "şüphesiz ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. sizin kiminiz kiminizdendir. işte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (bu,) allah katından bir karşılık (sevap)tır. (o) allah, karşılığın (sevabın) en güzeli onun katındadır."
196. inkâr edenlerin ülke ülke dönüp-dolaşmaları seni aldatmasın.
197. (bu) az bir yarar(lanma)dır. sonra bunların barınma yerleri cehennemdir. ne kötü bir yataktır o!
198. ama rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için allah katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. iyilik yapanlar için, allahın katında olanlar daha hayırlıdır.
199. şüphesiz, kitap ehlinden, allaha; size indirilene ve kendilerine indirilene -allaha derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. onlar allahın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. işte bunların rableri katında ecirleri vardır. şüphesiz allah, hesabı çok çabuk görendir.
200. ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. allahtan korkun. umulur ki kurtulursunuz.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1. elif, lam, mim.
2. allah... ondan başka ilah yoktur. diridir, kaimdir.
3. o, sana kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. o, tevratı ve incili de indirmişti.
4. bundan (kur’an’dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler. doğruyu yanlıştan ayıran (furkan)ı da indirdi. gerçek şu ki, allahın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. allah güçlüdür, intikam alıcıdır.
5. şüphesiz, yerde ve gökte allaha hiçbir şey gizli kalmaz.
6. döl yataklarında size dilediği gibi suret veren odur. ondan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
7. sana kitab’ı indiren odur. ondan, kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir. kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. oysa onun tevilini allahtan başkası bilmez. ilimde derinleşenler ise: "biz ona inandık, tümü rabbimizin katındandır" derler. temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
8. "rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. şüphesiz, bağışı en çok olan sensin sen."
9. "rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları gerçekten sen toplayacaksın. doğrusu allah, vadinden cayıp-dönmez."
10. şüphesiz inkar edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine allahtan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. ve onlar ateşin yakıtıdırlar.
11. tıpkı firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. ayetlerimizi yalanladılar, böylece allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
12. inkar edenlere de ki: "yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz." ne kötü yataktır o.
13. karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır. bir topluluk, allah yolunda çarpışıyordu, diğeri ise kafirdi ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı görüyorlardı. işte allah, dilediğini yardımıyla destekler. şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır.
14. kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara süslü ve çekici kılındı. bunlar, dünya hayatının metaıdır. asıl varılacak güzel yer allah katında olandır.
15. de ki: "size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? korkup sakınanlar için rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve allahın rızası vardır. allah, kulları hakkıyla görendir."
16. onlar: "rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler;
17. sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
18. allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de ondan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. aziz ve hakim olan ondan başka ilah yoktur.
19. hiç şüphesiz din, allah katında islamdır. kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma" (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. kim allahın ayetlerini inkar ederse, (bilsin ki) gerçekten allah, hesabı pek çabuk görendir.
20. eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi allaha teslim ettim." ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "siz de teslim oldunuz mu?" eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. allah, kulları hakkıyla görendir.
21. allahın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı müjdele.
22. onlar, yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. ve onların yardımcıları yoktur.
23. kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? aralarında allahın kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. onlar, işte böyle arka dönenlerdir.
24. bu, onların: "ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.
25. artık onları, kendisinde şüphe olmayan bir gün topladığımızda ve her bir nefse -haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tam olarak ödendiğinde nasıl olacak?
26. de ki: "ey mülkün sahibi allahım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır senin elindedir. gerçekten sen, herşeye güç yetirensin."
27. "geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin."
28. müminler, müminleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. kim böyle yaparsa, allahtan hiçbir şey (yardım) yoktur. ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka. allah, sizi kendisinden sakındırır. varış allahadır.
29. de ki: "sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- allah bilir. ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. allah, herşeye güç yetirendir."
30. her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün). allah, sizi kendisinden sakındırır. allah, kullarına karşı şefkatli olandır.
31. de ki: "eğer siz allahı seviyorsanız bana uyun; allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. allah bağışlayandır, esirgeyendir."
32. de ki: "allaha ve elçisine itaat edin." eğer yüz çevirirlerse şüphesiz allah, kafirleri sevmez.
33. gerçek şu ki, allah, ademi, nuhu, ibrahim ailesini ve imran ailesini alemler üzerine seçti;
34. onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. allah işitendir, bilendir.
35. hani imranın karısı: "rabbim, karnımda olanı, her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak sana adadım, benden kabul et. şüphesiz işiten bilen sensin sen" demişti.
36. fakat onu doğurduğunda -allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. erkek ise, kız gibi değildir. ona meryem adını koydum. ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan sana sığındırırım."
37. bunun üzerine rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. zekeriyayı ondan sorumlu kıldı. zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "bu, allah katındandır. şüphesiz allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.
38. orada zekeriya rabbine dua etti: "rabbim, bana katından tertemiz bir soy armağan et. doğrusu sen, duaları işitensin" dedi.
39. o mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "allah, sana yahyayı müjdeler. o, allahtan olan bir kelimeyi (isayı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir."
40. dedi ki: "rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?" "böyledir" dedi, "allah dilediğini yapar."
41. (zekeriya) "rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. rabbini çokça zikret ve akşam sabah o’nu tesbih et." dedi.
42. hani melekler: "meryem, şüphesiz allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti.
43. "meryem, rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et."
44. bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. onlardan hangisi meryemi sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kura atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.
45. hani melekler, dediler ki: "meryem, doğrusu allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. onun adı meryem oğlu isa mesihtir. o, dünyada ve ahirette seçkin, onurlu, saygındır ve (allaha) yakın kılınanlardandır."
46. "beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. ve o salihlerdendir."
47. "rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (fakat) allah neyi dilerse yaratır. bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir."
48. "ona kitab’ı, hikmeti, tevrat’ı ve incil’i öğretecek."
49. israiloğulları’na elçi kılacak. (o, israiloğulları’na şöyle diyecek:) "gerçek şu, ben size rabbinizden bir ayetle geldim. ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik allahın izniyle kuş oluverir. ve allahın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır."
50. "benden önceki tevratı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size rabbinizden bir ayetle geldim. artık allahtan korkup bana itaat edin."
51. "gerçekten allah, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. öyleyse ona ibadet edin. dosdoğru olan yol işte budur."
52. nitekim isa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: "allah için bana yardım edecekler kimdir?" havariler: "allahın yardımcıları biziz; biz allaha inandık, bizim gerçekten müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler.
53. "rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. böylece bizi şahidlerle beraber yaz."
54. onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.
55. hani allah, isaya demişti ki: "ey isa, doğrusu senin hayatına ben son vereceğim, seni kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. sonra dönüşünüz yalnızca banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda ben hükmedeceğim."
56. "inkar edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azaplandıracağım. onların hiç yardımcıları yoktur."
57. "iman edip salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. allah, zalim olanları sevmez."
58. bunları biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (kurandan) okuyoruz.
59. şüphesiz, allah katında isanın durumu, ademin durumu gibidir. onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi.
60. gerçek, rabbinden (gelen)dir. öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma.
61. artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip-tartışmalara girişirlerse de ki: "gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de allahın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım."
62. şüphesiz bu, gerçek bir olayın haberidir. allahtan başka ilah yoktur. ve şüphesiz allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
63. eğer yüz çevirirlerse elbette allah, fesat çıkaranları bilir.
64. de ki: "ey kitap ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. allahtan başkasına kulluk etmeyelim, ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve allahı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı rabler edinmeyelim." eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız."
65. "ey kitap ehli, ibrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? tevrat da, incil de ancak ondan sonra indirilmiştir. yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"
66. işte sizler böylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? oysa allah bilir, sizler bilmezsiniz.
67. ibrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı: ancak, o hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
68. doğrusu, insanların ibrahime en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. allah, müminlerin velisidir.
69. kitap ehlinden bir grup, sizi şaşırtıp saptırmayı arzuladı; fakat onlar ancak kendi nefislerini şaşırtıp-saptırırlar da şuuruna varmazlar.
70. ey kitap ehli, siz şahid olup dururken, ne diye allahın ayetlerini inkar ediyorsunuz?
71. ey kitap ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?
72. kitap ehlinden bir bölümü, dedi ki: "iman edenlere inene gündüzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. belki onlar da dönerler."
73. "ve sizin dininize uyanlardan başkasına inanıp güvenmeyin." de ki: "şüphesiz doğru yol allahın dosdoğru yoludur. size verilenin bir benzeri birine (islam peygamberine) veriliyor ya da rabbinizin katında onlar (müslümanlar) size karşı deliller getiriyorlar, diye mi (bu telaşınız?) de ki: "şüphesiz lütuf ve ihsan (fazl) allahın elindedir, onu dilediğine verir. allah (rahmeti) geniş olandır, bilendir."
74. o, kime dilerse rahmetini tahsis eder, allah büyük lütuf ve ihsan (fazl) sahibidir.
75. kitap ehlinden öylesi vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir; öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen, onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. bu onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya ehl-i kitap olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş olmalarındandır. oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde allaha karşı yalan söylemektedirler.
76. hayır; kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz allah da sakınanları sever.
77. allahın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar... işte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. ve onlar için acı bir azap vardır.
78. onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. oysa o kitaptan değildir. "bu allah katındandır" derler. oysa o, allah katından değildir. kendileri de bildikleri halde allaha karşı (böyle) yalan söylerler.
79. beşerden hiç kimsenin, allah kendisine kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: "allahı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. fakat o, "öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz kitaba göre rabbaniler olunuz” (deme görevindedir.)
80. o, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez. siz, müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?
81. hani allah peygamberlerden kesin bir söz (misak) almıştı: "andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." demişti ki: "bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" onlar: "ikrar ettik" demişlerdi de "öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti.
82. artık kim bundan sonra yüz çevirirse, onlar fasık olanlardır.
83. peki onlar, allahın dininden başka bir din mi arıyorlar? oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- ona teslim olmuştur ve ona döndürülmektedirler.
84. de ki: "biz allaha, bize indirilene, ibrahim, ismail, ishak, yakup ve torunlarına indirilene, musaya, isaya ve peygamberlere rablerinden verilenlere iman ettik. onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. ve biz ona teslim olmuşlarız."
85. kim islamdan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. o, ahirette de kayba uğrayanlardandır.
86. kendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi allah nasıl hidayete erdirir? allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.
87. işte bunların cezası, allahın meleklerin ve bütün insanların lanetlerinin üzerine olmasıdır.
88. içinde temelli kalıcıdırlar. onların azabı hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.
89. ancak bundan sonra tevbe edenler, salih olarak davrananlar başka. çünkü allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.
90. doğrusu, imanlarından sonra inkar edenler, sonra inkarlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. işte bunlar, sapıkların ta kendileridir.
91. şüphesiz küfredip kafir olarak ölenler, bunların hiçbirisinden, yeryüzü dolusu altını olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez. onlar için acı bir azap vardır ve onların yardımcıları yoktur.
92. sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. her ne infak ederseniz, şüphesiz allah onu bilir.
93. tevrat indirilmeden evvel, israilin kendine haram kıldıklarından başka, israiloğulları’na bütün yiyecekler helal idi. de ki: "şu halde eğer doğruysanız, tevratı getirin de onu okuyun".
94. artık bundan sonra kim allaha karşı yalan uydurup iftira düzerse, işte onlar, zalim olanlardır.
95. de ki: "allah doğru söyledi. öyleyse allahı bir tanıyan (hanif)ler olarak ibrahimin dinine uyun. o, müşriklerden değildi."
96. gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan ev, bekke (mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (kabe)dir.
97. orada apaçık ayetler (ve) ibrahimin makamı vardır. kim oraya girerse o güvenliktedir. ona bir yol bulup güç yetirenlerin evi haccetmesi allahın insanlar üzerindeki hakkıdır. kim de inkar ederse, şüphesiz, allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.
98. de ki: "ey kitap ehli, allah yaptıklarınıza şahid iken, ne diye allahın ayetlerini inkar ediyorsunuz?"
99. de ki: "ey kitap ehli, sizler şahidler olduğunuz halde, ne diye iman edenleri allah yolundan -onda bir çarpıklık bulmaya yeltenerek- çevirmeye çalışıyorsunuz? allah, yaptıklarınızdan gafil değildir."
100. ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.
101. allahın ayetleri size okunuyorken ve onun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz? kim allaha sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir.
102. ey iman edenler, allahtan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.
103. allahın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. dağılıp ayrılmayın. ve allahın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. hani siz düşmanlar idiniz. o, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz onun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. umulur ki hidayete erersiniz diye, allah, size ayetlerini böyle açıklar.
104. sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. kurtuluşa erenler işte bunlardır.
105. kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. işte onlar için büyük bir azap vardır.
106. bazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı gün... yüzleri kapkara-kesilecek olanlara: "imanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? öyleyse inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın” (denilir).
107. yüzleri ağaranlar ise, artık onlar allahın rahmeti içindedirler, içinde de temelli kalacaklardır.
108. bunlar sana hak olarak okumakta olduğumuz allahın ayetleridir. allah, alemlere zulüm isteyen değildir.
109. göklerde ve yerde olanlar allahındır ve (bütün) işler allaha döndürülür.
110. siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve islama uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve allaha iman edersiniz. kitap ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. içlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.
111. onlar size ezadan başka kesinlikle bir zarar veremezler. eğer sizinle savaşırlarsa size arkalarını dönüp kaçarlar. sonra kendilerine yardım da edilmez.
112. her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -allahın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur. onlar, allahtan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. bu, allahın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (yine) bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır.
113. onların hepsi bir değildir. kitap ehlinden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup allahın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.
114. bunlar, allaha ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. işte bunlar salih olanlardandır.
115. onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. allah, muttakileri bilendir.
116. gerçekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara allahtan yana bir şey sağlayamaz. işte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır.
117. onların bu dünya hayatındaki harcamaları kendi nefislerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinine isabet eden kavurucu soğukluktaki bir rüzgara benzer ki onu (ekini) helak etmiştir. allah, onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler.
118. ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.
119. sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. siz kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. de ki: "kin ve öfkenizle ölün." şüphesiz allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
120. size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların hileli düzenleri size hiçbir zarar veremez. şüphesiz, allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.
121. hani sen, müminleri savaşmak için elverişli yerlere yerleştirmek için evinden erkenden ayrılmıştın. allah işitendir, bilendir.
122. o zaman sizden iki grup, neredeyse çözülüp geri çekilmek istemişti. oysa allah onların (velisi) yardımcısıydı. artık müminler, yalnızca allaha tevekkül etmelidir.
123. andolsun, siz güçsüz iken allah size bedirde yardımıyla zafer verdi. şu halde allahtan sakının, ona şükredebilesiniz.
124. sen müminlere: "rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun.
125. evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.
126. allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. yardım ve zafer’ (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan allahın katındandır.
127. (ki bununla) inkar edenlerin önde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin) ya da umutları suya düşmüşler olarak onları tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler.
128. (allahın) onların tevbelerini kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azaplandırması işinden sana bir şey (sorumluluk ve görev) yoktur.
129. göklerde ve yerde olanların tümü allahındır. kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azaplandırır. allah bağışlayandır, esirgeyendir.
130. ey iman edenler, faizi kat kat artırılmış olarak yemeyin. ve allahtan sakının, umulur ki kurtulursunuz.
131. ve kafirler için hazırlanmış olan ateşten sakının.
132. allaha ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız.
133. rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.
134. onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. allah, iyilik yapanları sever.
135. ve çirkin bir hayasızlık işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, allahı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. allahtan başka günahları bağışlayan kimdir? bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
136. işte bunların karşılığı, rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (böyle) yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var).
137. gerçek şu ki, sizden önce nice sünnetler gelip-geçmiştir. bundan dolayı yeryüzünde gezip-dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonuç nasıl oldu bir görün.
138. bu (kuran) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.
139. gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.
140. eğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. işte o günleri biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. bu, allahın iman edenleri belirtip-ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. allah, zulmedenleri sevmez;
141. (yine bu) allahın, iman edenleri arındırması ve inkar edenleri yok etmesi içindir.
142. yoksa siz, allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
143. andolsun, siz onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz. işte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
144. muhammed, yalnızca bir elçidir. ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. şimdi o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? iki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, allaha kesinlikle zarar veremez. allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.
145. allahın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. o, süresi belirtilmiş bir yazıdır. kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz.
146. nice peygamberle birlikte birçok rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. allah, sabredenleri sever.
147. onların söyledikleri: "rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi.
148. böylece allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. allah iyilikte bulunanları sever.
149. ey iman edenler, eğer inkar edenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisin-geri çevirirler, böylece büyük hüsrana uğrayanlara dönersiniz.
150. hayır, sizin mevlanız allahtır. o, yardım edenlerin en hayırlısıdır.
151. kendisi hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi allaha ortak koştuklarından dolayı küfredenlerin kalplerine korku salacağız. onların barınma yerleri ateştir. zalimlerin konaklama yeri ne kötüdür.
152. andolsun, allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz onun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. sonra (allah) denemek için sizi ondan çevirdi. ama (yine de) sizi bağışladı. allah müminlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır.
153. siz o zaman durmaksızın uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. elçi de sürekli sizi arkadan çağırıyordu. (allah) elinizden kaçırdıklarınıza ve size isabet edene üzülmemeniz için sizi kederden kedere uğrattı. allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
154. sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. bir grup da, canları derdine düşmüştü; allaha karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. de ki: "şüphesiz işin tümü allahındır." onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. de ki: "evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (bunu) allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
155. iki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. ama andolsun ki, allah onları affetti. şüphesiz allah, bağışlayandır, yumuşak olandır.
156. ey iman edenler, inkar edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için: "yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. allah, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. dirilten ve öldüren allahtır. allah, yaptıklarınızı görendir.
157. andolsun, eğer allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, allahtan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır.
158. andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de şüphesiz allaha (varıp) toplanacaksınız.
159. allahtan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. eğer azmedersen artık allaha tevekkül et. şüphesiz allah, tevekkül edenleri sever.
160. eğer allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi yapayalnız ve yardımsız bırakacak olursa, o’ndan sonra size yardım edecek kimdir? öyleyse müminler, yalnızca allaha tevekkül etsinler.
161. hiçbir peygambere, emanete ihanet yaraşmaz. kim ihanet ederse, kıyamet günü ihanet ettiğiyle gelir. sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz olarak ödenir. onlar haksızlığa uğratılmazlar.
162. allahın rızasına uyan kişi, allahtan bir gazaba uğrayan ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? ne kötü barınaktır o.
163. allah katında onlar derece derecedir. allah yaptıklarını görendir.
164. andolsun ki allah, müminlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (ki o) onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.
165. iki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince mi: "bu nereden" dediniz? de ki: "o, sizin kendinizdendir." şüphesiz allah, herşeye güç yetirendir.
166. iki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak allahın izniyle idi. (bu, allahın) müminleri ayırt etmesi;
167. münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. onlara: "gelin, allahın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. o gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.
168. onlar, kendileri oturup kardeşleri için: "eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi" diyenlerdir. de ki: "eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse."
169. allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler saymayın. hayır, onlar, rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.
170. allahın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki, onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.
171. onlar, allahtan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten allahın müminlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.
172. kendilerine yara isabet ettikten sonra, allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır.
173. onlar, kendilerine insanlar: "size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "allah bize yeter, o ne güzel vekildir" diyenlerdir.
174. bundan dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve allahtan bir nimetle geri döndüler. onlar, allahın rızasına uydular. allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.
175. işte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. siz onlardan korkmayın, eğer müminlerseniz, benden korkun.
176. küfürde büyük çaba harcayanlar seni üzmesin. çünkü onlar, allaha hiçbir şeyle zarar veremezler. allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. onlar için büyük bir azap vardır.
177. onlar, imana karşılık küfrü satın alanlardır. onlar, allaha hiçbir şeyle zarar veremezler. onlar için acıklı bir azap vardır.
178. o küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.
179. allah, murdar olanı, temiz olandan ayırt edinceye kadar müminleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. ama allah, elçilerinden dilediğini seçer. öyleyse siz de allaha ve elçisine iman edin. eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.
180. allahın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. göklerin ve yerin mirası allahındır. allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
181. andolsun; "gerçek, allah fakirdir, biz ise zenginiz" diyenlerin sözlerini allah işitmiştir. onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve: "yakıcı olan azabı tadın" diyeceğiz.
182. bu, ellerinizin önden sunduklarıdır. allah, gerçekten kullara zulmedici değildir.
183. "allah bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmamamız konusunda and verdi," diyenlere de ki: "şüphesiz, benden önce nice elçiler, apaçık belgeler ve söylediklerinizle geldi; eğer, siz doğru idiyseniz, o halde onları ne diye öldürdünüz?"
184. eğer seni yalanlarlarsa, senden önce apaçık belgeler, zeburlar ve aydınlık kitapla gelen elçileri de yalanlamışlardır.
185. her nefis ölümü tadıcıdır. kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
186. andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.
187. hani kitap verilenlerden: "onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye kesin söz almıştı. fakat onlar, bunu arkalarına attılar ve ona karşılık az bir değeri satın aldılar. o aldıkları şey ne kötüdür.
188. getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş olarak sayma. onlar için acı bir azap vardır.
189. göklerin ve yerin mülkü allahındır. allah, herşeye güç yetirendir.
190. şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.
191. onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken allahı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (ve derler ki:) "rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."
192. "rabbimiz, şüphesiz sen kimi ateşe sokarsan, artık onu hor ve aşağılık kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur."
193. "rabbimiz, biz: "rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür."
194. "rabbimiz, elçilerine vadettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi hor ve aşağılık kılma. şüphesiz sen, vadine muhalefet etmeyensin."
195. nitekim rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: "şüphesiz ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. sizin kiminiz kiminizdendir. işte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (bu,) allah katından bir karşılık (sevap)tır. (o) allah, karşılığın (sevabın) en güzeli onun katındadır."
196. inkâr edenlerin ülke ülke dönüp-dolaşmaları seni aldatmasın.
197. (bu) az bir yarar(lanma)dır. sonra bunların barınma yerleri cehennemdir. ne kötü bir yataktır o!
198. ama rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için allah katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. iyilik yapanlar için, allahın katında olanlar daha hayırlıdır.
199. şüphesiz, kitap ehlinden, allaha; size indirilene ve kendilerine indirilene -allaha derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. onlar allahın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. işte bunların rableri katında ecirleri vardır. şüphesiz allah, hesabı çok çabuk görendir.
200. ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. allahtan korkun. umulur ki kurtulursunuz.
fatiha suresinin türkçedeki adı.
kuran-ı kerimin sekizinci suresi. 75 ayetten oluşur. enfal, türkçede savaş ganimeti anlamına gelir.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1- sana savaş-ganimetlerini sorarlar. de ki: "ganimetler allahın ve resûlündür. buna göre, eğer mümin iseniz allahtan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve allaha ve resûlü’ne itaat edin."
2- müminler ancak o kimselerdir ki, allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. onun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca rablerine tevekkül ederler.
3- onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
4- işte gerçek müminler bunlardır. rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
5- rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında müminlerden bir grup isteksizdi.
6- (herşey) açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.
7- hani allah, iki topluluktan birinin muhakkak sizin olacağını vadetmişti; siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. oysa allah, sözleriyle hakkın ve inkar edenlerin arkasını kesmek (kökünü kurutmak) istiyordu.
8- o, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.)
9- siz rabbinizden yardım taleb ediyordunuz, o da: "şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti.
10- allah, bunu, yalnızca bir müjde ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) allahın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. hiç şüphesiz allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
11- hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.
12- rabbin meleklere vahyetmişti ki: "şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın, inkar edenlerin kalplerine amansız bir korku salacağım. öyleyse (ey müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına."
13- bu, elbette, onların allaha ve elçisine baş kaldırmaları dolayısıyladır. kim allaha ve elçisine baş kaldırırsa, şüphesiz allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
14- işte bu sizin; tadın bunu. inkara sapanlara bir de ateş azabı vardır.
15- ey iman edenler, toplu olarak kafirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın).
16- kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse, gerçekten o, allahtan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir. ne kötü bir yataktır o.
17- onları siz öldürmediniz, ama onları allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama allah attı. müminleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) şüphesiz allah, işitendir, bilendir.
18- işte size böyle… gerçekten allah, kafirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır.
19- eğer fetih istiyor idiyseniz (ey kafirler,) işte size fetih; ama eğer (inkardan ve eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. yok, geri dönerseniz biz de döneriz. topluluğunuz çok da olsa, size bir şey sağlayamaz. çünkü allah müminlerle beraberdir.
20- ey iman edenler, allaha ve resûlü’ne itaat edin. siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.
21- ve: "biz işittik" dedikleri halde, gerçekte işitmeyenler gibi olmayın;
22- gerçek şu ki, allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.
23- eğer allah, onlarda bir hayır görseydi muhakkak onlara işittirirdi. işittirseydi bile, arka çevirenler olarak (yine) yüz çevirirlerdi.
24- ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, allaha ve resûlü’ne icabet edin. ve bilin ki muhakkak allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten ona götürülüp toplanacaksınız.
25- ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. bilin ki, gerçekten allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
26- hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. işte o, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. ki şükredesiniz.
27- ey iman edenler, allaha ve resûlü’ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin.
28- bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) allah yanında ise büyük bir mükafat vardır.
29- ey iman edenler, allahtan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. allah büyük fazl sahibidir.
30- hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.
31- ayetlerimiz onlara okunduğu zaman; "işittik" dediler. "istesek, biz de bunun bir benzerini söyleyebiliriz. bu, eskilerin efsanelerinden başkası değildir."
32- bir de: "ey allahımız, eğer bu (kuran) bir gerçek olarak senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azap getir (bakalım)." demişlerdi.
33- oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, allah onları azaplandıracak değildir. ve onlar, bağışlanma dilemektelerken de, allah onları azaplandıracak değildir.
34- onlar, mescid-i haramdan (insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları değilken allah, ne diye onları azaplandırmasın? onun (asıl) koruyucularıyalnızca korkup-sakınanlardır. ancak onların çoğu bilmezler.
35- onların beyt(-i şerif) önündeki duaları, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başkası değildir. artık inkar ettikleriniz dolayısıyla tadın azabı.
36- gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) allahın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. inkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.
37- bu, allahın murdar olanı temizden ayırt etmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. işte bunlar hüsrana uğrayanlardır.
38- o inkar edenlere de ki: "eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır.
39- fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi allahın oluncaya kadar onlarla savaşın. şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz allah, yaptıklarını görendir.
40- geri dönerlerse, bilin ki gerçekten allah, sizin mevlanızdır. o, ne güzel mevladır ve ne güzel yardımcıdır.
41- bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri, muhakkak allahın, resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur. eğer allaha, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (bedirde) kulumuza indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün). allah, herşeye güç yetirendir.
42- hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. şüphesiz allah, gerçekten işitendir, bilendir.
43- hani allah, onları sana uykunda az gösteriyordu; eğer sana çok gösterseydi, gerçekten yılgınlığa kapılacaktınız ve iş konusunda gerçekten çekişmeye düşecektiniz. ancak allah esenlik (kurtuluş) bağışladı. çünkü o, elbette sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
44- karşı karşıya geldiğinizde, allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için, onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. ve (bütün) işler allaha döndürülür.
45- ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve allahı çokça zikredin. ki kurtuluş (felah) bulasınız.
46- allaha ve resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. sabredin. şüphesiz allah, sabredenlerle beraberdir.
47- bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) allahın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır.
48- o zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: "bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "şüphesiz ben sizden uzağım. çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben allahtan da korkuyorum" dedi. allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
49- münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "bunları (müslümanları) dinleri aldattı." oysa kim allaha tevekkül ederse, şüphesiz allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
50- melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin.
51- bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. yoksa şüphesiz allah kullara zulmedici değildir.
52- firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi allahın ayetlerini inkar ettiler de, allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. şüphesiz, allah, en büyük kuvvet sahibidir, sonuçlandırması pek şiddetlidir.
53- nedeni şu: bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. allah şüphesiz işitendir, bilendir.
54- firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. onlar, rablerinin ayetlerini yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. firavun ordusunu suda boğduk. onların tümü zulmeden kimselerdi.
55- allah katında canlıların en kötüsü, şüphesiz inkar edenlerdir. onlar artık inanmazlar.
56- bunlar, içlerinden antlaşma yaptığın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini bozarlar. onlar sakınmazlar.
57- bundan dolayı, savaşta onları yakalarsan, öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). umulur ki ibret alırlar.
58- eğer bir kavmin ihanet edeceğinden kesin olarak korkarsan, sen de açık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlaşma metnini ve diplomatik ilişkiyi) at. gerçekten allah, ihanet edenleri sevmez.
59- inkar edenler, kaçıp-kurtulduklarını sanmasınlar; gerçek şu ki, onlar (bizi) aciz bırakamazlar.
60- onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. bununla, allahın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip allahın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. allah yolunda her ne infak ederseniz, size eksiksiz olarak ödenir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.
61- eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve allaha tevekkül et. çünkü o, işitendir, bilendir.
62- onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz allah sana yeter. o, seni yardımıyla ve müminlerle destekledi.
63- ve onların kalplerini uzlaştırdı. sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. ama allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. çünkü o, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
64- ey peygamber, sana ve seni izleyen müminlere allah yeter.
65- ey peygamber, müminleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kafirlerden binini yener. çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.
66- şimdi, allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir zaf olduğunu bildi. sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, allahın izniyle (onların) iki binini yener. allah, sabredenlerle beraberdir.
67- hiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. oysa allah (size) ahireti istemektedir. allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
68- eğer allahın geçmişte bir yazması (söz vermesi) olmasaydı, aldıklarınıza karşılık size gerçekten büyük bir azap dokunurdu.
69- artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve allahtan korkup-sakının. şüphesiz allah bağışlayandır, esirgeyendir."
70- ey peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: "eğer allah, sizin kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse (görürse) size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. allah bağışlayandır, esirgeyendir."
71- eğer sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha önce allaha da ihanet etmişlerdi; böylece o da, "bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
72- gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. iman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur. ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür. ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. allah, yaptıklarınızı görendir.
73- inkar edenler birbirlerinin velileridir. eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.
74- iman edenler, hicret edenler ve allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mümin olanlar bunlardır. onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
75- bundan sonra iman edip hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar sizdendir. akrabalar (mirasta) allahın kitabı’na göre, birbirlerine (mirasta) önceliklidir. doğrusu allah herşeyi bilendir.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1- sana savaş-ganimetlerini sorarlar. de ki: "ganimetler allahın ve resûlündür. buna göre, eğer mümin iseniz allahtan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve allaha ve resûlü’ne itaat edin."
2- müminler ancak o kimselerdir ki, allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. onun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca rablerine tevekkül ederler.
3- onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
4- işte gerçek müminler bunlardır. rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
5- rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında müminlerden bir grup isteksizdi.
6- (herşey) açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.
7- hani allah, iki topluluktan birinin muhakkak sizin olacağını vadetmişti; siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. oysa allah, sözleriyle hakkın ve inkar edenlerin arkasını kesmek (kökünü kurutmak) istiyordu.
8- o, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.)
9- siz rabbinizden yardım taleb ediyordunuz, o da: "şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti.
10- allah, bunu, yalnızca bir müjde ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) allahın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. hiç şüphesiz allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
11- hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.
12- rabbin meleklere vahyetmişti ki: "şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın, inkar edenlerin kalplerine amansız bir korku salacağım. öyleyse (ey müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına."
13- bu, elbette, onların allaha ve elçisine baş kaldırmaları dolayısıyladır. kim allaha ve elçisine baş kaldırırsa, şüphesiz allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
14- işte bu sizin; tadın bunu. inkara sapanlara bir de ateş azabı vardır.
15- ey iman edenler, toplu olarak kafirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın).
16- kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse, gerçekten o, allahtan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir. ne kötü bir yataktır o.
17- onları siz öldürmediniz, ama onları allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama allah attı. müminleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) şüphesiz allah, işitendir, bilendir.
18- işte size böyle… gerçekten allah, kafirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır.
19- eğer fetih istiyor idiyseniz (ey kafirler,) işte size fetih; ama eğer (inkardan ve eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. yok, geri dönerseniz biz de döneriz. topluluğunuz çok da olsa, size bir şey sağlayamaz. çünkü allah müminlerle beraberdir.
20- ey iman edenler, allaha ve resûlü’ne itaat edin. siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.
21- ve: "biz işittik" dedikleri halde, gerçekte işitmeyenler gibi olmayın;
22- gerçek şu ki, allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.
23- eğer allah, onlarda bir hayır görseydi muhakkak onlara işittirirdi. işittirseydi bile, arka çevirenler olarak (yine) yüz çevirirlerdi.
24- ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, allaha ve resûlü’ne icabet edin. ve bilin ki muhakkak allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten ona götürülüp toplanacaksınız.
25- ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. bilin ki, gerçekten allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
26- hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. işte o, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. ki şükredesiniz.
27- ey iman edenler, allaha ve resûlü’ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin.
28- bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) allah yanında ise büyük bir mükafat vardır.
29- ey iman edenler, allahtan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. allah büyük fazl sahibidir.
30- hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.
31- ayetlerimiz onlara okunduğu zaman; "işittik" dediler. "istesek, biz de bunun bir benzerini söyleyebiliriz. bu, eskilerin efsanelerinden başkası değildir."
32- bir de: "ey allahımız, eğer bu (kuran) bir gerçek olarak senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azap getir (bakalım)." demişlerdi.
33- oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, allah onları azaplandıracak değildir. ve onlar, bağışlanma dilemektelerken de, allah onları azaplandıracak değildir.
34- onlar, mescid-i haramdan (insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları değilken allah, ne diye onları azaplandırmasın? onun (asıl) koruyucularıyalnızca korkup-sakınanlardır. ancak onların çoğu bilmezler.
35- onların beyt(-i şerif) önündeki duaları, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başkası değildir. artık inkar ettikleriniz dolayısıyla tadın azabı.
36- gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) allahın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. inkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.
37- bu, allahın murdar olanı temizden ayırt etmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. işte bunlar hüsrana uğrayanlardır.
38- o inkar edenlere de ki: "eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır.
39- fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi allahın oluncaya kadar onlarla savaşın. şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz allah, yaptıklarını görendir.
40- geri dönerlerse, bilin ki gerçekten allah, sizin mevlanızdır. o, ne güzel mevladır ve ne güzel yardımcıdır.
41- bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri, muhakkak allahın, resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur. eğer allaha, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (bedirde) kulumuza indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün). allah, herşeye güç yetirendir.
42- hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. şüphesiz allah, gerçekten işitendir, bilendir.
43- hani allah, onları sana uykunda az gösteriyordu; eğer sana çok gösterseydi, gerçekten yılgınlığa kapılacaktınız ve iş konusunda gerçekten çekişmeye düşecektiniz. ancak allah esenlik (kurtuluş) bağışladı. çünkü o, elbette sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
44- karşı karşıya geldiğinizde, allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için, onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. ve (bütün) işler allaha döndürülür.
45- ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve allahı çokça zikredin. ki kurtuluş (felah) bulasınız.
46- allaha ve resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. sabredin. şüphesiz allah, sabredenlerle beraberdir.
47- bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) allahın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır.
48- o zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: "bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "şüphesiz ben sizden uzağım. çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben allahtan da korkuyorum" dedi. allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
49- münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "bunları (müslümanları) dinleri aldattı." oysa kim allaha tevekkül ederse, şüphesiz allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
50- melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin.
51- bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. yoksa şüphesiz allah kullara zulmedici değildir.
52- firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi allahın ayetlerini inkar ettiler de, allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. şüphesiz, allah, en büyük kuvvet sahibidir, sonuçlandırması pek şiddetlidir.
53- nedeni şu: bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. allah şüphesiz işitendir, bilendir.
54- firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. onlar, rablerinin ayetlerini yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. firavun ordusunu suda boğduk. onların tümü zulmeden kimselerdi.
55- allah katında canlıların en kötüsü, şüphesiz inkar edenlerdir. onlar artık inanmazlar.
56- bunlar, içlerinden antlaşma yaptığın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini bozarlar. onlar sakınmazlar.
57- bundan dolayı, savaşta onları yakalarsan, öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). umulur ki ibret alırlar.
58- eğer bir kavmin ihanet edeceğinden kesin olarak korkarsan, sen de açık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlaşma metnini ve diplomatik ilişkiyi) at. gerçekten allah, ihanet edenleri sevmez.
59- inkar edenler, kaçıp-kurtulduklarını sanmasınlar; gerçek şu ki, onlar (bizi) aciz bırakamazlar.
60- onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. bununla, allahın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip allahın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. allah yolunda her ne infak ederseniz, size eksiksiz olarak ödenir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.
61- eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve allaha tevekkül et. çünkü o, işitendir, bilendir.
62- onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz allah sana yeter. o, seni yardımıyla ve müminlerle destekledi.
63- ve onların kalplerini uzlaştırdı. sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. ama allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. çünkü o, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
64- ey peygamber, sana ve seni izleyen müminlere allah yeter.
65- ey peygamber, müminleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kafirlerden binini yener. çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.
66- şimdi, allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir zaf olduğunu bildi. sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, allahın izniyle (onların) iki binini yener. allah, sabredenlerle beraberdir.
67- hiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. oysa allah (size) ahireti istemektedir. allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
68- eğer allahın geçmişte bir yazması (söz vermesi) olmasaydı, aldıklarınıza karşılık size gerçekten büyük bir azap dokunurdu.
69- artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve allahtan korkup-sakının. şüphesiz allah bağışlayandır, esirgeyendir."
70- ey peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: "eğer allah, sizin kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse (görürse) size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. allah bağışlayandır, esirgeyendir."
71- eğer sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha önce allaha da ihanet etmişlerdi; böylece o da, "bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
72- gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. iman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur. ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür. ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. allah, yaptıklarınızı görendir.
73- inkar edenler birbirlerinin velileridir. eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.
74- iman edenler, hicret edenler ve allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mümin olanlar bunlardır. onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
75- bundan sonra iman edip hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar sizdendir. akrabalar (mirasta) allahın kitabı’na göre, birbirlerine (mirasta) önceliklidir. doğrusu allah herşeyi bilendir.
eskiden, çok eskiden, ta kara korsanların, kaptan cookların olduğu dönemlerden kalma bir terim. savaş sırasında düşmandan elde edilen gelirlerdir. altın olur, yiyecek olur, değerli taş olur, türkan şoray bile olur.
kur’an’daki beşinci suredir. toplam 120 ayetten oluşur.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1. ey iman edenler! akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. ihramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. allah dilediğine hükmeder.
2. ey iman edenler! allah’ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (allah’a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, rablerinin lütuf ve rızasını arayarak beyt-i haram’a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. ihramdan çıkınca avlanabilirsiniz. mescid-i haram’a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! iyilik ve (allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. allah’tan korkun; çünkü allah’ın cezası çetindir.
3. leş, kan, domuz eti, allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı. bunlar yoldan çıkmaktır. bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. artık onlardan korkmayın, benden korkun. bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak islâm’ı beğendim. kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). çünkü allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
4. kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. allah’ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve üzerine allah’ın adını anın (besmele çekin). allah’tan korkun. allah’ın hesabı pek çabuktur.
5. bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. kim (islâmî hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. o, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.
6. ey iman edenler! namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.
7. allah’ın size olan nimetini, "duyduk ve kabul ettik" dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (o’na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve allah’tan korkun. şüphesiz allah, kalblerin içindekini bilmektedir.
8. ey iman edenler! allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. adaletli olun; bu, allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. allah’a isyandan sakının. allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.
9. allah, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büyük mükâfat vardır.
10. inkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar cehennemliklerdir.
11. ey iman edenler! allah’ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de allah, onların ellerini sizden çekmişti. allah’tan korkun ve müminler yalnızca allah’a güvensinler.
12. andolsun ki allah, israiloğullarından söz almıştı. (kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. allah onlara şöyle demişti: ben sizinle beraberim. eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.
13. sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). kendilerine öğretilen ahkâmın (tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. içlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. yine de sen onları affet ve aldırış etme. şüphesiz allah iyilik edenleri sever.
14. "biz hıristiyanlarız" diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya kitab’ın) önemli bir bölümünü unuttular. bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. yakında allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
15. ey ehl-i kitap ! resûlümüz size kitap’tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. gerçekten size allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.
16. rızasını arayanı allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.
17. "şüphesiz allah, meryem oğlu mesîh’dir" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. de ki: öyleyse allah, meryem oğlu mesîh’i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse allah’a kim bir şey yapabilecektir (o’na kim bir şeyle engel olabilecektir)! göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti allah’a aittir. o dilediğini yaratır ve allah her şeye tam manasıyle kadirdir.
18. yahudiler ve hıristiyanlar "biz allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. de ki: öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? doğrusu siz de o’nun yarattığı insanlardansınız. o, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti allah’a aittir. sonunda dönüş de ancak o’nadır.
19. ey ehl-i kitap! peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): "bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demiyesiniz. işte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. allah her şeye hakkıyle kadirdir.
20. bir zamanlar musa, kavmine şöyle demişti: ey kavmim! allah’ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira o, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.
21. ey kavmim ! allah’ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.
22. onlar şu cevabı verdiler: yâ musa! orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.
23. korkanların içinden allah’ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. eğer müminler iseniz ancak allah’a güvenin.
24. "ey musa! onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız" dediler.
25. musa: "rabbim! ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır" dedi.
26. allah, "öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme" dedi.
27. onlara, adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "andolsun seni öldüreceğim" dedi. diğeri de "allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder" dedi (ve ekledi:)
28. "andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. ben, âlemlerin rabbi olan allah’tan korkarım."
29. "ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur."
30. nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.
31. derken allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (katil kardeş) "yazıklar olsun bana! şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim" dedi ve ettiğine yananlardan oldu.
32. işte bu yüzdendir ki israiloğulları’na şöyle yazmıştık: kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
33. allah ve resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. onlar için ahirette de büyük azap vardır.
34. ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
35. ey iman edenler! allah’tan korkun. o’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
36. şüphe yok ki kâfir olanlar, yer yüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez; onlar için acı bir azap vardır.
37. ateşten çıkmak isterler, fakat onlar oradan çıkacak değillerdir. onlar için devamlı bir azap vardır.
38. hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. allah izzet ve hikmet sahibidir.
39. kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz allah onun tevbesini kabul eder. allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
40. bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti allah’a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. allah her şeye hakkıyle kadirdir.
41. ey resûl! kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle "inandık" diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. "eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler. allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. onlar, allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.
42. hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. allah âdil olanları sever.
43. içinde allah’ın hükmü bulunan tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? onlar inanmış kimseler değildir.
44. biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde tevrat’ı indirdik. kendilerini (allah’a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. allah’ın kitab’ını korumaları kendilerinden istendiği için rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. şu halde (ey yahudiler ve hakimler!) insanlardan korkmayın, benden korkun. ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. kim allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
45. tevrat’ta onlara şöyle yazdık: cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). yaralar da kısastır (her yaralama misli ile cezalandırılır). kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. kim allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.
46. kendinden önce gelen tevrat’ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, meryem oğlu isa’yı arkalarından gönderdik. ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki tevrat’ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere incil’i verdik.
47. incil’e inananlar, allah’ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. kim allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
48. sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak kitab’ı (kur’an’ı) gönderdik. artık aralarında allah’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (ey ümmetler!) her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. hepinizin dönüşü allah’adır. artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) o haber verecektir.
49. (sana şu talîmatı verdik): aralarında allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister. insanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.
50. yoksa onlar (islâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? iyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı allah’tan daha güzel kim vardır?
51. ey iman edenler! yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). içinizden onları dost tutanlar, onlardandır. şüphesiz allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.
52. kalblerinde hastalık bulunanların: "başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. umulur ki allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.
53. (o zaman) iman edenler: "bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?" diyeceklerdir. onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.
54. ey iman edenler! sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (bunlar) allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). bu, allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.
55. sizin dostunuz (veliniz) ancak allah’tır, resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.
56. kim allah’ı, resûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz allah’ın tarafını tutanlardır.
57. ey iman edenler! sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. allah’tan korkun; eğer müminler iseniz.
58. namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır.
59. (onlara) şöyle de: ey kitap ehli! yalnızca allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? oysa çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.
60. de ki: allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? allah’ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. işte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.
61. yanınıza inkârla girip yine inkârla çıktıkları halde size geldiklerinde "inandık" derler. allah gizlediklerini daha iyi bilmektedir.
62. onlardan birçoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını görürsün. yaptıkları ne kadar kötüdür!
63. din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! işledikleri (fiiller) ne kötüdür!
64. yahudiler, allah’ın eli bağlıdır (sıkdır), dediler. hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar! bilâkis, allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. andolsun ki sana rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. aralarına, kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) allah onu söndürmüştür. onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; allah ise bozguncuları sevmez.
65. eğer ehl-i kitap iman edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları nimeti bol cennetlere sokardık.
66. eğer onlar tevrat’ı, incil’i ve rablerinden onlara indirileni (kur’an’ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifade ederek refah içinde yaşarlardı). - onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisatlı, mutedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!
67. ey resûl! rabbinden sana indirileni tebliğ et. eğer bunu yapmazsan o’nun elçiliğini yapmamış olursun. allah seni insanlardan koruyacaktır. doğrusu allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.
68. "ey kitap ehli! siz, tevrat’ı, incil’i ve rabbinizden size indirileni hakkıyle uygulamadıkça, (doğru) bir şey (yol) üzerinde değilsinizdir" de. rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. kâfirler topluluğuna üzülme.
69. iman edenler ile yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
70. andolsun ki israiloğullarının sağlam sözünü aldık ve onlara peygamberler gönderdik. ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediğini (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
71. bir belâ olmayacak zannettiler de kör ve sağır kesildiler. sonra allah tevbelerini kabul etti. sonra içlerinden çoğu yine kör ve sağır oldu. allah onların yaptıklarını görmektedir.
72. andolsun ki "allah, kesinlikle meryem oğlu mesîh’tir" diyenler kâfir olmuşlardır. halbuki mesîh "ey israiloğulları! rabbim ve rabbiniz olan allah’a kulluk ediniz. biliniz ki kim allah’a ortak koşarsa muhakkak allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demişti.
73. andolsun "allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. halbuki bir tek allah’dan başka hiçbir tanrı yoktur. eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir.
74. hâla allah’a tevbe edip o’ndan bağışlanmayı dilemiyecekler mi? allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
75. meryem oğlu mesîh ancak bir resûldür. ondan önce de (birçok) resûller gelip geçmiştir. anası da çok doğru bir kadındır. her ikisi de yemek yerlerdi. bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.
76. de ki: allah’ı bırakıp da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? hakkıyla işiten ve bilen yalnız allah’tır.
77. de ki: ey kitap ehli! dininizde haksız yere haddi aşmayın. daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın.
78. israiloğullarından kâfir olanlar, davud ve meryem oğlu isa diliyle lânetlenmişlerdir. bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.
79. onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. andolsun yaptıkları ne kötüdür!
80. onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. nefislerinin onlar için (ahiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür: allah onlara gazabetmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar!
81. eğer onlar allah’a, peygamber’e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
82. insanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "biz hıristiyanlarız" diyenleri bulacaksın. çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
83. resûle indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. derler ki: "rabbimiz! iman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz."
84. "rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umup dururken niçin allah’a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim?"
85. söyledikleri (bu) sözden dolayı allah onlara, içinde devamlı kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. iyi hareket edenlerin mükâfatı işte budur.
86. inkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince işte onlar cehennemliklerdir.
87. ey iman edenler! allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. allah sınırı aşanları sevmez.
88. allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz allah’tan korkun.
89. allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!
90. ey iman edenler! şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.
91. şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?
92. allah’a itaat edin, resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.
93. iman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyle sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyle sakınıp iman ettikleri, sonra da hakkıyle sakınıp yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. (önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). allah iyi ve güzel yapanları sever.
94. ey iman edenler! allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) dener ki gizlide (kimsenin görmediği yerde, gerçekten) kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır.
95. ey iman edenler! ihramlı iken avı öldürmeyin. içinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (buna) kâbe’ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder). yahut (avlanmanın cezası), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun. allah geçmişi affetmiştir. kim bu suçu tekrar işlerse allah da ondan karşılığını alır. allah daima galiptir, öç alandır.
96. hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı. ihramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. huzuruna toplanacağınız allah’tan korkun.
97. allah, kâbe’yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. bu da allah’ın, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve allah’ın her şeyi bilici olduğunu (sizin de anlayıp) bilmeniz içindir.
98. biliniz ki allah’ın cezalandırması çetindir ve yine allah’ın bağışlaması ve esirgemesi sınırsızdır.
99. resûle düşen (vazife), ancak duyurmadır. allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.
100. de ki: pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). öyleyse ey akıl sahipleri! allah’tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.
101. ey iman edenler! açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. eğer kur’an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (açıklanmadığına göre) allah onları affetmiştir. (siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.
102. sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkâr eder olmuştu.
103. allah bahîra, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey (meşru) kılmamıştır. fakat kâfirler, yalan yere allah’a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları çalışmaz.
104. onlara, "allah’ın indirdiğine ve resûl’e gelin" denildiği vakit, "babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter" derler. ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?
105. ey iman edenler! siz kendinize bakın. siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. hepinizin dönüşü allah’adır. artık o, size yaptıklarınızı bildirecektir.
106. ey iman edenler! birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi (şahit olsun). eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkor, "bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemiyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz" diye allah üzerine yemin ettirirsiniz.
107. bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve "andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz" diye allah’a yemin ederler.
108. bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur. allah’tan korkun ve (o’nu) dinleyin. allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez.
109. allah’ın peygamberleri toplayıp da "size ne cevap verildi" dediği gün, "bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin" diyeceklerdir.
110. allah o zaman şöyle diyecek: "ey meryem oğlu isa! sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla! hani seni mukaddes ruh (cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti, tevrat ve incil’i öğretmiştim. benim iznimle çamurdan, kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. hani israiloğullarını (seni öldürmekten) engellemiştim; kendilerine apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler, "bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" demişlerdi.
111. hani havârîlere, "bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. onlar (da), "iman ettik, bizim allah’a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.
112. hani havârîler "ey meryem oğlu isa, rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. o, "iman etmiş kimseler iseniz allah’tan korkun" cevabını vermişti.
113. onlar "ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz" demişlerdi.
114. meryem oğlu isa şöyle dedi: ey rabbimiz! bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.
115. allah da şöyle buyurdu: ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!
116. allah: ey meryem oğlu isa! insanlara, "beni ve anamı, allah’tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "hâşâ! seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.
117. ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan allah’a kulluk edin, dedim. içlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. sen her şeyi hakkıyle görensin.
118. eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" dedi.
119. (bu konuşmadan sonra) allah şöyle buyuracaktır: bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. allah onlardan razı olmuştur, onlar da o’ndan razı olmuşlardır. işte büyük kurtuluş ve kazanç budur.
120. göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti allah’ındır, o, her şeye hakkıyle kadirdir.
rahman ve rahim olan allah ın adıyla.
1. ey iman edenler! akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. ihramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. allah dilediğine hükmeder.
2. ey iman edenler! allah’ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (allah’a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, rablerinin lütuf ve rızasını arayarak beyt-i haram’a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. ihramdan çıkınca avlanabilirsiniz. mescid-i haram’a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! iyilik ve (allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. allah’tan korkun; çünkü allah’ın cezası çetindir.
3. leş, kan, domuz eti, allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı. bunlar yoldan çıkmaktır. bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. artık onlardan korkmayın, benden korkun. bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak islâm’ı beğendim. kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). çünkü allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
4. kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. allah’ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve üzerine allah’ın adını anın (besmele çekin). allah’tan korkun. allah’ın hesabı pek çabuktur.
5. bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. kim (islâmî hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. o, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.
6. ey iman edenler! namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.
7. allah’ın size olan nimetini, "duyduk ve kabul ettik" dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (o’na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve allah’tan korkun. şüphesiz allah, kalblerin içindekini bilmektedir.
8. ey iman edenler! allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. adaletli olun; bu, allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. allah’a isyandan sakının. allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.
9. allah, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büyük mükâfat vardır.
10. inkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar cehennemliklerdir.
11. ey iman edenler! allah’ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de allah, onların ellerini sizden çekmişti. allah’tan korkun ve müminler yalnızca allah’a güvensinler.
12. andolsun ki allah, israiloğullarından söz almıştı. (kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. allah onlara şöyle demişti: ben sizinle beraberim. eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.
13. sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). kendilerine öğretilen ahkâmın (tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. içlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. yine de sen onları affet ve aldırış etme. şüphesiz allah iyilik edenleri sever.
14. "biz hıristiyanlarız" diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya kitab’ın) önemli bir bölümünü unuttular. bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. yakında allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
15. ey ehl-i kitap ! resûlümüz size kitap’tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. gerçekten size allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.
16. rızasını arayanı allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.
17. "şüphesiz allah, meryem oğlu mesîh’dir" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. de ki: öyleyse allah, meryem oğlu mesîh’i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse allah’a kim bir şey yapabilecektir (o’na kim bir şeyle engel olabilecektir)! göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti allah’a aittir. o dilediğini yaratır ve allah her şeye tam manasıyle kadirdir.
18. yahudiler ve hıristiyanlar "biz allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. de ki: öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? doğrusu siz de o’nun yarattığı insanlardansınız. o, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti allah’a aittir. sonunda dönüş de ancak o’nadır.
19. ey ehl-i kitap! peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): "bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demiyesiniz. işte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. allah her şeye hakkıyle kadirdir.
20. bir zamanlar musa, kavmine şöyle demişti: ey kavmim! allah’ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira o, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.
21. ey kavmim ! allah’ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.
22. onlar şu cevabı verdiler: yâ musa! orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.
23. korkanların içinden allah’ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. eğer müminler iseniz ancak allah’a güvenin.
24. "ey musa! onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız" dediler.
25. musa: "rabbim! ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır" dedi.
26. allah, "öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme" dedi.
27. onlara, adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "andolsun seni öldüreceğim" dedi. diğeri de "allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder" dedi (ve ekledi:)
28. "andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. ben, âlemlerin rabbi olan allah’tan korkarım."
29. "ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur."
30. nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.
31. derken allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (katil kardeş) "yazıklar olsun bana! şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim" dedi ve ettiğine yananlardan oldu.
32. işte bu yüzdendir ki israiloğulları’na şöyle yazmıştık: kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
33. allah ve resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. onlar için ahirette de büyük azap vardır.
34. ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
35. ey iman edenler! allah’tan korkun. o’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
36. şüphe yok ki kâfir olanlar, yer yüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez; onlar için acı bir azap vardır.
37. ateşten çıkmak isterler, fakat onlar oradan çıkacak değillerdir. onlar için devamlı bir azap vardır.
38. hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. allah izzet ve hikmet sahibidir.
39. kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz allah onun tevbesini kabul eder. allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
40. bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti allah’a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. allah her şeye hakkıyle kadirdir.
41. ey resûl! kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle "inandık" diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. "eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler. allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. onlar, allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.
42. hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. allah âdil olanları sever.
43. içinde allah’ın hükmü bulunan tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? onlar inanmış kimseler değildir.
44. biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde tevrat’ı indirdik. kendilerini (allah’a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. allah’ın kitab’ını korumaları kendilerinden istendiği için rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. şu halde (ey yahudiler ve hakimler!) insanlardan korkmayın, benden korkun. ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. kim allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
45. tevrat’ta onlara şöyle yazdık: cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). yaralar da kısastır (her yaralama misli ile cezalandırılır). kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. kim allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.
46. kendinden önce gelen tevrat’ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, meryem oğlu isa’yı arkalarından gönderdik. ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki tevrat’ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere incil’i verdik.
47. incil’e inananlar, allah’ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. kim allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
48. sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak kitab’ı (kur’an’ı) gönderdik. artık aralarında allah’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (ey ümmetler!) her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. hepinizin dönüşü allah’adır. artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) o haber verecektir.
49. (sana şu talîmatı verdik): aralarında allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister. insanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.
50. yoksa onlar (islâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? iyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı allah’tan daha güzel kim vardır?
51. ey iman edenler! yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). içinizden onları dost tutanlar, onlardandır. şüphesiz allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.
52. kalblerinde hastalık bulunanların: "başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. umulur ki allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.
53. (o zaman) iman edenler: "bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?" diyeceklerdir. onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.
54. ey iman edenler! sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (bunlar) allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). bu, allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.
55. sizin dostunuz (veliniz) ancak allah’tır, resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.
56. kim allah’ı, resûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz allah’ın tarafını tutanlardır.
57. ey iman edenler! sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. allah’tan korkun; eğer müminler iseniz.
58. namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır.
59. (onlara) şöyle de: ey kitap ehli! yalnızca allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? oysa çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.
60. de ki: allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? allah’ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. işte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.
61. yanınıza inkârla girip yine inkârla çıktıkları halde size geldiklerinde "inandık" derler. allah gizlediklerini daha iyi bilmektedir.
62. onlardan birçoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını görürsün. yaptıkları ne kadar kötüdür!
63. din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! işledikleri (fiiller) ne kötüdür!
64. yahudiler, allah’ın eli bağlıdır (sıkdır), dediler. hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar! bilâkis, allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. andolsun ki sana rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. aralarına, kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) allah onu söndürmüştür. onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; allah ise bozguncuları sevmez.
65. eğer ehl-i kitap iman edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları nimeti bol cennetlere sokardık.
66. eğer onlar tevrat’ı, incil’i ve rablerinden onlara indirileni (kur’an’ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifade ederek refah içinde yaşarlardı). - onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisatlı, mutedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!
67. ey resûl! rabbinden sana indirileni tebliğ et. eğer bunu yapmazsan o’nun elçiliğini yapmamış olursun. allah seni insanlardan koruyacaktır. doğrusu allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.
68. "ey kitap ehli! siz, tevrat’ı, incil’i ve rabbinizden size indirileni hakkıyle uygulamadıkça, (doğru) bir şey (yol) üzerinde değilsinizdir" de. rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. kâfirler topluluğuna üzülme.
69. iman edenler ile yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
70. andolsun ki israiloğullarının sağlam sözünü aldık ve onlara peygamberler gönderdik. ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediğini (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
71. bir belâ olmayacak zannettiler de kör ve sağır kesildiler. sonra allah tevbelerini kabul etti. sonra içlerinden çoğu yine kör ve sağır oldu. allah onların yaptıklarını görmektedir.
72. andolsun ki "allah, kesinlikle meryem oğlu mesîh’tir" diyenler kâfir olmuşlardır. halbuki mesîh "ey israiloğulları! rabbim ve rabbiniz olan allah’a kulluk ediniz. biliniz ki kim allah’a ortak koşarsa muhakkak allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demişti.
73. andolsun "allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. halbuki bir tek allah’dan başka hiçbir tanrı yoktur. eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir.
74. hâla allah’a tevbe edip o’ndan bağışlanmayı dilemiyecekler mi? allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
75. meryem oğlu mesîh ancak bir resûldür. ondan önce de (birçok) resûller gelip geçmiştir. anası da çok doğru bir kadındır. her ikisi de yemek yerlerdi. bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.
76. de ki: allah’ı bırakıp da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? hakkıyla işiten ve bilen yalnız allah’tır.
77. de ki: ey kitap ehli! dininizde haksız yere haddi aşmayın. daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın.
78. israiloğullarından kâfir olanlar, davud ve meryem oğlu isa diliyle lânetlenmişlerdir. bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.
79. onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. andolsun yaptıkları ne kötüdür!
80. onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. nefislerinin onlar için (ahiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür: allah onlara gazabetmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar!
81. eğer onlar allah’a, peygamber’e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
82. insanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "biz hıristiyanlarız" diyenleri bulacaksın. çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
83. resûle indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. derler ki: "rabbimiz! iman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz."
84. "rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umup dururken niçin allah’a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim?"
85. söyledikleri (bu) sözden dolayı allah onlara, içinde devamlı kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. iyi hareket edenlerin mükâfatı işte budur.
86. inkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince işte onlar cehennemliklerdir.
87. ey iman edenler! allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. allah sınırı aşanları sevmez.
88. allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz allah’tan korkun.
89. allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!
90. ey iman edenler! şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.
91. şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?
92. allah’a itaat edin, resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.
93. iman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyle sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyle sakınıp iman ettikleri, sonra da hakkıyle sakınıp yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. (önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). allah iyi ve güzel yapanları sever.
94. ey iman edenler! allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) dener ki gizlide (kimsenin görmediği yerde, gerçekten) kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır.
95. ey iman edenler! ihramlı iken avı öldürmeyin. içinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (buna) kâbe’ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder). yahut (avlanmanın cezası), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun. allah geçmişi affetmiştir. kim bu suçu tekrar işlerse allah da ondan karşılığını alır. allah daima galiptir, öç alandır.
96. hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı. ihramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. huzuruna toplanacağınız allah’tan korkun.
97. allah, kâbe’yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. bu da allah’ın, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve allah’ın her şeyi bilici olduğunu (sizin de anlayıp) bilmeniz içindir.
98. biliniz ki allah’ın cezalandırması çetindir ve yine allah’ın bağışlaması ve esirgemesi sınırsızdır.
99. resûle düşen (vazife), ancak duyurmadır. allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.
100. de ki: pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). öyleyse ey akıl sahipleri! allah’tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.
101. ey iman edenler! açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. eğer kur’an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (açıklanmadığına göre) allah onları affetmiştir. (siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.
102. sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkâr eder olmuştu.
103. allah bahîra, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey (meşru) kılmamıştır. fakat kâfirler, yalan yere allah’a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları çalışmaz.
104. onlara, "allah’ın indirdiğine ve resûl’e gelin" denildiği vakit, "babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter" derler. ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?
105. ey iman edenler! siz kendinize bakın. siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. hepinizin dönüşü allah’adır. artık o, size yaptıklarınızı bildirecektir.
106. ey iman edenler! birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi (şahit olsun). eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkor, "bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemiyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz" diye allah üzerine yemin ettirirsiniz.
107. bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve "andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz" diye allah’a yemin ederler.
108. bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur. allah’tan korkun ve (o’nu) dinleyin. allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez.
109. allah’ın peygamberleri toplayıp da "size ne cevap verildi" dediği gün, "bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin" diyeceklerdir.
110. allah o zaman şöyle diyecek: "ey meryem oğlu isa! sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla! hani seni mukaddes ruh (cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti, tevrat ve incil’i öğretmiştim. benim iznimle çamurdan, kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. hani israiloğullarını (seni öldürmekten) engellemiştim; kendilerine apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler, "bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" demişlerdi.
111. hani havârîlere, "bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. onlar (da), "iman ettik, bizim allah’a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.
112. hani havârîler "ey meryem oğlu isa, rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. o, "iman etmiş kimseler iseniz allah’tan korkun" cevabını vermişti.
113. onlar "ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz" demişlerdi.
114. meryem oğlu isa şöyle dedi: ey rabbimiz! bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.
115. allah da şöyle buyurdu: ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!
116. allah: ey meryem oğlu isa! insanlara, "beni ve anamı, allah’tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "hâşâ! seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.
117. ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan allah’a kulluk edin, dedim. içlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. sen her şeyi hakkıyle görensin.
118. eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" dedi.
119. (bu konuşmadan sonra) allah şöyle buyuracaktır: bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. allah onlardan razı olmuştur, onlar da o’ndan razı olmuşlardır. işte büyük kurtuluş ve kazanç budur.
120. göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti allah’ındır, o, her şeye hakkıyle kadirdir.
maide suresinin türkçedeki adı.
bakara suresinin bir diğer adı, türkçedeki anlamı.
bir rumeli türküsü:
tunanın etrafı koru -aman-
altımdakı atım doru
bana derler katipoğlu -aman-
uyan süleyman sabah oldu
sabah oldu sabah oldu
yandı yürek kebap oldu
tunayı atladım geçtim -aman-
ben yarimden ayrı düştüm
ak ile karayı seçtim -aman-
uyan süleyman sabah oldu
sabah oldu sabah oldu
yandı yürek kebap oldu
tunanın etrafı koru -aman-
altımdakı atım doru
bana derler katipoğlu -aman-
uyan süleyman sabah oldu
sabah oldu sabah oldu
yandı yürek kebap oldu
tunayı atladım geçtim -aman-
ben yarimden ayrı düştüm
ak ile karayı seçtim -aman-
uyan süleyman sabah oldu
sabah oldu sabah oldu
yandı yürek kebap oldu
bir rumeli türküsü:
ak güvercin olaydım
pencerene konaydım
penceren de pek yüksek ()
yar dizine konaydım
keten gömlek dört enden
yar ne vazgeçtin benden
vaz geçeceğini bileydim ()
gönlümü alırdım senden
keten gömlek sekiz kat
dördünü giy dördünü sat
benden başka seversen ()
kalkma döşeklere yat
ak güvercin olaydım
pencerene konaydım
penceren de pek yüksek ()
yar dizine konaydım
keten gömlek dört enden
yar ne vazgeçtin benden
vaz geçeceğini bileydim ()
gönlümü alırdım senden
keten gömlek sekiz kat
dördünü giy dördünü sat
benden başka seversen ()
kalkma döşeklere yat
aydın yöresinden bir türkü:
fesimin kozasına
can sever bazısına
ne diyem de ağlayam alnımın yazısına
amanın dumanın neyimiş
sarmalı badem değilmiş
karanfilin moruna
uzat yarım koluna
çifte kurbanlar kesem
güzel senin yoluna
amanın dumanın neyimiş
sarmalı badem değilmiş
mor cepkenim var benim
kollarıma dar benim
ölüm var ayrılık yok
böyle kavlim var benim
amanın dumanın neyimiş
sarmalı badem değilmiş
fesimin kozasına
can sever bazısına
ne diyem de ağlayam alnımın yazısına
amanın dumanın neyimiş
sarmalı badem değilmiş
karanfilin moruna
uzat yarım koluna
çifte kurbanlar kesem
güzel senin yoluna
amanın dumanın neyimiş
sarmalı badem değilmiş
mor cepkenim var benim
kollarıma dar benim
ölüm var ayrılık yok
böyle kavlim var benim
amanın dumanın neyimiş
sarmalı badem değilmiş
bir rumeli türküsü:
arda boylarında kırmızı erik
halimenin ardında on yedi belik
ah anneciğim ah anneceğim yaktın ya beni
bu genç yaşta denizlere attın ya beni
alıverin feracemi anneceğim diksin
o kıymatlı ismaile kendisi gitsin
ah anneciğim ah anneceğim yaktın ya beni
bu genç yaşta denizlere attın ya beni
arda boylarına ben kendim gittim
dalgalar vurdukça can teslim ettim
ah anneciğim ah anneceğim yaktın ya beni
bu genç yaşta denizlere attın ya beni
arda boylarında kırmızı erik
halimenin ardında on yedi belik
ah anneciğim ah anneceğim yaktın ya beni
bu genç yaşta denizlere attın ya beni
alıverin feracemi anneceğim diksin
o kıymatlı ismaile kendisi gitsin
ah anneciğim ah anneceğim yaktın ya beni
bu genç yaşta denizlere attın ya beni
arda boylarına ben kendim gittim
dalgalar vurdukça can teslim ettim
ah anneciğim ah anneceğim yaktın ya beni
bu genç yaşta denizlere attın ya beni
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?