imran suresi

pipisik
kuran-ı kerim’in üçüncü suresi. 200 ayetten oluşur. "al-i imran suresi" olarak geçer ve türkçede imran ailesi anlamına gelir.

rahman ve rahim olan allah ın adıyla.

1. elif, lam, mim.
2. allah... o’ndan başka ilah yoktur. diridir, kaimdir.
3. o, sana kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. o, tevrat’ı ve incil’i de indirmişti.
4. bundan (kur’an’dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler. doğruyu yanlıştan ayıran (furkan)ı da indirdi. gerçek şu ki, allah’ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. allah güçlüdür, intikam alıcıdır.
5. şüphesiz, yerde ve gökte allah’a hiçbir şey gizli kalmaz.
6. döl yataklarında size dilediği gibi suret veren o’dur. o’ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
7. sana kitab’ı indiren o’dur. ondan, kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem’dir; diğerleri ise müteşabihtir. kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. oysa onun tevilini allah’tan başkası bilmez. ilimde derinleşenler ise: "biz ona inandık, tümü rabbimiz’in katındandır" derler. temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
8. "rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. şüphesiz, bağışı en çok olan sensin sen."
9. "rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları gerçekten sen toplayacaksın. doğrusu allah, va’dinden cayıp-dönmez."
10. şüphesiz inkar edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine allah’tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. ve onlar ateşin yakıtıdırlar.
11. tıpkı firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. ayetlerimizi yalanladılar, böylece allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
12. inkar edenlere de ki: "yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz." ne kötü yataktır o.
13. karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır. bir topluluk, allah yolunda çarpışıyordu, diğeri ise kafirdi ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı görüyorlardı. işte allah, dilediğini yardımıyla destekler. şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır.
14. kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ’süslü ve çekici’ kılındı. bunlar, dünya hayatının metaıdır. asıl varılacak güzel yer allah katında olandır.
15. de ki: "size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? korkup sakınanlar için rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve allah’ın rızası vardır. allah, kulları hakkıyla görendir."
16. onlar: "rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler;
17. sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve ’seher vakitlerinde’ bağışlanma dileyenlerdir.
18. allah, gerçekten kendisi’nden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de o’ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. aziz ve hakim olan o’ndan başka ilah yoktur.
19. hiç şüphesiz din, allah katında islam’dır. kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma" (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. kim allah’ın ayetlerini inkar ederse, (bilsin ki) gerçekten allah, hesabı pek çabuk görendir.
20. eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi allah’a teslim ettim." ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "siz de teslim oldunuz mu?" eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. allah, kulları hakkıyla görendir.
21. allah’ın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı müjdele.
22. onlar, yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. ve onların yardımcıları yoktur.
23. kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? aralarında allah’ın kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. onlar, işte böyle arka dönenlerdir.
24. bu, onların: "ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.
25. artık onları, kendisinde şüphe olmayan bir gün topladığımızda ve her bir nefse -haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tam olarak ödendiğinde nasıl olacak?
26. de ki: "ey mülkün sahibi allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır senin elindedir. gerçekten sen, herşeye güç yetirensin."
27. "geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin."
28. mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. kim böyle yaparsa, allah’tan hiçbir şey (yardım) yoktur. ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka. allah, sizi kendisi’nden sakındırır. varış allah’adır.
29. de ki: "sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- allah bilir. ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. allah, herşeye güç yetirendir."
30. her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün). allah, sizi kendisi’nden sakındırır. allah, kullarına karşı şefkatli olandır.
31. de ki: "eğer siz allah’ı seviyorsanız bana uyun; allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. allah bağışlayandır, esirgeyendir."
32. de ki: "allah’a ve elçisine itaat edin." eğer yüz çevirirlerse şüphesiz allah, kafirleri sevmez.
33. gerçek şu ki, allah, adem’i, nuh’u, ibrahim ailesini ve imran ailesini alemler üzerine seçti;
34. onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. allah işitendir, bilendir.
35. hani imran’ın karısı: "rabbim, karnımda olanı, ’her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ sana adadım, benden kabul et. şüphesiz işiten bilen sensin sen" demişti.
36. fakat onu doğurduğunda -allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. erkek ise, kız gibi değildir. ona meryem adını koydum. ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan sana sığındırırım."
37. bunun üzerine rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı. zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "bu, allah katındandır. şüphesiz allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.
38. orada zekeriya rabbine dua etti: "rabbim, bana katından tertemiz bir soy armağan et. doğrusu sen, duaları işitensin" dedi.
39. o mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "allah, sana yahya’yı müjdeler. o, allah’tan olan bir kelimeyi (isa’yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir."
40. dedi ki: "rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?" "böyledir" dedi, "allah dilediğini yapar."
41. (zekeriya) "rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. rabbini çokça zikret ve akşam sabah o’nu tesbih et." dedi.
42. hani melekler: "meryem, şüphesiz allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti.
43. "meryem, rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et."
44. bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. onlardan hangisi meryem’i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur’a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.
45. hani melekler, dediler ki: "meryem, doğrusu allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. onun adı meryem oğlu isa mesih’tir. o, dünyada ve ahirette ’seçkin, onurlu, saygındır’ ve (allah’a) yakın kılınanlardandır."
46. "beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. ve o salihlerdendir."
47. "rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (fakat) allah neyi dilerse yaratır. bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir."
48. "ona kitab’ı, hikmeti, tevrat’ı ve incil’i öğretecek."
49. israiloğulları’na elçi kılacak. (o, israiloğulları’na şöyle diyecek:) "gerçek şu, ben size rabbinizden bir ayetle geldim. ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik allah’ın izniyle kuş oluverir. ve allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır."
50. "benden önceki tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size rabbinizden bir ayetle geldim. artık allah’tan korkup bana itaat edin."
51. "gerçekten allah, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. öyleyse o’na ibadet edin. dosdoğru olan yol işte budur."
52. nitekim isa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: "allah için bana yardım edecekler kimdir?" havariler: "allah’ın yardımcıları biziz; biz allah’a inandık, bizim gerçekten müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler.
53. "rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. böylece bizi şahidlerle beraber yaz."
54. onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.
55. hani allah, isa’ya demişti ki: "ey isa, doğrusu senin hayatına ben son vereceğim, seni kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. sonra dönüşünüz yalnızca banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda ben hükmedeceğim."
56. "inkar edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azaplandıracağım. onların hiç yardımcıları yoktur."
57. "iman edip salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. allah, zalim olanları sevmez."
58. bunları biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (kur’an’dan) okuyoruz.
59. şüphesiz, allah katında isa’nın durumu, adem’in durumu gibidir. onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi.
60. gerçek, rabbinden (gelen)dir. öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma.
61. artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle ’çekişip-tartışmalara girişirlerse’ de ki: "gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de allah’ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım."
62. şüphesiz bu, gerçek bir olayın haberidir. allah’tan başka ilah yoktur. ve şüphesiz allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
63. eğer yüz çevirirlerse elbette allah, fesat çıkaranları bilir.
64. de ki: "ey kitap ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, o’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı rabler edinmeyelim." eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız."
65. "ey kitap ehli, ibrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? tevrat da, incil de ancak ondan sonra indirilmiştir. yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"
66. işte sizler böylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? oysa allah bilir, sizler bilmezsiniz.
67. ibrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı: ancak, o hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
68. doğrusu, insanların ibrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. allah, mü’minlerin velisidir.
69. kitap ehlinden bir grup, sizi şaşırtıp saptırmayı arzuladı; fakat onlar ancak kendi nefislerini şaşırtıp-saptırırlar da şuuruna varmazlar.
70. ey kitap ehli, siz şahid olup dururken, ne diye allah’ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?
71. ey kitap ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?
72. kitap ehlinden bir bölümü, dedi ki: "iman edenlere inene gündüzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. belki onlar da dönerler."
73. "ve sizin dininize uyanlardan başkasına inanıp güvenmeyin." de ki: "şüphesiz doğru yol allah’ın dosdoğru yoludur. size verilenin bir benzeri birine (islam peygamberine) veriliyor ya da rabbinizin katında onlar (müslümanlar) size karşı deliller getiriyorlar, diye mi (bu telaşınız?) de ki: "şüphesiz ’lütuf ve ihsan (fazl)’ allah’ın elindedir, onu dilediğine verir. allah (rahmeti) geniş olandır, bilendir."
74. o, kime dilerse rahmetini tahsis eder, allah büyük ’lütuf ve ihsan (fazl)’ sahibidir.
75. kitap ehlinden öylesi vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir; öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen, onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. bu onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya ehl-i kitap olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş olmalarındandır. oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde allah’a karşı yalan söylemektedirler.
76. hayır; kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz allah da sakınanları sever.
77. allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar... işte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. ve onlar için acı bir azap vardır.
78. onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. oysa o kitaptan değildir. "bu allah katındandır" derler. oysa o, allah katından değildir. kendileri de bildikleri halde allah’a karşı (böyle) yalan söylerler.
79. beşerden hiç kimsenin, allah kendisine kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: "allah’ı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. fakat o, "öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz kitaba göre rabbaniler olunuz” (deme görevindedir.)
80. o, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez. siz, müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?
81. hani allah peygamberlerden ’kesin bir söz (misak)’ almıştı: "andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." demişti ki: "bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" onlar: "ikrar ettik" demişlerdi de "öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti.
82. artık kim bundan sonra yüz çevirirse, onlar fasık olanlardır.
83. peki onlar, allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- o’na teslim olmuştur ve o’na döndürülmektedirler.
84. de ki: "biz allah’a, bize indirilene, ibrahim, ismail, ishak, yakup ve torunlarına indirilene, musa’ya, isa’ya ve peygamberlere rablerinden verilenlere iman ettik. onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. ve biz o’na teslim olmuşlarız."
85. kim islam’dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. o, ahirette de kayba uğrayanlardandır.
86. kendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi allah nasıl hidayete erdirir? allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.
87. işte bunların cezası, allah’ın meleklerin ve bütün insanların lanetlerinin üzerine olmasıdır.
88. içinde temelli kalıcıdırlar. onların azabı hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.
89. ancak bundan sonra tevbe edenler, ’salih olarak davrananlar’ başka. çünkü allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.
90. doğrusu, imanlarından sonra inkar edenler, sonra inkarlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. işte bunlar, sapıkların ta kendileridir.
91. şüphesiz küfredip kafir olarak ölenler, bunların hiçbirisinden, yeryüzü dolusu altını olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez. onlar için acı bir azap vardır ve onların yardımcıları yoktur.
92. sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. her ne infak ederseniz, şüphesiz allah onu bilir.
93. tevrat indirilmeden evvel, israil’in kendine haram kıldıklarından başka, israiloğulları’na bütün yiyecekler helal idi. de ki: "şu halde eğer doğruysanız, tevrat’ı getirin de onu okuyun".
94. artık bundan sonra kim allah’a karşı yalan uydurup iftira düzerse, işte onlar, zalim olanlardır.
95. de ki: "allah doğru söyledi. öyleyse allah’ı bir tanıyan (hanif)ler olarak ibrahim’in dinine uyun. o, müşriklerden değildi."
96. gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan ev, bekke (mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (ka’be)dir.
97. orada apaçık ayetler (ve) ibrahim’in makamı vardır. kim oraya girerse o güvenliktedir. ona bir yol bulup güç yetirenlerin ev’i haccetmesi allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. kim de inkar ederse, şüphesiz, allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.
98. de ki: "ey kitap ehli, allah yaptıklarınıza şahid iken, ne diye allah’ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?"
99. de ki: "ey kitap ehli, sizler şahidler olduğunuz halde, ne diye iman edenleri allah yolundan -onda bir çarpıklık bulmaya yeltenerek- çevirmeye çalışıyorsunuz? allah, yaptıklarınızdan gafil değildir."
100. ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.
101. allah’ın ayetleri size okunuyorken ve o’nun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz? kim allah’a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir.
102. ey iman edenler, allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.
103. allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. dağılıp ayrılmayın. ve allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. hani siz düşmanlar idiniz. o, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz o’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. umulur ki hidayete erersiniz diye, allah, size ayetlerini böyle açıklar.
104. sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. kurtuluşa erenler işte bunlardır.
105. kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. işte onlar için büyük bir azap vardır.
106. bazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı gün... yüzleri kapkara-kesilecek olanlara: "imanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? öyleyse inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın” (denilir).
107. yüzleri ağaranlar ise, artık onlar allah’ın rahmeti içindedirler, içinde de temelli kalacaklardır.
108. bunlar sana hak olarak okumakta olduğumuz allah’ın ayetleridir. allah, alemlere zulüm isteyen değildir.
109. göklerde ve yerde olanlar allah’ındır ve (bütün) işler allah’a döndürülür.
110. siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve islam’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve allah’a iman edersiniz. kitap ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. içlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.
111. onlar size ezadan başka kesinlikle bir zarar veremezler. eğer sizinle savaşırlarsa size arkalarını dönüp kaçarlar. sonra kendilerine yardım da edilmez.
112. her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -allah’ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur. onlar, allah’tan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. bu, allah’ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (yine) bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır.
113. onların hepsi bir değildir. kitap ehli’nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.
114. bunlar, allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. işte bunlar salih olanlardandır.
115. onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. allah, muttakileri bilendir.
116. gerçekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara allah’tan yana bir şey sağlayamaz. işte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır.
117. onların bu dünya hayatındaki harcamaları kendi nefislerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinine isabet eden kavurucu soğukluktaki bir rüzgara benzer ki onu (ekini) helak etmiştir. allah, onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler.
118. ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.
119. sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. siz kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. de ki: "kin ve öfkenizle ölün." şüphesiz allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
120. size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ’hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. şüphesiz, allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.
121. hani sen, mü’minleri savaşmak için elverişli yerlere yerleştirmek için evinden erkenden ayrılmıştın. allah işitendir, bilendir.
122. o zaman sizden iki grup, neredeyse ’çözülüp geri çekilmek’ istemişti. oysa allah onların (velisi) yardımcısıydı. artık mü’minler, yalnızca allah’a tevekkül etmelidir.
123. andolsun, siz güçsüz iken allah size bedir’de yardımıyla zafer verdi. şu halde allah’tan sakının, o’na şükredebilesiniz.
124. sen mü’minlere: "rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun.
125. evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.
126. allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. ’yardım ve zafer’ (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan allah’ın katındandır.
127. (ki bununla) inkar edenlerin önde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin) ya da ’umutları suya düşmüşler olarak onları’ tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler.’
128. (allah’ın) onların tevbelerini kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azaplandırması işinden sana bir şey (sorumluluk ve görev) yoktur.
129. göklerde ve yerde olanların tümü allah’ındır. kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azaplandırır. allah bağışlayandır, esirgeyendir.
130. ey iman edenler, faizi kat kat artırılmış olarak yemeyin. ve allah’tan sakının, umulur ki kurtulursunuz.
131. ve kafirler için hazırlanmış olan ateşten sakının.
132. allah’a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız.
133. rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.
134. onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. allah, iyilik yapanları sever.
135. ve ’çirkin bir hayasızlık’ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
136. işte bunların karşılığı, rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (böyle) yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var).
137. gerçek şu ki, sizden önce nice sünnetler gelip-geçmiştir. bundan dolayı yeryüzünde gezip-dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonuç nasıl oldu bir görün.
138. bu (kur’an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.
139. gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.
140. eğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. işte o günleri biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. bu, allah’ın iman edenleri belirtip-ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. allah, zulmedenleri sevmez;
141. (yine bu) allah’ın, iman edenleri arındırması ve inkar edenleri yok etmesi içindir.
142. yoksa siz, allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
143. andolsun, siz onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz. işte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
144. muhammed, yalnızca bir elçidir. ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. şimdi o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? iki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, allah’a kesinlikle zarar veremez. allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.
145. allah’ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. o, süresi belirtilmiş bir yazıdır. kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz.
146. nice peygamberle birlikte birçok rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. allah, sabredenleri sever.
147. onların söyledikleri: "rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi.
148. böylece allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. allah iyilikte bulunanları sever.
149. ey iman edenler, eğer inkar edenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisin-geri çevirirler, böylece büyük hüsrana uğrayanlara dönersiniz.
150. hayır, sizin mevlanız allah’tır. o, yardım edenlerin en hayırlısıdır.
151. kendisi hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi allah’a ortak koştuklarından dolayı küfredenlerin kalplerine korku salacağız. onların barınma yerleri ateştir. zalimlerin konaklama yeri ne kötüdür.
152. andolsun, allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz o’nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. sonra (allah) denemek için sizi ondan çevirdi. ama (yine de) sizi bağışladı. allah mü’minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır.
153. siz o zaman durmaksızın uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. elçi de sürekli sizi arkadan çağırıyordu. (allah) elinizden kaçırdıklarınıza ve size isabet edene üzülmemeniz için sizi kederden kedere uğrattı. allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
154. sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. bir grup da, canları derdine düşmüştü; allah’a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. de ki: "şüphesiz işin tümü allah’ındır." onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. de ki: "evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (bunu) allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
155. iki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. ama andolsun ki, allah onları affetti. şüphesiz allah, bağışlayandır, yumuşak olandır.
156. ey iman edenler, inkar edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için: "yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. allah, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. dirilten ve öldüren allah’tır. allah, yaptıklarınızı görendir.
157. andolsun, eğer allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, allah’tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır.
158. andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de şüphesiz allah’a (varıp) toplanacaksınız.
159. allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. eğer azmedersen artık allah’a tevekkül et. şüphesiz allah, tevekkül edenleri sever.
160. eğer allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi ’yapayalnız ve yardımsız’ bırakacak olursa, o’ndan sonra size yardım edecek kimdir? öyleyse mü’minler, yalnızca allah’a tevekkül etsinler.
161. hiçbir peygambere, emanete ihanet yaraşmaz. kim ihanet ederse, kıyamet günü ihanet ettiğiyle gelir. sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz olarak ödenir. onlar haksızlığa uğratılmazlar.
162. allah’ın rızasına uyan kişi, allah’tan bir gazaba uğrayan ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? ne kötü barınaktır o.
163. allah katında onlar derece derecedir. allah yaptıklarını görendir.
164. andolsun ki allah, mü’minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (ki o) onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.
165. iki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince mi: "bu nereden" dediniz? de ki: "o, sizin kendinizdendir." şüphesiz allah, herşeye güç yetirendir.
166. iki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak allah’ın izniyle idi. (bu, allah’ın) mü’minleri ayırt etmesi;
167. münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. onlara: "gelin, allah’ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. o gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.
168. onlar, kendileri oturup kardeşleri için: "eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi" diyenlerdir. de ki: "eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse."
169. allah yolunda öldürülenleri sakın ’ölüler’ saymayın. hayır, onlar, rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.
170. allah’ın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki, onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.
171. onlar, allah’tan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten allah’ın mü’minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.
172. kendilerine yara isabet ettikten sonra, allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır.
173. onlar, kendilerine insanlar: "size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "allah bize yeter, o ne güzel vekildir" diyenlerdir.
174. bundan dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve allah’tan bir nimetle geri döndüler. onlar, allah’ın rızasına uydular. allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.
175. işte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. siz onlardan korkmayın, eğer mü’minlerseniz, benden korkun.
176. küfürde ’büyük çaba harcayanlar’ seni üzmesin. çünkü onlar, allah’a hiçbir şeyle zarar veremezler. allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. onlar için büyük bir azap vardır.
177. onlar, imana karşılık küfrü satın alanlardır. onlar, allah’a hiçbir şeyle zarar veremezler. onlar için acıklı bir azap vardır.
178. o küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.
179. allah, murdar olanı, temiz olandan ayırt edinceye kadar mü’minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. ama allah, elçilerinden dilediğini seçer. öyleyse siz de allah’a ve elçisine iman edin. eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.
180. allah’ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. göklerin ve yerin mirası allah’ındır. allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
181. andolsun; "gerçek, allah fakirdir, biz ise zenginiz" diyenlerin sözlerini allah işitmiştir. onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve: "yakıcı olan azabı tadın" diyeceğiz.
182. bu, ellerinizin önden sunduklarıdır. allah, gerçekten kullara zulmedici değildir.
183. "allah bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmamamız konusunda and verdi," diyenlere de ki: "şüphesiz, benden önce nice elçiler, apaçık belgeler ve söylediklerinizle geldi; eğer, siz doğru idiyseniz, o halde onları ne diye öldürdünüz?"
184. eğer seni yalanlarlarsa, senden önce apaçık belgeler, zeburlar ve aydınlık kitapla gelen elçileri de yalanlamışlardır.
185. her nefis ölümü tadıcıdır. kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
186. andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.
187. hani kitap verilenlerden: "onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye kesin söz almıştı. fakat onlar, bunu arkalarına attılar ve ona karşılık az bir değeri satın aldılar. o aldıkları şey ne kötüdür.
188. getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş olarak sayma. onlar için acı bir azap vardır.
189. göklerin ve yerin mülkü allah’ındır. allah, herşeye güç yetirendir.
190. şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.
191. onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (ve derler ki:) "rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."
192. "rabbimiz, şüphesiz sen kimi ateşe sokarsan, artık onu ’hor ve aşağılık’ kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur."
193. "rabbimiz, biz: "rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür."
194. "rabbimiz, elçilerine va’dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi ’hor ve aşağılık’ kılma. şüphesiz sen, va’dine muhalefet etmeyensin."
195. nitekim rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: "şüphesiz ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. sizin kiminiz kiminizdendir. işte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (bu,) allah katından bir karşılık (sevap)tır. (o) allah, karşılığın (sevabın) en güzeli o’nun katındadır."
196. inkâr edenlerin ülke ülke dönüp-dolaşmaları seni aldatmasın.
197. (bu) az bir yarar(lanma)dır. sonra bunların barınma yerleri cehennemdir. ne kötü bir yataktır o!
198. ama rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için allah katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. iyilik yapanlar için, allah’ın katında olanlar daha hayırlıdır.
199. şüphesiz, kitap ehlinden, allah’a; size indirilene ve kendilerine indirilene -allah’a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. onlar allah’ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. işte bunların rableri katında ecirleri vardır. şüphesiz allah, hesabı çok çabuk görendir.
200. ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. allah’tan korkun. umulur ki kurtulursunuz.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol