atım atım kır atım
geliyor adım adım
gündüz gelme gece gel
çıkmasın benim adım
tülbentimin yarısı
şu başımın ağrısı
elle yârim başımı
belki geçer ağrısı
şu başımın ağrısı
elle yârim başımı
belki geçer ağrısı
gemi gelir açıktan
balık yenmez kılçıktan
babakale gençleri
evlenemez açlıktan
balık yenmez kılçıktan
babakale gençleri
evlenemez açlıktan
kara kuzu ak kuzu
kuzuyla verin tuzu
mala tamah etmeyin
sevdiğine verin kızı
kuzuyla verin tuzu
mala tamah etmeyin
sevdiğine verin kızı
mendilimin ucuna
şeker bağladım şeker
bizim günahımızı
annenle baban çeker
şeker bağladım şeker
bizim günahımızı
annenle baban çeker
kara kara kazanlar
kara yazı yazanlar
cennet yüzü görmesin
aramızı bozanlar
kara yazı yazanlar
cennet yüzü görmesin
aramızı bozanlar
çanakkale yöresinden:
oğlum oğlum hot oğlum
ipek al da sat oğlum
kızlar gergef işlesin
sen üstünde yat oğlum
mini mini oğlum ninni
ninni oğlum ninni ninni
oğlum oğlum hot oğlum
ipek al da sat oğlum
kızlar gergef işlesin
sen üstünde yat oğlum
mini mini oğlum ninni
ninni oğlum ninni ninni
çanakkale yöresinden:
dandin dandin danadan
bir ay doğmuş anadan
bağışlasın yaradan
eksilmesin aradan
hu hu nenni hu
dandin dandin danadan
bir ay doğmuş anadan
bağışlasın yaradan
eksilmesin aradan
hu hu nenni hu
çanakkaleden bir salavat çeşidi:
pehlivan pehlivan!
hoş geldin sefa geldin erenler meydanına
kademler getirdin pehlivan
memleketlerinize varıp gördüm izinizi
geldim burada buldum hepinizi
siz de bilir misiniz pirinizi?
hazreti hamza’dır sizin piriniz
siz gidince, sizin gibi pehlivanlara kalır yeriniz
at ölür meydan kalır
deve ölür hanı kalır
yiğit ölür şanı kalır
manda ölür gönü kalır
pehlivan ölür ünü kalır
cazgır ölür, yeni gelir pehlivan!
pehlivaan pehlivan!
bu dünyada ne kadar yaşasa insan illa ölür
ölse de yerine kendini andıracak muhakkak bir şey kalır
hani ali, hani veli
hani koca yusuf, hani kurtdereli
nerde kaldı kaftan kafa hükmeden hazreti süleyman
avrupa sarayı yıkıldı
kaftan kafa hükmetti
parmaksız koca arap
okul çocukları okullarına giderken
ellerine alır çantayı, bavulu
hasan usta! sen de eline al davulu
şahin küçüktür ama
gökten yere indirir koca turnayı
osman usta!
sen de eline al zurnayı
bal mıdır kaymak mıdır bilmem cazgırların yediği
hüseyin usta! sen de eline al düdüğü
haydiyin çabuk olun geçirmeyelim zamanı
izzet usta! sen de eline al kemanı
kimse bizden sormaz algıyı salgıyı
sedat usta! sen de eline al çalgıyı
allah allah illallah
muhamed ü resullullah
pehlivanlarımıza kuvvet versin yüce allah
hem de yardımcı olur inşallah
alkışlarla hep beraber
diyelim bu genç pehlivanlarımıza maşallah
pehlivan pehlivan!
hoş geldin sefa geldin erenler meydanına
kademler getirdin pehlivan
memleketlerinize varıp gördüm izinizi
geldim burada buldum hepinizi
siz de bilir misiniz pirinizi?
hazreti hamza’dır sizin piriniz
siz gidince, sizin gibi pehlivanlara kalır yeriniz
at ölür meydan kalır
deve ölür hanı kalır
yiğit ölür şanı kalır
manda ölür gönü kalır
pehlivan ölür ünü kalır
cazgır ölür, yeni gelir pehlivan!
pehlivaan pehlivan!
bu dünyada ne kadar yaşasa insan illa ölür
ölse de yerine kendini andıracak muhakkak bir şey kalır
hani ali, hani veli
hani koca yusuf, hani kurtdereli
nerde kaldı kaftan kafa hükmeden hazreti süleyman
avrupa sarayı yıkıldı
kaftan kafa hükmetti
parmaksız koca arap
okul çocukları okullarına giderken
ellerine alır çantayı, bavulu
hasan usta! sen de eline al davulu
şahin küçüktür ama
gökten yere indirir koca turnayı
osman usta!
sen de eline al zurnayı
bal mıdır kaymak mıdır bilmem cazgırların yediği
hüseyin usta! sen de eline al düdüğü
haydiyin çabuk olun geçirmeyelim zamanı
izzet usta! sen de eline al kemanı
kimse bizden sormaz algıyı salgıyı
sedat usta! sen de eline al çalgıyı
allah allah illallah
muhamed ü resullullah
pehlivanlarımıza kuvvet versin yüce allah
hem de yardımcı olur inşallah
alkışlarla hep beraber
diyelim bu genç pehlivanlarımıza maşallah
çanakkale yöresinden bir masal:
bir varmış, bir yokmuş. evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...
bir tülümencikle, üç yavrusu varmış. bu tülümencik her gün, ot yiyip etlenmeye, su içip sütlenmeye gidermiş. eve gelip: açın yavrularım kapıyı, ben geldim dermiş. evden çıkarken de, yavrularını sıkı sıkı tembihlermiş:
— aman yavrularım! ben gelmeden, sakın kapıyı kimselere açmayın.
yavruları sorarmış:
— iyi ama anne, biz senin geldiğini nasıl anlayacağız?
— kuzucuklarım! ben kapıya geldiğim zaman: ot yedim etlendim, su içtim sütlendim. açın kapıyı yavrularım ben geldim diye seslenirim.
yine tülümencik her günkü gibi ot yiyip etlenmeye, su içip sütlenmeye gitmiş. gitmiş gitmesine ama oralarda da bir boz ayı yaşarmış. bu boz ayı, tülümencikle yavrularının konuşmalarını gizli gizli dinlemiş. kendi kendine: aç ayı oynamaz derler. benim yürümeye bile dermanım yok. iyisi mi, tülümenciğin evine gideyim de, onun yavrularını afiyetle yiyeyim demiş. evin kapısına varmış:
— ot yedim etlendim, su içtim sütlendim. açın kapıyı yavrularım ben geldim diye seslenmiş. yavrular:
— annemizin kadife gibi sesi vardı. senin sesinse, boru gibi çıkıyor. sen, bizim annemiz değilsin
diye bağırmışlar kapının ardından. boz ayı evden biraz uzaklaşarak zamanın geçmesini beklemiş. gel zaman git zaman, tam da tülümenciğin evine dönmesine yakın bir saatte, yeniden kapıya gelmiş ama bu sefer sesini tülümenciğin sesine benzeterek:
— ot yedim etlendim, su içtim sütlendim. açın kapıyı yavrularım ben geldim
diye seslenmiş. yavrular annelerinin geldiğinden emin olmak için:
— sesin, annemizin sesine benziyor ama biz senin, annemiz olduğundan emin olamadık. bizim annemizin elleri, ayakları kınalıydı. kapının arasından, bize kınalı ellerini gösterirsen, senin annemiz olduğunu anlarız.
boz ayı ne yapsın? bu sefer hemen kulağını keserek, akan kanla ellerini kollarını boyamış. kapıya gelerek, elini içeriye uzatmış. zavallı yavrular, boz ayının bu hilesini anlayamadıklarından, annemiz geldi diyerek kapıyı açmışlar. kapı açılır açılmaz, boz ayı yavruları birer birer yemiş. kemiklerini de evin ortasına açtığı çukura gömerek çekip gitmiş.
gel zaman git zaman akşam olmuş ve tülümencik yuvasına dönmüş:
— ot yedim etlendim, su içtim sütlendim. açın kapıyı yavrularım ben geldim
diye seslenmiş. seslenmiş seslenmesine ama içerden yanıt veren olmamış. tülümencik kuşkuyla kapıyı aralayarak içeri girmiş. bir de ne görsün? yavrularının kemikleri, orta yerde durup durmakta. (evlat acısı, en büyük acıdır derler.) tülümencik, yavrularının kemikleri başında and içmiş:
— yavrularımı yiyeni bulup, ona cezasını vermezsem eğer, bu yaşam bana zindan olsun!
tülümencik, başlamış yavrularını kimin yiyebileceğini düşünmeye: benim yavrularımı kim yediyse, mutlaka dişlerinin arasında, et parçaları kalmıştır.
gide gide kurda rastlamış. zavallı kurt, açlıktan bir deri bir kemik kalmış.
tülümencik:
— kurt kardeş demiş, seni zayıflamış gördüm; hayırdır?
— açlıktan ölüyorum tülümencik kardeş. bak, dişlerimin kovukları bile bomboş.
tülümencik bir de baksa ki, sahiden de, kurdun dişlerinin arasında, bir kıymık et yok: benim yavrularımı yiyen kurt olamaz demiş ve kurda alasmarladık diyerek yoluna devam etmiş.
az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. yolu, boz ayının ininin yakınına varmış. bir de şu ayının inine bakayım. belki de yavrularımı yiyen ayıdır demiş. gele gele bir de gelse: ayı ininin önüne oturmuş; yalanıp durmakta. bir yandan da yediği yemeklerin doygunluğuyla, boz ayıyı uyku bastırmış. ha bire esneyip durmaktaymış. o böyle esnerken, tülümencik, boz ayının dişlerinin arasında, yavrularından kalan et parçalarını görmüş. anlamış yavrularını yiyenin boz ayı olduğunu. hemen bir plan yaparak ayıya seslenmiş:
— ayı kardeş, ben zavallı bir tülümencik koyunum. ne olursun seninle dost olalım. bu ormanda, senin gibi dostu olmayan bir hayvanın sağ kalması imkânsız. eğer benimle dost olmayı kabul edersen, bu akşam senin onuruna ziyafet vereceğim. ziyafet sofrasında, kuş sütünden gayrı her şey olacak. anlaştık mı?
boz ayı, ziyafet lafını duyunca yelkenleri suya indirmiş:
— eh, madem benim gibi güçlü bir ayının dostu olmak istiyorsun. bu teklifini kabul ediyorum. ancak dostluğumuzun sürmesi için, haftada en az bir kere bana ziyafet vermen gerekir. bu şartımı kabul edersen, senin dostun olmayı kabul ederim. ( kendini dev aynasında görmek, karşısındakinin gücünü hesap etmemek ve açgözlü olmak, çoğu zaman insanın başına türlü dertler açar; bilesin.) tülümencik hemen: başım gözüm üstüne ayı kardeş demiş; yeter ki istediğin bu olsun.
neyse, akşam tülümenciğin evinde buluşmak üzere sözleşmişler. tülümencik hemen kafasında bir plan yaparak evine koşmuş. boz ayının, yavrularının kemiklerini koymak için açtığı çukuru iyice derinleştirmiş ve içine odun közleri doldurmuş. üzerini de halıyla kapatarak, intikamını almak için beklemeye başlamış.
zaman denen şey yerinde durur mu? akşam oluvermiş. boz ayı oflaya puflaya, tülümenciğin kapısına dayanmış:
— huu! tülümencik, ben geldim
demiş. tülümencik içerden seslenmiş:
— ayı kardeş, mutfakta, kaz ciğeri pişiriyorum senin için. sen rahatına bak.
boz ayı içeri girip, odanın ortasına yürümüş. tam halının üstüne basmış ki: yallah çukurun içine. başlamış boz ayı haykırmaya:
— tülümencik kardeş yetiş! postum tutuştu. bacacıklarım yanmaya başladı. ne olur yardım et bana.
tülümencik közle dolu çukura yaklaşmış ve ayının gözlerinin içine bakarak:
— oh olsun sana demiş. sen benim yavrularımı yerken, hiç onlara acıdın mı? bak, kendi kazdığın kuyuya, kendin düştün. debelen dur bakalım. boz ayı, ayakları yandıkça, çukurdan çıkmak için çırpınıp dururmuş ama boşuna. yanmış gitmiş boz ayı.
geçen gün, evde süt bitmişti. annem:
— oğlum, git şu tülümencikten bir bakraç süt iste
dedi. vardım gittim kapıya. seslendim:
— tülümencik, huu! kapı açılmadı ama içerden, incecik sesiyle bir kuzu meledi:
— annem ot yiyip etlenmeye, su içip sütlenmeye gitti dedi. kapıyı da kendisinden başkasına açmamamızı tembihledi.
— aferin size dedim; anne sözü dinleyenin başı ağrımaz. anneniz geldiğinde, şu bakracı sütle doldurursa sevinirim.
bakracı bırakıp eve döndüm. anneme, tülümenciğin yeniden yavruladığını ve ot yiyip etlenmeye, su içip sütlenmeye gittiğini söyledim. şimdi pencere kenarına oturdum; tülümenciğin evine dönmesini bekliyorum. geldiğinde, gidip sütümüzü alacağım. size de getireyim mi? biliyorsun, yatmadan önce bir bardak süt içersen boyun uzar. güçlü kuvvetli olursun.
bir varmış, bir yokmuş. evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...
bir tülümencikle, üç yavrusu varmış. bu tülümencik her gün, ot yiyip etlenmeye, su içip sütlenmeye gidermiş. eve gelip: açın yavrularım kapıyı, ben geldim dermiş. evden çıkarken de, yavrularını sıkı sıkı tembihlermiş:
— aman yavrularım! ben gelmeden, sakın kapıyı kimselere açmayın.
yavruları sorarmış:
— iyi ama anne, biz senin geldiğini nasıl anlayacağız?
— kuzucuklarım! ben kapıya geldiğim zaman: ot yedim etlendim, su içtim sütlendim. açın kapıyı yavrularım ben geldim diye seslenirim.
yine tülümencik her günkü gibi ot yiyip etlenmeye, su içip sütlenmeye gitmiş. gitmiş gitmesine ama oralarda da bir boz ayı yaşarmış. bu boz ayı, tülümencikle yavrularının konuşmalarını gizli gizli dinlemiş. kendi kendine: aç ayı oynamaz derler. benim yürümeye bile dermanım yok. iyisi mi, tülümenciğin evine gideyim de, onun yavrularını afiyetle yiyeyim demiş. evin kapısına varmış:
— ot yedim etlendim, su içtim sütlendim. açın kapıyı yavrularım ben geldim diye seslenmiş. yavrular:
— annemizin kadife gibi sesi vardı. senin sesinse, boru gibi çıkıyor. sen, bizim annemiz değilsin
diye bağırmışlar kapının ardından. boz ayı evden biraz uzaklaşarak zamanın geçmesini beklemiş. gel zaman git zaman, tam da tülümenciğin evine dönmesine yakın bir saatte, yeniden kapıya gelmiş ama bu sefer sesini tülümenciğin sesine benzeterek:
— ot yedim etlendim, su içtim sütlendim. açın kapıyı yavrularım ben geldim
diye seslenmiş. yavrular annelerinin geldiğinden emin olmak için:
— sesin, annemizin sesine benziyor ama biz senin, annemiz olduğundan emin olamadık. bizim annemizin elleri, ayakları kınalıydı. kapının arasından, bize kınalı ellerini gösterirsen, senin annemiz olduğunu anlarız.
boz ayı ne yapsın? bu sefer hemen kulağını keserek, akan kanla ellerini kollarını boyamış. kapıya gelerek, elini içeriye uzatmış. zavallı yavrular, boz ayının bu hilesini anlayamadıklarından, annemiz geldi diyerek kapıyı açmışlar. kapı açılır açılmaz, boz ayı yavruları birer birer yemiş. kemiklerini de evin ortasına açtığı çukura gömerek çekip gitmiş.
gel zaman git zaman akşam olmuş ve tülümencik yuvasına dönmüş:
— ot yedim etlendim, su içtim sütlendim. açın kapıyı yavrularım ben geldim
diye seslenmiş. seslenmiş seslenmesine ama içerden yanıt veren olmamış. tülümencik kuşkuyla kapıyı aralayarak içeri girmiş. bir de ne görsün? yavrularının kemikleri, orta yerde durup durmakta. (evlat acısı, en büyük acıdır derler.) tülümencik, yavrularının kemikleri başında and içmiş:
— yavrularımı yiyeni bulup, ona cezasını vermezsem eğer, bu yaşam bana zindan olsun!
tülümencik, başlamış yavrularını kimin yiyebileceğini düşünmeye: benim yavrularımı kim yediyse, mutlaka dişlerinin arasında, et parçaları kalmıştır.
gide gide kurda rastlamış. zavallı kurt, açlıktan bir deri bir kemik kalmış.
tülümencik:
— kurt kardeş demiş, seni zayıflamış gördüm; hayırdır?
— açlıktan ölüyorum tülümencik kardeş. bak, dişlerimin kovukları bile bomboş.
tülümencik bir de baksa ki, sahiden de, kurdun dişlerinin arasında, bir kıymık et yok: benim yavrularımı yiyen kurt olamaz demiş ve kurda alasmarladık diyerek yoluna devam etmiş.
az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. yolu, boz ayının ininin yakınına varmış. bir de şu ayının inine bakayım. belki de yavrularımı yiyen ayıdır demiş. gele gele bir de gelse: ayı ininin önüne oturmuş; yalanıp durmakta. bir yandan da yediği yemeklerin doygunluğuyla, boz ayıyı uyku bastırmış. ha bire esneyip durmaktaymış. o böyle esnerken, tülümencik, boz ayının dişlerinin arasında, yavrularından kalan et parçalarını görmüş. anlamış yavrularını yiyenin boz ayı olduğunu. hemen bir plan yaparak ayıya seslenmiş:
— ayı kardeş, ben zavallı bir tülümencik koyunum. ne olursun seninle dost olalım. bu ormanda, senin gibi dostu olmayan bir hayvanın sağ kalması imkânsız. eğer benimle dost olmayı kabul edersen, bu akşam senin onuruna ziyafet vereceğim. ziyafet sofrasında, kuş sütünden gayrı her şey olacak. anlaştık mı?
boz ayı, ziyafet lafını duyunca yelkenleri suya indirmiş:
— eh, madem benim gibi güçlü bir ayının dostu olmak istiyorsun. bu teklifini kabul ediyorum. ancak dostluğumuzun sürmesi için, haftada en az bir kere bana ziyafet vermen gerekir. bu şartımı kabul edersen, senin dostun olmayı kabul ederim. ( kendini dev aynasında görmek, karşısındakinin gücünü hesap etmemek ve açgözlü olmak, çoğu zaman insanın başına türlü dertler açar; bilesin.) tülümencik hemen: başım gözüm üstüne ayı kardeş demiş; yeter ki istediğin bu olsun.
neyse, akşam tülümenciğin evinde buluşmak üzere sözleşmişler. tülümencik hemen kafasında bir plan yaparak evine koşmuş. boz ayının, yavrularının kemiklerini koymak için açtığı çukuru iyice derinleştirmiş ve içine odun közleri doldurmuş. üzerini de halıyla kapatarak, intikamını almak için beklemeye başlamış.
zaman denen şey yerinde durur mu? akşam oluvermiş. boz ayı oflaya puflaya, tülümenciğin kapısına dayanmış:
— huu! tülümencik, ben geldim
demiş. tülümencik içerden seslenmiş:
— ayı kardeş, mutfakta, kaz ciğeri pişiriyorum senin için. sen rahatına bak.
boz ayı içeri girip, odanın ortasına yürümüş. tam halının üstüne basmış ki: yallah çukurun içine. başlamış boz ayı haykırmaya:
— tülümencik kardeş yetiş! postum tutuştu. bacacıklarım yanmaya başladı. ne olur yardım et bana.
tülümencik közle dolu çukura yaklaşmış ve ayının gözlerinin içine bakarak:
— oh olsun sana demiş. sen benim yavrularımı yerken, hiç onlara acıdın mı? bak, kendi kazdığın kuyuya, kendin düştün. debelen dur bakalım. boz ayı, ayakları yandıkça, çukurdan çıkmak için çırpınıp dururmuş ama boşuna. yanmış gitmiş boz ayı.
geçen gün, evde süt bitmişti. annem:
— oğlum, git şu tülümencikten bir bakraç süt iste
dedi. vardım gittim kapıya. seslendim:
— tülümencik, huu! kapı açılmadı ama içerden, incecik sesiyle bir kuzu meledi:
— annem ot yiyip etlenmeye, su içip sütlenmeye gitti dedi. kapıyı da kendisinden başkasına açmamamızı tembihledi.
— aferin size dedim; anne sözü dinleyenin başı ağrımaz. anneniz geldiğinde, şu bakracı sütle doldurursa sevinirim.
bakracı bırakıp eve döndüm. anneme, tülümenciğin yeniden yavruladığını ve ot yiyip etlenmeye, su içip sütlenmeye gittiğini söyledim. şimdi pencere kenarına oturdum; tülümenciğin evine dönmesini bekliyorum. geldiğinde, gidip sütümüzü alacağım. size de getireyim mi? biliyorsun, yatmadan önce bir bardak süt içersen boyun uzar. güçlü kuvvetli olursun.
(bkz: tülümencikler)
çanakkaleye has mantı benzeri (hatta aynısı!) bir yemek çeşidi.
malzemeler :
5 su bardağı un,
250 gr kıyma,
3 adet soğan,
1 adet yumurta,
1 tatlı kaşığı karabiber,
1 tatlı kaşığı pul biber,
2 yemek kaşığı domates salçası,
1 tatlı kaşığı tuz, 1 çay kaşığı tuz,
3 yemek kaşığı zeytinyağı (içi için),
1 yemek kaşığı zeytinyağı (suya katmak için),
2 yemek kaşığı zeytinyağı (tavada kızdırmak için),
1 su bardağı su (hamur için),
2 lt su (pişirmek için)
hazirlanişi :
un, 1 su bardağı su, yumurta, 1 tatlı kaşığı tuz ile yoğrularak, kulak memesi kıvamında bir hamur elde edilir. bu hamur yastıaç genişliğinde açılır ve su bardağı ağzı genişliğinde kesilir.
ince kıyılmış soğan, 3 yemek kaşığı zeytinyağında pembeleştirildikten sonra, kıyma ile 5 dakika kavrulur. içine 2 yemek kaşığı salça eklenip, 2–3 dakika daha kavrulduktan sonra, pul biber, karabiber eklenerek karıştırılır ve ocaktan indirilir.
kesilen hamurların yarısına 1 tatlı kaşığı harç konularak, yarımay şeklinde kapatılır.
tencereye 2 lt su, 1 çay kaşığı tuz ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı konularak, kaynamaya bırakılır. su kaynadığında hamurlar içine salınır ve 10 dakika pişirilir.
bir tavada 2 yemek kaşığı zeytinyağı kızdırılarak, 2 yemek kaşığı salça eklenir ve 2–3 dakika kavrulur. daha sonra tenceredeki metezlerin üstüne dökülür ve kapağı kapatılarak, 5–10 dakika sonra servis edilir.
malzemeler :
5 su bardağı un,
250 gr kıyma,
3 adet soğan,
1 adet yumurta,
1 tatlı kaşığı karabiber,
1 tatlı kaşığı pul biber,
2 yemek kaşığı domates salçası,
1 tatlı kaşığı tuz, 1 çay kaşığı tuz,
3 yemek kaşığı zeytinyağı (içi için),
1 yemek kaşığı zeytinyağı (suya katmak için),
2 yemek kaşığı zeytinyağı (tavada kızdırmak için),
1 su bardağı su (hamur için),
2 lt su (pişirmek için)
hazirlanişi :
un, 1 su bardağı su, yumurta, 1 tatlı kaşığı tuz ile yoğrularak, kulak memesi kıvamında bir hamur elde edilir. bu hamur yastıaç genişliğinde açılır ve su bardağı ağzı genişliğinde kesilir.
ince kıyılmış soğan, 3 yemek kaşığı zeytinyağında pembeleştirildikten sonra, kıyma ile 5 dakika kavrulur. içine 2 yemek kaşığı salça eklenip, 2–3 dakika daha kavrulduktan sonra, pul biber, karabiber eklenerek karıştırılır ve ocaktan indirilir.
kesilen hamurların yarısına 1 tatlı kaşığı harç konularak, yarımay şeklinde kapatılır.
tencereye 2 lt su, 1 çay kaşığı tuz ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı konularak, kaynamaya bırakılır. su kaynadığında hamurlar içine salınır ve 10 dakika pişirilir.
bir tavada 2 yemek kaşığı zeytinyağı kızdırılarak, 2 yemek kaşığı salça eklenir ve 2–3 dakika kavrulur. daha sonra tenceredeki metezlerin üstüne dökülür ve kapağı kapatılarak, 5–10 dakika sonra servis edilir.
çanakkaleye has yemeği için;
malzemeler:
2 kg melki,
4 adet soğan,
1 yemek kaşığı domates salçası,
1 çay kaşığı karabiber,
1 tatlı kaşığı tuz,
1 çay bardağı zeytinyağı,
5 su bardağı su
hazirlanişi :
melki 5–6 kez yıkanıp, bıçakla soyulduktan sonra doğranır. ince kıyılmış soğan, zeytinyağında pembeleştirildikten sonra, salça, melki, tuz ve su ile 30 dakika pişirilir. (dibini tutmaması amacıyla, suyu azaldığında yeniden su eklenir.) servis yapılırken karabiber eklenir.
malzemeler:
2 kg melki,
4 adet soğan,
1 yemek kaşığı domates salçası,
1 çay kaşığı karabiber,
1 tatlı kaşığı tuz,
1 çay bardağı zeytinyağı,
5 su bardağı su
hazirlanişi :
melki 5–6 kez yıkanıp, bıçakla soyulduktan sonra doğranır. ince kıyılmış soğan, zeytinyağında pembeleştirildikten sonra, salça, melki, tuz ve su ile 30 dakika pişirilir. (dibini tutmaması amacıyla, suyu azaldığında yeniden su eklenir.) servis yapılırken karabiber eklenir.
çanakkale yöresine has bir yemek çeşidi.
malzemeler:
½ su bardağı zeytinyağı,
1 su bardağı göce,
1 adet orta boy soğan,
2 adet patlıcan,
2 adet domates,
½ bağ maydanoz,
1 tatlı kaşığı tuz,
1 tatlı kaşığı pul biber,
1 tatlı kaşığı karabiber,
2 bardak su
hazirlanişi:
yağlanmış olan tavanın içine soğan konularak, pembeleşinceye kadar kızartılır. pembeleşmiş soğana göce eklenir. daha sonra bu karışıma küp şeklinde kesilmiş domatesler ilave edilir. hemen sonrasında kesilmiş olan patlıcanlar tavaya konulur ve bu karışım kavruluncaya kadar ocağın üzerinde bekletilir. bu arada tuz, pul biber ve kara biber ilave edilir. kavurma işleminin bitiminde 2 bardak su ilave edilir ve tavanın ağzı bir kapak yardımıyla kapatılır.
bu karışımın soğumasına izin verilmeden bir tepsi yağlanır ve malzemeler oval olacak şekilde (avuç içi büyüklüğünde) tepsiye yerleştirilir. bu şekilde hazırlanan tumbilerin üzerine başka bir kapta çırpılarak hazırlanmış zeytinyağı salça karışımı sürülür ve 100 derecedeki fırına sürülerek pişirilir.
malzemeler:
½ su bardağı zeytinyağı,
1 su bardağı göce,
1 adet orta boy soğan,
2 adet patlıcan,
2 adet domates,
½ bağ maydanoz,
1 tatlı kaşığı tuz,
1 tatlı kaşığı pul biber,
1 tatlı kaşığı karabiber,
2 bardak su
hazirlanişi:
yağlanmış olan tavanın içine soğan konularak, pembeleşinceye kadar kızartılır. pembeleşmiş soğana göce eklenir. daha sonra bu karışıma küp şeklinde kesilmiş domatesler ilave edilir. hemen sonrasında kesilmiş olan patlıcanlar tavaya konulur ve bu karışım kavruluncaya kadar ocağın üzerinde bekletilir. bu arada tuz, pul biber ve kara biber ilave edilir. kavurma işleminin bitiminde 2 bardak su ilave edilir ve tavanın ağzı bir kapak yardımıyla kapatılır.
bu karışımın soğumasına izin verilmeden bir tepsi yağlanır ve malzemeler oval olacak şekilde (avuç içi büyüklüğünde) tepsiye yerleştirilir. bu şekilde hazırlanan tumbilerin üzerine başka bir kapta çırpılarak hazırlanmış zeytinyağı salça karışımı sürülür ve 100 derecedeki fırına sürülerek pişirilir.
çanakkale yöresine has bir çorba çeşidi.
malzemeler:
1 adet küçük boy soğan,
2 çorba kaşığı ayçiçeği yağı,
1 çay kaşığı biber salçası ya da kırmızı pul biber,
1 su bardağı un,
½ bardak su,
1 tatlı kaşığı tuz,
1.5 lt su
hazirlanişi:
bir küçük kuru soğan küp halinde kesilir, sıvı yağ katılarak ateşe konulur. soğan hafif pembeleşince, bir çay kaşığı salça katılır. biraz karıştırılır. daha sonra bu harcın üstüne 1,5 litre su eklenip, karıştırılmadan kaynamaya bırakılır.
diğer taraftan başka bir kap içinde bir su bardağı miktarındaki una, yarım bardak su katılır ve pütürlü parçalar oluşana dek birkaç dakika karıştırılır. bu esnada un, toz halinden kurtulmuş olur.
pütürlü parçalar halinde oluşturduğumuz un su karışımı, kaynamakta olan harcın içine azar azar eklenir. bu ekleme esnasında bir yandan da tencere karıştırılmaya devam edilir. unun topaklaşması engellenene kadar karıştırılır. bu süreçte, çorbanın tuzu da eklenir. yaklaşık 10–15 dakika sonra, pişen çorba ateşten indirilir.
malzemeler:
1 adet küçük boy soğan,
2 çorba kaşığı ayçiçeği yağı,
1 çay kaşığı biber salçası ya da kırmızı pul biber,
1 su bardağı un,
½ bardak su,
1 tatlı kaşığı tuz,
1.5 lt su
hazirlanişi:
bir küçük kuru soğan küp halinde kesilir, sıvı yağ katılarak ateşe konulur. soğan hafif pembeleşince, bir çay kaşığı salça katılır. biraz karıştırılır. daha sonra bu harcın üstüne 1,5 litre su eklenip, karıştırılmadan kaynamaya bırakılır.
diğer taraftan başka bir kap içinde bir su bardağı miktarındaki una, yarım bardak su katılır ve pütürlü parçalar oluşana dek birkaç dakika karıştırılır. bu esnada un, toz halinden kurtulmuş olur.
pütürlü parçalar halinde oluşturduğumuz un su karışımı, kaynamakta olan harcın içine azar azar eklenir. bu ekleme esnasında bir yandan da tencere karıştırılmaya devam edilir. unun topaklaşması engellenene kadar karıştırılır. bu süreçte, çorbanın tuzu da eklenir. yaklaşık 10–15 dakika sonra, pişen çorba ateşten indirilir.
nasıl çekildiğini görmek isteyenler için:
http://www.sezyum.com
http://www.sezyum.com
ing.: dalkavuk, yaltakçı, şakşakçı.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?