confessions

kaamos

- Yazar -

  1. toplam entry 79
  2. takipçi 1
  3. puan 7681

laik demoktatik hukuk devleti

kaamos
türkiye’nin görünürdeki etiketi. görünür etiket’ler, ürünün niteliğini, içeriğini faln fıstığını belirtir, ürünü alıp kullandığınız da gerçek mi değil mi öğrenme zamanı gelir.

ben doğduğumdan beri, türkiye adlı bir ürünü kullanıyorum. piyasaya "laik demokratik hukuk devleti" olarak çıktı, biz de koşup aldık. yuppi diye sevindik. sonra ürün, ilk zamanlar biraz iyiydi. sonra ürün kendinden geçti, biraz bozuldu. tamire verdik. tamirde uzun süre kaldı, annem aldı tekrar eve getirdi. tabii bir kere tamir gören ürün eskisi gibi olmazdı. biz de bu durumu çok iyi biliyorduk. ürün tekrar hastalandı, tekrar tamire götürdük. bir daha bozulursa "atacağız lan" bunu dedi babam, annem inatçıydı. parayı sokakta bulmadık biz, gideriz garanti belgesinde yazanları satıcının gözüne sokarız. paramızı alırız. ürünün aynından bir tane daha alırız!

annem dediğini yaptı. aynından bir tane daha aldık. o da bozuldu, tamire götürdük. biraz tamirde kaldı, eve getirdik. annem bir daha bozulmaz inşallah dedi. hem bizde de kusur var oğlum dedi bana. "çok hoyratça kullanıyoruz" dedi. haklıydı. ondan laiklik, demokrasi, hukuk bekliyorduk. üç işlemi aynı anda yapamazdı ya. birinden birini ksıtık. demokrasiden ksıtık, biraz iyi çalıştı. sonra laiklikten de kıstık, daha da olmadı, hukuktan da kıstık. şimdi kusursuz gibi. kısacak bir şey de kalmadı zaten.

demokrasiyi alınan oya eşdeğer sanmak

kaamos
kardeş bir şey soracağım. demokrasi diyorlar, nedir ki acaba:
-kardeşim, okudum araştırdım, şimdi sana açıklıyorum. demokrasi himalayalarda yaşayan bir tavşan türü. vallahi bak! bu tavşan oldukça vahşi, böyle dişleri var nah şu baş parmağım kadarlar. öyle üstüne doğru gittin mi saldırganlaşıyorlar, mazallah kaçamazsan öldün bil!
-deme yav. ben de demokrasiden acayip tırsıyordum, sebebsiz yere. insan görmediği, hissetmediği şeyden nasıl korkar deme, anlatılanlardan o kadar tırsıyordum ki... haklıymışım da yani. baksana, resmen bir canavar!

gün geçmiyor ki insan yeni bir şey öğrenmesin. son zamanlarda, son seçimden sonraki süreçte diyelim insanlar yeni bir demokrasi tanımı oluşturdular. tanıma göre, en fazla oyu alan demokratiktir. yani, en fazla oyu alan demokrasi çiftliğinde at koşturabilir. yani, en fazla oyu alan, demokratik sistemin sahibidir!

profösöre şöyle diyor biri:
-atanmış seçilmişe kafa mı tutuyor bre zındık!
ordan alkışlar yükseliyor. haklı çok haklı... yürü be! o kadar kişi var arkanda!

aynı kişi yine şöyle diyor anayasa taslağı ile görüş bildirenlere:
-siz kendi işinize bakın.
alkış, bu adam çok mantıklı konuşuyor ya. verdiğimiz oya değdi. yürü be!

come on feel the noise!

şimdi siz curcurayı görün ey demokrasi hayalleyenler. demokrasi öldü, yaşasın en çok oyu alan!

kaçın, demokrasi geliyor. o dişlerini kaba etinizle bileylemek istiyor.

sentenced

kaamos
ne tarzlarından bahsedeceğim, ne de görselliklerinden, bunlar benim için önemli şeyler değil.

zamanın en iyi gruplarından biridir. dinleyene, dinletene, sevene, sevdirene rahmet okunulacak cinstendir.

kolay kolay sevdirtmez kendini. bir parçasını seversiniz bu mudur lan deyip rafa kaldırabilirsiniz. öyledir, çoğu zaman. yakın durmaz dinleyicisine.

karamsar günlerinizde, elleriniz rafa uzanır. "bu mudur lan?" dediğiniz grubu dinlersiniz. içiniz burkulur, ama melodinin uyumsuzluğu gerer sizi. "bu ne lan? bir yandan ağlıyorum bir yandan da gaz yapıyorum." dersiniz. hem ağlağım hem de güzelim tarzında takılırsınız.

sentenced, soğuktur, ısıtmaz içinizi. moraliniz iyi değilse uzak durun, derbeder olursunuz. yıkar sizi, no one there der, ağlarsınız!

amok öncesi, amok sonrası geyiği yapılır. kulak vermeyin, bunlar boş söylemlerdir. amok öncesi de güzeldir, amok sonrası da. çünkü karşınızda müzik tarihinin en baba gruplarından biri vardır, her çalışması alkışlanacak cinsten.

sentenced, soğuktur, müziğe aldanıp da kulak vermeyin, acıtır içinizi. müziğe aldanıp gaz bir grup diye sahiplenmeyin, o gaz şarkılarla ağlarken bulabilirsiniz kendinizi.


türbanlı öğretmenler tarafından eğitim istememek

kaamos
modernitesini, etki-tepkisini bir tarafa bırakarak rasyonel düşünmeli. türbanlı öğretmenin olabilme ihtimalini düşünürken bulduysak kendimizi, olması muhtemeldir. olacaktır da.

sakin olun.

rasyonel düşünmeye devam. fanteziye dalmadan, omurgalı bir şekilde düşünmeli. türbanlı kadın kız çocuklarına nüfuz edecek, etti diyelim. aynı türbanlı kadın lisede hem erkek hem de kızlara nüfuz edecek, etti diyelim. benim kızım ya da oğlum da türbanlı öğretmene doğuştan önyargılı. o önyargıyı sen nasıl kıracaksın? önyargıyı geçtim, o "kaygıyı" nasıl gidereceksin? benim kızım ya da oğlum illa ki sorgulayacak "peder bu ne iş?" diye. ben kendimden geçtim, benim çocuklarımı düşünme zamanım. ben karşı olduğum türbanın okullarda nasıl serbest olacağını, madem demokrasi o halde "karşı" olanların haklarını kim koruyacak. neyse, konu bu değil, ben karşı olduğum şeyi takarak okullarda eğitim veren üstelik benim çocuğuma eğitim veren öğretmeni nasıl kabulleneceğim?

çok basit bir soru, benim zihniyetimi nasıl değiştireceksiniz? dün neysem yarın da o olacağım, dün kara dediğime bugün ak mı diyeceğim? cidden merak ediyorum, beni nasıl ikna edeceksiniz türbanlı öğretmenden zarar gelmeyeceğine dair? açıkçası, korkuyorum var mı bir diyeceğiniz o tarz insanlardan. hadi buyrun bakalım bunlar da "bir babanın düşünceleri olsun". siz cidden sessiz sakin her taş yerine oturur, her şey unutulur kimse gıkını çıkaramız mı sanıyorsunuz?


kıyafetinden dolayı kafamızda beliren düşüncelerden dolayı öğretmenin bu mesleği daha ne kadar sürdürebileceğini düşünmeli. bu baskıya hangi insan dayanabilir? okullarda türlü türlü çevrelerden öğrenciler olacak, ateistinden alevisine, şafisinden caferisine. herkes kendi imgeleriyle okulda bulunmak istediğinde ne olacak? nereye kadar "tek taraflı özgürlüğü" savunacağız. e, türbana izin verdin, caferisine de izin verecek misin, alevisine de izin verecek misin?

herkes kendi payına düşen bir kısım özgürlükten vazgeçmelidir. sınırsız özgürlük, sanırım cennette de yok. bir elma yüzünden buralara sürülmüş varlıklar olarak, o "yasak" elmayı yemememiz gerektiğini "cennetten" kovulunca mı anlayacağız?

hekim seçmek gibi güzel bir sağlık hizmeti var. türbanlı öğretmenler eğitim vermeye başladıklarında ilk iş olarak "öğretmen seçmek" meselesine gündeme getireceğim. çocuğumu kimlerin eline teslim ettiğimi bilme hakkım, sorgulama hakkım, seçme hakkım "elbette" var. kimse alınmasın, kimse gücenmesin.

türbanlı bayana yer veren insan modeli

kaamos
yer verip de mal gibi kaldığınız da olur. çiftli koltukta iki erkek oturur, bunlardan biri sizsinizdir. o gün iyi gününüzdesinizdir, başka zaman olsa sittin sene yer verecek bir insan değilsinizdir. neyse, bir kadın yaklaşır, bakın sadece bir kadın diyorum, öyle "etiketi" falan yok, öylesine bir kadın. yer verirsiniz. sonra kadının oturmadığını görünce durumu anlarsınız. ah ulan nasıl da düşünemedim:
-bu kadın bir erkeğin yanına oturmaz ki.

çok düşüncesiz hissettim kendimi. "allah’ım nasıl da düşünemedim. çok ayı bir insanım ben ya." dedim kendime. sonra içimden bir ses:
-kendine gel lan, yaptığın gayet nazik bir davranış. kadının yaptığı ise çok kaba bir davranış.

kaba bir davranıştı evet!

o koltuk boş kaldı. kimse oturmadı. herkesin suratı asıldı, benim de keyfim kaçtı. koltuğu cezalandırdık!

kadını derinlemesine süzdüm, kafasından neler geçiyor diye. sonra bu kadın gibi birinin zamanında yarılmama sebeb olmuş davranışı geldi aklıma:
-sevgilimle oturuyorum yan yana. yine otobüsteyiz. benim yanım boş, bir de karşımızdaki koltuk boş. bir kadın geldi, etiketsiz yine. kadın işte. şöyle dedi:
-kardeş sen şu karşıya geç de ben hanım kızımın yanına oturayım. orda erkekler varda. anladın di mi?

he lan, anladım da anlamak istemedim. çaresiz gittim oturdum. sevgilim karşımda bana gülüyor. "boşver" diyor. ben de "boşver lan koy götüne gitsin bakışı atıyorum."

hem benim yanıma oturmadı kadın, hem de beni yerimden etti. üzüldüm sadece, haremlik selamlık olmuşuz da benim haberim yok!

burun karıştırmak

kaamos
burun karıştırmak ile ilgili yaran bir fıkra:

cocuk: baba sevişmek neden eglencelidir?
baba: sevismek sana ayni, parmaginla burnunu
karistirmak gibi bir duygu verir,bu yüzden çok zevklidir.
çocuk: peki kadinlar neden erkeklerden daha çok zevk
alirlar?
baba: burnunu karistirdiginda burnun mu yoksa parmagin
mi daha mutlu olur?
çocuk: o zaman kadinlar neden tecavüze ugramaktan bu
derece nefret ederler?
baba: tecavüze ugramak, yolda yürürken birinin gelip
burnunu karistirmasi gibidir. bu hosuna gider miydi?
çocuk: hmm.. kadinlar neden adet günlerinde seks
yapmazlar?
baba: burnun kanarken burnunu karistirir misin? onun
gibi bisi....
çocuk: erkekler neden sevisirken prezervatif takmaktan
hoslanmazlar?
baba: elinde eldiven varken burnunu karistirmaktan
zevk alir misin oglum?
çocuk: baba, sana ooohaaaa demek istiyorum, süpersin
yaaa!!!

bülent ersoy

kaamos
kendimi alamadım ekrana bakmakta. süleyman ateş ilginç bir yorum yaptı:
-dekolte kıyafet ile dua okumak haramdır.

içimden süleyman ateş, konu o değil, sen asıl konuyu gözden kaçırıyorsun demek geldi.

hanımımız, divamız, iftardan bir buçuk saat sonra orucunu açıyordu, hem de ekran karşısında, sesli bir şekilde dua okuyarak. ekrana çakılı kaldım o anda. ne oluyor lan demeye kalmadı, ersoy orucunu açtı.

reklam kokan hareketler dedim. sen de mi brutus dedim. allah seni bildiği gibi yapsın dedim. dedim de elime ne geçti.

o an düşünemedim, düşünme yeteneğimi bir anlığına kaybettim. bari küfür edeyim de sinirim geçsin dedim, hafızam yerinde yoktu. tüm küfürleri unutmuştum. iyi ki de unutmuşum. yoksa tüm küfüleri kusacaktım ekrana. ersoy’un ayaklarının dibine.

sen de mi brutus?
sen de mi brutus?
sen de mi brutus?
...

bozuk bir plak gibi sürekli bu lafı söyledim durdum. olmamalı, bu tür davranışlar olmamalı lan dedim. bu kadar insanlar sapıtmamalı, insanlar bu kadar keriz yerine koyulmamalı. yapılmamalı...

sen de mi brutus? sen de mi ekranlarda daha fazla görünme çabası içerisine girdin, sen de mi polemik insanı olmaya çalıştın. sen de mi?

ulan komplo teorilerini sevmem ama sen de mi türkiye’nin dindar profiline yaranma derdine düştün?

sen de mi brutus?

türbanlı kızların kilolarca makyaj yapma sorunsalı

kaamos
hakkinda bildigim bazi $eyler var.

yalan söyledim aslında yok. yani sallayacağım. neremden sallayacağım sorun değil.

efendim, makyaj felan fıstık, görüntü kirliliği, perhiz-lahana turşusu, sosyal tabanla uyumsuzluk... liste uzayıp gider. listeye bir de kabartma tozu eklersek tam olur. süper olur. he, başlığın sahibi yazara da değinmek lazım, öylesine bir insandır. bilen biliyor zaten.

estetik kaygılar hepimizde var. mesela ben aynanın karşısında yakışıklı göründüğüm bir kare yakalamak için dakikalarımı harcıyorum. basbayağı çirkin bir insanım ama bir umut işte. profilden falan durumu kurtarırım gibi geliyor...

kapalı kızların da görünür yeri yüzleri. herkes gibi onların da estetik kaygıları var. haklarında bu kadar genel yargı yanlış aslında, estetik kaygıları olamayanlar da olabilir. estetiğe düşkün bir toplum da olmamız, bu estetik kaygıları daha da artırıyor. hal böyleyken, ortaya çıkan manzara da "uyumsuzluk içindeki uyum" gibi oluyor.

makyaj yapmak kadını güzelleştirir. güzelleştiriyor da, bunun canlı tanıklarıyız. bir kadının makyajsız haline bakmayan birisi, makyajlı halini görünce ağzının suyua akıyor. ağzının suyunun akması kötü algılanmasın, beğeni anlamında.

kapalı kızlar da makyajı beğenilme kaygısı ile yapıyor. tıpki diğer kadınlar gibi, erkekler gibi. erkeklerin de makyaj yaptığı bir uygarlıkta yaşıyoruz ama hala gelin görün neleri tartışıyoruz. yok aslında tartışmıyoruz, öylesine saçmalıyoruz çoğu zaman.

yazının girişinde de söylediğim gibi, bir sosyolog falan değilim, öylesine sallıyorum. nice insanın salladığı gibi.

ölünce tanrıyla karşılaşan ateist

kaamos
ateist arkadaşın tanrı ile karşılaşmalarında şu ilginç diyalog yaşanmıştır;
+ sen de ateistsin değil mi?
-ben yaradan’ım, yoktan var olanım, yaratılmaya ihtiyacım yok.
+ o halde sen bir yaratıcının olduğuna inanmıyorsun...
-ben yaradan’ım, yaradan benim. benim üstümde başka bir güç yok.
+ tanrı’m sen de ateistsin yani. çok mutlu oldum yaa..
-zebaniler, gelin alın şunu başımdan. çok mantıklı konuşuyor. cehenneme atın.
+artık ölsem de gam yemem... tanrı ateistmiş...


mahalle baskısı

kaamos
sosyal yaşantınızı belirleyen, sosyal yaşantınıza yön veren; sizin uymak zorunda olduğunuz, en azından siz böyle düşünmeseniz de düşünenlerin bu konuda hemfikir olduğu, yazılı olmayan toplumsal sözleşmedir. kötüye kullanılmış, bireyin haklarını sınırlandırmış, cemaat tarzı yaşamla, mahalle yaşamını birbirine karıştıran insanların uyguladığı baskıdır. "toplumsal sözleşme" dedim, dilim sürtçtü.

erkekler ve kadınlar üzerinde oluşan bu "yerel" baskı, bireylerin özgür yaşamalarını, kendi istedikleri gibi davranabilmelerini, lafı neden uzatıyorum ki, bireylerin farklı olmasını engelleyemez. modern bir toplumda, farklılıklar, çok seslilikler toplumu geliştiren, daha da ileri götüren unsurlardır. öte yandan, herkesin tektip olduğu, herkesin her konuda mutabık olduğu toplumlar ise geri kalmaya mahkumdur!

mahalli baskı, ya da "elalem ne der"ci yaklaşımla eğer insanlar yaşamlarına çeki düzen veriyorsa, heyhat derim ben! köhne zihniyetlerin ağına düşmeden, ruhumu azraile teslim ederim daha iyi.

anladın sen onu.


türban türban türban

kaamos
napolyon’un bir sözü olan para para para’nın türkiye’de algılanışı.

ayrıca üç kere söyleyince de serbest oluyormuş. (zekeriya beyaz)

gündemde tutmak için bu tür söylemler laik sisteme zarar verir.(lokal anestezi uzmanı deniz baykal)

ne kadar söylersek o kadar oy yavv. (makine mühendisi prof necmettin erbakan ve saz arkadaşları.)

o ne be hiç duymadım. (odtü’de bir hoca.)

ben de takacağım. (sabah sabah hasbinallah seda sayan.)

benim neyim eksik ki? (çakar çakmak sibel can.)

onu boşver de kalk git bir çay koy. (sokaktaki adam.)

kal geldi. (gerçekten de öyle.)

dindar cumhurbaşkanı

kaamos
bazen, insan eline bir not defteri alıp şöyle siyasi tarihimiz boyunca edilmiş aptalca lafları, ayarları, saçma tanımları yazmak istiyor. morali falan bozuk olunca oku, bir neşelen pir neşelen.

adnan menderes:
-istersek odunu bile seçtiririz.

süleyman demirel:
-dün dündür, bugün bugündür.
(reklam reklamdır, reklama reklam demeyene tesüf ederim- kemal sunal)

bülent arınç:
-dindar bir cumhurbaşkanı seçeceğiz.

oyyşşş!

ne cesaret anlam veremedim. parayla imanın kimde olunduğu bilinmezdi de, bilenler varmış efendim. ayrıca, cumhurbaşkanı bizim hacı ahmet’in damat adayı gibi maşallah:
-eli yüzü düzgün, inancı sağlam, eşine dostuna vefalı.

müslüm dinleyen metalciler

kaamos
yıl m.s. 2007, günlerden bir cumartesi, istanbul, saat 18:37.

uygarlık ilerlemiş, insanlar modern yaşama daha kolay adapte olur hale gelmiş. insanlar bir şeyi keşfetmişler, doğuştan var olan yetenekleri merak sayesinde: empati.

kendini başkasının yerine koymayı öğrenmiş, uygarlığık tarihinin zirvesindeki insan.

bazı insanlar da hala kendi çapında eğelenip, kendi oluşturdukları dünyada yaşıyorlar. hala "öteki"ni anlamak yerine, ötekini kendi dünyalarında uzaklaştırıyorlar. kendilerince sosyal sınıflar yaratıyorlar. kendilerine benzeyen insanlarla muhabbet edip, kendileri ile aynı zevkleri paylaşan, aynı dünya görüşüne sahip insanlarla yaşıyorlar. bu doğal bir şey. lakin, ötekinin yaptıklarını küçümsüyorlar, ötekini ilkel olarak görüyorlar.

böyle bir görüş, yukarda da söylediğim gibi empatiden yoksun, kendi çapında eğlenen insanların görüşüdür. yeterince uygarlaşmış insan, hiçbir şeye önyargılı yaklaşmaz. her şeyi tadar, hoşuna gideni tatmaya devam eder! bu kadar basit!

bir yandan metallica nothing else matters derken müslüm gürses de "son pişmanlık neye yarar" der. aynı şeyi, farklı sazlarla söyleseler de aynı şeyi söyler. sen hangisini beğenirsen beğen, aynı kapı! ikisini de beğenebilirsin.


rektorlerin anayasa taşlağı ile ilgili açıklamasi

kaamos
türk biliminin başındaki insanlar toplanmış, biz de anayasa taslağı hakkında görüş belirtmek isterdik, diğer partiler de görüş belirtseydi tam süper olurdu diyor.

çok hoş söylemler. çok haklı söylemler.

sonra daha derin açıklamalar geliyor:
-nihahahaaa türbana geçit yok, elimizde aihm kararları var, yasalar var, şunlar var... nihahahaa

sonra başbakan cevap veriyor:
-uhahahhaha ulan türban akp’nin sorunu mu sadece, akp’nin simgesi mi? uahhahah

sonra bir yazar çıkıyor şöyle diyor:
-ühü ühü ühühhh yeter!

bir yandan 82 anayasasından kurtuluyoruz diye sevinirken, bir sürü yasa değişirken, koskoca bir reform hareketi yapılırken, herkes bir tek yasa üzerine mercek tutuyor: türban. çözün de kurtulalım, bilimle uğraşalım, rektörler de bilim yapılması için çalışsın, annem örgü örmeye devam etsin, ben okula giderken, kapalı kızların isyanlarını görmeyeyim artık. öyle yani, açıklama yapmakla olmuyor. varsa daha temiz bir çözümün, yap!
ama benim yasaklarım, en temiz çözüm bu diyorsan, eyvellah!

sorünlü din dersleri

kaamos
-----------------------------spoiler----------------------------:ankara’nın seçkin okullarından biri...
orta 2 öğrencisi, din dersinde öğretmene soruyor:
"’dinde zorlama yoktur’ diyorsunuz, ama bu dersi zorunlu veriyorsunuz. ters değil mi?"
öğretmen öfkeleniyor:
"yan sınıftaki hıristiyan çocuk bile itiraz etmiyor. anarşist misin sen?"-----------------------------spoiler----------------------------

can dündar’ın yazısından alıntıdır.

aynı sorunları zamanında yaşamış bir bünye olarak, bu olay hiç de beni şaşırtmadı. lisede eşşek kadar adama din dersi veren hocanın baskıcı tutumuyla, ilköğretimde hiçbir konuda özgür bir davranış sergileyemeyen bir bireye verilen din dersindeki hocanın tutumları aynı!

din dersleri kendi adıma hep sorunlu geçmiştir. çünkü okullarda hanefi mezhebine uygun din dersleri veriliyordu, aramızda şafi, alevi olanlar, ateistler de vardı. kendimi ifşa edecek değilim, ben de onlardan biriydim sadece.

hanefi mezhebinin kuralları öğretilirken, biz hanefi mezhebini saf islam olarak öğreniyorduk, en azından bize söylenen, bize anlatılmak istenen buydu. öte yandan alevi olan arkadaşlarımız, kendi mezheblerinin öğretilerinin hanefi mezhebiyle birçok yönden örtüşmediğini söylüyorlardı, haklılardı da. kendi mezheblerinin kurallarını da öğrenmek istemeleri çok doğaldı. şafiler için de durum böyleydi. hanefiler şafilerle pek az konuda fikir ayrılığına düşşeler de şafiler de bu durumdan pek hoşnut değillerdi.

tabii herkesin din dersine girmek zorunluluğu olması, ateistlerin* bile, çok absürd bir durumdu. bu şeye benziyordu, birinin beni zorla kolumdan tutup camiye götürmesi gibi...


* ateisler de din dersine giriyordu, çünkü din dersinden muaf olabilmek için nüfus cüzdanınızda islam yerine başka bir şey olması gerekir. o yüzden ateistlerin de nüfus cüzdanlarında, islam yazdığı için -doğan görünümlü şahin- din derslerine zorunlu giriyorlardı.

türban yoktur başörtü vardır

kaamos
bu lafa şöyle bir gülmek gerekir:
-puhahhaaa

beraber yürüdük biz bu yollarda! yolun sonunda size hiç söylenmeyen bir şeyi söyleyecektim, siz de meraktan ölecektiniz. şimdi kahrınızdan ölüyorsunuz!

ben rte, cüneyt arcayürek böyle diyor bana, benim de hoşuma gitti yani. güzel laf, çocukluğumdan beri sevmedim bu ismi. çünkü şöyle bir laf icad edildi:
-atma reep din kardeşiyiz!
sonra ben bu ismi hiç sevmedim, bir sebebi daha var. bu isim dershanedeki öss cevap formuna sığmıyordu anasını satayım. ben de ismimi şöyle yazıyordum:
-kimliksiz!

ben rte, ağzımdan çıkanlarla ağzımda olanlar farklı kanallardan yol alır. ben rte, kuralları ben koyarım. türban dediysem türban, başörtüsü dediysem başörtüsü! ben ulemaların uleması, pirlerin piri, yedi köy 15 bin dönüm tarlanın sahibi, sarı çizmeli mehmet ağanın oğlu recep’im. iplemem sizi, ben ne diyorsam o!

bir de alakasız:
-mavi boncuk kimdeyse benim gönlüm ondadır.


başı açıkkızların genelinin güzel olması

kaamos
bu teze balıklama atlayıp, yanlış anlayıp, pata küte cümleler kurmam gerekiyor. tutmasın kimse beni, ben bu teze anti-tezler üreteceğim. her kadının güzel olduğunu söyleyeceğim, hatta ileri gidip:
-kütüğü boyasam o bile güzeldir. ben güzel diyorsam güzeldir.

beni biri durdursun. çok fena saçmalayacağım. bu tezi ciddiye alıp sabaha kadar uyuyamayacağım, ömrümde böyle bir tez görmedim, çürütmem lazım! ah, çırpınıyorum, çürütemiyorum!

yarabbi bana bir anti-tez.
yarabbi bana bir anti-tez.

ey sözlük yazarı,
işitmedin mi hiç azarı,
eğer sandıysan burası balık pazarı,
hiç mutlu değilim, kazarım sana mezarı!

hoba, ben de ismail türüt ve saz arkadaşları kesildim bir an. demiştim size saçmalayacağım diye. ama bu kadarını ben bile beklemiyordum!

tuvaletin dolu olduğunu anlatma taktikleri

kaamos
polat alemdar’ın tuvaleti gelmiştir, tuvalete girmek ister;
memati:abi iki el ateş ettim, ses veren olmadı. içerisi temiz girebilirsin.
polat: lan memati, allah seni bildiği gibi yapsın. ölmüş bu...
memati: abi sen keyfine bak, biz ortalığı toparlarız.
polat: bir daha kapıyı tıklat hayvan, ateş etme. medeni ol biraz, sonra insanlar bizden öernek alıyorlar.
memati: peki abi..

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol