mustafa sandalın ilk çıkış şarkılarından biridir."bu kız beni görmeli bana kazak örmeli" gibi abuk sözleri vardı.
çömeldim,bakıyorum toprağa,
otlara bakıyorum,böceklere bakıyorum,
mavi mavi çiçek açmış dallara bakıyorum,
sen bahar toprağı gibisin sevgilim
sana bakıyorum.
sırtüstü uzandım görüyorum gökyüzünü.
ağacın dallarını görüyorum.
uçan leylekleri görüyorum.
sen, bahar mevsiminde gökyüzü gibisin sevgilim,
seni görüyorum.
gece kırda ateş yaktım,ateşe dokunuyorum,
suya dokunuyorum,
kumaşa dokunuyorum,
gümüşe dokunuyorum.
sen yıldızların altında yakılan ateş gibisin sevgilim,
sana dokunuyorum.
insanların içindeyim seviyorum insanları.
hareketi seviyorum.
düşünceyi seviyorum.
kavgamı seviyorum.
sen kavgamın içinde bir insansın sevgilim,
seni seviyorum...
(bkz: nazım hikmet ran)
otlara bakıyorum,böceklere bakıyorum,
mavi mavi çiçek açmış dallara bakıyorum,
sen bahar toprağı gibisin sevgilim
sana bakıyorum.
sırtüstü uzandım görüyorum gökyüzünü.
ağacın dallarını görüyorum.
uçan leylekleri görüyorum.
sen, bahar mevsiminde gökyüzü gibisin sevgilim,
seni görüyorum.
gece kırda ateş yaktım,ateşe dokunuyorum,
suya dokunuyorum,
kumaşa dokunuyorum,
gümüşe dokunuyorum.
sen yıldızların altında yakılan ateş gibisin sevgilim,
sana dokunuyorum.
insanların içindeyim seviyorum insanları.
hareketi seviyorum.
düşünceyi seviyorum.
kavgamı seviyorum.
sen kavgamın içinde bir insansın sevgilim,
seni seviyorum...
(bkz: nazım hikmet ran)
+havuzda şeedince çocuk olmuyo diyolar bey
-yav de get cahal cahal konusma gadın,o denizde oluyo bikerem
-yav de get cahal cahal konusma gadın,o denizde oluyo bikerem
+ben bir balıklama atlayayım da geleyim necmiye
-hayıııır tonguuuç
+bana hayır deme ben gençliğimde böyle balıklama atlayarak çok canlar yaktım necmiye
-ama tonguc..
+sus ve izle
-tong..
+şşt
+aaaaaaah yandım anam
-dinleseydin o çocuk havuzu dicektim tonguç
+ohş..
-hayıııır tonguuuç
+bana hayır deme ben gençliğimde böyle balıklama atlayarak çok canlar yaktım necmiye
-ama tonguc..
+sus ve izle
-tong..
+şşt
+aaaaaaah yandım anam
-dinleseydin o çocuk havuzu dicektim tonguç
+ohş..
+bak şimdi hiç kafamı çıkarmadan,nefes almadan havuzun bi başından bi başına dipten gidicem osman
-peki necdet abi
-necdet abi?
-peki necdet abi
-necdet abi?
bir ara ortalarda dolaşan veli toplantısı ses kaydında geçen insanı gülümseten cümle
#249786
#249786
filmde tıbının ölümünün ardından söylenenler..
bir cift kanattınız huznun ruzgarlarında,
dagılıp gitti melekleriniz beyazın ote daglarında..
aglasın ardınızdan bir agızdan butun dehsetiyle kolera
sen harbi hayal et
saglam gariban..
harbi delikanlı..
ruhuna el fatiha..
bir cift kanattınız huznun ruzgarlarında,
dagılıp gitti melekleriniz beyazın ote daglarında..
aglasın ardınızdan bir agızdan butun dehsetiyle kolera
sen harbi hayal et
saglam gariban..
harbi delikanlı..
ruhuna el fatiha..
ağır roman filminde karısıyla sevgilisinin yanmış cesetlerini evinde bulunca bir daha başka hiç bir kadına bakmamaya yemin etmiş,bu yeminden sonra bir ata resmen aşık olmus,ata ruj süren süsleyen püsleyen daha sonra da atla cinsel ilişkiye giren,atının gözünün önünde tecavuze uğraması sonucunda atına da kendine de yüksek dozda uyuşturucu enjekte ederek ölen karakter.
gaftici fethinin altın kolye vaadi ile birlikte tamirhanede yanan,okan bayulgenin onu alevlerin içinden çıkardığı sahne sayesinde akıllara kazınan,daha sonrasında hanım hanımcık (!) bir kişi olarak karşımıza çıkan filmin sonunda salih in kucağında can verdiği karakter.
filmde salih gili gili lakabını kolera canavarının 2 kulağını birden kesmesi sonucunda alır.
(bkz: ugur a agit degil ovgu)
(bkz: bir kişiye yapılan haksızlık)
yılmaz erdoğan şiiridir..
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
olmuş yerlerine bakıyoruz
bütün aynalarda
ikimizde seni beğeniyoruz ne güzel
mevsimler geçiyor üstümüzden
susuz bir yolculuk
tıka basa dolu mataralar arasında
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
söylenmiş sözleri tekrarlamaktan
ve incinmekten yine
eski yaralarımızdan korkuyoruz
ikimizde saklanıyoruz ne güzel
gözlerimizdeki ölü çocukları besliyoruz
bütün gördüklerimizle
ikimizde körüz kendimize ne güzel
sakındığımız yerlerimizden korkular açıyor
iyi niyetli çiçekler kılığında
birbirimize hiç armağan vermiyoruz ne güzel
iz bırakmak istemiyoruz tenlerimizde
evlerimizde
çünkü kolay tespit ediliyor acılar
hemen ele veriyor bizi
uğruna ihanetler verdiğimiz şarkılar
silemiyoruz ne güzel
yüreğimizdeki parmak izlerini
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
eski sevgililerimizi
okumaktan ve yazmaktan geçtik
ama dilimize çeviremedik aşk yazısını
okumaktan ve yazmaktan geçtik
cebimizde yaralı sözcükler
ne biriktirdiysek ona vurulduk
entelektüel ay ışıklı akşamlarda
hiç yanmadığı için bitmeyen mumlarımız
işe yaramaz şamdanlarda
okumaktan ve yazmaktan geçtik
ortam iyi koksun diye yaktığımız
aromalı mumların hijyenik ışığında
kendimize o kadar güveniyorduk ki
birbirimize ihtiyacımız yoktu
oysa aşk güvensizlerin işiydi
unuttuk
sakındığımız yerlerimizden ayrılıklar açıyor
zehir zemberek gece kılığında
ama korkmuyoruz
çünkü biz zeki
okumuş
yazmış
zeki
yazanı görmüş
yazmayı seçmiş
okumaktan usanmış
zeki
kendini beğenmiş
zeki
hiçbir şeyi beğenmemiş
deneyimli
bilgili
zeki
çok şey öğrenmiş
öğrendiğinden fazlasını öğretmiş
zeki
korkusuz
ve çocuktuk...
o kadar çok ağlamıştık ki
hiç ağlamayacakmış gibi yaşadık
ikimiz
birlikte
hiç ağlamadık ne güzel
şimdi tanıdık –ki bizim için tanıdık olmayan bir şey kalmadı hayatta-
bir yol çatalında
elele duruyoruz
ikimizde ağlamaklı değiliz ne güzel
ikimiz de
hala
seni seviyoruz ne güzel
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
olmuş yerlerine bakıyoruz
bütün aynalarda
ikimizde seni beğeniyoruz ne güzel
mevsimler geçiyor üstümüzden
susuz bir yolculuk
tıka basa dolu mataralar arasında
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
söylenmiş sözleri tekrarlamaktan
ve incinmekten yine
eski yaralarımızdan korkuyoruz
ikimizde saklanıyoruz ne güzel
gözlerimizdeki ölü çocukları besliyoruz
bütün gördüklerimizle
ikimizde körüz kendimize ne güzel
sakındığımız yerlerimizden korkular açıyor
iyi niyetli çiçekler kılığında
birbirimize hiç armağan vermiyoruz ne güzel
iz bırakmak istemiyoruz tenlerimizde
evlerimizde
çünkü kolay tespit ediliyor acılar
hemen ele veriyor bizi
uğruna ihanetler verdiğimiz şarkılar
silemiyoruz ne güzel
yüreğimizdeki parmak izlerini
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
eski sevgililerimizi
okumaktan ve yazmaktan geçtik
ama dilimize çeviremedik aşk yazısını
okumaktan ve yazmaktan geçtik
cebimizde yaralı sözcükler
ne biriktirdiysek ona vurulduk
entelektüel ay ışıklı akşamlarda
hiç yanmadığı için bitmeyen mumlarımız
işe yaramaz şamdanlarda
okumaktan ve yazmaktan geçtik
ortam iyi koksun diye yaktığımız
aromalı mumların hijyenik ışığında
kendimize o kadar güveniyorduk ki
birbirimize ihtiyacımız yoktu
oysa aşk güvensizlerin işiydi
unuttuk
sakındığımız yerlerimizden ayrılıklar açıyor
zehir zemberek gece kılığında
ama korkmuyoruz
çünkü biz zeki
okumuş
yazmış
zeki
yazanı görmüş
yazmayı seçmiş
okumaktan usanmış
zeki
kendini beğenmiş
zeki
hiçbir şeyi beğenmemiş
deneyimli
bilgili
zeki
çok şey öğrenmiş
öğrendiğinden fazlasını öğretmiş
zeki
korkusuz
ve çocuktuk...
o kadar çok ağlamıştık ki
hiç ağlamayacakmış gibi yaşadık
ikimiz
birlikte
hiç ağlamadık ne güzel
şimdi tanıdık –ki bizim için tanıdık olmayan bir şey kalmadı hayatta-
bir yol çatalında
elele duruyoruz
ikimizde ağlamaklı değiliz ne güzel
ikimiz de
hala
seni seviyoruz ne güzel
mükemmel bir yılmaz erdoğan şiiri..
yanarmış yürek böyle
islak bir yeşil sebebiyle
kaçarmış insan kendinden
nereye gittiğini bilmeden
ağlarmış gizlice
kurumuş toprağı ıslata ıslata
severmiş de sevilmezmiş
yalan da olsa gülermiş
sebebini bilmeden
yanarmış yürek böyle
islak bir yeşil sebebiyle
kaçarmış insan kendinden
nereye gittiğini bilmeden
ağlarmış gizlice
kurumuş toprağı ıslata ıslata
severmiş de sevilmezmiş
yalan da olsa gülermiş
sebebini bilmeden
yılmaz erdoğan şiiridir..
aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı;
gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi.
hiç düşündün mü belkiyi
belki, eline en yakışan takı benim elim.
belki de en belli olacak yalan, benim söylediğim...
belki sen ve belki ben...
yoksulluk, kirden rengi tanınmayan
bir beyaz tutsaklık...
insan kendine iltica edebilir mi?
ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri..
ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.
aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı;
gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi.
hiç düşündün mü belkiyi
belki, eline en yakışan takı benim elim.
belki de en belli olacak yalan, benim söylediğim...
belki sen ve belki ben...
yoksulluk, kirden rengi tanınmayan
bir beyaz tutsaklık...
insan kendine iltica edebilir mi?
ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri..
ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.
anladım,
sabahları açılır.
esnaf çarşıları yeminle
“bedreddinim bir ağaca asılır”.
anladım,
en büyük yalan yemindir.
edilir sabahları,
gecesini hatırlamayan esnafların
tüm merasimleri gömdüm.
ömrümün reklam amaçlı takvimlerine.
anladım,
kimse üzgün değildi.
bayraklar yarıya indiğinde.
bir tek el isteyen,
yordam ve özür dileyen,
anladım.
herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm,
evet yüzümdü.
her görüşmeye taşıdığım,
kandırılmaya gönüllü bir gönülle,
az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim.
göz gördüm başka açılara ayarlı.
uzun bir yüz gördüm.
meğer filmin sonu diye ayarsız
fin yazardı end zamanında
bir zamanlar,
fransızlar hep fransız kalacaklar,
sabah sinemasında pazarları...
aklımı alıp doğduğum evin,
müze olma isteğine saklayacaklar.
ama kavaklar büyüyecek.
herkesten gizli boyatmak,
bir kavağın becereceği iştir ancak.
anladım ki ağaçlar,
toprağa acı verdikçe büyüyorlar.
her pazartesi and içip,
cumaları marşa basan,
camiler dolusu yemin edip,
taburlarca yalan söyleyen,
bu toprakta bu ağaç
kuruyacaktır elbet.
anladım.
kimseye acı vermeden,
büyünmüyor.
namusum ve şerefim ve
çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
tüfek filan değil,
çimento icat edildi de
bozuldu mertliğin mimarisi,
esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları.
anladım.
altı dükkan olsun istiyor evinin.
ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları
benim taş ustamın karısı.
ve her yerde
şube açmak istiyor.
iskender kebabını icat eden,
büyük iskender’in çocukları
ki gölge filan etmez.
yoğurtlu bir ziyafet çekerdi.
diyojen’le karşılaşsaydı.
anladım.
bursalı iskender’in,
romalı arkadaşından daha çoktur
uygarlığa katkısı.
oysa;
bu satırlarla üstünü örten ben,
kelimelerle sargı bezi ve
merhem yapan,
ozanlığı en çok kendini üzen ben,
anladım.
sadece öğlenleri açarım yaramı.
ve hiçbir yerde şubesi olmaz,
bu kanamalı hastanın.
anladım
(bkz: yılmaz erdoğan)
sabahları açılır.
esnaf çarşıları yeminle
“bedreddinim bir ağaca asılır”.
anladım,
en büyük yalan yemindir.
edilir sabahları,
gecesini hatırlamayan esnafların
tüm merasimleri gömdüm.
ömrümün reklam amaçlı takvimlerine.
anladım,
kimse üzgün değildi.
bayraklar yarıya indiğinde.
bir tek el isteyen,
yordam ve özür dileyen,
anladım.
herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm,
evet yüzümdü.
her görüşmeye taşıdığım,
kandırılmaya gönüllü bir gönülle,
az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim.
göz gördüm başka açılara ayarlı.
uzun bir yüz gördüm.
meğer filmin sonu diye ayarsız
fin yazardı end zamanında
bir zamanlar,
fransızlar hep fransız kalacaklar,
sabah sinemasında pazarları...
aklımı alıp doğduğum evin,
müze olma isteğine saklayacaklar.
ama kavaklar büyüyecek.
herkesten gizli boyatmak,
bir kavağın becereceği iştir ancak.
anladım ki ağaçlar,
toprağa acı verdikçe büyüyorlar.
her pazartesi and içip,
cumaları marşa basan,
camiler dolusu yemin edip,
taburlarca yalan söyleyen,
bu toprakta bu ağaç
kuruyacaktır elbet.
anladım.
kimseye acı vermeden,
büyünmüyor.
namusum ve şerefim ve
çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
tüfek filan değil,
çimento icat edildi de
bozuldu mertliğin mimarisi,
esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları.
anladım.
altı dükkan olsun istiyor evinin.
ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları
benim taş ustamın karısı.
ve her yerde
şube açmak istiyor.
iskender kebabını icat eden,
büyük iskender’in çocukları
ki gölge filan etmez.
yoğurtlu bir ziyafet çekerdi.
diyojen’le karşılaşsaydı.
anladım.
bursalı iskender’in,
romalı arkadaşından daha çoktur
uygarlığa katkısı.
oysa;
bu satırlarla üstünü örten ben,
kelimelerle sargı bezi ve
merhem yapan,
ozanlığı en çok kendini üzen ben,
anladım.
sadece öğlenleri açarım yaramı.
ve hiçbir yerde şubesi olmaz,
bu kanamalı hastanın.
anladım
(bkz: yılmaz erdoğan)
(bkz: tefeci)
(bkz: murabaha)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?