confessions

angelus

- Yazar -

  1. toplam entry 19883
  2. takipçi 1
  3. puan 442124

nami kemal

angelus
osmanlıca’da bir fıkra veya kısa hikâye anlatılmaya başlarken kullanılan ve "adamın biri" anlamına gelen bir terimdir. sonradan bu terim kullanılarak anlatılan fıkraların neredeyse tamamının müstehcen bir karakter alması, ve halk dilinde de, "nam-ı kemal" yerine, tamamıyla yanlış ve ses benzerliği dışında hiçbir dayanağı olmayan bir şekilde vatan şairi namık kemal’e atfedilmeye başlaması ile bu terim evrim geçirmiş olmaktadır. bu terim ile özdeşleştirilerek anlatılan ve zamanla hayli zengin bir literatür oluşturmuş olan nam-ı kemal fıkralarının veya, yanlış şekliyle, namık kemal fıkralarının, müstehcenliği özellikle fallus abartmalarını zemin almaktadır.

kinizm

angelus
kiniklerin temel felsefi konumları, zamanın uygarlık değerlerine yönelik aldırmaz tavırları ve eleştirel yaklaşımları tarafından şekillenir. onların temel etik ilkesi erdemdir ve bundan anladıkları da, insanın özgürlüğü ve kendi iç bağımsızlığı ile yaşamını sürdürmesidir. insan, her tür gereksenmeye olan bağımlılığından kurtulmalıdır. dolayısıyla böyle bir erdem anlayışı, bilgi ile temellendirilir; yani, insan ancak bilgilenme aracılığıyla kendisini kuşatmış olan gereksemelerden sıyrılabilir. onlar açısından bilgi ve ahlaki ilkeler bu nedenle salt soyut bir bilme meselesi değil, somut yaşamda yaşanması gereken şeylerdir. kinik filozoflar, bütün bu yaklaşımlarına uygun bir kişilik örneği olarak sokrates’e işaret ederler. kinizme göre, insan kendi kendisine dayanmalıdır, ki erdemli, yani kendine yetebilen bir kişi olabilsin. insanın doğaya karşı geliştirdiği toplumsallık, büyük ölçüde gereksiz ve yozlaştırıcı nitelikler arz eder; kinikler buna karşı doğal ve sade yaşamı öne çıkarırlar.

kinizm

angelus
sofist gorgias’ın ve daha sonra da sokrates’in öğrencisi olan antisthenes’in öğretisidir. antisthenes, kynosarges gymnasion´da okulunu kurmuştur. kinik okulun, kyon kelimesinden türediği söylenmektedir; kyon ise köpek ya da köpeksi anlamındadır.

anthisthenes mutluluğa ancak erdemle ulaşılacağını, ve bu erdemin de dünyevi hazları yadsımakla mümkün olabileceğini (mülkiyet, aile, din v.b. değer ve yargıları redderek) savunmuştur. kinizme ün kazandıran, dolayısıyla kinizmin yayılmasını sağlayan diogenes’tir. diogenes bu öğretiyi eyleme dönüştürmüştür ve gerçek erdeme ancak bu şekilde ulaşılacağını savunmuştur. rivayete göre diagones yaşamını bir fıçının içinde devam ettirmeye vardırarak, toplumsal gereksinmelerden kendisini tamamen yalıtmaya yönelmiştir. bu doğasal yaşayışın temelleri, insani değerlerin doğaya aykırı olduğunu öne süren stoacılık tarafından beslenmiştir.

formalizm

angelus
matematiksel gerçekliğin evrenselliğini yadsıyan, matematiğin bazı mantık kuralları çerçevesinde bir entellektüel uğraş olup, doğada gozlemlenemeyebileceğini savunan felsefi akım.

fatalizm

angelus
her şeyin önceden doğa-üstü bir güç tarafından belirlenmiş olduğunu ve kimsenin bu belirlenmiş yazgıyı değiştiremeyeceğini ileri süren görüştür.

fatalizm anlayışına göre, insan istesin istemesin, olaylar kendi iradesinden başka bir iradenin yönlendirdiği yönde gelişir ve insan iradesiyle ne kadar çaba harcarsa harcasın, sonuç daima üstündeki o iradeye göre gerçekleşir. fatalizm determinizmi ve nedensellik kuralını ve insanın iradesinin özgür olduğunu kabul etmez. bu anlayışa göre insan sevap ve günah işlemeye zorunludur ki, böylece sorumluluk da ortadan kalkmaktadır. insanın tüm eylemleri bir başka irade tarafından düzenlenmiştir. daha açık bir deyişle, tanrı’nın iradesi dışında irade yoktur, insandaki irade de tanrı’nın iradesinin tecellisidir. bu duruma göre, varlıkların ezelden ebede kadar yaptıkları her şey, otomatik bir faaliyet olup, varlıklar birer otomat, birer kukla durumuna düşmektedirler. allah’ın varlığını kabul etmekle birlikte, evrende nedensellik kuralının geçerli olduğunu ve ruhların ilahi irade yasaları’nın gerekleri dahilindeki gelişimlerini özgür iradeleriyle belirlediklerini kabul eden neo-spiritüalistler fatalizmi bir hakikat yolu olarak görmezler.

mapuce

angelus
orta ve güney şili’nin ve güney arjantin’in gerçek kızılderili sakinleridir. ispanyolcada araucanos (araukanyalı) olarak da bilinirler. yaygın inancın aksine, quechua dilindeki arauco (isyan) kelimesi araucano kelimesinin kökeni değildir, daha çok balçıklı su anlamına gelen arauco kelimesinden türemiştir.

mapuçelerin ekonomileri tarım üzerine kuruludur. toplumsal yapıları "lonko" veya şefin yönetimindeki geniş ailelerden oluşmuştur. bununla beraber savaş zamanlarında daha büyük gruplar halinde toplanırlar ve aralarından lider olarak "toqui" (’balta-taşıyıcı’) seçerler.

mapuçeler toplumsal, dini, ekonomik yapı ve dilsel miras açısından ortak geçmişi olan farklı gruplardan oluşmuşlardır. etkileri aconcagua nehri ve arjantin pampasına kadar genişlemiştir. bu farklı gruplardan şili’nin orta vadilerinde yaşayan picunçeler, önce inka imparatorluğu daha sonrada ispanyollarla birleşmişlerdir. itata ve toltén nehirleri arasındaki vadilerde yaşayan mapuçeler. ve diğer huillicheler, lafkencheler ve pehuencheler. kuzeydeki aonikenkler, ferdinand magellan tarafından patagonlar olarak adlandırılmışlardır, mapuçe grupları ile ilişki kurmuş pampa bölgesinden bir etnik gruptur. mapuçelerin dillerini ve bazı kültürlerini benimseyen aonikenkler tehuelchelerdendir.

tsedaka

angelus
musevilikte bir yardım mekanizmasıdır. islamın beş şartından olan zekat ile eştir.

arapçadaki sadaka, ibranicede eşitlik kelimesinden türemiş bir terimdir.

kendi toplumları içinde yardımlaşmaya çok önem veren museviler, tsedakaya da çok önem verirler. isim vermeden yapılan yardım daha kutsal olduğu için, musevi cemaatinde isimsiz yardımlara çok rastlanır.

489 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol