papatya falı

rumuz pilis tiray egen
ufak bir çocuktum. komşunun rum kızına aşıktım. o beni bilmezdi. yüzüme bile bakmazdı. aynı bahçeye açılırdı kapımız. bahçemizde binbir renkte çiçekler vardı. o çiçekleri çok severdi. hergün, bir deli gibi onlarla konuşurdu. deli olduğu için sevmiştim onu belki de. bir gün papatyaları kopardığını ve kendi kendine bi şeyler mırıldandığını gördüm. ürkekçe yaklaştım, "napıyorsun öyle" dedim. arkasından vuran güneşle beraber, açık tenli yüzü ve yemyeşil gözleriyle bana baktı "fal bakıyorum" dedi. o kadar heycanlıydım ki başka hiç birşey soramadım. o da bana verdiği cevaptan sonra yüzünü çevirmiş "seviyor, sevmiyor" demeye devam etmişti. ben her gün gizlice papatyalar koparıp fal bakıyordum artık. kimi gün seviyor çıkıyordu. cidden o günlerde arada bir bana bakıyordu... sonra bir gün bir kamyonet yanaştı evlerinin önüne, eşyalarıyla beraber rum kızını da alıp gitti o hain kamyonet. geriye sadece "seviyor sevmiyor" lakırdısı kaldı. işte her papatya görüşümde o kız gelir aklıma. kim bilir kimi seviyordu...
teomanyak
artık yurdum abazanları tarafından .. " vericek " , " vermiyecek " şeklinde formatı degistirildigine sahit oldugum tehlikeli fal turudur ..
melankomik
bir de hikayesi vardır bunun, anlatmaya çalışırsak nacizane, yürekleri burkan..

günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
ne bulursa yemiş. bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.


minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
derken bir vadiye gelmiş. rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. bir anda afallamış. ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

"merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
ve konuşmaya başlamışlar. kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.


papatya da ona kendinden bahsetmiş. birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. o kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

böylece saatler saatleri kovalamış. günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
papatya buna bir anlam verememiş. "neden" demiş. "yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "hayır" demiş kelebek. "bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. ve ben de ömrümü tamamladım. artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."

papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. papatya donakalmış. sadece "bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

içinden "keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.

işte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"seviyor mu, sevmiyor mu?"...
belkibirgunbiryerde
yillar once fatih kisaparmak tarafindan seslendirilmis ve sozlerini ahmet selcuk ilkan’in yazdigi guzel bir sarki..sozleri hatirladigim kadariyla:
"bu sehirde son gecem
beni son kez sarsaydin
gitmezdim bir meçhule
yanimda sen olsaydin"
dizeleriyle baslayip,
"seviyor,sevmiyor papatya fali,ayrilik diyor"diye devam ederdi, zamaninda ankara hukuk kantininde de top 10 un ust siralarinda yer alan sarkidir..
imgoindeeperunderground
birinin sizi sevip sevmedigini anlamak icin en enteresan yollardan biri. sozlere bile inanmayip hareketler baz alinmasi gerekirken papatya falina gore sevdigine karar vermek oldukca acinasi olsa gerek. bu aslinda bir oyundur ve bir oyun kadar ciddiye alinmalidir.
kotu kedi
papatya yapraklarinin bir seviyor bir sevmiyor sayilarak kopartilmasi ile elde kalan son yapraga gore dilegin gercek olup olmamasina inanilmasi.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol