mu

atlantis ile ayni cag da ya$ami$ olan ve ayni ustun teknolojiye sahip olan bir ba$ka bir kayip ada.kaybolmasi atlantis ile aralarinda gecen bir nukleer sava$ sonucunda oldugu du$unulmektedir.mo 200.000 ile 70.000 arasinda ya$adigi sanilmaktadir..ataturk un mu ile ilgili ara$tirmalari vardir.

atatürk taraafından araştırılmış türklerin orta asyadan daha önce yaşadıkları öne sürülen yerdir acaba mhpli kardeşlerimiz bu duruma ne diyeceklerdir orası bilinmez zira kendileri yıllardan beri ana yurt diye orta asyaya dönmektelerdi eğer buradan geldiğimiz kanıtlanırsa kötü olur.
türklerin soyunun gelip gelmediği, bizzat atatürk’ün kendisi tarafından görevlendirilmiş; devrim meksika büyükelçisi, tahsin mayatepek tarafından araştırılmış eski çağ medeniyetlerinden.

atlantis ile aynı şey değildir, ama atlantis ile aynı devirlerde var olduğu sanılmaktadır.

m.ö. 70 000 ile 12 000 yılları arasında zuhur bulmuş hayatında asya ve amerika kıtasına da; tam da büyük okyanus’un ortasından hükmetmiş büyük medeniyet.

olay şöyle gelişmiştir;

ingiliz albay ve tarihçi j.churchward tarafından, hindistan’a gittiği sırada karşılaştığı kil tabletleri, saklı olduğu tapınağın rahibinden incelemek için istiyor. çok uzun süren ısrarları neticesinde hem mu dili, rahip tarafından kendisine öğretiliyor (o zaman bu dili konuşan 3 kişi bulunuyor) ve bu tabletler okunuyor. fakat churchward ile rahip bu tabletlerin eksikliğini farkediyor. churchward ise yine güneydoğu asya’nın değişik yerlerinde bu tabletlerin geri kalanını aramaya koyuluyor. bu sırada parasız kalan churchward, bir başka meziyetini de göstererek küçük bir servet kazanıyor; delinmeyen kurşun tarafından delinmeyen yumuşak bir madde icat edip, bunu askerlerin miğferlerinde kullanabilmesini sağlıyor ve bu ona iyi para kazandırıyor.

churchward, mu hakkında yaklaşık 40 yıl araştırmalarda bulunmuştur.

atatürk ise tarihe düşkünlüğü sebebiyle, tahsin bey (mayatepek)’in anlattığı bu mu hikayesinden etkileniyor. mayatepek’in mu’dan doğan kavimlerin amerika’da maya, aztek ve inka medeniyetler ile kızılderilileri oluşturduğu, asyadaki evlatlarının ise, uygur, mısır, sümer, akad medeniyetlerini oluşturduğu; anadolu’da hititlerin, kafkas halklarının ve avrupa’da da roma imparatorluğunun kurulmasına vesile olan kavimlerden birinin ve nihayet avrupa’daki britanyalılar ile slav halklarının ataları olduğundan bahsediyor.

tahsin bey, soyadının mayatepek oluşundan da anlaşılacağı üzere bu işe gönlünü ve ömrünü vermiş bir tarihçi vasfında ve görevindedir. büyükelçi olarak gittiği meksika’da bu işlerin peşinden koşturarak, maya dili ile türk ve mu dilini kıyaslama fırsatını da elde etmiştir ve yapmıştır. buna göre, dini açıdan da çarpıcı sonuçlar elde etmiştir. nedir;

churchward’ın araştırmalarından yola çıkan tahsin bey, churchward’ın musevilik ve hristiyanlığın kökeni olarak mu dinini örnek aldığını, hatta mu dinindeki 12 temel şartın soru olarak alınıp, hz. musa tarafından "on emir" adı altında museviliğin temelini oluşturduğu sonucuna varmıştır.

mayatepek de bundan hareket ederek "acaba islamiyet’in de temeli bu muydu?" sorusunu sorarak hareket ettiğinde yine ilginç sonuçlara erişmiş; maya ile mu dininin islamiyet ile benzerlikler gösterdiğini ve bununla da kalmayıp, kuran-ı kerimde bulunan bazı ayet ve sure isimlerinin mayaca’da aynen yer aldığını atatürk’e izah etmektedir.

türkçe ile de benzerliklerinin bulunduğunu belirten mayatepek, mu kelimesinin ulu kelimesinin karşılığı olduğunu da, mu’nun bazı kullanılan isimlerinin; "ulumil" olduğuna dayandırıyor, ulumil kelimesi; "ulu-mu-il" kelimesinden geliyor ve bu da "büyük güneş impparatorluğu" manasına geliyor bugün. ulu, yine türkçe’deki gibi büyük, il de bildiğimiz, yeri veya toprağı manasındaki kullanılan devleti manasında; eskiden kullanılan ; urum ili, arap ili, acem ili deyimleri gibi.

ayrıca mayaca’da kullanılan bir de ikinci bir güneş manasını taşıyan bir kelime var. bu da kin. kin türkçe’de kullandığımız gün ile aynı manayı taşımaktadır.

mayatepek, atatürk’e 13 tane rapor göndermiştir, bu raporların ilk 6 tanesi hala bulunamamıştır.

bu konudaki engin araştırmalarından ve türk toplumuna armağan ettiği ; "atatürk ve kayıp kıta mu" kitabını yazmasından ötürü sinan meydan’a da teşekkürlerimi, teşekkürlerimizi sunuyorum, sunuyoruz.
insanlar efsanelerde her zaman etkileyici isimler duymak ister ama bir tarafta atlantis anlatılırken diğer tarafa baktığımızda okuduğumuz şey "mu" olunca insan epey hayal kırıklığına uğrayabiliyor.

tabi durum böyle olunca insanın aklına monty python and the holy grail adlı filmde kral arthur ve şovalyelerinin el haraketleriyle dağları taşları patlatan büyücüyle karşılaştıkları sahne geliyor.

kral arthur - çakmak taşı ve fitil olmadan nasıl ateş yapabiliyorsun, kimsin sen?
büyücü - ben bir büyücüyüm.
kral arthur - ne adla anılırsın?
büyücü - bazıları bana... tim der.

james churchward tarafından mu kıtasından kalan tabletler olan naacal tabletlerinin bulunmasıyla hakkında birtakım bilgilere ulaşılmıştır. churchward bu tabletlerin peşinden ömrü boyunca koşmuş, sonunda bir tibet rahibi tarafından hem bu tabletleri okuma becerisi kazandırılmış, hem de tabletleri inceleme fırsatı bulmuştur.

tabletlerden çıkan sonuç ise yeryüzündeki ilk insanın mu kıtasında ortaya çıktığı, atlantis ile benzer bir din benimsedikleri ve arasındaki tek farkın mu uygarlığının tek tanrılı dine inanıyor olması, inandıkları bu tanrının güneş anlamına gelen ra kelimesinin kendi uygarlıklarının adlarıyla birleşmesiyle oluşan ra-mu, yani mu’nun güneşi adını aldığı, din öğretiminin naacal adı verilen inisiye rahipler tarafından verildiği ve bu öğretinin yalnızca belli aşamalardan geçip inisiye olan özel insanlara verildiği ve bu öğretilerin ezoterik sırlar içerdiğidir.

tıpkı hint mitolojisinde olduğu gibi mu uygarlığı da insanlığın iyiden kötüye doğru gidişini yıkıma yaklaşma olarak görmüşlerdir. altın çağdan demir çağa düşüş ve tüm manevi değerlerin yittiği anda meydana gelen bir tufan... mu uygarlığının çöküş nedeni ise bu düşüş sırasında yaşanan manevi kargaşa ve yozlaşma dönemini atlatamamasıdır.