mona roza

duracell
sezai karakoç, üniversiteden tutulduğu okul aşkı muazzez akkaya için yazdığı bu şiiri, yazın, onların evinin karşı bahçesinde bahçıvan olarak (muazzeze yakın olabilmek için) çalıştığı zaman yazmıştır. muazzeze her açılışında reddedilmiştir. okulun mezuniyet balosunda bu şiiri okuduktan sonra muazzez, bu teklifin hala geçerli olup olmadığını sormuş ve hala geçerli olmadığını öğrenmiştir. bunun ardından muazzez canına kıymıştır. sezai karakoç ise bu acıdan ötürü olsagerek evlenmemiştir.
ankunft
gülüm anlamına gelir, lakin arabesk bir gülüm seni koparmışlar kıvamından çok entellektüeldir, ya da entelektüel. şiir anadolu’nun yağız bir delikanlısının hayat dolu, cıvıl cıvıl bir şehir güzeline olan platonik aşkını anlatmaktadır. şahsi kanaate göre türk edebiyatındaki en güzel aşk şiiridir.
tiryaki
tasavvufa yakınlığıyla bilinen sezai karakoç’un rahmani öğeleri sıkça dillendirdiği enfes güzellikteki şaheseri.

ki ben,monna rosa,bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında.
hayatla doldurur bu boş yelkeni
o masum bakışlar...su kenarında
ki ben,monna rosa,bulurum seni...
fergadan
selçuk küpçük ün yorumladığı şiir. ilk duyduğumda tüylerim ürpermişti. içindeki park banklarına veya askerde masa üstü veya kapı arkalarına yazılası ifadeler çok hoş.
"yalnızlık, bir sigara külü kadar yalnızlık."
"uyu da turnalar gelsin rüyana."
tiryaki
sözlerini de yazalım ki tam olsun...

monna rosa,siyah güller,ak güller;
gülce’nin gülleri ve beyaz yatak.
kanadı kırık kuş merhamet ister;
ah,senin yüzünden kana batacak,
monna rosa,siyah güller,ak güller!

ulur aya karşı kirli çakallar,
bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
monna rosa,bugün bende bir hal var,
yağmur iğri iğri düşer toprağa,
ulur aya karşı kirli çakallar.

açma pencereni,perdeleri çek:
monna rosa,seni görmemeliyim.
bir bakışın ölmem için yetecek;
anla monna rosa,ben öteliyim...
açma pencereni,perdeleri çek.

zaman çabuk çabuk geçiyor monna;
saat on ikidir,söndü lambalar.
uyu da turnalar gelsin rüyana,
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
zaman çabuk çabuk geçiyor monna.

zeytin ağacının karanlığıdır
elindeki elma ile başlayan...
bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
sıcak ve minnacik yüzündeki kan,
zeytin ağacının karanlığıdır.

ellerin,ellerin ve parmaklarin
bir nar çiçegini eziyor gibi...
ellerinden belli olur bir kadın.
denizin dibinde geziyor gibi
ellerin.ellerin ve parmakların.

zambaklar en ıssız yerlerde açar,
ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
işıksız ruhumu sallar da durur,
zambaklar en ıssız yerlerde açar.

akşamları gelir incir kuşları,
konarlar bahçemin incirlerine;
kiminin rengi ak,kiminin sarı.
ah,beni vursalar bir kuş yerine!
akşamları gelir incir kuşları...

ki ben,monna rosa,bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında.
hayatla doldurur bu boş yelkeni
o masum bakışlar...su kenarında
ki ben,monna rosa,bulurum seni.

kırgın kırgın bakma yüzüme rosa:
henüz dinlemedin benden türküler.
benim aşkım uymaz öyle her saza,
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler...
kırgın kırgın bakma yüzüme rosa.

artık inan bana muhacir kızı,
dinle ve kabul et itirafımı.
bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
alev alev sardı her tarafımı,
artık inan bana muhacir kızı.

yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
bir gün gözlerimin ta içine bak:
anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
yağmurlardan sonra büyürmüş başak.

altın bilezikler, o korkulu ten,
cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
bir tüy ki, kapalı geceye, güne;
altın bilezikler o korkulu ten!

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol