kıbrıs sorunu

mmkurabiye
kıbrıs a yapılan barış harekatları ve türkiye hükümetlerinin çeşitli müdahale ve tavırlarını daha yoğun yorumlamak adına erol toy un imparator adlı kitabı okunabilir.gerçi bu bir romandır ama kitapta bahsi edilenler ,okuyunca akla yatkın gelmektedir.
not: kitap sadece kıbrıs ile ilgili değildir,bu meselenin de bahsi geçer.
independence
uzun senelerden beri hem turkiye’nin hem de yunanistan’in ba$ini agritan sorun.yunanistan tum adanin guney kibris rum yonetimine ait olmasini istemekte, turkiye ise garantor ulke olarak bu fikre tamamen kar$i cikip kuzey kibris turk cumhuriyeti’nin taninip uygulanan ambargolarin tamamen ortadan kalkmasini ve kibrisli turklerin rahat ve huzur ortami icerisinde ya$amasini istemektedir.yunanistan tum kibris adasinin rumlara ait oldugunu savuurken turkiye adada iki ayri toplulugun bulundugunu ve bu topluluklarin kendi idarelerini kendilerinin tayin edebilme haklari oldugunu savunmaktadirlar.ya da bize yansitilan budur da altinda ba$ka siyasi amaclar vardir.bilemeyiz tabi.
cocabora
kıbrıs, tarih boyunca sırasıyla, hitit, mısır, fenike, asur, pers, bizans, ceneviz, venedik, osmanlı imparatorluğu ve ingiltere tarafından ele geçirilmiştir. bizans döneminde, bizans’ın resmi dil olarak yunanca’yı ve din olarak da ortodoks hristiyanlığı benimsetmesi sonucunda ada halkı, kendisini rum olarak görmeye başlamıştır. ada’ya türk nüfusun girmesi ise, kıbrıs’ın 1571 yılında osmanlı imparatorluğu tarafından ele geçirilmesiyle başlamıştır.

osmanlı imparatorluğu, fatih sultan mehmet döneminde istanbul’un fethiyle birlikte, sınırları içindeki tehdit unsurlarını sırasıyla bertaraf etmişti. bu dönemden sonra bütün dikkatler akdeniz’e çevrilmiş ve gittikçe büyüyen osmanlı donanması bütün gücünü akdeniz’in bir türk gölü haline getirilmesi için harcamaya başlamıştı. kanuni sultan süleyman’ın 46 senelik hükümdarlığı döneminde bu politika başarılı olmuş ve akdeniz kıbrıs adası dışında büyük ölçüde türk denizi haline gelmişti. kıbrıs’ın, gerek ortadoğu’nun, gerek kuzey afrika’nın gerekse akdeniz’in kontrolü ve anadolu yarımadasının güvenliği açısından stratejik bir öneme sahip olması, kıbrıs adasının osmanlı topraklarına katılması yönünde fetih hareketlerini öne çıkardı. kıbrıs diğer yandan balkanlar ve anadolu’dan hacca gidecek müslümanların güvenli geçişi için de önem taşıyordu. bu derece stratejik öneme sahip olan ada’nın çağın büyük deniz gücü venedik’in elinde kalması, büyük bir tehlike oluşturuyordu. bu amaçla 1571 yılında düzenlenen bir seferle kıbrıs, osmanlı imparatorluğu’nun sınırlarına katıldı. bu tarihten itibaren ada’daki türk hakimiyeti, anadolu’dan adaya göç eden büyük sayıda türk nüfus sayesinde gelişti. bu rakamın o dönemde 20 bin asker ve 10 bin sanatkar aile civarında olduğu bilinmektedir. bu bilgilerin ışığında, kıbrıs türkleri’nin kökenini anadolu’daki türk halkının oluşturduğu görülmektedir.

osmanlı idaresi altındaki yıllar

türklerin hakimiyetleri altındaki topraklarda, adaletli, şefkatli, merhametli, ırk ve kabile taassubundan uzak bir siyaset izlemeleri, türk idaresinin pek çok ülke tarafından bir kurtarıcı gibi karşılanmasına sebep oluyordu. başta katolik avrupa’nın katı baskılarına maruz kalan ortodoks balkan halkları olmak üzere pek çok halk, hıristiyan yöneticiler yerine müslüman türk idarecilerin yönetimi altında yaşamayı tercih ediyorlardı. osmanlı ada’ya hakim olduktan sonra, imparatorluk içinde uygulanan bu siyaset kıbrıs’ta da kendisini gösterdi. latin venedikliler zamanında kötü uygulamalara maruz kalan ortodokslara geniş imkanlar verildi. rum cemaati başpiskoposluğu’na yeni yetkiler verildi.

osmanlı imparatorluğu’nda ele geçirilen toprakların tümü "vatan toprağı" sayılıyordu. kıbrıs’ın fethinden sonra ada’nın nüfusunu oluşturan iki halk; rumlar ve türkler barış içinde yaşamışlardı. bu barış havası 19. yüzyıla kadar sürmüştür. bu yüzyıl içinde imparatorluk sınırları dahilindeki birçok bölgeyi ve en şiddetli olarak balkanları etkisine alan milliyetçilik hareketleri, kıbrıslı rumları da etkilemiştir. bu tarihten itibaren kıbrıslı rumlar osmanlı hakimiyetinden çıkarak, bağımsızlığını kazanan yunanistan’la birleşmek istemişlerdir. böylece günümüze kadar gelen kıbrıs sorunu ortaya çıkmıştır.

bugünkü kıbrıs


20 temmuz 1974 barış harekatı neticesinde yapılan toplumlararası görüşmelerin çıkmaza girmesiyle, kktc 15 kasım 1983 yılında bağımsızlığını ilân etti. toplam yüzölçümü 3.335 km2 olan kıbrıs adası’nın yüzölçümünün %35’i kktc’ye aittir.

başkenti lefkoşa olan kktc’nin diğer önemli şehirleri gazimagosa, girne ve güzelyurt’tur. yeşil ada olarak bütün dünyaca tanınan kıbrıs adası’nın kuzeyinde yer alan kktc’inde tarım ve ormancılık faaliyetlerine özel önem verilmektedir. ülkenin %57’si tarım arazisidir.

ülkenin kıt su kaynakları göz önünde bulundurularak modern sulama sistemleri kurulmuş, kısıtlı su kaynakları en rasyonel şekilde kullanılmaya çalışılmıştır.

sanayi fazla gelişmemiş olmakla birlikte gıda, inşaat ve giyim dallarında oldukça önemli gelişmeler sağlanmıştır. küçük ve orta büyüklükteki işletmeler şeklinde sanayi kurulmuş, 1995 yılında imalat sanayinde tesis sayısı 726’ya çıkmış istihdam edilen kişi sayısı ise 11.382’ye yükselmiştir. lefkoşe, gazimagosa ve girne’de organize sanayi bölgeleri kurulmuştur. ayrıca gazimagosa’da kurulan serbest liman ile bu bölgede şu anda 22 işletme çimento ve deri paketleme, araç bakım ve onarımı, konfeksiyon imalatı ve transit ticaret sahalarında faaliyet gösterilmektedir. elektrik enerjisi üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak seviyeye gelmiştir. kuzey kıbrıs tarihi ve turistik yerleri ve temiz çevresi ile turizmde her yıl gelişen bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır.

enosis hayali


tarihte kıbrıs sorunu, osmanlı imparatorluğu ve ingiltere krallığı’nın bir iç sorunu olarak birçok kez ön plana çıkmıştır. her iki imparatorluk döneminde ada rumları yunanistan’la birleşme isteğiyle birçok defa ayaklanmışlardır. osmanlı imparatorluğu’nun yıkılması ve türkiye cumhuriyeti’nin kurulmasından sonrada kıbrıs sorunu bölgenin çözüme kavuşturulması gereken en önemli problemi olarak devam etti. özellikle 1954 yılından itibaren kıbrıs konusu türkiye’nin dış politikasının ana konularından biri haline gelmiştir. anadolu kıyılarına yakınlığı nedeniyle, stratejik bir noktada olması ve daha önemlisi, ada’da büyük bir türk topluluğunun yaşıyor olması, türkiye’yi bu soruna taraf yapmıştır. enosis, "megalo idea" hedefi çerçevesinde kıbrıs’ın yunanistan’a bağlanmasını, ilhak edilmesini ifade etmektedir. enosis (yani ada’nın yunanistan’a bağlanması) kelime anlamı olarak "ilhak" demektir ve ilk megalo idea haritasının çizildiği 1791 yılından beri gündemde olan bir konudur. bir anlamda kıbrıs sorununun da bu tarihten itibaren var olduğu söylenebilir. 18 ekim 1828 tarihinde ingiltere, rusya ve fransa’ya bir nota veren yunanistan, ilk kez "enosis" fikrini

ada, türkiye için neden önemli ?

kurtuluş savaşı yıllarında misak-ı milli sınırları içinde kıbrıs da bulunuyordu. ancak bu tarihte kıbrıs artık ingiliz egemenliğine geçmiş ve türkiye ada üzerinde herhangi bir hak talep edemeyeceğini belirtmişti. bu nedenle, türkiye 2. dünya savaşı yıllarına kadar kıbrıs konusundaki gelişmeleri uzaktan izleyebildi.

1821 yılında yunanistan’da isyanın başlamasından sonra, kıbrıs’taki milliyetçi rumların başını çeken kilise, bir isyan hazırlığına girişir. fakat dönemin osmanlı valisi bu isyan planlarını öğrenerek, isyancıların bir kısmını idam eder ve diğerlerini sürgüne gönderir. bu kişiler 1821 yılı sonlarında roma’da toplanarak ilk enosis bildirisini yayınlarlar. tüm hıristiyan krallarına çağrıda bulunarak, kıbrıs’ın yunanistan’a ilhakı için yardımcı olmalarını isterler. 1878’de osmanlı devleti, rusya’ya karşı diplomatik desteğin bedeli olarak kıbrıs’ı ingiltere’nin "geçici yönetimi"ne bırakır.

ada’yı osmanlı hükümetinden kiralayan ingiltere, 1914 yılında osmanlı devleti’nin 1.dünya savaşı’na katılmasından yararlanarak, kıbrıs’ı ilhak eder. bu yönetim devri, kıbrıs rumları arasında enosis’in gerçekleşeceğine dair umutları artırır. hatta bu durum, 1915 yılında ingiltere’nin kıbrıs’ı yunanistan’a teklif etmesiyle daha da somutlaşır.

neticede, 1571’den 1914’e kadar, neredeyse 4 asır türk hakimiyetinde kalan kıbrıs, bir takım oldu-bittilerle elden çıkar; kıbrıs ve kıbrıs türkleri’nin hayatında yeni bir dönem başlar.

bu dönem türkiye’nin nato’ya girdiği yıllarda (1952) kıbrıs’ın da yunanistan’a bağlanma girişimleriyle sonuçlandı. 1950-55 yılları arasında türkiye’nin kıbrıs politikası, ingiltere yönetiminin korunması, bu statüde değişiklik olacaksa türkiye’nin de söz sahibi olması gerektiği yönünde şekillenmiştir. 1958-60 yılları arasında abd ve ingiltere, türkiye ve yunanistan arasında kıbrıs’ın taksim edilmesi fikrini gündeme getirmiştir. türkiye o dönemde ingiltere’nin ada’da askeri ve siyasal varlığını türklerin bir güvencesi olarak görmekteydi. diğer yandan rumların arasında ingiltere karşıtı haraketlerin artması ingiltere’nin kıbrıs politikasında değişikliklere yol açtı. ingiltere, türkiye’nin ada politikasında söz sahibi olmasını desteklemeye başladı. 1960 yılında kurulan kıbrıs cumhuriyeti’nde türkler ve rumlar görünürde eşit statülerde devlet yönetiminde rol oynamışlardır. yunan kökenli terör örgütlerinin kıbrıs türkleri’nin güvenliğini tehdit etmesi üzerine 1960-74 yılları arasında türkiye’nin kıbrıs politikası, ada’daki soydaşlarımızı "garantör devlet sıfatı" ile korumak olarak belirlenmiştir.

1974 yılındaki kıbrıs barış harekatı ile birlikte daha önce dile getirilen kıbrıs’ın taksimi konusu fiilen gerçekleştirilmiş olur. türkiye’nin kıbrıs’a askeri müdahalesi sonrası kıbrıs rum toplumu ve yunanistan, konuyu sürekli milletlerarası platformlara taşımışlardır. zaman zaman başarılı olan bu rum-yunan taktiği karşısında türkiye ve kıbrıs türk toplumu, bir yandan, iki taraflı iki toplumlu bir federasyon fikrini savunurken diğer yandan da uluslararası siyasi temayüllere veya kıbrıslı rumların çeşitli adımlarına göre yeni siyasi kararlar aldılar. bu kapsamda kıbrıs özerk türk yönetimi, önce kıbrıs türk federe devleti ve arkasından da kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti’ne dönüştü. son zamanlarda kıbrıs rum halkının avrupa birliği’yle birleşme yönünde almış olduğu kararlar konuya yepyeni bir boyut kazandıracak mahiyettedir.

kıbrıs rum bölgesi’nin ab’ne üye olması, bir taraftan yunanistan açısından enosis’in gerçekleşmesi anlamına gelmekte iken; diğer taraftan kıbrıs sorununun taraflarından birisinin birleşik avrupa devletleri arasında yer alacağı manasındadır. böyle bir gelişmeye seyirci ve sessiz kalamayacağını açıklayan türkiye ve kktc, bu durumun gerçekleşmesi halinde kıbrıs türk bölgesi’nin de türkiye ile birleşeceğini ve bütünleşeceğini ilan etmişlerdir.

kıbrıs, coğrafi konumu itibariyle petrol sevkiyatının güvenliği, türk gemilerinin uluslararası sulara sorunsuz çıkması ve bölge devletleriyle olan ilişkiler açısından büyük öneme sahiptir. türk kıyılarına yakınlığı ada’yı stratejik bir konuma sokmaktadır
independence
talat ile dimitris hristofyas’in bir araya gelerek aldiklari karara gore kibris sorununun halledilebilmesi icin yapilacak olan kapsamli muzakere tarihi 3 eylul 2008.ha bu muzakereden bir sonuca varilir mi du$unceleri daha $imdiden beynimde zerre ihtimal olmaksizin silindi gitti.
mmkurabiye
avrupa parlamentosu kıbrıs ta yaşanan problemlerin tümünü türkiye nin üstüne yükleyen bir rapor hazırlamakta imiş.onlara göre evvela türkiye askerlerini çekecekmiş adadan.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol