insanın yasayabilecegi en korkunç gece

blackrons
o gece televizyon karşısında oturmuş, bir yandan murat boz dinleyerek kendimden tiksiniyor, bir yandan da şimdi kim gidecek kumandanın başına diyerek bu asrın işkencesini kendime yapıyordum. neyse ki elektrikler kesildi ve ikimizde memnun olduk. bir mum yakıp geçtim odama, gecenin üfürdüğü karanlık rüzgarla sevişiyor, yaprakların haşin kıpırtısıyla irkiliyordum. ayın verdiği ışığın etkisi ve tepkisiyle balkona çıktım, bir kaç saat oturdum, kedi geldi yanıma, vurunca gitti, başbaşa bırak beni dedim. tamam diyemese bile anladı, alttan aldı.. bir tek ateş böceğinde ışık vardı, gecenin karanlık ortamını ahaha bende ışık var zavallı insanlar dercesine aydınlatıyordu! arada bir poposunu sallıyor ve dans eşliğinde ötüyordu. balkonda hayvanlar alemine dalmış otururken çekirdeğimin bittiğini farkettim, bakkala gidecek gücüm bile yoktu, neyse dedim hem açılırım belki, en iyisi çıkmak, kapıyı aralık bıraktım...

6 yaşlarında bir çocuk vardı kapı önünde, elinde topu gel oynayak dedi, yok dedim bakkala gitmem lazım...eyi gidersen gidesin dedi.. tamam! dedim.
bakkala girdim, karanlık ortamda toplanmış 3-5 kişi gülüyor, deli gibi küfrediyor ve hikayeler anlatıyorlardı. çıkayım mı? diye düşündüm ilk ama sonra beni gördüler, -buyur yiğenim. dedi biri, merhaba! dedim, acaba sizde çekirdek var mı? yemek için? bakkal samimi bir şekilde -var ama bunlar yenmez, birbirine ekleyip kolye yaparsın artık, dedi.. dalga geçtiğini anladım tabi, o cümleyi banada biri kursa bende geçerdim, neyse dedim ver bi paket, verdi... parasını verdim, para üstünü verdi, eve gidince saydım eksik çıktı, sonra dedim karanlıkta görememiştir, hiç gidemem birdaha... eve girdiğimde takur tukur sesler geliyordu, tabi kalk hırsız var diye kaldıracağım bir kocam yoktu, akabinde faredir yada kedidir kedi cevabını alacağım..

kendi kendime kuştur diyerek girdim içeri, gözlerim tıkırtının olduğu yeri arıyor ama karanlıktan sadece sesleri duyduğum için sese doğru yönelmeyi deniyordum, birden parlak iki çift yemyeşil göz gördüm, vurduğum kedi çetesini toplamış ve dövüşmeye gelmiş diye saçmaladım ilk, sonra saçmaladığımı anladım olamaz dedim.. sen kimsin be diyerek karşı koydum iki çift göze, titreyerek tabi... şşşşt dedi birden, içimden bir ses ölüyorum lan! diyordu, iki çift göz şşt demeye devam ediyordu.. meğer yaptığı şşşt sesi yediği yemekten geliyormuş.
biraz daha yanaşınca onun evin önündeki küçük çocuk olduğunu anladım...

ne arıyorsun çocugum evimde? dedim, top oynamaya gelmişem dedi, yılışık bir ifadeyle.. başkasının evine hırsız gibi girilip yemekleri yenmez dedim, ne kadar ayıp, puh terbiyesiz! bide böyle dedim, bir anne edasıyla..

özür dilirem! dedi, sadece bir kaç şeker yutmuşam.. ne şekeri ya derken buzdolaptaki kas gevşeticilerin bittiğini anladım, oğlum naptın sen? demeye kalmadan! yav zaten çok kötü tadı vardı, diyerek yapıştı yere...
işte ne olduysa o zaman oldu, kendime şu soruları sormaya başladım;

1. bu çocuk kim?
2. nerede oturuyor?
3. öldüyse ne yaparım?
4. anası babası benden bilir mi?
5. kaç yıl yerim?
6. gözleri lens miydi? yoksa gerçekten yeşil mi?

neyse efendim bu sorulara kendimce yanıt ararken bir yandan aldığım çekirdeğe lanet ediyor, bir yandan ışıkları kesen şirkete beddua ediyordum!
derken sokakta cevaaat cevaaat! sesleri yükselmeye başladı, oğlum eve dönmedi bilen var mı ? diye. aha dedim şimdi değil ayva, ananası kabuğuyla yuttum...

tuttum cevatı halıya sardım, kolumun altına koyup camdan atacaktım, camdan geçmedi, karanlığın verdiği cesaretle dışarıya çıktım. maksadım cevatı konteynıra atmaktı... tam giderken annesi önüme çıktı, ben tam eşhedü en laaa derken dur sonra çekersin! dedi...
oğlumu arıyorum, resmi şu gördünüz mü? dedi, hayır! dedim görmedim. peki dedi annesi.

tam halıyı çöp kutusuna atacakken elektrikler geldi, sokak lambaları sanki bizim sokağı ilk kez bukadar aydınlatıyordu, etrafım kalabalıkla çevrili elimde halı ve ben öylece bakıyorduk. annesi polise haberde vermiş olacakki, polis kimse kıpırdamasın, soruşturma yapacağız dedi! halıyı var gücümle yere bıraktım, ve sürpriiiz! cevat halının içinden süzüle süzüle polisin ayak dibine kadar geldi, insanlar kötü gözle bakıyor, babası elinde keserle kafamı bedenimden ayırmayı bekliyordu. ama oda ne? cevat ayılmaya başladı, demiştim zaten 4 tane kas gevşeticiyle adam ölmez diye, ama içimden demiştim bunu.

cevat yarı uykulu bir şekilde sokaktan öğrendiği küfürleri bana savuruyordu, bense kendimi nasıl haklı çıkarırım diye var gücümle düşünüyordum.. derken polis çocugun halıda ne işi oldugunu sordu bende halının içine girmiş farkedemedim dedim. sonra saçma oldugunu anlayıp herşeyi anlattım, polis peki halıya neden sardın dedi? işte bu zor bir soruydu, derken cevat araya girdi ve ’yav oyun oynuyorduk, agama ben sar beni dedim, ben dolmaydım oda benim dolma yapan babannemdi’ dedi.

o an cevatın dahi olduğunu anladım, polis gülen gözlerle ve şaşkın bir surat ifadesiyle, peki evlat bidaha annenden habersiz dışarı çıkma! dedi cevat’a.
bana da, seni gözüm görmesin! dedi polis. peki abi dedim umarsızca...

o günden sonra cevat’la müthiş ikili olduk, arada bir bana uğrar kas gevşetici içip çılgınlar gibi dans ederdik, çekirdikleri ayırır ağzına verirdim, oda 50 taneyi yutarak 1 saatlik uğraşımı mideye indirirdi. cevat’a yapacağım şey kötü bir şeydi belki ama o günün tek sorumlusu elektrikti. içime gelen o korkuyu veren. ama olsun, yalnız gecelerimin yeni dostunu kazanmıştım, cevat artık benim kardeşim gibiydi. ve o gece gibi bir şey yaşamamak adına jeneratör de aldım eve, artık elektriğe meydan okuyordum...

nitekim o geceyi asla unutmadık, ne ben, ne cevat, ne polisler, ne cevat’ın annesi ne de haber bülteninde haberi izleyen milyonlarca kişi... neyse ki haberi sadece flash tv vermişti de o milyonlar binlere falan inmişti.

ve o gece benim evde geçirdiğim en korkunç geceydi.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol