confessions
  1. toplam entry 115970
  2. takipçi 64
  3. puan 280925

hayır

dinlensin diyedir gözlerimiz
bu önümüzde açılıp giden manzara;
bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir,
ve tanrılar boşluktan bıkınca.

ellerimize malum olur nedense
suların rengi balıklarıyla, çiçekleriyle,
düşünmenin huzuru ayan olur;
soğuğun sessizliği hakeza.

yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız,
boylarımız bü’yü’r usul usul;
duyulmasın diye gürültüler uykularda
yağmurlar yağar geceleri.
.

can yücel

hal caresi

sen bezmimize geldiğin akşam
neler neler olmaz ki bize, bir güzel haller olur
hallolur eşek davası dahil, bütün davalar
düşer isfahan, yıldızlar, bağdat ve şam
kalkar ayağa ayaklar, türkülerle bir halk olur
sen bezmimize geldiğin akşam
kainatın padişahı salavatla hal olur
.

can yücel

güya

elele tutuşmuşuk
iki küçük çocukmuşuk
kışmış hava
mışıl mışıl üşümekten
başıbüyük’te
bir beş taşın dibinde
dizdize oturmuşuk
birbirimize sokulmuşuk
iki küçük çocukmuşuk
birimiz ve
birimiz veya
güya bir rüyaymış
bu rüya.
.

can yücel

.

güler yüzümle

viran bir rum evi adada oturduğumuz ev
serinliğine serin
ferah olmasına ferah ya
tam bir hakuran kafesi.
bu deyimi aslına döndürmek için mi nedir
bir çift de kumru gelip
yuva yapmış çatısına.
öyle usturubunla yerleşmişler ki
çürümüş tahtaların arasına
dışardan görünmüyorlar hiç.
yalnız
el, ayak çekildikten sonra
derinden
ve civan demlerle demlenircesine
başlıyor dem çekmeleri

benim de çökmeye yüz tutmuş
şu can kafesimde
kadir sevgilim güler’e sevgim
üsküdar’a gidelim diyor hala
üsküdara gidelim..
.

can yücel

gidip gelme

en son denizi işittim
-öc alıyor benden-
içim için kaynıyordu demin
patlamadın ya dedim
patladı işte
öbür sesler
-fabrikanın düdüğü cankurtaranla ezan
ve göğsümün hırıltısı-
hiçbiri ayağına su dökemez bunun
bu vurdu muydu uçuyor canımın yongaları
pul pul pırıl pırıl ve oğul oğul
bir mevlut balığı ağıyor sanki menevişlere
hiç kalır yanında bütün seviştiklerim
bu deniz, düştükçe düşen nabzım terim benim
beyler gayrı beni sarı defterinizden silin
nem varsa definem ipim kefenim
hepsi sizin hepsi sizin, hapsinizin.
yeter ki beni bir genel afla başınızdan defedin
ve defleriyle çalparalarıyla gümüş sürülerinin
bu dif gibi cesedi kanal`ın döllüğüne defnedin
kulaklarınızı çınlatırım ordan
isırırım gözlerinizi
geri dönen bir hecetaşı gibi geceden
heceleyerek kendi kitâbesini
unutmuş bildiği ne varsa önceden
sekerek ve sikerek denizi
şaş kalacaksınız o zaman
şeytan minareleriyle nasıl okunurmuş ezan
ve düşmüş kalkmış bir allah gibi tuzlar içinde
varacağım ki cenazenize
bir kızım daha olmuş denizanalarından
ve tıpkı ve tıpkı bir insan
kaptığım gibi onu da atacağım ki dalgalara
ayrı düşmesin garip, sütanamızdan
anladınız mı şimdi can
niye gelirmiş hep boğaz`dan
.

can yücel

epigram

marx’ın da pek sevdiği bir latin sözünü anımsıyorum
nihil humanum mihi alienum est
bu sözün altına ben de imzamı basıyorum
insana ilişkin ne varsa kabulüm
şu hümanistler hariç

can yücel
.

can yücel

ellerimde bir goztaşı

ellerimde bir goztasi, gozlerim bos gidiyordum
ne bileyim, bir damlanin boyle deniz oldugunu
sastim, mavi bir fal gibi acilinca onumde
giritli bir olumum varmis, bir balikci fitil gibi
patlayacakmis avucunda otuz cubuklu gencligim
uc gunde mi desem, uc gokte,uc kulacta mi
ben ki, o camgobegi cicekler acan agac
kirilmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmis
ne zaman bogulsam boyle yosun kokuyordu isik
sabahci kahvelerde bir ciroz otuyordu
ve dalgalarimi gecen o deniz soforleri
boyle uyur duslere bindirmis gemiler
uyuklar gibi ustunde mermer masalarin
bir tahta parcasiydim, osmanli bir kazadan kalmis
yuzuyordum, islam kaptanin ahsap ayaginda
obur tahtalara obur insanlara dogru
cumhurdu murekkep baligi, simsiyah yuzuyordum
ne bileyim, bir korkunun boyle destan oldugunu
agardim, nisanlayinca gece, ve yavrulayan yalnizlik
ya da ilk insanin dogdugu, oldugu dagdi moby dick
nefes aldikca filbahriler kopuruyordu sulardan
canlar caliyor kulaklarimda, yunuslar yarisiyordu
alyuvarlar, dolkuslari ve ruzgar midyeleri
dedim, dunya gibi bulut yok dunya ustunde
ellerimde bir goztasi, gozlerim bos gidiyordum
ne bileyim, bir turkunun boyle veysel oldugunu
acildim, cikmaz bir sokak gibi, kapaninca denizde.
.

can yücel

el tutusa tutusa

ne kadar çok elimiz varmış meğer
ilkin, senin elinle tutuşan benimki
sonra çocuklarınki
gençlerinki
tekel işçilerininki
sonra, ellerin elleri...
ne kadar çok elimiz oldu, baksana
tutuşa tutuşa
bir orman yangını gibi
.

can yücel

doğuşelim barış için

soğuk harp bitti
sıcak savaşlar başladı
memleketim de bir içsavaş halinde
memleketim bir içkanamada
mezralar yanıyor
köyler yanıyor
içim yanıyor
çocuklar ağlıyor
analar ağlıyor
anamız ağlıyor
içerde onbin aç
dışarda yüzbinlerce çıplak
barış için döğüşelim
döğüşelim barış için
.

can yücel



dostum dışarı kacti

çocuğum ben
ilk kez buldum, gördüm gölgemi
ben nereye o oraya
alkışlıyorum alkışlıyor
gülüyorum gülüyor,
bir benden büyük oluyor bir küçük,
nereden geldi, bir daha gider mi ki?
gitti bile kapıyı açıverince ninem,
neden ağladığımı anlamıyor koskoca kadın!
.

can yücel

dinleme başını

karşı masadan çağırdılar, ’buyrun’ dediler
’keyfim yok’ dedim bağışlayın, ’başımı dinleyeceğim biraz’
sen misin diyen, bir curcunadır koptu
ne kalabalık, ne kalabalıkmış yarab başım!
bunca ayıp, bunca kayıp, bunca ölüm!

attım kendimi dışarı, karıştım şarlo’nun yalnızlığına
uçuyorum şimdi barbaros bulvarı’ndan aşağı
üstümde insanlar, ne güzel, ve ayaklarımın aldında deniz!

sana da söylüyorum hep, teo,
başını dinleyeceğine, al başını git umağa!

(rengahenk)
.

can yücel

dinar yolunda devrilen bir fordun şöför ahmet için

ah ahmet ah sana söylediler de
yollar bozuk dinar üstünden gitme diye
hani köprülerde yavaşlayacaktın
deli bozuk bir uçurtmaydın ahmet
takıldın tellere sonunda
ittin ursuzdun orospu çocuğuydun
esrar boyalı ispirto eroin
çirkefliğin daniskası sende
bir gün tatlı bir sözünü mü işittim
bari kırk yılın başında bir
bu da senin diye bir çift lastik alsan
biliyorum tapondum forttum 45 modeliydim
lakin ellerine yangındım ahmet
ah domuz ah nasıl da karıştırırdın ötemi berimi
sevgi derdim de sana dinletemezdim
aklın hep yollu karılarda
sevgi bir uğraştır derdim sana
taksicilik parçacılık gibi
her şeye razıydım sırf anlayasın diye
nemene şeydir sevgi
gözüme bir kız da kestirmiştim
müftülerin nazmiye
handiyse yapacaktım aramızı
sizi çamlıklara götürecektim
yeşil halılarımı serecektim altınıza
bilirim ne allahın gazebi olduğunu
tam kızla hır çıkaracağın zaman
göğün mavisini göstertecektim sana

her şeye razıydım sırf anlayasın diye
nemene şeydir sevgi
böyle bok yoluna gidecektin madem
bari ben çiğneyeydim seni
.

can yücel

denli

deniz ki pirinç semaver
en sakin deminde çayın
çınnnn

mineli fincan elinde
kıraathanesine
yeats ile pavese’nin
buyrun...

dönis ki güzel’in sevgilisi
görmedim dişçiymiş keriz
kıskancımın dalgaları içinden
kalan iki köpek dişimi
damat, siz çeker misiniz?

deniz ki güler’le güzelbahçe’deydik
patladı eşek imbatı
bu poyraz lekesi, bu liken
dönünce dehşet lodosa
huu dedim, huhuu
secdeyettim laciverdiye

deniz ki hemingway’den mürebbiye
saldı mıydı üstümüne aslanlarını
göynümüzün en hayvan hayvanat bahçesinden
en liyon’suz yeleleriyle

aslan olalım hepimiz
öfkesiz sevgi
denizsiz kara
erkeksiz karı
eteksiz erkek
olmayalım
öyle ölmeyelim diye
.

can yücel

deliriyorum tiremens

dün ne güzeldi gün
dün bir dügün
vapurun bacasında bir zambak açmış
kulağımın zarında bir sümbül
tırnaklarım hepsi papatya
ayaklarımla geziniyorum dünyayı
ayaklarım ki manolya
uzun bir mavi bu boğaz
çıkı çıkıveriyor heryerden
sanki milletçe işimiz
bir sandalı denize indirmek
ben övmüyorum hicbirşeyi
ağaç elmasıyla öğünüyor
bir mevlüt sanki hatice
giyinmiş sermakeş’e gidiyor
bu kadar güzel olmamalıydı yeryüzü
dayanamıyorum dayanamıyorum
şıp dedi güneşin ilk gözyaşı
şıp dedi damladı denize
beni tutmayın artık tutmayın
ve kızaran kızaran tomatlar
n’olur beni unutmayın
benim karım hale olacaktı
ölmüş ve ressam bir kadın
.

can yücel