confessions
  1. toplam entry 422
  2. takipçi 0
  3. puan 1239

entry yerine girdi kullanalım kampanyası

’yav girdik bu sozluk alemine, guzel guzel de anlatmaya calisiyoruz derdimizi ama arkadasim boyle entry diyoruz swh diyoruz, okul da okuduk anliyoruz da ama ne biliyim iste oyle demesek mi, yerine bir sey mi bulsak, bak soyle bir kelime var acmis bir arkadas basligini, onersek mi bunu cemiyete, tutar mi, sallarlar mi, ne yazsam da basligi acsam, amaaan koyacam turkce’sine de dede korkut muyum lan ben’ deyu deyu dusunen bilgicin sozluk camiasini turkceyi ve kimligi korumak adina gaza getirme cagrisi.

türk medyasının karaktersizliği

patron güdümündeki kurşun kalem askerlerinin patronlarının çıkarları dışındaki konularda hep yek ses tek vucut olup karşıt fikirleri, farklı düşünenleri, konuya başka açılardan bakanları marjinalleştirip fikri olarak absürdleştirmeye çalışmalarının temel sebebi.

misal, bu memlekette kimse koç ya da sabancı ailesi ile ilgili muhalif fikirlerini ve eleştirilerini bunların ekran ve sütunlarından açıklayamaz.

misal, avrupa birliğine katılmayı çıkarlarımıza uygun görmeyen kişi ya solcu dinazordur ya da faşist milliyetçidir.

en taze misal, orhan pamuk eleştirilemez çünkü o nobel ödüllüdür. herkes buna sevinmek zorundadır buna sevinmeyen perihan magden’in 12.10.2006 tarihli ntv’nin gece gündüz programında da belirttiği gibi küçük faşistçiklerdir.

herşeyden en iyi kendilerinin anladığını düşünen ve bunu bütün kamuoyuna dikte ettirmeye çalışan kurşun kalem askeri medyamızın demokrasi ve özgürlükten tek anladığının ise sadece kendi düşüncesi gibi düşünmek olması bu karaktersizligin en mide bulandırıcı sonucudur.

entry yerine girdi kullanalım kampanyası

girdi girmek gibi bir durumu onlemek maksadiyla girdi yazmak (tdk yaraticiligi yaparsak girdilemek) gibi alternatif onerilerle buyuyen kampanya.

konuyu farkli bir düzleme cekmek icin yorum: arkadaslar entry girmek asimile edilmis bilinclerimizde ’cool’ olarak algilaniyor da girdi girmek niye batiyor? benzeri duruma ornek sting’in king of pain adli sarkisi. king of pain batiya kulaklarimizda sik bir lezzet birakirken bunun tercumesi acinin krali neden bu kadar arabesk durmaktadir? ben acikcasi bunu sark ezikligi olarak görüyorum ki bu tartisma tanzimata kadar gider. bu eziklikten kurtulmanin yolu olarak da turkcemize guvenmeyi ve bu gibi durumlarda ortaya konan kelimeleri kullanarak kulak asinaligi yaratmayi oneririm.

fetosizm

ahir zamana özgü psiko-siyasi (kaynak, götüm) davranıs bozukluğu. fransız aristokrasisinden hiçbir eksiği olmayan, yurdun dört köşesine yayılmış lord, kont, vikont dedelerinden yadigar şatolarında yaşayan beyaz peruklu cumhuriyet bürokrasisinin elitleri arasında şakirtgetiren, damladöktüren diye de bilinir.

belirtiler:

zaman gazetesi, sızıntı mecmuası gibi mazur görülebilecek nesriyatın bedava dagıtılmadıgı sanrısı.

’peygamberimiz bööeeefıajdsfıjafğ ühü ühü’ diye konusmasına baslayamayan, bir lokmaya muhtac hırkalı amcanın adı geçtiğinde gözlerde başlayan yanma.

kadınbudu, dilberdudağı gibi yemeklere alerji.

sadece alaturka tuvalete sıçabilmekten kaynaklı eklem rahatsızlıkları.

mustafa kemal’i iskeletorla özdeşleştirme.

’kuran peygambere aboneliksiz, kdvsiz, ücretsiz geldi. zaman gazetesi de ücretsiz dağıtılıyor (zaman zaman). o halde zaman gazetesi kuran’ın appendix’i. hem zaman= tersten namaz.’ gibi hatalı mantık zincirleme kazaları.

ırak ta bir milyonu aşkın müslamanı öldürmüş abd’nin bir eyaletinde yıllardır yaşamakta olup; bu işgale, 11 eylül sonrası abd’de müslüman topluma karsı yapılan sayısız insan hakları ihlallerine tek kelime laf etmeyen zat-ı şahanenin içinde bulundugu çelişkiyi görmezden gelme.

yayın organı, televizyonlar, yüzlerce okul ve dersane (bunların taşınmazlarını, gayrimenkullerini ve de diğer varlıklarını saymıyorum) sahibi olan bir tarikatın başında olan kişiyi gariban sanma.

tarikatları sivil toplum örgütü zannetmek

(bkz:daha gider bu)


demem o ki melun bir rahatsızlıktır. ilacı iki şişe biradır.

mtv programlarınin bünyeye etkileri

ne yapsamda benimle sevisirsin, sevisecegimi odasindan tanirim, annesiyle cikip kiziyla seviseyim, dunyanin en maganda arabasini ben yaparim, kicimi jlo ya benzet hayalimi gerceklestir, dünyanin en igrenc islerini ben yaparim gibi ve daha pekcok sosyal, psikolojik konulari isleyen, bu konularla ilgili olarak dünya gencligini egitmeyi kutsal bir amac edinmis bu güzide kanalin metabolizma uzerindeki etkileridir. bu programlari izleyen kisi evladi belirli bir süre sonra beraber olacagi insani bulmak icin uclu cikmaya inanir ve kararini en iyi ikisini de öptükten sonra verebilecegini hisseder. yine ayni kisi araba bagajinin aslinda dvd ekranlari ve playstation eklemek için özel olarak yapilmis bir yuva olduguna olan inancini bir arabanin en güzel rengi ancak cingene pembesiyle yakalayabilecegini zannederek kuvvetlendirir. ama bu sanrilarin en tehlikelisi, kisi fiziksel olarak bir unluye benzemenin butun sorunlari ortadan kaldiracagina adi kadar emin olmasidir.

her metal müzik dinleyeni satanist sanmak

iskandinavya da yasayan sarisin pitirciklardan olsaydik bizi ciddi sekilde kuskulandiracak önerme. zira black metalin anavatani olan bu topraklar 90 li yillarda, faili unlu black metalciler olan kilise yakma eylemleriyle sarsilmisti. ayrica metal müzik bu topraklarda, zorla kabul ettirilen hristiyanliga karsi bir tepki araci olmakla kalmamis o topraklarin pagan köklerine duyulan özlemide konu olarak sik sik islemistir. fekat ulkemizin yuzlerce yuzkarasindan en önde geleni olan ana medya gruplari tarafindan zaten dinle ve yabanci olanla ilgili olarak her söylenene inanmaya meyilli insanimiza yutturulmus bu sanri dombililikten baska bir sey degildir.

24 haziran 2007 evanescence istanbul konseri

konser demenin haksızlık olacağı süresi itibariyle (1 saat 10 dakika) daha çok dinleti tanımını hakeden yaz gecesi aktivitesi. amy lee’nin enerjisi, hareketliliği ve butun bu performansına karşın ortalığı yıkan sesi gecenin öne çıkan unsurlarıydı. seyirci ile iletişimi oldukça sıcaktı. ama..

amy ablamız dinleti boyunca istanbul’da olduguna inanamadıgı, burada boyle bir kitlenin varolmasına çok şaşırdığı manasına gelen şeyler soyleyip durdu. iyi niyetinden kuşkum olmasa da (ulusalcı paranoyam da olabilir) birazcık ’siz turk insanları ingilizce şarkıda mı dinlermiş, ne akıllıymış bunnar megersem’ tadında sevilmiş gibi hissettim kendimi. kısacası bokunu çıkardı. dunyada boylesine bir üne sahip olan bir grubun (bir başka husus: artık grup yok sadace amy var gibi) dunyadan daha bir haberdar olmasını beklerdim.bu kadar kısa sürmesini ise daha iki albümlük bir grup olmalarına veriyorum.

evanescense’ın sevdiğim parçaları var. şarkılarındaki sertlik dozu bence oldukça akilane ayarlanıyor. piyano kullanımı turkulere bu enstrumanı sokan bir yavuz bingöl yumuşaklığı yaratıyor (dalga geçmiyorum hoşuma giden birşey bu). fakat geçenlerde okudugum bir röportajlarında evaescence’ın yaptıgı muzik artık evanescence tarzıdır demişler, yanılıyolar. daha boyle birşeyden bahsedilebilmesi için en azından iki albumden daha fazla uretmek bir başka ifadeyle 1 saatten daha uzun bir süre sahnede kalmaya yetecek kadar şarkıya sahip olmak gibi bir onkosulu yerine getirmek lazım. bence zannettikleri tarz ritm ve akor konusunda kendini tekrar etmekten başka birşey değil. tarz, şarkıların birbirine benzemesinden daha farklı birşeydir (coştum).

şimdiki lafım evanescence’a değil. geçen yıl bu zamanlar aynı mekanda bir abinin konserine gitmiştim. ve bu konserde o abi muzikte yaratıcılıgın sadece akorlar, notalar ve sozlerle sınırlı olmadığını sahne denilen nesnenin ve kavramın kullanıma göre insanları ruhlarından (ki en zor hedeftir) vurmayı becerebilen ender silahlardan biri oldugunu hepimize gostermişti. işte belki de o guzel yaz gecesinin hatırına artık başka bir konseri maalesef begenemiyorum.

(bkz:20 haziran 2006 roger waters konseri )
(bkz:pink floyd dan sonra hicbir grubun kesmemesi)

vakit

roj tv den hiçbir farkı olmayan rejimi, ülkenin hukukçularını dirsek temasında olduğu terör gruplarına hedef gösteren, gazetecilikle gazeteyle uzaktan yakından alakası olmayan ve cumhuriyetin vaktinin dolmasını bekleyen ama daha çok bekleyecek olan paçavra.

7 ekim 2007 şırnak terör saldırısı

an itibarı ile sol bölümde

7 ekim 2007 sirnak terör saldırısı (7)
kaplumbaga ciftlesmesi (10)
oha dedirten ruyalar (10)

görünce güzide bilgiclerimizle ilgili olarak derin düsüncelere meyletmeme neden olmus yurek yangını. hayattayken kimsenin aldırmadığı bu aslanları sadece ölürken anmak zaten çok ikiyüzlü bir davranış ama böylesine bir trajedi sırsında dahi o gerizekalı geyiklere devam etmek nasıl bir saygısızlık, nasıl bir vicdan yoksunluğudur algılayamıyorum.

hergün aynı andavallıkla yasamaya devam edelim zaten şehit olanlar bir grup insan modeli değil mi, zaten dünyanın kendi ekseni donumuzun içinde değil mi, zaten sozluk sadece karı bulmaya yarayan bir kırık egolar sergisi değil mi?

sevgili şehitlerimiz; öldünüz. beni affedin ama zaten hep ölüydünüz. bu yüzden de daha toprağa bile düşmeden tıpkı atalarınız, analarınız gibi unutuldunuz.

amed

diyarbakır’ın eski isimlerinden birisi. ayrıca bu kelimenin çoğu kişinin bildiğini sandığının aksine kürtçeyle de uzaktan yakından alakası yoktur. amed diyarbakır’a bizans zamanında verilen isim olan amida ’ya kaynaklık etmiş bir kelime olup şehirin asurlular tarafından verilen ismidir. peki diyarbakır’a nasıl dönüşmüştür? osmanlılar döneminde bölgeye göç edip siyasi açıdan kritik bir rol oynayan bekr aşiretinin etkisiyle şehir diyar-i bekr olarak anılmış cumhuriyet döneminde ise fahri hemşehrisi mustafa kemal atatürk tarafından diyarbakır ismi verilmiştir.
pkk diyarbakır’ın binlerce yıllık tarihininin sadece son 25 yılında faaliyet göstermiş bir aktördür. bu binlerce yılı bir kenara atıp koca şehri eşkiyanın çıllakalığına (diyarbakırda kuru gürültü anlamında kullanılan bir yerel değiştir) bırakırsak, en az filin kuyruğunu tutup ’fil ip gibi birşeydir’ diyen kör adam kadar yanılgıya düşmüş oluruz. hiç değilse buraya birşey yazarken azıcık araştırıp kendi cehaletimizi millete bulaştırmayalım.

ahmet altan

en fazla olarak abd de kullanılan best seller pazarlama stratejilerinin türkiye’de ilk olarak uygulandığı yazar. deri ceketli bilboard reklamlarını, ’aşkı kimse onun gibi anlatamadı’ sloganlarını hepimiz hatırlarız. bence türkiye de bu kadar seveninin olmasının yanında daha da fazla sevmeyeninin bulunması temelde bu özelliğine dayanıyor. peki kitap reklamı yapmak neden kötü? aslında bunda kötü bir durum yok zira reklam olgusunu herşeyin meta olarak kabul edildiği bu ekonomik sistemde elbetteki sanat ürünlerinden ayıramayız. bu yüzden sorun bir reklamın yapılıp yapılmaması değil bu reklamın nasıl yapıldığıdır. ahmet altan’ edebi yeteneklerini ve siyasi görüşünü bir kenara bırakacak olursak zaten bir pop yıldızı (misal mirkelam) gibi butun ana haber programlarında, reklam kuşaklarında ve basında bir anda aşk, kadın ve insan halleri üzerine en buyuk otorite ilan edilmesi beni başlı başına rahatsız etmeye yetiyor. hele bu rahatsızlık, kitaplarında kullandığını denemelerinde kullanan denemelerinde kullandığını kitaplarında kullanan bir tarz sahibi olmaktan çok kendini tekrar eden, cinselliği toplumdaki tabulara ve töre adını verdiğimiz baskıya bir muhalefet aracı olarak değilde çok satmak için kullanan bir yazar olmasıyla birleşince yazara karşı bir tepkiye dönüşmüştür.

ahmet altan’ın siyasi macerası ise bir başka alemdir. babasının geleneğine bağlı olarak gençlik yıllarında sol ile çok içli dışlı olmuş fakat bu birlikteliğini sudaki iz isimli yasaklanmış kitabıyla bitirmiştir. - bu arada kitabın yasaklanmasının sebebi sert nuhalif fikirleri değil pornografik cinsel örgüsüdür- ahmet altan bu kitabındaki cinselliği ise yuksek ahlakçılığıyla övünen türk solunu bir nevi küçük düşürmek için kullanmıştır. 90 larla beraber popularitesi de yavaş yavaş artmaya başladıkça özellikle kürt sorunuyla ayrı olarak ilgilenmeye
başlamış sonraki dönemlerde bu ilginin alanı kişesel özgürlükler olarak genişlemiştir. numaracı cumhuriyetçilerin önde gelenlerinden biri olan kardeşi mehmet altan ile beraber muhalefet alanı daha çok kemalist devrime yönelmiştir. butun bu kargaşadan aklımda kalanlar ise ahmet altan’ın içinde bulunduğu toplumun bireylerine olan uzaklığıdır. bu ülkenin kendine özel herhangi bir durumu, konumu olabileceğine şiddetle karşı çıkmaktadır. özgürlük ilkesinin butun bedellere rağmen tam teşekküllü uygulamada olmasını savunmasında herhangi bir yanlışlık olmasa da özgürlük kavramından ne anladığı tartışmalıdır. ayrıca kitapları yurdışında pek tanınmasada avrupa da sevilen bir yazar olması ve bu durumun salman rüştü’yle olan benzerliği onu sevenler tarafından düşünülmesi gereken bir durumdur.

plaza insanları

pink floyd un the wall albümünde anlatilan duvar cesitlerinden en acimasiz olanina hapsolmus insan grubu. görüntüleri standarttir, hayattaki emelleri standarttir, zevkleri standarttir cunku bunlarin hiçbiri bu insanlarin karar mekanizmalarina bagli deildir. populer kulturun, modanin, best seller kitaplarin bir baska ifadeyle kapitalist sistemin gündelik hayati duzenleyen carklarinin yarattiği girdabin içinde oradan oraya savrulurlar. cogu aslinda alti bos olan karakter ozelliklerine sahip olduklarini vurgularlar. (amerikan tarzi rekabetcilik, iddiali bir agresiflik, temelsiz ve manasiz özgüven) en buyuk çelişkileri sisirilmis bir özgüvene sahiplermiş gibi görünse de yalnızlıktan ve gulunc duruma düşmekten ölesiye korkmalaridir. hastalikli bir güç anlayişi olan mülkiyet arzusuyla kontrolden çıkmışlardir. ama aralarinda en acikli olanlari butun bunlarin farkinda olduğu halde bu girdaptan ve duvarlardan çıkamayan bunun içinde her geçen gün hayata daha da yabancılaşan modelleridir.

ainulindale

(bkz:arda) ’nın yaratılışını ve (bkz:ainur) müziğini anlatan (bkz:silmarillion) ’un ilk kitabı. anlatılana göre ortada sadece büyük boşluk ve eru varken, eru ainur’u yaratır ve onlardan müzik yapmalarını ister. başta uyumsuz olan sesler zamanla ahenge kavuşur ve bir görüntüye dönüşür. bu görüntü arda’nın kusursuz halinin görüntüsüdür. fakat ainurların önde gelenlerinden melkor kendi melodisinin diğerlerinkinden daha baskın olması arzusuna karşı koyamaz ve ahengi bozar bu şekilde görüntü bozulur ve sonrada kaybolur. kusursuzluğun ve iyiliğin özünde dengenin ve uyumun yattığını kişisel hırs ve güç isteğinin dengeyi bozup kötülüğe yol açacağını zarif bir şekilde anlatan eserdir.

quenta silmarillion

(bkz:silmarillion) ’un üçüncü ve en uzun kitabı. bu hikayede (bkz:arda) tarihinin birinci çağı ve silmaril adlı (bkz:feanor) ’un yaptığı mücevherler çerçevesinde elfler ile melkor arasındaki trajik savaş anlatılır. arda daki ırkların nasıl yaratıldığı birbirleriyle kurdukları ilk ilişkiler ve 1. çağ tarihini anlatması bakımından yüzüklerin efendisi üçlemesi kadar önemli bir kitaptır.

akallabeth

atalante diye de anılan bu kitap arda ’nın ikinci çağını (bkz:elros) soyunun, bir başka deyişle numenor krallarının ekseninde anlatır. (bkz:valar) tarafından kutsanmış insanlar olan numenorların ölümsüzlük arzusuyla sauron tarafından nasıl baştan çıkarıldığı, bu arzuyla kötüleşen numenor soyunun valar tarafından nasıl cezalandırıldığı, valar ’a sadık kalan elendil ve soyunun yıkımdan kaçıp orta dünyaya nasıl yerleştiği konu edilmiştir. yüzüklerin efendisi üçlemesindeki başlıca karakterlerin soyları açısından önemli bir kitaptır.

quenya

dil anlamına gelen arda elflerinin aman kıtasında serpilmiş kolu olan noldor tarafından konuşulup orta dünyaya getirilen elf dili. orta dünya elflerinin kralı olan thingol tarafından kendi tebası arasında kullanılması yasaklandığından dolayı gündelik kullanımdan çıkmış saray ve bilim dili haline gelmiştir. batı dünyasında latinceye bizim kendi güzel dünyamızda da osmanlıcaya benzetilebilir.

pink floyd dan sonra hiçbir grubun kesmemesi

son olarak 20 haziran 2006 roger waters konserinden sonra yakalanılan sendrom. pink floyd şarkılarındaki o hiçbir eserde bulunamayan felsefi derinlik, müzikal ve şiirsel zeka, siyasi duruş ve duygusal hassasiyeti bir parça dahi olsa yakalayıp ağırbaşlı bir ışıkla aydınlanmış bunyenin ölüm derecesinde bir sukunete kavuşup dünyevi sanat eserleriyle butun ilişkisini kesme durumudur. adama ayın karanlık tarafında ne var diye sordurur, annesinin kollarındaki duvarları acı acı hatırlatır, yaşlanırken akıp giden zaman denilen fahişenin alııp götürdüğü hayallere ve başka bir boyutta o hayallerin peşinden koşmuş halimize keşke burada olsaydın dedirttirir. tedavisi yoktur çünkü hasta tedaviyi reddeder.

askerlik

penceleri cekilmiş ellerin divan olma durumu. teorik olarak vatan savunması adına harp sanatının ogrenilmesi ve ogretilmesi. pratik olarak hiyerarsik sistem ve turkiye’nin makus badireleri sonucu catlamış rutbeli personele kulluk edilmesi. içi leş gibi ayak kokan pırıl pırıl boyalı bir postal. neyseki safak dogan gunes.

sivas katliamı

cumhuriyet tarihimizin en karanlik olaylarindan biri.hayata verdigimiz degerin, kimlerin demokrasiden ne anladiginin, cumhuriyetimizi sindiremeyen kesimlerin ne kadar curetli olduklarinin urkutucu bir ornegi. o aci gunlerde rte belediye baskaniydi simdi basbakan. aklim karisiyor kim degisti ne degisti??

comfortably numb

herşeyin boşverildiği, hayatla ilgili en ufak bir hırsın, isteğin, hevesin ve kaybedecek birşeyin kalmadığı uçurum dibi şarkısı. dibe vurunca çıkan ses. wall albümünün içeriğine bağlarsak duvarı aşma, kırma ya da delme girişimlerinin boşa çıkmasından sonra kişinin herşeyden vazgeçme durumunu anlatan bireysel ve karakter olarak tam, fiziksel olarak yarı ölüm hali.

modern talking

80 lerle ilgili kabuslardan bir baskasi. bu ibisler bir esmer ve bir sarisin olmak üzere iki kisiden murekkeptir. esmer olan uzun lüle saçlari ve cheri cheri lady ’nin klibinde giydigi micheal jackson ceketi ile esas oglan oldugunu vurgular, sarisin ibis ise simdilerde cokca elestirilen kollari kivrik önü göbege kadar acik adidas esofmani, altin zinciri, amfisiz elektro gitar çalmasi, garip dansi ve daha hatirlamak istemedigim pek çok özelligi ile insani hayata düsman eder.

bedmen

(bkz:bedmen yarasa adam )isimli 1973 yılı yapımı ekşın-komedi-erotik sınıflarının bana göre tanımını değiştirmiş türk filmi. fimin künyesi şöyledir:
senaryo ve yönetmen: savaş eşici
oyuncular: emel özden, nalan çöl,altan günbay, ceyhan cem, levent çakır

filmdeki bedmen bildiğimiz batman’ın türk versiyonudur. tabiki karizmatik süper zengin bir süper kahramanın türk olması durumunda asıl batman’ e pek yakıştıramıyacağımız pek çok davranışı bizim turk bedmen’imiz gayet rahat sergiler. örnekler: hatırlarsanız amerikalı batman hatun kısmıyla ciddi bir iletişim problemi yaşar. bunu hiçbir zaman anlayamamıştım abinin kalenderliğine vermiştim. fakat benim anlayamadığımı film yapımcıları da anlayamamış olacak ki bizim hemşo bedmen uçan kuşa çakmaktadır. yani damarlarındaki kara murat, tarkan gibi erken dönem türk kahramanlarının cinsel özgürlükçü bakış açılarını başarıyla devam ettirmektedir. hatta filmin bir sahnesinde arabayla gezerken gördüğü bir kızla muhabbete başlar. sonraki sahne yataktadır. bu sahneden sonra da kızı bi daha görmeyiz.

türk bedmen’inin ikinci ’garip özelliği’ ise robin’le (evet robin de var) mütemadiyen taşak geçmesidir. beraber bir kızı kurtardıkları sahneden sonra kızla başbaşa kalmak isteyen bedmen’in robin’e ’arabayı biçimsiz bıraktık sen bi git bak’ demesi gözlerimi yaşartırken, bu direktifi duyan robin’in ’ulan yine 31’e kaldık ama helal olsun puşta yine götürecek karıyı’ dediğini bakışlarında yakalayınca içinizden ayakta alkışlamak gelir.

(bkz:dünyayı kurtaran adam) kadar olmasada türk sinemasının nasıl bir medeni cesarete sahip olduğunu gösteren önemli bir örnektir.

erkeklerin söylememesi gereken şarkılar

(bkz:nobodys wife)

özellikle bronx tarzi mekanlarda gaza gelen suursuz erkeklerin i am gonna be nobody s wife diye bagirirken -tabiki bar raconuna uyarak kafa arkaya eldeki bira havaya kalkmis musiki sevdalisi rocker durusuyla- gormek memleketimizdeki yabanci dil egitiminden yola cikarak nacizane yazarinizi ezberci milli egitime sevgilerini yollamasina neden olmaktadir.

battlestar galactica

kayıp onüçüncü kabile efsanesini temel alarak mistik bir dram anlatan bilim kurgu dizisi. ilk versiyonunu hatırlamıyorum ama yeniden cevrimi gerek çekim kalitesi, gerek karakterlerdeki derinlik, gereksede irdelediği varoluşsal problemlerden oturu bana isaac asimov’un kalitesini ve lezzetini hatırlattı. diziyle ilgili önemli bir ayrıntı ise dizide teknolojik alet olarak bazılarını gülümseten seyler var. misal kablolu telefonlar, günümüz tabancaları, ikinci sezonda kamyon, hummer etc. fakat ben bu tip ayrıntıların diziyi günümüze daha da yaklaştırararak hikayeyi daha gerçekçi bir havaya soktugu kanısındayım.

21 ekim 2007 hakkari pkk çatışması

12 aslanımızı daha kaybettiğimiz olay.

terör başarıya ulaşıyor, ülkem büyük bir karamsarlık ve öfke içinde kıvranıyor. büyüdüğüm toprakların kuraklığı yine kanla doyurulmaya çalışılıyor. bbc, cnn teröristlere hala asi, isyancı diyor. abd beslemesi kabile reislerinin altın semerlileri barzani & talabani şu günde bile hiç çekinmeden açıkça meydan okuyor. abd ’nin bölgede etkin olduğu her dönem köpeklerin daha da kudurduğu gerçeği bir kez daha ispatlanıyor. sıfır noktasındaki terör 5 yıl içinde tekrar zirve yapıyor. ülkem karaktersiz, esnaf bozması geçmişine soktuğumun politikacılarının, haddini bilmeyen, mesleği dışında herşey ile yakından ilgilenen, egosu şişik işe yaramaz komut atamayanların, gürültücü,aymaz, kıç yalamaktan dili kahverengiye dönmüş, gençliğinde devrimci cebi para görünce değişimci cumhuriyete numara takmaktan başka vizyonu hedefi olmayan paçavra yazarlarının ve kendi küpünden başka ilkesi olmayan ilkesiz, utanmadan pkk nın yerleşmiş olduğu bölgeyle her türlü ticareti yapan (elektriklerini bile biz veriyoruz yuh artık) kendini işadamı zanneden fırsatçı sansar sürülerinin elinde eriyip gidiyor.

ve bütün bu pezevenklerin kazançlarının bedeli o (kaç) 12’lerin 15’lerin evlerinde, en iyi asker ocağına gittikten sonra kıymetini anladıkları ve kendi kendilerine ’eve bir döneyim bir dediğini ikiletmiyeceğim.’ diye ugruna artık tutamayacakları sözler verdikleri analarının gözyaşlarıyla ödeniyor.

kahroluyorum. tam boğazımdan acı mı acı kördüğümleniyorum.