confessions
  1. toplam entry 422
  2. takipçi 0
  3. puan 1239

entry yerine girdi kullanalım kampanyası

’yav girdik bu sozluk alemine, guzel guzel de anlatmaya calisiyoruz derdimizi ama arkadasim boyle entry diyoruz swh diyoruz, okul da okuduk anliyoruz da ama ne biliyim iste oyle demesek mi, yerine bir sey mi bulsak, bak soyle bir kelime var acmis bir arkadas basligini, onersek mi bunu cemiyete, tutar mi, sallarlar mi, ne yazsam da basligi acsam, amaaan koyacam turkce’sine de dede korkut muyum lan ben’ deyu deyu dusunen bilgicin sozluk camiasini turkceyi ve kimligi korumak adina gaza getirme cagrisi.

türk medyasının karaktersizliği

patron güdümündeki kurşun kalem askerlerinin patronlarının çıkarları dışındaki konularda hep yek ses tek vucut olup karşıt fikirleri, farklı düşünenleri, konuya başka açılardan bakanları marjinalleştirip fikri olarak absürdleştirmeye çalışmalarının temel sebebi.

misal, bu memlekette kimse koç ya da sabancı ailesi ile ilgili muhalif fikirlerini ve eleştirilerini bunların ekran ve sütunlarından açıklayamaz.

misal, avrupa birliğine katılmayı çıkarlarımıza uygun görmeyen kişi ya solcu dinazordur ya da faşist milliyetçidir.

en taze misal, orhan pamuk eleştirilemez çünkü o nobel ödüllüdür. herkes buna sevinmek zorundadır buna sevinmeyen perihan magden’in 12.10.2006 tarihli ntv’nin gece gündüz programında da belirttiği gibi küçük faşistçiklerdir.

herşeyden en iyi kendilerinin anladığını düşünen ve bunu bütün kamuoyuna dikte ettirmeye çalışan kurşun kalem askeri medyamızın demokrasi ve özgürlükten tek anladığının ise sadece kendi düşüncesi gibi düşünmek olması bu karaktersizligin en mide bulandırıcı sonucudur.

entry yerine girdi kullanalım kampanyası

girdi girmek gibi bir durumu onlemek maksadiyla girdi yazmak (tdk yaraticiligi yaparsak girdilemek) gibi alternatif onerilerle buyuyen kampanya.

konuyu farkli bir düzleme cekmek icin yorum: arkadaslar entry girmek asimile edilmis bilinclerimizde ’cool’ olarak algilaniyor da girdi girmek niye batiyor? benzeri duruma ornek sting’in king of pain adli sarkisi. king of pain batiya kulaklarimizda sik bir lezzet birakirken bunun tercumesi acinin krali neden bu kadar arabesk durmaktadir? ben acikcasi bunu sark ezikligi olarak görüyorum ki bu tartisma tanzimata kadar gider. bu eziklikten kurtulmanin yolu olarak da turkcemize guvenmeyi ve bu gibi durumlarda ortaya konan kelimeleri kullanarak kulak asinaligi yaratmayi oneririm.

fetosizm

ahir zamana özgü psiko-siyasi (kaynak, götüm) davranıs bozukluğu. fransız aristokrasisinden hiçbir eksiği olmayan, yurdun dört köşesine yayılmış lord, kont, vikont dedelerinden yadigar şatolarında yaşayan beyaz peruklu cumhuriyet bürokrasisinin elitleri arasında şakirtgetiren, damladöktüren diye de bilinir.

belirtiler:

zaman gazetesi, sızıntı mecmuası gibi mazur görülebilecek nesriyatın bedava dagıtılmadıgı sanrısı.

’peygamberimiz bööeeefıajdsfıjafğ ühü ühü’ diye konusmasına baslayamayan, bir lokmaya muhtac hırkalı amcanın adı geçtiğinde gözlerde başlayan yanma.

kadınbudu, dilberdudağı gibi yemeklere alerji.

sadece alaturka tuvalete sıçabilmekten kaynaklı eklem rahatsızlıkları.

mustafa kemal’i iskeletorla özdeşleştirme.

’kuran peygambere aboneliksiz, kdvsiz, ücretsiz geldi. zaman gazetesi de ücretsiz dağıtılıyor (zaman zaman). o halde zaman gazetesi kuran’ın appendix’i. hem zaman= tersten namaz.’ gibi hatalı mantık zincirleme kazaları.

ırak ta bir milyonu aşkın müslamanı öldürmüş abd’nin bir eyaletinde yıllardır yaşamakta olup; bu işgale, 11 eylül sonrası abd’de müslüman topluma karsı yapılan sayısız insan hakları ihlallerine tek kelime laf etmeyen zat-ı şahanenin içinde bulundugu çelişkiyi görmezden gelme.

yayın organı, televizyonlar, yüzlerce okul ve dersane (bunların taşınmazlarını, gayrimenkullerini ve de diğer varlıklarını saymıyorum) sahibi olan bir tarikatın başında olan kişiyi gariban sanma.

tarikatları sivil toplum örgütü zannetmek

(bkz:daha gider bu)


demem o ki melun bir rahatsızlıktır. ilacı iki şişe biradır.

mtv programlarınin bünyeye etkileri

ne yapsamda benimle sevisirsin, sevisecegimi odasindan tanirim, annesiyle cikip kiziyla seviseyim, dunyanin en maganda arabasini ben yaparim, kicimi jlo ya benzet hayalimi gerceklestir, dünyanin en igrenc islerini ben yaparim gibi ve daha pekcok sosyal, psikolojik konulari isleyen, bu konularla ilgili olarak dünya gencligini egitmeyi kutsal bir amac edinmis bu güzide kanalin metabolizma uzerindeki etkileridir. bu programlari izleyen kisi evladi belirli bir süre sonra beraber olacagi insani bulmak icin uclu cikmaya inanir ve kararini en iyi ikisini de öptükten sonra verebilecegini hisseder. yine ayni kisi araba bagajinin aslinda dvd ekranlari ve playstation eklemek için özel olarak yapilmis bir yuva olduguna olan inancini bir arabanin en güzel rengi ancak cingene pembesiyle yakalayabilecegini zannederek kuvvetlendirir. ama bu sanrilarin en tehlikelisi, kisi fiziksel olarak bir unluye benzemenin butun sorunlari ortadan kaldiracagina adi kadar emin olmasidir.

her metal müzik dinleyeni satanist sanmak

iskandinavya da yasayan sarisin pitirciklardan olsaydik bizi ciddi sekilde kuskulandiracak önerme. zira black metalin anavatani olan bu topraklar 90 li yillarda, faili unlu black metalciler olan kilise yakma eylemleriyle sarsilmisti. ayrica metal müzik bu topraklarda, zorla kabul ettirilen hristiyanliga karsi bir tepki araci olmakla kalmamis o topraklarin pagan köklerine duyulan özlemide konu olarak sik sik islemistir. fekat ulkemizin yuzlerce yuzkarasindan en önde geleni olan ana medya gruplari tarafindan zaten dinle ve yabanci olanla ilgili olarak her söylenene inanmaya meyilli insanimiza yutturulmus bu sanri dombililikten baska bir sey degildir.

vakit

roj tv den hiçbir farkı olmayan rejimi, ülkenin hukukçularını dirsek temasında olduğu terör gruplarına hedef gösteren, gazetecilikle gazeteyle uzaktan yakından alakası olmayan ve cumhuriyetin vaktinin dolmasını bekleyen ama daha çok bekleyecek olan paçavra.

24 haziran 2007 evanescence istanbul konseri

konser demenin haksızlık olacağı süresi itibariyle (1 saat 10 dakika) daha çok dinleti tanımını hakeden yaz gecesi aktivitesi. amy lee’nin enerjisi, hareketliliği ve butun bu performansına karşın ortalığı yıkan sesi gecenin öne çıkan unsurlarıydı. seyirci ile iletişimi oldukça sıcaktı. ama..

amy ablamız dinleti boyunca istanbul’da olduguna inanamadıgı, burada boyle bir kitlenin varolmasına çok şaşırdığı manasına gelen şeyler soyleyip durdu. iyi niyetinden kuşkum olmasa da (ulusalcı paranoyam da olabilir) birazcık ’siz turk insanları ingilizce şarkıda mı dinlermiş, ne akıllıymış bunnar megersem’ tadında sevilmiş gibi hissettim kendimi. kısacası bokunu çıkardı. dunyada boylesine bir üne sahip olan bir grubun (bir başka husus: artık grup yok sadace amy var gibi) dunyadan daha bir haberdar olmasını beklerdim.bu kadar kısa sürmesini ise daha iki albümlük bir grup olmalarına veriyorum.

evanescense’ın sevdiğim parçaları var. şarkılarındaki sertlik dozu bence oldukça akilane ayarlanıyor. piyano kullanımı turkulere bu enstrumanı sokan bir yavuz bingöl yumuşaklığı yaratıyor (dalga geçmiyorum hoşuma giden birşey bu). fakat geçenlerde okudugum bir röportajlarında evaescence’ın yaptıgı muzik artık evanescence tarzıdır demişler, yanılıyolar. daha boyle birşeyden bahsedilebilmesi için en azından iki albumden daha fazla uretmek bir başka ifadeyle 1 saatten daha uzun bir süre sahnede kalmaya yetecek kadar şarkıya sahip olmak gibi bir onkosulu yerine getirmek lazım. bence zannettikleri tarz ritm ve akor konusunda kendini tekrar etmekten başka birşey değil. tarz, şarkıların birbirine benzemesinden daha farklı birşeydir (coştum).

şimdiki lafım evanescence’a değil. geçen yıl bu zamanlar aynı mekanda bir abinin konserine gitmiştim. ve bu konserde o abi muzikte yaratıcılıgın sadece akorlar, notalar ve sozlerle sınırlı olmadığını sahne denilen nesnenin ve kavramın kullanıma göre insanları ruhlarından (ki en zor hedeftir) vurmayı becerebilen ender silahlardan biri oldugunu hepimize gostermişti. işte belki de o guzel yaz gecesinin hatırına artık başka bir konseri maalesef begenemiyorum.

(bkz:20 haziran 2006 roger waters konseri )
(bkz:pink floyd dan sonra hicbir grubun kesmemesi)

7 ekim 2007 şırnak terör saldırısı

an itibarı ile sol bölümde

7 ekim 2007 sirnak terör saldırısı (7)
kaplumbaga ciftlesmesi (10)
oha dedirten ruyalar (10)

görünce güzide bilgiclerimizle ilgili olarak derin düsüncelere meyletmeme neden olmus yurek yangını. hayattayken kimsenin aldırmadığı bu aslanları sadece ölürken anmak zaten çok ikiyüzlü bir davranış ama böylesine bir trajedi sırsında dahi o gerizekalı geyiklere devam etmek nasıl bir saygısızlık, nasıl bir vicdan yoksunluğudur algılayamıyorum.

hergün aynı andavallıkla yasamaya devam edelim zaten şehit olanlar bir grup insan modeli değil mi, zaten dünyanın kendi ekseni donumuzun içinde değil mi, zaten sozluk sadece karı bulmaya yarayan bir kırık egolar sergisi değil mi?

sevgili şehitlerimiz; öldünüz. beni affedin ama zaten hep ölüydünüz. bu yüzden de daha toprağa bile düşmeden tıpkı atalarınız, analarınız gibi unutuldunuz.

amed

diyarbakır’ın eski isimlerinden birisi. ayrıca bu kelimenin çoğu kişinin bildiğini sandığının aksine kürtçeyle de uzaktan yakından alakası yoktur. amed diyarbakır’a bizans zamanında verilen isim olan amida ’ya kaynaklık etmiş bir kelime olup şehirin asurlular tarafından verilen ismidir. peki diyarbakır’a nasıl dönüşmüştür? osmanlılar döneminde bölgeye göç edip siyasi açıdan kritik bir rol oynayan bekr aşiretinin etkisiyle şehir diyar-i bekr olarak anılmış cumhuriyet döneminde ise fahri hemşehrisi mustafa kemal atatürk tarafından diyarbakır ismi verilmiştir.
pkk diyarbakır’ın binlerce yıllık tarihininin sadece son 25 yılında faaliyet göstermiş bir aktördür. bu binlerce yılı bir kenara atıp koca şehri eşkiyanın çıllakalığına (diyarbakırda kuru gürültü anlamında kullanılan bir yerel değiştir) bırakırsak, en az filin kuyruğunu tutup ’fil ip gibi birşeydir’ diyen kör adam kadar yanılgıya düşmüş oluruz. hiç değilse buraya birşey yazarken azıcık araştırıp kendi cehaletimizi millete bulaştırmayalım.

erkeklerin söylememesi gereken şarkılar

(bkz:nobodys wife)

özellikle bronx tarzi mekanlarda gaza gelen suursuz erkeklerin i am gonna be nobody s wife diye bagirirken -tabiki bar raconuna uyarak kafa arkaya eldeki bira havaya kalkmis musiki sevdalisi rocker durusuyla- gormek memleketimizdeki yabanci dil egitiminden yola cikarak nacizane yazarinizi ezberci milli egitime sevgilerini yollamasina neden olmaktadir.

wish you were here


pink floyd’un yaptigi diger pekcok sey gibi askla,sevgiliyle bir ilgisi bulunmayan; syd barrett icin yaratilmis eser. gencligindeki ideallerini ve hayallerini kaybetmis ya da kaybetmek zorunda kalmis bir kisinin yıllar sonra kendisiyle olan hesablasmasinin anlatildigini dusunduren duygu provakatoru. ozellikle ’and did u exchange/a walk on part in a war/ for a lead role in a cage’ dizelerinden oturu orta yas bunalimi sirasinda dinlenilmemesi gereken sarki.

modern talking

80 lerle ilgili kabuslardan bir baskasi. bu ibisler bir esmer ve bir sarisin olmak üzere iki kisiden murekkeptir. esmer olan uzun lüle saçlari ve cheri cheri lady ’nin klibinde giydigi micheal jackson ceketi ile esas oglan oldugunu vurgular, sarisin ibis ise simdilerde cokca elestirilen kollari kivrik önü göbege kadar acik adidas esofmani, altin zinciri, amfisiz elektro gitar çalmasi, garip dansi ve daha hatirlamak istemedigim pek çok özelligi ile insani hayata düsman eder.

ahmet altan

en fazla olarak abd de kullanılan best seller pazarlama stratejilerinin türkiye’de ilk olarak uygulandığı yazar. deri ceketli bilboard reklamlarını, ’aşkı kimse onun gibi anlatamadı’ sloganlarını hepimiz hatırlarız. bence türkiye de bu kadar seveninin olmasının yanında daha da fazla sevmeyeninin bulunması temelde bu özelliğine dayanıyor. peki kitap reklamı yapmak neden kötü? aslında bunda kötü bir durum yok zira reklam olgusunu herşeyin meta olarak kabul edildiği bu ekonomik sistemde elbetteki sanat ürünlerinden ayıramayız. bu yüzden sorun bir reklamın yapılıp yapılmaması değil bu reklamın nasıl yapıldığıdır. ahmet altan’ edebi yeteneklerini ve siyasi görüşünü bir kenara bırakacak olursak zaten bir pop yıldızı (misal mirkelam) gibi butun ana haber programlarında, reklam kuşaklarında ve basında bir anda aşk, kadın ve insan halleri üzerine en buyuk otorite ilan edilmesi beni başlı başına rahatsız etmeye yetiyor. hele bu rahatsızlık, kitaplarında kullandığını denemelerinde kullanan denemelerinde kullandığını kitaplarında kullanan bir tarz sahibi olmaktan çok kendini tekrar eden, cinselliği toplumdaki tabulara ve töre adını verdiğimiz baskıya bir muhalefet aracı olarak değilde çok satmak için kullanan bir yazar olmasıyla birleşince yazara karşı bir tepkiye dönüşmüştür.

ahmet altan’ın siyasi macerası ise bir başka alemdir. babasının geleneğine bağlı olarak gençlik yıllarında sol ile çok içli dışlı olmuş fakat bu birlikteliğini sudaki iz isimli yasaklanmış kitabıyla bitirmiştir. - bu arada kitabın yasaklanmasının sebebi sert nuhalif fikirleri değil pornografik cinsel örgüsüdür- ahmet altan bu kitabındaki cinselliği ise yuksek ahlakçılığıyla övünen türk solunu bir nevi küçük düşürmek için kullanmıştır. 90 larla beraber popularitesi de yavaş yavaş artmaya başladıkça özellikle kürt sorunuyla ayrı olarak ilgilenmeye
başlamış sonraki dönemlerde bu ilginin alanı kişesel özgürlükler olarak genişlemiştir. numaracı cumhuriyetçilerin önde gelenlerinden biri olan kardeşi mehmet altan ile beraber muhalefet alanı daha çok kemalist devrime yönelmiştir. butun bu kargaşadan aklımda kalanlar ise ahmet altan’ın içinde bulunduğu toplumun bireylerine olan uzaklığıdır. bu ülkenin kendine özel herhangi bir durumu, konumu olabileceğine şiddetle karşı çıkmaktadır. özgürlük ilkesinin butun bedellere rağmen tam teşekküllü uygulamada olmasını savunmasında herhangi bir yanlışlık olmasa da özgürlük kavramından ne anladığı tartışmalıdır. ayrıca kitapları yurdışında pek tanınmasada avrupa da sevilen bir yazar olması ve bu durumun salman rüştü’yle olan benzerliği onu sevenler tarafından düşünülmesi gereken bir durumdur.

plaza insanları

pink floyd un the wall albümünde anlatilan duvar cesitlerinden en acimasiz olanina hapsolmus insan grubu. görüntüleri standarttir, hayattaki emelleri standarttir, zevkleri standarttir cunku bunlarin hiçbiri bu insanlarin karar mekanizmalarina bagli deildir. populer kulturun, modanin, best seller kitaplarin bir baska ifadeyle kapitalist sistemin gündelik hayati duzenleyen carklarinin yarattiği girdabin içinde oradan oraya savrulurlar. cogu aslinda alti bos olan karakter ozelliklerine sahip olduklarini vurgularlar. (amerikan tarzi rekabetcilik, iddiali bir agresiflik, temelsiz ve manasiz özgüven) en buyuk çelişkileri sisirilmis bir özgüvene sahiplermiş gibi görünse de yalnızlıktan ve gulunc duruma düşmekten ölesiye korkmalaridir. hastalikli bir güç anlayişi olan mülkiyet arzusuyla kontrolden çıkmışlardir. ama aralarinda en acikli olanlari butun bunlarin farkinda olduğu halde bu girdaptan ve duvarlardan çıkamayan bunun içinde her geçen gün hayata daha da yabancılaşan modelleridir.

pink floyd dan sonra hiçbir grubun kesmemesi

son olarak 20 haziran 2006 roger waters konserinden sonra yakalanılan sendrom. pink floyd şarkılarındaki o hiçbir eserde bulunamayan felsefi derinlik, müzikal ve şiirsel zeka, siyasi duruş ve duygusal hassasiyeti bir parça dahi olsa yakalayıp ağırbaşlı bir ışıkla aydınlanmış bunyenin ölüm derecesinde bir sukunete kavuşup dünyevi sanat eserleriyle butun ilişkisini kesme durumudur. adama ayın karanlık tarafında ne var diye sordurur, annesinin kollarındaki duvarları acı acı hatırlatır, yaşlanırken akıp giden zaman denilen fahişenin alııp götürdüğü hayallere ve başka bir boyutta o hayallerin peşinden koşmuş halimize keşke burada olsaydın dedirttirir. tedavisi yoktur çünkü hasta tedaviyi reddeder.

türklerden türkler diye bahseden türkler

meramını pek anlatamadığı için bilgicini üzen başlık. (tabi ki bunda başlığın bir sucu yok) bu başlık altında eleştirilmeye çalışılan kişiler kendilerini bir toplumun üyesi olmaktan çok o toplumun dışındaki ve üzerinde yer alan özel ve seçkin bir topluluğun üyesi hisseden kişilerdir. bu yüzden bu arkadaşlarla vakit geçirip onların toplum ve ülke hakkındaki sohbetlerine şahit olduğumda bana hep bir konsolosluk daveti hissiyatını başarıyla verebilmişlerdir. bu başlık altında eleştirilen durum budur. yine yanlış anlaşılmaya önlem olarak şunu belirtmekte fayda görüyorumki bahsedilen rahatsızlığın herhangi bir siyasi hassasiyetle ilgisi yoktur sadece sosyal bir duyarlılığın sonucudur. fakat tekrar başka bir yanlış anlamayı önlemek içinde bunu belirtmekte yarar görüyorum ki nacizane bilgiciniz gece gündüz toplumu düşünerek yatağında ağlayıp allah babaya dua etmemektedir sadece bir gözlemini paylaşmıştır. ama bilgiç yılandan yalan kadar korkmadığı için ve en buyuk korkusu karanlık korkusu olduğundan dolayı(metalciler tarafından yanlış anlaşılmak istememektedir) türkiyede ki son polemik acil imdat çekicini kullanarak fenerbahçe’nin buyukluğunun anlaşılamaması hakkında biraz daha düşünülmesi gerektiğini düşünse de fenerliler tarafından da yanlış anlaşılmamak için sanskritçe dışında bir konuda fikir beyan etmemeye karar vermiştir. ama hinduları da rahatsız edeceğinden korktuğu için bu kararında da pek duramayabilir.

tahrik klibi

7 haziran 2006 tarihli akşam gazetesinin inretnet sitesinde çıkmış system of a down adlı musiki topluluğuyla ilgili bir haber:

http://www.aksam.com.tr

amerika’da 1993 yılında kurulan ermeni heavy metal grubu system of a down, 2005 yılında çıkardığı hypnotize albümündeki ’holy mountains (kutsal dağlar)’ isimli şarkıya klip çekti. klip ilk önce internet üzerinde yayınlanmaya başladı. türkiye’de fan club’u bulunan ve büyük hayran kitlesine sahip olan grup, konserlerinde de türklere karşı ağza alınmayacak küfür ettikleri için de bazı hayranlarından tepki çekmişti. çekilen klibi izleyen herkes şoke oldu. klipte sözde ermeni soykırımı konusu işleniyor. olay klipte başta atatürk olmak üzere enver paşa, talat paşa soykırım mimarları olarak gösteriliyor. sultan abdülhamid ve ermeni teröristler tarafından öldürülen cemal paşa için de ’killer (katil)’ deniliyor. özellikle mustafa kemal atatürk’ün portresi klipte gözüktüğü zaman fonda ’katil’, ’yalancı’ sözleri söyleniyor.

türk hayranlari şaşkin

grubun hayranları, internet sitesinde yayınlanan klibin ardından büyük bir şok yaşarken, bazı hayranları görüntülere inanmak istemedi. fun club’ta görüşlerini belirten hayranları grubun başta atatürk olmak üzere enver paşa ve talat paşa’ya yaptıkları haraketlere inanmak istemeyerek, ’kulaktan dolma bilgi’ olarak değerlendirdi. ayrıca siteye yüzlerce hakaret maili atıldı.

abd’de protesto konseri

grubun hayranlarının oluşturduğu fan club sitelerinde grubun istanbul’da konser vermesi isteniyor. grup üyeleri özellikle türkiye karşıtı şarkıları nedeniyle istanbul’a gelmeye yanaşmıyorlar. grup adına kurulan internet sitesinde forumları yazan bir hayranı, ’onlar türkiye’ye gelsin 200 ytl’yi gözden çıkarırım’ bir hayranı da, ’onların gelmesini çok istiyorum ama güvenlik önlemi alınması gerekiyor’ diyor. siteye yaklaşık 250 kişi üye olmuş. grup ayrıca 2005 yılında mtv avrupa’dan ’en iyi alternatif müzik’ ödülü almış. ’system of

a down’un temmuz ayında kanada’dan başlayacak olan turnesi abd’nin çeşitli eyaletlerinde ve avrupa’da sona erecek. bu arada grup üyelerinin washington’daki türk büyükelçiliği önünde geçtiğimiz 21-25 nisan tarihleri arasında 3 gün süren eylemlerde sahneye çıkarak sözde ermeni soykırımını protesto ettiği de ortaya çıktı.


’köpekler ve türkler giremez’

ünlü heavy metal grubu slayer’ın bir yurtdışı konseri sırasında alt grup olarak sahne alan system of a down’un hazırladığı biletlerde, ’köpekler ve türkler giremez’ yazısı büyük tepki çekmişti. slayer’ın 2004 istanbul konserinde alt grup olarak türkiye’ye gelmesi beklenen systeam of a down, türklerin tepkisinden korkutları için konsere gelmemişti. system of a down grubu serj tankian (vokal+keyboard) , daron malakian (gitar+vokal) ve shavo odadjian (bass) ve john dolmayan’dan oluşuyor. kadrosu ile 1993 yılında soil adıyla çalmaya başlayan grup daha sonra 1995’te daron malakian’ın bir şiirinden esinlenerek, system of a down adını aldı.

işte olay şarki

holy mountains (kutsal dağlar)

onların akıldan çıkmayan görünüşlerini hissedebiliyor musun?

onların akıldan çıkmayan görünüşlerini hissedebiliyor musun?

yalancı, katil, şeytan

aras nehri’ne dön

birinin anlamsız bakışları

kendini savaşta hissetti

yalancı, katil, şeytan

aras nehri’ne dön

özgürlük, özgürlük, özgürüz, özgürüz

kutsal dağları duyabiliyor musun?

yalancı, katil, şeytan

aras nehri’ne dön

biri hepsini kana boyayın dedi... öldürün dedi onları

yalancı, katil, şeytan

aras nehri’ne dön

özgürlük, özgürlük, özgürüz, özgürüz

onların hepsi geri döndü

dağın yamacında dinleniyorlar

öğrendik ki sizde hiç

gurur yokmuş, katiller, i.neler

aras nehri’ne dönün

onların hepsi geri döndü

dağın yamacında dinleniyorlar

öğrendik ki sizde hiç

gurur yokmuş, katiller, i.neler

aras nehri’ne dönün

özgürlük, özgürlük, özgürüz, özgürüz

ercan öztürk / istanbul

tatil günü çalışmak

insani yasamdan sogutan, sisteme dusman eden, patronuna kufrettiren, kisinin kendisine nerden gelir nereye giderim diye soru sormasina neden olan rezil plazoid iskencesi. bir de mudurun karsisinda calismaktan ne kadar memnun oldugunuza dair dunya uzerinde varolmayan bir yuz ifadesi takınma mecburiyeti varsa plaza pencerelerinden atlama fikri kisiye oldukca sevimli gorunmeye baslar.

askerlik

penceleri cekilmiş ellerin divan olma durumu. teorik olarak vatan savunması adına harp sanatının ogrenilmesi ve ogretilmesi. pratik olarak hiyerarsik sistem ve turkiye’nin makus badireleri sonucu catlamış rutbeli personele kulluk edilmesi. içi leş gibi ayak kokan pırıl pırıl boyalı bir postal. neyseki safak dogan gunes.

cyranonunburnu

şu tirada konu olmuş burundur:
soylulardan kendini beğenmiş bir soylu olan valvert, cyrano’yu küçük düşürmek ister.
valvert: -siz! sizin burnunuz... burnunuz... çok büyük. çok.
cyrano: -hepsi bu mu?
valvert: -evet.
cyrano: - bu kadarı az delikanlı! asıl iş edada.
mesela bak, hoyratça, "burnum böyle olsaydı mösyö, mutlak dibinden kestirirdim!"
dostça, "yana yatmaz mı? senden önce davranıp kadehe batmaz mı?"
tarifle, "burun değil bir kere, coğrafyada böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!"
mütecessis, "acaba ne işe yarar bu alet? makas kutusu mudur, divit midir, izah et?"
zarifhane, "kuşları sevdiğiniz besbelli! yorulmasın diye yavrucaklar, temelli tünek kurmuşsunuz!"
pürneşe, "birader şu koskocaman burunla tütün içince, komşu yangın var demiyor mu?"
müdebbir; "aman yavrum! bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!"
müşfik, "yaptırın ona küçük bir şemsiye, yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!"
âlimane, "görmüşüm aristophanes’de belki hippocampelephantocamelos adındaki hayvanın burnu gayet büyükmüş! sen ne dersin?"
nobran, "zaten bilirim, sen misafir seversin; bu şapka asmak için mükemmel icat!"
şairane, "ey burun, bütün cihana inat, seni baştan aşağı nezle etmeye kaadir tek rüzgâr bulunamaz, karayel müstesnadır!"
hazin, "bir de kanarsa, kızıldeniz! ne bela!"
hayran, "lavantacıya ne mükemmel tabela!"
lirik, "bu tanrıların bindiği bir gemidir!"
safiyane, "abide ne günleri gezilir?"
hürmetkârane, "mösyö, kibarsınız muhakkak, yoksa var mı cumba sahibi olmak!"
köylü, "vış anam! bu ne? bilmem guş muh, balık mıh? yoğusa tohuma kaçmış bir salatalıh mı?"
sivri akıllı, "bunu tombalaya koymalı! kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?"
ve hıçkıra hıçkıra nihayet, pyrame gibi, "bu ne felaket! bu ne musibettir yarabbi! böyle berbat edip de yüzünü sahibini, şimdi de utancından kızarıyor, bak hain!"
-olsaydı biraz nükte, biraz malumatınız, işte karşıma geçer bunları sayardınız. fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar, neyleyeyim cenabıhak ihsan buyurmamışlar!
zaten bir parça icat kudreti olsa bile, böyle seçkin, muhterem huzzar önünde hele, bana bu şakaları yapmazdınız elbet.
ağzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet bunlardan bir tekinin en ufak başlangıcı, karşınıza bergerac’ın kılıcı!
ben bunları söylerim, oldukça belagatla! başkasından dinlemem fakat tekini bile.
* * *
edmond rostand / cyrano de bergerac / burun tiradı çeviri: sabri esat siyavuşgil.

biseksüel iddiasına hakaret davası açmak

senol sebnem ozcan ucgeninden sonra an itibariyle tolga karev (kim oldugu hakkinda en ufak bir fikrim yok) ve arzu yanardag (mavi sakal’in iki yol isimli parcasinin klibinden beri dikkatle takip ettigim bir havva kizidir kendisi) arasinda vuku bulmus hede. once erkek taraf ’soyle caktim boyle doksana taktim’ mealinde laflar eder. karsi taraf ’ne 90 ni santrayi bile gecemedi o zaten cogunlukla tek kale oynar hep kaleci olmak ister gol atmaktan degil gol yemekten zevk alir’ seklinde cevap verince erkekligi supheli duruma dusmus erkek taraf ’huelayn ben kendime gay dedirtmem biseksuel dedirtmem. konu yargiya intikal etmistir adelete guveniyorum’ der ve daha gider bu.

bizim gibi annesinin yaninda annesini kiramadigi icin bu olaylara sahit olan terorize edilmis 80 darbeli neslin ferdi olaylari neresinden tutacagina sasirmistir. olayin ’orospusun kizim sen!’, ’sen de ibnesin oglum!’ diyaloguyla tam tesekkullu anlatilabilir olup ta bu kadar film bant frekans ekran ve tabiki zaman isgal edebilmesi mi uzucudur yoksa cinsel tercihlerin ismi olmus tanimlamalari hakaret kabul eden tek hucre karmasikligindaki yasam formu anlayisi mi karar veremedim.
ne biliyim iste kafam bozuldu.

ainulindale

(bkz:arda) ’nın yaratılışını ve (bkz:ainur) müziğini anlatan (bkz:silmarillion) ’un ilk kitabı. anlatılana göre ortada sadece büyük boşluk ve eru varken, eru ainur’u yaratır ve onlardan müzik yapmalarını ister. başta uyumsuz olan sesler zamanla ahenge kavuşur ve bir görüntüye dönüşür. bu görüntü arda’nın kusursuz halinin görüntüsüdür. fakat ainurların önde gelenlerinden melkor kendi melodisinin diğerlerinkinden daha baskın olması arzusuna karşı koyamaz ve ahengi bozar bu şekilde görüntü bozulur ve sonrada kaybolur. kusursuzluğun ve iyiliğin özünde dengenin ve uyumun yattığını kişisel hırs ve güç isteğinin dengeyi bozup kötülüğe yol açacağını zarif bir şekilde anlatan eserdir.

quenta silmarillion

(bkz:silmarillion) ’un üçüncü ve en uzun kitabı. bu hikayede (bkz:arda) tarihinin birinci çağı ve silmaril adlı (bkz:feanor) ’un yaptığı mücevherler çerçevesinde elfler ile melkor arasındaki trajik savaş anlatılır. arda daki ırkların nasıl yaratıldığı birbirleriyle kurdukları ilk ilişkiler ve 1. çağ tarihini anlatması bakımından yüzüklerin efendisi üçlemesi kadar önemli bir kitaptır.

akallabeth

atalante diye de anılan bu kitap arda ’nın ikinci çağını (bkz:elros) soyunun, bir başka deyişle numenor krallarının ekseninde anlatır. (bkz:valar) tarafından kutsanmış insanlar olan numenorların ölümsüzlük arzusuyla sauron tarafından nasıl baştan çıkarıldığı, bu arzuyla kötüleşen numenor soyunun valar tarafından nasıl cezalandırıldığı, valar ’a sadık kalan elendil ve soyunun yıkımdan kaçıp orta dünyaya nasıl yerleştiği konu edilmiştir. yüzüklerin efendisi üçlemesindeki başlıca karakterlerin soyları açısından önemli bir kitaptır.