confessions

candyy

Yazar

  1. toplam entry 33
  2. takipçi 0
  3. puan 144

psv taraftarının mültecilerle eğlenmesi

aslında aklı başında hiçbir vicdanlı insan sokakta gördüğü dilenciye bozuk para atıp eğlenmez. hepimizin içinde de böyle vahşi, hayvani duygular mevcut ama yaşadığımız toplumdaki, belli toplumsal ahlaki kurallar ve belli bir yaşa kadar gördüğümüz terbiye nedeniyle kendimizi frenleriz.

bazı durumlarda ise o vahşilik su yüzüne çıkar.
nasıl mı? işte belli bir amaç için toplanan, böyle fanatik gruplar, alkolün etkisi ve asıl önemlisi sürü psikolojisiyle bu davranışı sergilerler.


işte o masalarda oturanlar da tek başlarına ve kendi günlük hayatlarında olsalar böyle bir şeyi yapmazlar, yapamazlar korkarlar veya çekinirler.

psv taraftarının mültecilerle eğlenmesi

ben de videoyu izledim, hatta video da görmediğim, dilencilere şınav çektirdikleri bir bölümü de bu sabah haberler de gördüm.

evet ne yazık ki taraftarların davranışı, çok aşağılık, kaba ve acımasızca. burada, insani duygularını kaybetmemiş merhametli ve vicdan sahibi olarak tek, yaşlı amca ve bir kadın görülüyor.
dilenenlerin mülteci veya roman olduğu söyleniyor. aslında burada dilenen insanın milliyetinin ne olduğunun bir önemi yok ki.

dilencilik bir içtimai rahatsızlık ve toplumsal bir hastalıktır.
önceki yıllarda ortaçağ avrupası'nda insanlar, üstün olarak görülen “aristokratlar, ruhban sınıfı ve daha sonra devreye girecek olan burjuvalar” dan ve himayesiz halk yığınlarından oluşuyordu. çok yaygın olduğu anlaşılan dilenciler de bu halk yığınları arasından çıkmıştır. üstün insan kabul edilenlerin içinden çıkmamıştır. yani üstün insanları teşkil eden sınıflardan birisinin, mesela aristokrat sınıfından bir ferdin, zor durumda kalarak dilenci durumuna düşmesi söz konusu asla mümkün değildir. o zamanki anlayışa göre soylu insanlar soylu olarak doğarlar, öyle yaşarlar ve öyle ölürler. köylü insanlar da böyledir. yani çalışmak, yetenek ve emek gibi unsurlar dikkate alınmazdı. orta ve yeniçağlarda batılı toplumlarda sınıflar arasında geçiş asla söz konusu değildi. toplumdaki bu geçişi olmayan sınıf yapısı sebebiyle, daha sonra zaten bütün avrupa'yı etkileyen fransız ihtilali patlak vermiştir.


dilenciliğin yaygın olduğu toplumlarda ekonomik bir arıza var demektir. bu iktisadî arızanın temelinde toplumun insana bakış açısı ve mesuliyetsizlik duygusu bulunmaktadır. eğer bir toplumda bencillik duygusu hâkim ve bütün ölçüler maddî kıstaslarla yapılıyorsa o toplumda dilenci sayısının çok olması kaçınılmaz olur. böyle bir toplumda devlet, dilencilik konumuna düşmüş olan kişilerden sorumludur. veya öyle olması beklenir. dilencilik yapan kişi kadar o toplumu teşkil eden diğer fertler de yöneticiler de aslında bu dilencininn ayıbına ortaktırlar.

avrupa'da ferdiyetçiliğin doğmasında etkili olduğu anlaşılan ezilen, itilen ve aşağılanan halk yığınları bir çare olarak kiliseden medet ummuşlardır. ancak ortaçağ avrupası inancı, kişiyi, şuursuz ve doğuştan günahkâr saydığından, kendisine ümit bağlayanları tatmin edememiş, avrupalı son çare olarak dini, hayatın dışında tutacak ve dünyaya kesinlikle müdahale ettirmeyecek bir düzen kurmaya çalışmış laiklik denilen sistemi ihdas etmiştir.

bencil bir anlayış ve gayri mesul bir yapılanma ortaya çıkmıştır. toplumdaki bütün ilişkiler para ile ölçülmeye başlanmış, günümüzde sorgulanmaya başlanan kapitalizmin ilk versiyonu olan merkantilizm süreci yeniçağ dedikleri bir dönemin yolunu açmıştır.

o zamanki anlayışa göre zengin olmanın en kısa yolu ihracat olarak görülmüş, sözü edilen ülkeler vatandaşlarını alabildiğince ihracata teşvik etmişlerdir. böylelikle aşırı zenginler meydana çıkmış fakat bir başka kesimde de aşırı fakirler ortaya çıkmıştır.

böylece avrupa'da mesuliyeti pek olmayan, ikinci sınıf ve günahkâr bir insan tipi ortaya çıkmış ve büyük bir kitleyi meydana getirmiştir.
ha soylu doğup, sefalete sürüklenen hiç mi olmamış? elbette olmuştur.
bunun bir örneği
ulus gazetesinin 1948 tarihli nüshasında verdiği bir bilgiye göre, ingiltere'de 16. asrın sonlarında yaşamış olan meşhur ingiliz bilim adamı john stow dilenmek zorunda kalmıştır. belirtildiğine göre john stow hayatının 45 yılını tarihi araştırmalarla geçirmiştir. fakat seksen yaşına geldiğinde sefalete düşmüştür. ingiliz kralı kendisini “takdir” ettiğini göstermek için 8 mayıs 1604 tarihli bir ferman ile “dilenme hakkı” vermiştir. bu fermanda şöyle denilmiştir:

“adı geçen stow hayatının 45 senesini, ingiltere hakkındaki makaleleri için malumat toplamakla, 12 senesini de londra ve westminster şehirlerinin tarihini yazmakla ve bütün hayatını memleketine vakfetmekle kendisine kralın nazik müsaadesi ile tebaalarından iane toplama hakkı ile onlardan topladığı parayı kendi şahsına sarf etmesine izin verilmiştir. bu müsaade, kendisine bir sene müddetle verilmiştir”. bu müsaadeyi yenilemeye lüzum kalmamıştır. çünkü kralın vermiş olduğu müsaade süresi bitmeden john stow ölmüştür.

osmanlıda hakim olan islam anlayışında ise allah tasavvuru mutlak, sonsuz ve insanüstüdür. peygamberimiz de dahil olmak üzere bütün mahlukat onun tarafından yaratılmıştır. kullar islamî esaslara göre yaşamaktan ve yaptıklarından mutlak suretle mesuldürler. en küçük miktarda hayır yapmışlarsa bunun mükâfatını, en küçük şer işlemişlerse bunan karşılığını göreceklerdir. işte bu prensip, osmanlı toplumunda kişinin dilenmesini engelleyen ferdî kriterlerden birisini teşkil etmiştir. toplumdaki zenginlerin kurmuş olduğu vakıflar meselenin toplumsal boyutunu teşkil etmektedir.


islam'da da dilencilik tasvip edilmez. çünkü ancak emeğin karşılığı alınan meta' meşrudur. helaldir ve haktır. aksi takdirde başkasının hakkı söz konusudur ve kul hakkı, islamiyet'te cenab-ı hak'ın bile af kapsamının dışında tuttuğu bilinen hususlardan birisidir.
bizim inancımızda ve kültürümüzde ise haysiyet kırıcı olduğunu ifadeye gerek yoktur herhalde. çünkü dilenmek, karşılıksız bir taleptir. bilindiği gibi karşılıksız talep bizim inancımızda sadece cenab-ı hak'tan talep edilir. ve sadece ona kul olunur. ondan istenir ve ona sığınılır. asla kula kul olunmaz.

ingiltere'de kralın bir “iltifat” olarak kendi bilim adamı olan jhon stow'a “dilenme hakkını” “lütfetmesi” kendi sosyo-kültürleri açısından yadırganmayabilir. bu, yadırganmasa bile günümüzde bir batılının bu fermanı (dilenme hakkı) iftihar vesilesi telakki edeceğine ihtimal verilmez. sonuçta hangi topluma mensup olursa olsun insanın bir haysiyeti vardır ve olmalıdır.

şahsen ben de dilencilere hoş görüyle bakamıyorum. özellikle genç ve sağlam görürsem, içimdeki ses hemen" sapasağlam, benden üç beş kuruş dilenene kadar git çalış, emek ver " diyor. yaşlı, çocuk veya evsiz görürsem daha çok üzülüyorum, onları bu hayata, bu davranışa iten her şeye, herkese küfrediyorum. tabii içimden.
dilenebilmek için ya çok arsız olmak ya da gerçekten aciz olmak gerekir herhalde. bazen empati yapıyorum, sonra ben birine el açıcak kadar arsız olamam diyorum.ama ya çok aciz bir durumdaysam ne yaparım diye düşünüyorum, herhalde ne kadar yardım kurumu, vakıf, belediye varsa, gidip onlardan yardım ister, hatta iş isterim, yine de dilenmem, dilenemem diye düşünüyorum.

düşünüyorum işte, yine de allah kimseyi aciz ve arsız olabilecek bir duruma düşürmesin.

her ne kadar dilencilere kızsamda, bu videoda da görüldüğü gibi,
benim bir insan olarak onlara, bağırmak, aşağılamak, kötü söz söylemek, dalga geçmek gibi bir hakkım olamaz, sadece dilencilere değil hiç kimseye olamaz, olmamalı...

morgan freeman

freeman, üvey torunuyla 10 yıldır ilişki yaşamış. üstelik e'dena hines ile ilişkisi, genç kız henüz 17 yaşındayken başlamış

aktörün el ele tutuşup film galalarına götürdüğü hines, aslında freeman'ın ilk eşi jeanette adair bradshaw'un torunu. ancak hines, freeman ile ikinci eşi myrna colley-lee tarafından büyütülmüş.
hatta ikinci eşiyle araları bu yüzden bozulmuş.
ve son olarak 17 ağustos 2015 yılında morgan freeman'ın 33 yaşındaki üvey torunu e'dena hines'ın, şeytan çıkarma töreninde öldürülmüş. muhtemelen torununu eski sevgilisi öldürmüş.
iyi bir oyuncu olabilir ama kendisini sevmemem için yeterince sebep var😤

kürk mantolu madonna

açıkçası raif efendi'nin nedeni ne olursa olsun, o pısırıklığı, o pasifliği , o ketumluğu, her şeyi konuşmayıp içine atması, beni sinir etti. neden konuşmaz, neden tepki vermez, diye okudukça kızdım.
sonunda da sana az bile dedim.
tabi bunda sabahattin ali'nin betimleri ve akıcı yazmasının etkisi büyük.
ama konu yeşilçam filmleri gibi sıradan, bilindik ve vasat.

düğün dernek 2 sünnet

selçuk aydemir'in ticari kaygıyla yapmaya başladığı filmler.
benim için, çalgı çengi ve işler güçler' den sonrası bir anlam ifade etmiyor.
hatta işler güçler' in saçmalamaya başladıkları son bölümleri hariç.

füsun demirel

kendisine, gerilla olması hayalini kurduğu evladının, bir canlı bomba olmasını hatta masum insanları öldürmek için hazırladığı bombanın, evden çıkamadan patlayıp, kendisini de yanında götürmesini diliyorum.
zorunlu edit: kendisi gerilla annesi olmak değil, gerilla annesini oynamak istediğini belirtmiş. sinirle okuyunca...
olsun, ben yine oyunda değil de gerçek hayatta bir gerilla annesi olmasını , tüm kalbimle diliyorum.

abdülkadir selvi

"terörle yaşamaya alışmalıyız " diyen, iktidar şakşakçısı ve yalayıcısı, yenişafak yazarı bir gazeteci. aslında
mevcut iktidarın sözlerini onaylamaktan başka bir şey yapmamış. iktidar bu ve bunun gibi gazetecileri, bunun için yemliyor. eğer aksini yaparsa, o özel uçaklara binip,o özel gezilere gidemez, özel arabalara binemez, güvenlikli sitelerde oturamaz. maazaalah sıradan bir vatandaş olup, otobüs duraklarında ailesiyle otobüs beklerken, alışmış olduğu terör eylemi nedeniyle parçalara ayrılabilirdi.
allah'tan normal bir vatandaş değil.
ne kadar şanslı di mi?

13 mart 2016 ankara patlaması

facebook ve twitter' da yayınlanan resimlere bakılırsa durum çok fena. bir otobüs ve otobüs durağı komple yok olmuş çok sayıda ölü var gibi.
sanırım birazdan yayın yasağı gelir. başka da bir şey yaptıkları yok. yazık, pisi pisine ölmek böyle bir şey olsa gerek.

vavien

taylan biraderlerin yönettiği, engin günaydının senaryosunu yazdığı, sıkılmadan, tekrar tekrar izlenilesi şahane bir karamizah örneğidir.
yalnız finali mutlu son olmamalıydı.celal hakettiği cezayı alıp, sürüm sürüm sürünmeliydi.

13 mart 2016 nurgül yeşilçay ropörtajı

ayşe arman'ın hürriyet' te kendisiyle, erkan petekkaya'ya cevap mı?yoksa kapak mı ? niyetiyle yaptığı ropörtajıdır.
http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ayse-arman_12/erkekligini-benim-kadinligim-uzerinden-taclandiramazsin_40067708
erkan petekkaya
"nurgül'ün neden ayrıldığını açıklarsam yer yerinden oynar, gerçek sebep çok kötü" diye lafı ortaya atıp, nurgül yeşilçay'ın da buna cevap vermeyip yutucağını sandı herhalde.
bence nurgül hanım, modern maço görünen çoğu erkekten daha dürüst ve dobra.

karaman'da 45 erkek öğrenciye tecavüz

9 - 10 yaşlarında, annesinin kanatları altında, evlerinde olması gereken çocukların yurtlarda ne işi var ? diye anne ve babalarına sormak isterim. maksat bir kaç dua öğretmekse, bunu kendiniz de yapabilirsiniz.yok uğraşamam derseniz, okulda zaten bunun eğitimini veriyorlar.
bence çocuklar ergenlikten kurtulup kendilerini bilene kadar göz önünde tutulmalıdır. çünkü bu yaşlar tam da hormonların çoştuğu,her türlü istismara açık yaşlardır. şans eseri istismara uğramasalar bile, böyle yatılı kurumlarda birbirlerini de istismar edebilirler. aman aman en azından üniversiteye kadar çocuğunuzu yanınızdan hiç ayırmayın.

vahide perçin

şu sıralar göç zamanı adlı dizide oynayan usta tiyatrocu. yalnız ben bu kadının dizilerdeki konuşmasına irrite oluyorum, hele bir de doğu şivesi yapıyorsa daha da çekilmez oluyor.

kaçma birader

4 mart 2016' da vizyona çıkan, senaryosu kaman kardeşlere ait, böcek ve endemol yapımın ortaklaşa yaptıkları, çekimler esnasında, gittiği konakta çalışan yöre hanımlarını, sırf örtülü oldukları için aşağılayan melek baykal' ın da http://m.milliyet.com.tr/melek-baykal-bir-fotograf-magazin-2146367/ilk sinema filmidir. komedi filmi olmasına karşın, filmin ilk üç günde gişede 100 binlerde kalması, sanırım melek baykal'a duyulan tepki olsa gerek.
şahsen ben de gidip izlemiycem .

tomris uyar

bir değil, iki değil, üç değil tam dört şairin de hayatına giren, hayranlığını kazanan şahane bir kadın. ilk eşi ülkü tamer, evliyken aşık olduğu , yani sevdiği adam cemal süreya, hayat arkadaşı, gözbebeği, diğer eşi turgut uyar ve 'onu hep uzaktan ve platonik bir tutkuyla seven' edip cansever. bu şairlere ilham olup, adına şiirler yazılan yegane kadın...
0 /