confessions

aysemayse

Yazar

  1. toplam entry 1944
  2. takipçi 0
  3. puan 4986

pantolonu çizmenin içine sokan kızlar

çizme uzundur ve başka giyilme şansı yoktur, bazen de öyle rahattır, bazen soğuktur, bazen pantolon dardır, belki de öyle seviyordur v.s v.s uzatılabilir, pardon da, siz beğenin diye yağmurda çamurda dışına neden çıkaracak olan kızdır. öyle seviyorsa sırf insanların hoşuna gitmiyor diye neden içine sokmayacak kızdır. sana ne be gerizekalı diyen kızdır? ayrıca o kar boylarını pantolonun içine sokunca, olmuyo canım, obamanın arabasının kapısı gibi kalın onlar.

luca

birden aaa dukan sözlükte mi yazmaya başlamış diye düşündürten yazardır. hoşgelmiş ! öyle de işte, o bir kilo profiterolün verdiği orgazmik mutluluk ve doyum gibisi yok.

kadir topbaş

dişleri hergün rüyama girendir. ayrıca kendisi farkında değil belki ama, acayip inatlaşıyorum onunla, mecidiyeköy’den taaa beylikdüzü’ne kadar metrobüsle gidip, akbilimin, 10 kuruş para üstümü sırf kendisine inat alıyor ve ellerimi havaya kaldırıp "kaddiiirrrrr" diye bağırıp, ancak romanlarda okuyabileceğiniz o histerik kahkahayı atıyorum. benimle işin zor kadir abi !!

istediğim hastaneye gidiyorum sıra beklemiyorum

sanki çatlak ayağıyla, 12.00 da bir devlet hastanesinin, acil bölümüne gidip, polikiliniğe gideceksiniz, yok şuraya bunu yatıracaksınız, buraya bunu yatıracaksınız, şurda röntgen çektireceksiniz diye heryere yürüyerek gönderilen, 5’te ancak muayene olan ben değilmişim gibi söylenmiş, nispet cümlesidir.

sonuç ayağınızda küçük bir çatlak var, şaka mı yapıyorsunuz? dalga mı geçiyorsunuz, diye sorunca suratıma sadece utanarak bakan genç doktor ve ciddiye almadığı, bişi olmaz dediği için susan diğer tecrübeli doktor. poliklinikte aldığım tavsiye ise paha biçilemez, sakın ama sakın ayağınızın üzerine basmayın, çatlak büyüyüp, kırığa dönüşür allah korusun. hiç mi basmayayım, sakın ha !!

evet, hastanelerde durum bu, hastaneden bildiriyorum, aile meselelerinden dolayı tecrübelerim çok, hastaneler hiç de anlattığınız gibi değil teyzecim diyerek, susuyorum. zira, o günlere geri dönmek istemem.

köylü ekrem

kendisini bulma ve özgürleşme hikayesi, diğerleri tarafından yazık olarak, büyük vazgeçiş, büyük kendini harcayış olarak değerlendirilecek, ama senin benim gibi, bütün gün bir hiç uğruna ordan buraya kendini hasta edenlere de, büyük bir hüzün verecek adam.

izlerken, nasıl iç geçirip, hayran oluyoruz ama yaptığını yapmaya bir türlü cesaret edemeyeceğiz, çünkü bizim daha çok para kazanıp, sigortalarımızı ödememiz lazım, hayatımızı satın alıp, satın alıp, sonra öleceğiz. ağladım, izlerken neden bilmiyorum. küçüklüğümden beri, hiç bir akım, politik görüşe, dine bağlı olamaz dedikleri ben, şimdi köle olmuş, kabul edemediğim şeyler için çalışıyorum. sonra ekrem’i görüyor ve iç çekiyorum.

hayran oldum kendisine ama bir yandan da çok üzüldüm kendime, asla böyle bir şey yapamayacağım diye. ayrıca içimizdeki nice yetenekliler nasıl harcanıyor diye de düşündüm. hepimizi bir yerde öldürüyorlar, yeteneklerimizi, yaratıcılığımızı ve kendimizi bunun dışına atamıyoruz.

bu arada kanser temalı, heykel fikri paha biçilemez bu arada, böyle bir yaratıcılık, böyle bir düşünce dünyaca ünlü sanatçılarla yarışır hatta duysalar kıskanırlar ekrem abimizi bence. sonra diyorsun ki, çobanla benim oyum bir mi? üçümüz bir araya gelsek bir ekrem etmeyiz, o kendini saatlerce dinleyen, doğayla bütünleşen çobanla, sen bir misin?

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/177130/koylu-ekrem/?utm_source=facebook&utm_medium=referral&utm_campaign=player_logo

kısa saçlı kızlar

rahat kızlardır, hayatım boyunca uzun saçlı bir kız olmadım, yani en uzun hali omzuma düştü, sonra gene kulak memesi kıvamında kestim. lisede, sinirlendim saç kurallarına 3 numaraya kazıtıp gittim ertesi gün, bir çok kız kısacık kestirdi saçını erkek kesim, ardımdam. nasıl da şaşırdılar, bir şey de diyemediler.

beline kadar saç ne ayrıca, derttir dert ! hem hiç modern değil hem de benim saçıma sahipsen, bir hafta kurumaz o saç. şimdi bir yanım çok kısa bir yanım biraz daha uzun, toplam da baya kısa. kısa saçlı bir kız sıkıcı değildir bak bunu söylemek isterim, uzun saçlı kız da değildir ama içlerinden sıkıcılar çıkabilir ama kısa saçlı kızdan sıkıcı kız çıkmaz söyleyeyim. o tüm erkeklerin uzun saç isteğine, toplumun uzun saçı güzellik, kadınsılık saymış geleneğine kafa tutmuş daha ne!

reza zarrab ve bakan çocuklarının tahliye edilmesi

bugün tam "daha berbat bir hayatım olamazdı" diye düşündükten hemen sonra ne kadar bencil olduğum konusunda kendimi suçluyordum, insanlar ölüyor, savaştalar ne saçma sapan konuşuyorsun, senden daha şanssız insanlar da var derken duyduğum ve sinirimden ağladığım olaydır. evet ağladım. evrene, benden daha kötü durumda da insanlar var derken yanlış mesaj mı gönderdim acaba diye kendimi bile suçladım.

sabahın köründe evden çıkıp, iş kovalayıp, öğleden sonra adliye kapanana kadar canım çıkana kadar koşturdum, ha bu arada bu kadar çalışmama doğrudüzgün bir gelirim yok, haftanın sonunda elimde kalan bir hiç ve yorgunluktan ve mutsuzluktan ölüyorum, üstelik de müvekkilimden aldığım masrafın kalan, 58,5 tl sini sadece masraf adı altında aldığım için iade etmişim, yarın birgün adam harca hurca bakar bi yanlışlık olmasın kafasında kuşku oluşmasın diye düşünmüşüm ve yol-yemek v.s masrafımı hiçe saymışım. sonra birden bir görüyorum bu adamlar serbest kalmış, malvarlıkları iade edilmiş. hem de nasıl ağlarım ben bunun üzerine, halimize de bir güzel üzülürüm.

ha bir de hukukçuyum diye 2 kat ağladım. gördüğüm o kadar çok insan haksız yere yargılanıyor, işine parasına el konuyor, ceza alıyor, ki bu insanların kaçma şansı yok, kaç desen kaçacak yerleri yok, o kadar korkuyorlar ki, devletten, polisten, jandarmadan, hakimden, savcıdan.sonra babam arıyor, salı günü bir hukuk davasında tanık olarak çağırılmış ne yapacam ben diyor, o kadar korkuyor ki, tanık olarak da olsa mahkemeye çıkmaktan, üzülüyorum,korkusuna üzülüyorum, yoksa bilmiyorum diyecek bitecek, koskoca babamın o devletten, hakimden korkusu beni o kadar üzüyor ki, sonra duyuyorum bu adamlar serbest. hem de hakim, savcı karşısında da o kadar rahatlar. iki kat ağlıyorum, çünkü avukat olarak hakimin, savcının, memurun bana tavrını düşünüyorum. iyice sinirlerim bozuluyor.

sonra diyorum abi bu ne biçim ülke, ben nasıl bir ülkenin vatandaşıyım, kendimi nasıl güvende hissedebiliyorum bu ülkede, hergün kaç paralarım, rızkımdan nelerim siliniyor acaba, hadi benden silinsin ! bizim hiç utanmamız yok mu? kendimden utanıyorum, çünkü ne kendime ne başkasına verebilecek mantıklı bir açıklamam yok. en fazla kafamı sola doğru eğiyorum, ağzımı yamultarak. yapacak bir şey yok diye. bence ülke burdan gitsin yoksa bize onlar kadar vize vermezler zaten.

norveç

her 10 kadından birinin tecavüze uğradığı ülkedir, soru yöneltilen erkeklerden yüzde 1,1’i de tecavüze uğradığını belirtmiş. ve norveç’te de kadınların büyük çoğunluğu tedavi görüp, paylaşmak yerine susmayı tercih etmiş. ben demiyorum, adalet bakanı, sağlık bakanı, çocuk ve eşitlik bakanı söylüyor. bizim ülkemizde de, bu tip görevlerde bulunan sayın bakanlarımız, kurumlarımız ve merkezlerimiz susmayı bırak, tecavüzcüler adına bahaneler uyduruyorlar.

http://www.radikal.com.tr/dunya/bu_ulkenin_kadinlarinin_yuzde_10u_tecavuze_ugradi-1178661
0 /