albert camus

0 /
var olan tek alan
intahar olgusuna yaklaşımı ilginçtir. satre’nin kaçış olarak tanımladığı eylemi, camus tercih olarak betimler.

cezayir asıllı fransız yazar eserlerinde kişinin yabancılamasını işleyen en iyi edebiyatçılardandır, bunun etkisinde olduğu varoluşçuluk akımının etkisi vardır. kendisi ile aynı dönemde yaşayan ve yabancılaşma konusunu en az albert camus kadar iyi işleyen yazarımız yusuf atılgan ile içerik olarak bir birine benzeyen bir tarza sahiptir.
firambogaz
1913’te cezayir’de doğdu. babası alsace’lı yoksul bir işçiydi, annesinin okuma-yazması yoktu. babası 1’inci dünya savaşı’nda cephede öldü. yoksulluk ve acılarla dolu bir hayat sürdü. denemelerinden oluşan ve 1963’te basılan ilk kitabı "tersi ve yüzü"nde bu dönemde yaşadıklarını anlattı. 1918’de ilkokula başladı. öğretmeninin yardımıyla burs kazanarak 1923’te liseye yazıldı. yüzme, boks gibi sporlarla uğraştı. 1930’da vereme yakalanınca sporu bırakmak zorunda kaldı. cezayir üniversitesi’nde felsefe bölümüne yazıldı. 1934 yılında evlendi. iki yıl sonra boşandı. 1936’da yüksek öğrenim diplomasını aldı. üniversitede kalıp bilimsel kariyer yapmayı amaçlıyordu. ama hastalığı izin vermedi. 1930’larda fransız düşünürlerin kitaplarını okumaya başladı. cezayir’deki genç solcu aydınlar arasına katıldı. 1934-1935 arasında komünist partisi üyesi oldu. işçi tiyatrosu için oyunlar yazdı, yönetti. 2’nci dünya savaşı’ndan önce alger republicain gazetesinde başyazarlık, yayın yönetmen yardımcılığı, politika muhabirliği yaptı, kitap eleştirileri yazdı. kabilya bölgesindeki müslümanların sorunlarını inceleyen bir yazı dizisi hazırladı. ardından 1940’ta paris’e yerleşti. paris’te günlük combat gazetesinin yayın yönetmeni oldu. gazetecilikle ilgisini kesip kitaplarına döndü. ilk romanı "yabancı" 1942’de yayınlandı. ikinci romanı "veba" 1947’de basıldı. bu eser camus’nun düşüncesinin temelini yansıtır. romandaki kişiler, veba salgınına karşı verdikleri savaşta başarısız olacaklarını bile bile yılmadan çalışırlar. camus, insanın değerini ve insanlar arası kardeşliği, amansız bir hastalığın perde önünde anlatır. 2’nci dünya savaşı’ndan sonra yalnız fransa’da değil, avrupa ve tüm dünyada kendi kuşağının sözcüsü, sonraki kuşakların yol göstericisi oldu. özellikle insanın kendisine yabancı bir evrendeki yalnızlığı, bireyin kendisine yabancılaşması, kötülük, herşeyin ölümle sona ereceğini bilmenin yarattığı bunalım gibi duyguları ele aldı. savaş sonrasında aydınların içine düştüğü yabancılaşma ve düş kırıklıklarını tüm ayrıntılarıyla yansıttı. çağdaşlarının nihilizme kapılmasını anladı ve hak verdi ama doğruluk, ılımlılık, adalet gibi değerleri savunmanın gerekli olduğunu da belirtti. hem hıristiyanlığın hem marksizmin katı yönlerini reddeden liberal bir insancılığın temellerini çizdi. 1957’de nobel edebiyat ödülü’nü aldı. 1960’ta yayıncısı gallimard ile birlikte geçirdiği bir otomobil kazasında yaşamını yitirdi.
önemli eserleri:

roman:
yabancı (1942)
veba (1947)
düşüş (1956)
mutlu ölüm (1970)

öykü:
sürgün ve krallık (1957)

denemeler:
tersi ve yüzü (1937)
düğün gecesi (1938)
sisyphe efsanesi (1962)
başkaldıran insan (1951)
bir alman dosta mektuplar (1945)
koestler ile birlikte: idam (1954)

günlük:
defterler mayıs 1935-şubat 1942 (1962)
defterler ocak 1942-mart 1951 (1964)
defterler nisan 1951-aralık 1959 (1966)

oyunlar:
yanlışlık (1960)
caligula (1969)
sıkıyönetim (1971)
doğrular (1964)


faten
1913-1960 yılları arasında yaşamış olan fransız düşünür ve romancı. temel eserleri: la chute (düşüş), l’homme revolte (başkaldıran insan), la peste (veba). (veba).

düşünsel gelişimi iki ayrı döneme ayrılan camus, birinci dönemde, dünyanın saçmalığı ve yaşamın anlamsızlığı konuları ve dolayısıyla, saçma kavramı üzerinde, buna karşın ikinci dönemde başkaldırı konusu ve buna bağlı olarak, dünyanın anlamsızlığına başkaldırmak, toplumu değiştirmek, kötülükleri gidermek ve daha iyi bir düzen kurmak amacıyla eylemde bulunma temaları üzerinde durmuştur. ona göre, dünyanın saçmalığına, kaçınılmaz yenilgiyi bile bile kötülüklere karşı çıkmak, yaşama anlam katmaktan başka bir şey değildir.

felsefesi tümüyle ahlaki bir çizgide gelişmiş olan camus, felsefe tarihinin geçmişinde kalan spekülatif sistemlerden hiçbirinin insan yaşamı için bir rehber olma rolü oynayamadığı gibi, insanın sahip olduğu değerlerin geçerliliği için de bir teminat sağlayamadığını söylemiştir. insanın daima dünyanın, insani değerler, kişisel idealleri ve doğru ve yanlışla ilgili yargıları için bir temel sağlamasını istediğini dile getiren filozof, dünyanın insana karşı kayıtsız kalışını anlamsızlık ya da saçmalık olarak değerlendirmiştir.

ona göre, geçmişte benimsenmiş olan ahlaki tavırlar, insani değerlerle gerçekliğin doğası arasında belli bir uygunluk ya da ahenk bulunduğu inancına bağlı olmuştur. buna göre, ahlaki ayırımları geçerli kılan dış destekler, geçmişte din tarafından sağlanmaktaydı. modern dönemde, dini inancın çöküşünden sonra doğan boşluğu, ona göre, laik dinler doldurmuştur. nitekim camus, hegel ve marks’ın tarihsiciliğinin insani değerleri gerçekliğe bir tür tarihsel gelişme öğretisiyle bağlama yönünde bir girişimden başka hiçbir şey olmadığını öne sürer. işte o bu çerçeve içinde, le mythe de syspe (sisyphos efsanesi) adlı eserinde, bir yandan insan varlıklarının amaçlı tavırlarıyla değer biçici olma rollerini sorguya çekerken, bir yandan da hegel ve marks’ın tarih öğretileri türünden değeri destekleyici gerçeklik yorumlarının iflas ettiğini söyler. buna göre, değer biçici ve amaçlı bir varlık olarak insanın, kendisinin bu tutumuna destek sağlamayan bir dünya içindeki varoluşunu, camus insanın durumunun saçmalığı olarak tanımlar.

onu varoluşçu felsefe içinde, sartre’den ayıran şey de işte bu saçma öğretisidir. sartre’a göre, saçma, dünyanın, bilinçsiz varlığın özünde bulunan ve bilincin kavramsallaştırmalarından ya da olumsuzlayıcı faaliyetinden önce ortaya çıkan bir şeydir. oysa camus’ye göre, saçma ya da saçmalık, doğrudan doğruya tanrı’nın yokluğunun bir sonucudur. din olmadığında, insanın iste, arzu ve idealleriyle dünya arasındaki çatışma ve uyumsuzluk en yüksek düzeye ulaşır.insanın durumu, ona göre, acıyla ve ölümün kesinliğiyle belirlenir.

insan varlığının makul ya da anlaşılır bir şey olarak görüp kabul edemediği bu kader ve saçmalık karşısında, camus’ye göre, aydınlanmanın evrensel aklının söyleyecek hiçbir şeyi yoktur. zira, insan, çabalarının hemen her aşamasında akıldışı olanla karşı karşıya gelir. o, hep mutluluk peşinde koşar, mutluluk isteğini yüreğinin en derinlerinde hissederken, kaçınılmaz olarak saçmayla yüzyüze gelir. saçma, buna göre, insanın istek ve ihtiyacının dünyanın akıldışı sessizliğine çarpmasının bir sonucu olarak ortaya çıkar.

camus’nün bu durum karşısındaki tepkisi, varoluşun saçmalığını içtenlikle tanıyıp teslim etmenin, bizi başka bir yaşam ve öte dünya inancından kurtararak içinde bulunulan anı yaşama, güzelliği hissetme ve hazzı duyumsama olanağı verdiğini ifade eder. başka bir deyişle, camus’ye göre, bu saçma yaşantısına verilecek uygun karşılık intihar olamaz. saçmalıkla, gerilimi doğuran iki kutuptan birini yok ederek baş etmeyi amaçlayan intihar, insan onuruna uygun düşmez. öyleyse, yapılacak tek şey, saçmalığı görüp benimseyerek, ona rağmen yaşamayı denemektir. buna göre, camus insani amaç ve eylemin metafiziksel bakımdan keyfi ve temelsiz olduğunu görüp benimsemenin, hiççiliği, pasif bir umutsuzluktan çıkartıp dünyanın insana karşı olan kayıtsızlığı önünde bir başkaldırıya dönüştüreceğini söylemiştir. fakat o, burada da kalmayıp, varoluşun saçmalığından siyasi bir ders çıkarmanın mücadelesini vermiştir. başka bir deyişle, faşizme olduğu kadar, komünizme de şiddetle karşı çıkan camus, varoluşun saçmalığın hedefleyen bireysel başkaldırıdan kollektif bir dayanışma bilinci türetmenin çabası içinde olmuştur.

buna göre, camus’nün saçma olan karşısındaki ödün vermez bir içtenlik ve dürüstlükten başka, başkaldırıyla belirlenen ahlakı, uzlaşımsal burjuva ahlakıyla faşist ve komünist toplama kamplarında sergilenen totalitaryanizmi başlıca düşmanları olarak görür. bundan dolayı, camus, amaçların araçları haklı kıldığı düşüncesine olduğu kadar, tarihin sonunu gören tarih felsefelerine de şiddetle karşı çıkmıştır.

felsefe.gen.tr
mersault
yaşamın nedensizliği ve anlamsızlığı üzerine ürettiği "absurde" kavramına uygun düşecek bir şekilde, ölümü de çok nedensiz ve saçma bir şekilde gerçekleşmiştir.herhangi bir akımın filozofu olarak anılmayı reddetmiştir, bu nedenle kendisini varoluşçu olarak adlandırmamıştır.
stella
albert camus’nün tanımlanmama isteği bir fikir-insan olmasındandır. bazı yazarlar öylesine bir hikaye yazar, hikaye bir anlam doğurur. fakat camus tarafından yazılan hikaye ve oyunlar, bir fikrin vitrinidir. daha doğrusu anlaşılabilmesi için onları süsleyerek, belirterek, örneklendirerek yazmıştır, düşünceye hayat vermiştir. sürekli jean-paul sartre ile anılmasına karşın, varoluşçuluktan çıkardıkları sonuçlarda ayrılırlar.
0 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol