confessions

pipisik

- Yazar -

  1. toplam entry 23841
  2. takipçi 1
  3. puan 617541

eksilen

pipisik
metin altıok’tan:

öyle yıpranmış ki
bir forması eksik içinden,
sahafa düşmüş bir kitap
gibi sararmış üzüntüsünden.
bir ay doğuyor usul usul
karanlığın göğsüne,
dünden bugüne kendini
biraz daha eksilterek getiren
küsmüş göğüne besbelli
geleceği göremediğinden
taşıyor oysa hüzünlü bitişinde
doğuşunu yeniden

yazar kısmısi

pipisik
elit bir sınıf.

yazınca olunan, erişilmez mutluluk sahibi insan. kısmısı deyimi, bu ülkede hiçbir zaman bu insanları ciddiye almayan kişilerce (mankafalı diyebiliriz bunlara) bulunmuş bir terim tabii. kadınları ciddiye almazlar, "kadın kısmısı"; çocukları ciddiye almazlar, "çocuk kısmısı"; insanları ciddiye almazlar, "insan kısımısı" derler. ilelebet de sürer.

az mı kardeşim(?):

bir şey anlatmaktasın. kendi bildiğini, kendi yolunca anlatmaktasın. özgür bir yerde, özgür benliğinin sana verdiği özgür ifadelerle; belki de bir karanlık içinde kalakalmış, ışık yüzü görmeye hasret birine gider yazdıkların, kurtulur o; belli mi olur!

(bkz: yazmaya devam)

yazmaya devam

pipisik
bin kere söyledim: bu sözlük işleri garip işler kardeşim. bir soğumaya görsün yazar kısmısı, götü kalkar hemen, kendini nimetten sayar manyak. söz meclisten dışarı diyecem, kasten demiyorum! lan olm, buraya niye gelirsin(?); yazmaya. okumak için üye olmana gerek yok ki! tıkla bir başlığa dışarıdan, oku doyasıya anasını satayım. e madem üye oldun, zahmet edip on tane de bir şey yazdın (acemiyken yazdıklarını böyle tanımlıyorum ben, bir boka benzemez onlar; aç oku istersen kendininkileri), yazar oldun koskocaman. türkiye’de yazar olmak kolay mı zannediyorsun kız? en fazla zulüm gören meslek erbabı onlardır. düşünürler çünkü! düşünmeden yazan eşşoğlusunun buralarda işi yok; olsa da kısadır ömrü. dağıtmayayım; yazmak, birilerinin bunları okuduğunu bilerek yazmak bir başka tat! içinden bir şeyler gider gibi olur ama paylaştığını hissettiğin anda da geriye dönüşü müthiş olur bu işin, yazarlığın. hah işte, tam burada sana iş düşüyor anacım(!); madem geldin, yaz be güzel kardeşim. yaz da o engin fikirlerini ben de okuyayım. ki sonra şikayet etmeyelim içinde bulunduğumuz sözlükten. çok duygusal oldu, toparlayayım ben biraz: elim ayağım tutmayıncaya dek yazaca’m ben. sen de öyle yap, içini dök sözlüğe. yazmak güzel şey.

moderatör arkadaşlarım için bir de kıyak yapayım, yorulmasınlar "nerede lan bu tanım" diye:

yazmak işine birazcık, küçümencik bir ara vermiş kişi söylemi.

siktiriboktan sözlükler

pipisik
------önümde arkamda, sağımda solumda, her tarafımda------

sözüm ona sözlük adı altında, birbirinden iğrenç yazarları toplayıp bir günde "biz sözlük olduk, kralıyız bu alemin" diyebilen interaktif saçmalıklar silsilesidir.

hiçbir altyapıları olmamalarına rağmen, daha ilk günden yavşamaya, geyiğe sarmaya başlanıyor bunlarda. sikten, götten, kukudan bahsetmeyi tutun, ne idüğü belirsiz siyasi ideolojilerini etrafa saçmaya çalışan ergenlerin açtığı olur olmadık başlıklara karşılaşmak mümkün buralarda. dediğim gibi; hiçbir görüşü olmayan salak yazarlar, gene hiçbir görüşleri olmayan moderatörlerce denetleniyor.

her türlü oluşuma hakaret prim görmekte. kişilere hakaretse normal! yazarlar birbirlerine ana avrat sövüyorlar, ses yok!

mezhebi geniş, yeni sözlük oluşumları bunlar.

------önümde arkamda, sağımda solumda, her tarafımda------

en fazla bir sene ömürleri oluyor bu gıllasların. sözlüğünüzün, bilgi sözlük’ün değerini bilin. ha’di bakalım yazmaya, okumaya devam şimdi.

yikicilar geldiler

pipisik
metin altıok eseri.

ve evin yüzü burkuldu
bir kıpırtı vardı şakaklarında.
yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar.
kiremitleri topladılar birer birer.
tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri
ellerinde keserler.

anımsar mısın denize karşı oturmuştuk.
ikimizde arkamızı dönmek istememiştik kıyıya.
susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla.
iki sevgili vardı yan masada;
umurlarında bile değildi deniz,
alınları birbirine değecekti az daha.

yıkıcılar geldiler,
çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını.
kör gözleri ve açılmış ağzıyla
kaldı temelleri üstünde umarsız ev.
sıra balyozlardaydı artık,
çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için.

benim göğüs kafesimde bir iskete,
iskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime.
sıçrayıp duruyordu ordan oraya,
duyuyordum kıpırtısını içimde.
bir bulut geçiyordu senin gözlerinden.
oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsız göğünle.

yıkıcılar geldiler;
düştü gürültüsüyle yüzü köhne evin,
göründü bazı odaları ve iç duvarları.
aynı renklerle boyanmış sofası, isli mutfağı.
bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden
eski bir yaşantıyı simgeleyen

çıkıp yürümüştük kıyı boyu
benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle.
oysa sen yürümeyi sevmezsin.
nasıl da değişmişti görünüşü
yıllardır görmediğimiz kentin
yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin.

yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları.
yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı.
iş araçlarında artık,
bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı.
ve temizleyecekler kazılan yerlerde
bizden kalan balçığı.

sorularla

pipisik
metin altıok’tan bir şiir:

işte yine kapıldım
o can sıkıntısına;
içimde bir tozlu
sarnıç boşluğu,
gitmekle kalmak
arasında karasız
yürüdüm kederle
dağlara doğru.

yüzlerce soru
vardı aklımda,
kulaklarımda
bir garip uğultu
ölümü kullanamazdım;
bir yerlerde
bilmediğim birilerine
belki ayıp olurdu.

belki de hiç
ummadığım
sevgisi tarazlı biri;
koparıp bana ilişik
umudunu
bir kitabın arasında
yamyassı
kuruturdu

bir gazetenin
ölüm ilanlarında
okuyup adımı,
öfkeye dönüştürürdü
sandık kokulu
hüznünü
ve ölümü inatla,
yok yere savunurdu.

ben bunca yıl
bunca insan tanıdım
yüreği zehir dolu;
yine de insanlardan
kesmedim umudu.
insan dedim
yekindim;
paylaştım varı yoğu.

ben neden
dudaklarının arasında
iğneler tutan
bir terzi suskunluğunu
prova ediyorum
şimdi bu yol boyu
kederle yürürken
dağlara doğru?

neden kedi seven
bir insan
olduğumu
biliyorum da
kedisiz ve sevgisiz
getiriyorum
yaşadığım günlerin
yaprak döken sonunu?

cevapsız sorunun
boynu büküktür,
hemen anlar
yetim olduğunu.
ben neden hala
duyuyorum avucumda
bir çocuk elinin
sızlayan boşluğunu?

hipodromda yatıp
kalkan bir adamın
ölü bulunduğunu
yazdı gazeteler
geçenlerde
haber olarak.
tokatlıymış
ya da çorumlu.

bıraktığı nottan
öğrenilmiş
son isteğinin
ölürse terminale
götürülmek olduğu.
hipodromda yatıp
kalkan bir adam
kimin umuru!

acılarla sorularla
tiftikledim
bunca insanın
mutsuzluğunu.
düşündüm kendi sonumu.
hayrettir;
içim içime
nasıl da sığıyordu!

oysa ben kaç yıldır
kaç acı eskittim
unuttum
kaç ölüm gördüğümü.
bir omzumun
alçaklığı ondandır;
taşıdım kaç kişinin
kanayan tabutunu.

yıllar önce
ölümü seçen sevgilim
bunca sevgisizlik içinde
iyi biliyordu
yetmeyeceğini
iki kişinin birbirine.
bu yüzden döşeğinde
ölümle buluştu.

gömdük onu geçiştirip
polis sorgusunu.
onunla birlikte
neleri gömdük;
bir akşam içkisinin
coşkusunu,
sevincimizi gömdük
kürek dolusu

yüzlerce soru
vardı aklımda,
kulaklarımda
bir garip uğultu
ölümü kullanamazdım;
biryerlerde
birilerine
mutlaka ayıp olurdu.

dostlardan uzakta
bir bozgun akşamında
gerisingeri
dönerken kasabaya;
baktım gökyüzü
birden yıldızla doldu.
akşamın serinliği
alnıma vuruyordu...

kor dusseydi

pipisik
-kor düşseydi-

metin altıok’tan bir şiir.

kor düşseydi keşke yüreğime,
bu yine anlaşılır olurdu.
içimde suyu kesilmiş bir fıskiye,
birdenbire buruşup soldu.

hoşçakal diyebildim güçlükle,
sesimi iğneden geçirerek.
dönüp arkama yürüdüm,
adım adım gittikçe küçülerek.

sen bana bir gurbet sundun,
buğulu çocuk gözlerinle.
öpüp başıma koydum,
sevginin solgun güzelliğiyle.

diyarbakırspor un kume düşürulmesi

pipisik
istanbul büyükşehir belediyespor maçında, sahaya yabancı cisim atmak bir yana, yaklaşık yirmi kişinin de oyun sahasına girmesi; bu girenlerin her ne kadar diyarbakırspor taraftarı olmadığı söylense de kulüp başkanınca, maç çıkışı başkanın yanında duran bir şahsın da sahaya girenlerden olduğunun tespit edilmesi konuyu daha ciddi boyutlara, yalancılığa ve müsabakayı bilerek ve isteyerek provoke etmeye doğru götürdüğünden, büyük ihtimalle takım küme düşürülecektir.

tabii tbmm’deki kimi zartların da konuyu diyarbakırspor lehine deşecekleri malum. işte "düşürülmesin", "bir temsilcileri olsun" filan gibi. orası da düşünülmeli.

ekleme:

ayrıca; düşürülmezlerse ta amk!

rüzgarin yırtık yeri

pipisik
metin altıok’un eseri.

saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı,
sen kimin yetimisin,
kimi bekliyorsun durduğun yerde?
sağır bir günün sonunda dilsiz bir gece
sarıp sarmalıyor seni,
gökyüzü gıcırtıyla kapanıyor üstüne.
bak ömrün yarılandı,
karanlığı kullanmayı öğrenmelisin.
yazısı akmış ıslak bir sayfa elinde,
yara bere içinde morarıyor şiirlerin.

artık tutunacak kimsen kalmadı,
nasıl biliyorsan öyle düğümle zamanı.
bütün ölümleri gör,
birini evlat edin kendine.
oysa sen, boş bir kabın taş darası.
yine de denkleştirip gidiyorsun hayatı.
tuzağa yem, hançere bağ oluyorsun.
zehire katıyorlar seni, şair ne duruyorsun
gemilere bin, trenlere atla.
kimsenin umursamadığı, hiçbir işe yaramayan
kaldır şu gereksiz tanıklığı ortadan.

ne kadar tıkasan kulaklarını,
duymamaya çalışsan
göğsünde bir titreşimdir konuşmaları.
görmesen seslerden anlıyorsun.
kazdıkları çukuru, ördükleri duvarı.
çakılısın buzdan çivilerle
boynu bükük bir haçın üstünde.
yerde buluyorsun kendini her sabah,
yeniden gerilmek üzere,
saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı
daha ne bekliyorsun durduğun yerde?

katmerli yalanı gördün, yalınkat gerçeği,
bilicinin ürpererek söylediği
sevgi gereksinimlerini gördün kimilerinin,
tırnaklarını denemek için
yılanın deri değiştirmesini,
gülüşün kurdunu, sineğini gözün;
yüreğinde bir ağaç gürültüyle devrilirken,
aksayarak yürüyen umudun arkasından
gülün kanayan hüznünü gördün.

işte tanıksın ölümün pazarlık ettiğine
toptan ve perakende,
pantolon ütüsünün keskinliğine,
bozulup bütünlenmesine paranın,
mevsimsiz bir çocuğun kekre yüzüne,
yabancı işçiliğine martının
deniz olmayan bir uzak ülkede,
daha binlerce, binlerce şeye.
yaz bunları ve imzala sana yetecekse.

bana delik deşik bir yürekle
pası küflü, çürümeyi söyle.
yangın yerlerinin katran gözyaşlarını,
bana göçüğün kırık kemiklerini,
sancısını suyun, rüzgarın yırtık yerini
ve bunlardan payına düşeni söyle.
ne kadarı kaldı babandan,
sen ne ekledin üstüne,
acının sana getirdiği ürem ne?
şair bana mutluluktan söz etme,
beyaz baston kullanan bir dille.

işte tanıksın daha nelere?
testi gömüyorlar göğsüne eskisin diye,
keçe gibi kimi zaman, parlatmak için
bakır kaplara sürüyorlar seni
şair hiçbir tansık bekleme,
dolaş yıkıntılar, çöplükler içinde,
sen ey gülünç ve deli mesih;
ölmeyi bilmediğine göre,
saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı
pelteleşmiş yapışkan haçını
ıslık çalarak sokaklarda sürükle.

olsa olsa

pipisik
metin altıok’tan:

ben alıştım elin
alkış tutmasına,
küfüne emeğin,
akarsuyun pasına;
yüreğime ısırgan
bir hüzün de dolsa.

benim sevdamın
burgaçlanan yarası,
bu yetim güzle,
öksüz kış arası;
güldürür ancak
bir piçi olsa olsa.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol