confessions

firambogaz

- Yazar -

  1. toplam entry 10312
  2. takipçi 2
  3. puan 177213

olsun

firambogaz
tsmden güzel bir şarkidir.
dediler zamanla hep azalırmış sevgiler

olsun bana seninle geçen yıllarım yeter

nasıl olsa herşeyin zamanla sonu yok mu

ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu




dediler ki gün gelir unuturmuş gidenler

olsun bana aşk dolu geçen yıllarım yeter

nasıl olsa herşeyin zamanla sonu yok mu

ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu

selçuk erdem

firambogaz
ilkokul 2. sinifta yazdigim bir kompozisyon sinif ortasinda okudugum
zaman,ögretmen ve arkadaslarim tarafindan pek tutulmamis bir
kompozisyon… yazim hatalari düzeltilmemis, parantez içindeki notlar
simdiki ben tarafindan eklenmistir.

konu: çevremizde neler görüyoruz? ben çevremde çok sey görürüm. yasasin
çevremiz. çevremiz olmasaydi hiçbirsey göremezdik bence. o zaman ufuk’u
da göremezdik. ufuk benim en iyi arkadasim. ufuk neler yazdi defterine
bakiyorum. ögretmenimiz hep arkadasinizin defterine bakmayin der, ama su
anda bakmam lazim çünkü benim çevremde ufugun defteri var. ufuk benim
arkadasimdir. ufuk salak degildir.
çünkü arkadasimiza salak demek ayiptir. ayip olmasa ufuk’a salak
diyebilirdik. ama diyemedik. bunun ayip oldugunu ögretmenimiz
ögrettiydi.
ögretmenimiz bize hep ögretir. ne güzel seyler ögretir. böyle bir
ögretmenimiz olmasaydi biz ne yapardik? okula gelmezdik. tabi o zaman
hemen sevinmezdik hemen çok üzülürdük. (’çok’ sözcügü araya sonradan
sikistirilmistir) ögretmenimiz bize “arkadaslariniza salak demek
ayiptır” demisti. bende “o zaman aptal demek ayip degildir” dedim.
ögretmenimiz hepsi ayni dedi. ben de “bu bilgi hayatta ne isimize
yarayacak”
diye
sordum. ögretmenimiz “bu konu burada kapanmistir”
dedi. ama kapanmamisti
tabi. ufuk defterine sunlari yazmis: ben çevremde neler görüyorum:
agaçlar, evler, yollar, insanlar, kadinlar, kuslar, taslar, topraklar,
kediler, köpekler, böcekler, bulutlar, annem. gerçekten de ufugun
annesi hep cevresinde dolasir. sabah okula getirir, aksam eve götürür,
derslerde de pencerenin önünde ziplayarak oglunu görmeye çalisir.
bence çok komik. kafasi bir görünür, bir kaybolur.
yazin pencere açikken silgiyle kafasini vurmaya çalisiriz. ama havada
durmayip hemen düstügü için vurmak çok zordur. yani bunlarin disinda
ufugun gördügü ilginç bir sey yok. çevremiz çok sikici degil.
ben sanki görnüyorum
agaçlari,
evleri. salak! sana demedim, bu sayilmaz, agaçlara dedim ben çevremde
hep degisik seyler görürüm. mesela geçen gün çevremde bir tane tavukadam
gördüm. tabi hemen arkadas olduk. çok ilginçti.
ufuga anlattim ama ufuk
inanmadi çünkü o benim anlattiklarimi hiç inanmaz, bunu nereden
biliyorum çünkü uzaylilara da inanmamisti. “bir kere, dedi, tavuktan
adam olsa o zaman horoz adam olurdu” çünkü tavuktan adam olmazmis
horozdan olurmus. ben de ona hayatinda kaç tane tavukadam gördügünü
sordum. hiç görmemis tabi, ne konusuyorsun o zaman?
(bu cümlenin sonundaki salak silinmis, ama iyice bastirilarak yazilmis
olsa gerek ki izi kalmis) tavukadam gerçekten var, iste söyle bir sey:
!(burada tavuk adamin temsili bir resmi var) tavukadamla geçen hafta,
banka sinemasinda tanistik. (hala var mi bilmiyorum, bizim
çocuklugumuzda bankalar, sinemalarda çocuklar için çizgi filmler falan
gösterirlerdi) içerisi karanlik oldugu için diger çocuklar onu
göremediler tabi (yalan!) tavukadam harika birinsan. diger büyükler
gibi insanin canini sikmiyor. benim en iyi arkadasim.
ufuk için salak dedi. ayip
da olmamis oldu, çünkü o ufugun arkadasi degil.
tavukadam
çok güçlü, herkesi dövebilir. bu herkese, çevremde gördügüm herkes
dahil, bilmem anlatabildim mi? bana dedi ki, “eger sana sinirlenen bir
ögretmenin falan varsa, gelip onun kafasini kirayim, bacaklarini da
koparmam elbette mümkün”dedi. ben de ona “tesekkür ederim, ama bana
sinirlenen bir ögretmenim yok, ögretmenim beni çok sever bence, ben de
onu severim.onun bacaklarini ikiye ayirip kafasini gaganla ezmene hiç
gerek yok!”
böylece is tatliya baglanmis oldu, ama tavukadam “sen gene de bir sey
olursa haber ver, aninda gelirim.” dedi. ben de haber verecegime söz
verdim. simdi bir sey olursa ve ben haber vermezsem tavukadama karsi
çok ayip olur. çevremizi tavukadamla birlikte gördüm. ona marstan gelen
taslarimi gösterdim, o da bana çokoprens agaçlarini gösterdi. o kadar
çok ki. hepsinin ortasini açip çukulatasini yaliyorsunuz, bisküvisini
hiç yemiyorsunuz. ufuk bunlara da inanmiyor. bana dedi ki “sen simdi
tavukadamin uçtugunu da iddia edersin” dedi. ben de tabi hemen,
tavuklar uçar mi be, biz burada güvercinadamdan bahsetmiyoruz herhalde
dedim. böyle bir laf ettgi için ona salak demedim çünkü o benim
arkadasim ufuk, o zaman niye getirmiyorsun okula, bizi de tanistir
dedi. yok ki gelsin dedi.
ama tavukadam hergün lunaparka gittigi için okula gelecek vakti yok.
ayrica kendisinden yok diye bahsedildigini duyarsa ufuga çok sinirlenir.
bu ona inanmayan baskalari içinde geçerli olur. o zaman yumurtasini
getir dedi.
sanki tavukadam bütün gün aptal aptal ortalikta dolasip yumurtluyor.
tavuklarla tavukadamlari birbirine
karistirmamaliyiz. cunku hangisini
kesemeyiz. (birbirine karistirirsak hangisini kesecegimizi bilemeyiz
demek istiyor) çevremizde neler gördük? ufuk gibi biz de çevremizde kus
gördük, ama biz gittik konustuk. göç eden kuslar artik havalar isinmaya
basladigi için geri dönüyorlar. onlara keske dönmesaydiniz, çünkü
havalar gene soguyacak dedim. onlar da bana belki bu yil sogumaz bir
umut dediler. yaz bitmezse gerçekten çok iyi olur. çünkü yaz bitince
okullar açilir. ama yaz tatilindeyken çevremde okulu görmüyorum. tabi
hemen okulumu özlüyorum. en çok da ögretmenimi özlüyorum.
yararlandigimiz kaynaklar: çevremiz,
büyüklerimiz, ögretmenimiz, tavukadam.
(son
olarak bir ekleme yapmak istiyorum: ufuk bir
salaktir!!!)

selçuk erdem

cin seddi

firambogaz
uzaydan bakıldığında ince, uzun bir dere gibi görülebilen, insan eliyle yapılmış tek eser olan çin seddi, çin’in kuzeybatısı boyunca uzanan dünyanın en uzun savunma duvardır. kalıntıları po hay körfezinde deniz kıyısında başlar. pekin’in kuzeyinden geçerek batıya yönelir ve huang-ho nehrini ikiye bölerek güneybatıya uzanır. gobi çölü’nün güneyinden batıya yönelerek devam eder.

ilk set, m.ö.7. yüzyılda chu krallığı tarafından, günümüzdeki henan eyaletinde yapılmış olup fazla uzun değildir. m.ö.3. yüzyılda hun, tunguz ve moğolların saldırılarını durdurmak ve ülkenin kuzey sınırlarını korumak için imparator qin shin huang (çe-huang-ti), burayı boydan boya aşılmaz bir savunma duvarıyla kapatmaya karar verdi. m.ö.221 yılında daha önceki krallıkların yaptırdığı duvarları birleştirek uzattı. m.ö.3. yüzyıldan m.s.17. yüzyıla kadar çinliler seddi uzatmaya devam etmişlerdir. seddi onaran ve savunma amaçlı kullanan son hanedan ming hanedanı (1368-1644) olmuştur.

seddin yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte uzunluğu 10.000 kilometreyi bulur. bugün ayakta duran kısım ming hanedanı devrinden kalan 3.000 kilometrelik settir. ancak asıl inşaat, m.ö.221 ile m.s.608 yılları arasında yapılmıştır
seddin kalınlık ve yüksekliği yer yer değişir. genellikle duvarın yüksekliği 7-10 metre, taban kalınlığı 7 metre ve üst kalınlığı ise 6 metre civarındadır. üzerinde atlar ve arabalar gidebilmektedir. duvar boyunca siperlik ve okçu delikleri vardır. 200 metrede bir gözetleme kulesi veya kale ve 9 kilometrede bir fener kulesi bulunur. duvar üzerinde yer yer saray ve tapınaklara da rastlanır. bazı yerlerde setler, kademeli savunmaya imkan verecek şekilde bir kaç sıra halinde yapılmıştır.

çin seddi, en uzun sürede yapılan ve en çok insan çalıştırılan yapıdır. m.s.555’te beijing ile datong arasındaki 500 km.lik duvarın yapımında 1.800.000 kişi çalıştırılmıştır. badaling dağının üzerinden geçen seddin sadece 200 metrelik kısmını yapmak için bile binlerce kişi çalıştırılmış ve bu kişilerin isimleri bir taşa yazılmıştır.


piraye

firambogaz
piraye için yazilmiş : saat 21-22 şiirleri


ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...

ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

ne güzel şey hatırlamak seni.
sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...


20 eylül 1945

448 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol