bilgiçlerin nicklerinden roman yazmak

ludingirra
episode:1--->#777708

------episode:2-------

bir los angeles sabahı.
9. bölge narcotic şefliği.

...

...mad tandt, musluğu kapattı, bir bardak su içti ve elleriyle saçlarını sıvazladı. gidip herşeyi karanlık odada bir bir dökmenin zamanı gelmişti...yüzleşmenin!

merdivenleri ikişer ikişer çıkarken, sonucun etkili olabileceğinden emin değildi. keyifli olduğu günlerde kendini çok "ingiliz" bulurdu. keyifsiz olduğunda ise kendini pastane vitrinine benzetirdi. yer yarılsa da deepine girsem moduydu ondaki kimi zaman. ölü bedenden farksız olurdu.

etom’un bulunduğu sorgu odasına girdi. constantinopolis de oradaydı.

dışarıdaki ses: selincaglayan geldi amirim!
+ hmm. birazdan. bekletin ofisimde.
+ bamyanı bitirmemişsin etom! ups, beğenmedin mi yoksa?
- anlamayanadamın tekisin sen mad! burada boşuna tuttuğunun farkında bile değilsin bizi.
+ bir bardak portakal suyu seni kendine getirir sanırım. seni dinliyorum. evdeki mektup, uyuşturucu...anlat!

etom zincirlerinin üzerine büzüldü!
+ en azından uyuşturucu ticareti yapmıyor olduğunu duymak isterdim! bu özgür gece adamım. ayrıca sakin ol! relaxxx! ben sakiniseverim.

etom cevap vermedi. camın arkasında elinde mektupla duran nerobianco serpens’in yüzüne baktı.
- sadece ben değil, satoli...aa, selincaglayan ve eski maliyeci salih de var işin içinde.
+ hangisalih! hem ben sanki sato’lu bişey duydum! sen de duydun mu constantino?
- grafolog salih, onun takma adı. yani gerçek adıyla redcrow fastjunkie.
+ yok artık. ye kafayı kudur şimdi. tanrım, ben buna gülerim! ehuehuehu! bizim fastjunkie ha? şaka bu! adres ver bana! nerede fast!
- 223 43 34 telefon numarası. evinde sürekli kalan bir hizmetçisi var. adresi ben bilmiyorum. nerede olduğunu o bilir ancak.
+ peki zarf? bir şifre mi yoksa içinde yazanlar!
- o bir aşk mektubu! bidaha oku!

mad, bir göz hareketiyle nerobianco’yu çağırdı ve numarayı verdi. redcrow fastjunkie’yi aramasını ve hemen adrese gitmesini emretti.

nerobianco serpens, evi buldu. redcrow evdeydi. etom’un hangi pis işlerine bulaştığını sordu:

- sadece iki, evet iki defa. satolina bitterend’a gitmiş birkaç poşet! ama işin içinde ben yokum adamım! tamamen duygusal bir aşk hikayesi var bu işte! max sepulturk, yani constantinopolis’in yazdığı iki üç mektup, zorunlu bir ameliyat, selincaglayan ve satolina bitterend! bildiklerim bundan ibaret! ha bir de selincaglayan’ın sakladığı çocuk. kızı sanıyorum.

nerobianco buz kesti! max sepulturk diye mırıldandığı an telefon çaldı:

+ nerobianco? ne alemdesin!
- yokpekbişi. buldum redcrow’u! işin içinde değil ama çok şey biliyor.ben iş üstündeyim mad!
+ otele dön! kadının kızı orda. al onu!
- tamam mad!

tekrar kadını bulduğu otele döndü. bakıcısıyla yemek yiyen kızı buldu. tv de calamitycans izliyorlardı birlikte.

- adın ne?
+ artemisia.
- annen bir süre bizimle birlikte. sanırım seni onun yanına götürmem gerek.

kızı aldı ve bakıcısına önemli bir durum olduğunu, kızın da annesinin de güvende olduklarından sözetti.

2693 ssq plakalı polis otosuyla merkeze doğru yol aldılar. yolda sanatisler kol geziyordu. akşam saatiydi ve nerobianco buz kesmişti. hala! romantik serseri gitmiş, yerine sinirsahibi bir adam gelmişti son günlerde. olaylara passive kalmak deli ediyordu.

kanal47’yi açtı, pink floyd’dan the wall çalıyordu. kızla sohbete daldı.

- demek adın artemisia. anlat bakalım.
+ bu parçayı çok severim.
- hmm. demek sen de floydian’sın benim gibi.
+ evet ama şebnem ferah, illdisposed ve depeche mode da dinlerim.

huzursuzdu. köşede durup kıza aşure aromalı ülker çikolatalı gofret aldı ve devam ettiler. yol uzundu.

+ sen spongebob sever misin?
- hayır ben phantomlord severim. hayalet lord! hahhaaa! bir de deborah. izledin mi hiç?
+ deborah’ı izledim evet. ya phantomlord? senin kadar korkunç bi karakter mi o da?
- korkunç mu? tabiki hayır. çok bilmiş şirin şey seni.
+ hayır ben evrendeki en mütevazi insanım bir kere.
- kardeşin var mı?
+ henüz üç yaşında bir kardeşim var evet. biliyor musun, babam onu yeni gördü daha.
- baban kim?
+ max. tanıyor musun?
-...

ilerde, use condom don t be silly yazan büyük bir elektrik trafosuna bakakaldı. arabayı durdurdu. emotion marka deodorant’ının kokusundan eser yoktu. rutubet kokusu alıp gitmişti etrafı.

dejavubilmemkaç diye mırıldandı nerobianco.

+ neden fasa fiso konuşuyorsun?

sustu. kızda, goetica tipi vardı. düğmeburunlu bir çocuktu. gözleri hafif max’e de benziyordu biraz.

- kardeşinin adı ne?
+ müqüe. ben koydum. güzel isim değil mi?

birden radyoda arh negatif kana ihtiyaç olduğunu haber veren bir kadın sesi, ilerde ohannessenpetersburgerking sesi çıkarıp yanından hızla geçen bir ambulanss. tekrar kıza döndü. gülümsedi, kızları madeline ve enharista geldi aklına. düşlerin öte yakasındaki umut uğruna nelerden vazgeçti.

çok güzel gitar çalardı. karısı esmeralda gibi. instrumental çok konser vermişti gençken. onun hayatı aslında,
solakgitaristindokunaklıöyküsüydü bir bakıma. acı ve trajik.

merkeze geldiler. isyankarmuhabir birkaç soru sordu kendisine. cevap vermedi. içeri girip doğru mad tandt’ın odasına girdiler. onu beklerken, el menzile beynel menzileteyn gazetesinde bir huni delisinin arandığını haber veren manşete gözü ilişti.

- offf be!
+ heyy. naaber nerobianco?
- döndük mad! kızın babası max! max sepulturk! max sepulturk, constantinopolis!
+ nasıl olur nerobianco!...
- evet mad! en yakın arkadaşın! büyük uyuşturucu şebekesinin başı! ameliyatla ne kadar tanınmaz hale gelmiş değil mi???
+ aa ama, öldü o nerobianco! cenazesine gittik, ederlezi çaldık, hatırlamıyor musun!
- dünya yalan söylüyor mad! bütün dünya! selincaglayan kim biliyor musun? 3 yıl önce intihar etmeyi başaramayan sevgilin! satolina bitterend!

mad, hafif sendeledi. hemen dışarı çıktılar. emniyet müdürü armour mitili, sorgunun devamı için bb kod adlı igor alchoburn’u görevlendirdi. çünkü constantinopolis kaçmıştı.

mad olduğu yere yığıldı. bir yerde bir zamanlar kaybolan hayatının kadını, en iyi arkadaşı ve bir tarafta da uyuşturucu gölgesinde bir aşk hikayesi.



haziran15, mad’in hayatının aslında en kötü günü olacaktı. igor alchoburn, bir kağıtla geldi.

"anarchyçiçeği’nin önünde mad! akhillius cafe’de. eski buluşma yeri. imza bir dost"

hemen buluşma yerine gitti. bir kaç ankakuşu ve barmenden başka kimse yoktu. küçük göle baktı. durusuda yüzmebilmeyenbalıklara...ve greyfurt ağaçlarına.

angelus’u hatırladı. sevgilisiyle en sevdikleri şarkıyı. ya en iyi arkadaşı? nasıl olurdu da bir kaçakçı olurdu. hem de öldüğünden bu kadar eminken!

şarkıyı mırıldandı.

city of angels filminde meleğin insan olabilmek için inşaatın tepesinden kendini boşluğa bıraktığı sahnede duyuluyordu bu parça. birden "meleğim" dediği sevgilisinin hikayesine benzetti bu anı. ameliyatla bambaşka bir hal aldığı anı.

hormonsuz domateslerin kokusunu çekti içine. harika bir cafe’ydi. birlikte ne çok gelmişlerdi max’le...hiçbir şeyin önemi yoktu artık. etom ve yakın dostları bir bir yakalanmıştı.geriye kalan şaşkınlık ve kırık bir kalpti.

barmen imphotep, bir kağıt getirip bıraktı.

"belkibirgünbiryerde mad! hepimizhiçiz adamım. children of sanchez, biziz. istenmeyenadam olmadık hiç. biz değişmedik. unutma eskiyi. görüşeceğiz. ama o gün bugün değil."

imphotep’ten biraz bira istedi.

birasını yudumlarken, tebessüm etti. gözlerinden bir iki damla yaş süzüldü. tam da, içindeki fırtınalara mahkum bir halde kalbindeki dört duvara kısılıp kalalı kaç yıl olduğunu düşünürken,

on thorns i lay’den, buram buram katatonia kokan independence çalıyordu...



bu başlıktaki tüm girileri gör

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol