sivas katliamı

orada bulunmuş ve olayı yaşamış biri olarak #86917 numaralı entrye ithafen söyleyebileceğim şey şudur:olayı başlatan gerek sivas’ta bulunan, gerekse civar illerden gelen örgütlü yobazlardır. (tuncelili kürtler uydurmasına inanmak içinse kusura bakmayın ama oldukça saf ya da cahil olmak gerekir.) olay tamamen planlanmış ve yaşama geçirilmiştir. bir gün öncesinde camilerde bildiriler dağıtılmıştır.ancak olayın bu aşamaya geleceğini herhalde bu yobazlarda baştan tahmin etmemiştir.istemiş ama ummamıştır en azından. o gün öğle namazından çıkan yobazlar önce etkinliklerin yapıldığı kültür merkezine gelip, etkinliklere katılanları protesto ettiler ve kültür merkezine sığınanları taşladılar. güya göstericileri dağıtmak için oraya gelen refah partili belediye başkanı, göstericilere hitaben gazanız mübarek olsun dedi. ancak galeyana gelen gösterciler bununla yetinmedi, dağılmadı ve gittikçe çoğalan bir kitleyle madımak oteline gitti. bu göstericilerin çoğu çoluk çocuk ve çapulcu tipli insanlardı. çoğu bence orada ne için bulunduğunu bile bilmiyordu. kitle psikolojisi diyebileceğimiz bir sebeple oradaydılar. ancak içlerinde ne yaptıklarını bilenler de vardı. olayların başlangıcı planlı, devamı tamamen gelişigüzel gelişen bir süreçti. ama bu gelişmeye katkısı bulunan ve bu olaya seyirci kalan hükümet görevlileri vardı. çoğunluğu çapulcu olan 6-7 bin civarındaki göstericilerin dağıtılması için havaya ateş açılması yeterliydi. ama nedense demokratik kitle örgütlerinin yaptığı mitingleri dağıtmakta pek usta olan güvenlik güçleri,7-8 saat civarında bir sürece yayılan olaylar esnasında, bu 6-7 bin civarındaki çapulcu sürüsünü dağıtamadı. güvenlik güçleri olayları izlemekle yetindi. son ana kadar ne oteldeki ne de otel dışındaki insanlar böylesi insanlık dışı bir sonucu tahmin edemedi. ama yaşandı.herkesin gözleri önünde hem de. büyük bir utançla. bu nedenle bu utancı sivas halkı, tüm türkiye halkından daha fazla duymalıdır. en azından gözlerinin önünde gerçekleşen bu olayı seyrettikleri için, bu vicdan azabını çekmelidirler.
ölen insanlar için üzülmemek elde değilidir ama daha da kötüsü o insanların ölüsü üzerinden trübünlere oynamaktır.
cehaletin ve insanliktan bi haber olmanin izdu$umunu nice aydinin canina kiyarak, $erefsizce katlederek dunyaya kanitlayan bir grup sefilin yaptigi eylem.

fakat;

bu ba$lik altinda bu katliami kinamamayi yahut lanetlememeyi samimiyetsizlik olarak nitelendirmek ne derece akil i$idir bunu cozemedim.bilgi sozluk fransiz buyukelciligi degil ki kapisina siyah celenk birakalim, taksim meydani da degil toparlanip miting yapalim.omru kafi gelenler bu zalimligi ve bu $eytanligi zaten yeterince net hatirliyor ve mutemadiyen bu katliamin sorumlulari ile alakali her ne gerekiyorsa zaten "iclerinden yahut yuksek sesle" soyluyorlardir.

asala’nin katliamlarini da pek cogumuz biliriz fakat ben dahil hemen hic birimiz sozluk icerisinde bu katliamlari kinayan yazilar yazmadik.cok mu sevinmi$tik diplomatlarimizin katledilmesine, icimizin buzlari mi cozulmu$tu? hic sanmiyorum.eminim hatirlayanlar iclerinde, derinlerde bir yerlerde halen sizisini ya$ar bu olaylarin.buna ragmen hemen hicbirimiz bu olaylari sozluk icerisinde kinar nitelikte yahut lanetler nitelikte yazilar yazmadik.

nicin? mal miyiz?

hayir.degiliz.ya da en azindan bir kismimiz degiliz.mal olmayan kismimiz da sozlugun cemkirme yeri degil bilgi verme yeri oldugunu bildigi icin bu tur $eyleri tercih etmediler.yazilar ile yapilan vah$etleri kinayanlara sozum yok, mal dedigim ki$iler de onlar degil elbette.fakat nasil ki benim bu tur vah$etlere kar$i kinayan yahut lanetleyen nitelikte yazilar yazanlara bir sozum yoksa, kimsenin de bu tur yazilar yazmayanlari "samimiyetsizlikle" suclamaya hakki olmamali.kaldi ki zaten boyle bir hak yok.

cok mu samimisiniz bu tur serzeni$lerinizde? konu ile alakali birimlere mail yollayin, telefon acin, sesinizi yukseltin.bakalim o zaman independence gibi samimiyetsiz birisi hicbiriniz hakkinda tek kelam ediyor mu.
henüz doğduğunda kiliseye karşı verdiği savaşta laikliğin ve dine karşı rasyonalizmin temsilciliğini yapan burjuvazi güçlenip yaşlandığında ve toplumun yeni yöneticisi konumuna geldiğinde, iktidarı ve gücü için birer tehdit olarak algıladıklarına karşı din olgusuna yeniden sarılarak, tıpkı kendisinden önceki, kendisinin vakti zamanında düşmanlık yaptığı eski iktidarları oluşturan yönetici kurumlar gibi gericiliği, kitleleri düzene bağlamanın bir aracı olarak kullanmaya yöneldi.

1980 darbesinin hazırlık aşamalarından olan maraş ve çorum katliamları, bizzat burjuva devlet iktidarınca desteklenen dinsel ve faşist gericilik tarafından gerçekleştirilmişlerdi. toplumsal muhalefet dalgasının yükseldiği 1980 öncesi yıllarda, yükselişin önüne set çekmek isteyen türkiye burjuvazisi, harekete geçen emekçi yığınlar içinde alevi-sünni ayrımını körükleyerek, toplumu bu yapay ayrım temelinde bölerek, varlık temellerine yönelmekte olan tehlikeyi savuşturmayı hedeflemiştir. başarılı da olunmuştur.

bu başarılı politikanın yakın örneği, can yakan can düşmanı parlak canları almış götürmüş sivas katliamıdır. 2 temmuz 1993 tarihinde gerçekleştirilen ve 37 canın diri diri yakılarak katledildiği sivas katliamı sonrasında ortaya çıkan gerçekler, devletin -dolayısıyla yeşil kuşakçıların, dolayısıyla yine emperyalistlerin, yine abd’nin, yine nato’nun, yine emperyalist diyarların zengin kapitalistlerinin- gericiliğin arkasına gizlenerek oynadığı rolü bir kez daha gözler önüne sermiştir.

sivas katliamı sonrasında köylerde katliamlar ve boşaltmalar da yoğunlaştırılmıştır. alevi köyleri olaylardan hemen sonra basılmış, kürt türk birbirine düşürülmüştür. devlet, kendi yarattığı -pardon emperyal güçlerin emirleri doğrultusunda kendi yarattığı- kontrgerilla ve gerici örgütleri kendisine muhalif güçlerin üzerine salarak, bu katliamdaki rolünü gerçekleri görme olanağından yoksun toplumun gözünden saklamayı başarmıştır.

16 mart katliamı, maraş katliamı, 1 mayıs 1977, bahçelievler katliamı, çorum katliamı, hrant dink suikasti, uğur mumcu, sabahattin ali, ahmet taner kışlalı suikastleri ve daha bir çok bilinen bilinmeyen, faili ortada ya da meçhul katliamda, suikastte olduğu gibi katil yine devlettir, yine ait olduğumuz, yine yakından tanıdığımızdır. marx’ın her dediğine ’he’ demek istemiyorum, ama marksizm yine haklıdır, katili tam adıyla, sıfatıyla anmak gerekirse -ki gerekmektedir- katil kapitalist devlettir. faili meçhulların aslında failleri ortadadır, faili meçhul olmayanların da fail olarak bilinenleri yanlıştır. fail kapitalist devlettir, fail emperyalizmin kucağına düşmüş, kendinin olana acımadan zarar veren, başkasından çekinen korkak devlettir. suçlu kim mi? devleti katile bırakan, katilleşmesine izin veren bizler...

(bkz:katil devlet)
(bkz:faşist devlet)
(bkz:başbakanı rte olabilen devlet)
(bkz:suçlu devlet)
(bkz:derin devlet)

kısaca yine sinirlendiren, cinnete getiren devlet o her kanlı, pis, iğrenç, insanlık dışı, mide kaldıran davada arayıp da bulamadığımız failimizdir. fail, davaya bakan olunca tabii, kendini bulması biraz zor olmaktadır, suçlu değildir.

not: tüm sınıflardan, varoldukları, ayrı oldukları sürece nefret etmekteyim. sınıf, din, dil, ırk neymiş? hepimizin ait olduğu tek bir çatı, tek bir bayrak olmalı: insanlık. sınıfları silin, duvarları yıkın, kapıları kırın. sözde sahip olduğumuz özgürlüğe özde ancak sınırları kaldırarak varabiliriz. eğer amaç özgürlük, mutluluk, sevmek, sevilmek değilse, doğru yoldayız, hiç bozmadan devam edelim.

not2: bak, ciddiyim. boyun eğmem asla sana. doğarım küllerimden, başım asla öne eğilmez, gücün varsa durdurmalısın beni, geç kalman durumunda asla durduramayacaksın çünkü. bedenimi yakabilirsin, ama fikirler asla ölmez, düşünceler tükenmez, türküler yanmaz, bunları bilmelisin. korkmuyorum şiddetinden, ateş tutan ellerinden, ürkmüyorum nefretinden. denizler asla ölmez, canlar asla cansız düşmez, mustafa kemaller doğmamazlık etmez. kork ya da korma, sen bilirsin, devrimci asla yorgun düşmez. zincire vursan da, assan da, yaksan da, sustursan da, bağlasan da gözlerimi -ve hatta gözlerimizi, çünkü her şey hepimizindir bizlerde- sönmeyecek olan ateş bizimkidir, madımak’ta yakılmış kara ateş değil. gün gelir, devran döner. hesap sorulur, sorulduğunda verilecek cevap olmayacağı için son da bellidir. sen en iyisi kendi yaktığın kara ateşe atla bir dahakine, yapabileceğin en iyi şey bu olur. güneşin ozanları susmaz, pir sultan abdal ölmez, sivas ellerinde sazı da çalınır, cumhuriyet sivas’ta kuruldu, sivas’ta tekrar doğacak. aziz nesinler hep varolacak, siz küçük kimselerse ancak küçücük kalacaksınız, ancak yıkarsınız, yapamazsınız. can verme yoksunusunuz, ancak alırsınız. üretmeyi bilmezsiniz, ancak tüketirsiniz. sahiplenmeyi değil, satmayı bilirsiniz sizler. dövüşmeyi bilmezsiniz, asla dövüşemeyeceksiniz. hep arkadan vurursunuz sizler, höd dense ilk siz kaçarsınız. korkaklığınızdan bile korkuyorsunuz, o kadar korkaksınız. tekrar ve son kez, bak, iyi dinle, çok ciddiyim: boyun eğmem asla sana, yaksan bile bedenimi, ben doğarım küllerimden, gücün varsa durdur beni.

not3: bir dakika hem, ne demiş nazım: sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? aydınlık, merhaba! ben geldim, sevmeyi bilen çocukları getirdim...

not4: aslında yazacağım çok şey var, yazasım olan. hatta aklımdan o kadar fazla şey geçiyor ki, düşündüğümü unutuyorum. konudan konuya zıplıyor ve düşüncelerimi toparlamayı beceremiyorum. bu nedenle daha fazla yazmamaya karar verdim, bu yeterli sanırım. her ’insan’ gibi ben de yananlardanım. fakat yanıkları göremezsiniz kalplerde, hala ateş var çünkü orada. hala yanmakta gönüller, onlarca canın acısıyla. yalnız sivas değil, tüm yurttan, dünyadan tüm insanlık tarihi boyunca yalnızca insan olduğu için yanan, kurşunlanan, asılan, kesilen, katledilen binlerce, milyonlarca canın acısıyla yanmakta yüreğim, beynim ve aslında bir bakıma bedenim... karanlığı tamamen ışıkla sarana kadar bu alevler, bu ateş sönmeyecek.

edit: alevi değilim, önemli mi? hayır. neyim ben? yanan, yakılan, kurşuna dizilen herkestenim. hakları elinden alınan, haklıyken haksızmış gibi suçlu olarak yargılanan, güçsüz, kendisini korumasına izin verilmeyen herkesim. öğrenen, öğreten, üreten, seven, sevilmek isteyen, barış, özgürlük, kardeşlik, tek çatı özlemi içinde olanım.

edit2: özlemi içerisinde olduğum o tek çatının adı ’insanlık’.
evet,orada 37 canımız yakıldı...aydın,sanatçı...buradan yakın ey yobazite sahipleri...insanoğlunun görmüş olduğu ,en kana susamış vampirleri bile solda 0 bırakan yaratıkları barındıran bir ülkede yaşamak...
inancından dolayı 2.sınıf vatandaş statüsüne inmek...
çürümüş,içi kokmuş düzenin sizi esir etmesi...

ey yobaz:"seni bilmem ama,benim insanlığım henüz yanıp kül olmadı seninki gibi"

ve bil ki:"biz orada yananların küllerinden doğduk"

(bkz:içimde şeytan yok)
(bkz:isyan var isyan)
2 temmuz 1993 yılında sivas madımak otelinin yakılması sonucunda oluşmuştur.

bu çok kötü olayın sebepleri arasında:
her yıl sivasın yıldızeli ilçesi banaz köyünde gerçekleştirilen pir sultan abdalı anma ve kültür şenliklerinin sivas merkezine alınması, yerel basının tüm uyarılarına ve haftalar öncesinden sivasta çok büyük olaylar çıkacak haberlerine rağmen başta sivas valiliği olmak üzere emniyet ve diğer kurumların yeterli tedbirleri almaması, şenliklerin başlangıcında istiklal marşının okunmaması ve o zamanki sivas valisininde aralarında bulunduğu yetkililerin devrim! şehitleri anısına saygı duruşunda bulunmamaları, aziz nesinin kuran ve muhammed hükmünü yitirmiştir, çağdışı kalmıştır gibi sert açıklamaları, sivas merkezindeki çay bahçelerinde sol örgütlerin propaganda yapmaları sonucunda halktan tepki çekmeleri, cuma namazı sırasında davul zurna eşliğinde halay çekilmesi süretiyle namaz kılanların rahatsız edilmesi ve ilk orda olayların başlaması,

cuma namazı sonrası onlarca sarıklı cüppeli kişilerin el ilanları dağıtıp din elden gidiyor diye bağırarak halkı kışkırtmaları(bu kişiler vilayet binası taşlandıktan sonra dağılmaya başlayan halkın dağılmaması için tekrar tekrar benzer söylemlerde bulundukları halde hiçbir şekilde güvenlik güçleri tarafından engellenmemeleri), olayların yaklaşık 8-9 saat sürdüğü halde hiçbir müdahalede bulunulmaması(arabayla gelindiği takdirde sivasa ; tokattan 1saatte, kayseriden 3 saatte, malatyadan 3 saatte, amasyadan 3 saatte ulaşılabilinmektedir.)

halka haber verilmeden şehrin çeşitli yerlerine heykellerin yerleştirilmesi, halkın oteli taşlamaları ve saatlerce süren bu hareket esnasında bir anda bir bidon benzinin kaldırımda bulunması, olay günü sivasa erzincan istikametinden çok sayıda arabanın gelmesi ve bu araçların aranmamaları gibi bir çok sebep sayılabilinecektir.

yukarıdada saydığım sebeplerden de anlaşılabilineceği üzere, bu vahim olay çok önceden ve en ince ayrıntısına kadar hesaplanmış bir nevi süleyman demirel ve ekibi tarafından sivastan intikam almıştır.derin devletin derin etkilerinin görüldüğü bu iğrenç olayın sonralarında da görülmüştür. askerlerin bütün hastanalere müdahalesi sonucunda otopsilerin ve gelen yaralılara müdahalelerin askeri hekimler tarafından yapıldığını bütün sivaslılar bilmektedir.


ayrıca büyük birlik partisi yöneticileri otele parti camından uzattıkları kalaslar sayesinde ulaşarak otelde mahsur kalan bir çok kişiyi kurtardıkları ve onları mühsin yazıcıoğlunun direktifleriyle 2 saat kadar korudukları ve sakinleştirdikleri bile uzun süre kamuoyundan saklanmıştır.

otelin yakılmasından sonra müdahale etmek için geç kalan yetkililer halkın kendiliğinden dağılması sonucunda sokağa çıkma yasağı getirilmiştir. sokağa çıkma yasağından sonra kimliği belirsiz kişilerce hareket eden herkese ateş edilmiş ve olaylardan habersiz kişiler bu şekilde öldürülmüştür.

sivas halkının en ufak bir sucu olmadığı bu canice işlenen katliamdan sonra sivas plakalı araçlar çeşitli tatil yörelerinde yakılmıştır, taşlanmıştır.

televizyonda görülen o kalabalıkta her türlü siyasi görüşe sahip insanlar vardı ve bu insanlar nasıl bir oyuna alet olduklarının farkında değillerdi.

her ne sebeple olursa olsun hiç kimsenin bir başkasının yaşama hakkını elinden alması heleki böyle insanlık dışı bir hareketle bunu yapması asla savunulamaz bir davranıştır. bu olayın doğruluğunu savunmak, haklılığını savunmak insan olmanın onurunu çiğnemektir ve her türlü hakareti haketmektir. siz insanların hayallerini yakamazsınız buna kimsenin hakkı yoktur.

eger olayların nasıl bir oyun olduğunu anlamak isterseniz bu olaylardan yargılanan kişilerden 37sinin idam cezası aldğını gözönünde bulundurmanız gerekmektedir. sadece ihbar telefonları kanıt gösterilerek onlarca insan aylarca yıllarca hapiste kalmış yuvaları yıkılmıştır.

en acı olanlardan biride hiçbir zaman o oteli yakanlar cezalandırılmamış olmasıdır.

cezalandırılanlar başta gencecik 37 çicek, 37 umut, 37 güneş ve onların aileleri daha sonra da sivas halkı olmuştur. sivas merkezinde sanıldığı gibi alevi sünni ayrımı yoktur ve bundan sonrada asla olmayacaktır. bu olaylardan sonra alevi sünni bir olup birbirlerinin omuzlarında ağlamışlardır.
bu yangin yerinde



yaşamak bu yangın yerinde

her gün yeniden ölerek



zalimin elinde tutsak

cahile kurban olarak



yalanla kirli havada

güçlükle soluk alarak



savunmak gerçeği, çoğu kez

yalnızlığını bilerek



korkağı, döneği, suskunu

görüp de öfkeyle dolarak



toplanıyor ölü arkadaşlar

her biri bir yerden gelerek



kiminin boynunda ilmeği

kimi kanını silerek



kucaklıyor beni metin altıok

"aldırma" diyor gülerek



"yaşamak görevdir bu yangın yerinde

yaşamak, insan kalarak"
ataol behramoglu
donemin basbakani tansu ciller’in olayin ilk saatlerinde "otelin disindakilere hic bir sey olmamistir" talihsiz aciklamasina neden olan olay.
basbakan yardimcisi erdal inonu ise olay mahalline gitmemistir bile.
madımak otelinde yangın geç de olsa söndü ama kalplerdeki yangın sönmedi.. tam 13 yıl geçti kendini "allah ın askeri" zanneden, allahu ekber sesleriyle 37 cana kıyan yobazların başlattığı yangının üzerinden.. unutulmadılar, unutulmayacaklar..

13 yıl sonra sevgiyle, saygıyla anıyoruz orada hayatını kaybeden tüm aydınlarımızı.. karanlığı getirmeye çalışanlar farkında değiller ki bizler sizin ışığınızla pırıl pırılız hala..
yedi kova su yeterliydi
sivas’taki ateşi söndürmek için
oysa her biri
devlet dairesindeki kovaların
üstünde yazılı
altı harfli bir sözcüktü yangın

g harfi boştur kovaların
ki okununca dolu olanları
ortaya çıkar
madımak oteli’nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: yan ın

(bkz: sunay akin)

unutulmadilar,unutulmayacaklar!
13. yılını doldurmasına rağmen suçluların ve yönlendiricileri ile işbirlikçilerinin sokaklarda gezdiği, adeta devletçe ödüllendirildiği katliamın adıdır.maraş ve çorum olayları gibi unutturulmaya çalışılmaktadır ve kısmen de başarılı sonuçlar doğurmuştur; devletimiz işini iyi bilmektedir.ankara’daki katliamın yıldönümü eylemine bile silahlı, tam donanımlı binlerce polis ile devletimiz iştirak etmektedir; gönül isterdi ki suçlular yargılansın, yetkililer de katliamı kınayarak eyleme ve etkinliklere destek versin... ama sivas’ta jandarma eliyle köylerin yolunu dahi şehirdeki eyleme gelmesinler diye kapatan, insanları eylem alanına almayan bir zihniyet nereye kadar gider bir düşünmek gerekmektedir.ama şarıda da söylendiği üzere ’’pir sultanlar ölmez binler yetişir’’ faşizmden akan kanın hesabı sorulur.
kul olayım mızrap tutan ellere
katip arzu halim yaz şah’a böyle
gül dikeyim kan dökülen yerlere
katip arzu halim yaz şah’a böyle

güzelim hey
tabibim hey...

sivas ellerinde ömrüm çalınır
kor yürekler bölük bölük bölünür
dost´tan ayrılmışam bağrım delinir.
katip arzu halim yaz şah’a böyle

güzelim hey..
tabibim hey...

bir ismim haydar, biri nesimi
akarsu’yum kesemezler sesimi
hasretime duyurayım yaşımı
katip arzu halim yaz şah’a böyle

güzelim hey...
tabibim hey...
cumhuriyet tarihimizin en karanlik olaylarindan biri.hayata verdigimiz degerin, kimlerin demokrasiden ne anladiginin, cumhuriyetimizi sindiremeyen kesimlerin ne kadar curetli olduklarinin urkutucu bir ornegi. o aci gunlerde rte belediye baskaniydi simdi basbakan. aklim karisiyor kim degisti ne degisti??
islamı götünden anlamış bir topluluk tarafından gerçekleştirildiği gün gibi aşikardır efendim bu kaliamın. adam öldürmek ile islamın hiçbir şekilde bağdaşmayacağını anlayamayanlara ne yazık!
bugun uzerinden 12 yil gecmis vahset..turkiye’de seriatci karsi devrim isteyenlerin 37 aydinimizi diri diri yaktigi katliam..orda yananlar ayni zamanda laikligin yilmaz savunuculariydilar.onlar yanarken olaylari izleyen guvenlik gucleri ise olayin ne kadar organize oldugu gostermekteydi.5-6 bin kisi zaten organize olmadan toplanamazdi..yobaz takiminin sivas’in butun tarihini ayaklar altina aldigi olaydir ayni zamanda..artik sivas kongresiyle anilan bir sivas yok ve asla olmayacak..
insanlarin yillardir birbirini parmakla gosterip "o yapti, o yapti!" dedigi olaydir... ne yazik ki tipki butun ovunclerimiz gibi bu kapkara kabusun da sorumlusunu "biz" olarak goruyorum ben. biz yaptik, turkiyenin belki en cok soyleyecek sozu olan adamlarini biz susturduk, bir degil onlarca "can" in kanini ellerimize biz aldik.
ve sen yanmasan ben yanmasam biz yanmasak dediler ve yollarinda yuruduk ve umutlarinda savasip vurulan, ankara sokaklarinda yaziya cikip polisten kursun yiyen de bizdik.
her sorun ciktiginda sorumluluk alma korkusuyla cevrildi parmaklar baskalarina, ve her uzanilan kol yeni bir grup yaratti turkiye’de. biz bir turlu cikip "biz" diyemedik butunlenmek icin. "biz" sozcugu hep "onlar"i disarida birakmak icin kullanildi.
aydinlari yakan bizdik sivasta, otel odalarinda sessiz sitemsiz yanan da bizdik.
tepkilerin çok yoğun olarak başladığı ve her zaman ki gibi balık hafızalı olan bu ülkenin unuttuğu , cumhuriyet tarihinin en vahşi katliamlarından birisi.
0 /