kinyas ve kayra

0 /
cokoprens
oturduğu yerden bir kinyas, bir kayra olabilen adam hakan günday’ın doludizgin romanı. kinyas ya da kayra’nın yaşadıklarını yaşamadığından eminim ama bu kitapta hayallerini harmanladığını düşünüyorum. gitmek ve kalmak arasında zaten durmadan ikirciktedir hakan. karakterlerle gittiğinde olacakları kurgulamış bence, her ikisi de kendisi, birisi gidişinde ısrarcı olan yanı, diğeri ise vazgeçmek eğilimli yanı. zaten hayatın kendisi de gitmekle kalmak arasında, her iki durumda da mutlu olamayacağınız bir şey değil midir?

azil’de de aslında kinyas ve kayranın analizi yapılmaktadır, önce gitmek ve kalmak düşüncesi sonucu ortaya çıkan olasılıklar zinciri kinyas ve kayra, arkasından azil’de kinyas ve kayra’nın hakan’a geridönüşümü, feedback bi nevi.

gitmek ve kalmak arasındaki derin uçurum, piç’te de kendini belli eder. bakış açınıza göre yine en akıllı veya en karaktersiz davrananın "hakan" olması, bence bir başka şaşırtıcı detaydır.
mechul
ramstein dinlerken okuduğum, okurken içten içe psikopatlaştığımı hissettiğim hakan günday’ ın en güzel kitabı.
tayfa75
:--------------------------------------------------spoiler--------------------------------------------------:

oysa hayatlarının belli dönemlerinin her saniyesini a$ka verebilenlerse gercekten ya$arlar. sadece sevgilileri ve kendileri. ba$ka hicbir seyle ilgilenmezler. yuzde yuz a$k! dengesizlik, gercek duygusunun ve gercegin tek kapisidir. dengeyle hicbir yere varilmaz. ancak du$meyi bilenler kopruden, kar$iya yuzulerek de gecilebilecegini ogrenir. belki cennete, belki ipin gerildigi kar$i tarafa varilir dengenin sonucunda, kabul ediyorum. ama du$memek icin verilmi$ mucadelelerin acisi ve tedirginligiyle...

:--------------------------------------------------spoiler--------------------------------------------------:
valequentill
aylardir etkisi altinda oldugum , hakan gunday a bu romani kisa kestigi icin kufur ettigim.. boyle birakmamaliydi dedigim , icinde seks , uyusturucu , silah , cinayet , basini alip gitmek konularinin islendigi kitap.. yne olsa yine okurum dedim ve en az 10 kere okudum..
tayfa75
on sayfa, yirmi sayfa okuyarak pic ettigim, ama ısrarla - bir sey okuyabilecek durumda degilken bile- kendimi zorlayarak okumaya calistigim, kendisini okumam icin beni zorlayan kitap.


daha iyi anlatmasi acisindan su ana kadar okuyabildigim bolumden bir kac ufak alinti ;

ve belki de vardi bir nedenim. o da pisman olup olmayacagimi anlamak. o kadar istedim ki gercek bir duygu icimde hissetmeyi! eger pismanlik hissedersem devami da gelir, diyordum kendime. sevmeyi bile ogrenebilirim yeniden, diyordum. yeniden bir insan olabilirdim.

işte, ben o kiza asik olabilirdim. gercek bir duyguya hic bu kadar yaklastigimi hatirlamiyorum. yillarca sevismemis birinin orgazmina benzerdi, simdiye kadar hic harcamadigim bedenimdeki olanca sevgiyle onu suslemek...

belki de tek sorun suydu: biz ne istedigimizi bilememistik hicbir zaman. ve dolayisiyla her seyi deniyorduk. belki gorunce istedigimiz, ugruna yasadigimiz seyi hatirlariz diye.

kurtulmaya gelmiyoruz dunyaya. daha da saplanmak icin buradayiz. dibine kadar. onun icin curuyor bedenlerimiz olunce.

...bir sey aramayan asla kaybolmaz! ve ben aramiyordum. ne bir adresi ne de birini...

bir yerlerde olu dogmus bir cocuk oldugumu biliyordum. sadece yasiyormus gibi yaptigim icin iki ayagimin ustunde duruyorum...
angelus
"hiç uykum yok. hiç uyuyamıyorum. domuz gibi içiyorum. ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. sabaha beş saat var. annemi düşünüyorum. nerededir şimdi? aynada kendime bakıyorum bazen. ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. bileklerimdeki otuz dört dikiş. medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. ve sırtımı kaplayan, tanrı’nın yüzü. bilmiyorum... hızlı yaşadım. ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! ama hayattayım.kayra, bir gün bana ’mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun’ demişti."

tayfa75
şimdiye kadar rakiyi suyla, viskiyi buzla karistirir gibi hafifletmek icin hayati da icki ile karistirmistim. ama artik hayati sek icmenin zamani gelmisti. babamin "artik buyudun. kendine de bir raki koy." dedigi aksam geldi aklima. biraz daha buyumustum. hayati ve dunyayi sek icecek kadar!...
tayfa75
:--------------------------------------------------spoiler--------------------------------------------------:

icimde bu kadar cok kan akarken derimin uzerindekileri temizlesem ne farkeder?...

:--------------------------------------------------spoiler--------------------------------------------------:
arinna
"ben yirmi bir yaşına kadar hiç hata yapmamıştım ama mutluluğu da bulamamıştım.çünkü kurulan hiç bir mantıklı denklemde yer alamayacak kadarr garip düşünceler geçiyordu içimde.sonra bir sürü hata yaptım.yüzlerce.en küçüğünden en büyüğüne kadar.bir çok zamann teğet geçtim mutluluğa.belki daha az düşünseydim dokunabilirdim o sürekli duyguya,ama mutluluğun,tatmin olmanın bir göz kırpması kadar kısa sürdüğünü anlamam zor olmadı.uğruna hatalardan kaçınılıcak bir bok değildi mutluluk".
arinna
evet yaa dedirtten bir sürü saptamayla doludur bu kitap ve hakan günday’ın diğer kitaplarının kesinlikle bir adım önündedir.
falconslx
birkaç yıl önce hakkında duyduklarımdan dolayı arayıp bulduğum, aldığım akşam başlayıp ertesi akşama doğru sonunu getirdiğim, daha sonraları canım sıkıldıkça herhangi bir sayfasını açıp okuduğum film havasında bir hakan günday romanı. yazarın ilk romanı olmasının yanında lise yıllarında yazmaya başlaması da önemli bir detaydır. başucu kitabı olmaya müsaittir. fazla üzerine düşülürse her kafa attığında ben zaten afrika ya gidicem moduna geçilebilir, etkiler yani insanı. güzeldir, okunmalıdır.
0 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol